<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<atom:link href="https://tiud.org.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<description>Ticaret Uzmanları Derneği</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jan 2026 17:18:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2021/12/cropped-tiud_logo_icon-32x32.png</url>
	<title>TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yönetim Kurulundan</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/yonetim-kurulundan-5/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ticaret Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:09:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8537</guid>

					<description><![CDATA[Ticaret Uzmanları Derneği olarak, kuruluşumuzun 25. yılında daha önce olduğu gibi meslektaşlarımızın mesleki, sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sağlayarak dayanışmayı ve birlikteliği güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmaların bir parçası olarak yayımladığımız “Ticarette Uzman Görüş” e-dergimizin yeni sayısını sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Değerli Okurlarımız,</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Uzmanları Derneği olarak, kuruluşumuzun 25. yılında daha önce olduğu gibi meslektaşlarımızın mesleki, sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sağlayarak dayanışmayı ve birlikteliği güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmaların bir parçası olarak yayımladığımız <strong>“Ticarette Uzman Görüş” e-dergimizin</strong> yeni sayısını sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derneğimiz, ticaret dünyasının tüm alanlarında çalışan profesyoneller için değerli bir bilgi kaynağı ve başvuru niteliği taşıyan bu yayını, artan destekle daha da güçlenerek sürdürmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugüne kadar Dergimizin gelişimine katkı sağlayan başta Yayın Kurulumuz ve Yazarlarımız olmak üzere bu süreçte emek veren meslektaşlarımıza şükranlarımızı sunarız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni sayımızda, çoğunlukla Ticaret Uzmanları tarafından kaleme alınan ve kamu ile özel sektörde faaliyet gösteren profesyonellerin bilgi ve deneyimlerini bir araya getiren makaleler yer almaktadır. Bu makalelerde, gümrük, lojistik, iç ticaret, e-ticaret, uluslararası ticaret, ihracat ve mali danışmanlık, gümrüklerin muhafaza edilmesi gibi alanlar derinlemesine ele alınmaktadır. Ayrıca, Bakanlığımız birimleri, e-ticaret şirketleri, uluslararası taşımacılık firmaları, gümrük müşavirliği şirketleri, ihracatçı birlikleri, meslek kuruluşları ve üniversiteler gibi birçok farklı paydaş tarafından ilgiyle takip edilen dergimiz, sektörün nabzını tutmaya devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yayın Kurulumuzun özenle hazırladığı bu sayının, mesleki dayanışmayı güçlendirmekle kalmayıp, bilgi ve deneyim paylaşımına da katkı sunacağına inanıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu vesileyle, emeği geçen tüm meslektaşlarımıza ve katkı diğer yazarlarımıza teşekkür eder, yeni sayımızın siz değerli okuyucularımız için faydalı olmasını dileriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dayanışma, Birliktelik ve Gelişim ilkeleriyle çıktığımız bu yolda, 2025 yılı boyunca birlikte büyüdük, güçlendik ve önemli başarılara imza attık. Her birinizin katkısı ve özverisi, Derneğimizi bugün bulunduğu güçlü konuma taşıdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Seninle Daha Güçlüyüz” diyerek, 2026 yılında da dayanışmamızı daha da güçlendireceğimize, birlik ve beraberlik içinde hedeflerimize emin adımlarla ilerleyeceğimize olan inancımız tamdır. Hep birlikte, mesleğimizin ve Derneğimizin gelişimine katkı sunmaya devam edeceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saygılarımızla,<br><strong>Ticaret Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayın Kurulundan</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/yayin-kurulundan-8/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş Yayın Kurulu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:08:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8539</guid>

					<description><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş Dergisi'nin 68. sayısında sizlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyor ve bu sayımızda yapay zekâdan sürdürülebilir tüketime, e-ticaretten gümrük ve ticaret mevzuatına kadar geniş bir yelpazede güncel araştırma ve değerlendirmeleri, küresel ticaretin yeni dinamikleri ışığında sizlere sunuyoruz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Değerli Okurlar,</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticarette Uzman Görüş Dergisi&#8217;nin 68. sayısında sizlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyor ve bu sayımızda iç ticaret, gümrük, kaçakçılıkla mücadele ve dış ticaret hususlarını içerir güncel araştırma ve değerlendirmeleri sizlere sunuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sayımızda toplam sekiz makale dört farklı kategoride yayımlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- Gümrük Mevzuatı ve Gümrüklerde Dijitalleşme Çalışmaları Başlığı Altında</strong>;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gümrükte Dijitalleşmenin Geleceğini Kim Belirleyecek?</strong>: Bu makalede, uluslararası ticaretin temel bileşenlerinden biri olan gümrük işlemlerinde dijitalleşmenin; DTÖ, DGÖ, AB ve UNECE gibi küresel aktörlerin faaliyetleri ve stratejik hedefleri doğrultusunda nasıl şekillendiği incelenmektedir. Çalışma, gümrük süreçlerinin sadece kağıtsız ortama geçmekle kalmayıp, ülkeler arası entegre sistemler ve yapay zekâ destekli otonom yapılarla dinamik bir geleceğe doğru ilerlediğini vurgulamaktadır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye’de Ekonomik Etkili Gümrük Rejimlerinin Karşılaştırmalı Analizi:</strong> Bu makalede, Türkiye&#8217;deki ekonomik etkili gümrük rejimleri (dahilde işleme, hariçte işleme, gümrük antrepo, gümrük kontrolü altında işleme ve geçici ithalat) yasal çerçeve ve uygulama esasları açısından detaylı bir şekilde analiz edilmektedir. Ayrıca, bu rejimlerin yerli üretimi destekleme, ihracatı artırma ve dış ticarette maliyet avantajı sağlama gibi ekonomik işlevlerini karşılaştırmalı bir perspektifle ortaya koymaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2- Kaçakçılık ile Mücadele Kapsamında Gerçekleştirilen Çalışmalar Başlığı Altında;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türk Deniz Yetki Alanlarında Kaçakçılıkla Mücadele Kapsamında Gümrük İdaresinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları</strong>: Bu çalışma, devletin egemenlik hakları çerçevesinde Türk deniz yetki alanlarını tanımlayarak, Türk Gümrük İdaresinin bu bölgelerdeki kaçakçılığı önleme ve izleme yetkilerini hukuki boyutuyla incelemektedir. Makalede, değişen küresel konjonktür ve gelişen teknoloji ışığında gümrük idaresinin denizlerdeki etkinliğinin ve caydırıcılığının artırılmasına yönelik stratejik gelişim alanları değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hava Kargo Taşımacılığında Güvenli Tedarik Zinciri ve Kaçakçılıkla Mücadelede Gümrük – Havacılık İş Birliği</strong>: Bu makale, hava kargo taşımacılığının hız odaklı yapısının getirdiği güvenlik risklerine karşı gümrük idareleri ve sivil havacılık otoriteleri arasındaki iş birliğinin hayati önemini ele almaktadır. Çalışmada, uluslararası standartlarla uyumlu güvenli tedarik zinciri modelleri ve Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü gibi uygulamaların kaçakçılıkla mücadeledeki etkinliği vaka analizleri üzerinden analiz edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3-</strong> <strong>İç Ticaret Mevzuatı Kapsamındaki Çalışmalar Başlığı Altında;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karanlık Ticari Tasarımlar Bağlamında Abonelik Tuzakları Kavramı Ve Reklam Kurulu Kararları: </strong>Bu makale, dijital platformlarda tüketicilerin iradesini yanıltarak abonelikten çıkmalarını zorlaştıran &#8220;abonelik tuzaklarını&#8221; karanlık ticari tasarımlar bağlamında ve Reklam Kurulu kararları ışığında hukuki yönüyle incelemektedir. Çalışma, bu tür aldatıcı uygulamaların Türk hukuku ve uluslararası düzenlemelerdeki yerini değerlendirerek tüketicilerin korunmasına yönelik çözüm önerileri sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çevresel Beyan İçeren Reklamların İncelenmesi: Elektrikli Araç Reklamlarında Yer Alan “Sıfır Emisyon” İddiası</strong>: Bu makale, elektrikli araç reklamlarında kullanılan çevresel beyanları &#8220;yeşil aklama&#8221; (greenwashing) kavramı çerçevesinde ve Reklam Kurulu kararları ışığında hukuki ve etik açılardan incelemektedir. Çalışma, tüketicilerin çevre duyarlılığını istismar eden yanıltıcı reklam uygulamalarını analiz ederek, bu alandaki yasal düzenlemelerin dürüstlük ve kanıtlanabilirlik ilkeleriyle uyumlu olması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4- Yapay Zekâ Kullanımına Yönelik Hususlar İçeren;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Küresel Jeoekonomik Dönüşüm Üzerinden Euro ve Modernize Edilmiş AB Taslak Gümrük Kanunu (Adnan Üzer &amp; Nurhan Verda Ecim):</strong> Bu makale, küresel jeopolitik kaymalar ve revizyonist devletlerin artan etkisi bağlamında Euro’nun geleceğini ve Avrupa Birliği’nin yeni Gümrük Reformu taslağını jeoekonomik bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Çalışma, AB Gümrük Reformu&#8217;nun sadece idari bir değişiklik değil, 21. yüzyılın değişen üretim