ÖZET:

Bu yazıda, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde tarafından yapılan bir konuşmadan yola çıkılarak, revizyonist devletlerin sayısının ve kararlılığının arttığı günümüzde, Euro’nun geleceği konusundaki olası inisiyatiflerin hangi şartlarda olumlu sonuçlar doğuracağı konusunda ve mevcut jeopolitik kaymalar temelinde, öncü bir tartışma açılmaya çalışılacaktır. Küresel para sisteminin, küresel üretim ve ticaret sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğu dikkate alındığında, daha güvenli, hızlı, etkin ve sağlam jeopolitik uzlaşılara dayanan yeni veya güçlendirilmiş uzun mesafe taşıma hatlarının ortaya çıkması durumunda, küresel para sisteminin de bu yeni duruma göre yeniden şekilleneceğini beklemek mümkündür. İşte Avrupa Birliği (AB)’nin yavaş yavaş şekillendirmekte ve hayata geçirmekte olduğu Gümrük Reformu’nun arka planını bu tablo inşa etmektedir. Daha net ifade etmek gerekirse, AB Gümrük Reformu, arada sırada yapılan idari bir gözden geçirme değil, bilakis 21. yüzyıl devasa jeopolitik kaymasına uyumda buzdağının su üstünde görünen kısmıdır. Bu yazı, yazarları tarafından ‘Ticarette Uzman Görüş Dergisi’nde’ yayımlanan bir seri yazının bir sonraki halkası olarak tasarlanmıştır. Bu çerçevede, söz konusu jeopolitik kayma, özellikle uzun mesafe taşımacılık hatlarındaki tarihsel ve güncel jeopolitik değişimler açısından daha önceki yazılarımızda incelendiği için, bu sefer küresel para mimarisindeki derin dönüşüm hem AB ile ilişkilerimizdeki olası etkileri hem de AB Gümrük Reformu açısından değerlendirilecektir.

Anahtar kelimeler: Euro, Modernize Edilmiş Birlik Gümrük Kanunu, Jeo-ekonomi, Menşe, Güven ve Kontrol Et Operatörü

ABSTRACT

This article starts from a speech by European Central Bank President Christine Lagarde, who discusses the potential future of the Euro in the global stage. Given that the global monetary system is an integral part of the global trade and investment system, we claim that this potential can come true if the emergence of new or strengthened long-distance trade routes based on robust geopolitical consensus can be reached. We also claim that this framework is one the reasons of the Customs Reform that the European Union is gradually shaping and implementing. To be more precise, the EU Customs Reform is not a next administrative overhaul, but rather a radical paradigm shift in customs administration to adapt to the massive geopolitical shifts of the 21st century. This article is designed as the next stage in a series published by its authors in the “Journal of Expert Opinion in Trade.” The previous four articles have examined historical and current geopolitical changes in long-distance transportation lines from the geopolitical point of view.  This time Lagarde’s speech which implies a profound transformation in the global monetary architecture will be evaluated in terms of both its possible effects on our relations with the European Union and the European Union Customs Reform itself.

Keywords: Euro, Modernised Union Customs Code, Geoeconomics, Origin of Goods, Trust and Check Operator,

GİRİŞ, METODOLOJİ VE KURAMSAL YAPI

Bu yazı aslında ‘Ticarette Uzman Görüş Dergisi’nde yayımlanan bir seri yazının beşincisidir[1]. Kıymetli okuyucudan, bu yazıyı önceki dört yazının devamı olarak değerlendirmelerini rica ediyoruz. Önceki yazılarımız, genelden özele olarak tanımlayabileceğimiz bir yapıda sunulmuştu. Önceki yazılarımızda kuramsal ve mevcut küresel durum bir arada değerlendirilerek ortaya bir çerçeve konulmuş, daha sonra bu çerçeve içinde Avrupa ve Türkiye’nin durumu hakkında öngörülerde bulunulmuş ve en sonunda Bakanlığımızın faaliyetleri konusunda bazı önerilerde bulunulmuştu. Bu yazıda da benzer bir yöntem uygulanacaktır.

Önceki yazılarımızda, organik jeopolitik teoriler ile Coase’ın ‘transaction costs’ (daha geniş anlamda ticaret maliyetleri) kavramları üzerinde durularak, OECD ve Dünya Bankası Raporları ile AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve ABD Başkan Yardımcısı Vance’in konuşmalarından alıntılar yapılmış ve bu alıntılar yorumlanmıştı. Bu yazı da diğerlerinin üzerine inşa edildiği için, jeopolitik teoriler ve ticaret maliyetleri kavramları üzerinde durulmayacak. Bu yazıda, henüz ortaya çıkmaya başlayan ve güven inşası kavramı etrafında şekillenmekte olan NeoKeynesyen yaklaşım (teori diyemiyoruz, çünkü bu yaklaşım henüz yeteri olgunluğa ulaşmış durumda değil) üzerinden Avrupa Birliği Merkez Bankası Başkanı Lagarde’ın konuşmaları yorumlanarak, Türkiye’nin dönüşen büyük (grand) stratejisinin mevcut küresel durum içindeki konumu konusunda değerlendirmelerde bulunulacaktır. Bunun için de önce para nedir diye sorulacak, daha sonra, önce Keynesyen daha sonra neokeynesyen teoriler ile jeopolitik teoriler bir arada değerlendirilerek ve uluslararası ‘güven’ inşasının geçmişte nasıl gerçekleştirildiği incelenerek, geleceğe yönelik tahmin ve öneriler sunulacaktır.

Bu yazıda, yukarıda değinilen daha önceki yazılarda olduğu gibi, küresel güvenlik mimarisindeki derin değişimin getirdiği hem küresel hem de bölgesel tehditlerin, Avrasya ve hatta Afro-Avrasya’da işbirliğinin artırılması yoluyla barış ve refaha dönüştürülmesinin mümkün olduğu ve bu sürecin nasıl işleyebileceği ana hatları ile bir kez daha işlenecektir. Bu kez, AB’nin üzerinde uzun zamandır çalışmakta olduğu AB Gümrük Kanunu ve Gümrük Birliği daha detaylı ve kavramlar üzerinden incelenecektir. Zira, her derin dönüşüm yeni kavramlar üretir ve AB Gümrük Kanunu’nun özellikle dijitalleşmeye dayanan bu kapsamlı dönüşümünün, neden öncekilerden önemli ölçüde farklı olacağı ortaya konulacaktır. Bu yeni dönemde Türkiye, 19. yüzyıl İngiltere’si gibi orta büyüklükte ama sıra dışı stratejik özelliklere sahip bir ülke olarak, hem ciddi tehditlerle hem de ciddi fırsatlarla karşı karşıyadır. Bu yazının temel amacı, dünyadaki gelişmeleri ve geniş ve kapsamlı bir şekilde değerlendirerek, Bakanlığımızın faaliyet alanı içinde yapabilecekler konusunda bir öneri sunmaktır.

Bu öneri için en iyi başlangıç noktası, ironik bir şekilde, nispeten yakın zamanda Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde tarafından yapılan konuşma serisinden alıntı yapılacaktır. Zira, Trump’ın başkan seçilmesi ile başlayan süreçte, AB’nin tepkisinin nasıl şekilleneceğini en iyi anlatan örneğin bu konuşma serisi olduğunu düşünüyoruz. Gümrük vergileri bir artar bir iner, sonuçta bu kadar oynak bir ortamda ileriye dönük tahminlerde bulunmak mümkün olmayabilir. Ama küresel para birimi için güven inşası uzun soluklu ve kapsamlı bir süreçtir ve doğru parametrelere bakılırsa, başından işin sonunu tahmin etmek daha kolay olabilir. Biz bu sürecin Türkiye – AB ilişkilerini daha da derinleştireceğini öne süreceğiz. Bir önceki yazımızda, Trump ile başlayan dönemin AB’sinde ‘subsidiarite ilkesini[2]’  nispeten zayıflatarak, daha fazla ‘birlik’ olmuş bir AB’nin ortaya çıkmakta olduğunu öne sürmüştük. Bu yazı, bu iddiayı devam ettirecektir.

1. AVRUPA MERKEZ BANKASI BAŞKANI LAGARDE’IN KONUŞMASINDAN KESİTLER

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde’ın konuşmasının oturduğu perspektifi daha iyi anlamak için önce Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yakın zamanda yaptığı bir konuşmaya bakmak faydalı olabilir[3]:

Dünya tanınmayacak kadar değişti. … Bildiğimiz şekliyle küresel ekonomi, kalıcı bir değişime doğru yol alıyor. Mesele şu ki, dünya politikalarımızdan daha hızlı değişiyor. Kurumlarımız, hızla değişen dünyaya ayak uydurmak için düşünme biçimlerini, politika oluşturma biçimlerini ve karar alma biçimlerini dönüştürmelidir. … (5:00) Ancak hepimiz ölçekle ilgili bir sorunumuz olduğunu biliyoruz. Girişimlerimiz büyüdükçe, risk sermayesinin sınırlı erişilebilirliği onları sıklıkla yabancı yatırımcılara yönelmeye zorluyor. Bu, servet ve egemenliğin başka bir yere gitmesi anlamına geliyor. Ancak bu yatırımın Avrupa’yı seçmesini istiyoruz. …

(9:20) Daha karmaşık bir şeye doğru bir kayma görüyoruz. Bu şey yeni jeoekonomi. Ekonomi, günümüz dünyasında güç araçlarının merkezi haline geldi. Ekonomik kaldıraçları kontrol edenler, başkaları üzerinde de kontrol uygulayabilenlerdir. … (13:20) Avrupa için bu, her zamanki gibi iş yapmanın artık bir seçenek olmadığı anlamına geliyor.

(19:40) [Değişen politikalarımızın] Avrupa’nın geleneksel temkinli tavrından bir sapma olduğunu biliyorum. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz dünya, tereddütü değil hızı ödüllendiriyor. Çünkü günümüz dünyası affetmez. Ve küresel ekonomiler, birkaç yıl öncesine göre bile tamamen farklı. Avrupa artık işleri aynı şekilde yapamaz. Bu dersi enerji konusunda acı bir şekilde öğrendik, ancak kritik hammaddelerde tekrarlamayacağız. … Bugün çizdiğim tablo kasvetli ve küresel ekonominin parçalanma hızı alarm zillerini çaldırmalı. … Jeoekonomik istikrar çağında, … Avrupa jeoekonomik ağırlığını kendi avantajına kullanmalıdır.”

Peki tam olarak nasıl Avrupa jeoekonomik ağırlığını kendi avantajına kullanabilir? Avrupa Merkez Bankası başkanı Lagarde’a göre, bu sorunun cevabı, diğerlerinin yanında, Euro üzerinden de geçmektedir[4]:

Euro, Avrupa’nın en büyük varlıklarından biridir. Ancak günümüzün jeoekonomi dünyasında, daha büyük ve daha çeşitli ekonomik şokların yaşanma olasılığının çevremizin değişmez bir parçası olarak kalması bekleniyor. Bu durum, bu yeni küresel ortamda önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Euro dünya sahnesinde nasıl bir rol oynamalı? …

(7:20) On yıllardır ABD doları baskın küresel para birimi olmuştur. … Ancak dünya bir geçiş sürecinde. Jeopolitik değişimler ve artan politika belirsizliği, hiçbir para biriminin küresel konumunun garanti olmadığını, kazanılması gerektiğini hatırlatıyor. Bu değişen ortamda, Euro’nun küresel sahnedeki rolünü güçlendirmek için koşullar yaratmak için eşsiz bir fırsat var. … Euro’nun küresel konumunun yükseltilmesi somut faydalar sağlayacaktır. Örneğin, ticaret faturalandırmasında Euro’nun daha fazla kullanılması, ihracatçılar için işlem maliyetlerini düşürecek ve Euro bölgesindeki fiyatları döviz kuru oynaklığından koruyacaktır. Dahası, Euro cinsinden varlıklara yönelik artan yabancı talep, hane halkları, işletmeler ve hükümetler için borçlanma maliyetlerini düşürecektir. Amerika Birleşik Devletleri bağlamında, bu durum sıklıkla fahiş ayrıcalık[5] (exorbitant privilage) olarak nitelendirildi. Doğru politikaları benimsemediğimiz sürece, Avro’nun daha güçlü bir uluslararası rolünün tüm faydalarından yararlanamayacağız. Riskleri göze alırken faydaları da elde etmek için Avrupa’nın ödevini yapması ve temellerini güçlendirmesi gerekiyor. Üç ana temelden bahsedeyim. Ekonomik açıdan bakıldığında, … Tasarruf ve Yatırım Birliği’ni tamamlamalıyız. … İkinci olarak, kurumsal düzeyde, yatırımcıların para birimimizin temelini oluşturan kurum ve politikalara olan güvenini sağlamalıyız. Üçüncü olarak, jeopolitik açıdan, açık ticaret taahhüdümüzü sürdürmeli ve küresel ortaklarla yeni anlaşmalar yapmalıyız. Aynı zamanda, Avrupa giderek belirsizleşen bir dünyada yolunu bulabilmek için güvenliğine yatırım yapmalıdır. … Dijital bir Euro üzerinde çalışıyor ve gelecekte uluslararası sınır ötesi işlemleri kolaylaştırabilecek Euro ile sınır ötesi ödemeleri artırma girişimlerini sürdürüyoruz. … Euro, bir kıtanın para birimi ve birliğin simgesi olmaktan daha fazlası olabilir. Küresel güvenin dayanağı haline gelebilir.

2. ULUSLARARARASI GÜVEN İNŞASI VE KÜRESEL PARA SİSTEMİ

Para Nedir? Paranın ilk nasıl ortaya çıktığını anlamak, ne olduğunu anlamamız açısından faydalı olabilir. Neoklasik ekonomi kuramına dayanan günümüz baskın anlayışı, paranın birbiri ile takas yapan insan ve insan topluluklarının, birebir takas şeklinin verimsiz ve her zaman geçerli olmaması nedeniyle, bozulmayan, saklanabilen ve herkes tarafından talep edilen bir madde veya ürünün para olarak kullanılmaya başlandığı düşüncesine dayanmaktadır. Bu tarz bir açıklama, neo-klasik ekonomi düşüncesinin kendisini politik ekonomiden titizlikle ayrıştırmasına başarıyla hizmet etmektedir. Eğer paranın tarihsel anlamda ortaya çıkması, nihayetinde ‘bırakınız yapsınlar’ kavramı ile de uyumluysa, o halde zaten (hegemon dışındaki) politik duruş ve hedeflere gerek bulunmamaktadır. Ancak, bu düşünceye karşı çıkan yaklaşımlar günümüzde güç kazanmaktadır. Evet tarihte deniz kabukları bir süre mübadele aracı olarak kullanılmış olabilir, ancak bu kullanım dar tarihsel zaman ve mekân aralıklarında gerçekleşmiştir. Nüfusun büyük kısmının kendine yeterli üretim birimlerinden çıkarak, bildiğimiz anlamda uzmanlaşmış üretim ve değişim ekonomisine geçmesi arttıkça, siyasi egemenlik ve uzlaşıya dayanan para birimlerinin ortaya çıkması da zorunluluk arz etmiştir[6]. Egemenlik tesis etmeden para basmak tarihte çok sık görülen bir durum değildir. Elbette altın ve gümüşün siyasi bir otorite olmadan da ortak bir para birimi olması mümkündür ve olmuştur da. Ancak, şu hususu vurgulamak faydalı olabilir: herhangi bir altın veya gümüş parçasının saflığını tespit etmek çok zahmetli ve masraflı bir iştir. Sonuçta, altın ve gümüşün yaygın şekilde ve nispeten küçük alışverişlerde dahi para olarak kullanılabilmesi için, taraflar arasında daha fazla güvenin tesis edilmesi gerekir ki, bunun için siyasi otoritenin varlığı önemli ölçüde işleri kolaylaştırmaktadır. Siyasi otoritenin yetkilendirdiği darphaneler, değerli metale belirli bir form vererek ve üzerine belirli bir şekil basarak, o paranın içinde egemenin ilan ettiği miktarda değerli metal olduğunu kanıtlamaktadırlar. Dikkat edilirse burada siyasi egemenin sözünün piyasada bir değerinin olmasıdır. Dikkat edilirse burada değerli metalin para olma işlevinin yerine kısmen de olsa halkın hükümdara duyduğu güven[7] geçmektedir. Modern ulus devlet, halk – egemen arasındaki ilişkilerin daha fazla güven tesis edilmesi yönünde yeniden düzenleyerek, değerli metale duyulan ihtiyacı neredeyse tamamen kaldırmış ve kâğıt paranın daha önceki dönemlerin aksine kalıcı olarak ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Paranın ne olduğunu daha iyi anlamak için klasik ekonomi ile Keynesyen ekonomi arasındaki farkı daha iyi anlamak önem arz etmektedir. Klasik ekonomi anlayışı, herhangi bir dengesizlik durumunda, eğer piyasalara minimum devlet müdahalesi varsa, kendiliğinden makul bir sürede düzeleceğini varsaymaktadır. Keynes ise, bu yazının da yakın durduğu görüş olarak, ‘GÜVEN’ kavramına vurgu yapmakta ve güveni devamlı olarak izlenmesi ve inşa edilmesi gereken bir şey olarak ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, klasik ekonomi anlayışının güveni zaten ortada olan ve her zaman ortada olacak bir şey olarak algıladığını, Keynesyen ekonomi anlayışının ise bu varsayıma sahip olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Neo-klasik ekonomi anlayışı ise, ekonomi ile matematik arasında gereğinden fazla sıkı bir bağ kurarak, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Bretton Woods sistemi ile Washington Mutabakatının küresel meşruluğunun temelini hazırlamıştır.

Güven, inşa edilmesi gereken bir husustur. Eğer elinizde kâğıt veya madeni para varsa, bununla ihtiyacınız olanları satın almak istersiniz. Eğer alamıyorsunuz, elinizdeki mübadele aracının (ister kâğıt, isterse altın veya sanal olsun) değeri pek yoktur. Dolayısıyla, elinizdeki aracı para olarak kabul edebilmeniz için ihtiyaç duyduğunuz, sizde olmayan ve gelecekte de olması mümkün bulunmayan ürünleri, başkasının üretme kapasitesinin olması gerekir. Ayrıca, bu kişilerin elinizdeki para karşılığında size bu ürünleri vereceklerine güveniniz tam olmalıdır. İş burada da bitmemektedir. Eğer bu kişiler ile aranızda mesafe varsa, bu ürünleri güvenle taşıma imkanına da sahip olmanız gerekir. Eğer böyle bir imkânınız yoksa, bu taşıma işini paranızın bir miktarı karşılığında bir başkasının güvenle yapmasını istersiniz. Eğer ne kendiniz ne de başkası bu işi güvenle yapamıyorsa, bu durumda elinizdeki paranın yine hiçbir kıymeti yoktur. Dolayısıyla “ben bir para birimi kabul ettirmek istiyorum veya kendi para birimimi küresel para birimi olarak kabul ettirmek istiyorum” dendiği zaman, üretim kapasitesi ile taşımacılık hatları üzerindeki kontrol, “olmazsa olmaz” olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, başkasının gücüne güvenerek, “kendi para birimimi uluslararası kullanımda daha fazla yaygınlaştırmak istiyorum” demek ciddiye alınacak bir tutum değildir. Çünkü, ABD ile AB arasındaki anlaşmazlık konuları gittikçe artarken, tedarik zincirlerindeki aktörlerin ve nihai tüketici toplumların önümüzdeki yıllarda AB’yi daha ne kadar güvenilir ve sürdürülebilir bir tedarik zinciri partneri olarak görecekleri sorusu her geçen gün güçlenmektedir. Diğer bir ifadeyle, taşıma LPG gibi pahalı veya güneş, rüzgar gibi stabil olmayan enerji kaynaklarına gittikçe daha fazla dayanmak zorunda kalan ve önümüzdeki on yılda Rusya tehdidinin yanında Afrika veya Ortadoğu kökenli nüfus tarafından da istila tehlikesi altında olan AB, daha ne kadar güvenilir ve sürdürülebilir bir ticaret partneri olabilir? Daha da vahimi, ABD ile arasındaki anlaşmazlıkların artması durumunda, ABD daha ne kadar Avrupa yükü taşıyan gemilerin güvenliğini sağlamayı garanti edebilir? ABD’nin açık denizlerdeki kontrolünün gittikçe azalması, Çin yüzünden Pasifik’teki gücünü artırmaya başlaması ve Çin ile ABD arasındaki gemi inşa etme kapasitesi arasındaki farkın önemli ölçüde artmaya başladığı günümüzde, ABD neden Euro üzerinden ticareti yapılan ürünlerin güvenliğini taşımayı finanse etmeye devam etsin? Daha net bir ifadeyle, genelde AB’nin özelde Almanya’nın B planı ne olabilir?

Komisyon’un Ocak 2024 tarihinde Parlamento ve Konsey’e gönderdiği bir Rapor’da[8] AB’nin ekonomik güvenlik açısından karşı karşıya kalabileceği unsurlar şu şekilde belirtilmiştir:

Ekonomik güvenlik zorluklarımıza yönelik risklerin, daha geniş jeopolitik ve jeoekonomik kapsamda zaman içinde değiştiğinin bilincinde olan strateji, öncelikli olarak ele alınması gereken dört risk kategorisi belirlemiştir: tedarik zincirlerinin dayanıklılığına yönelik riskler; kritik altyapıların fiziksel ve siber güvenliğine yönelik riskler; teknoloji güvenliği ve teknoloji sızıntısı riski; ve ekonomik bağımlılıkların veya ekonomik zorlamanın silah haline getirilmesi riski.

Bu riskleri ele almak için Strateji üç temel üzerine yapılandırılmıştır:

  • AB’nin rekabet gücünü ve büyümesini teşvik etmek, Tek Pazar’ı güçlendirmek, güçlü ve dayanıklı bir ekonomiyi desteklemek ve AB’nin bilimsel, teknolojik ve endüstriyel temellerini güçlendirmek.
  • Gerektiğinde hedeflenen yeni araçlar da dahil olmak üzere bir dizi politika ve araç aracılığıyla AB’nin ekonomik güvenliğini korumak.
  • Endişelerimizi paylaşan ve ortak ekonomik güvenlik çıkarlarına sahip olduğumuz dünya çapındaki ülkelerle ortaklık kurmak ve iş birliğini daha da güçlendirmek.”

3. AB MERKEZ BANKASI BAŞKANI LAGARDE’IN KONUŞMASININ ÖZET TARİHİ ARKA PLANI

 Üniversitede İktisat Tarihi dersinde sıklıkla söylenen bir söz vardı. Bugünkü küresel düzeni anlamak için İkinci Dünya Savaşı’nı çok iyi anlamınız gerekir. Bunun için de İkinci Dünya Savaşı sırasında Atlantik Okyanusu’nda yaşanan uzun U-Bot savaşını hatırlamak faydalı olacaktır[9]. O dönemde Almanya neredeyse bütün Avrupa’yı işgal etmişti. ABD yardımı olmadan Avrupa’nın bu işgali durdurması mümkün görünmüyordu. Sovyetler Birliği bile Almanya’nın ilerleyişi karşısında zorlanıyordu. Ancak, ABD savaş makinesinin (savaş tedariki üretim kapasitesi) hızla ayağa kalkması, bu ihtiyacının karşılanmasını garanti etmiyordu, çünkü ortada devasa bir okyanus vardı. ABD ve İngiltere ‘ticaret gemileri’ devamlı yük taşıyordu, ancak bu gemiler gittikçe daha fazla Alman denizaltılarının hedefi haline gelmeye başlamıştı. Okyanusta denizaltılar saldırı açısından silahlı da olsa gemilere karşı büyük bir üstünlüğe sahiptir, çünkü teknik nedenlerle bugün bile tespit edilmeleri çok zordur. Ani bir saldırı ile bir gemiyi kısa sürede batırabilirler. Almanya, denizaltıların bu özelliğini çok iyi kullanarak, Müttefiklerin ABD savaş makinesinden beslenmesini bir süre durdurabildi. Ancak, Müttefikler bir şey yaptılar: Alman denizaltı filosunun küresel haberleşme sisteminin kodunu kırdılar ve savaşın seyri bir anda Müttefiklerin lehine gelişmeye başladı. (Bu durumun farklı bir versiyonunu Napolyon da yaşamıştı. İngiltere’nin güçlü donanması sayesinde Fransız ordusunun denizaşırı bölgelerden beslenmesini engellemesi, Napolyon’un savaşı kaybetmesindeki en önemli nedenlerden birisi idi.)

