ÖZET Uluslararası ticaretin önemli bir parçası olan gümrük işlemlerinde, dijitalleşme faaliyetleri kapsamını genişleterek hızlı bir şekilde devam etmektedir. Özellikle uluslararası […]
Yeni Batı Mah. Palandöken Cad. No: 92 Yenimahalle/ANKARA
ÖZET Uluslararası ticaretin önemli bir parçası olan gümrük işlemlerinde, dijitalleşme faaliyetleri kapsamını genişleterek hızlı bir şekilde devam etmektedir. Özellikle uluslararası […]
Günümüz küresel ticaretinde, ürünlerin uluslararası pazarlara hızlı ve etkin bir şekilde ulaştırılması gerekliliği, hava kargo taşımacılığını her geçen gün daha da önemli hale getirmiş; bu alana yönelik artan ihtiyaç, hava kargo taşımacılığını lojistik zincirinin vazgeçilmez bir unsuru konumuna taşımıştır. Ancak, bu taşımacılık türünün hız odaklı yapısı, beraberinde çeşitli güvenlik risklerini de getirmekte ve süreci daha karmaşık hale dönüştürmektedir.
Bu çerçevede, hava yoluyla taşınan gönderilerin güvenliğinin sağlanması yalnızca sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda kalmamakta; aynı zamanda gümrük idarelerinin de etkin ve sürekli iş birliğini gerektiren çok paydaşlı bir süreç niteliği taşımaktadır. Terör tehditleri, kaçakçılık faaliyetleri ve diğer yasa dışı girişimler, hava kargo güvenliğinin sürekli gözden geçirilmesini ve geliştirilen önlemlerle güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, uluslararası standartlarla uyumlu, bütüncül ve entegre güvenlik mekanizmalarının oluşturulması hem ülkelerin güvenliğinin sağlanması hem de artan ticaret hacminin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.
Bu çalışmada, hava kargo taşımacılığı kapsamında uygulanan güvenli tedarik zinciri modelleri ile gümrük idaresi tarafından yürütülen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) karşılaştırmalı olarak ele alınmış, Türkiye’de uygulanan sistemler analiz edilerek, sahada karşılaşılan örnek olaylar üzerinden kurumlar arası veri paylaşımı, risk analizi ve operasyonel koordinasyonun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının oluşturulmasına yönelik değerlendirme ve politika önerilerine yer verilmiştir. Nihai olarak, bu çalışma, hava kargo taşımacılığında hem güvenliği hem de verimliliği artırmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Dijitalleşme ile birlikte abonelik temelli iş modelleri, mal ve hizmet sunumunda yaygınlaşmış; bu durum tüketiciler ile satıcı ve sağlayıcılar arasındaki zaten mevcut olan bilgi ve güç asimetrisini daha belirgin hale getirmiştir. Dijital arayüzlerin sunduğu tasarım imkânları, tüketicilerin karar alma süreçlerini yönlendirmeye elverişli bir zemin oluşturmuş ve bu bağlamda “karanlık ticari tasarımlar” olarak adlandırılan uygulamalar önem kazanmıştır. Özellikle abonelik sözleşmelerinin kurulması, devamı ve sona erdirilmesi aşamalarında kullanılan bu tasarımlar, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacakları işlemlere yönlendirilmelerine veya istemedikleri sözleşme ilişkilerinin içinde kalmalarına yol açabilmektedir.
Bu çalışmada, karanlık ticari tasarımlar kavramsal ve türsel açıdan ele alınmış ve karanlık ticari tasarımların başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir. Ardından Türk hukuku çerçevesinde karanlık ticari tasarımların hukuki niteliği değerlendirilmiş; özellikle Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile Reklam Kurulu kararları üzerinden uygulamadaki görünümü ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında ise abonelik tuzakları kavramı ele alınarak abonelik tuzaklarının başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir.
