avatar

ÖZET

Günümüz küresel ticaretinde, ürünlerin uluslararası pazarlara hızlı ve etkin bir şekilde ulaştırılması gerekliliği, hava kargo taşımacılığını her geçen gün daha da önemli hale getirmiş; bu alana yönelik artan ihtiyaç, hava kargo taşımacılığını lojistik zincirinin vazgeçilmez bir unsuru konumuna taşımıştır. Ancak, bu taşımacılık türünün hız odaklı yapısı, beraberinde çeşitli güvenlik risklerini de getirmekte ve süreci daha karmaşık hale dönüştürmektedir.

Bu çerçevede, hava yoluyla taşınan gönderilerin güvenliğinin sağlanması yalnızca sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda kalmamakta; aynı zamanda gümrük idarelerinin de etkin ve sürekli iş birliğini gerektiren çok paydaşlı bir süreç niteliği taşımaktadır. Terör tehditleri, kaçakçılık faaliyetleri ve diğer yasa dışı girişimler, hava kargo güvenliğinin sürekli gözden geçirilmesini ve geliştirilen önlemlerle güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, uluslararası standartlarla uyumlu, bütüncül ve entegre güvenlik mekanizmalarının oluşturulması hem ülkelerin güvenliğinin sağlanması hem de artan ticaret hacminin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.

Bu çalışmada, hava kargo taşımacılığı kapsamında uygulanan güvenli tedarik zinciri modelleri ile gümrük idaresi tarafından yürütülen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) karşılaştırmalı olarak ele alınmış, Türkiye’de uygulanan sistemler analiz edilerek, sahada karşılaşılan örnek olaylar üzerinden kurumlar arası veri paylaşımı, risk analizi ve operasyonel koordinasyonun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının oluşturulmasına yönelik değerlendirme ve politika önerilerine yer verilmiştir. Nihai olarak, bu çalışma, hava kargo taşımacılığında hem güvenliği hem de verimliliği artırmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Hava Kargo Taşımacılığı, Güvenli Tedarik Zinciri Güvenlik, Ticaretin Kolaylaştırılması, Kaçakçılık, Gümrük İşlemleri, Yetkilendirilmiş Yükümlü, Bilinen Gönderici, Yetkili Acente

ABSTRACT

In today’s global trade environment, the need to deliver products to international markets rapidly and efficiently has rendered air cargo transportation increasingly important. As this need continues to grow, air cargo has become an indispensable component of the logistics chain. However, the speed-oriented nature of air cargo also brings with it a range of security risks, making the process more complex.

In this context, ensuring the security of consignments transported by air has evolved into a multifaceted process that requires not only the involvement of civil aviation authorities but also effective and continuous cooperation with customs administrations. Threats such as terrorism, smuggling, and other illicit activities necessitate the constant review and reinforcement of air cargo security measures. Accordingly, the establishment of integrated and internationally compliant security mechanisms is of vital importance for both national security and the growing volume of global trade.

This study comparatively examines secure supply chain models implemented in air cargo transportation and the Authorized Economic Operator (AEO) status carried out by customs administrations. The systems implemented in Türkiye are analyzed, and the importance of data sharing between institutions, risk analysis, and operational coordination is emphasized through real-life cases encountered in the field. Evaluations and policy recommendations are presented to support the development of a holistic and synchronized security approach between customs and civil aviation authorities. Ultimately, this study aims to contribute to the development of strategies to enhance both the security and efficiency of air cargo transportation.

Keywords: Air Cargo Transport, Secure Supply Chain Security, Trade Facilitation, Smuggling, Customs Procedures, Authorised Economic Operator, Known Consignor, Authorised Agent

GİRİŞ

Uluslararası ticaretin hızlı, güvenli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesi, yalnızca ticaret hacminin artışı açısından değil; aynı zamanda sınır güvenliğinin korunması ve kaçakçılığın önlenmesi bakımından da kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, hava kargo taşımacılığı son yıllarda ticaretin en hızlı ve stratejik taşıma yollarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu hızlı yapı, beraberinde güvenlik açıklarını ve kontrol zorluklarını da getirmektedir.

Hava kargo güvenliğinin mevcut şeklini almasındaki en önemli dönüm noktaları, küresel çapta büyük yankı uyandıran terör saldırıları olmuştur. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2010 Yemen olayı, hava yoluyla taşınan gönderilerin potansiyel tehdit aracı olarak kullanılabileceğini acı bir şekilde göstermiş ve uluslararası toplumda derin güvenlik kaygılarına yol açmıştır. Bu olaylar, sadece sivil havacılıkta değil, aynı zamanda uluslararası ticarete konu olan diğer tüm alanlarda güvenlik uygulamalarının dünya genelinde köklü bir şekilde gözden geçirilmesini ve yeni, daha kapsamlı tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu doğrultuda gerek uluslararası sivil havacılık kuruluşları gerekse ulusal otoriteler, “güvenli tedarik zinciri” yaklaşımını benimseyerek risk temelli kontrol mekanizmaları geliştirmiştir. Bu süreçte gümrük idareleri de aktif bir güvenlik oyuncusu olarak devreye girmiştir.

Bu çalışmada, Türkiye özelinde hava kargo taşımacılığına ilişkin güvenli tedarik zinciri uygulamaları incelenerek; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ve Gümrük İdaresi tarafından yürütülen uygulamalar karşılaştırmalı biçimde ele alınacaktır. Ayrıca uygulamada karşılaşılan örnek olaylar ve sistemsel sorunlar üzerinden politika önerileri sunularak, gümrük ve sivil havacılık idareleri arasında entegrasyona dayalı bir güvenlik modelinin oluşturulması hedeflenmektedir.