Bu tarihi altyapı ışığında şu soruyu soralım: Önümüzdeki beş yıl içinde, Avro üzerinden satışı yapılmış Alman ihraç ürünlerini taşıyan gemilerin başına bir seri ‘talihsiz olay’gelme olasılığı nedir? Bu sorunun cevabı yakın zamana kadar ABD ile iyi geçinmesine bağlı idi. Peki ABD kendi artan tehdit algısına karşın (yani Çin’e karşı), AB’nin Çin ile ticarete devam etmesinden rahatsız olursa ve bu rahatsızlık da Avro üzerinden satışı yapılmış AB ihraç ürünlerini taşıyan gemilerin başına bir seri talihsiz olay gelme olasılığında artış olarak ortaya çıkarsa, AB başta savunma ve sermaye birliği olmak üzere mevcut stratejisini daha ne kadar sürdürebilir? Peki Avro üzerinden satışı yapılmış AB ihraç ürünleri gemi ile değil de trenle taşınırsa ne olacak?

Güven, belirsizliği sevmez.Güvenin aşındığı yerde de sadece ticaret azalmaz, ‘toplumsal sözleşmeler’ de aşınmaya başlar.Ve hatta AB bile dağılabilir. Küresel alanda belirsizliklerin arttığı ve güvenin azaldığı bir ortamda AB ancak daha fazla güven inşa ederek ayakta kalabilir. Hele ki, ABD dolarının gittikçe aşındığı bir ortamı kendi para birimi için bir fırsat olarak gören AB’nin; küçük, şirin ve dünyadan kısmen kopuk bir şekilde hep aynı şeylerin bıktırıcı bir şekilde tekrarlandığı semt kafesinden çıkması, ilk şart olarak ortaya çıkmaktadır.

4. DEV KÜRESEL FİRMALAR VE AVRUPA BİRLİĞİ

Sevimli semt café’sinden çıkmış Avrupa Birliği’ni bir başka unsur daha beklemektedir. Chatam House’ın ifadesiyle:

NATO’nun Avrupalı ​​üyeleri, savunma ve güvenlikte uzun süredir ABD kontrolündeki altyapıya güvenmekteydiler. Ancak bu Avrupa ülkeleri şimdi ciddi bir gerçekle karşı karşıya kalmıştır: Askeri kabiliyetleri, siyasi durumu öngörülemeyen ve yasal ve ticari çerçeveleri Avrupa çıkarlarıyla uyuşmayan bir ülkeye bağlı durumdadır. … ABD’ye bağımlılık, bazıları gerçek, bazıları ise endişe verici riskler yaratmaktadır ve bu riskler Avrupa’nın kolektif güvenliğe nasıl yaklaştığını etkilemektedir. Olası bir diğer endişe ise, ulusal güvenlik ve ABD’li büyük teknoloji şirketlerinin iç içe geçmesidir. ABD bulut sağlayıcıları, birçok Avrupalı ​​NATO üyesinin güvenlik ve savunmasının altyapısını oluşturmaktadır. İHA’lar gibi birçok gelişmiş silah sistemi, çalışmak için ABD şirketleri tarafından sağlanan bulut hizmetlerine bağımlı gibi durmaktadır. Benzer şekilde, Ukrayna’da savaş alanı iletişimi için Starlink’e güvenilmesi, özel ticari aktörler ve liderler tarafından alınan kararların, potansiyel olarak Avrupa güvenlik öncelikleriyle uyuşmayan askeri operasyonları nasıl etkileyebileceğini göstermiştir.”[10]

Aslında dijital hale geçmeye hazırlanan para sistemi açısından bakıldığında, ortada çok daha derin bir sorun bulunmaktadır. Bu sorun Avrupa kültürü ile ABD kültürü arasındaki çok daha derin bir ayrıma dayanmaktadır. Bu ayrımı silah taşıma serbestisi üzerinden anlamaya çalışmak faydalı olabilir. ABD kollektif bilinçaltında, bireyi devlete karşı koruma kavramı vardır. Avrupa kollektif bilinçaltında ise, bireyi devlet sayesinde koruma vardır. Bu iki farklı çıkış noktası doğal olarak farklı sonuçlar üretmektedir. Dolayısıyla ABD’de bireyler sadece diğer bireylerden gelecek tehditlere karşı değil, kamu otoritelerine karşı da silah taşıma ‘özgürlüğüne’ sahip olma düşüncesini taşırlar. Bu durum, ABD para sisteminin tarihsel gelişiminde de gözlemlenebilir. Para gibi olabilecek en kamusal unsurda bile, ABD henüz tam anlamıyla kamusal otoritesini bugün bile inşa edememiştir. Bu durum, Trump’ın FED (ABD Merkez Bankası)’in başkanına alışılmadık derecedeki sert ifadelerinin arkasında yatmaktadır. Merkez Bankaları’nın özerkliği günümüzde hala tartışılan bir konudur, çünkü Washington Mutabakatının akademik yansımasının sonucu olarak, üniversiteler Merkez Bankaları’nın tam özerkliği konusunda neredeyse tam mutabakata sahiptir, ancak, gerçek hayat bu semt kafesi tadındaki mutabakatı da zorlamaktadır. Zira, para nihayetinde güvenin somutlaşmış halidir. Güven, genelde belirli bir bedel ödenerek kazanılan bir şeydir. Ve bu bedel de genelde kamusal birtakım fedakarlıklara dayanılarak kazanılır ve bu fedakarlıklardan kaynaklanan senyoraj hakkının özelleştirilmesi genelde çöküş ile sonuçlanır. Bu durum bir IMF makalesinde şu şekilde vurgulanmaktadır:

Teknoloji, uluslararası para ve finans sistemini sarsmaya hazırlanmaktadır. Bunun nasıl gerçekleşeceği, teknolojilerin kamu sektörü tarafından mı şekillendirildiğine yoksa özel sektörün önce standartları mı belirlediğine bağlı durumdadır. … Bu yeni teknolojiler, … devlet gelirlerini tehdit edebilir ve bizi, uluslararası finans sistemini parçalayıp istikrarsızlaştıracak şekilde, özel para ihraççılarının senyoraj için rekabet ettiği 19. yüzyıl dünyasına geri götürebilirler. …

Özel sektör tarafından ihraç edilen stabil kripto paralar, geleneksel finans sistemi ve kripto ekosistemi arasında köprü kurmaktadırlar. Esas olarak ABD Hazine Bonoları gibi likit varlıkları tutarak itibari paralara göre istikrarlı bir değer vaat ederler ve blok zincirleri üzerinde çalışırlar. … Hemen hemen tüm stablecoin’ler ABD dolarına sabitlenmiştir, ancak işlemlerin çoğu ABD dışında gerçekleşir. … ABD doları stablecoin’leri, ana paraları olan en önemli uluslararası para biriminin bazı özelliklerini miras alır. Baskın hesap birimine bağlı olduklarında, dolar ekosisteminin ağ dışsallıklarından ve güvenilirliğinden faydalanabilirler ve dolayısıyla dünya çapında önemli bir değişim aracı olma, işlemleri ve havaleleri kolaylaştırma potansiyeline sahiptirler. Muhabir bankacılık ve SWIFT gibi mesajlaşma sistemlerinin yerini alarak, sınır ötesi işlemleri hızlandırabilir ve maliyetlerini düşürebilir, böylece verimliliği artırabilirler. … Avrupa da dahil olmak üzere dünyanın geri kalanı için, ödeme amaçlı ABD doları stablecoin’lerinin yaygın olarak benimsenmesi, küresel aktörler tarafından senyorajın özelleştirilmesine eşdeğer olacaktır. Vergi kaçakçılığıyla bağlantılı daha kolay akışların yanı sıra, mali hesaplar da etkilenebilir. Varlık tarafında, stablecoin’lerin desteklenmesi ve dolara sabitlenenlerin uluslararası alanda daha fazla benimsenmesinin, ABD dışındaki devlet tahvillerine olan talebi azaltabileceği ve ABD Hazine Bonolarına olan talebi artırabileceği anlamına gelmektedir. … Küresel senyorajın özelleştirilmesine yol açan artan ABD doları sabit kripto para akışlarının bir diğer sonucu, ağ dışsallıklarının gücü göz önüne alındığında, muhtemelen birkaç şirket ve birey tarafından önemli bir servet birikiminin sağlanmasıdır. Siyasal ekonomi perspektifinden bakıldığında, bu durum uluslararası sermaye akışlarının düzenlenmesinin kaldırılması ve şeffaflığın azaltılması için artan lobi faaliyetlerine yol açacaktır. Böyle bir sonuç, uluslararası para sisteminin kamu yararı boyutuna meydan okuyacaktır. … Tarih bize özel paraların, güvenilirlik eksikliğiyle bağlantılı tüm geleneksel nedenlerle istikrarsız olduğunu göstermektedir. İyi düzenlenmediklerinde ve sözleşmeleri vergilendirebilen ve uygulayabilen bir egemen tarafından desteklenmediklerinde, özel paralar genellikle [finansal kurumlara] akınlara yol açar. Egemen para birimlerinin kendileri, kurumlarının -özellikle mali kurumlarının- güvenilirliği sorgulandığında istikrarsız olabilir. Aşırı parçalanmayı ve finansal kırılganlığı önlemek için uluslararası politika iş birliği ve düzenlemesi şarttır.[11]

Dolayısıyla, burada gelecekteki dijital paranın senyoraj (exorbitant privilage) hakkının nasıl dağıtılacağı konusu vurgulanmalıdır. Atlantik’in Batı yakası bu hakkın mevcut durumda olduğu gibi özelleşmesine yakın dururken, doğu yakası ise kamusal bir hak olarak kullanılması gerektiğini öne sürmeye hazırlanmaktadır. AB Merkez Bankası başkanı Lagarde’ın konuşması bu açıdan da değerlendirilmektedir. Karşılığı Euro ile ödenmiş Alman ürünlerinin gemi yerine tren ile taşınması durumunda, Almanya neden küresel para biriminin sağladığı senyoraj rantını ABD özel firmalarına aktarmaya devam etsin ki? Aslında soruyu daha da genişletebiliriz: Karşılığı Euro ile ödenmiş diğer ülke ürünlerinin gene diğer ülkelere tren ile taşınması durumunda (Lagarde bu duruma ‘Invoicing Money’ demektedir), neden senyoraj hakkı ABD firmalarına akmaya devam etsin? Ama bunun için öncelikle, karşılığı Euro ile ödenmiş ürünleri taşıyan trenlerin geçtiği uzun mesafe hatlarının güvenliği sağlanmalıdır ki, bu senyoraj rantı dev özel sektör firmalarının kontrolünden çıksın ve AB’nin savunma başta olmak üzere tüm masraflı projelerinin finansmanında kullanılabilsin. İşte şimdi meselenin özüne gelmiş bulunmaktayız. Dolayısıyla çatışma sadece uluslararası siyasi aktörler arasında değildir. Aynı zamanda dev küresel firmalar ile savunma ve ikiz dönüşümler başta olmak üzere pek çok konuda devasa finansman ihtiyacı olan ve buna karşılık halkları gittikçe refah kaybına uğrayan Avrupa üye devletleri arasında sessizce devam eden var olma mücadelesidir.

Tüm bunların Ukrayna – Rusya savaşı ile güçlü bir bağlantısı bulunmaktadır. Nasıl ki İspanya İç Savaşı İkinci Dünya Savaşı’nın provası olarak değerlendirilebilirse, benzer şekilde Ukrayna–Rusya savaşı da olası bir üçüncü dünya savaşının provası olarak değerlendirilebilir. Ukrayna–Rusya savaşı insansız hava ve deniz araçlarının savaşı haline evrilmiştir. Bu nedenle ‘Fortress Europe’, drone’lar ile inşa edilecektir. Yukarıda belirtilen Chatam House makalesi de, drone üretmenin meselenin sadece bir kısmını oluşturduğunu göstermektedir. Konu mekânsal konumlandırmadan, komuta koordinasyon ve iletişim dayanıklılığına kadar pek çok alana uzanmaktadır. Ve Avrupa’nın tüm bunlar için çok para, çok nadir toprak elementi ve çok veriye ihtiyacı bulunmaktadır. İlkini yukarıda uzun uzun anlattık. Nadir toprak elementleri konusunu artık meraklı ortaokul öğrencileri bile iyi bilmektedir. Dolayısıyla burada veri ihtiyacı ve blokzincir teknolojisinin özellikleri üzerinde biraz durmak faydalı olacaktır.

5. BLOKZİNCİR TEKNOLOJİSİ, JEOEKONOMİ VE KARŞILIKLI BAĞIMLILIK

Blockzincir (blockchain) teknolojisi aslında bir çeşit veri merkezleri ağı altyapısı üzerinde çalışmaktadır. Blokzincir’in güvenli olabilmesi için verinin mümkün olan çok sayıda veri merkezi arasında bölünmesi gerekmektedir. Şöyle anlatalım: A kişisi B kişisine X kadar para göndersin. Bu işlemin de 100 byte bilgi ürettiğini varsayalım. Bu 100 byte bilgi tek bir veri merkezinde saklanmamaktadır, örneğin, 10 parçaya bölünüp 10 ayrı merkezde saklanmaktadır. Aslında 100 byte bilgi 10 defa kopyalanmakta, her bir kopya örneğin, 10 parçaya bölünmekte ve her biri mümkün olduğu kadar değişik veri merkezleri arasında dağıtılmaktadır. Bir veri merkezindeki verilerin hepsi yangın, deprem veya siber saldırı nedeniyle yok olsa bile diğer veri merkezlerindeki veriler birleştirilerek bu bilginin yeniden üretilmesi mümkün bulunmaktadır. Hatta birden fazla veri merkezindeki veriye müdahalede bulunulsa bile, %51 kuralı işletilerek diğer veri merkezlerindeki veriler karşılaştırılarak, en çok sayıda hangi veri merkezindeki veri uyumlu ise o veri geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla bir veri coğrafi anlamda ne kadar dağıtılırsa o kadar güvenli kabul edilebilir.

Bu durumda ilginç bir durum ortaya çıkmaktadır: bu durum, ticaret veya borçlanma araçları ile sağlanan bağımlılığın getirdiği küresel barış ortamına yeni bir barış üretici veya teşvik edici unsurun ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunu şöyle düşünelim: iki kişi var. Her ikisinin de elinde birer tane banknot var. Bu kişiler ellerindeki banknotları yırtıyorlar ve banknotlarının birer yarısını karşı tarafa veriyorlar. Bu durumda, bu banknotları kullanabilmek için barış içinde bir araya gelebilmeleri gerekmektedirler. Bunu her gün yaptıklarını düşünelim. Bu durum iki kişinin çatışmasını önemli ölçüde engellerdi. Aynı şeyi blokzincir teknolojileri de yapabilir. Ancak, bunun için önce veri değişim protokollerinin iyi hazırlanması gerekmektedir. İşte bu nokta blokzincir protokollerinin sadece teknik mesele değil, aynı zamanda jeopolitik bir mesele de olabileceğine işaret etmektedir. Dünyada veri adaları oluşması yerine küresel bir veri ağı inşa edilebilirse, bu durumda ABD’nin azalmakta olan gücü nedeniyle aşınmakta olan küresel güven mimarisinin de eskisinden daha güçlü hale getirilmesine katkı sağlanabilir.

İşte tam bu noktada Avrupa Gümrük Reformu’na giriş yapıyoruz. ‘Yeni dünya düzeni kurulur, Avrupa da yerini alır’ döneminde Avrupa daha öncekilerden çok farklı bir Gümrük Kanunu hazırlamaktadır. Biz taslak Gümrük Kanunu’nu inceledik ve meselenin (yaşı uygun olanlar hatırlar) MS DOS’tan Windows’a geçişe benzediğini gördük. MS DOS bisiklet ise, Windows uçak idi. Windows kullanıcıların önüne bambaşka dünyalar ve imkanlar sundu. Nasıl ki biz eskiler yeni nesillere MS DOS’un nasıl bir eziyet olduğunu anlatamazsak, on yıl sonraki gümrük çalışanları da bugünkü iş yapış biçimlerine bakarak ‘teknoloji zaten varmış, neden işleri bu kadar zorlaştırmışlar’ diye soracaklar. Tabi o zaman gümrük işlemleri gümrük işleminden çıkıp, daha sıkı örülmüş yönetişim sistemlerinin önem arz eden bir parçası haline gelecektir. Hatta gümrük işlemi kavramının kendisi bile bir noktadan sonra, neredeyse küçük ve piyasaya yeni girmiş firmaların kullandığı bir kulvar haline gelebilir. Örnek olarak, artık bankaya gitmiyoruz, banka şubeleri küçüldü ve sayıları azaldı, çünkü cep telefonları ve bilgisayarlar ile aynı işleri daha hızlı ve etkin bir şekilde kendimiz yapabiliyoruz. Banka önündeki kuyruklar, emekli amca ve teyzelere özgü hale geldi, çünkü onların hemen yeni yöntemlere alışmasını beklemek yanlış olabilir. Alışverişe gitmek bile artık sosyal bir aktivite olmaya başladı, çünkü aynı ürünleri evimize sipariş edebiliyoruz. İşte artık sıra gümrük işlemlerine geldi. Sonuç olarak, gümrük işlemlerinde konunun bildiğimiz ve alıştığımız anlamda gümrük işlemlerinden ziyade veri toplama ve işleme üzerinden çok daha güçlü inşa edilecek karşılıklı güven üzerinden yürüyeceğini gördük.

Diğer taraftan, dijitalleşme olarak da tanımlanabilecek veri toplama ve işleme kapasitesindeki artış ile gümrük işlemlerinin ürün bazlı olmaktan çıkararak, üretime dayanan bir alana çekileceğini ve bu durumun menşe tespitinden başlayarak, ürünlerin karbon yüküne göre değerlendirilmesine kadar giden çok geniş bir yelpazede değişikliklerin gümrük işlemlerini önemli ölçüde dönüştüreceğini gördük. Daha net ifade etmek gerekirse, gümrük idareleri bildiğimiz ve alıştığımız anlamda gümrük idaresi olmaktan çıkarak, bir başka çeşit kamusal yapıya doğru evrilecektir. Bu yeni ortamda, güvenilen uluslararası aktör, kurum ve şirketlerin daha kolay uluslararası sistemin bir parçası olacağı, veri biriktirme ve değerlendirme süreçleri sonunda düşük güven endeksine sahip firma ve kurumların ise uluslararası sistemde hareket kabiliyetinin azalacağını söylemek mümkün bulunmaktadır.

Bir önceki yazımızda jeoekonominin Ricardo’nun şarap – tekstil örneğini yanlışlayan bir yaklaşım olduğunu belirtmiştik. Ricardo, Portekiz’in şarap, İngiltere’nin ise tekstil konusunda uzmanlaşması ve bu iki ürünün ticaretini yapmaları durumunda, her iki ülkenin de refahının artacağını öne sürmüştür. Jeoekonomik yaklaşım ise, tekstil üretenin buharlı makine teknolojisine de yatırım yapması nedeniyle, uzun vadede güçlü bir donanma inşa edebileceği ve Portekiz’i siyasi olarak kontrol altına alabileceğini söylemektedirler. Tarih jeoekonomiyi haklı çıkarmıştır, çünkü Cebelitarık Boğazı’nda İngiliz etkisi yüksektir.

Dijitalleşme, bu bahsettiğimiz Ricardo – jeoekonomi arasındaki farklılığı jeoekonomi lehine derinleştirecektir. Bu durumu daha iyi anlamak için Marks’ın sermaye tanımını dijital bilgiye de uygulamak faydalı olabilir[12]. Marks’a göre bildiğimiz türden tüm mal veya ürünler kullanıldıkça ortadan kalkar veya özünü yitirir. Örnek olarak, bir elbise kullanıldıkça eskir ve bir süre sonra hala var olsa da kullanılamaz duruma gelir. Üretimde kullanılan bir makine de kullanıldıkça eskir ve en sonunda hurda olur. Ancak, sermaye kullanıldıkça kendini büyütür. Marks, kenarda duran ve kullanılmayan paranın sermaye olmayacağını, çünkü paranın sermaye olması için devamlı kullanılması, dönüşmesi gerektiğini, bunun için de devamlı büyümesi gerektiğini ifade eder. Dolayısıyla Marks’a göre servet ve sermaye farklıdır, çünkü ikincisi devamlı dönüşür ve büyür. Büyük sermaye, küçük sermayeden daha hızlı büyür, çünkü ölçek ekonomilerinden daha fazla faydalanır. Bu da eninde sonunda tekelleşmeye neden olur. Bazıları bu durumu dışsallıklar üzerinden açıklamaktadır, bazıları senyoraj hakkı demektedir, AB Merkez Bankası başkanı Lagarde ise ‘exorbitant privilage’ kavramını vurgulamaktadır. Adı ne olursa olsun, jeoekonomik anlamda sermaye ve bilgiyi en iyi şekilde kullanabilmek için, en büyük şekilde kullanmak gerekmektedir.

Veri de benzer bir durumdadır, verinin değer kazanması için devamlı olarak kullanılması ve büyümesi gerekmektedir. AB büyükçe bir veri adasıdır, ama Afro-Avrasya daha büyük bir veri adasıdır. Afro-Avrasya veri adasının mümkün olduğunca büyük bir kısmının verisini kontrol etmek, aynı zamanda drone, otonom sürüşlü arabalar, cep telefonları, perakende sektörü gibi veriye dayalı pek ürün ve sektörde, bu sektörlere girdi ve hizmet sağlayan sektörlerde ana oyuncu olmak için bir çeşit ön şart haline gelmektedir.

Daha net bir ifadeyle, dünyada halihazırda devasa miktarda veri üretilmektedir, ancak, bunların kullanımı sınırlıdır, çünkü veri, veri adacıkları halinde tutulduğu sürece kullanım alanı sınırlanır, ancak belirli bir formatta veri bir araya getirilirse (temiz veri haline gelirse) kullanım alanı genişler. Dolayısıyla, hangi uluslararası aktör standartların belirlenmesi yoluyla veri kullanım alanı ve imkanını en hızlı şekilde genişletirse, o aktörün parası daha baskın hale gelecektir. Örnek olarak, Ukrayna–Rusya savaşının nihayetinde drone ve insansız deniz araçlarına evrildiğini ve bunların savaşta avantaj yaratacak şekilde kullanılabilmesi için coğrafi veriler başta olmak üzere çok büyük bir veri setinin en iyi şekilde analiz edilmesi gerektiğini söylemiştik. AB şu anda Ukrayna–Rusya savaşının ortaya çıkardığı devasa veriyi analiz etmek ve buradan gelecekteki olası bir Rus çatışması için dersler çıkarmak ile meşguldür.