Bu yazıda, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde tarafından yapılan bir konuşmadan yola çıkılarak, revizyonist devletlerin sayısının ve kararlılığının arttığı günümüzde, Euro’nun geleceği konusundaki olası inisiyatiflerin hangi şartlarda olumlu sonuçlar doğuracağı konusunda ve mevcut jeopolitik kaymalar temelinde, öncü bir tartışma açılmaya çalışılacaktır. Küresel para sisteminin, küresel üretim ve ticaret sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğu dikkate alındığında, daha güvenli, hızlı, etkin ve sağlam jeopolitik uzlaşılara dayanan yeni veya güçlendirilmiş uzun mesafe taşıma hatlarının ortaya çıkması durumunda, küresel para sisteminin de bu yeni duruma göre yeniden şekilleneceğini beklemek mümkündür. İşte Avrupa Birliği (AB)’nin yavaş yavaş şekillendirmekte ve hayata geçirmekte olduğu Gümrük Reformu’nun arka planını bu tablo inşa etmektedir. Daha net ifade etmek gerekirse, AB Gümrük Reformu, arada sırada yapılan idari bir gözden geçirme değil, bilakis 21. yüzyıl devasa jeopolitik kaymasına uyumda buzdağının su üstünde görünen kısmıdır. Bu yazı, yazarları tarafından ‘Ticarette Uzman Görüş Dergisi’nde’ yayımlanan bir seri yazının bir sonraki halkası olarak tasarlanmıştır. Bu çerçevede, söz konusu jeopolitik kayma, özellikle uzun mesafe taşımacılık hatlarındaki tarihsel ve güncel jeopolitik değişimler açısından daha önceki yazılarımızda incelendiği için, bu sefer küresel para mimarisindeki derin dönüşüm hem AB ile ilişkilerimizdeki olası etkileri hem de AB Gümrük Reformu açısından değerlendirilecektir.
Devletin tanımındaki unsurlardan ülke unsuru; belirli insan topluğunun devamlı olarak yaşayabileceği ve egemenlik kurabileceği, belirli sınırları olan bir toprak parçasını ifade etmekte ve bir bütün olarak deniz ve kara ülkesini işaret etmektedir.
Egemenlik kavramı ise; devletin yönettiği ülke ve millet üzerinde kural koyma yetkisini ifade eden devletin kurucu unsurlarından birisidir. Devletlerin, uluslararası hukuk kuralları ve ulusal mevzuatları ile sınırları belirlenmiş olan deniz yetki alanlarında egemenlik hakları bulunmaktadır.
Bu çalışmada; devletin temel unsurlarından biri olan ülke kavramı kara ve deniz ülkesi bütünlüğü içinde ele alınarak deniz yetki alanları tanımlanmakta ve devletin egemenlik hakları dahilinde Türk Deniz Yetki Alanlarında Türk Gümrük İdaresinin kaçakçılığı önleme, izleme ve kaçakçılıkla mücadele kapsamında görev, yetki ve sorumlulukları incelenmektedir.
ÖZET Gümrük rejimleri, modern ekonomilerin dış ticaret altyapısını oluşturan ve ekonomik faaliyetlerin yönlendirilmesinde stratejik işlev üstlenen temel mekanizmalardır. Özellikle ekonomik […]
Ticaret Uzmanları Derneği olarak, 20 yılı aşkın bir süredir, meslektaşlarımızın mesleki, sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sağlayarak dayanışmayı ve birlikteliği güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmaların bir parçası olarak yayımladığımız “Ticarette Uzman Görüş” e-dergimizin yeni sayısını sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Ticarette Uzman Görüş Dergisi’nin 67. sayısında sizlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyor ve bu sayımızda yapay zekâdan sürdürülebilir tüketime, e-ticaretten gümrük ve ticaret mevzuatına kadar geniş bir yelpazede güncel araştırma ve değerlendirmeleri, küresel ticaretin yeni dinamikleri ışığında sizlere sunuyoruz.
On November 30, 2022, the world welcomed ChatGPT that is AI robot which produces human-like responses and assist with various tasks. This milestone triggered an AI arms race with tech companies invested more money to create their own chatbots, and they quickly outnumbered the competition. AI chatbots are significantly shaping our world in multiple ways. Their influence spans across industries and daily life. As for now, we don’t share John Connor’s apocalyptic fears, but we are not sure about the future. In this article, we will discuss how they evolved, what is the race between nations and what is waiting us for the future?
Başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyada pek çok ülke ve ulusüstü organizasyon çevre sorunlarının artması ile bu konuyu giderek daha çok önemsemeye başlamış ve çeşitli politika araçları geliştirmeye başlamıştır. Bu konu önemlidir çünkü giderek artan dünya nüfusu, kıt kaynaklar ve var olanın azalması ile çok daha fazla atık üretilmekte, bu atıklar gerek çevreye gerekse gezegendeki diğer canlılara daha önce olmadığı ölçüde zarar vermektedir. Bu bağlamda Avustralya hükümeti ekonomik faaliyetlerin çevre üzerindeki etkisini en aza indirmek ve kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanan uygulamaları benimsemek için belirli taahhütleri yerine getirmeyi hedeflemektedir. Bu çalışma, Avustralya’da uygulanan Australasian Recycling Label (ARL) sistemini ve bu uygulamanın tüketici davranışları üzerindeki etkilerini incelemektedir. ARL, ambalajların nasıl bertaraf edilmesi gerektiğine dair yönlendirici bilgiler sunarak, tüketicinin çevresel tercihlerinde bilinçli kararlar almasını amaçlayan bölgesel bir etiketleme sistemidir. Literatür, çevre etiketlerinin tüketici tercihlerinde anlamlı değişikliklere yol açabileceğini ortaya koyarken, bu sistemin nudge teorisi bağlamında davranışsal etkileri de dikkate alınmaktadır. Çalışmada, Woolworths, Nestlé ve IKEA gibi firmaların uygulamaları incelenmiş; ARL’nin yalnızca bilgi sunan değil, davranışı yönlendiren bir araç olarak işlev gördüğü saptanmıştır. Bulgular, ARL etiketlemesinin tüketici güvenini ve geri dönüşüm davranışlarını artırmada etkili olduğunu, ancak etiketin etkisinin altyapı yeterliliği, gelir düzeyi ve dijital destek gibi etkenlere bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, ARL sistemi sürdürülebilir tüketim politikalarının uygulanmasında bütüncül bir yaklaşımın parçası olarak değerlendirilmelidir.