Bu çalışma kapsamında, güvenli tedarik zinciri kavramı ile gümrük ve sivil havacılık otoriteleri tarafından geliştirilen uygulamalar detaylı biçimde incelenmiş, Türkiye’de yaşanmış örnek olaylara yer verilmiştir. Söz konusu olaylar; sahte belgelerle beyan edilen gönderiler, ilk defa işlem yapan riskli firmalar, güzergâh üzerinden gerçekleştirilen transit kaçakçılık faaliyetleri ve yer hizmetleri personelince yapılan sızma girişimleri gibi ciddi güvenlik zafiyetlerini gözler önüne sermektedir.

1. GÜVENLİ TEDARİK ZİNCİRİ KAVRAMI VE UYGULAMA MODELLERİ

Günümüz küresel ticaret yapısı, sadece ekonomik büyümeyi değil aynı zamanda lojistik ve güvenlik politikalarının bütünleşik bir şekilde ele alınmasını gerektirmektedir. Özellikle sınır ötesi eşya hareketliliğinin hızla arttığı hava kargo taşımacılığı alanında, taşıma zincirinde herhangi bir güvenlik zafiyetinin ciddi uluslararası risklere yol açabileceği anlaşılmış ve bu kapsamda “güvenli tedarik zinciri” kavramı ön plana çıkmıştır.

1.1. Kavramsal Çerçeve

Güvenli tedarik zinciri”; hava kargo güvenliği için kullanılan önemli yöntemlerden biri olmakla birlikte, kargo işlemine konu eşyanın kaynağında güvenli hale getirilmesini ve uçağa yükleninceye kadar bu güvenlik bütünlüğünün korunmasını amaçlamaktadır. Söz konusu yöntem ile ticarete konu hava kargonun tedarik zinciri boyunca hareketini kolaylaştırmak aynı zamanda da hava kargo güvenliğinde etkinliği artırmak amaçlanmakta ve bu amaç doğrultusunda belirlenen uygulamalar daha da önem kazanarak ülkelerce gerçekleştirilmektedir. Güvenli tedarik zincirinin sağladığı en önemli avantajlardan biri; tedarik zincirinin ana yapısı gereği, uygulanan güvenlik kontrollerinin sorumluluğunu söz konusu zincirde yer alan tüm kuruluş ve işletmecilerce paylaşılarak havaalanı operasyonlarında yükün azaltılması, gönderilerin bir kuruluştan diğerine güvenli olarak aktarılması ve her noktada gerekli güvenlik kontrolleri uygulanması ile gönderinin karşılaşılabilecek yetkisiz müdahalelerden tedarik zinciri boyunca korunmasıdır (ICAO,2017).

Özetlemek gerekirse, güvenli tedarik zinciri; bir gönderinin çıkış noktasından nihai varış noktasına kadar geçen tüm aşamalarda, zincire dâhil olan aktörlerin güvenilirliğinin teyit edilmesi ve bu aktörlerin belirli güvenlik kuralları çerçevesinde faaliyet göstermesi esasına dayanmaktadır. Bu sistemde amaç; taşımanın hızını ve etkinliğini koruyarak, riskli gönderilerin sistem dışında tutulmasıdır. Geleneksel fiziki kontrol yöntemlerine ek olarak, önleyici ve risk temelli yaklaşımlar bu yapının temelini oluşturmaktadır.

Güvenli tedarik zinciri kavramının ortaya çıkışı, yukarıda belirtildiği üzere, uluslararası güvenlik tehditlerine verilen bir yanıt niteliğindedir. 11 Eylül ve Yemen gibi olaylar, hava kargoda yalnızca taşınan eşyanın değil, tüm tedarik zincirindeki aktörlerin ve süreçlerin güvenlik açısından denetlenmesi gerektiği bilincini artırmıştır. Ancak burada kritik nokta, sadece güvenlik boyutuna odaklanmanın ticareti yavaşlatma, maliyetleri artırma ve küresel rekabeti olumsuz etkileme potansiyelidir. Bu nedenle, güvenlik önlemleri ile ticaretin kolaylaştırılması arasında dengeli bir yaklaşım benimsemek esastır. Bu denge, güvenliğin yanı sıra ticaretin kesintisiz akışını sağlamayı hedefleyen “güvenli tedarik zinciri” modellerinin temelini oluşturmaktadır.

1.2. Uluslararası Kuruluşlar ve Modeller

Hava kargo güvenliğinin artırılması ihtiyacıyla birlikte uluslararası düzeyde çeşitli modeller ve standartlar geliştirilmiştir:

  • Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından yayımlanan Annex 17 kapsamında, hava yoluyla taşınan tüm gönderilerin uçuş güvenliği açısından risk değerlendirmesine tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.
  • Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı (ECAC), hava kargo güvenliğini sağlayabilmek adına “güvenilir aktörler modeli”ni önermektedir. Bu modelde başlıca uygulayıcı yapılar şunlardır:
    • Bilinen Gönderici (Known Consignor): Kendi gönderilerini üretip, güvenlik açısından denetime tabi tutan ve bu kapsamda otorite tarafından yetkilendirilmiş firmalardır. Bu firmaların kargoları, havaalanında tekrar detaylı taramaya gerek kalmadan doğrudan taşımaya kabul edilebilir.
    • Yetkili Acente (Authorised Agent): Gönderilerin güvenlik taramasını yapan, taşıma sürecinde yer alan ve yetki sahibi lojistik şirketleridir. Bu acenteler, güvenli tedarik zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak kargoların güvenli elleçlenmesini ve taşınmasını sağlarlar.