Bir diğer konu ise sürücüsüz araçlar ile ilgilidir. Bu konuda da öne çıkabilmek için mümkün olduğunca veri toplamak ve bu verileri analiz etme konusunda yetenek geliştirmek gerekmektedir. Dolayısıyla veri kullanıldıkça kullanım değeri artan bir şey olarak karşımıza çıkmaktadır.

Diğer taraftan, AB her ne kadar ‘endüstri politikaları’ kavramını her geçen gün yüksek sesle dile getirse de, aslında bu durum AB’nin tam anlamıyla otarşik bir yapıya döndüğü anlamına gelmemektedir. Örnek olarak Çin ile ilişkilerinde ana hedefin riskin azaltılması (derisking) olduğunu dile getirmektedir. Dolayısıyla, artık ticarette menşe kavramı sadece gümrük vergisinin doğru tespiti için kullanılmamakta, aynı zamanda ülkelerin yaşadığı jeopolitik kaymaya en doğru tepkiyi verebilmeyi de sağlayan bir araç haline de gelmektedir. Daha net bir ifadeyle, daha önce tedarik hatları ağırlıklı olarak piyasa koşullarına göre oluşturulurken, yaptırım kelimesinin gittikçe daha fazla kullanıldığı bir dünyada ise, tedarik hatlarının haritası ve dolayısıyla menşe kavramı da daha fazla öne çıkmaktadır. Burada AB’nin gümrük konularında daha farklı bir yaklaşıma kaydığını gözlemlemek mümkün bulunmaktadır. Daha önce, bu eşyayı neden ithal etmeyeyim bakışı ağırlıktaydı, şimdi ise neden ithal edeyim bakışına doğru bir eğilim gözlemlenmektedir. İthal edebilirim, çünkü siyasi açıdan uygun bir tedarik hattından gelmektedir veya çünkü çalışma koşulları ve çevresel açıdan benim kontrolümde olan üretim süreçlerinden geçmiştir. Ve tüm bunlar da veri demektir; bir ülke üretim açısından ne kadar temiz veri üretebilirse, uluslararası sistemde de o kadar güçlü bir yere sahip olacaktır. İşte bu temiz veri üretim konusunda gümrük idareleri hareket kontrol noktaları olarak özellikle menşe konusunda çok önemli bir yere sahip olacaktır.

AB mevcut menşe sistemini önemli ölçüde dönüştürmeye hazırlanmaktadır. Eski (veya halen uygulanmakta olan) sistem kâğıt bazlıdır. Ayrıca, tedarik hatlarının siyasi ve güvenlik yönü, çalışan hakları ile çevresel unsurları çok fazla dikkate almayan bir yapıya sahiptir. Örnek olarak, AB Rusya aleyhine yaptırım paketi üzerine yaptırım paketi açıklamaktadır, ancak bu durum Rusya’yı pek etkilememektedir; çünkü menşe sistemi hala üretime değil, ürüne dayalı bir sistemdir. (Rusya ancak Avrupa bankalarındaki paralarına el konulacağı açıklandığı zaman tepki vermiştir.) Dolayısıyla, mevcut menşe sistemi 21. Yüzyıl jeoekonomik ve jeopolitik gerçekleri ile uyumlu değildir. İşte AB’nin üzerinde çalışmakta olduğu Gümrük Kanunu tüm bu gerçekleri dikkate alarak, gümrüklerde yöntem değişikliğine gitmektedir.

AB’ye eşya satmak, sadece Avrupa Birliği’ne eşya satmaktan ibaret değildir. AB’ye eşya satabilen bir üreticinin üçüncü ülke pazarlarına girebilmesi kolaylaşmakta, çünkü ithalatçılar gözünde daha kolay güven inşa edebilmektedir. Bu işin bir yönü. Bir başka yönü ise finansman ile ilgilidir. Çok az firma %100 öz sermaye ile yatırım ve üretim yapabilmektedir. Firmalar bir şekilde borçlanmak durumundadırlar. Dünya finansman yapısı sessizce derin bir dönüşüme hazırlanmaktadır. Temiz veri toplanması, işlenmesi ve belgelendirme imkanlarının artması sayesinde, finansman ihtiyacı içinde olan firmaların çevre, çalışma koşulları vb. pek çok konuyu içeren borçlanma şartlarında önemli değişikliklerin gündeme gelmesi beklenmektedir. Örnek olarak, bir firmaya bir banka sana borç veremiyoruz çünkü sen yeşil elektrik kullanmıyorsun veya işçilerin çalışma koşulları kötü veya üretimde kullandığın X ürünü üreten firma Y ülkeden ithalat yapıyor diyebilir. Bu durumda, firma ya borç bulamayabilir ya da yüksek faiz ödemek zorunda kalabilir. Diyebiliriz ki, ne önemi var bunun, Türk firması da Türk bankalarından borçlanır. Ama Türk bankaları da özel sektöre dağıtacağı kredilerin büyük kısmını yurtdışından borçlanmaktadır. Ve bu borçların da gelecekte belirli şartlara bağlanması beklenmektedir. Hangi ülke daha temiz, kullanılabilir ve onaylanabilir veri üretebilirse, o ülkenin üreticileri hem ithalatçılar hem de finansman açısından daha iyi bir pozisyonda olacaklardır, dolayısıyla tedarik zincirleri haritasında daha iyi bir yer edinebilme şansını yakalayacaktır. Burada transit ticaretten bahsetmiyoruz, tedarik zincirlerinden yani üretim ve katma değerden bahsetmekteyiz. Bir de tabi Avrupa Birliği’nin inşa etmekte olduğu veri tabanlarına ulaşabilme imkanından. Ukrayna savaşında Rusya’nın zorlanmasının ana nedenlerinden birisi, Ukrayna’nın ABD tarafından sunulan coğrafi veriler başta olmak üzere pek çok veri alanına ulaşma imkanına sahip olmasıdır. Aynı durum ticaret için de geçerli olacaktır.

Veride ölçek ekonomisi geçerlidir, büyüdükçe ve kullanıldıkça değeri ve ürettiği katma değer artar. Bu durum Türkiye için olduğu kadar, AB için de geçerlidir. AB elbette büyük bir pazardır ve nispeten yüksek bir nüfusa sahiptir; ancak nihayetinde sınırlı bir veri adasından ibaret kalabilir. Mevcut gidişatta ABD, özel şirketler ve stablecoin’ler üzerinden sadece daha fazla ABD borçlanma aracı satmakla kalmayacak, ayrıca daha fazla temiz veri üretebilecek, kendi jeopolitik ve jeoekonomik çıkarlarına göre kullanacaktır. Eskiden bu jeopolitik ve jeoekonomik çıkarlar, Avrupa ülkeleri ile önemli derecede paraleldi, ancak 21. Yüzyılda ABD’nin AB üzerindeki güvenlik şemsiyesini kapatmaya hazırlandığı bir dönemde, bu paralellik yerini üstü kapalı bir çatışmaya çevirmeye başlamış olabilir. Bu durumda ABbir çeşit veri adası olmaktan çıkıp daha etkin olabileceği bir çeşit küresel veri ağı inşa etmeye başladığında, Euro bazı stablecoin’lerin de kullanım alanı genişleyecektir. Bu durumda AB’nin kazançları dışsallıklar, senyoraj rantı veya ağ etkisi olarak tanımlanabilir, ancak her durumda Türkiye’yi yanında güvenli bir müttefik olarak tutması gerekmektedir.Çünkü sömürgecilik bagajı dolu bir Avrupa’nın Çin veya ABD karşısında güven tesis edebilmesi için Türkiye’nin tarihi ve kültürel bağları ile coğrafi konumuna ihtiyacı yüksek olacaktır.

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde’ın konuşmalarına geri dönersek, Euro’nun rezerv parası veya fatura para birimi olarak daha fazla kullanılabilmesi için, AB’nin jeopolitik ve jeoekonomik açıdan dayanıklı bir çeşit etki alanı inşa etmesi gerekmektedir. Bu etki alanını I. ve II. Dünya Savaşları’nda Almanya demiryolları ile inşa etmeye çalıştı ve sonu hüsran oldu. Mevcut durumda Euro’nun Afro-Avrasya ölçeğine erişebilmesinin semt café’si müdavimi bir AB’nin zihinsel kapasitesinin ötesinde olduğu tespitini yapabiliriz. Ancak, hazırlanmakta olan taslak Gümrük Kanunu’nun da gösterdiği gibi AB pek çok alanda yöntem değişikliğine gitmektedir. Bu yeni yöntemde de Türkiye’den çok fazla şey istemeye hazırlanmaktadır. Bu yazıda da, işbirliğinin artarak devamı vurgulanmaktadır.

6. MENŞE VE DÖNÜŞEN KÜRESEL SİSTEM

Trump sonrası dönemde ABD’nin Avrupa’nın güvenliğini sağlamada maliyet paylaşımını talep etmesi, Avrupa açısında şu şekilde bir tehdidin ortaya çıkmakta olduğunu göstermektedir: Çin – ABD çatışması olarak tanımlayabileceğiz Soğuk Savaş 2.0.’ın Pasifik Okyanusu’nda serbest dolaşımı tehlikeye sokması sadece zaman meselesidir ve bu durumun Atlantik Okyanusu’na yansımayacağının garantisi bulunmamaktadır. Bu durumda ABD Avrupa’nın güvenliği için daha az kaynak ayırmakla kalmayacak, aynı zamanda Avrupa’nın tedarik hatlarının güvenliğini sağlama konusunda da eskisi kadar istekli olamayacaktır. Dolayısıyla tedarik hatlarının yönetimi konusu AB’nin gündemine her geçen gün daha fazla girmektedir. Daha önce ABD sayesinde Avrupa’nın ‘hayat sahası – Lebensraum’ bütün dünya iken, Soğuk Savaş 2.0.’da işlerin değişmesi sadece zaman sorunu hale gelmeye başlamıştır.

Tedarik hatlarının yönetimi konusu önem kazanınca ve AB’nin gelecekte düşük riskli kullanabileceği tedarik hatları sayısı azalırken, AB bir başka sorunla daha fazla yüz yüze gelmeye başlamıştır: menşe konusu. 2003 yılında Komisyon tarafından hazırlanan bir raporda, tercihli ticaret sisteminin etkinliği incelenirken, menşe konusunda da sorunlar olabileceğine işaret edilmişti[13].

“İhracatta Tercihli Menşe Doğrulaması: Sahte Bir Güvenlik Hissi

Ürünlerin menşe statüsünün belgelendirilmesine yönelik mevcut sistem, sertifika düzenlenirken ihracatçı ülke yetkilileri tarafından doğrudan doğrulama ilkesine dayanmaktadır. Aslında, ticaretin gerekleri, yetkililerin her ihracat işlemini malların tercihli menşei açısından kapsamlı bir şekilde kontrol etmesini imkânsız kılmaktadır. Mallar hakkında beyan edilen diğer bilgilerin çoğunda olduğu gibi, menşe esasen olaydan sonra ve hatta sistematik olarak değil, rastgele veya hedefli bir şekilde kontrol edilmektedir. Bu nedenle, yetkililerin ilk belgelendirme aşamasındaki müdahalesi hem ithalatçı ülkeye hem de ithalatçıya sahte bir güvenlik hissi vermektedir.”

O dönemde AB çok farklı ve birbirinin alternatifi olabilecek tedarik zincirlerine ulaşabildiği ve kağıda dayanan menşe sistemine fazla da müdahale de bulunamayacağı için konunun üzerine yoğun bir şekilde gidilmedi. Ancak o günden bu yana değişen şey, dijitalleşmedir. Eski (veya mevcut) sistem kâğıda dayanan menşe sistemine dayanmaktadır. Elektronik menşe ise bizi çok farklı bir yönteme sürüklemektedir. Bu yeni yöntem Türkiye için henüz tam ortaya çıkmamış bazı önemli tehditler barındırmaktadır. Bu tehditlere geçmeden önce kâğıda dayanan menşe ve fatura ile dijitale dayanan versiyonları arasındaki yöntem farklılığına Dünya Gümrük Örgütü (DGÖ)’nün 2008 tarihli bir Raporu üzerinden bakmamız faydalı olacaktır[14]:

Küresel Ağ Bağlantılı Gümrükler: 21. yüzyılın yeni zorlukları, gümrükler arası iş birliğinde yeni bir konsept gerektirmektedir. [Ayrıca] gümrük idareleri ile işletmeler arasında, yasal ticareti kolaylaştırmak ve gümrük kontrollerini gerçekleştirmek için daha yakın ve gerçek zamanlı iş birliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Yeni gereklilik, kamu ve özel sektör paydaşları arasında, uluslararası ticaret sistemini destekleyen küresel bir gümrük ağının oluşturulmasıdır. Bu ağın vizyonu, kesintisiz, gerçek zamanlı ve kağıtsız bilgi ve bağlantı akışlarını sağlayacak uluslararası bir “e-Gümrük” ağının oluşturulmasını öngörmektedir.

Karşılıklı tanıma önemli bir kolaylaştırıcıdır. Bu, gümrük kontrollerinin ve Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Statülerinin karşılıklı tanınmasını da içerir. Ağ bağlantılı Gümrük kavramı, 21. yüzyılın kesintisiz uçtan uca uluslararası tedarik zincirlerini yönetme modeli için kritik öneme sahiptir. Uçtan uca tedarik zinciri yönetimi, risklerin daha derinlemesine değerlendirilmesini ve gerektiğinde daha erken yönetilmesini sağlar. Varış limanında mallara müdahale etme ihtiyacını azaltır ve malların tedarik zincirleri boyunca takip ve izlenmesine olanak tanır. Temel işleyiş, ihracat idaresinden başlayarak tedarik zincirindeki işletme ile Gümrük ve Gümrük idareleri arasında güvenli ve gerçek zamanlı bilgi alışverişine dayanır.

Bu bilgi akışına menşe açısından bakarsak, şunu en baştan belirtmemiz faydalı olacaktır: Menşe aslında ‘doğrulanmış faturadır’. Uluslararası ticaretin başlangıcı, faturadır. Fatura, A adresindeki üreticinin ben, X miktar ve cinsindeki bu ürünü Y fiyata B kişisine Z tarihinde sattım demesidir. Menşe ise, nihayetinde tedarik zincirindeki faturaların yan yana getirilmesidir. Kâğıt ortamındaki fatura (kopya veya aslı) elden ele dolaşır. Çeşitli kişi ve kurumların kontrolüne açıktır. Hepsi de aynı bilgiyi görürler. Ne eksik ne fazla. Dijital ortamda ise, kimin hangi bilgiyi ne kadar görebileceği kontrol altında tutulabilir. Örnek olarak, alıcı belirli bir miktarda bilgi görebilirken, kamu kurumları daha fazla görebilir. Dolayısıyla dijital faturaya daha fazla bilgi yüklenebilir[15]. Faturalara sadece üretici, miktar veya fiyatın yanında karbon yükünün de eklendiğini varsayalım. Veya ürünün üretilmesinde kullanılan çeliğin ambargo uygulanan ülkeden gelip gelmediğini de içerdiğini varsayalım. Bu durum her ne kadar ilk başta önemsiz gibi görünse de, yakın gelecekte Avrupa’ya düşük karbon yüküne sahip (tabi ambargo uygulanmayan ülkelerden gelen) çelik ile üretilmiş çamaşır makinesi ihraç etmemiz gerekecektir. Elbette, Avrupa Birliği ile 1995 yılında uygulanmaya başlanan Gümrük Birliği ile gümrük vergileri sıfır olacaktır ama diğer ödemeler yüksek olduktan sonra, gümrük vergilerinin sıfır olmasının bir anlamı olmayacaktır. AB bu ‘diğer vergileri’ GATT Anlaşması’nın 20. ve 21. maddeleri[16] veya çeşitli korunma araçları kapsamında çoktan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde savunmaya başlamıştır. Aynı argümanları Türkiye’ye için de gündeme getirmesi beklenmelidir ve gelmektedir de. Bu ödemelerden kaçınabilmek için de sadece tedarik zincirindeki ürünlerin hangi ülkeden üretildiği değil, hangi tesiste hangi üretim yöntemi kullanılarak üretildiğinin de ‘fatura’da olması gerekecektir. Tüm bu bilgilerin faturada olması yetmeyecek, bunların kontrol edilmesi onaylanması da gerekecektir.

Kontrol etme ve onaylama süreci, 21. yüzyılda sadece gümrük idarelerinin yapabileceği bir iş olmaktan yavaş yavaş çıkmaktadır. Bu duruma benzer bir örnek olarak CE işareti konusuna bakmak faydalı olabilir. CE işareti kapsamı ürünün AB’ye satılabilmesi için sadece fatura konusu bilgiler yeterli değildir. Bu ürünün başta sağlık ve güvenlik olmak üzere bazı gereklilikleri de yerine getirmesi gerekmektedir. Üretici firmanın sadece bu gereklilikleri yerine getirdiği beyan etmesi de yeterli değildir, bunun onaylanması, diğer bir değişle belgelendirilmesi de gerekmektedir. Bu belgelendirmeyi her zaman kamu kurumlarının yapması gerekli değildir, özel belgelendirme kuruluşları da bu işi yapabilir. Ancak, bu firmaların veya kurumların akredite edilmesi, diğer bir değişle, yeterliliğinin uygun görülmesi gerekmektedir. Bunun için ülkemizde TÜRKAK kurulmuştur. TÜRKAK ise EA (European Accreditation[17]) üyesidir, EA tarafından AB üyesi ülkelerdeki akreditasyon kuruluşları gibi TÜRKAK da denetim altındadır. TÜRKAK veya EA üyesi diğer Avrupa ülkelerindeki akreditasyon kuruluşları tarafından yeterliliği onaylanan ve ilgili kamu kuruluşu tarafından yetkilendirilen belgelendirme kuruluşları tarafından verilen CE belgeleri kullanarak, ülkemizdeki üretici firmalar AB’ye ihracat yapabilmektedir. 1/95 AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararı sayesinde, ülkemizde de belirli şartları sağlayan kurumlar tarafından CE işareti verilebilmektedir. Sonuç olarak, CE işareti konusunda çok katmanlı bir yapı söz konusudur, bu yapının nihai amacı iyi çalışan bir sistem inşa ederek yüksek derecede güven tesis etmektir.

CE işareti aslında her ne kadar Avrupa pazarına yönelik bir belgelendirme işlemi olsa da, gerçekte üçüncü ülkelere yaptığımız ihracat artışında da büyük faydası olmaktadır. Ticari görüşmelerde masaya taraflardan önce CE işareti oturmakta, alıcı satıcı için belirli bir dereceye kadar güvene sahip olmakta, bu durum da sadece ülkemiz ihracatçısının eşya satışını kolaylaştırmamakta, aynı zamanda CE işareti olmayan diğer ülke satıcıları ile karşılaştırıldığında daha fazla rekabet gücüne sahip olmasına katkı sağlamaktadır. Jeoekonomik teorilerin de sıklıkla vurguladığı üzere, üretim başladıktan ve belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra tedarik zincirleri güçlenmekte ve hatta inovasyon başta olmak üzere pek  çok imkân da daha yüksek satış hacmine sahip firmanın önüne çıkmaktadır. Dolayısıyla, imzalanmasından 30 yıl sonra AB Gümrük Birliği konusunda şunu ifade edebiliriz ki, 1/95 Ortaklık Konseyi Kararı gümrük vergi indiriminden çok daha fazlasıdır ve sadece üçüncü ülkelere ihracat artışına katkı sağlamakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye’yi gelmekte olan yeni ticaret yöntemine de hazırlamıştır.

Menşe ve fatura konusunda geri dönelim. Artık uluslararası ticarette faturada (muhtemelen dijital ürün pasaport gibi başka bir ismi olacak) karbon yükü başta olmak üzere pek çok bilgi olacağı için gümrük işlemleri için gereken belgelerin hepsinin gümrükler tarafından kontrol edilmesinin mümkün olmayabileceğini ifade etmiştik. AB’nin tedarik alternatiflerinin sayısının azalması durumunda, mevcut tedarik hatlarının daha iyi çalışmasına yönelmesi kaçınılmaz olacaktır. Mesela AB’ye ihraç edilen bir üründe, Rusya menşeli demir çelik ürünün olmadığını kanıtlamak için, CE işareti sisteminde olduğu gibi, kendisi tarafından onaylanan ve ihracatçı devlet tarafından atanan kuruluşun (bu kamu kuruluşu veya STK de olabilir) belgelendirmesine ihtiyaç duyulabilir. Burada mevcut sistemden farklı olan şey, menşe konusunda belgelendirme onayını yapacak kurumun sadece ihracatçı ülke kamu kurumları değil, akreditasyon kapsamında AB denetimine de tabi olmasıdır. Menşe sisteminin bu şekilde yeniden inşası durumunda, AB tedarik hatlarına daha fazla güvenebilir. Bunun anlamı da aslında barışçıl bir şekilde ‘Lebensraum’ inşasıdır.

Sonuç olarak, menşe konusu yavaş yavaş küresel ticaret sisteminin zayıf noktası gelmeye başlamıştır. Menşe artık sıradan bir ticari konu değildir, aynı zamanda ülkelerin jeoekonomik çıkarlarına doğrudan hizmet eden bir unsur haline dönüşmeye başlamıştır. Bunun için de mevcut kâğıda dayanan menşe yerine dijital ve akreditasyon sistemi çerçevesinde belgelendirilmiş ve miktar veya fiyatın yanında elektriğin yeşilini kullanıp kullanmadığından, üretim tesisinin koordinatlarına, bu tesisisin ISO 9000 belgesini nereden aldığından, çocuk çalışan olup olmadığına kadar pek çok bilgiyi de dolaylı veya dolaysız bir şekilde içerecektir. Belirlenen bu tip şartlara uymayan firmalar ve hatta ülkeler tedarik zincirleri içinde kendilerine yer bulamayacaklardır.

7. LEBENSRAUM VE MENŞE KÜMÜLASYONU

1990’ların ilk yarısına geri gidelim. 1980’lerin liberalizasyon hamleleri sonucunda ithalat ve ihracat konusunda önemli bir deneyim birikimi olmuştu. Sıra satılan ürünlerin kalitelisini yükseltme konusuna gelmişti.1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı sadece gümrük vergilerinin indirilmesi değil, teknik mevzuat uyumundan rekabete kadar pek çok konuyu kapsamaktadır. Dolayısıyla o zamanlar Avrupa Toplulukları ile (henüz Avrupa Birliği kurulmamıştı) yapılan müzakerelerde, Türkiye 1980’lerin dışa açılma sürecinin sonuna, bir sonraki aşamaya hazır hale gelmişti.

Bir eşyayı kaliteli üretmek demek, sadece bir firmanın yapabileceği bir iş değildir. Ulusal kalite sistemi olmadan bir eşyayı kaliteli üretmeye çalışmak hem daha maliyetli hem de daha zordur. Diğer bir ifadeyle, bir çeşit ulusal kalite ekosistemi gerekir. Ulusal kalite sistemi ise belgelendirme, kalibrasyon zincirleri, akreditasyon, teknik mevzuat, piyasa gözetimi gibi pek çok unsurdan oluşur. Bugüne geldiğimizde şunu söyleyebiliriz ki, Türkiye ulusal kalite sistemini kurma konusunda çok iyi bir noktaya gelmiştir. Şimdi ise bir sonraki aşamaya hazırdır.