ve ticaret sistemine uyum sağlamak amacıyla atılan stratejik bir adım olduğunu savunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Düşman Kardeşler: Yeşil ve Dijital Dönüşüm İkilemi (Dr. Mert Can Duman):</strong> Çalışma, birbirini tamamlaması beklenen yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerinin, dijital teknolojilerin yarattığı yüksek enerji talebi ve kaynak kısıtları nedeniyle pratikte nasıl çatışan hedeflere dönüşebileceğini &#8220;düşman kardeşler&#8221; benzetmesiyle ortaya koymaktadır. Bu ikilemin sadece teknik bir sorun olmadığı vurgulanarak kritik madenlere erişim, enerji jeopolitiği ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki baskılar gibi politik-ekonomik boyutlar incelenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zengin içeriklerle dolu olan 68. Sayımızın; ticaret ve uluslararası ilişkiler alanındaki gelişmelerin detaylı analiz edilmesine, Türkiye’nin stratejik yol haritasına yönelik öneriler getirilmesine ve Ticaret Bakanlığı ile diğer ilişkili kuruluşların mevzuatının daha net anlaşılmasına katkı sağlayacağını umuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keyifli okumalar dileriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ticarette Uzman Görüş Dergisi Yayın Kurulu</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çevresel Beyan İçeren Reklamların İncelenmesi: Elektrikli Araç Reklamlarında Yer Alan “Sıfır Emisyon” İddiası</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/cevresel-beyan-iceren-reklamlarin-incelenmesi-elektrikli-arac-reklamlarinda-yer-alan-sifir-emisyon-iddiasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Gülay Koç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:07:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Advertisement]]></category>
		<category><![CDATA[Çevresel Beyan/Yeşil İddia]]></category>
		<category><![CDATA[Electric Car]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrikli Araç]]></category>
		<category><![CDATA[Environmental Claims/Green Claims]]></category>
		<category><![CDATA[Greenwashing]]></category>
		<category><![CDATA[İddiaların İspatı]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Emisyon]]></category>
		<category><![CDATA[The Substantiation of Claims]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Aklama]]></category>
		<category><![CDATA[Zero Emission]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8450</guid>

					<description><![CDATA[Çevresel sorunlara ilişkin tüketici bilincinin artması, şirketlerin üretim, dağıtım ve pazarlama faaliyetlerinde çevresel unsurları ön plana çıkarmasına yol açmıştır. Bu süreçte, çevreye uyumlu uygulamalar geliştirerek reklamlarında bu yönlerini mevzuata uygun bir şekilde ön plana çıkaran şirketlerin yanı sıra, çevresel iddiaları gerçeğe aykırı veya abartılı biçimde kullanan reklamverenler de bulunmaktadır. Bu uygulama, literatürde “yeşil aklama” olarak adlandırılmakta ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Nitekim Avrupa Komisyonu tarafından 2020 yılında yapılan bir araştırmada, Avrupa Birliği genelinde çevresel beyanların %53,3’ünün belirsiz, yanıltıcı veya asılsız nitelik taşıdığı tespit edilmiştir (European Union, 2024).

Bu çalışmada, elektrikli araç reklamlarında sıklıkla kullanılan “sıfır emisyon” iddiası tüketici hukuku ve reklam hukuku perspektifinden incelenmektedir. Çalışmada, söz konusu beyanın tüketicilerde ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca çevreye zarar vermediği yönünde bir algı yaratma potansiyeline sahip olduğu ve bu nedenle yanıltıcı olabileceği hususu ileri sürülmektedir. Türkiye’deki düzenlemeler ve kararlar ile Birleşik Krallık’taki yaklaşımı ortaya koyan bir karara yer verilerek yapılan analiz sonucunda “sıfır emisyon” iddiasının ancak belirli bir kullanım veya yaşam döngüsü aşamasıyla açıkça sınırlandırılması halinde yeşil aklama uygulaması olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çevresel sorunlara ilişkin tüketici bilincinin artması, şirketlerin üretim, dağıtım ve pazarlama faaliyetlerinde çevresel unsurları ön plana çıkarmasına yol açmıştır. Bu süreçte, çevreye uyumlu uygulamalar geliştirerek reklamlarında bu yönlerini mevzuata uygun bir şekilde ön plana çıkaran şirketlerin yanı sıra, çevresel iddiaları gerçeğe aykırı veya abartılı biçimde kullanan reklamverenler de bulunmaktadır. Bu uygulama, literatürde “yeşil aklama” olarak adlandırılmakta ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Nitekim Avrupa Komisyonu tarafından 2020 yılında yapılan bir araştırmada, Avrupa Birliği genelinde çevresel beyanların %53,3’ünün belirsiz, yanıltıcı veya asılsız nitelik taşıdığı tespit edilmiştir (European Union, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada, elektrikli araç reklamlarında sıklıkla kullanılan “sıfır emisyon” iddiası tüketici hukuku ve reklam hukuku perspektifinden incelenmektedir. Çalışmada, söz konusu beyanın tüketicilerde ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca çevreye zarar vermediği yönünde bir algı yaratma potansiyeline sahip olduğu ve bu nedenle yanıltıcı olabileceği hususu ileri sürülmektedir. Türkiye’deki düzenlemeler ve kararlar ile Birleşik Krallık’taki yaklaşımı ortaya koyan bir karara yer verilerek yapılan analiz sonucunda “sıfır emisyon” iddiasının ancak belirli bir kullanım veya yaşam döngüsü aşamasıyla açıkça sınırlandırılması halinde yeşil aklama uygulaması olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Reklam, Çevresel Beyan/Yeşil İddia, Yeşil Aklama, Elektrikli Araç, Sıfır Emisyon, İddiaların İspatı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">The growing consumer awareness of environmental problems has led companies to place greater emphasis on environmental aspects in their production, distribution, and marketing activities. In this process, alongside firms that legitimately highlight their environmentally responsible practices in compliance with legal requirements, there has also been an increase in advertisers who use environmental claims in a misleading or exaggerated manner. Such practices are commonly referred to in the literature as <em>greenwashing</em> and have become increasingly widespread. Indeed, a study conducted by the European Commission in 2020 found that 53.3% of environmental claims across the European Union were vague, misleading, or unsubstantiated (European Union, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">This article examines the “zero emission” claim frequently used in electric vehicle advertising from the perspective of consumer and advertising law. It argues that this claim has the potential to create the impression among consumers that a product causes no environmental harm throughout its entire life cycle and may therefore be misleading. By analysing the regulatory framework and enforcement decisions in Türkiye together with the approach adopted in the United Kingdom, the article concludes that the “zero emission” claim can only be regarded as lawful if it is clearly limited to a specific stage of use or a particular phase of the product’s life cycle; otherwise, it may constitute greenwashing.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Key concepts: </strong>Advertisement, Environmental Claims/Green Claims, Greenwashing, Electric Car, Zero Emission, The Substantiation of Claims</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim değişikliğinin giderek daha belirgin hale gelmesiyle birlikte bireyler, devletler ve şirketler mevcut krizle mücadele etmek üzere çeşitli önlemler almışlardır. Tüketimin azaltılması, çevre dostu mal veya hizmetlere olan talebin artması, kamu politikalarının yeniden şekillendirilmesi, şirketlerin üretim metotlarında çevreye olumsuz etkisi olan tekniklerden uzaklaşması ve tedarik zincirinden pazarlama stratejilerine kadar çevreci yöntemleri benimsemesi bu önlemlere örnek gösterilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketicilerin çevreye daha az zarar veren mal veya hizmetlere yönelik artan talebi şirketlerin de bu alandaki yatırımlarını artırmalarına yol açmış, bunun sonucunda tüketiciler gündelik yaşamlarında yoğun biçimde çevresel beyanlar içeren reklamlarla karşılaşır hale gelmiştir. Elektrikli araçlar bu bağlamda, mevcut ulaşım ihtiyacını çevre dostu bir alternatifle karşılama vaadi sunan ürünler olarak öne çıkmaktadır. Politika yapıcılar tarafından da teşvik edilen elektrikli araçlar, geleneksel içten yanmalı motorlu araçlara kıyasla daha sürdürülebilir ve çevreci olarak pazarlanmakta; bu çerçevede reklamlarda sıklıkla “sıfır emisyon” iddiasına yer verilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makale, elektrikli araç tanıtımlarında sıklıkla kullanılan “sıfır emisyon” iddiasının, tüketici hukuku ve reklam hukuku bakımından hangi koşullar altında kabul edilebilir olduğu sorusuna odaklanmaktadır. Çalışmanın temel iddiası, söz konusu beyanın mutlak ve bağlamından kopuk biçimde kullanıldığında, ortalama tüketici nezdinde ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca emisyona sebep olmadığı yönünde yanıltıcı bir algı yarattığıdır. Bu iddianın hukuki niteliği, Türkiye’de yürürlükte bulunan mevzuat ve ikincil düzenleme ile Birleşik Krallık’ta tüketici ve reklam otoriteleri tarafından verilen kararlar ışığında incelenmekte; “sıfır emisyon” iddiasının ancak kapsamı açıkça belirtilmiş ve belirli bir yaşam döngüsü aşamasıyla sınırlandırılmış olması halinde hukuka uygun kabul edilebileceği savunulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.1. Çevresel