Soğuk Savaş sonrasında yaşanan tek kutuplu dünya düzeni ile ülkemizin grand stratejisi arasındaki gerilimin günümüzde yavaş yavaş azalmasının, Avrupa Birliği ile ülkemiz arasındaki ilişkiler üzerinde etkili olması kaçınılmaz olacaktır. Dünyada yaşanmakta olan büyük jeopolitik kayma, Avrupa Birliği’ni bir arada tutan nedenler üzerinde de büyük bir baskı oluşturmaktadır. Ölçek ekonomilerinin ulus devlet boyutlarını çoktan aştığı 21. Yüzyılda, Avrupa Birliği bu duruma daha fazla ‘birlik’ olarak tepki vermeye hazırlanmaktadır. Bu hazırlığın temel taşlarından birisi de dijitalleşmenin de katkısıyla AB ölçeğinde bir çeşit gümrük idaresi kurulmasıdır. Bu yeni yapılanmanın temel ilkelerinin ise 20. Yüzyılın ortalarından itibaren Birleşmiş Milletler kapsamında tanımlandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yazıda, bu jeopolitik kayma ile ülkemiz grand stratejisi ele alınarak, AB’nin kendi Gümrük Birliğini derinleşme çalışmalarında ülkemizin yer almasının taşıdığı önem vurgulanmıştır.
Bu çalışma, küresel ticaretin son çeyrek yüzyılda geçirdiği çok katmanlı dönüşümü analiz etmekte; özellikle 2008 Küresel Krizi, Kovid-19 salgını, Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD-Çin rekabeti gibi kırılma anlarının, küresel ticaretin doğasını nasıl köklü biçimde yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Küresel ticaret artık yalnızca ekonomik değil; jeopolitik, teknolojik ve çevresel parametreler üzerinden tanımlanan bir alan haline gelmiştir. “friend-shoring”, “nearshoring”, “stratejik kopuş” (strategic decoupling) gibi kavramların yükselişi, verimlilikten ziyade güvenlik ve siyasi uyumun ticaret kararlarını belirlemeye başladığını göstermektedir.
Günümüzde ticaret savaşları etiketi altında gelişen ABD-Çin hattındaki hegemonya mücadelesi, kendini nadir elementler, dijital altyapılar ve kritik ham maddeler gibi alanlarda gösterirken Dünya Ticaret Örgütünün işlevselliğini yitirmesi, Kapsamlı ve İleri Düzey Trans-Pasifik Ortaklığı (CPTPP), Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması (AfCFTA) gibi bölgesel ve tematik ticaret bloklarının yükselişini beraberinde getirmektedir.
Bu bağlamda, yeni dünyada tesis edilen küresel ticaret dönüşümü korumacılıkla açıklanamayacak kadar derin bir yapısal yeniden yapılanma sürecine işaret ederek ülkeler arasındaki mesafenin sadece fiziki olarak değil kültürel, dijital ve yönetişimsel olarak ifade edilmesine sebep olmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin başta AB olmak üzere geleneksel pazarlarda doygunluk seviyesine ulaşmasından hareketle yeni ihracat, rekabet ve büyüme alanları için farklı stratejiler ışığında ürün ve pazar çeşitlendirmesi patikalarını izlemesi faydalı olacaktır.
Türkiye’nin küresel ticarette konumlanmasının, statik değil dijital altyapı, kültürel uyum ve yönetişim kapasitesi gibi yapısal faktörlerle zenginleşen dinamik, çok katmanlı ve çok taraflı bir dış ticaret vizyonuyla yeniden şekillenebileceğini tartışan bu çalışma sonuç olarak Türkiye’nin bu yeni düzen içinde nasıl yeniden konumlanabileceğine ilişkin stratejik öneriler sunmaktadır.