Sistemler genelde belirli ölçeklerde çalışırlar. Örnek olarak, ulusal kalite sistemini sağlıklı ve etkin bir şekilde kurabilmek için, ulusal üretimin en az belirli bir ölçekte olması gerekir. Türkiye orta büyüklükte bir ülke olarak, 1990’larda bu ölçeği yakalamıştı. Şimdi ise ulusal inovasyon sisteminin kurulması gerekmektedir. Türkiye’nin halihazırda sorun yaşadığı nokta şudur: Türkiye’nin üretim ölçeği ulusal inovasyon sistemi kurmak için yeterli değildir. Ayrıca bu ölçek 21. Yüzyılda bu ölçek o kadar büyümüştür ki, tek başına Almanya bile bu ölçeği karşılayamamaktadır. Bazı durumlarda bu ölçek AB’yi aşmakta, küresel işbirliği gerekmektedir. (Mesela bkz: ITER, iter.org) Savaşların artık asker sayısından teknolojik üstünlüğe dönüştüğü bir küresel ortamda, tam bağımsızlığın teknolojide belirli bir seviyeye bağlı olduğu her geçen gün ortaya çıkmaktadır. Ukrayna savaşı bu konuda derslerle doludur. Nadir toprak elementleri veya çip teknolojisi gibi konular üzerinden gidildiğinde, teknolojinin nasıl bir jeopolitik boyuta evrildiğini hepimiz her gün uzun uzun okuyor inceliyor ve tartışıyoruz. Bu konu ev hanımlarının günlerinde bile konu olabiliyor.

1/95 Ortaklık Konseyi Kararı Türkiye’yi önemli ölçüde dönüştürmüştür. AB dışında üçüncü ülkelere yaptığımız ihracat artışının arkasında da ulusal kalite sisteminin olduğunu, bu sistemin ise dolaylı ve zaman zaman kısmen de olsa, AB üye devletlerde uygulanan şartlara yakınlaşmış olmasından kaynaklandığını tespit etmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla imzalanmasından yaklaşık 30 yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, hem Avrupa hem de Türkiye’nin 1/95 ile ilgili konularda sözünde durmak için ciddi bir çaba harcadığını kabul etmemiz gerekmektedir.

Türkiye otarşik yapıya dönemez. Trakya ve Anadolu’da (mevcut nadir toprak elementleri hariç olmak üzere) ciddi miktarda maden, kereste bulunmamaktadır. Suyumuz bile sınırlıdır. Verimli topraklarımız bile nüfusumuzu ancak doyurmaktadır. Ekonomi güçlü ve etkin devlet geleneği, on yıllarca desteklenen ve önem verilen eğitim ve sağlık hizmetlerinin ortaya çıkardığı sağlıklı çalışkan nüfus ile dinamik girişimci grubu sayesinde belirli bir seviyeye ulaşmaktadır. Elinde İstanbul, Fırat Dicle, uygun iklim kuşağındaki bazı verimli ovalar vb. başta olmak üzere çok kıymetli mücevherler bulunmaktadır. Bunları korumak zor ve maliyetlidir. Türkiye bir yüzyıla yakın bir süredir bu mücevherleri sadece korumakla kalmamış, aynı zamanda önemli ölçüde geliştirmiştir. Ancak, tüm bunları da büyük bedeller ödeyerek yapmıştır.

Gelecek yüzyılda bu mücevherleri korumak daha da zor olacaktır. Küresel güvenlik mimarisi dönüşürken, Türkiye’nin karşısına sadece yeni fırsatlar değil, yeni tehditler de gelecektir ve gelmeye de başlamıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Ukrayna savaşı Türkiye için artık savaşların nasıl olacağı konusunda önemli dersler içermektedir. Türkiye’nin işbirliği yapacağı dostlara ihtiyacı bulunmaktadır. 30 yıla yakın bir süredir yürütülen AB Gümrük Birliği süreci önemli dersler içermektedir. AB’nin Türkiye’ye olan stratejik ihtiyacının artmakta olduğunu anlattık, burada vurgulamak istediğimiz konu, ciddi sorun alanlarına rağmen Türkiye’nin de AB’nin stratejik dostluğuna olan ihtiyacının da artmakta olduğudur. Trump sonrası dönemde Avrupa Birliği’nin kendi sevimli semt kafesi dışında da bir dünya olduğunu fark etmeye başlaması, Türkiye için iyi bir gelişmedir.

Peki bu aşamada Türkiye ne yapmalıdır? Aslında Türkiye çok uzun yıllardır önemli çabalarda bulunmaktadır. Örnek olarak, Siber Güvenlik Başkanlığı’nın kurulması önemli bir aşamayı ve iradeyi göstermektedir. Türkiye bu aşamada halihazırda kurulmakta olan Avrupa Savunma Birliği, Avrupa Sermaye ve Yatırım Birliği ile Avrupa inovasyon sistemini daha yakından takip ederek, bu sistemlerle nasıl bir ilişki kurulacağı, iş birliği yapılacağı konusunda şimdiden çalışmaya ve fikir üretmeye hazırlanmalıdır.

Diğer bir nokta, önceki yazılarımızda da belirtildiği üzere, Türkiye Afro-Avrasya karasal uzun mesafe taşımacılığının geliştirilmesi konusunda önemli adımlar atmaya devam etmelidir. Bu noktaya daha önceki iki yazımızda kapsamlı bir şekilde değindiğimiz için burada tekrarlayamayacağız. Bu bölümde ise menşe kümülasyonu alanlarının Türkiye açısından jeopolitik değerlendirmesini yapmaya çalışacağız.

Dünyada tedarik zincirlerinin ayrışması (fragmentation), Türkiye açısından bazı fırsatlar getirmektedir. Konuya sadece Türkiye’nin ihracatı açısından bakarsak, resmin önemli bir kısmını görememiş, kaçırmış oluruz. Trump’ın başkan seçilmesi hatta COVID öncesinde, tedarik zincirleri açık denizler üzerinden yapılan taşımacılığa, dolara ve ABD’nin küresel jandarma rolüne doğrudan bağlıydı. ABD artık küresel jandarma rolünü taşıma sorumluluğundan geri adım atmaya başlamıştır ve durumun sürekli olacağı her geçen gün daha fazla ortaya çıkmaktadır. Açık denizler üzerinden yapılan uzun mesafe taşımacılığın güvenliğinin nasıl sağlanacağı sorusunun gündeme gelmesi artık sadece zaman sorunudur. Doların egemenliğinin hangi derecede ne kadar devam edeceği konusunda da gene önemli soru işaretleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bilindiği üzere ‘Lebensraum’ Almanca kökenli bir kelimedir, 19. Yüzyıl sonu ve 20. yüzyılda Almanya’nın hızlı sanayileşmesi döneminde, hammadde ve yarı mamul ihtiyacını güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde karşılamak için etrafındaki bazı ülkelerin Alman etki alanında tutulması, bu ülkelerden gelecek hammadde ve yarı mamulün garanti altına alınması stratejisine verilen isimdir. II. Dünya Savaşı’nda Alman stratejisi bu kavram kapsamında daha iyi anlaşılabilir. Almanya’nın bu stratejisi esas olarak, Amerikan savaş makinesinin ‘Lebensraum’u daha sürdürülebilir olduğu için kaybetmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya yoğun ABD etkisi altına girmeyi, ‘Lebensraum’ bütün dünya olarak sunulduğu için kabul etmiştir. (Aynı durum Japonya için de geçerlidir). Başka bir ifadeyle, küresel gizli bir gündem aranacaksa, bu gizli gündem ‘Lebensraum’ kavramı üzerinden daha iyi anlaşılabilir.

Aynı durum Çin için de geçerlidir. Çin ve ABD arasında, resmi olup olmadığını bilmediğimiz bir anlaşma üzerinden, bütün dünya Çin’e ‘Lebensraum’ olarak sunuldu. (Çin DTÖ üyeliği 2001 yılında gerçekleşmiştir) Elbette karşısında bazı tavizler alındı. Ancak, Almanya, Japonya ve Çin, ABD elitlerinin tahmininden çok daha yetkin, hızlı ve çalışkan çıktılar. ABD Almanya’yı, Fransa ve İngiltere’nin yardımıyla Avrupa Birliği üzerinden daha kontrol edilebilir bir seviyede tuttu. Buna karşılık iki Almanya’nın birleşmesine izin verildi. Japonya ise Plaza Accord ile bitmeyen bir resesyona itildi. Ama ABD’nin stratejileri Çin’e karşı çalışmamaktadır. O nedenle, ABD de masayı devirdi. İşin özeti budur. Tedarik zincirlerinin parçalanmasının arkasında da gerçekte bu resim bulunmaktadır.

Bir önceki yazımızda, ABD Başkan Yardımcısı Vance’ın bir konuşmasından alıntı yaparak, inovasyon sisteminin ancak belirli bir üretim ölçeğinde çalıştığını vurgulamıştık. İşte Avrupa Birliği bu ölçeğe ulaşmak için Avrupa Birliği’nin kendisinden daha büyük bir Lebensraum’a ihtiyaç duymaktadır. Tedarik zincirleri de beyne veya kalbe kan taşıyan damarlar vazifesi görecektir. Avrupa Birliği’nin bu ihtiyacı esas olarak ABD’nin artık masayı devirmiş olması, diğer bir ifadeyle, bütün dünyayı artık ‘Lebensraum’ olarak sunma stratejisinden vazgeçmesinden kaynaklanmaktadır.

Avrupa bu ‘Lebensraum’un daha iyi işlemesini sağlamak için ağırlıklı olarak üç unsura ihtiyaç duyacaktır. Birincisi karasal uzun mesafe hatlarının güvenliğin sağlanması. İkincisi ‘Lebensraum’ senyoraj hakkını daha iyi alabilmek için bu alanda Euro’nun ağırlıklı olarak kullanılmasını sağlamak. Birincisini önceki iki yazımızda uzun uzun değerlendirdik. Bu yazının ilk kısmında ise ikincisi üzerinde analiz yaptık. Üçüncüsü ise, menşe alanlarının kurulması ve işlemesini sağlamak olması nedeniyle, bu üçüncüsü üzerinde biraz daha duralım.

1980’lerde dünyada yaygın olarak güçlü bir liberalleşme ve serbestleşme dalgası esmiştir. Bu küresel politik ekonomi ortamında, pek çok ülke sanayi ürünlerinde gümrük vergilerini (ve eş etkili vergileri) önemli ölçüde indirmiştir. DTÖ Uruguay Turu görüşmeleri sonunda imzalanan bir dizi anlaşma ve verilen bir dizi taahhüt ile de bu durum önemli ölçüde geriye dönülmeyecek şekilde sabitlenmiştir. Tarım ürünlerinde gümrük ve eş etkili vergiler ise uzun on yıllar boyunca hem (Doha Turu görüşmeleri kapsamında) hem DTÖ hem de AB gibi uluslararası aktörlerin uluslararası müzakere gündemini meşgul etmiş, ancak bazı küçük tavizler dışında önemli sonuçlar elde edilememiştir. Geldiğimiz noktada artık şunu açıkça belirtebiliriz ki, gümrük ve eş etkili vergilerin liberalizasyonu üzerinden yapılabileceklerin neredeyse sonuna gelinmiştir. Bu nedenle bu konuyu gündemimizden düşürelim. Dolasıyla, Avrupa Birliği de ‘Lebensraum’unu gümrük vergi indirimleri üzerinden hayata geçirmeyecektir, çünkü hareket alanı çok dardır. Sanayi ve tarım ürünlerinde yapılabileceklerin neredeyse tamamına yakını yapılmıştır.

Dünyada ‘ticaretin önündeki engeller’ den bahsedildiğinde artık gümrükler ve eş etkili vergilerden daha az bahsedilmeye başlanmıştır. Ticaretin kolaylaştırılması (trade facilitation) veya teknik düzenlemelerde (technical regulation) uyum gibi konuların yanı sıra, AB’nin ikiz dönüşüm adını verdiği yeşil ve dijital dönüşümlere ek olarak çalışan hakları gibi konuların da gelecekte ticarette daha önemli olacağı ortaya çıkmaktadır. Bunlara ek olarak ‘menşe kümülasyonu’ olarak bilinen bir husus, küresel ticaret ve tedarik zincirleri konusunun tam göbeğinde durmaktadır.

Mevcut kâğıda dayanan menşe sistemi aslında zımnen şöyle bir varsayıma dayanmaktadır: ithal edilen ürünlerdeki katma değerin önemli bir kısmı tek bir ihracatçı ülkede gerçekleşmektedir. Yani mevcut sistem gri alanlara imkân tanımamakta, büyük ölçüde ‘evet veya hayır, tek seçenek’ demektedir. Ancak tedarik zinciri kavramının kendisi bu anlayışa uymamaktadır. Adı üstünde zincir olan tedarik hatlarında üretim aşamaları farklı ülkelerde gerçekleşmektedir ve tek bir ülkenin menşe ülkesi olarak belirlenmesi mümkün olmayabilmektedir. Bir de üstüne bir üretim tesisi farklı ülkelerden gelen hammadde ve yarı mamul ile çalışıyorsa, bu durumda işler oldukça zorlaşabilmektedir. İşte Türkiye – AB Gümrük Birliği bu soruna toptancı bir yaklaşımla, Türkiye’ye ithal edilen ve üretilen tüm ürünlerin AB vergi ve teknik düzenlemelerine uyumlu olması şartını getirerek, başından konuyu halletmeye çalışmıştır. Ancak Türkiye’nin AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ülkelerden hammadde ve yarı mamul ithal ederek ürettiği ürünlerden elde edilen mamul ürünler, AB’ye satıldığı ve menşe Türkiye olarak tescil edilemediği zaman, Türkiye’deki üreticinin Avrupa Birliği’ndeki üretici karşısında rekabet şansı azalmaktadır. Çünkü AB’deki üretici aynı sorunu yaşamamaktadır. (Avrupa Birliği, 70’in üzerinde ülke ve bölgeyle 40’ın üzerinde serbest ticaret anlaşması imzalamıştır. 20’den fazla anlaşmanın görüşmeleri veya onay süreçleri devam etmektedir) AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ülkeler açısından bakıldığında ise durum daha da karmaşıklaşmaktadır.

İşte menşe kümülasyonu bu sorunu çözmektedir. Pan Avrupa Akdeniz Menşe Kümülasyonu Alanı sayesinde, tedarik zincirleri bu alanın dışındaki ülkelere göre daha sağlam kurulabilmekte, bu da bu ülkelerdeki üreticilere avantaj sağlamaktadır. Bu düzenleme sayesinde, esaslı dönüşüm veya katma değerin önemli kısmının bir ülkede olması şartı önemli ölçüde gevşetilerek, bu ürün kümülasyon alanı içindeki tedarik zincirleri içinde kaldığı sürece, menşe birikmekte çeşitli şekillerde ve şartlarda tavizlerden faydalanabilmektedirler. Bu da Lebensraum inşasının önemli aşamalarından birisidir. Örnek olarak, bu menşe kümülasyonu ve onun getirdiği tedarik zincirleri konusu İngiltere gibi ülke için bile oldukça çekici olabilmektedir. (İngiltere Pan Avrupa Akdeniz Menşe Kümülasyonu Alanı içinde yer almak için başvurmuş ve başvuru şimdilik bloke edilmiştir[18]) Şimdi şu soruyu sormak istiyoruz: İngiltere Cebeli Tarık, Malta ve Güney Kıbrıs’taki etkisi sayesinde kendisini bir Akdeniz devleti sayıyorsa, örnek olarak Özbekistan veya Kazakistan, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’taki etkileri sayesinde neden Pan Avrupa Akdeniz Menşe Kümülasyonu’nun parçası olmasın? Bu durumda Orta Asya da ‘kan ve demir’ ile değil, ‘menşe ve blokzincir’ ile küresel sisteme entegre olur. Sonuçta hayat iyidir, saha da iyidir, dijital de iyidir; dijital hayat sahası çok daha iyidir.

Dijitalleşme sayesinde bu entegrasyonun, Türkiye – A B tarzı topyekûn bir yaklaşım çerçevesinde olması da zorunluluk durumunda çıkmaktadır. Yukarıda incelediğimiz taslak Avrupa Birliği Gümrük Kanunu, tamamen farklı bir yöntem ışığında yazılmıştır. Mevcut yöntemde, Avrupa şu şekilde düşünmektedir: bana (AB’ye) bir ürünü hangi firmanın ihraç ettiği (bazı durumlar haricinde) AB kamu otoriteleri açısından önemli değildir. Önemli olan ürünün kendisi ve hangi ülkeden geldiğidir. Şimdi ise ürünü kimin nasıl, nerede ve hangi hammadde ve yarı mamuller ile üretildiğini artık bizzat ben (AB belgelendirme kuruluşları vasıtasıyla) kontrol edeceğim. Benim tasarladığım kontrol süreçlerinden geçmiş ihraç partileri sorunsuz ve hızlı bir şekilde, benim gümrük idarelerime bile uğramadan benim ülkeme girip tüketilebilecek. Ancak benim bu tasarlamakta olduğum sistemin dışında kalan ürünlerin ihracatında ise, arada serbest ticaret anlaşması veya gümrük birliği olsun olmasın, karbon vergisi, sınır kapılarında bekleme süreleri, daha sık denetim vb. pek sorunla uğraşmaya devam edilecektir. Bu durumda benim hayat sahamdaki tedarik zincirlerinde yer almak isteyen AB dışı üreticiler, benim yetkilendirdiğim kuruluşlar vasıtasıyla kontrol altında olmaya devam edecekler. Elbette bu firmalar hakkında yerleşik oldukları ülke kamu otoritelerinden çok daha fazla şey bileceğim. Bu durum gelecekte bu ülke kamu otoriteleri açısından bazı tatsız durumlar ortaya çıkarabilir. Ancak yaratılan katma değer ve istihdam sayesinde fazla da seslerini çıkaramayacaklar. Bu da nihayetinde onların sorunu olur. İşte, diğer nedenlerin yanında, bu nedenle de Türkiye, taslak AB Gümrük Kanunu ile tasarlanmakta olan yeni nesil AB gümrük anlayışının başından itibaren bir parçası olmaya çalışmalıdır. Sonuçta ihracatımızın yaklaşık yüzden kırkı AB ülkelerine yapılmaktadır. Ayrıca, üçüncü ülkelere yaptığımız ihracatta Avrupa pazarında yer almış olmamızdan kaynaklanan güçlü referans da büyük rol oynamaktadır. Mesele gümrük boyutundan çıkıp, egemenlik konusuna girmeye başlayabilir. Bu nedenle, Siber Güvenlik Başkanlığı’nın kurulması çok önemli bir adımdır, çünkü bu Başkanlığın faaliyetleri, yeni nesil AB gümrük anlayışında başından itibaren yer almamızı ve hatta ‘menşe kümülasyonu-İngiltere’ örneğini Asya’nın içlerine taşımamıza katkı sağlayacaktır.

Dolayısıyla, dijitalleşme ile menşe kümülasyonun birleşmesi, artık Avrupa Birliği’nin topyekûn bir yaklaşım olan Gümrük Birliği tarzı yaklaşımlara ihtiyacını azaltmaktadır. (Çünkü dijitalleşme sayesinde, her bir firma için üretilecek devasa bilgi yığınları ile başa çıkmak mümkün olacaktır.) Örnek olarak, 1/95 sayılı AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararı, ürünlerdeki karbon yükü ve buna bağlı ödemeler ile ilgili bir hüküm içermemektedir, dolayısıyla, ETS’nin (Emisyon Ticaret Sistemi) kurulması bu yeni döneme hazırlık açısından önemlidir. Karbon yükü her firma için ayrı ayrı hesaplanmakta, ülke bazında topyekûn (ulusal şebekeden alınan elektriğin karbon yükü vb. dışında) bir yaklaşım bulunmamaktadır.

Henüz bu tip şeyler için çok erken ama yeri gelmişken şu soruyu da sormadan duramayacağız: Avrupa, ülkemizde kurulan ETS sistemini karşılıklı tanımayı kabul ederse, o zaman Asya’nın derinliklerine uzanan tedarik zincirlerindeki firmaların ETS ödemelerini Avrupa yerine Türkiye’ye yapmaları için bir yol bulunabilir mi? (Türkiye ile Avrupa akreditasyon sistemlerinin karşılıklı tanınması konusunda halihazırda önemli yol alınmış ve bunun gelecekte daha da gelişeceğini düşünmek mümkündür). Çünkü amaç üzüm yemek veya karbon emisyonunu azaltmak ise, bu konuda bir engel çıkmaması gerekir. Türkiye de, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyeleri ile mutabakat halinde, bu parayı yeşil uzun mesafe taşımacılığı için gereken altyapı yatırımları için kullanabilir. Yeşilin tonu ile ilgili standartların belirlenmesinde Avrupa çok aktif olacağı için, Avrupalı firmalar ile işbirliği konusunda geniş bir alan açılır. Sonuçta hayat sahasının yeşili çok daha iyi olabilir ve tarihte görülmemiş büyüklükte kazan-kazan senaryoları için şartlar sağlanmış olabilir.

8. AVRUPA BİRLİĞİ 2025 YILI GENİŞLEME RAPORU

4 Kasım 2025 tarihinde yayımlanan ve bütün aday ülkeleri kapsayan ana raporun giriş cümlesinde şu ifadeler yer almaktadır[19]:

Jeopolitik zorluklar, Avrupa’nın amaç birliğini güçlendirdi. Avrupalıların kendi güvenliklerini ve refahlarını korumak için çok daha fazlasını yapmaları gerektiği yönündeki inancı kıta genelinde pekiştirdi. Bu aynı zamanda Avrupa’nın demokratik değerlerini savunmak ve yeni küresel güvenlik zorluklarıyla mücadele etmek anlamına da gelmektedir. Bunu, ancak ortak demokratik değerlere dayalı güçlü, istikrarlı, güvenli ve birleşik bir Avrupa yaratmak için komşularımızla el ele çalışarak başarıyla gerçekleştirilebiliriz. Günümüz dünyasında, genişleme politikası ortak güvenliğimize, refahımıza ve güvenliğimize katkıda bulunan önemli bir jeopolitik araçtır.’ Türkiye konusunda ise bağlantısallık konusunda daha güçlü bir vurgu dışında, önceki Rapor’lardan daha önemli bir farklılık bulunmamaktadır. “AB’nin, Orta Asya’yı Güney Kafkasya’ya ve oradan da AB’ye bağlayan dayanıklı ve verimli ulaşım, enerji ve dijital bağlantılar geliştirme konusunda stratejik çıkarı bulunmaktadır.[20]

Peki Avrupa Parlamentosu üyeleri, Türkiye’nin üyeliği için tam olarak ne düşünmektedir? Hepsine gidip tek tek soramayız, ama sondaj yapabiliriz. Genişleme paketinin açıklandığı gün, Avrupa Birliği konuya ilişkin olarak bir zirve düzenlemiştir. Zirvede, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı David McAllister[21]mevcut durumda bunun mümkün olmadığını[22] söylemiştir. Diğer Milletvekili Mark Botenga[23] ise ‘bunu ne Avrupa Birliği ne de Türkiye’nin talep ettiğini’ söylemiştir. Söz konusu zirvenin açılış konuşmasında ise Euronews başkanı Pedro Vargas David tarafından ise aşağıdaki tespitler yapılmıştır:

Avrupa Birliği bir yol ayrımında. … Vicdanımız ve jeostratejik çıkarlarımız, Avrupa’nın bu on yılın sonuna kadar büyük bir genişleme yapması gerektiği anlamına gelmelidir. Buna karşı çıkanlar, iki tekrarlayan ifadede ısrar edecekler. Ya “hazır değiliz” diyecekler ya da “hazır değiller” diyecekler. Bence ikisi de doğru değil. “Hazır değiliz” argümanına kendimizden başlayalım. … Sorun Avrupa Projesi veya kurumları değil. Sorun geçmişte yaptığımız ve bugün de yapmaya devam ettiğimiz hatalardır. Sorun kurumlar veya antlaşmalar değil, insanlardır.  Vizyon ve strateji eksikliği ile günlük meselelere aşırı odaklanmadır. Bu nedenle, bugün açıkça oybirliğiyle desteklenmeyen antlaşmaları değiştirme ihtiyacına dayanarak, herhangi bir genişlemeyi bir kez daha ertelemek adil değildir. Sonra da “hazır değiller” ifadesini duyacağız. Gerçek şu ki, hiç kimse Avrupa Birliği’ne katılmaya hazır değil. Aday ülkeler yarışta kendilerini koşucu gibi hissediyorlar. Bitiş çizgisine her ulaştıklarında, çizginin çok uzak bir noktaya itildiğini görüyorlar. Açık sözlü olmalı ve kendimize “ülkelerimiz katılmaya hazır mıydı?” diye sormalıyız. Portekizli olduğum için, [o zamanlar] katılmaya hazır olmadığımızı söyleyebilirim. (Gülüşme ve alkışlar, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos da dahil) Batı Avrupa’da demokrasiyi pekiştirmek için jeopolitik bir kararla katıldık. Ve bu büyük bir başarıydı.[24]

Söz konusu genişleme paketine daha yakından bakalım. Her zamanki tespit ve önerileri bir kenara bırakalım. Görünen o ki, paketin içinde üç dört küçük Balkan ülkesi ile fiilen daha küçük bir Ukrayna bulunmaktadır. Türkiye küçük bir ülke değildir, ayrıca, ‘fiilen’ ile başlayacak bir cümlenin öznesi olmayı da kabul edemez. Kitabın ortasından konuşmak gerekirse ve Rapor’da da açık bir şekilde belirtildiği üzere, Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakereleri, daha çok jeopolitik bir temele dayanacaktır.