Beyan Kavramı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirketlerin reklamlarında kendilerinin veya mal ve hizmetlerinin çevreye faydalı özellikleri hakkında yer verdikleri ifade ve görsel kullanımı gibi her türlü mesaja yeşil iddialar, çevresel iddialar veya çevresel beyanlar denilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de çevresel beyan kavramı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a dayanılarak çıkartılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği kapsamında hazırlanan, Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz’un 4’üncü maddesinde yer almaktadır. Mezkur düzenlemeye göre; çevresel beyan <em>“ticari reklam veya ticari uygulama kapsamında bir mal veya hizmetin bileşen, üretimi, piyasaya arz süreci, kullanımı veya bertaraf edilme süreci ile ilgili olarak çevresel fayda sağladığına veya çevreye olumsuz bir etkisinin bulunmadığına ilişkin ibare veya görsel” </em>olarak tanımlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği hukukunda ise, Avrupa Komisyonu’nun Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi’ne ilişkin Kılavuz’da çevresel iddialar ve yeşil iddialar “<em>ticari iletişim, pazarlama veya reklamda; bir mal veya hizmetin çevre üzerinde olumlu bir etkisi olduğu, çevreye zarar vermediği veya rakip mal veya </em><em>hizmetlerden daha az zarar verdiği izlenimini yaratma uygulaması” </em>olarak tanımlanmaktadır (European Commission, 2016).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her iki tanım birlikte değerlendirildiğinde, çevresel beyanların ürünün tüm yaşam döngüsüne ilişkin iddiaları kapsayabildiği ve tüketicinin çevresel etkiler konusunda algısını şekillendirmeye yönelik bir iletişim aracı niteliği taşıdığı görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.2. Yeşil Aklama</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil aklama kavramı, Türkçeye İngilizce bir kelime olan <em>“greenwashing” </em>teriminden geçmiş olup bir mal, hizmet veya şirketin çevre ile ilgili beyanlarının gerçekte olanı yansıtmadığı durumlar olarak ifade edilebilir. Cambridge Sözlüğü’nde “greenwashing” <em>“İnsanları bir şirketin çevreyi korumak için gerçekte olduğundan daha fazlasını yaptığına inandıran davranış veya faaliyetler” </em>olarak tanımlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lyon ve Montgomery yeşil aklamanın çok yönlü doğasından dolayı katı bir tanımının bulunmadığını belirtmektedir (akt. de FREITAS Netto ve başk, 2020). Bununla birlikte, literatürde yer alan tanımlar tüketicilerin çevresel etkiler konusunda yanıltılması konusunda ortaklaşmaktadır. Nitekim Mitchell ve Ramey (2011) yeşil aklamayı <em>“bir kuruluşun potansiyel olarak zararlı bilgileri gizlemek veya kuruluşun yeşil veya çevre dostu olduğuna dair yanlış bir imaj çizecek şekilde bilgi vermek için yaptığı kasıtlı bir eylem”</em> olarak tanımlamaktadır. Benzer şekilde, TerraChoice (2010) <em>“bir şirketin çevresel uygulamaları veya çevresel performansı ile ilgili olarak tüketicileri yanlış yönlendirme eylemi ve çevresel performans hakkında olumlu iletişim” </em>şeklinde bir tanım yapmaktadır. Diğer taraftan, Tateshi (2017) tarafından yapılan tanımda ise bir şirket, mal veya hizmetin çevresel performansı/faydaları hakkında olumsuz yanlarının gizlenmesi de yeşil aklama kavramına eklenmiştir (akt. de FREITAS Netto ve başk, 2020).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tanımları birlikte değerlendirmek gerekirse, yeşil aklamanın yanlış veya abartılı çevresel iddiaların ileri sürülmesinden ibaret olmadığı; aynı zamanda eksik, bağlamından koparılmış veya seçici bilgi sunumu yoluyla tüketicinin algısının yönlendirilmesini de kapsayan bir uygulama olduğu görülmektedir. Bu yönüyle yeşil aklama, çevresel beyanların hukuka uygunluk sınırlarının belirlenmesi bakımından tüketici hukuku ve reklam hukuku açısından önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. ÇEVRESEL BEYANLAR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.1. Çevresel Beyanların Yasal Çerçevesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un amacı 1’inci maddede tüketicinin sağlığının, güvenliğinin, ekonomik çıkarlarının korunması, zararlarının tazmin edilmesi, çevresel tehlikelerden korunması, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemlerin alınması, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerinin özendirilmesi ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmelerin teşvik edilmesi olarak sayılmıştır. Kapsamda tüketici ile ilgili her tür iş ve işlemi barındıran ve 61’inci maddesinde reklama ilişkin genel esaslar, kısıtlamalar ve reklamverenlerin iddiaları ispatlamaları üzerine kurulu ispat yükü gibi hususları düzenleyen Kanun’un, yeşil dönüşüm sürecinde tüketicilerin maruz kalabilecekleri reklam ve haksız ticari uygulama yoluyla aldatılma riskinin de Türkiye’deki en temel engelleyici mekanizması olduğu görülmektedir. <a></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticari reklamlara ilişkin çizilen bu genel çerçeve, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile somutlaştırılmaktadır. Yönetmelik’in <em>“Çevreye ilişkin beyanlar içeren reklamlar” </em>başlıklı 17’nci maddesi çevresel beyan içeren reklamlara özgü bir hüküm getirerek, reklamların tüketicilerin çevre konusundaki duyarlılığını veya bilgi eksikliğini istismar edecek biçimde yapılamayacağını açıkça düzenlemiştir. Bu hüküm, çevresel iddiaların tüketicinin çevresel hassasiyetlerini hedef alması nedeniyle daha sıkı bir denetime tabi tutulduğunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, reklamların ortalama tüketicinin algılama düzeyi ile reklamın tüketici üzerindeki olası etkisi göz önünde bulundurularak hazırlanması gerektiğine ilişkin 7’nci maddede yer alan düzenleme, çevre konusunda hassas olan tüketiciler kapsamında da göz önünde bulundurulmalıdır. Değişen ürün geliştirme süreçleri veya yaşam döngüsü hesaplamaları ortalama tüketicinin bilgi düzeyini aşabilme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla reklamlarda yer alan ifade ve görseller ile tüketicilerin olası bilgi eksikliklerinin istismar edilmemesi ve çevre konusundaki duyarlılıklarının kırılganlaştırdığı tüketici kitlesinin bu hassasiyetlerinin gözetilmesi gerekmektedir (Koç, 2025: 77).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reklama ilişkin genel düzenlemelerden olan ispat külfeti çevresel beyan içeren reklamlar kapsamında değerlendirildiğinde reklamverenin her koşulda ispatla yükümlü olduğu hususu dışında, reklamlarda yer alan iddiaların bilimsel geçerliliği olan bilgi ve belgelerle kanıtlanması, ayrıca gerek görülmesi halinde üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya akredite ya da bağımsız araştırma, test ve değerlendirme kuruluşlarından alınmış bilgi ve belgelere de sahip olunması gerekmektedir. Karşılaştırmalı çevresel iddialar bakımından iseiddiaların her koşulda üniversite, akredite veya bağımsız kuruluşlardan alınan bilgi ve belgeler aracılığıyla ispatlanması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikli doğası gereği detaylandırılmaya ihtiyaç duyan bu tür reklamlar konusunda piyasaya yön göstermek ve reklamverenlerin yeşil aklama yapmasını engellemek amacıyla 13.12.2022 tarihinde <em>“Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz” </em>yürürlüğe girmiştir (Ticaret Bakanlığı, 2023). Kılavuz <em>“Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar”, “Genel Esaslar” </em>ve <em>“Son Hükümler” </em>olmak üzere 3 bölümden oluşmaktadır. Genel Esaslar Bölümü, <em>“Temel İlkeler, Sertifika ve Onaylar, Bozunabilirliğe İlişkin Beyanlar, Geri Dönüştürülebilirliğe İlişkin Beyanlar, Geri Dönüştürülmüş İçeriğe İlişkin Beyanlar, Yenilenebilir Enerjiye İlişkin Beyanlar, Geri Kazanılmış Suya İlişkin Beyanlar” </em>bölümlerinden oluşmaktadır. Bu bağlamda, Kılavuz’da detaylı bir sınıflandırma yapılarak ürünün yaşam döngüsü boyunca geçtiği adımlara ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu yönüyle Kılavuz, Türkiye’de bu alandaki düzenlemeleri uluslararası iyi uygulamalara yaklaştırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.2. Çevresel Beyanların Sınıflandırılması</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışma bakımından yapılacak hukuki değerlendirme, öncelikle “sıfır emisyon” iddiasının çevresel beyan tipolojisi içerisindeki yerinin belirlenmesini gerektirmektedir. Bu nedenle kısaca çevresel beyanlara ilişkin sınıflandırmadan bahsedilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Literatüre bakıldığında çevresel beyanlara ilişkin pek çok farklı sınıflandırma yapıldığı görülmektedir. Iyer ve Banerjee (1993) tarafından yeşil reklamlara ilişkin belirlenen kategorizasyondan ve çevresel beyanlara ilişkin yapılan ayrımlardan faydalanmak suretiyle çevresel beyan içeren reklamları; iddia veya beyan kullanımına göre, iddiaların spesifikliğine göre ve son olarak iddiaların ilişkili olduğu hususa göre sınıflandırmak mümkündür. Bu sınıflandırma, “sıfır emisyon” iddiasının tüketici nezdinde nasıl bir algı yarattığını ve hukuken hangi kategoriye dahil edilmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından analitik bir çerçeve sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.2.1. İddia Kullanımına Göre Çevresel Beyanlar</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="502" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-2-1024x502.png" alt="" class="wp-image-8518" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-2-1024x502.