Bu yapı sayesinde, gönderilerin güvenli olup olmadığı kademeli olarak önceden değerlendirilmekte ve bu sayede havalimanı çıkış noktalarında oluşabilecek yükleme öncesi yoğunluk ve gecikmeler asgariye indirilmektedir. Ayrıca gönderilerdeki risk unsurlarının erkenden tespiti sağlanarak kaçakçılık, yasa dışı ticaret, patlayıcı veya tehlikeli madde sevkiyatları gibi tehditlerin önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

1.3. Dünya Gümrük Örgütü (WCO) SAFE Çerçeve Standardı:

Güvenli tedarik zinciri oluşturma süreçlerinde uluslararası alandaki en önemli girişimlerden biri de Dünya Gümrük Örgütü (WCO) tarafından 2005 yılında kabul edilen SAFE Çerçeve Standardı (Framework of Standards to Secure and Facilitate Global Trade)’dır. Bu standart, dünya genelinde gümrük idareleri arasında güvenlik ve ticaretin kolaylaştırılması konularında uyumu sağlamayı amaçlamaktadır. SAFE Standartlar Çerçevesi, “gümrük idareleri arasındaki iş birliği”, “gümrük ve iş dünyası arasındaki iş birliği” ve “gümrük idareleri ile diğer devlet kurumları arasındaki iş birliği” başlıklı üç temel ayağa odaklanmıştır (WCO,2015). SAFE Çerçevesi’nin temel direklerinden biri olan Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO – Authorized Economic Operator) programları, güvenilir şirketlere gümrük işlemlerinde basitleştirme ve hızlandırma imkanları sunarken, aynı zamanda tedarik zinciri güvenliğine katkıda bulunmalarını şart koşar. Türkiye’deki YYS uygulaması da doğrudan bu SAFE Çerçeve Standardına dayanmaktadır. Bu çerçeve, dünya genelinde güvenli tedarik zinciri uygulamalarının oluşturulması ve karşılıklı tanınması için bir model teşkil etmektedir (Kürüm, 2017).

1.4. Türkiye’deki Sivil Havacılık Uygulamaları

Türkiye’de sivil havacılık güvenliği uygulamaları, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından yürütülmektedir. SHGM tarafından yayımlanan SHT-17.6 Genelgesi çerçevesinde, “bilinen gönderici” ve “yetkili acente” kavramları iç mevzuata entegre edilmiş ve bu kapsamda özel sektör aktörlerinin başvurusu, denetimi ve yetkilendirilmesi prosedüre bağlanmıştır. Bu sistem, özellikle hava kargo taşımacılığında faaliyet gösteren firmalar açısından güvenlik yükümlülüklerini açıkça belirlemekte ve gönderilerin havalimanı güvenlik kontrol noktalarında tekrar taranmasına gerek kalmaksızın doğrudan sevk edilmesine olanak tanımaktadır. Uygulamanın başarısı, sadece mevzuat düzeyinde düzenlemelerle değil; denetim, personel eğitimi, teknolojik altyapı ve veri paylaşımı gibi faktörlerin de sağlıklı işlemesiyle doğrudan ilişkilidir.

Türkiye, stratejik coğrafi konumu itibarıyla hava kargo taşımacılığında Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında bir geçiş noktasıdır. İstanbul Havalimanı başta olmak üzere ülkenin önde gelen havalimanları, ihracat ve transit taşımacılıkta kilit rol oynamaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye’de uygulanan YYS sistemi, sadece gümrük işlemlerini hızlandırmakla kalmamakta; aynı zamanda gönderici firmaların hava kargo sistemindeki güvenilirliğini de garanti altına almaktadır. YYS uygulaması, gümrük idaresi ile sivil havacılık otoritesinin örtüşen kontrol alanlarında bir güvenlik protokolü oluşturur. Ancak bu iki kurum arasında doğrudan tanıma, otomatik veri paylaşımı ve risk bazlı eşgüdüm hâlâ sınırlıdır.

1.5. Gümrük İdaresinin Güvenli Zincire Katkısı: Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS)

Dünya ticareti hızlı gelişip küreselleşirken, gümrük idarelerinin artan ticaret karşısında, sınırlarda yasa dışı eşya hareketliliğini engellemeye yönelik görev ve sorumlulukları da her geçen gün artmaktadır. Gümrük idarelerinin yasa dışı eylemleri engellerken yasal ticareti ise kolaylaştırması ve hızlandırması beklenmektedir.