The rapid expansion of e-commerce in Türkiye presents an opportunity to explore the key factors driving consumer adoption. This study examines the determinants influencing e-commerce participation by utilizing microdata from the 2023 Household Information Technologies (IT) Usage Survey conducted by the Turkish Statistical Institute (TÜİK). Employing a probit regression model, the analysis investigates the impact of demographic, socio-economic, and technological factors, including age, gender, education, household income, mobile device ownership, and social media engagement. The findings indicate that younger individuals, those with higher education levels, and individuals with greater social media engagement are more likely to adopt e-commerce. Regional disparities and household size significantly influence adoption patterns. The study highlights the significance of digital literacy, accessibility, and policy measures in enhancing e-commerce adoption, while also providing valuable insights for policymakers in supporting inclusive digital transformation and offering businesses and entrepreneurs guidance to navigate Türkiye’s evolving e-commerce landscape.
Gümrük Kanunu’nun belirlediği olağan gümrük süreçlerinde kimi zaman kural dışı senaryolar ortaya çıkabilmektedir. Söz konusu aksamalar ortaya çıktığında, gümrük işlemine konu olan eşyanın da sahibiyle ilişkisi sona erebilmektedir. İşte bu gibi durumlara karşılık Gümrük Kanunu’nda tasfiye hükümleri belirlenmiştir. Tasfiye hükümlerine göre, belirli gümrük sürecine konu eşya, belirlenen yöntemlerle, bulunduğu yerde tasfiye edilmektedir. Böylece gümrüklü sahalarda eşya birikmesinin yaratabileceği riskler bertaraf edilmektedir. Bunun yanında, eşyanın yurda girişine ilişkin kurallar gözetilerek, ekonomiye belirli bir değer kazandırılmak istenmektedir. Bu amaçla kullanılan tasfiye yöntemlerinden en yaygın olanı da E-ihale usulüyle satış yöntemidir. Bu makalede ana çerçevesiyle tasfiye süreci anlatılarak en çok kullanılan tasfiye yöntemi olan e-ihaleyle ilgili detaylı bilgi verilmesi amaçlanmaktadır.
Bu çalışma ile transit ticaretin gümrük ve maliye mevzuatı çerçevesindeki yeri analiz edilmektedir. Bilindiği üzere transit, eşyanın satıldığı ülkede herhangi bir vergi, resim ve harç tabiiyeti olmadan başka bir ülkeye transfer edilmesi olarak nitelendirilmektedir. Bu ticaret türünde eşya, transit geçtiği ülkede gümrük vergisi, resim ve harç gibi mali yükümlülüklere tabi tutulmamakta ve serbest dolaşıma girmemektedir. Bu nedenle, söz konusu çalışmada, transit ticaretin, eşyanın serbest dolaşıma girdikten sonra ihraç edildiği reeksport ve bölgesel ihtiyaçlara yönelik ortaya çıkan sınır ticaretinden farklı bir yapıda olduğu vurgulanmaktadır.
Türkiye’de transit ticareti tek bir çatı altında toplayan bir mevzuat bulunmamakla birlikte, işlemler Ticaret Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi farklı kurumların düzenlemeleriyle yürütülmektedir. İhracat Yönetmeliği’nde tanımlanan bu faaliyet, gümrüklerde transit beyannamesi, özet beyan ve aktarma genelgelerinin ilgili hükümleri kapsamında gerçekleştirilmektedir.
Diğer taraftan, kambiyo mevzuatı açısından, transit ticaret kapsamında elde edilen satış bedellerinin yurda getirilme zorunluluğu bulunmamakla birlikte bu bedellerin tasarruf edilme şekli serbest bırakılmıştır. Ayrıca, transit ticaret işlemleri Katma Değer Vergisi (KDV), Damga Vergisi ve Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) gibi vergisel yükümlülüklerden istisnadır. Önceden lehe fark esası bulunurken, güncel mevzuatta zararına satışa (aleyhte fark) imkân tanınması, tacirlerin zararını minimize etmesine olanak sağlamaktadır.
Sonuç olarak, coğrafi konumu nedeniyle Türkiye için önemli bir potansiyel taşıyan transit ticaretin, çatı bir mevzuat metninin olmaması nedeniyle ortaya çıkan karmaşık yapısının dikkatli planlama ve profesyonel lojistik faaliyetleri ile aşılabileceği belirtilmektedir.
Ticaret Uzmanları Derneği (TİUD), Ticaret Uzmanları ile Uzman Yardımcılarının dayanışma ve birlikteliğini geliştirmeyi, ortak hak ve menfaatlerini korumayı, mesleki, sosyal ve kültürel gelişimlerine katkıda bulunmayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşudur.