AB açısından durumu daha net tespit edebilmek için ‘AB’nin Karadeniz Bölgesine Yönelik Stratejik Yaklaşımı’[25] belgesinde şu ifadeye bakmak faydalı olacaktır:

Karadeniz, [Avrupa Birliği’nin yakın çevresinde olmasının ötesinde] küresel bir öneme sahiptir. Avrupa, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Akdeniz arasında kritik bir bağlantı noktası olan Karadeniz bölgesi, Avrupa ve genel küresel güvenlik, uluslararası ticaret, enerji ve gıda güvenliği (özellikle tahıl) açısından stratejik bir rol oynamaktadır. … AB’nin stratejisi, Karadeniz’i Avrupa’yı Güney Kafkasya, Orta Asya ve ötesine bağlayan önemli bir geçit olarak kabul etmektedir; bu strateji, bağlantıyı ve ticareti artırmak için ulaşım, enerji ve dijital altyapıya yönelik hedefli yatırımlarla desteklemektedir.

Ve tüm bunlar Karadeniz’e giriş ve çıkışları kontrol altında tutan ve en uzun kıyısına sahip Türkiye olmadan olacak, öyle mi?

Konuya Türkiye açısından baktığımızda ise, daha ciddi bir sorun bulunmaktadır. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen daha iki yıl öncesine kadar dünyanın yanlış okunduğunu her fırsatta belirterek, AB’nin bir çeşit uykudan uyanmakta olduğunu vurgulamaktadır. Bu durumda, Türkiye AB’nin tam olarak uyandığını nasıl varsayabilir? Başka bir ifadeyle, Ortadoğu politikalarında tutarlılık sorunu bulunan, Rusya ile ilişkilerinde ise pek bir işe yaramayan yaptırım paketlerine güvenen ve Rusya’nın varlıklarına el koyulması planına Belçika’nın bile itiraz ettiği Brüksel, Türkiye’nin dış politikasını nasıl yürütebilir? AB, elbette birkaç küçük Balkan devletinin dış politikasını yürütebilir. Eski bir komedyenden daha iyi iş çıkaracağını da varsayabiliriz. Ama Türk dış politikası, maharet ve derin bir jeopolitik anlayış ister. Bunun da yakın zamana kadar Brüksel’de olmadığını AB başkanı Ursula von der Leyen bile belirtmektedir. İşte Türkiye’nin adaylık statüsünün önündeki en temel soru, AB’nin jeopolitik algılamasında artan derinliğin ne kadar derin olduğu, bunun başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere tüm kesimler tarafından paylaşılıp paylaşılmayacağıdır. Gidişat, orta vadede önemli gelişmeler olabileceğine işaret etmektedir. O zamana kadar Türkiye, ev ödevlerini yapmaya devam etmelidir. Türk hariciye geleneği, on yıllar ve hatta yüzyıl boyunca çalışabilecek sıra dışı çözümler üretme konusundaki maharetini bugüne kadar defalarca göstermiştir. Bir sonrakinin de vadesini beklemektedir.

9. MODERNİZE EDİLMİŞ TASLAK BİRLİK GÜMRÜK KANUNU[26],[27]

Taslak Avrupa Birliği Gümrük Kanunu, herhangi bir yasal düzenlemeden çok daha fazlası haline gelmiştir. Yukarıda uzun uzadıya anlattığımız jeopolitik ve jeoekonomik yöntem değişikliğinin, halihazırda somutlaşmış halidir. Diğer bir ifadeyle, bilgisayar işletim sistemi olarak MS DOS kullanırken, birden Windows’a geçtiğimiz günleri hatırlayalım. İşte taslak AB Gümrük Kanunu da, gümrük işlemlerinin neredeyse tamamen kağıt ortamından dijital ortama geçmesi; denetimin ürün bazlı olmaktan çıkarak üretim bazlı olmaya başlaması; gümrük işlemlerine ilişkin bilgileri, üye devletlerden alarak AB Veri Merkezleri inşası yoluyla merkezileştirmesi; ‘güven ve kontrol et’ prensibi kapsamında tedarik zincirlerini ön plana geçirmesi, diğer ülkelerdeki firmaların sadece ithalatçı nezdinde değil aynı zamanda Avrupa Birliği kurumları nezdinde de güven inşa etme ihtiyacının artması gibi nedenlerle, önemli bir yöntem değişikliğini barındırmaktadır.

9.1. AB GÜMRÜK İDARESİ

Taslak Gümrük Kanunu’na göre, AB Gümrük İdaresi (EU Customs Administration, EUCA), üye Devletler arasındaki işbirliğini, ulusal gümrük idareleri ve diğer idareler arasında koordinasyonu, mevzuatların tek tip uygulanmasını sağlayan, gümrük programlarını yöneten ve kaynaklarını bir araya getiren AB düzeyinde kendi tüzel kişiliği olan bir kurum olacak. AB Gümrük İdaresinin, Birliğin genel bütçesinden ve Üye Devletlerden sağlanan gelirlerden oluşan özerk bir bütçesi olacaktır (MUCC mad. 205 – 244). (MUCC: Modernised Union Customs Code – taslak24)

AB Gümrük İdaresini Yönetim Kurulu temsil edecektir. Yönetim Kurulu, her Üye Devletten bir temsilci ve Komisyon’un oy hakkına sahip iki temsilcisinden oluşacaktır (MUCC mad. 212).

Amacı, gümrük birliğinin operasyonel yönetimine yardımcı olmak; gümrük idareleri arasındaki iş birliğini sağlamak, koordine etmek, denetlemek; teknik uzmanlık sağlamak, bir araya getirmek; MUCC ‘de belirtilen işlemleri uygulamak için bilgi teknolojileri geliştirmek, işletmek ve sürdürmek; gümrük gözetimi, denetimi ve risk yönetimi amaçları için mevcut bilgileri en iyi şekilde kullanmak; özellikle gümrük denetimlerini ve risk yönetimini uyumlu hale getirerek gümrük idarelerinin gümrük mevzuatı ve diğer ilgili mevzuatın tek tip uygulamasını sağlamak, uygulamada birliğin sağlanmasına yardımcı olmak (MUCC mad. 207/2) olarak belirtilebilir. EUCA ayrıca, üye devletler arasında gümrük hukukunun (Gümrük Bölgesine ithal veya ihraç edilen eşyalar ile taşıt araçlarının gümrük işlemlerine uygulanan hukuk) uygulanmasında daha yüksek düzeyde bir uyum sağlanmasını sağlamaktan da sorumlu olacaktır.

AB Gümrük İdaresi, ulusal gümrük idarelerine denetim önerileri yayımlayacak, öneriler, AB çapında ortak bir risk analizi kontrol önerilerinin temelini oluşturacak ve ortak bir risk yönetimi uygulamaya konulacaktır. Bu, üye devletlerin gümrük idareleri tarafından gümrük denetimlerinin daha uyumlu bir şekilde uygulanmasını ve AB Gümrük İdaresi tarafından denetlenmesini sağlayacaktır.

AB Gümrük İdaresinin önerileri, üye devletlerin gümrük idarelerine karşı resmen öneri niteliği taşısa da, uygulamada gümrük idarelerinin bu önerileri bağlayıcı olarak değerlendirmesi zorunlu değildir. Örneğin, ulusal bir gümrük idaresi, bir gümrük işleminin yapılmasının, Birlik üreticilerinin yararlarını olumsuz etkileyeceğini tesbit etmesi halinde, AB Gümrük İdaresinin önerisini dikkate almayabilir ve bu duruma ilişkin kararlarının gerekçelerini sunmak zorundadır (MUCC mad. 102/5), 208/3-h).

AB Gümrük İdaresi ayrıca AB genelinde gümrük idarelerini koordine edecek ve Gümrük Birliği’nin işleyişi için siyasi öncelikleri uygulayacaktır. AB Gümrük İdaresi, AB Kolluk Kuvvetleri İş Birliği Ajansı (EUROPOL), Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı (FRONTEX) veya Avrupa Kimyasallar Ajansı (ECHA) gibi diğer kurumlar, organlar ve ağlarla AB düzeyinde işbirliği yapacaktır. Bu koordine, AB Gümrük Veri Merkezi (EU Customs Data Hub, EUCDH) tarafından kolaylaştırılacaktır. Örneğin, herhangi bir üye devlette tespit edilen uyumsuz tedarik zincirleri, ortak risk analizinin yapılmasında dikkate alınacak, tüm üye devletlerin denetim kararları için istihbaratı iyileştirebilecektir.

AB Gümrük İdaresi, üçüncü ülkelerin ilgili kurum ve kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ile bağlayıcı olmayan işbirliği yapabilir (MUCC mad. 243). Birliğin uluslararası bir anlaşması, gümrük mevzuatı, ortak ticaret politikası veya ortak güvenlik ve dış politikası alanındaki Birlik mevzuatı kapsamında, gümrük işbirliği amacıyla üçüncü ülkelerin gümrük idareleri ve diğer idareler ile bilgi alışverişinde bulunabilir, paylaşabilir. Gümrük idareleri tarafından uygulanan Birlik diğer mevzuatının yanı sıra, bu tür bir değişimi öngörür, kişisel bilgilerin aktarımının sırasıyla (AB) 2018/1725 sayılı Yönetmeliğin V. Bölümü veya (AB) 2016/679 sayılı Yönetmeliğin V. Bölümü hükümlerine uygun olmasını sağlar (MUCC mad. 244)[28] [29], [30], [31], [32], [33], [34], [35]

AB Gümrük İdaresi, 2026 yılı itibarıyla kurulacak ve 1 Ocak 2028 tarihinde görevine başlayacaktır (MUCC mad. 238/1, 265/1).

9.2. AB GÜMRÜK VERİ MERKEZİ

Taslak, kişisel bilgiler de dahil tüm bilgilerin gümrük işlemlerinde kullanması için güvenli, siber dirençli bir dizi elektronik hizmet ve sistem sağlayacak, üye Devletlerdeki bilgi teknolojileri (BT) altyapısının yerini alacak, AB Gümrük Veri Merkezi’nin kurulmasını önermektedir (MUCC mad. 29). İşletmeler, ürünleri ve tedarik zincirleri hakkındaki tüm bilgileri tek bir çevrimiçi ortama yani, yeni AB Gümrük Veri Merkezi’ne kaydedecek ve Devletler aynı anda Veri Merkezindeki güncel verilere ulaşabileceklerdir.

Veri Merkezi, ‘AB Gümrük İdaresi’ tarafından yönetilecektir (Başlık XII, mad. 205-mad. 238). Gümrük idareleri, rastgele denetimler yerine, usulsüzlükleri ve riskleri belirlemek için büyük veri ve yapay zeka kullanarak, hedefli kontrolleri, daha akıllı risk yönetimini gerçekleştirecektir.

AB Gümrük Veri Merkezinin (EU Customs Data Hub, EUCDH) amacı ve işlevleri MUCC’nin 29.-40. maddelerinde “…gümrük işlemlerinde kullanılması için kişisel bilgiler de dahil tüm bilgileri güvenli ve siber dirençli bir dizi elektronik hizmet ve sisteme kaydetmek, gümrük mevzuatının elektronik ortamda uygulanmasına izin vermek, [AB Yapay Zeka Yasası 2021/0106 (COD) ] yapay zeka sistemlerinin kullanımı da dahil olmak üzere risk analizi, ekonomik analiz ve veri analizini mümkün kılmak, elektronik sistemler, platformlar veya ortamlarla birlikte çalışabilirliğini sağlamak, AB 2022/2399 sayılı Tüzüğün 4. maddesi ile kurulan Avrupa Birliği Tek Pencere Sertifikaları Değişim Sistemini entegre etmek… ” şeklinde düzenlenmiştir.

AB Gümrük Veri Merkezine 1 Mart 2028 tarihinden itibaren, mesafeli satışlara ilişkin bilgiler (mad. 59/2), mesafeli satışların basitleştirilmiş tarife uygulamasına dair hükümler (mad. 145/5), Birliğin gümrük bölgesinde yerleşik olmayan, dolaylı bir temsilci tarafından temsil edilen ithalatçıya ilişkin bilgiler (mad. 20/3-e), kişisel ve ticari açıdan hassas, önemli bilgiler, tercihli olmayan menşe ispatına ve eşyaların tercihli menşeine ilişkin bilgiler (mad. 149, 150), ithalatçının veya ihracatçının yerleşik bulunduğu, kayıtlı olduğu yerdeki görevli gümrük idaresi tarafından eşyaların bir gümrük rejimine tabi tutulmasına ilişkin ithalatçı veya ihracatçı tarafından sağlanan bilgiler (mad. 60), serbest dolaşıma giriş işlemine ilişkin bilgiler, gümrük vergi ve resimleri ile ilgili diğer bilgiler (mad. 159/2, 181/5) kaydedilecektir.

Bu bilgiler, sahtecilik ve uyumsuzluğun tespiti amacıyla veri analizi için kullanılacak, Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Bürosu (OLAF) gibi farklı kurumların yanı sıra diğer ilgili birimlerin kullanımına da sunulabilecektir. AB Gümrük İdaresi ayrıca, anlaşma imzalanan üçüncü ülkelerle veri alışverişinde bulunabilecektir (MUCC mad. 243-244).

Komisyon bu bilgilere dayanarak ‘tedarik zinciri tabanlı risk stratejisi’ açısından çapraz denetim yapacaktır. Gümrük beyannamesi muhteviyatı eşyalara ilişkin nakliye, antrepo, gümrük rejimine tabi tutulması vb. bilgilerin sisteme birden fazla birim tarafından kaydedilmesi nedeniyle de bu bilgilerin değiştirilmesi ve/veya geçersiz kılınmasının önüne geçilmiş, mümkün olduğunca kaçakçılık, usulsüzlük önlenmiş olacaktır.

Risk analizi ve risk yönetimi beyan yerine, bilgi odaklı olacaktır. Tedarik zincirlerinin istikrarlı olduğu durumlarda, değişmediği takdirde aynı bilgiler birden fazla işlem ve sevkiyat için kullanılabilecek; bu da tek bir portal kullanıldığında, birden fazla işlem ve sevkiyat için bilgilerin yalnızca bir kez beyan etmelerinin yeterli olacağı anlamına gelir. Bu bağlamda, tek pencere ilkesi, ithalatçıların ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların çok sayıda bilgi teknoloji (BT) ortamıyla işlem yapmak zorunda kalmayacaklarını ifade eder.

Taslağa göre, Veri Merkezinin 2026 yılında kurulması ve 2028 yılından itibaren faaliyete geçmesi, 2028 yılında e-ticaret gönderileri için açılması planlanmaktadır. Veri Merkezi daha sonra 2032 yılında diğer tüm işletmelere açılacak ve bu da söz konusu şirketler için anında faydalar, basitleştirmeler ve tasarruflar sağlayacak. AB Gümrük Veri Merkezi’nin işlevleri 31 Aralık 2037 tarihine kadar tam olarak faaliyete geçecektir. AB Gümrük Veri Merkezi’ndeki kişisel bilgiler, işlendiği tarihten itibaren en fazla 10 yıl süreyle saklanabilecektir (MUCC mad. 33/1).

9.3. GÜVEN VE KONTROL ET OPERATÖRÜ- (TRUST AND CHECK TRADER, T&C)[36] [37]

Bu, mevcut AB Yetkili Ekonomik Operatörü statüsünü (AEO) geliştiren ve güçlendiren bir programdır.

Geçiş döneminde Birlik gümrük kanunu (UCC) kapsamındaki AEO statüsü, 31 Aralık 2037 tarihine kadar yürürlükte kalacak ve bu tarihe kadar AEO’ler T&C statüsü için başvuru yapabilecekler. Gümrük idareleri, AEO’ların başvurularını en geç 31 Aralık 2037 tarihine kadar kendilerine Güven ve Çek Operatörü (“T&C”) statüsü verilip verilemeyeceğini değerlendirecektir. Değerlendirmenin sonunda T&C statü talebi verilmeden iptal edilecek, ya da AEO statüsü iptal edilip yeni T&C statüsüyle değiştirilecektir (MUCC mad. 26/3).

T&C bazen “AEO + artı” olarak da anılır: Bu statünün verilmesi için gereken koşullar AEO ile hemen hemen aynıdır, ancak buna ek olarak, T&C başvurusunda bulunan kişinin en az üç yıldan beri düzenli olarak gümrük işlemleri yapmış olması, yani ülkeye döviz kazandırıcı faaliyette bulunması (MUCC mad. 25/1) ve gümrük idarelerine (a) eşyaların hareketi (örneğin gümrük kayıtları, muhasebe sistemi, ticari ve taşıma kayıtları, gümrük idareleri tarafından uygulanan diğer mevzuat uyarınca verilen lisanslar ve yetkilendirmeler dahil), (b) bu eşyalara ilişkin tüm gerekliliklere uyum (MUCC mad. 25/3-f) ile ilgili tüm bilgileri gerçek zamanlı olarak sağlayan, kullanıma sunan bir elektronik sisteme sahip olması gerekecektir. T&C başvurusunda bulunan operatörün ayrıca, uyumluluğu değerlendirmek için yetkili gümrük idaresine, son üç yıla ait ilgili bilgilerine erişim izni vermesi gerekecektir (MUCC mad. 25/2).

T&C statüsünün faydaları, MUCC mad. 25/7-9’da belirtilmiştir. T&C’ler, dahili bilgilerine gümrük idarelerinin gerçek zamanlı erişimini ve tedarik zincirinin eksiksiz elektronik takibini her zaman sağlaması şartıyla, basitleştirilmiş usulde beyanda bulunacaklar, eşyaların gümrük muayene ve tespit işlemlerini kendi tesislerinde yapacak, özel antrepolarına koyacak (MUCC mad. 25/7-b), serbest dolaşıma girmesini sağlayacak, daha sonra da tamamlayıcı beyanda bulunacaklardır (MUCC mad. 25/7-a). Burada önemli husus, T&C’lerin ticaret unvanı, yasal adresi, vergi kimlik numarası, ticaret sicili kayıt numarası, banka hesap ve ödeme talimatı bilgileri, imza örnekleri gibi dahili bilgileri ile üretim zincirlerinin kayıtlı olduğu gümrük idaresinin denetimine izin vermesi, denetimin yapılmasıdır.

Gümrük idareleri serbest dolaşıma giren ve ihracata ilişkin eşyaların toplam ithalat veya ihracat vergisi tutarına karşılık gelen gümrük borcunun hesaplamasına ve beyanda bulunmasına, 31 takvim gününü aşmayacak bir süre verebilecek, T&C’ler, daha sonra her bir özel eşya sevkiyatına ilişkin tutarların bir dökümünü gümrük idarelerine beyanda bulunabileceklerdir. (MUCC mad. 181/4), yani serbest dolaşıma giren veya ihraç edilen eşyaların 14 gün içinde ödenmesi gereken gümrük vergilerini 31 güne kadar erteleyebilecekler, sürenin son günü beyanda bulunarak ödeme yapabileceklerdir (MUCC mad. 25/7-e, mad. 188). Dahilde işleme, hariçte işleme, geçici kabul nihai kullanım işlemi, antrepo işletme işlemleri için izinlerin alınması şartıyla, faaliyetlerin uygun şekilde yürütüldüğüne dair gerekli teminatı sağlamış sayılacaklardır (MUCC mad. 25/7-c).

Güven ve Çek Operatörleri, verilen izne göre gümrük denetimleri ile ilgili olarak, daha az fiziksel belgeye dayalı inceleme de dahil, diğer ekonomik operatörlerin yararlandığı kolaylıkların daha fazlasından yararlanacaktır. Durumları, gümrük risk yönetimi amaçları için olumlu olarak dikkate alınacaktır (MUCC mad. 25/8).

Bu yetkilendirmelerin T&C’ler için başlıca faydalarından biri de; birlik içinde eşyaların ithal edildiği veya gönderildiği üye devletten bağımsız olarak, yalnızca tek bir gümrük idaresinin, yani kuruldukları yerde başvuru kaydını yaptırdıkları gümrük idaresinin görevli olacak olmasıdır. Yani AB genelinde faaliyet gösteren T&C’ler, farklı gümrük uygulamalarına sahip 27 üye ülke gümrük idareleri yerine, gümrük vergileri ve diğer ücretlerin ödenmesinden, kuruluş yerinin bulunduğu Üye Devlet gümrük idaresine karşı sorumlu olacak olmalarıdır.

Yine diğer fayda ise, T&C’lerin eşyaları işyerlerine getirmek için transit geçiş yapma yükümlülüğü olmaksızın nihai varış yerlerine kadar gümrük gözetimi altında kalacak, yani, eşya AB Gümrük Bölgesine girdikten sonra transit rejimine tabi tutulmadan varış gümrük idaresine sunmaksızın, ithalatta yerinde gümrükleme izni kapsamı tesislerde teslim almaya ve işlemlerini bu yerlerde tamamlamaya, ihracata tabi eşyayı, hareket gümrük idaresine sunmaksızın ve transit rejimine tabi tutmaksızın sevk etmeye yetkilendirilmiş olacaklarıdır.

Komisyon’un görüşüne göre[38], bu kolaylaştırma ve basitleştirmelerin anahtarı şeffaflıktır. Komisyon’un bu konuya ilişkin vizyonu, şeffaf ticaret akışlarının, gümrük müdahalesi olmadan, idari yüklerden uzak bir şekilde ‘yeşil hat’ üzerinden ilerleyebilmesi, gümrük idarelerinin yalnızca gerekli olması halinde müdahale etmesi ve denetim yapmasıdır.