Bu itibarla, söz konusu alanda güvenli tedarik zincirinin sağlanması ve gümrük idaresinin yükünün hafifletilmesi hasebiyle başlatılan uluslararası girişimler kapsamında, ülkemizde gümrük idaresi tarafından uygulanan ve dünyada benzerleri bulunan uygulamalardan biri de Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsüdür. ABD C-TPAT (Customs-Trade Partnership Against Terrorism) Programı, Singapur’un Güvenli Ticaret Ortaklığı Programı, Yeni Zelanda’nın Güvenli İhracat Tertibi Programı uygulamaları Türkiye’de uygulanan bu statü ile eş değer programlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu uygulamalar kapsamında, sivil havacılık sistemine paralel olarak Ticaret Bakanlığı da güvenli tedarik zincirine yönelik bir yapı inşa etmiş ve Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) uygulamasını başlatmıştır (Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (GTB), 2014c). Avrupa Birliği’ndeki AEO (Authorized Economic Operator) sistemine karşılık gelen bu uygulama, ticaret erbabının hem kolaylaştırılmış gümrük işlemlerinden yararlanmasını hem de güvenilir firma olarak tanınmasını sağlamaktadır. YYS sahibi firmalar;

  • Öncelikli işlem hakkı,
  • Azaltılmış belge kontrolü,
  • Yerinde gümrükleme,
  • Basitleştirilmiş beyan

gibi avantajlara sahip olurken, aynı zamanda güvenlik denetimlerine tabi tutulmaktadır.YYS sisteminin hava kargo taşımacılığıyla doğrudan ilişkisi, bu statüye sahip firmaların hem üretici hem de ihracatçı sıfatıyla hava yoluyla gönderi gerçekleştirdikleri durumlarda, sivil havacılık güvenlik zincirinin bir halkası haline gelmelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından yetkilendirilmiş, denetlenmiş ve kayıtlı aktörler üzerinden işleyen çift yönlü bir güvenlik mekanizması ortaya çıkmaktadır.

1.6. Değerlendirme: Farklar ve Uyum Sorunları

Gerek SHGM gerekse Gümrük İdaresi tarafından yürütülen güvenli tedarik zinciri uygulamaları, benzer güvenlik amaçlarına hizmet eden ancak farklı yasal temel, yöntem ve süreçlerle işleyen sistemlerdir. Bu durum, aralarında önemli farklılıklar yaratmakta ve uyum sorunlarına yol açmaktadır:

  • Kurumsal Yetki ve Odak Alanı Farklılığı: YYS, Gümrük idaresinin sorumluluğunda olup gümrük mevzuatına uyum ve yasa dışı ticaretle mücadeleye odaklanmakta; Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente, sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda olup uçağın ve yolcuların güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı kargo güvenliğini hedeflemektedir.
  • Mevzuat ve Denetim Karmaşası: Her bir programın kendine özgü ulusal ve uluslararası mevzuatı ve denetim mekanizmaları bulunmaktadır. Bir firmanın YYS belgesi alması, otomatik olarak Bilinen Gönderici veya Yetkili Acente statüsü almasını sağlamaz ve bunun tersi de geçerli değildir. Firmalar, her bir statü için ayrı ayrı başvuru yapmak, farklı kriterleri karşılamak ve farklı denetim süreçlerinden geçmek zorundadır. Bu durum, ticari işletmeler için yükümlülüklerin artmasına, bürokratik süreçlerin uzamasına, zaman ve maliyet kayıplarına yol açmaktadır. Sadece güvenlik boyutuna odaklanma veya sadece ticaretin kolaylaştırılmasına odaklanma, uluslararası tedarik zincirinde gereksiz tekrarlara ve maliyetlere yol açarak sistemin genel verimliliğini düşürmektedir.
  • Veri Paylaşımı ve Koordinasyon Eksikliği: İki otoritenin kendi içinde güçlü risk analizi ve denetim mekanizmaları olsa da aralarında etkin bir veri paylaşımı ve operasyonel koordinasyonun eksikliği, risklerin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesini engellemektedir. Bu da potansiyel güvenlik açıkları yaratabilmektedir.

Bu sistemlerin paralel biçimde değil, bütünleşik bir yapı içerisinde işlenmesi; gerek kaçakçılıkla mücadele gerekse taşımacılıkta etkinliğin artırılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, ilerleyen bölümlerde sistemde tespit edilen sorunlar, vaka örnekleri ve öneriler detaylı biçimde değerlendirilecektir.

2. TÜRKİYE’DE HAVA KARGO OPERASYONLARI VE YYS SİSTEMİ

Son yıllarda Türkiye’nin dış ticaret hacminde yaşanan artış, lojistik altyapının geliştirilmesini ve özellikle zaman açısından avantaj sağlayan hava kargo taşımacılığına yönelimi beraberinde getirmiştir. Gerek ihracat gerekse ithalat işlemlerinde hızlılık, güvenlik ve takip edilebilirlik sağlayan bu taşıma modeli, aynı zamanda gümrük idaresi ile sivil havacılık otoritesinin ortak denetim ve kontrol alanlarından biri haline gelmiştir.

2.1. Türkiye’de Hava Kargo Taşımacılığına Genel Bakış

Türkiye’de hava kargo taşımacılığı ağırlıklı olarak İstanbul Havalimanı, Ankara Esenboğa, İzmir Adnan Menderes ve Antalya Havalimanları gibi büyük havalimanları üzerinden gerçekleştirilmektedir. Özellikle İstanbul Havalimanı, Asya ile Avrupa arasında önemli bir transit merkez işlevi görmekte ve çok sayıda uluslararası taşıyıcı şirketin tercih ettiği bir kavşak noktası haline gelmektedir.

Hava kargo operasyonları, yalnızca taşıyıcı firmaların faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp; gönderici firmalar, taşımacılık acenteleri, yer hizmetleri kuruluşları, gümrük müşavirleri ve gümrük idaresi gibi çok sayıda paydaşın koordinasyon içinde çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu sistemin sağlıklı işlemesi için hem lojistik süreçlerin hızlandırılması hem de yasa dışı gönderilerin önlenmesi adına risk analiz mekanizmalarının etkin şekilde kullanılmasını gerektirmektedir.