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-2-300x147.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-2-768x377.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-2.png 1458w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 1:</strong> İddia Kullanımına Göre Çevresel Beyanlar (Koç, 2025: 56).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Doğrudan iddia kullanımı”</em> ürünün çevresel etkisine ilişkin sözlü ifadelerin kullanımı anlamına gelirken <em>“izlenim oluşturma”</em> olarak sınıflandırılan kategoride reklamlarda tercih edilen görsel materyaller ve renk seçimi aracılığıyla şirketin, ürünün veya hizmetin çevreye duyarlı olduğu yönünde bir algı yaratılması hususu üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla her ne kadar sözlü olarak ifade edilmese de reklamlarda çevre ile özdeşleşmiş yeşil rengin kullanımı veya doğa ile ilgili görsel kullanımı çevresel beyanların izlenim oluşturma olarak adlandırılan kategori altında sınıflandırılmasına olanak tanımaktadır (Koç, 2025: 55). <a></a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.2.2. İddiaların Spesifikliğine Göre Çevresel Beyanlar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Reklamverenler çevresel beyan içeren reklamlarında, <em>“çevre dostu”</em>, <em>“doğa dostu”</em> ve <em>“sürdürülebilir”</em> gibi ürünün hangi bölüm, parça veya yaşam döngüsünün hangi aşamasına işaret ettiği belli olmayan muğlak iddialarda bulunabilecekleri gibi, <em>“%25 geri kazanılmış suyla üretilmiştir”</em> gibi spesifik iddialarda da bulunabilirler. Bu nedenle iddianın işaret ettiği özelliğin açık ve belirgin olup olmamasına göre de iddiaların sınıflandırılması gerekir (Koç, 2025: 57).</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="428" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-2-1024x428.png" alt="" class="wp-image-8519" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-2-1024x428.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-2-300x125.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-2-768x321.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-2.png 1286w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 2: </strong>İddiaların Spesifikliğine Göre Çevresel Beyanlar (Koç, 2025: 57).</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2.2.3. İddiaların İlişkili Olduğu Hususa Göre Çevresel Beyanlar </strong></h4>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ayrıma göre çevresel beyanlar bir mal veya hizmete yönelik olabileceği gibi şirketlerin imajlarını güçlendirmeye yönelik aktivitelerine ilişkin de olabilmektedir. Ürünlere yönelik iddialar; hammaddelerine, üretim sürecine, kullanım sürecine ve kullanım sonrası sürece yönelen iddialar olmak üzere dörde ayrılmıştır (Koç, 2025: 57).</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="559" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-2-1024x559.png" alt="" class="wp-image-8520" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-2-1024x559.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-2-300x164.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-2-768x419.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-2-1536x838.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-2.png 1684w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 3:</strong> Mal ve Hizmetlere Yönelik İddialar (Koç, 2025: 58).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. ELEKTRİKLİ ARAÇ TANITIMLARINDA YER ALAN “SIFIR EMİSYON” İDDİASI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.1. Nasıl Sınıflandırılmalıdır?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki bölümde ortaya konulan çevresel beyan tipolojisi, “sıfır emisyon” iddiasının hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından bir kavramsal yapı ortaya koymaktadır. Bu yapı içerisinde söz konusu iddianın hangi kategoriye dahil olduğunun tespiti, sonraki hukuki değerlendirme açısından belirleyicidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sıfır emisyon” ifadesi, doğrudan çevresel iddia içeren bir beyan olup, elektrikli araç tanıtımlarında kullanılması itibarıyla mal ve hizmete yönelik bir iddia niteliği taşımaktadır. İddiaların spesifikliğine göre yapılan ayrım bakımından değerlendirildiğinde ise bu beyan, belirli bir üretim veya kullanım aşamasına açıkça atıf yapmamakta; aksine ürünün hammaddelerin temininden üretim sürecine, kullanım aşamasından bertaraf sürecine kadar tüm yaşam döngüsü boyunca karbon emisyonu yaratmadığı yönünde bütüncül bir izlenim doğurmaktadır. Bu yönüyle “sıfır emisyon” iddiası muğlak, kapsamı belirli olmayan ve geniş yorumlanmaya elverişli bir iddia niteliği taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.2. Nasıl Değerlendirilmelidir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Reklamlarda iddiaların türü ve sunuluş biçimi, tüketici algısının oluşumunda belirleyici rol oynamaktadır. Görsel veya yazılı unsurlar aracılığıyla yaratılan çevresel çağrışımlar, ürünün gerçek özelliklerinden bağımsız olarak tüketicinin algısını yönlendirebilmektedir. Nitekim, Polonsky ve başk. tarafından 2024 yılında yapılan bir araştırmada, çeşitli ürün kategorilerinde ürünün gerçek özelliklerini yansıtan ancak çevresel beyan içermeyen ürün görseli ile birlikte <em>“çevre dostu”</em> veya <em>“</em><em>çevreyi önemsiyoruz”</em> gibi gerçeği yansıtmayan iddia kullanımı yöntemiyle tüketicilerin tercihleri sınanmıştır. Şekil-4’te yer alan iki görsel ile yapılan bu deneyde sağdaki ürün hakkında gerçeği yansıtmasa da <em>“çevre dostu”</em> iddiasına maruz kalan katılımcıların, ürüne ilişkin daha olumlu çevresel algılara sahip olduğu anlaşılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="458" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-2-1024x458.png" alt="" class="wp-image-8521" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-2-1024x458.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-2-300x134.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-2-768x344.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-2.png 1111w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 4: </strong>Çevresel Beyan İçermeyen ve İçeren Görseller (Polonsky ve başk., 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, “sıfır emisyon” iddiası ile karşılaşan bir tüketicinin diğer tüm tercih sebepleri bir kenara bırakıldığında, içten yanmalı motora sahip diğer araçlara kıyasla karbon salınımı yapmayan bir aracı tercih etmesi muhtemeldir. Ancak bu iddia ile birlikte oluşan algı, elektrikli araçların tüm yaşam döngüsü boyunca sebep olduğu karbon salınımına ilişkin bilimsel verilerle örtüşmemektedir. Transport &amp; Environment (2020) tarafından yapılan analizlere göre en olumsuz senaryoda elektrikli araçların ve bataryalarının üretiminde benzinli ve dizel araçlara göre daha fazla karbon salınımı gerçekleşirken, en iyi senaryoda ise karbon salınımları birbirine yaklaşmaktadır. Bu durum, elektrikli araçların karbon salınımının tüm yaşam döngüsü boyunca benzinli veya dizel motorlu araçlara kıyasla oldukça düşük olduğu gerçeğini değiştirmiyor olsa da bir elektrikli araç hakkında “sıfır emisyon” iddiasında bulunmanın da gerçeği birebir yansıtmadığı açıktır. &nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="340" height="442" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-2.png" alt="" class="wp-image-8522" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-2.png 340w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-2-231x300.png 231w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 5:</strong> (Transport &amp; Environment, 2020: 16)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iddianın bilimsel açıdan geçerli olmamasının yanı sıra, Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz’un “Temel ilkeler” başlıklı 5’inci maddesinin yedinci fıkrasında, çevresel beyanların; ürünün hangi bölümüne, parçasına veya yaşam döngüsünün hangi aşamasına ilişkin olduğunun açıkça belirtilmesi gerektiği düzenlenmiş, aksi halde tüketicilerin ürünün çevreye gerçekte olduğundan daha olumlu katkı sağladığı yönünde yanıltılabileceği belirtilmiştir. Kılavuzda verilen örnekler uyarınca, reklamlarda yer alan “sıfır emisyon” ifadesinin üretim aşamasına mı yoksa kullanım aşamasına mı ilişkin olduğunun açıkça belirtilmesi zorunludur. Bu açıklama yapılmaksızın kullanılan “sıfır emisyon” iddiası, reklam hukuku bakımından yanıltıcı nitelik taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, karbon emisyonuna ilişkin tüm iddiaların mutlak biçimde mevzuata aykırı olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira, belirli koşullar altında geçerli olabilecek iddia türleri mevcut olabilir. Ürünün yaşam döngüsünün belirli bir aşamasına işaret eden spesifik bir iddia kullanımı ya da karbon dengelemesi gibi yöntemlerin kullanılması gibi durumlarda karbon emisyonuna ilişkin iddialar geçerli sayılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İddianın spesifikleştirilmesine ilişkin örnek vermek gerekirse elektrikli araçların <em>“yalnızca sürüş esnasında emisyona sebep olmadığı”</em> gibi iddialar, reklamın içeriğinde tüketicileri yanıltacak ya da bilgi eksikliklerini istismar edecek nitelikte farklı hususlar bulunmaması durumunda geçerli olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, Türkiye’de yer alan düzenlemelerde karbon dengelemesine ilişkin doğrudan bir hüküm bulunmasa da reklam mevzuatı açısından en temel ilkelerden birisi olan tüketicilerin bilgilendirilmesi gerekliliği bu durumlara da uygulanabilir. Tüketicilere hangi bilgilerin ne şekilde verilmesi gerektiğine ilişkin değerlendirme ise Kılavuz’da yer alan spesifik iddia türlerindeki düzenlemeler temel alınarak yapılabileceği gibi uluslararası kaynaklara da başvurulmasında sakınca bulunmamaktadır. Örneğin Avustralya Rekabet ve Tüketici Komisyonu (Australian Competition &amp; Consumer Commission- ACCC) tarafından güncellenerek 2023 yılında yayınlanan <em>“Çevresel İddialar Hakkında Kılavuz” </em>karbon emisyonlarıile ilgili oldukça detaylı düzenlemeler içermektedir (ACCC, 2026). Bu düzenlemeye göre karbon emisyonları hakkında iddiada bulunulacağı zaman kapsamlı bir emisyon değerlendirmesi yapılması, hangi emisyonların değerlendirmeye dahil edildiğinin açıklanması, emisyon azaltma faaliyetleri ile satın alınan karbon dengelemelerinin ayrımının yapılması, emisyon dengeleme projelerinin türleri hakkında bilgi verilmesi gerektiği, ayrıca iddiaların toplam emisyon profilinin yalnızca küçük bir kısmını temsil eden bir ürün, hizmet veya operasyon bölümüne orantısız bir şekilde vurgu yapılarak öne çıkarılmasından da kaçınılması gerektiği hususlarına ilişkin hükümler içermektedir (Koç, 2025: 83).