Bu, elbette arzulanan bir sonuçtur. Nitekim birçok işletme, reformda sağlanan basitleştirme ve kolaylaştırmaları, örneğin ilgili operatör tarafından serbest dolaşıma giren tüm eşyalara ilişkin toplam ithalat veya ihracat vergisi tutarına karşılık gelen gümrük borcunun periyodik olarak belirlenmesi, ödenmesi veya belirli denetimler gerçekleştirilerek eşyaların işyerlerinde serbest dolaşıma sokulması gibi, işlemin kurallarını değiştiren bir unsur olarak görmektedir. Ancak, bu faydaların çoğu yeni BT sisteminin/sistemlerinin uygulanmasına bağlıdır.

Gümrük idareleri en az 3 yılda bir, Güven ve Kontrol Operatörünün faaliyetlerini ve dahili bilgilerini denetleyecek, yani sonradan kontrol yapacaktır.

Güven ve Çek Operatörü, kurumsal yapısındaki, mülkiyetindeki, ödeme gücü durumundaki, ticaret modellerindeki herhangi bir değişikliği, durum ve faaliyetlerindeki diğer önemli değişiklikleri gümrük idarelerine bildirecektir. Bu değişikliklerden herhangi birinin Güven ve Çek durumu üzerinde önemli bir etkisi olması durumunda, gümrük idareleri, Güven ve Çek Operatörünün statüsünü yeniden değerlendirecek, yeniden değerlendirmeye ilişkin bir karar alınıncaya kadar bu yetkiyi askıya alabilecektir (MUCC mad. 25/4). Gümrük idaresi, T&C’nin sertifikası için gerekli koşullara veya kriterlere uymadığını ya da gümrük kurallarını ihlaliyle ilgili ceza mahkemelerinde görülen bir davasını tespit edilmesi etmesi halinde, sertifikanın askıya alınmasına karar verebilecektir.

Gümrük temsilcileri, T&C reformu kapsamında hem doğrudan hem de dolaylı temsil şeklinde mümkün olmaya devam edecektir. Herhangi bir kişi bir gümrük temsilcisi atayabilir. Temsilci, doğrudan temsil durumunda başkasının adına ve hesabına hareket eder. Dolaylı temsil durumunda kendi adına, ancak başkasının hesabına hareket eder. Temsilci, temsil edilen kişi namına hareket ettiğini, temsilin doğrudan veya dolaylı olduğunu, sahip olduğu temsil yetki belgesini gümrük idarelerine beyan etmek zorundadır. Bir başka kişi adına veya hesabına hareket ettiğini beyan etmeyen ya da bir temsil yetkisine sahip olmadığı halde, başka bir kişi adına ya da hesabına hareket ettiğini beyan eden kişi, ithalatçı veya ihracatçı olarak kabul edilecektir.

Güven ve Çek taciri statüsüne sahip bir gümrük temsilcisi, sadece dolaylı temsilci olarak hareket ettiğinde Güven ve Çek taciri olarak tanınacaktır. Doğrudan temsilci olarak hareket ettiğinde ve adına hareket ettiği kişiye bu statü verilmişse, gümrük temsilcisi Güven ve Çek taciri olarak tanınabilecektir (MUCC mad. 27).

Ülkemizde Ticaret Bakanlığı tarafından verilen, uluslararası geçerliliği olan sertifikaya sahip yetkilendirilmiş yükümlü statüsü,(AEO), T&C statüsünü alabilmesi ve MUCC mad. 25/7-9’da belirtilen kolaylık ve faydalardan yararlanabilmesi için, MUCC’da yer alan hükümlerin 4458 sayılıGümrük Kanunu’ndaa da yer alması, düzenlemelerin yapılması gerekecektir.

9.4. DAHA BASİT ve DAHA ŞEFFAF E-TİCARET İTHALAT İŞLEMLERİ

AB dışı çevrimiçi ürünlere gümrük vergilerinin uygulanması açısından, AB tüketicileri/alıcıları şu anda ithalatçı olarak kabul edilmektedir. MUCC’nin yürürlüğe girmesinden sonra, AB’ye eşya/ürün satan çevrimiçi platformlar ‘kabul edilen ithalatçı’ olarak kabul edilecek (internet üzerinde faaliyet gösteren çevrimiçi pazar yerleri, web sitesi veya uygulama sahipleri vb.), gümrük vergilerinin satın alma sırasında tahsilinden, gümrük idarelerine ödenmesinden, ürün güvenliğinden vb. sorumlu  olacaktır (MUCC mad. 5/13). AB tüketicileri, kargoları ulaştığında artık gizli ücretlerle karşılaşmayacak, teslimat sırasında gümrük vergilerin ödenmesinden sorumlu olmayacaktır. Ayrıca, üçüncü ülkelerden online sipariş ettikleri ürünlerin ithalatçısı olarak da kabul edilmeyecekler. Kabul edilen ithalatçı, MUCC’nin 20/3 maddesinde sayılan istisnalardan biri uygulanmadığı sürece, gümrük bölgesinde yerleşik olmaları gerekmeyecek, şartı aranmayacaktır (MUCC mad. 20/2).

Mesafeli satışlar ve kabul edilen ithalatçı taraf için, basitleştirilmiş tarife uygulamasına ilişkin hükümlerin 1 Mart 2028 tarihinden itibaren uygulanmasına başlanacak, bu tarihten itibaren ithalatçılar, ithal e-ticaret eşyaları için ödenmesi gereken gümrük vergilerinin hesaplanmasında basitleştirilmiş tarife uygulamasının kullanımını tercih edebilecek, AB’deki tüketicilere satılan ve üçüncü bir bölgeden veya üçüncü bir ülkeden gönderilen eşyalarla ilgili işlemler hakkında AB Gümrük Veri Merkezi’ne bilgileri kaydetmeye başlayacaktır. Gümrük idareleri, AB’deki tüketicilere çevrimiçi olarak satılan üçüncü ülke menşeli eşyaların bilgilerini anında görebilecektir.

Sevkiyat başına toplam değeri 150 Avro’ya kadar olan eşyaların ithalatı için vergi muafiyeti 1 Temmuz 2026’dan itibaren itibaren kaldırılacak,AB’ye internet üzerinden satılan her ürüne (bazı istisnalar hariç) ilgili ad valorem vergi oranlarına sahip 5 kademeli bir Liste Sistemi gümrük vergisi uygulanacaktır[39].

150 avroyu aşması halinde eşyanın ithali basitleştirilmiş usule göre değil, normal usule göre ithal işlemi yapılacaktır. Listeleme sisteminde, mevcut geleneksel vergi oranları referans alınacak, eşyaların menşe kuralları dikkate alınmayacaktır. Ancak, ‘kabul edilen ithalatçı (deemed importer)’ eşyaların menşe durumunu belgeleyerek tercihli tarife oranlarından yararlanmak isterse, normal ithal işlemine göre gümrük beyannamesi verecek, gümrük beyannamesine menşe belgesini ekleyecek, ithalat işlemini yapabilecektir. Benzer şekilde, geleneksel veya uygulanabilir daha düşük otonom vergi oranlarından yararlanmak isterse, ithalatçı standart işlemleri uygulayarak bunu yapabilecektir. Kabul edilen ithalatçılar, kuruluşlarının bulunduğu Üye Devlet gümrük idareleri tarafından denetlenecektir.

Mesafeli satışlar için basitleştirilmiş tarife uygulaması

Mesafeli satışlar için basitleştirilmiş tarife uygulaması, beş kademeli bir liste (bölüm) sistemine dayanmaktadır. Her liste, bir vergi oranı ve ilgili vergi oranının uygulanacağı GTİP’nun ilgili bölümlerine ilişkin bir referans içerir.

Liste A: Gümrük kıymeti üzerinden gümrük vergisi oranı %0 olan örnek eşyalar

GTİP BölümTanım
14.04Bitkisel örgü malzemeleri; Tarifenin aşka yerinde belirtilmeyen veya dahil edilmeyen bitkisel ürünler
49.01Basılı kitaplar, gazeteler, resimler ve basım endüstrisinin diğer ürünleri; El yazmaları, daktilo yazıları ve planlar

Liste B: Gümrük kıymeti üzerinden gümrük vergisi oranı %5 olan örnek eşyalar

GTİP BölümTanım
05.01Başka yerde belirtilmeyen veya yer almayan hayvansal kökenli ürünler
34.01Sabun, organik yüzey aktif maddeler, yıkama müstahzarları, yağlama müstahzarları, yapay mumlar, hazırlanmış mumlar, parlatma veya temizleme müstahzarları, mumlar ve benzeri maddeler, modelleme macunları, ‘diş mumları’ ve alçı esaslı diş müstahzarları
71.01Doğal veya kültür incileri, kıymetli veya yarı kıymetli taşlar, kıymetli metaller, kıymetli metallerle kaplanmış metaller ve bunlardan mamul ürünler; Taklit mücevherler; Madeni para (Natural or cultured pearls, precious or semi-precious stones, precious metals, metals clad with precious metal, and articles thereof; Imitation jewellery; Coin)
85.47 Elektrikli makine ve ekipmanlar ile bunların parçaları; ses kaydediciler ve çoğaltıcılar, televizyon görüntü ve ses kaydediciler ve çoğaltıcılar ve bu tür eşyaların parça ve aksesuarları

71.01 bölümde, belirli miktar ve kıymetteki taklit mücevher ve madeni paranın ithal edilebileceği belirtilmiş, fakat ülkemizde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 197’nci maddesinde “Parada sahtecilik, (1) Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” hükmü ile miktar ve kıymetine bakılmaksızın ülkeye sokan kişinin cezalandırılacağını belirtmiştir.

Parada sahtecilik suçu, “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” bölümünde TCK md.197’de düzenlenmiştir. Suçun maddi konusu paradır. Paranın kâğıt veya madeni para, milli veya yabancı para olmasının sahtecilik suçu açısından hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, sahte TL’nin Türkiye’deki kanunlara göre, sahte dövizin (dolar, euro, sterlin vb.) ise kendi ülkesindeki kanunlara göre tedavülde (dolaşımda) olmasıdır. TCK md.197 suçun unsurları ve cezası açısından yabancı para ile milli para arasında fark gözetmemiştir.

Liste C: Gümrük kıymeti üzerinden gümrük vergisi oranı %8 olan örnek eşyalar

GTİP BölümTanım
28.46İnorganik kimyasallar; Değerli metallerin, nadir toprak metallerinin, radyoaktif elementlerin veya izotopların organik veya inorganik bileşikleri
30.06İlaç ürünleri

Liste D: Gümrük kıymeti üzerinden gümrük vergisi oranı %12 olan örnek eşyalar

GTİP BölümTanım
18.01Kakao ve kakao preparatları
42.01Deri eşyalar; Eyer ve koşum takımları, Seyahat eşyaları, el çantaları ve benzeri kaplar; Hayvan bağırsağından yapılmış eşyalar (ipek böceği bağırsağı hariç)
61.02Giyim eşyaları ve giyim aksesuarları, örme ya da tığ işi

Liste E: Gümrük kıymeti üzerinden gümrük vergisi oranı %17 olan örnek eşyalar

GTİP BölümTanım
09.01Kahve, çay, mate ve baharatlar
64.06Ayakkabılar, tozluklar ve benzerleri; bu tür eşyaların parçaları
70.13Cam ve cam eşyalar

Veri kaynağı Mesafeli eşya satışlarında basitleştirilmiş tarife uygulamasının getirilmesine ilişkin 2658/87 sayılı Tüzükte ve gümrük vergisi muafiyeti eşiğinin kaldırılmasına ilişkin olarak 1186/2009 sayılı Tüzükte değişiklik yapılmasına ilişkin Yönetmelik[40]

Ülkemizdeki Uygulama

9.4.1. Uzaktan İletişim Araçları Yoluyla Piyasaya Arz Edilen Ürünlerin Piyasa Gözetimi ve Denetimi Yönetmeliği[41]

 Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan, 30 Ekim 2024’te Resmî Gazete’de yayımlanan ve 1 Nisan 2025 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik, internet üzerinden yapılan alışverişlerde şeffaflık ve ürün güvenliğini sağlamayı, tüketicilerin haklarını korumayı, piyasaya arz edilen ürünlerin daha güvenli ve mevzuata uygun olmasını, tüketicilerin güvenli ürünlere kolayca ulaşmasını, internet, mobil uygulamalar, televizyon, radyo gibi araçlar üzerinden yapılan alışveriş işleminin daha şeffaf ve kolay denetlenebilir hale gelmesini amaçlamaktadır.

Satıcılar, ürünlerine ilişkin güvenlik bilgilerini açık ve anlaşılır şekilde sunmakla yükümlü olacak. İlanlarda üretici veya ithalatçı bilgileri, iletişim adresi ve ürün güvenliğine dair detaylar yer alacak. Böylece tüketiciler, satın almadan önce ürün hakkında daha fazla bilgiye ulaşabilecek, internetten alışveriş yaparken, fiziki bir mağazada olduğu gibi ürünü inceleyecek, gerekli işaretleri taşıdığını görebilecektir. Denetim hızlanacak, ürün güvenliği güçlenecek, uygunsuz ürün platformlardan kaldırılacak, sanal pazaryerleri ürünlere dair güvenlik bilgilerini sistemlerinde bulunduracak ve uygun olmayan ürünler tespit edildiğinde, bu ürünlere ait ilanlar 24 saat içinde yayından kaldıracak. Bu sayede tüketicilere standardına uygun ve daha güvenli bir alışveriş ortamı sunulacak, ürün güvenliği konusunda tüketicilerin başvuru yapabileceği bir temas noktası oluşturacak. Bu noktalar üzerinden ürünlerin güvenliği ile ilgili şikâyet, bildirim ve bilgi talepleri iletilebilecek.

Yurt dışından ülkemize ürün satan firmalar, ülkemizde yerel bir temsilci atamakla yükümlü olacak. Bu temsilci, satıcının tüm ticari faaliyetlerinden sorumlu olacak ve denetim makamlarıyla iletişim köprüsü kuracak. Bu şartı yerine getirmeyen firmaların Türkiye’ye satış yapması mümkün olmayacaktır.

 9.4.2. Posta ve Hızlı Kargo Yoluyla Taşınan Eşyanın Gümrük İşlemlerine İlişkin Tebliğ[42]

22.04.2022 tarihli 31817 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Posta ve Hızlı Kargo Yoluyla Taşınan Eşyanın Gümrük İşlemlerine İlişkin Tebliğe (Seri No: 1/2022) göre, hava ve kara yolu ile hızlı kargo taşımacılığı kapsamındaki yurda ve yurtdışına yapılacak gönderilerin gümrük beyanı dahil tüm gümrük işlemlerini 4458 sayılı Gümrük Kanununun 225 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca dolaylı temsil yoluyla yapmak için işletmelerin Hava yolu ile hızlı kargo taşımacılığı için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce “hava kargo acentesi”, Kara yolu ile hızlı kargo taşımacılığı için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından, yapacakları faaliyetlere uygun uluslararası kara yolu taşımacılık belgesi ile yetkilendirilmiş olması gerekir.

Hava yolu ve kara yolu ile hızlı kargo taşımacılığı kapsamında taşınacak (belirli miktar ve kıymetteki, tek ve maktu vergiye tabi) eşyanın konulacağı geçici depolama yerlerinin olması, gümrük işlemlerini alıcı adına yapması, takibi ve sonuçlandırılması için firma bünyesinde gümrük müşaviri istihdam etmesi veya gümrük müşaviri ya da gümrük müşavirliği şirketiyle sözleşme yapmış olması, gümrük müşavirinin gönderileri gümrük müdürlüğüne basitleştirilmiş gümrük beyannamesi veya normal usulde detaylı beyan ile beyan etmesi, zorunludur.

İşletmeler, yetki kapsamındaki işlemlerin yapılmasında alıcıyı/göndericiyi ayrıca başka bir işleme gerek kalmadan temsil eder. İşletmeler gümrük işlemlerini yaparken vekâletname ibrazı aranmaz. Gönderilerin teslim ve tesellümüne ilişkin belgelerin alıcı/gönderici tarafından imzalanması bu yetkinin kendileri hesabına kullanıldığının kabul edildiği anlamına gelir.

Posta veya hızlı kargo taşımacılığı yoluyla gelen eşya için Türkiye’deki giriş liman veya yerine kadar yapılan nakliye giderleri, eşyanın kıymetine ilave edilir, gönderilerin tahakkuk ettirilen gümrük vergileri taşıyıcı firmalar tarafından eşyanın alıcısına teslimi ile tahsil edilir ve alıcı adına gümrük idaresine ödenir.

Basitleştirilmiş gümrük beyannamesi kapsamında yurtdışına gönderilmiş (ihraç edilmiş) eşyanın tamamen veya kısmen geri gelmesi halinde, gümrük vergilerinden muaf olarak serbest dolaşıma girebilmesi için, yurtdışına gönderilmesi nedeniyle yararlanılan hak ve menfaat varsa bunların iade edilmesi, iade edildiğini gösteren makbuz veya belgenin gümrük müdürlüğüne ibrazı gerekir. İhracat nedeniyle katma değer vergisi (KDV) ve özel tüketim vergisi (ÖTV) iadesinden veya istisnasından yararlanan eşyanın KDV ve ÖTV’si tahsil edilir.

Türkiye’ye gelen eşyanın mahrece iadesinin talep edilmesi halinde, serbest dolaşıma girişinde maktu vergi tahsil edilmişse, tahsil edilen maktu verginin iadesi için bu eşyanın muayeneye tabi tutulması, ayniyatının tespit edilmesi ve serbest dolaşıma giriş beyannamesindeki ilgili taşıma senedinin iptali gerekir.

Posta veya hızlı kargo taşımacılığı yoluyla gelen çek ve nakit para, posta idaresi ya da hızlı kargo firması tarafından basitleştirilmiş gümrük beyannamesine konu edilemez. Gelen nakit paranın Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğ (2008-32/34) hükümleri kapsamında bankalar aracılığıyla transfer edilmesi gereken nitelikte olup olmadığının tespiti yapılır. Bu kapsamda yurda getirilen nakit para için alıcıdan açıklama talep edilir ve “Nakit Açıklama Tutanağı” elektronik ortamda düzenlenir, alıcısına teslim edilir. Gümrük idaresince açıklama istenildiği halde, herhangi bir açıklama yapılmaması veya yanlış ya da yanıltıcı açıklama yapıldığının anlaşılması halinde, Nakit Açıklama Tutanağı düzenlenir. Nakit Açıklama Tutanağı en az iki memur ile açıklamada bulunan yolcu tarafından imzalanır. Tutanakların bir örneği Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’na gönderilir.

Ayrıca gümrük idaresi tarafından 5549 sayılı 18.10.2006 tarihli Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 16 ncı maddesi gereğince; açıklanmayan miktarın %10’u tutarında idari para cezası uygulanarak yolcu beraberindeki tüm nakit muhafaza altına alınır. 1567 sayılı 25.2.1930 tarihli Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Cumhuriyet Savcılığına bildirilir ve alınacak talimata göre hareket edilir. 3.000 TL’ye kadar olan farklar için bu fıkra hükmü uygulanmaz (“Nakit Kontrolleri” hakkındaki 18. 05. 2016 tarihli ve 2016/1 sayılı Genelge 1. 2. numaralı bölüm mad. 4)

Posta veya hızlı kargo taşımacılığı yoluyla yurda getirilen çek sözlü beyan düzenlenerek alıcısına teslim edilir[43].

Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü ile Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından, bazı e-ticaret platformlarında satılan farklı ürün gruplarına yönelik yapılan denetimler ve laboratuvar analizleri sonucunda; 148 ürünün özellikle ayakkabılar, oyuncaklar ve saraciye ürünlerinde, (gerçek ve suni deriden yapılmış çanta ve bavullar) yasal sınırların çok üzerinde fitalat, kurşun, kadmiyum ve PAHs gibi toksik maddelerin olduğu tespit edilmiş, mevzuata aykırı ve güvensiz olması nedeniyle 20 Ekim 2025 tarihli ve 2025/11 sayılı Genelge ile insan sağlığını ve tüketicilerimizi korumak amacıyla posta ve hızlı kargo yoluyla ülkemize ithaline kısıtlama getirilmiştir[44].

9.5. MUCC’DE MEVCUT ve YENİ BAZI TANIMLAR

9.5.1. ‘Gümrük idareleri”, Üye Devletlerin, gümrük mevzuatını uygulamakla sorumlu gümrük idareleri ve ulusal hukuk uyarınca belirli gümrük mevzuatını uygulama yetkisine sahip diğer idareler anlamına gelir (MUCC mad. 5/1)

9.5.2. Gümrük vergileri, ilgili mevzuatlar gereğince gümrük idareleri tarafından ithalat ve ihracatta tahsil edilen gümrük vergisi ile diğer eş etkili vergileri, mali yükleri ifade eder (gümrük vergisi, özel tüketim vergisi, katma değer vergisi, anti-damping vergisi gibi) (MUCC mad. 5/57, 59, 60).

9.5.3. İthalatçı, UCC’de ‘ithalatçı’ tanımı yapılmamıştır. MUCC’ 5/12 maddesinde “İthalatçı”, üçüncü bir ülkeden Birlik gümrük bölgesine eşya getirme yetkisine sahip olan herhangi bir kişi olarak tanımlanmaktadır. İthalatçı, gümrük idaresine gümrük beyannamesini sunan veya adına ve hesabına gümrük beyannamesi sunulan kişidir. MUCC’nin 20/3 maddesinde sayılan istisnalardan biri uygulanmadığı sürece ithalatçı, ithalat ve ihracatta tek sorumlu kişidir ve gümrük bölgesinde yerleşik olmalıdır (MUCC mad. 20/2).

İthalatçının yükümlülükleri, eşyaların serbest dolaşıma girmesinden önce gümrük idarelerine gerekli tüm bilgi ve belgeleri sunmak, saklamak; gümrük vergilerinin ve diğer ücretlerin doğru hesaplanmasını, ödenmesini; Birliğin gümrük bölgesine giren veya bölgeden çıkan eşyaların gümrük idarelerinde uygulanan ilgili diğer mevzuata uygun olmasını sağlamaktır. (MUCC mad. 88/2).

9.5.4. Kabul edilen ithalatçı, Taslakta “kabul edilen ithalatçı” da yeni bir tanımdır. Bu, ‘Üçüncü ülkelerden Birliğin gümrük bölgesine ithal edilecek eşyaların mesafeli satışında yer alan ve 2006/112/EC Direktifi’nin XII. Başlığı, 6. Bölümü, 4. Kısmında belirtilen özel düzenlemeyi kullanma yetkisine sahip olan herhangi bir kişi’ anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, üçüncü bir ülkedeki işletmeden tüketiciye (B2C) çevrimiçi satış yapan, “mesafeli satışlar” rejimine tabi olan kişidir (MUCC mad. 5/13).

MUCC, ‘e-ticaret için özel olarak tasarlanmış bir gümrük rejimi’ getirmektedir. Eşyaların mesafeli satışlarına ilişkin bilgileri en geç ödemenin kabul edildiği tarihi takip eden gün veya eşyaların serbest dolaşıma girmesinden önce sağlamak ve gümrük idaresine beyanda bulunmak zorundadır. Tüm gümrük işlemleri ve ödemelerinden, kabul edilen ithalatçılar sorumlu olacak (MUCC mad. 159/3), vergiler satış anında tahsil edilecek, kabul edilen ithalatçı tarafından ilgili üye devlet gümrük idaresine ödenecektir (MUCC mad. 21/1).

9.5.5. İhracatçı, eşyaları Birlik gümrük bölgesi dışına çıkaran kişiyi ifade eder. İhracatçı, Birlik’ de kurulur ve tescil edilir (MUCC mad. 5/14).