2.2. Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) Kapsamında Güvenlik Uygulamaları ve Kaçakçılıkla Mücadele

Uluslararası ticaretin artan hacmiyle birlikte sınır güvenliği, kaçakçılıkla mücadele ve tedarik zinciri güvenliğine ilişkin önlemler, modern gümrük idareleri için temel önceliklerden biri haline gelmiştir. Bu doğrultuda, Dünya Gümrük Örgütü’nün SAFE Çerçeve Standartları temelinde geliştirilen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS), hem ticaretin kolaylaştırılması hem de güvenliğin artırılması yönünde kritik bir araç olarak öne çıkmaktadır.

YYS uygulaması kapsamında, belirli güvenlik ve uyum kriterlerini sağlayan firmalar, dış ticaret işlemlerinde birtakım kolaylıklardan yararlanmakta; bunun karşılığında ise tedarik zincirinde güvenilir aktörler olarak konumlanmaktadır. Bu statünün kazanılabilmesi için firmaların yalnızca mali ve beyan geçmişleri değil, aynı zamanda güvenlik ve emniyet kriterleri de titizlikle değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, fiziki alan güvenliğinden personel güvenilirliğine, kargo kontrol süreçlerinden bilgi sistemleri güvenliğine kadar geniş bir yelpazede yükümlülükler söz konusudur.

Özellikle kaçakçılıkla mücadele açısından YYS’nin etkisi dikkate değerdir. YYS sahibi firmalarda güvenlik kriterlerine uyumun sistematik hale getirilmesi, taşıma ve depolama süreçlerinde izlenebilirliği artırarak yasa dışı eşya taşınması riskini azaltmaktadır. Kaçakçılıkla mücadele, yalnızca gümrük idaresinin sorumluluğu olmaktan çıkmakta; özel sektör de bu süreçte aktif bir rol üstlenmektedir. Zira firmaların fiziksel güvenlik sistemleri (kamera, alarm, çevre güvenliği), çalışan güvenilirliği araştırmaları, kargo kontrol prosedürleri ve olağandışı durumlara ilişkin risk değerlendirme politikaları gibi kriterler, kaçakçılık riskinin sistematik biçimde azaltılmasına fayda sağlamaktadir. (Karakoç, 2019: 113).

Ancak uygulamada, sistemin etkinliğinin sürdürülmesine ilişkin bazı geliştirmeye açık alanlar bulunmaktadır. Örneğin, YYS sahibi firmaların statüyü kazandıktan sonraki süreçte güvenlik standartlarını aynı düzeyde sürdürüp sürdürmediklerinin izlenmesi, risk temelli denetim yaklaşımı çerçevesinde yürütülmekte olup, bu sürecin etkinliğinin güçlendirilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, yetkilendirilmiş firmaların tedarik zinciri içerisinde yer alan alt yükleniciler veya lojistik hizmet sağlayıcılar üzerinden güvenlik risklerinin ortaya çıkabilmesi ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle, güvenliğin yalnızca sertifika sahibi firma ile sınırlı kalmayarak tüm tedarik zinciri boyunca bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. (Kara, 2020).

Tüm bu nedenlerle YYS uygulamasının güvenlik boyutu, yalnızca ticaretin kolaylaştırılmasına odaklı değil; aynı zamanda güvenli ticaret ortamının sağlanması, kaçakçılığın önlenmesi ve sınır güvenliğinin güçlendirilmesi bakımından da stratejik bir önem taşımaktadır. Bu çerçevede, uygulamadaki eksikliklerin giderilmesi, denetim ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi ve risk analiz kapasitesinin artırılması yönünde reformlara ihtiyaç duyulmaktadır.

2.3. Değerlendirme

Hava kargo taşımacılığı dinamik ve hızlı bir alan olmasına rağmen, güvenlik zafiyetlerine oldukça açıktır. Bu nedenle hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından uygulanan kontrol sistemlerinin uyumlu ve entegre biçimde çalışması elzemdir. YYS sistemi, SHGM’nin “bilinen gönderici” ve “yetkili acente” modelleriyle benzer amaçlara hizmet etmekte, ancak farklı yasal temellerle yürütülmektedir. Bu iki sistemin örtüştüğü alanlarda kurumlar arası veri paylaşımı ve eşgüdüm, operasyonel etkinliğin artırılmasında kilit bir role sahiptir.