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu bilgiler ışığında, Türkiye’de reklam hukuku alanında yürürlükte bulunan mevzuat ve ikincil kaynaklar çevresel beyanla karşılaşan tüketicinin eksik bilgilendirilmemesi ve yanıltılmaması gerekliliği üzerinde yükselen bir dizi düzenleme içermektedir. Elektrikli araç tanıtımlarında karşılaşılan “sıfır emisyon” iddiası yaşam döngüsüne ilişkin belirsizlik yaratması sebebiyle hem tüketicinin eksik bilgilendirilmesine hem de yanıltılmasına sebep olmakta, bu durum da reklam hukukunun iki temel unsurunu da dışlayan bir reklam yapma biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özetle, reklamlarda yer alan bu iddia yalın haliyle mevzuata aykırılık oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.3. “Sıfır Emisyon” İddialarına İlişkin Verilen Kararlar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Elektrikli araç reklamlarında yer alan “sıfır emisyon” iddialarının nasıl sınıflandırılması gerektiği ve hangi koşullar altında hukuka uygun kabul edilebileceği belirlendikten sonra, bu çerçevenin uygulamada nasıl hayata geçirildiğinin incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle bu bölümde, öncelikle Birleşik Krallık’taki reklam özdenetim sistemi kapsamında verilen karar, ardından Türkiye’de Reklam Kurulu uygulaması ele alınacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.3.1. Birleşik Krallık</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşik Krallık’ta reklam özdenetim sistemi Reklam Standartları Kurumu (ASA), Reklam Standartları Finans Kurulu (ASBOF) ve Reklam Uygulamaları Komitesi (CAP) olmak üzere üç organdan oluşmaktadır (ASA, 2025a).  Bunlardan ASA, tüm TV ve radyo reklamlarını Broadcast Committee of Advertising Practice (BCAP) TV Reklam Standartları Kodu ve BCAP Radyo Reklam Standartları Kodu kapsamında düzenlemektedir (Koç, 2025: 170).</p>



<p class="wp-block-paragraph">ASA tüketicilere sunulan elektrikli ve hibrit araç sayısının artması, pazardaki rekabetin artması ve emisyonlara ilişkin yasal hedefler nedeniyle araç reklamlarında yer alan iddialar ile ilgili şikayetlerin sayısında artış olduğunu tespit etmiştir (ASA, 2025b). Bu nedenle, ASA çevrimiçi reklamları taramak için kullandığı yapay zeka destekli program tarafından elektrikli araç reklamlarında yer alan çevresel beyanlara ilişkin sektörel bir inceleme yürütmüştür. Bu sektörel inceleme neticesinde; <em>“Hibrit ve Elektrikli Araç Reklamlarına İlişkin” </em>tavsiye sunmuş ve tespit edilen reklamları CAP kurallarına uygunluk konusunda değerlendirmiştir. Söz konusu tavsiye metninde; yerel emisyonlar ve hava kalitesi üzerindeki etkiler açısından, benzinli veya dizel alternatiflerine kıyasla elektrikli araç kullanımının çevreye etkisine ilişkin iddiaların kanıtlanmasının daha kolay olabileceği ancak yine de bu iddiaların aşırıya kaçmaması gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca, “sıfır emisyon iddialarının”yalnızca sürüş sırasında geçerli olduğu ifade edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yaklaşımın somut bir örneği olarak, 16 Ağustos 2023 tarihinde Ford’un arama motorunda yer alan <em>“Yeni Tamamen Elektrikli Explorer- Macerayı Yeniden Tanımlamak. En üst düzey tamamen elektrikli SUV burada. Explorer. Maceranın anlamını yeniden tanımlayın. En üst düzey keşif aracı- Daha fazla bilgi edinin ve özellik yelpazesini keşfedin. Sıfır emisyonlu sürüş. Hızlı şarj. Sürücü Yardım Teknolojisi”</em> ifadelerinden oluşan reklam tespit edilerek inceleme başlatılmıştır. Söz konusu reklamda yer alan “sıfır emisyonlu sürüş” iddiasının CAP Kodlarını ihlal edip etmediği değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde <em>“ulusal şebekeden elektrik kullanılarak bir elektrikli aracın üretimi, bertarafı veya şarjı gibi diğer durumlarda emisyonlar üretildiği”</em>,ancak elektrikli araçların sürüş esnasında emisyon üretmediği ve reklamda bu hususun açıkça belirtildiği değerlendirilerek yanıltıcılık bulunmadığı yönünde bir karar verilmiştir (ASA, 2025c).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.3.2. Türkiye</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de ticari reklamların denetimi, 6502 sayılı Kanun’un 63’üncü maddesi uyarınca Reklam Kurulu tarafından yürütülmektedir. Reklam Kurulu; ticari reklamlarda uyulması gereken ilkeleri belirleme ve haksız ticari uygulamalara karşı tüketiciyi korumaya yönelik düzenlemeleri yapma, bu hususlar çerçevesinde inceleme ve gerektiğinde denetim yapma yetkilerine sahiptir. Ayrıca, Kurul mevzuata aykırılık teşkil eden ticari reklamlar ve haksız ticari uygulamalar hakkında durdurma, düzeltme, idari para cezası, tedbiren durdurma ya da içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı vermeye yetkilidir. Bununla birlikte, Kurul tarafından verilen kararlar; tüketicilerin bilgilendirilmesi, aydınlatılması ve ekonomik çıkarlarının korunması amacıyla yayınlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yayınlanan Reklam Kurulu kararlarına bakıldığında, Kurul’un 11.09.2025 tarihli ve 361 sayılı toplantısında elektrikli araç reklamlarında yer alan “sıfır emisyon” iddialarının gündeme alındığı görülmektedir (Ticaret Bakanlığı, 2025a). Bahsi geçen toplantıda Reklam Kurulu tarafından benzer nitelikteki iki dosya hakkında farklı kararlar verilmiştir. Değerlendirme aşamasında yaşanan bu farklılığı ortaya koyabilmek adına sırasıyla aykırı bulunmayan reklama ve hakkında durdurma cezası verilen reklama ilişkin bilgilendirme yapılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.3.2.1. Aykırı Değil Kararı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kararlardan ilkinde, bir şirkete ait internet sitesinde yer alan <em>“… %100 elektrikli araç kullanmak, zararlı CO2 emisyonlarına sebep olmadan tepkisel, sorunsuz sürüşün keyfini çıkarmak anlamına gelir…”</em> ifadesinden dolayı inceleme başlatıldığı, ancak yapılan araştırmalar neticesinde elektrikli araçların sürüş esnasında karbon salınımı yapmadığı, dolayısıyla reklamın bir bütün olarak değerlendirilmesinden de söz konusu iddiadan emisyon salınımının ürünün yaşam döngüsünün tamamında ortaya çıkmadığı anlamının oluşmadığı, yalnızca sürüş aşamasının kastedildiği gerekçesiyle inceleme konusu tanıtımların mevzuata aykırı bulunmadığı belirtilmiştir (Ticaret Bakanlığı, 2025b).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.3.2.2. Durdurma Cezası</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Reklam Kurulu’nun aynı toplantısında bir diğer şirketin internet sitesinde yer alan tanıtımlarında,<em>“…modern tasarımı, teknolojik donanımı ve %100 elektrikli motoru sayesinde çevre dostu ve konforlu bir sürüş deneyimi sunar… ile artık hayatınızda karbon salınımı yok, gürültü yok, sarsıntı yok&#8230;” </em>şeklinde çevreye ilişkin beyan niteliğinde ifadelere yer verildiğinin tespit edildiği, söz konusu tanıtımlardaki anılan ifadelerin çevreye ilişkin beyan niteliğinde olduğu, bununla birlikte inceleme konusu reklamlarda yer verilen <em>“… ile artık hayatınızda karbon salınımı yok, gürültü yok, sarsıntı yok&#8230;”</em> ifadesinin malın hangi sürecine ilişkin olduğunun açıkça belirtilmediği, dolayısıyla “artık hayatınızda karbon salınımı yok” ifadesi ile ürünün yaşam döngüsünün tümünün kastedildiği, aracın üretim, kullanım ve bertaraf gibi süreçlerinin hiçbirinde karbon salınımı yapmadığı izleniminin oluşturularak ürünün çevreye etkilerine ilişkin tüketiciler nezdinde belirsizlik yaratıldığı ve tüketicilerin bilgi eksikliğinin istismar edildiği değerlendirilmiş olup anılan reklamlar hakkında durdurma cezası verilmesine karar verilmiştir (Ticaret Bakanlığı, 2025b).</p>