9.5.6. Ön kargo bilgileri, Eşyalar, Birliğin gümrük bölgesine ancak taşıyıcının veya diğer kişilerin 80’inci maddede belirtilen ön kargo bilgilerini yetkili gümrük idarelerine vermiş veya sunmuş olması halinde girebilir (MUCC mad. 79).

Birlik gümrük bölgesine eşyayı getiren taşıyıcılar, her sevkiyat için ilk girişin yapıldığı gümrük idaresine beyanda bulunmak üzere, belirtilen zaman sınırları içinde önceden kargo bilgilerini sağlayacak ve hazır bulunduracaktır. Ön kargo bilgileri, eşyalar Birlik gümrük bölgesine getirilmeden önce temin edilecektir (MUCC mad. 80/1, 83/1). Gümrük idaresine beyan edilen bilgiler, AB Gümrük Veri Merkezine aktarılacaktır.

Ön kargo bilgileri, eşyalardan sorumlu kabul edilen ithalatçıyı, göndericiyi, alıcıyı, gönderinin referans numarasını, eşyanın tanımını, Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunu (GTİP), kıymetini, miktarını, eşyaları getiren taşıma aracının niteliğini ve taşıma ücretlerini içerecektir (MUCC mad. 80/2).

İthalatçı, belirlenen süreler içerisinde ön kargo bilgilerinin bir kısmını temin edebilir. İthalatçı gerekli ön kargo bilgilerini zaten sağlamış veya bir kısmını kullanıma sunmuş ise, taşıyıcı kendi ek bilgilerini ithalatçının bilgilerine ekleyecek ve ithalatçı bilgilendirecektir (MUCC mad. 80/3-4). Madde 265 /3 ‘te yer alan 31 Aralık 2037 tarihine kadar giriş özet beyanı, ön kargo bilgisi olarak kabul edilecektir. Ön kargo bilgileri UCC kapsamında Giriş Özet Beyanlarının (the entry summary declaration) yerini alacaktır.

9.5.7. Taşıyıcı, a) “giriş hükmünde eşyaları Birliğin gümrük bölgesine getiren veya eşyaların taşınmasından sorumlu olan kişidir. Kombine taşımacılıkta ‘taşıyıcı’, Birliğin gümrük bölgesine getirildikten sonra bir taşıma işlemini yapan kişi anlamına gelir; (ii) bir gemi paylaşımı veya sözleşme düzenlemesi kapsamındaki deniz veya hava trafiğinde ‘taşıyıcı’, eşyaların Birliğin gümrük bölgesine taşınması için bir sözleşme imzalayan ve bir konşimento veya hava konşimentosu düzenleyen kişi, b) Çıkış hükmünde, eşyaları Birlik gümrük bölgesi dışına çıkaran veya eşyaların taşınmasından sorumlu olan kişi anlamına gelir (MUCC mad. 5/25).

MUCC uyarınca, gümrük idaresine beyan edilen bilgilerin mümkün olduğunca önceden doğrulanabilmesi için, ihracatçı, taşıyıcı ve ithalatçı arasında gelişmiş bir bilgi ağı olmalıdır. Bu bilgiler yalnızca gümrük bilgileriyle sınırlı olmayıp, daha geniş anlamda eşyaların Birliğe girişi için diğer gerekli bilgileri de kapsamaktadır. MUCC, piyasa gözetimi, genel ürün güvenliği, emniyet ve güvenlik, çevre mevzuatı gibi konularda önemli bir düzenleme olarak da görünmektedir. MUCC’nin bu yeni rolü, Tek Pencere Sistemine geçişi hızlandıracaktır.

9.5.8. Gümrük borcu ve borcun doğması, Gümrük borcu”, bir kişinin gümrük mevzuatı uyarınca gümrük işlemine tabi tutulan eşyalara uygulanan ithalat veya ihracat vergisi tutarını ödeme yükümlülüğü anlamına gelir. İthalatta gümrük borcu, eşyaların serbest dolaşıma girmesi, nihai kullanım işlemi, kısmi vergi muafiyeti, geçici kabul işlemi veya elektronik ticarette (MUCC md. 159/1) mesafeli satış bedelinin kabul edilmesi halinde (MUCC mad. 159/3) ve ithalatçı bir T&C olmadığı sürece, gümrük beyannamesinin tescil edildiği yerde değil, ithalatçının kayıtlı olduğu yerde doğar.

İthalatçı, borçlu olacaktır. Dolaylı temsil durumunda, ithalatçı ve ithalatçının adına hareket eden kişi hem borçlu olacak hem de gümrük borcunun ödenmesinden müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaktır (MUCC mad. 159/2).

İhracat ve hariçte işleme rejimi kapsamında ihracat vergisine tabi eşyaların teslim edildiği, yani filli ihraç tarihinde, gümrük borcu doğacaktır. İhracatçı ve dolaylı temsil halinde, ihracatçı adına hareket eden kişi gümrük borcunun ödenmesinden müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaktır (MUCC mad. 163/1-2).

10. BİRLİK GÜMRÜK İHLALLERİ, CEZAİ ve CEZAİ OLMAYAN YAPTIRIMLAR

Taslakta, gümrük ihlallerinin kısmen veya tamamen üye Devletin gümrük bölgesinde işlenmesi halinde, o Devletin ulusal mevzuata uygun olarak yargı yetkisini kullanacağı belirtilmiştir (MUCC mad. 250).

Cezai nitelikte olan fiil ve ihmaller MUCC’nin 252. maddesinin, (a) Gümrük mevzuatının uygulanmasına ilişkin bir kararın, bu karardan kaynaklanan yükümlülüklere ilgilinin uymaması ve idare tarafından bir kararın alınmasından sonra ortaya çıkan, kararı etkileyen herhangi bir değişikliği gecikmeksizin gümrük idarelerine bildirmemesi; (b) gümrük beyannamesi verilmemesi, gümrüğe bilgi verme yükümlülüğüne uyulmaması; (c) eksik, yanlış, geçersiz, gerçek dışı, yanlış veya tahrif edilmiş bilgi ya da belgelerin gümrüğe verilmesi; (d) gümrük işlemlerinin yerine getirilmesi ile ilgili belge ve bilgilerin saklanmaması (e) Eşyaların gümrük denetiminden çıkarılması, (f) sorumlu kişinin gümrük işlemleriyle ilgili yükümlülüklere uymaması; (g) İthalat veya ihracat vergilerinin, süresi içinde ödemekle yükümlü kişi tarafından ödenmemesi”,

246’ncı maddesinde, “252’nci maddede belirtilen bir fiil veya ihmali teşvik etme, yardım ve yataklık etmenin, fiil veya ihmalde bulunmaya teşebbüsün gümrük ihlalini teşkil edeceği, bu fiil ve ihmallerin kasıtlımı veya açık ihmal ya da açık hata ile mi işlendiğini üye Devletlerin belirleyeceği, Yazım hataları veya küçük hataların, gümrük idaresi tarafından kasten veya açık ihmal veya belirgin hata sonucu işlendiğinin ispat edilemediği sürece gümrük ihlali oluşturmayacağı”,

247. maddesinde, “Bir gümrük ihlaline yol açan bir fiil veya ihmalden sorumlu olan kişinin, iyi niyetle hareket ettiğine dair kanıt sunması halinde, 254 üncü maddede düzenlenen para cezalarının uygulanmasında, “iyi niyet” gibi hafifletici sebeplerin dikkate alınacağı”,

248. maddesinde, “Gümrük ihlalleri nedeniyle 254 üncü maddede belirtilen yaptırımın ağırlaştırılmasında, gümrük ihlalini yapan kişinin daha önce ihlali nedeniyle yaptırıma tabi tutulmuş olması veya sürekli ve tekrarlanan gümrük ihlalleri gerçekleştirmiş olmasının dikkate alınacağı”,

249. maddesinde, “252’nci maddede belirtilen gümrük ihlaline ilişkin cezaların zamanaşımı süresinin, gümrük ihlalini oluşturan fiil veya ihmalin sona erdiği günden itibaren işlemeye başlayacağı, bu sürenin 5 ila 10 yıl arasında belirlenebileceği”

Gümrük Kanunumuza göre gümrük vergileri alacakları, ceza uygulamasını gerektiren bir fiile ilişkin olması ve zaman aşımı daha uzun bulunan bu fiil nedeniyle ceza davası açılmış olmak kaydıyla, bu alacaklar Türk Ceza Kanunundaki dava ve ceza zamanaşımı süreleri içerisinde kovuşturulup tahsil edilir. (4458 mad 197/4)”.

253.-254., maddelerinde, “Gümrük ihlalinin kasıtlı olarak işlenmesi halinde para cezasının, kaçırılan gümrük vergileri ve diğer masrafların %100 ila % 200′ üne eşit bir tutarı içereceği, diğer durumlarda, para cezasının, gümrük vergileri ve kaçırılan diğer masrafların %30 ila %100’üne eşit bir tutarı içerecek şekilde hesaplanacağı, ilgili kişi için verilen gümrük kararlarının iptal edilebileceği, askıya alınabileceği veya gümrük kararlarının değiştirilebileceği, eşya ve taşıma araçlarının müsadere edilebileceği” düzenlemektedir.

11. GÜMRÜK UYGULAMALARINI ETKİLEYEBİLECEK KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER

MUCC de, gümrük uygulamalarını etkileyebilecek daha küçük değişiklikler de söz konusudur.

MUCC mad. 60/3, 4 hükümlerine göre “Gümrük idareleri, beyan edilen bilgilerin doğru olmadığını, eşyaların bir gümrük rejimine tabi tutulmasına ilişkin koşulların yerine getirilmediğini, diğer ilgili mevzuata uymadığını, insan, hayvan, bitki sağlığı ve yaşamı, çevre veya mali güvenliği, herhangi bir kamu yararı için ciddi bir risk oluşturduğunu tespit etmesi ve diğer idareler tarafından talep edilmesi halinde, eşyanın teslimine izin vermeyecektir. Teslim ayrıca askıya alınabilir. Doğru bilgilerin sunulması, eşyaların gümrük antreposuna alınması için de zorunluluk haline gelecektir. Bu bilgiler ithalatçı veya taşıyıcı tarafından beyan edilmişse, antrepo işleticisi de kendi ek bilgilerini bu asgari bilgilerle ilişkilendirecektir.

MUCC’nin 62/1. maddesi uyarınca, İthalatçı ve ihracatçı, kayıtlarında ilgili bilgilerin değiştiğini öğrendiklerinde, bilgilerin doğruluğu, eksikliği ile ilgili bir sorun olduğunu gümrük idaresine önceden bildirmeleri halinde, eşyaların gümrük rejimine tabi tutulması için verilen bilgilerin bir veya daha fazlasını değiştirebilecekler, yani beyannamede düzeltme yapabileceklerdir.

Gümrük idarelerinin, eşyaları muayene etmek istediklerini bildirmeleri veya verilen bilgilerin yanlış olduğunu tespit etmeleri halinde bu hüküm uygulanmayacaktır.

Ayrıca, ithalatçı ve ihracatçı, eşyaların Birlik gümrük bölgesine getirilmeyeceğini veya gümrük bölgesinden çıkarılmayacağını öğrendikleri anda, Birliğin gümrük bölgesine sokamayacak veya bu bölgeden çıkaramayacaktır.

Birlik gümrük bölgesinden eşyayı çıkarmak isteyen ihracatçılar, Birlik gümrük bölgesinden çıkarılmasından önce belirli bir süre içinde kalkış öncesi minimum bilgileri yetkili gümrük idarelerine sunması halinde çıkabilecektir (MUCC mad. 94-95). 31 Aralık 2037’ye kadar çıkış özet beyanı, ihracat beyannamesi, yeniden ihracat beyannamesi ve yeniden ihracat bildirimi, çıkış öncesi bilgiler olarak kabul edilecektir. Taşıyıcı, Birlik gümrük bölgesinden çıkarılacak eşyayı, çıkış gümrük idaresine ibraz edecek, bölgeden çıkardıktan sonra çıkışı teyit edecektir (MUCC mad. 98). Taşıyıcılar ayrıca Ön Kargo Bilgilerini de beyan etmek zorundadır.

Birliğin gümrük bölgesine eşya getiren taşıyıcılar, her sevkiyata ilişkin ön kargo bilgilerini, belirlenen süreler içinde ilk giriş gümrük idaresine verecek veya hazır bulunduracaktır. Ön kargo bilgileri, eşyalardan sorumlu ithalatçıyı, sevkiyat için benzersiz referans numarasını, göndericiyi, alıcıyı, eşyaların tanımını, tarife istatistik pozisyonu, değerini, güzergaha ilişkin bilgileri, eşyaları getiren taşıma araçlarının niteliğini ve tanımını içerecektir. Ön kargo bilgileri, eşyalar Birliğin gümrük bölgesine getirilmeden önce sağlanacaktır. 31 Aralık 2037 tarihine kadar Giriş Özet Beyannamesi bu amaçla kullanılacaktır (MUCC mad. 80);

Taslakta, Birlik dışı eşyalar, taşıyıcının gümrük bölgesine varışlarını bildirdiği andan, gümrük rejimine tabi tutuluncaya kadar geçici depolamada tutulacak, varış bildiriminden sonra en geç 3 gün içinde veya yetkili bir alıcı olması durumunda, en geç 6 gün içinde bir gümrük rejimine tabi tutulacaktır. İstisnai durumlarda, bu süre uzatılabilecektir (MUCC mad. 86). Ülkemiz gümrük kanununa göre, özet beyan kapsamındaki eşyaya ilişkin gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulma işlemleri, denizyolu ile gelen eşya, özet beyan verildiği tarihten itibaren kırkbeş gün, diğer bir yolla gelen eşya için, özet beyanın verildiği tarihten itibaren yirmi gün, içinde tamamlanır (4458 mad. 46). Geçici depolamada eşyanın kalabileceği süre, kırk beş ve yirmi gündür.

Eşyaların serbest dolaşıma girebilmesi için, yalnızca gümrük mevzuatına değil, aynı zamanda MUCC 5/3 maddesinde yer alan hükme göre gümrük idareleri tarafından uygulanan ilgili diğer mevzuata da uygun olması gerekir. Aksi halde 88/2 maddesi uyarınca, serbest dolaşıma giriş, gümrük idarelerince uygulanan ilgili diğer mevzuata uygunluğun kanıtı olarak kabul edilmeyecektir.

12. REFORMUN ZAMAN ÇİZELGESİ

Taslağa göre, Modernize Edilmiş Birlik Gümrük Kanunu’nun (MUCC) bazı bölümlerinin birkaç aşamada yürürlüğe girmesi planlanmaktadır.

İlk olarak, AB Gümrük İdaresi2026 yılında kurulacak, 1 Ocak 2028 tarihinde göreve başlayacaktır (MUCC mad. 238/1).

 AB Gümrük Veri Merkezi 1 Mart 2028 tarihinde göreve başlayacak, verileri kullanıma senkronize edilecek ve kademeli olarak genişletilecektir. Gümrük kıymeti düşük gönderi muafiyeti 1 Mart 2028 tarihi itibarıyla kaldırılacak ve “kabul edilen ithalatçı” ve bu tür satışlar için tarife uygulamasını içeren “mesafeli satışlar” rejimi yürürlüğe girecektir (MUCC mad. 265/2).

Ekonomik operatörler MUCC kapsamındaki raporlama yükümlülüklerini, 1 Mart 2032’den itibaren AB Gümrük Veri Merkezini kullanarak yerine getirmeye başlayabilecekler (MUCC mad. 265/4).

13. SONUÇ

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin dünyadaki yeri, savunma alanında NATO’nun kanat ülkesi, ekonomik anlamda ise yarı-çevrede konumlanmış bir ülke olarak kurgulanmıştı. Kuzeyindeki Rusya’nın devasa savaş makinesinin hiç durmaması, bazı konuları Türkiye’nin inisiyatifinden çıkarmıştı. Ayrıca, Anadolu’da kömür, petrol ve demir sınırlıdır ve sanayileşmenin bu üç temel unsuru için uluslararası sisteme bağlı idi. Bu durum da, kronik dış ticaret açıkları vermesine, işler iyice kötüleştiği zaman ise (mesela küresel faiz oranları arttığı zaman) 70 cent’e muhtaç hale gelinmesine neden oluyordu. Ülkemizde 90’ların popüler politik ekonomi literatürü, Güney Kore’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’den çok daha fakirken, Türkiye’yi nasıl geçtiği konusunda sayısız yazı ile doluydu. 2000’lerde ise bu yeri uzun uzun İrlanda kapladı. İrlanda’nın özelleştirme ve liberalizasyon sayesinde nasıl büyük bir atılım yaptığı sayısız istatistiki tablo eşliğinde anlatılarak, Türkiye’nin de aynı şeyi yapması konusunda uzun uzun söylevler verildi. (İrlanda 2008 krizinden çok ciddi derecede etkilenmiş ve bir daha kendisini toparlayamamıştır.) Halbuki o dönemlerdeki yazarların hiçbiri Türkiye’nin ayakkabılarını giymeyi denemedi bile. Türkiye’nin toprakları madenler açısından önemli ölçüde fakirdir (nadir toprak elementleri gibi bazıları hariç), yukarıda bahsettiğimiz mücevherleri (İstanbul vb.) korumak çok maliyetli bir iştir ve bu işin neredeyse bir yüzyıl boyunca taşınması gerekmiştir. Türkiye’de toplumun içinde huzursuzluk yaratmak uzun on yıllar boyunca bazı ülkelerin dış politika aracı olmuştur ve bunun için kaynak da ayırmışlardır. Türkiye ise bu çabalara karşı sosyal devlet, eğitim ve sağlık hizmetleri ile güçlü bir cevap vermiştir. Ancak, bu cevabın kesintisiz olması gerekmektedir, bu da maliyetli bir şeydir. Sözün kısası, Türkiye zor bir yüzyıl yaşamıştır ve bu yüzyılı dirayeti sayesinde atlatabilmiştir. İlk güçlü rüzgârda çöken İrlanda, nüfusunun önemli bir kısmı Hıristiyan olan Güney Kore veya finans sektörü üzerinden on yıllar boyunca resesyona itilen ve bu konuda bir şey söyleyemeyen Japonya’nın, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu şartları yaşamaları durumunda dayanıp dayanamayacakları konusunda kuşku duymakta haklı olabiliriz. Washington Konsensusu etkisi altında mankurtlaştırılmış iktisat ve uluslararası ilişkiler alanındaki küresel üniversite ağı bu konuda herhangi bir değerlendirme ortaya çıkaramasa da tarih gelecekte Türkiye’nin bu güçlü dirayetini mutlaka takdir edecektir.

Ama geleceğe bakalım. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel sistem dönüşmektedir. Burada “çökmekte olan” kavramı, bilerek kullanılmamıştır, sistem dönüşmektedir. Sistemler dönüşürken, bazı parçaları zayıflar hatta ortadan kalkar, bazı parçaları ise güçlenir. Türkiye geleceği iyi okumalıdır. Türkiye geleceği okurken falanca yabancı siyasetçi şunu dedi, öteki şöyle cevap verdi üzerinden değil, küresel yapıyı çok iyi anlayarak yapmalıdır. Ticarette Uzman Dergisi’nde yayınladığımız makaleler ile bu makale bunu amaçlamaktadır. Geldiğimiz nokta şudur: her ne kadar ciddi anlaşmazlık alanları olsa da, küresel sistemdeki yapısal dönüşüm Türkiye ve AB’yi birbirine yakınlaştırmaktadır. Dolayısıyla Türkiye – AB ilişkilerini mevcut durum üzerinden okumaya çalışmak, eksik sonuçlar üretebilir. İlaveten bu yazıda, Lebensraum kavramı üzerinden bu denklemin kademeli ve değişen yoğunluklarda başka ülkeler açısından okunabileceğini de ortaya koymaya çalıştık.

Avrupa Birliği tarafından hazırlanmakta olan taslak Gümrük Birliği Kanunu, tüm bu tespitlerimizi onaylar şekilde, mevcut durumdan çok daha farklı bir vizyon ile geliştirilmektedir. Şunu diyemeyiz: Ne yapalım Avrupa Birliği ne yaparsa yapsın, günü geldiğinde önümüze konur, biz de gereğini yaparız. Biz de, bu yazının yazarları olarak, şunu soruyoruz: ya günü geldiğinde pek çok tren kaçmış olursa? Örnek olarak, Avrupa Birliği Veri Merkezlerinde, Türkiye’de yerleşik firmalar hakkında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sahip olduğu veriden daha fazla kullanılabilir temiz veri olursa? 21. Yüzyılda veri, güçtür.

Bu noktada şu tespiti yapmamız, durumu net bir şekilde ortaya koyabilmemiz açısından zorunluk arz etmektedir: Türkiye uzun zamandır Avrupa Birliği’nin Platon’un mağarasından çıkmasını beklemektedir. Halihazırda Avrupa mağaranın eşiğinde durmaktadır ve gördüklerini sindirmeye çalışmaktadır. Bu aşamada, Türkiye teknik düzeyde çalışmalarına aralıksız devam etmeli, günü geldiğinde ‘hadi’ dendiğinde her şey yerli yerinde hazır olmalıdır. Türkiye’nin bu konuda uzun yıllardır çaba gösterdiğini ve belirli bir ölçüde yol aldığını söylememiz gerekmektedir. Türkiye’yi yavaşlatanın bürokrasi ataleti olmadığını, bilakis Avrupa Birliği tarafının bu yeni yöntemde yönünü bulma konusunda yavaş kalması olduğunu söylemek durumundayız. Avrupa Birliği’nin henüz mağaranın eşiğinde duruyor olması, nihayetinde Türkiye’deki bürokrasiyi de yavaşlatmaktadır. Bu yavaşlatmanın ana nedeninin ise, yapılması gerekenler için ciddi sermaye gerekmesi ve sermayenin de Avrupa Birliği ile senkronize çalışmayı tercih etmesi olduğu söyleyebiliriz.

Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin, karşılıklı bağımlılığı artıcı bir yönde ilerleyeceğini, bunun sadece iki taraf açısından değil, tüm Avrasya kıtası açısından önemli sonuçları olacağını belirtebiliriz. Mevcut durumda, küresel ticari ve güvenlik mimarisi, karşılıklı bağımlılıklar yaratarak, dünya savaşlarını önleme konusunda başarılı olmuştur. Ancak, dünyanın hızla ayrışmaya başladığı bir dünyada, pek çok engele rağmen Türkiye bölgesel sahiplenme politikalarını başarılı bir şekilde uygulamaktadır. Şu anda yaşadığımız dönem bir bakımdan iki savaş arası döneme benzemektedir. Belirsizlikler hızla artmaktadır, o zamanın egemen gücü İngiltere yavaş yavaş zayıflamakta ama yerini kimin alacağı konusunda belirsizlikler devam etmekteydi. Türkiye o dönemde etrafındaki ülkelerde barış ve sükunu temin etmeye çalışarak ve Montrö’yü hayata geçirerek, kendi güvenliğini artırmaya çalışmıştır. Bu çabalar da meyvelerini stratejik anlamda İkinci Dünya Savaşı’nda bol bol vermiştir. O dönemde Türkiye bu çabalarına Avrupa’yı ortak edememiştir. Ancak, bu sefer Platon’un mağarasından çıkan bir Avrupa Birliği’nin tehdit algısı yükselmektedir ve Pasifik’te yoğunlaşan çatışma ortamının ortak paylaştığımız coğrafyayı mümkün olduğunca az etkilemesi için çaba gösterilmelidir. I. ve II. Dünya Savaşları temelde Lebensraum savaşları idi. Soğuk Savaş ise sonuçta Atlantik Şartı’nın tüm dünyaya kabul ettirilmesi idi. Önümüzdeki Soğuk Savaş 2.0. ise genç ve yaşlı aslanın kaçınılmaz bir şekilde sürünün liderliği için Pasifik’te kapışması olacak, söz konusu çatışma Avrasya’nın batısına gelmediği ve nükleer çatışma yaşanmadığı sürece bir sorun da teşkil etmeyecektir. Avrasya’nın batısında ticari ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi güvenliğe ve barışa da katkı sağlamaya devam edecektir.