Diğer yandan, artan ticaret ve değişen dünya uygulamaları kapsamında görev alanlarında da değişikler meydana getirmiş ve havaalanları gümrük idarelerinin en önemli görev alanlarından biri olarak karşımıza çıkmıştır. Gümrük idaresinin bu alanda temel görevi, eşyanın havaalanına gelmesinden uçağa yüklenmesine kadar eşyayı gümrük gözetimi ve denetimine tabi tutmaktır. Bu kapsamda, hava kargo operasyonlarının yapısı gereği yoğun işlem hacmiyle karşı karşıya olması, işlemlerin hızla bitirilmesini zorunlu kılması, birbirinden farklı paydaşları bünyesinde barındırması, kargoların taşıma, depolama, elleçleme gibi birden fazla işleme tabi tutulmasından kaynaklı oluşabilecek tüm güvenli tedarik zinciri aksamaları kaçakçılıkla mücadele kapsamında gümrük idaresi için büyük ehemmiyet arz etmekte ve titizlikle takip etmesi gereken riskler olarak değerlendirmesi ve bu risklere yönelik sürekli kendini güncel tutarak güvenlik önlemleri almasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca hem sivil havacılık idaresi hem de diğer kamu kurum ve kuruluşlarca yüksek güvenlik önlemlerinin alınmasına rağmen hava limanları, karmaşık yapısı ve çok paydaşlı olması sebebiyle terör ve yasa dışı faaliyetler kapsamında çeşitli risklere açık hale gelmektedir. Bu sebeple, söz konusu alanlarda gerçekleştirilen çeşitli kaçakçılık girişimlerinde içeriden ve dışarıdan gelebilecek tüm tehditlere de gümrük idaresince dikkat edilmesinin gümrük idarelerinin kaçakçılıkla mücadele kabiliyetini artıracağı değerlendirilmektedir. Hav kargo taşımacılığı dinamik ve hızlı bir alan olmasına rağmen, güvenlik zafiyetlerine oldukça açıktır (Sarı,2024).

3. KAÇAKÇILIK GİRİŞİMLERİ ÜZERİNE ÖRNEK OLAYLAR VE RİSK ANALİZİ

Hava kargo taşımacılığı, zaman ve maliyet açısından sağladığı avantajlarla dış ticarette yaygın bir tercih haline gelirken; hız ve hacim avantajı, sistemin güvenlik açıklarını da artırmaktadır. Bu nedenle risk temelli kontrol sistemleri, özellikle gümrük idareleri ve sivil havacılık otoriteleri tarafından hava kargoya yönelik uygulamalarda kritik rol oynamaktadır. Türkiye’de gerçekleştirilen gümrük kontrolleri, bu alandaki güvenlik tehditlerinin boyutunu gözler önüne sermektedir. Günümüzde makale kapsamında yer verilen olay örneklerinden bazıları, yalnızca sistemin potansiyel suiistimal alanlarını değil, aynı zamanda hava kargo taşımacılığı sürecinde ortaya çıkabilecek güvenlik risklerini ve bu alanlarda daha güçlü ve bütüncül bir denetim yapısına duyulan ihtiyacı da somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu olaylar, kaçakçılık çerçevesinde ortaya çıkan çeşitli riskleri ve bu risklerin gerçekleşme olasılıklarını net bir şekilde resmetmektedir.

3.1. Olay Örneği 1 – Uyuşturucu Madde (İhracat Gönderisi)

2021 yılında hava yolu kullanılarak ülkemiz üzerinden Avrupa’ya gönderilmek üzere işlem gören bir ihracat kargosunda, beyan edilen eşyalar arasında yer almayan ve koli içlerine gizlenmiş uyuşturucu madde tespit edilmiştir. Gönderici firma ilk defa işlem yapan, daha önce herhangi bir dış ticaret geçmişi olmayan bir şahıs firmasıdır. Risk analizi kapsamında sistemin “yüksek riskli firma” uyarısı vermesi üzerine kargo fiziki kontrole alınıp sevkiyat durdurulmuştur. Bu vaka, özellikle ilk kez işlem yapan, geçmişi olmayan firmalara yönelik profil oluşturmanın ve bu tür firmaların sistem içinde riskli olarak işaretlenmesinin önemini göstermektedir. Bu tür yeni veya şüpheli firma profilleri, kaçakçılık girişimlerinin yüksek olasılık taşıyan risk alanlarını oluşturmaktadır.

3.2. Olay Örneği 2 – Transit Gönderi (Güzergâh Riski)

Bir başka olayda, Afrika’dan Avrupa’ya geçişi planlanan transit gönderi, İstanbul aktarmalı olarak havayoluyla taşınmak istenmiştir. Güzergâh üzerinde bulunan ülkenin riskli bölge olarak tanımlanması üzerine gönderi detaylı taramaya alınmış; gönderi içinde kaçak sigara ve gümrüklenmesi yasak eşya ele geçirilmiştir. Bu örnek, yalnızca gönderici veya gönderi türünün değil; güzergâh bilgisinin de risk analizinde ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Belirli güzergahlardan geçen kargoların kaçakçılık riski olasılığı diğerlerine göre daha yüksektir.

3.3. Olay Örneği 3 – Sahte Belge Kullanımı

Bir hava kargo gönderisinde beyan edilen faturanın sahte olduğu, gönderi içeriğiyle faturadaki eşya türlerinin uyuşmadığı tespit edilmiştir. Yapılan araştırmada, gönderici firmanın daha önce başka işlemlerinde de farklı kimlik ve adres bilgileri kullandığı görülmüştür. Bu durum, sadece belge kontrolünün değil; firmaların dijital kimlik takibi yoluyla izlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Belgede sahtecilik, kaçakçılıkta kullanılan yaygın bir yöntem olup, sistemdeki zafiyetleri istismar etme olasılığı yüksek bir risktir.

3.4. Risk Analizi Açısından Değerlendirme

Yukarıdaki örnekler, hava kargo taşımacılığında karşılaşılan tehditlerin yalnızca eşya bazlı değil; firma profili, güzergâh, belge güvenliği ve hatta personel güvenliği gibi çok yönlü faktörlerden kaynaklandığını göstermektedir. Bu nedenle, risk analiz sistemlerinin sadece statik bilgilerle değil, dinamik, sürekli güncellenen bir veri havuzu üzerinden çalışması gerekmektedir. Gümrük idaresi tarafından geliştirilen risk analiz modüllerinin, sivil havacılık otoriteleriyle entegre çalışması; örneğin YYS sahibi firmaların SHGM sisteminde otomatik olarak tanınması gibi çözümler, denetim yükünü azaltırken güvenliği artıracaktır. Bu entegrasyon, farklı risk olasılıklarını bir araya getirerek daha güçlü bir savunma hattı oluşturacaktır.