<p class="wp-block-paragraph">4. <strong>SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çevresel sorunlar hakkında artan bilinç şirketlerin de bu alana yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Çevreye uyumlu üretim, dağıtım ve bertaraf gibi tekniklere ciddi miktarda yatırım yapıp mal veya hizmetlerinin çevre üzerindeki etkisini azaltarak bu konuya reklamlarında değinen şirketlerin yanı sıra, hiçbir iyileştirme yapmayarak yalnızca kar elde etmek için yeşil tüketicilere yönelik reklam yapan şirketler de bulunmaktadır. Bu durum hem tüketicilerin bilinçli bir tercih yapmasını engellemekte hem de piyasadaki aktörler arasında haksız rekabete sebep olmaktadır. Çevresel beyan içeren reklamlar bu nedenlerle hem Türkiye’de hem de Birleşik Krallık gibi dünyanın farklı ülkelerinde bulunan tüketici otoriteleri tarafından yakından takip edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışma, çevresel beyanların hangi koşullarda yeşil aklama niteliği kazandığının belirlenebilmesi için öncelikle kavramsal bir çerçevenin oluşturulması ve iddiaların sistematik biçimde sınıflandırılmasının zorunlu olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim çevresel iddiaların doğrudan mı yoksa izlenim yoluyla mı iletildiğinin, muğlak mı yoksa spesifik mi olduğunun ve ürünün yaşam döngüsünün hangi aşamasına ilişkin olduğunun belirlenmemesi hukuki bir değerlendirme yapılmasını güçleştirmektedir. Bu yönüyle çalışma, yalnızca “sıfır emisyon” iddiasına değil, genel olarak çevresel beyanların nasıl analiz edilmesi gerektiğine ilişkin bir bakış açısı da sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye bakımından yapılan incelemede, çevresel beyan içeren reklamların 6502 sayılı Kanun, Yönetmelik ve Kılavuz ile çok katmanlı bir normatif yapı içerisinde düzenlendiği; özellikle iddiaların ispatlanabilir olması, kapsamının açık bir şekilde belirtilmesi ve tüketicinin yanıltılmaması ilkelerinin ön plana çıktığı görülmüştür. Birleşik Krallık’ta ASA tarafından verilen kararlar ile Türkiye’de Reklam Kurulu uygulamaları karşılaştırıldığında ise, farklı kurumsal yapılara rağmen “sıfır emisyon” iddialarına yaklaşımın büyük ölçüde örtüştüğü tespit edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, elektrikli araç tanıtımlarında kullanılan “sıfır emisyon” iddiasının, ürünün tüm yaşam döngüsünü kapsadığı izlenimi yaratacak şekilde kullanılması hem bilimsel gerçeklikle hem de tüketici hukukunun şeffaflık ve doğruluk ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Buna karşılık, bu iddianın yalnızca belirli bir aşamayla -örneğin sürüş sırasında ortaya çıkan doğrudan emisyonlarla- açık biçimde sınırlandırılması ve bu sınırın tüketiciye açık, anlaşılabilir ve doğrulanabilir şekilde sunulması halinde, söz konusu çevresel beyanın mevzuata uygun kabul edilmesi mümkündür. Böyle bir yaklaşım, tüketicinin yanıltılmasını önlerken şirketlerin gerçek çevresel performanslarını doğru, dürüst ve meşru bir biçimde iletişim konusu yapabilmelerine de olanak tanımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ACCC. (2026) “<em>Advertising and Promotions”, </em>URL:<a href="https://www.accc.gov.au/business/advertising-and-promotions">https://www.accc.gov.au/business/advertising-and-promotions</a> (11 Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">ASA. (2026a) “<em>About the ASA and CAP” </em>URL:<a href="https://www.asa.org.uk/about-asa-and-cap/about-regulation/about-the-asa-and-cap.html">https://www.asa.org.uk/about-asa-and-cap/about-regulation/about-the-asa-and-cap.html</a> (11 Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">ASA. (2026b) “<em>Motoring: Hybrid and electric vehicles” </em>URL: <br><a href="https://www.asa.org.uk/advice-online/motoring-electric-vehicles.html">https://www.asa.org.uk/advice-online/motoring-electric-vehicles.html</a> (7 Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">ASA. (2026c) “<em>ASA Ruling on Ford Motor Company Ltd t/a Ford” </em>URL: <a href="https://www.asa.org.uk/rulings/ford-motor-company-ltd-a23-1209404-ford-motor-company-ltd.html">https://www.asa.org.uk/rulings/ford-motor-company-ltd-a23-1209404-ford-motor-company-ltd.html</a> (8Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cambridge Dictionary. <em>“Greenwashing”</em> URL: <a href="https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english/greenwashing">https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english/greenwashing</a> (13 Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">CARLSON, L., GROVE, S. J. &amp; KANGUN, N. (1993) <em>“A Content Analysis of Environmental Advertising Claims: A Matrix Method Approach”</em>, Journal of Advertising,vol. 22, no.3, ss. 27-39</p>



<p class="wp-block-paragraph">DE FREİTAS NETTO, S. V., SOBRAL, M. F. F., BEZERRA RİBEİRO, A. R. &amp; DA LUZ SOARES, G. R. (2020) <em>“Concepts and forms of greenwashing: a systematic review”</em>, Environmental Sciences Europe,vol. 32, ss. 1-12.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission. (2016) “<em>Guidance for The İmplementation/Application of Directive 2005/29/EC on Unfair Commercial Practices”, </em>European Commission, Brussels.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Union.  (2025)       “<em>Green Claims” </em>URL:<a href="https://environment.ec.europa.eu/topics/circular-economy-topics/green-claims_en">https://environment.ec.europa.eu/topics/circular-economy-topics/green-claims_en</a> (13 Kasım 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">IYER, E. &amp; BANERJEE, B. (1993) <em>“Anatomy of Green Advertising”</em>. Advances in Consumer Research,vol. 20, ss. 494-501.</p>



<p class="wp-block-paragraph">KOÇ, Ş. G. (2025) <em>“Yeşil Dönüşüm Sürecinde Tüketicinin Korunması Perspektifinden Türkiye’de ve Dünyada Çevresel Beyanlar”,</em> Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi, Ticaret Bakanlığı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MITCHELL, L. D. &amp; RAMEY, W. D. (2011) <em>“Look How Green I Am! An Individual-Level Explanation for Greenwashing”</em>, Journal of Applied Business and Economics,vol. 12, no. 6, ss. 40-45.</p>



<p class="wp-block-paragraph">POLONSKY, M. J., ROTMAN, J., WEBER, V., &amp; KUMAR, P. (2024) <em>“How Meaningless And Substantive Green Claims Jointly Determine Product Environmental Perceptions”</em>, International Journal of Advertising, ss. 1–32.</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi. (2013) <em>“7 Kasım 2013 tarih ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun”</em> URL: <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf%20(10">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf</a> (10Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi. (2015) <em>“10 Ocak 2015 tarihli Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği”</em> URL:&nbsp; <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=20435&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=20435&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5</a> (10 Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terrachoice. (2010) “<em>The sins of greenwashing: home and family edition” </em>URL: <a href="https://www.twosides.info/wp-content/uploads/2018/05/Terrachoice_The_Sins_of_Greenwashing_-_Home_and_Family_Edition_2010.pdf">https://www.twosides.info/wp-content/uploads/2018/05/Terrachoice_The_Sins_of_Greenwashing_-_Home_and_Family_Edition_2010.pdf</a> (5 Kasım 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığı. (2023) “<em>Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz” </em>URL: <a href="https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/yesil-mutabakat/duyurular/cevreye-iliskin-beyanlar-iceren-reklamlar-hakkinda-kilavuz">https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/yesil-mutabakat/duyurular/cevreye-iliskin-beyanlar-iceren-reklamlar-hakkinda-kilavuz</a> (10 Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığı. (2025a) “<em>Reklam Kurulu Kararları” </em>URL: <a href="https://ticaret.gov.tr/tuketici/ticari-reklamlar/reklam-kurulu-kararlari">https://ticaret.gov.tr/tuketici/ticari-reklamlar/reklam-kurulu-kararlari</a> (22 Aralık 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığı. (2025b) <em>“361. Reklam Kurulu Basın Bülteni” </em>URL: <a href="https://ticaret.gov.tr/data/5d1c9edd13b87615344cd4c8/_361_Reklam_Kurulu_Basin_Bulteni.pdf">https://ticaret.gov.tr/data/5d1c9edd13b87615344cd4c8/_361_Reklam_Kurulu_Basin_Bulteni.pdf</a> (14 Ocak 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Transport &amp; Environment. (2020). <em>“How clean are electric cars? T&amp;E’s analysis of electric car lifecycle CO₂ emissions.”</em> <a href="https://www.transportenvironment.org/uploads/files/TEs-EV-life-cycle-analysis-LCA.pdf">https://www.transportenvironment.org/uploads/files/TEs-EV-life-cycle-analysis-LCA.pdf </a>(18 Aralık 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşman Kardeşler: Yeşil ve Dijital Dönüşüm İkilemi</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/dusman-kardesler-yesil-ve-dijital-donusum-ikilemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Can Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Digitalization]]></category>
		<category><![CDATA[Dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Energy Paradox]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji Paradoksu]]></category>
		<category><![CDATA[European Green Deal]]></category>
		<category><![CDATA[İkiz Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Triple Transition]]></category>
		<category><![CDATA[Twin Transition]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüz Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Mutabakat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8452</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemde küresel ekonomi, hem iklim krizine karşı alınan yeşil önlemler hem de yapay zekâ, bulut bilişim, nesnelerin interneti ve büyük veri gibi dijital teknolojilerin hızla yayılması ile eşzamanlı olarak iki dönüşüm ekseninde evrilmektedir. Buna karşın, bu çalışmada kâğıt üzerinde birbirini tamamlayan bu iki sürecin, pratikte enerji talebi ve kaynak kısıtları nedeniyle çatışan hedeflere, yani birer "düşman kardeşe" dönüşebileceği ortaya konmaktadır.