Avrasya’nın batısında barış inşa sürecinde, blokzincir teknolojisinin daha önce değindiğimiz risk dağıtımı özelliğine dayanan bir çeşit veri ağı inşası da rol oynayacak olup, Türkiye depozitör ülke olma yönünde çaba göstermelidir. Ayrıca, Montrö’nün çalışma prensiplerinin (savaş ve barış durumları, ticari malların geçiş serbestliği, savaş gemi ve araçlarının ise sınırlandırılması vb.) Avrasya’nın içlerine genişletecek yönde kıtasal veya kıtalararası (alt kıtalar da dahil olmak üzere) mutabakat inşası yönünde de çaba gösterilmelidir.

Taslak Avrupa Gümrük Kanunu’nun AB dışı firmaları da içerecek şekilde güven inşasına dayanan yeni yaklaşımına Türkiye olumlu bakmalı, ancak, veri depolanması gibi çekince yaratacak bazı konulara da ‘çareler tükenmez’ mantığı ile yaklaşılmalıdır. Sonuçta masalar ve dijital iletişim, pek çok sıra dışı çözümü barındırıyor olabilir. Bu yoğun ve kesintisiz diyalog ve çaba, nihayetinde diğer ülkelere de çok güçlü bir örnek sunarak, Avrupa’nın sömürgeci ve çatışmacı geçmişinin neden olabileceği olumsuz etkinin Türkiye üzerinden hafifleyerek, barışın ve diyaloğun en azından Batı Avrasya’da ve hatta Ortadoğu ve Afrika’da güçlenmesini sağlayabilir.

KAYNAKÇA

Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘Avrupa Birliğinden Birlikler Avrupası’na: Gümrük Birliği Örneği’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 8 Temmuz 2025, https://tiud.org.tr/2025/07/08/avrupa-birliginden-birlikler-avrupasina-gumruk-birligi-ornegi/ (E. t. 01.11.2025)  
Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘21. Yüzyılda Türk (Dış) Ticaret Politikası: Gümrükler ve Dijitalleşme’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 29 Aralık 2024, https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-dijitallesme/(E. t. 01.11.2025)  
Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘Orta Koridor, Bağlantısallık, Dönüşen Küresel Konnektum ve Gümrük Birliği’nin Modernizasyonu’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 28 Haziran 2024, https://tiud.org.tr/2024/06/28/orta-koridor-baglantisallik-donusen-kuresel-konnektum-ve-gumruk-birliginin-modernizasyonu/ (E. t. 01.11.2025)  
Adnan ÜZER, ‘AB Yeşil Mutabakatı, CBAM (Karbon Vergisi) ve Gümrük İşlemleri, Ticarette Uzman Görüş, 24 Aralık 2023, https://tiud.org.tr/2023/12/24/ab-yesil-mutabakati-cbam-karbon-vergisi-ve-gumruk-islemleri/ (E. t. 01.11.2025)  
Ursula von der Leyen, ‘An Era of Geoeconomics: President vo der Leyen at the Berlin Global Dialogue’, 25 Ekim 2025, Youtube, European Commission, https://www.youtube.com/watch?v=excepbV3ndk (E. t. 01.11.2025)  
‘State of the European Union 2025: Enhanced Version’, Youtube, European Commission, 10 Eylül 2025, https://www.youtube.com/watch?v=rVqU4F49x_I (E. t. 01.11.2025)  
 ‘Christine Lagarde: The Euro Must Become A Global Anchor of Trust! Now is the Time for Straong Refomrs’, 7 Ekim 2025, Youtube, EU Debates, https://www.youtube.com/watch?v=O5TMqT8aVC0 (E. t. 01.11.2025)
  Christine Lagarde, ‘Europe’s Global Moment’, 17 Haziran 2025, Avrupa Merkez Bankası, Europe’s “global euro” moment (E. t. 01.11.2025)
   ‘Communication from the Comission to the European Parliament and the Council: Advancing European Economic Security: An Introduction to Five New Initiatives’, European Commission, 24.1.2024, COM (2024) 22 final, s 1, https://commission.europa.eu/system/files/2024-01/Communication%20on%20European%20economic%20security.pdf (E. t. 01.11.2025)
  ‘Joint Communication to the Parliament and the Council: An International Digital Strategy for the European Union’, High Representative of the Union for Foreign Affairs and Security Policy, European Commission, 5.6.2025, JOIN (2025) 140 final, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/joint-communication-international-digital-strategy-eu (E. t. 01.11.2025)
   https://www.britannica.com/technology/U-boat (E. t. 01.11.2025)  
Georgia Cole, Isabella Wilkinson, “For NATO’s Collective Defence, Europe Must Lead on Data Sharing” Chatham House, 24 June 2025, https://www.chathamhouse.org/2025/06/natos-collective-defence-europe-must-lead-data-sharing (E. t. 01.11.2025)
 
Hélène Rey, ‘Stablecoins, Tokens, and Global Dominace’, F&D, IMF, Eylül 2025, s 24-27, https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/stablecoins-tokens-global-dominance-helene-rey (E. t. 01.11.2025)  
Philip R. Lane, ‘Why Europe Needs a Digital Euro’, F&D, IMF, Eylül 2025, s 10-11, https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/point-of-view-why-europe-needs-a-digital-euro-philip-lane (E. t. 01.11.2025)  
Creon Butler, ‘The UK Must Guard Against New Risks to Financial Stability Coming From the US’, Chatam House, 17 Eylül 2025, The UK must guard against new risks to financial stability coming from the US | Chatham House – International Affairs Think Tank(E. t. 01.11.2025)
  Karl Marks, Kapital 3, Eriş Yayınları, 3. Baskı, Çev: Alaattin Bilgi, 2004, https://www.marxists.org/turkce/m-e/kapital/kapital3.pdf  (E. t. 01.11.2025)
  ‘Green Paper: On the Future of Rules of Origin in Preferential Trade Arrangements’, Commission of The Communities, 18.12.2003, COM (2003) 787 final, https://www.ab.gov.tr/files/ardb/evt/1_avrupa_birligi/1_6_raporlar/1_2_green_papers/com2003_green_paper_on_future_of_rules_of_originin_preferential_trade.pdf(E. t. 01.11.2025)
  ‘Customs in the 21st Century, Enhancing Growth and Develeopment through Trade Facilitation and Border Security’, https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/key-issues/customs-in-the-21st-century/annexes/annex_ii_en.pdf?la=en, (E. t. 01.11.2025)
  ‘Detailed Report on the Adoption Artificial Intelligence and Machine Learning in Customs’ Mart 2025, World Customs Organization, https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/facilitation/activities-and-programmes/smart-customs/public-version_detailed-report-on-the-adoption-of-ai-and-ml-in-customs.pdf (E. t. 01.11.2025)
  ‘Guidance on Non-Preferential Rules of Origin’, European Commission, Mart 2022, https://taxation-customs.ec.europa.eu/document/download/2fddb411-361d-4b25-9286-a9318125ee2a_en
https://european-accreditation.org/ (E. t. 01.11.2025)
  ‘EU Trade Chief Says It ‘Could Consider’ UK Joining Pan-Europe Customs Deal’, The Guardian, 23 Ekim 2025, https://www.theguardian.com/business/2025/jan/23/eu-uk-europe-trade-deal-pan-euro-mediterranean-convention (E. t. 01.11.2025)
  ‘EU is ‘Blocking Britain’s Bid to Join Mediterranean Trade Zone’ Despite Keir Starmer’s Rest with Brussels’, 2 Haziran 2025, https://www.dailymail.co.uk/news/article-14868535/EU-blocking-Britains-bid-join-Mediterranean-trade-zone-despite-Keir-Starmers-reset-Brussels.html (E. t. 01.11.2025)
  Origin of the Goods – Taxation and Customs Union – European Commission
https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33112867_en(E. t. 01.11.2025)
https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33092518_en (E. t. 01.11.2025)
  ‘Communication on EU Enlargement Policy – 2025’, 04.11.2025, COM (2025) 690 final, https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/eb69a890-40d6-4696-801e-612d51709fdd_en?filename=2025%20Communication%20on%20EU%20Enlargement%20Policy.pdf(E. t. 01.11.2025)

https://www.europarl.europa.eu/meps/en/124806/DAVID_MCALLISTER/home (E. t. 01.11.2025)
   ‘Watch Live: Euronews EU Enlargement Summit’, 4 Kasım 2025, Youtube, https://www.youtube.com/watch?v=G7j043MyCBo, 2:58:00 (E. t. 01.11.2025)
  https://www.europarl.europa.eu/meps/en/187917/MARC_BOTENGA/home (E. t. 01.11.2025)
  Pedro Vargas David, Euronews Chairman, ‘Watch Live: Euronews EU Enlargement Summit’, 4 Kasım 2025, Youtube, 10:40(E. t. 01.11.2025)  
 ‘The European Union’s Strategic Approach to the Black Sea Region’,  Avrupa Komisyonu, 28.05.2025, JOIN (2025) 135 final https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/170d9b3a-d45f-4169-80fa-9adb753c0921_en?filename=EU%20Strategic%20Approach%20Black%20Sea%20Strategy.pdf, (E. t. 01.11.2025)
 ‘Proposal for a Regulation of the European Parliament and of the Council Establishing the Union Customs Code and the European Union Customs Authority, and repealing Regulation (EU) No 952/2013’, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023PC0258&qid=1684913361276
https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/eu-customs-reform_en(E. t. 01.11.2025)
 
https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:52023PC0258 (E. t. 15.7.2025)
https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A01993R2454-20080101 (E. t. 15.7.2025)
https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A02013R0952-20221212 (E. t. 15.7.2025)
https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859 (E. t. 15.7.2025)
https://www.gateway.nl/en/blog/the-role-of-the-eu-customs-authority-after-the-customs-reform/ (E. t. 20.8.2025)
https://www.pubaffairsbruxelles.eu/eu-institution-news/eu-customs-council-agrees-position-on-key-features-for-a-more-modern-efficient-and-secure-framework/ (E. t. 08.9.2025)
https://www.globalcompliancenews.com/2023/05/23/https-www-internationaltradecomplianceupdate-com-2023-05-17-eu-proposals-envisioning-most-ambitious-and-comprehensive-reform-of-eu-customs-union-since-1968-published-_05122023/ (E. t. 23.9.2025)
https://www.meijburg.com/news/union-customs-code-reform (E. t. 25.9.2025)
https://customseasy.com/trust-and-check-trader/ (E. t. 30.9.2025)
https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/ (E. t. 01.10.2025)
https://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:320a289b-f4c3-11ed-a05c-01aa75ed71a1.0001.02/DOC_2&format=PDF (E. t. 01.10.2025)
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241030-2.htm (E. t. 02.10.2025)
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/04/20220422-5.htm (E. t. 04.10.2025)
https://ticaret.gov.tr/data/61d2b98e13b8761d788ed370/Posta%20ve%20H%C4%B1zl%C4%B1%20Kargo%20Ta%C5%9F%C4%B1mac%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-G%C3%BCmr%C3%BCk%20%C4%B0%C5%9Flemleri%202022-9%20Say%C4%B1l%C4%B1%20Genelge.pdf (E. t. 05.10.2025)
Ticaret Bakanlığı, Yapılan Denetimler Ve Laboratuvar İncelemeleri Sonucunda, Zararlı Ve Güvensiz Ürünlere Karşı, İnsan Sağlığını Ve Tüketicilerimizi Korumak Amacıyla, Üç Ürün Grubunun Daha Posta Ve Hızlı Kargo Yoluyla Ülkemize Girişine Kısıtlama Getirdi


[1] Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘Avrupa Birliğinden Birlikler Avrupası’na: Gümrük Birliği Örneği’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 8 Temmuz 2025, https://tiud.org.tr/2025/07/08/avrupa-birliginden-birlikler-avrupasina-gumruk-birligi-ornegi/

Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘21. Yüzyılda Türk (Dış) Ticaret Politikası: Gümrükler ve Dijitalleşme’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 29 Aralık 2024, https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-dijitallesme/

Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘Orta Koridor, Bağlantısallık, Dönüşen Küresel Konnektum ve Gümrük Birliği’nin Modernizasyonu’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 28 Haziran 2024, https://tiud.org.tr/2024/06/28/orta-koridor-baglantisallik-donusen-kuresel-konnektum-ve-gumruk-birliginin-modernizasyonu/

Adnan ÜZER, ‘AB Yeşil Mutabakatı, CBAM (Karbon Vergisi) ve Gümrük İşlemleri, Ticarette Uzman Görüş, 24 Aralık 2023, https://tiud.org.tr/2023/12/24/ab-yesil-mutabakati-cbam-karbon-vergisi-ve-gumruk-islemleri/

[2] Subsidiarite ilkesi, parlamentolar, hükümetler ve diğer yetkililer tarafından alınacak kararların yurttaşlara olabildiğince yakın olarak alınacağı anlamına gelmektedir. Ancak iyi bir neden varsa, kararlar daha yüksek düzeylerde alınacaktır. Subsidiarite, yalnızca yasama güçlerine uygulanamaz.

[3] Ursula von der Leyen, ‘An Era of Geoeconomics: President vo der Leyen at the Berlin Global Dialogue’, 25 Ekim 2025, Youtube, European Commission, https://www.youtube.com/watch?v=excepbV3ndk

Daha fazlası için: ‘State of the European Union 2025: Enhanced Version’, Youtube, European Commission, 10 Eylül 2025, https://www.youtube.com/watch?v=rVqU4F49x_I

[4] ‘Christine Lagarde: The Euro Must Become A Global Anchor of Trust! Now is the Time for Straong Refomrs’, 7 Ekim 2025, Youtube, EU Debates, https://www.youtube.com/watch?v=O5TMqT8aVC0

Daha fazlası için: Christine Lagarde, ‘Europe’s Global Moment’, 17 Haziran 2025, Avrupa Merkez Bankası, Europe’s “global euro” moment

[5] Fahiş ayrıcalık terimi, dünyanın güvenli varlık tedarikçisi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin, kendi para biriminin uluslararası rezerv para birimi olmasından elde ettiği faydaları ifade eder. Bu güvenli varlıklar, özellikle devlet borçları, genellikle diğer devletlerin borçlarından daha yüksek fiyatlara satılır. Kaynak: Wikipedia. (Aslında senyoraj hakkı olarak da çevrilebilir)

[6] Çünkü kendi kendine yeterli üretim birimlerine dayanan bir hayattan, piyasa ekonomisine geçmek bazı riskler barındırır. Örnek olarak piyasada ekmek yoksa ne olacak? Piyasa ekonomisi nihayetinde bir egemen, onun risk azaltma ve basılan parayı kabul ettirme becerisi ile piyasaya bağımlılık aynı bütünün parçalarıdır.

[7] Piyasaların işlemesinde güven kavramının ne kadar önemli olduğu günümüzde gittikçe önem kazanmaktadır ve bu durum da neoklasik ekonomi düşüncesine alternatif olarak NeoneoKeynesyen düşüncenin güçlenmesine neden olmaktadır. (NeoKeynesyen ekonomi kavramı yoğun olarak 1970’lerde çalışılmıştır. Bu nedenle NeuneoKeynesyen kavramını kullanıyoruz)

[8] ‘Communication from the Comission to the European Parliament and the Council: Advancing European Economic Security: An Introduction to Five New Initiatives’, European Commission, 24.1.2024, COM (2024) 22 final, s 1, https://commission.europa.eu/system/files/2024-01/Communication%20on%20European%20economic%20security.pdf

Konunun dijital kısmı hakkında daha fazla bilgi için bakınız: ‘Joint Communication to the Parliament and the Council: An International Digital Strategy for the European Union’, High Representative of the Union for Foreign Affairs and Security Policy, European Commission, 5.6.2025, JOIN (2025) 140 final, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/joint-communication-international-digital-strategy-eu

[9] https://www.britannica.com/technology/U-boat

[10] Georgia Cole, Isabella Wilkinson, “For NATO’s Collective Defence, Europe Must Lead on Data Sharing” Chatham House, 24 June 2025, https://www.chathamhouse.org/2025/06/natos-collective-defence-europe-must-lead-data-sharing

[11] Hélène Rey, ‘Stablecoins, Tokens, and Global Dominace’, F&D, IMF, Eylül 2025, s 24-27, https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/stablecoins-tokens-global-dominance-helene-rey

Ayrıca bakınız: Philip R. Lane, ‘Why Europe Needs a Digital Euro’, F&D, IMF, Eylül 2025, s 10-11, https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/point-of-view-why-europe-needs-a-digital-euro-philip-lane

Ayrıca bakınız: Creon Butler, ‘The UK Must Guard Against New Risks to Financial Stability Coming From the US’, Chatam House, 17 Eylül 2025, The UK must guard against new risks to financial stability coming from the US | Chatham House – International Affairs Think Tank

[12] Karl Marks, Kapital 3, Eriş Yayınları, 3. Baskı, Çev: Alaattin Bilgi, 2004, ttps://www.marxists.org/turkce/m-e/kapital/kapital3.pdf, s 310 ve 313

[13] ‘Green Paper: On the Future of Rules of Origin in Preferential Trade Arrangements’, Commission of The Communities, 18.12.2003, COM (2003) 787 final, https://www.ab.gov.tr/files/ardb/evt/1_avrupa_birligi/1_6_raporlar/1_2_green_papers/com2003_green_paper_on_future_of_rules_of_originin_preferential_trade.pdf, s. 9

[14] ‘Customs in the 21st Century, Enhancing Growth and Develeopment through Trade Facilitation and Border Security’, https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/key-issues/customs-in-the-21st-century/annexes/annex_ii_en.pdf?la=en, s 6

Ayrıca bakınız: ‘Detailed Report on the Adoption Artificial Intelligence and Machine Learning in Customs’ Mart 2025, World Customs Organization, https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/facilitation/activities-and-programmes/smart-customs/public-version_detailed-report-on-the-adoption-of-ai-and-ml-in-customs.pdf

Ayrıca bakınız: ‘Guidance on Non-Preferential Rules of Origin’, European Commission, Mart 2022, https://taxation-customs.ec.europa.eu/document/download/2fddb411-361d-4b25-9286-a9318125ee2a_en

[15] Dijital ürün pasaportunu hatırlayalım

[16] https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc071/kanuntbmmc071/kanuntbmmc07103447.pdf

[17] https://european-accreditation.org/

[18] ‘EU Trade Chief Says It ‘Could Consider’ UK Joining Pan-Europe Customs Deal’, The Guardian, 23 Ekim 2025, https://www.theguardian.com/business/2025/jan/23/eu-uk-europe-trade-deal-pan-euro-mediterranean-convention

‘EU is ‘Blocking Britain’s Bid to Join Mediterranean Trade Zone’ Despite Keir Starmer’s Rest with Brussels’, 2 Haziran 2025, https://www.dailymail.co.uk/news/article-14868535/EU-blocking-Britains-bid-join-Mediterranean-trade-zone-despite-Keir-Starmers-reset-Brussels.html

Ayrıca, Avrupa Birliği’nin ‘Have Your Say’ kapsamında ve menşe konusunda danışma amacıyla başlattığı girişim ve Türkiye’den cevaplar için bakınız:

Origin of the Goods – Taxation and Customs Union – European Commission

https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33112867_en

https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33092518_en

[19]  ‘Communication on EU Enlargement Policy – 2025’, 04.11.2025, COM (2025) 690 final, https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/eb69a890-40d6-4696-801e-612d51709fdd_en?filename=2025%20Communication%20on%20EU%20Enlargement%20Policy.pdf, s 1

[20] A.g.e., s 6

[21] https://www.europarl.europa.eu/meps/en/124806/DAVID_MCALLISTER/home

[22] ‘Watch Live: Euronews EU Enlargement Summit’, 4 Kasım 2025, Youtube, https://www.youtube.com/watch?v=G7j043MyCBo, 2:58:00

[23] https://www.europarl.europa.eu/meps/en/187917/MARC_BOTENGA/home

[24] Pedro Vargas David, Euronews Chairman, ‘Watch Live: Euronews EU Enlargement Summit’, 4 Kasım 2025, Youtube, 10:40

[25]  ‘The European Union’s Strategic Approach to the Black Sea Region’,  Avrupa Komisyonu, 28.05.2025, JOIN (2025) 135 final, https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/170d9b3a-d45f-4169-80fa-9adb753c0921_en?filename=EU%20Strategic%20Approach%20Black%20Sea%20Strategy.pdf, s 1

[26] ‘Proposal for a Regulation of the European Parliament and of the Council Establishing the Union Customs Code and the European Union Customs Authority, and repealing Regulation (EU) No 952/2013’, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023PC0258&qid=1684913361276

[27] https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/eu-customs-reform_en

[28] https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:52023PC0258 (E. t. 15.7.2025)

[29] https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A01993R2454-20080101 (E. t. 15.7.2025)

[30] https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A02013R0952-20221212 (E. t. 15.7.2025)

[31] https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859 (E. t. 15.7.2025)

[32] https://www.gateway.nl/en/blog/the-role-of-the-eu-customs-authority-after-the-customs-reform/ (E. t. 20.8.2025)

[33] https://www.pubaffairsbruxelles.eu/eu-institution-news/eu-customs-council-agrees-position-on-key-features-for-a-more-modern-efficient-and-secure-framework/ (E. t. 08.9.2025)

[34] https://www.globalcompliancenews.com/2023/05/23/https-www-internationaltradecomplianceupdate-com-2023-05-17-eu-proposals-envisioning-most-ambitious-and-comprehensive-reform-of-eu-customs-union-since-1968-published-_05122023/ (E. t. 23.9.2025)

[35] https://www.meijburg.com/news/union-customs-code-reform (E. t. 25.9.2025)

[36] https://customseasy.com/trust-and-check-trader/ (E. t. 30.9.2025)

[37] https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/ (E. t. 01.10.2025)

[38] https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/ (E. t. 01.10.2025)

[39] Gümrük: Konsey, 1 Temmuz 2026 itibarıyla küçük parsellere gümrük vergisi koymayı kabul etti – Consilium

[40]https://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:320a289b-f4c3-11ed-a05c-01aa75ed71a1.0001.02/DOC_2&format=PDF (E. t. 01.10.2025)

[41] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241030-2.htm (E. t. 02.10.2025)

[42] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/04/20220422-5.htm (E. t. 04.10.2025)

[43] https://ticaret.gov.tr/data/61d2b98e13b8761d788ed370/Posta%20ve%20H%C4%B1zl%C4%B1%20Kargo%20Ta%C5%9F%C4%B1mac%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-G%C3%BCmr%C3%BCk%20%C4%B0%C5%9Flemleri%202022-9%20Say%C4%B1l%C4%B1%20Genelge.pdf (E. t. 05.10.2025)

[44] Ticaret Bakanlığı, Yapılan Denetimler Ve Laboratuvar İncelemeleri Sonucunda, Zararlı Ve Güvensiz Ürünlere Karşı, İnsan Sağlığını Ve Tüketicilerimizi Korumak Amacıyla, Üç Ürün Grubunun Daha Posta Ve Hızlı Kargo Yoluyla Ülkemize Girişine Kısıtlama Getirdi