4. POLİTİKA ÖNERİLERİ VE DEĞERLENDİRME

Hava kargo taşımacılığında hem güvenliğin artırılması hem de ticaretin kolaylaştırılması amacıyla, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının tesis edilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu farklılıkların üstesinden gelerek uluslararası ticaretin akıcılığını sağlamak, kaçakçılıkla mücadele etmek ve özellikle içerden kaynaklı tehditleri minimize etmek için aşağıdaki politika önerileri sunulmaktadır:

  • Mevzuatın Uyumlaştırılması ve Ortak Sertifikasyon Modelleri: Bu kapsamda güvenli tedarik zinciri uygulamaları, yalnızca bir ticaret kolaylaştırma aracı değil, aynı zamanda kaçakçılıkla mücadelede stratejik bir güvenlik hattıdır. Özellikle YYS, Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente sistemlerinin doğru işletilmesi ve bu statülerin arka plan denetimlerinin etkin şekilde yürütülmesi, yasa dışı ticarete karşı ilk savunma hattını oluşturmaktadır. Ancak bu yapıların birbirinden bağımsız yürütülmesi hem mevzuat karmaşasına hem de risklerin bütüncül biçimde yönetilememesine yol açmaktadır. Gümrük ve sivil havacılık mevzuatlarının ortak bir dil ve standartlar çerçevesinde uyumlaştırılması büyük önem taşımaktadır. Firmaların YYS, Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente statülerini tek bir başvuru ve denetim süreciyle elde edebileceği entegre veya karşılıklı tanıma modelleri geliştirilmelidir. Bu, bürokratik yükü azaltacak ve süreçleri hızlandıracaktır. WCO SAFE Çerçeve Standardının sağladığı uluslararası uyum ve karşılıklı tanıma prensipleri, bu entegrasyon için önemli bir yol haritası sunmaktadır. Bu sayede kaçakçılık riskleri minimize edilirken, ticaretin akıcılığı korunacaktır.
  • Ortak Veri Paylaşım Platformları: Kurumlar arası güvenli ve anlık veri paylaşımını sağlayacak entegre bilişim sistemlerinin kurulması veya mevcut sistemlerin (örn. Hava Yolu Gümrük Beyan Sistemi – HGBS) kapasitelerinin artırılması kritik öneme sahiptir. Risk analizi verilerinin ortak havuzda toplanması, şüpheli gönderilerin daha hızlı tespit edilmesine olanak tanır ve kaynakların daha verimli kullanılmasına yardımcı olur. Bu sayede, sadece güvenlik boyutuna odaklanmanın getirdiği bilgi boşlukları ve mükerrer kontroller minimize edilebilir, kaçakçılık olasılıkları daha doğru tahmin edilebilir ve etkin mücadele edilebilir.
  • Teknolojinin Gücü ve Altyapı İyileştirmeleri: Havaalanları gümrük idarelerinin, kaçakçılıkla mücadele kabiliyetini artırmak için gelişmiş tarama cihazları, yapay zekâ destekli risk analizi sistemleri ve kapalı devre kamera sistemleri gibi modern teknolojik araçlarla donatılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, operasyonel akıcılık için geçici depolama alanlarının fiziki yetersizliklerinin giderilmesi, ihracat ve ithalat sahalarının ayrılması gibi altyapı iyileştirmeleri şarttır. Bu teknolojik çözümler, kaçakçılık girişimlerinin tespit olasılığını artırırken, süreçlerin hızlanmasına da olanak tanır.
  • Personel Eğitimi, Sıkı Denetimler ve İç Tehditlerle Mücadele: Hava kargo operasyonlarında görev alan tüm kamu ve özel sektör personelinin (gümrük, havacılık, taşıyıcı, acente vb.) güvenlik protokolleri, kaçakçılıkla mücadele yöntemleri ve yeni teknolojiler hakkında düzenli olarak eğitilmesi, farkındalığı artıracaktır. Kurumların ortak denetim ekipleri oluşturması veya denetim sonuçlarını karşılıklı olarak tanıması, mükerrer denetimleri azaltarak verimliliği artıracaktır. Özellikle personel kaynaklı sızma girişimleri (“içerden tehditler”) ile mücadele için, işe alım süreçlerinde daha sıkı güvenlik soruşturmaları, periyodik güvenlik eğitimleri, etik davranış kodları ve şüpheli durumlara karşı raporlama mekanizmalarının güçlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Bu, içerden kaynaklanan kaçakçılık olasılıklarını azaltmanın en önemli adımlarından biridir.
  • Sektörel İş Birliği ve Şeffaflık: Kamu kurumları ile özel sektör arasındaki iletişimin güçlendirilmesi, ortak çalışma gruplarının oluşturulması ve tedarik zincirinde yer alan tüm paydaşlara yönelik güvenlik ve uyum eğitimlerinin düzenlenmesi, sistemin bütüncül işleyişini destekleyecektir. Tedarik zincirinde şeffaflığı artırmak için ürün özelliklerinin izlenebilirliği açısından teknolojik gelişmelerin (marker kullanımı, blok zinciri tabanlı sistemler vb.) uygulanması da faydalı olacaktır.