Dijital teknolojilerin özellikle veri merkezleri ve yapay zekâ hesaplama yükleri aracılığıyla ortaya çıkardığı yüksek enerji talebi fosil yakıtlardan çıkış stratejilerini zayıflatmakta ve dijitalleşme, karbon ölçümleme, akıllı şebekeler ve dijital ikiz sistemleri gibi yeşil dönüşüm bileşenleri için vazgeçilmez bir altyapı sunmaktadır. Bu ikilem, sadece teknik değil politik-ekonomik bir meseleye dönüşmekte; kritik madenlere olan bağımlılık, gelişmekte olan ülkelerde artan dönüşüm maliyetleri ve kurumsal kapasitelerdeki sınırlılıklar da eklendiğinde, ikiz dönüşüm sürecinin karmaşıklığı derinleşmektedir. Bu kapsamda çalışmayla birlikte dönüşüm süreçlerinin birbirlerini uğrattığı sekte sadece teknik bir sorun olarak değil; kritik madenlere erişim, enerji jeopolitiği ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki "ikiz baskı" gibi politik ekonomi boyutlarıyla ele alınmaktadır.

Çalışmada ayrıca Türkiye için içine yerli dönüşümün de dahil edildiği ‘üçüz dönüşüm’ süreci için politika önerileri geliştirilmekte; dijitalleşme hızının yenilenebilir enerji kapasitesiyle senkronize edildiği ve yerli teknolojik yetkinliklerle desteklendiği bu üçlü yapının, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini sağlayacağı ve küresel değer zincirlerindeki rekabet gücünü sürdürülebilir kılacağı ortaya konmaktadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Son dönemde küresel ekonomi, hem iklim krizine karşı alınan yeşil önlemler hem de yapay zekâ, bulut bilişim, nesnelerin interneti ve büyük veri gibi dijital teknolojilerin hızla yayılması ile eşzamanlı olarak iki dönüşüm ekseninde evrilmektedir. Buna karşın, bu çalışmada kâğıt üzerinde birbirini tamamlayan bu iki sürecin, pratikte enerji talebi ve kaynak kısıtları nedeniyle çatışan hedeflere, yani birer &#8220;düşman kardeşe&#8221; dönüşebileceği ortaya konmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital teknolojilerin özellikle veri merkezleri ve yapay zekâ hesaplama yükleri aracılığıyla ortaya çıkardığı yüksek enerji talebi fosil yakıtlardan çıkış stratejilerini zayıflatmakta ve dijitalleşme, karbon ölçümleme, akıllı şebekeler ve dijital ikiz sistemleri gibi yeşil dönüşüm bileşenleri için vazgeçilmez bir altyapı sunmaktadır. Bu ikilem, sadece teknik değil politik-ekonomik bir meseleye dönüşmekte; kritik madenlere olan bağımlılık, gelişmekte olan ülkelerde artan dönüşüm maliyetleri ve kurumsal kapasitelerdeki sınırlılıklar da eklendiğinde, ikiz dönüşüm sürecinin karmaşıklığı derinleşmektedir. Bu kapsamda çalışmayla birlikte dönüşüm süreçlerinin birbirlerini uğrattığı sekte sadece teknik bir sorun olarak değil; kritik madenlere erişim, enerji jeopolitiği ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki &#8220;ikiz baskı&#8221; gibi politik ekonomi boyutlarıyla ele alınmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışmada ayrıca Türkiye için içine yerli dönüşümün de dahil edildiği ‘üçüz dönüşüm’ süreci için politika önerileri geliştirilmekte; dijitalleşme hızının yenilenebilir enerji kapasitesiyle senkronize edildiği ve yerli teknolojik yetkinliklerle desteklendiği bu üçlü yapının, Türkiye&#8217;nin enerji arz güvenliğini sağlayacağı ve küresel değer zincirlerindeki rekabet gücünü sürdürülebilir kılacağı ortaya konmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> İkiz Dönüşüm, Yeşil Mutabakat, Dijitalleşme, Enerji Paradoksu, Üçüz Dönüşüm.<strong><br></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Recently, the global economy has evolved along two simultaneous transformation axes: green initiatives addressing the climate crisis and the rapid proliferation of digital technologies such as artificial intelligence, cloud computing, the Internet of Things, and big data. This study demonstrates that, despite their complementary nature on paper, these two processes can, in practice, become “enemy siblings,” confronting each other due to energy demand and resource constraints.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The high energy demand generated by digital technologies—particularly through data centers and AI computation—can undermine fossil fuel phase-out strategies, while digitalization provides an indispensable infrastructure for green transition components such as carbon monitoring, smart grids, and digital twin systems. This dilemma extends beyond technical concerns, encompassing political-economic dimensions: dependency on critical minerals, rising transition costs in developing countries, and institutional capacity constraints collectively deepen the complexity of the twin transition. Accordingly, this study frames the disruptions caused by these transformations not only as technical challenges but also through political economy perspectives, including access to critical minerals, energy geopolitics, and the “twin pressure” on developing economies.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Furthermore, the study develops policy recommendations for Türkiye within a “triple transition” framework that incorporates domestic technological capabilities. By synchronizing the pace of digitalization with renewable energy capacity and supporting it through local technological competencies, this triple framework can enhance Türkiye’s energy security and sustain its competitiveness within global value chains.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Twin Transition, European Green Deal, Digitalization, Energy Paradox, Triple Transition<strong><br></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ekonominin son 10-15 yılda geçirdiği dönüşüm, üretim süreçlerinden ticaret sistemlerine, enerji politikalarından rekabet stratejilerine kadar çok geniş bir alanda kendini göstererek hemen her alanın yapısal değişiminin kaynağı olmuştur. İklim değişikliğinin artık temel insan haklarını tehdit eden yıkıcı etkilerini en aza indirmek ve yakın gelecekte karbon-nötr bir ekonomik düzene geçmek amacıyla enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve döngüsel ekonomi politikalarını önceleyen bir paradigma değişimine yapay zekânın önlenemez yükselişi bulut bilişim, büyük veri, nesnelerin interneti ve yüksek kapasiteli dijital altyapıların ekonomik faaliyetlerin ekonomik konjonktürün merkezine yerleşimi eşlik etmiş; bu köklü evrilme süreçleri kendilerine ‘ikiz dönüşüm’ olarak isim bulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürdürülebilirlik kavramının küresel ajandaya girişi de aslında oldukça yenidir; 1987’de Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunun yayınladığı raporda bugünün ihtiyaçlarının geleceğin imkânlarını tüketmeden karşılanması gerektiği vurgulanmış, bu yaklaşım daha o dönemden itibaren ekonomik büyüme ile çevresel korunumu aynı denklemde ele almanın zorunluluğuna işaret etmiştir (Duman, 2024). Hiç şüphe yoktur ki, her dönüşüm sürecinin rasyonel olan uzun vadeli amaçları büyürken bunu sürdürülebilir kılabilmek, üretim ve ticaret süreçlerini daha rekabetçi hale getirebilmek, piyasa aksaklıklarını giderebilmek ve bütün bunları kaynakların gelecek nesiller tarafından da etkin şekilde kullanımını sağlayarak gerçekleştirebilmektir. Ancak kâğıt üzerinde söz konusu rasyonel hedeflere giden yolda medeniyetin elini güçlendiren unsurlar olarak görülen dönüşüm süreçleri, zaman içinde birbirini tamamlayıcı ilişkilerinden sıyrılabilmekte, dönemler itibarıyla karşılıklı riskler oluşturan unsurlara dönüşebilmektedir. Öyle ki, bu çalışma kapsamında yeşil ve dijital dönüşüm süreçleri için kullanılan “düşman kardeşler” metaforu, tam da bu duruma işaret etmektedir: aynı stratejik hedefe yönelen iki köklü değişim ve dönüşüm sürecinin, özellikle enerji talebi üzerinden birbirinin ilerleyişini geciktirebilen dinamikler üretmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teknolojinin nimetlerini en fazla şekilde değerlendirmeyi amaçlayan dijital dönüşüm ile birlikte hayatımıza giren birçok yeni uygulama ve kavram, dünya nüfusunun hızla artmasıyla birlikte zaten artış eğilimindeki elektrik talebinde daha çarpıcı artışları beraberinde getirmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı (2023a) yalnızca veri merkezlerinin küresel elektrik talebinde %4’lük artışa