Hava kargo taşımacılığı yalnızca bir lojistik süreç değil, aynı zamanda sınır güvenliği ve yasa dışı ticaretle mücadelede stratejik bir savunma hattıdır. Bu çalışmada ele alınan örnek vakalar ve sistemsel analizler, Türkiye’deki mevcut yapının güçlü yönlerinin yanı sıra kurumsal eşgüdüm eksikliklerini de ortaya koymaktadır. Güvenli tedarik zincirine ilişkin hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından yürütülen sistemlerin daha entegre, dijital ve paylaşım temelli hale gelmesi; kaçakçılığın önlenmesinde olduğu kadar, meşru ticaretin hızlandırılmasında da önemli rol oynayacaktır. Türkiye’nin bölgesel bir hava lojistik merkezi olarak büyümesi, ancak bu bütüncül güvenlik politikalarının etkinliğiyle mümkün olacaktır.

5. SONUÇ

Sonuç olarak, hava kargo taşımacılığında güvenliğin sağlanması, sadece gönderi bazlı risklerin önlenmesini değil; aynı zamanda uluslararası ticaretin meşruiyetinin ve güvenliğinin korunmasını ifade etmektedir. Türkiye’nin hem dış ticaretteki yükselen konumu hem de hava taşımacılığındaki transit rolü düşünüldüğünde, bu alanda geliştirilecek her uygulama, sadece ülke güvenliğine değil, küresel ticaretin güvenliğine de katkı sağlayacaktır. Gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasındaki stratejik iş birliği ise bu sürecin en kilit bileşenidir. Ticaretin hızını kesmeden, güvenliği en üst düzeyde sağlamak; vergi kayıplarını azaltmak, kamu sağlığını ve çevreyi korumak ancak tüm paydaşların entegre bir yaklaşımla hareket etmesiyle mümkündür. Türkiye’nin bu alandaki deneyimleri ve uygulamaları, kaçakçılıkla mücadelede ve güvenli bir ticaret ortamı oluşturmada atılan önemli adımları ortaya koymaktadır. Gelecekte, daha şeffaf, daha teknoloji odaklı ve daha koordineli bir yapı, hava kargo taşımacılığını sadece hızlı değil, aynı zamanda tamamen güvenli bir taşıma modeli haline getirecektir.

6. KAYNAKÇA

ECAC, (2016), “Doc 30 Part II”, Article 4-6.2.1.1, URL: https://www.ecacceac. org/documents/ecac-documents-and-international-agreements, Son Erişim Tarihi: 17 Haziran 2024.

GTB, (2014c), “150 Soruda Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü Rehberi”, URL: https://ticaret.gov.tr/data/5d48321313b8762b40ceadf3/150%20Soruda%20YYS.pdf, Son Erişim Tarihi: 13 Haziran 2024.

ICAO, (2017), “Doküman 8973, Havacılık Güvenliği El Kitabı”, 10. Baskı, URL: https://web.shgm.gov.tr/tr/s/404-guvenlik, Son Erişim Tarihi: 10 Mayıs 2024.

ICAO, (2017), “International Standards and Recommended Practices, Annex 17- Security”, 10th Edition, URL: https://ffac.ch/wp-content/uploads/2020/10/ICAOAnnex- 17-Security.pdf.), Son Erişim Tarihi: 5 Mayıs 2024.

KORKMAZ, C. A. (2017), “Hava Kargo Taşımacılığı Güvenliğine Yönelik Tehditlerin Asgari Düzeye İndirgenmesi İçin Alınması Gereken Önlemler”, Kilis 7 Aralık Üniversitesi Fen ve Mühendislik Dergisi, 1(2), ss. 10-11.

KÜRÜM, G. (2017), “Güvenli Tedarik Zincirinde Sivil Havacılık Güvenliği ve Gümrük Uygulamalarının Uyumlaştırılması”, Havacılık Uzmanlığı Tezi, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Ankara.

Sarı, G. (2024). Hava Kargo İşlemlerinde Güvenli Tedarik Zinciri ile Kaçakçılıkla Mücadele Kapsamında İyi Model Uygulamalarının İncelenmesi (Uzmanlık Tezi, Ticaret Bakanlığı, Ankara.

WCO, (2015), “Customs-Business Partnership Guidance”, URL: https://www.wcoomd.org/en/topics/facilitation/instrument-and-tools/tools/customsbusiness-partnership-guidance.aspx, Son Erişim Tarihi: 19 Mayıs 2024.

Karakoç, E. (2019). Gümrüklerde Güvenliğin Sağlanmasında Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsünün Rolü. Gümrük ve Ticaret Dergisi, 12(2), 109-120.

Yılmaz, T. (2022). Güvenli Tedarik Zincirleri ve Gümrüklerde Risk Yönetimi. Uluslararası Güvenlik Araştırmaları Dergisi, 8(1), 75-91.

Dünya Gümrük Örgütü (WCO). (2005). SAFE Framework of Standards to Secure and Facilitate Global Trade.

Kara, H. (2020). Gümrüklerde Risk Analizi ve Seçici Kontrol Sistemi: Türkiye Uygulaması. Ankara Üniversitesi Yayınları.

Ticaret Bakanlığı (2022). Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü Uygulama Rehberi, 4. Baskı. Ankara.