sebep olabileceğine ve yapay zekâ ve dijital hizmetlerdeki büyümeyle bu oranın daha da artabileceğine işaret etmektedir. Benzer şekilde, bulut depolama, video akışı, kripto madenciliği gibi yoğun veri tüketen dijital hizmetleri de bu hesaba dahil ettiğimizde oranın çok daha yüksek düzeylere çıkacağını tahmin etmek çok zor olmayacaktır. Bu durum, yenilenebilir enerji yatırımları henüz talebi karşılayacak ölçekte gelişmediği için fosil yakıtlardan çıkışın kâğıt üzerinde planlandığı kadar kolay olamayacağı bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan yeşil dönüşümün kendisi de giderek dijital teknolojilere bağımlı hale gelmektedir. Yenilenebilir enerji üretimi için gereken aksam üretimi, karbon ölçümleme, izlenebilirlik, tedarik zinciri şeffaflığı, akıllı şebekeler ve şehirleşme vb. gibi unsurlar dijital teknolojileri yeşil politikanın olmazsa olmaz bir bileşenine dönüştürmektedir (UNCTAD, ). Bu durum akıllarımıza ‘Meksika açmazı tanımını da getirebilir. Artık bir kriz haline dönüşen iklim değişikliğiyle mücadele için hayatımızın tam merkezine konumlanan sürdürülebilir kalkınma ve yeşil dönüşüm sürecinin teknolojinin imkânlarından çok daha fazla yararlanarak dijital dönüşüme bağımlı hale gelmesi, dijital dönüşümün hızla yükselişinin enerji talebini de hızla artırması, artan enerji talebinin karşılanmasının arzulandığı gibi yenilenebilir kaynaklardan karşılanamaması sonucunda fosil kaynakların hala önemini muhafaza etmesi ve hikâyenin sonunda yeşil dönüşümün sekteye uğraması… Domino taşlarının devrilişini takip edemeyen okuyucularımız için şöyle özetleyebiliriz: yeşil ve dijital dönüşüm büyüdükçe kendilerine zarar veriyor. Nitekim, Turton’un (2022) ifade ettiği üzere, ikiz dönüşüm hem tamamlayıcı hem rekabetçi etkilere sahiptir ve bu karmaşık etkileşim ancak politik-ekonomik bir perspektifle açıklanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmanın çıkış noktası da tam olarak bu gerilimdir. Söz konusu ikilemi kavramsal ve analitik düzeyde inceleyerek enerji talebi, karbon emisyonları, kritik madenler, dijital altyapı gereksinimleri ve sanayi politikaları üzerinden yeşil-dijital dönüşüm arasındaki çok boyutlu ilişkiyi ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma,&nbsp; yeşil ve dijital dönüşümün “düşman kardeşliği” çerçevesinde ortaya çıkan çatışmalı alanların sebeplerini analiz etmekte ve ikiz dönüşümün ülkemiz için üçüz dönüşüm haline evrilerek uyumlu bir şekilde ilerlemesine yönelik politika önerileri geliştirmeyi hedeflemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE: YEŞİL VE DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜN KESİŞİM NOKTALARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm, çağdaş ekonomik yapıların yeniden kurgulanmasında birbirini eşzamanlı etkileyen iki temel süreç olarak öne çıkmaktadır. Yeşil dönüşüm, karbon nötrlüğe geçiş, döngüsel üretim, kaynak verimliliği ve enerji tasarrufu gibi hedefler üzerine inşa edilirken (European Commission, 2019), dijital dönüşüm; yapay zekâ (YZ), bulut bilişim, nesnelerin interneti (IoT), büyük veri analitiği ve robotik teknolojiler gibi yenilikçi bileşenlerle üretim ve hizmet süreçlerini yeniden tanımlamaktadır (OECD, 2021). Bu iki dönüşüm alanı, akıllı enerji yönetimi, sanayi 4.0 uygulamaları, akıllı şehir planlaması ve sürdürülebilir tedarik zincirleri gibi çeşitli kesişimlerde birbirini güçlendirme potansiyeli taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Sorrell’in (2020) de tanımladığı üzere ortaya çıkan enerji paradoksu, artan dijitalleşme seviyelerinin yüksek enerji talebi ortaya çıkarmasına, bu iki süreci çoğu zaman tamamlayıcı değil, ikilemli bir ilişkinin tarafları hâline getirdiğine işaret etmektedir. Uluslararası Enerji Ajansının (2023a ve 2024) raporlarına göre küresel elektrik tüketiminin %2’sinden sorumlu olan veri merkezlerinin, büyüme projeksiyonlarıyla birlikte yakın gelecekte küresel elektrik talebindeki payının %6’ya kadar çıkacağı öngörülmektedir. Strubell vd. (2019) ise yüksek performanslı işlemciler gerektiren büyük dil modellerinin tek bir tanesinin bile yüzlerce tona varan CO₂ emisyonu ürettiğini ve sürekli güncellenen uygulamalarla bu üretimin çok daha yüksek seviyelere çıktığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde dijital hizmetlerin karbon etkisini inceleyen diğer çalışmalar, çevrim içi video akışının (streaming) küresel veri trafiğinin yaklaşık %60’ını oluşturduğunu ve bu sektörün 2030’a kadar yıllık 300 milyon ton CO₂’ye kadar emisyona neden olabileceğini göstermektedir (Uluslararası Enerji Ajansı, 2023b; Cisco, 2020). Kripto madenciliği de dijitalleşmenin enerji talebini kuvvetlendiren bir başka örnektir. Bitcoin ağının tek başına yıllık enerji tüketimi Arjantin veya Hollanda’nın ulusal elektrik tüketimine yaklaşan bir seviyeye ulaşmış olup (Neumueller, 2023), bu durum algoritmik iş yüklerinin küresel enerji arz güvenliği üzerinde yeni bir baskı yarattığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital dönüşüm, kendi unsurlarını güçlü bir şekilde desteklemesinin yanında, , enerji tüketimini artırma potansiyellerine rağmen, yeşil dönüşümün birçok temel bileşeninin işleyebilmesi için de olmazsa olmaz bir hale bürünmüştür. Karbon ölçümleme, yaşam döngüsü analizleri, üretim süreçlerinde kaynak verimliliğinin izlenmesi ve kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması gibi alanlar büyük ölçüde dijital veri akışına, sensör teknolojilerine ve bulut tabanlı hesaplama gücüne dayanmaktadır (Kumar, 2023). Akıllı şebekeler, enerji arz-talep dengesinin gerçek zamanlı yönetilmesini sağlarken, IoT sensörleri ve dijital ikiz (digital twin) teknolojileri; rüzgâr türbinlerinden üretim tesislerine, şehir içi ulaşım ağlarından binaların enerji verimliliğine kadar geniş bir alanda analitik kapasite ortaya çıkarmaktadır. Yine Endüstri 5.0 vizyonu, insan-merkezli ve sürdürülebilir üretim prensiplerini temel alarak dijitalleşmenin yalnızca verimlilik değil aynı zamanda çevresel performans hedeflerine hizmet edecek şekilde yapılandırılması gerektiğini vurgulamaktadır (European Commission, 2021).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna göre üretim süreçlerinde YZ, robotik ve büyük veri kullanımı sadece otomasyon ve maliyet azaltımı sağlamamalı; aynı zamanda atık minimizasyonu, enerji optimizasyonu ve döngüsel ekonomi ilkelerinin uygulanmasını kolaylaştırmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak literatür, dijitalleşmenin yeşil dönüşüm için “zorunlu fakat maliyetli” bir araç hâline geldiğine işaret etmektedir (Berkhout ve Hertin, 2004). Dijital altyapıların sürdürülebilirlik çözümleri için vazgeçilmezliği, sistemsel dönüşümün bu teknolojilere bağımlılığını artırırken; enerji talebi ve karbon etkisi açısından yeni maliyetler ortaya çıkarmaktadır. İşte tam da bu paradoks, yeşil ve dijital dönüşümün neden “düşman kardeşler” şeklinde tanımlandığını kavramsal düzeyde daha görünür kılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. YEŞİL–DİJİTAL İKİLEMİN POLİTİK EKONOMİSİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil dönüşüm ile dijital dönüşüm arasındaki paradoks, yalnızca teknik bir sorun olmaktan ziyade, küresel ve ulusal düzeyde politik ekonomi dinamikleri tarafından şekillendirilmektedir. Fosil yakıtlardan çıkış sürecinde yaşanan direnç, kritik madenlerde ortaya çıkan yeni bağımlılık ilişkileri, gelişmekte olan ülkelerin ikili dönüşümü aynı anda yönetme zorunluluğu ve Türkiye gibi orta gelirli ekonomilerin yapısal koşulları bu ikilemin daha karmaşık bir hâl almasına neden olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil dönüşümün temel ön şartı fosil yakıt tüketiminin azaltılması ve kahverengi ekonomilerden çıkıştır. Ancak dijitalleşmenin ortaya çıkardığı yüksek enerji talebi, özellikle elektrik üretiminde hâlâ fosil kaynaklara bağımlı ülkelerde “yeşil enerji kazanımlarını törpüleyen” bir etkiye sebep olmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansının 2023 Dünya Enerji Görünüm Raporu, veri merkezleri ve yapay zekâ uygulamalarının hızla büyümesinin doğal gaz çevrim santrallerine olan talebi bazı bölgelerde artırdığını ve “elektrik talebi şoku” olarak nitelenen bir etkiye sebep olduğunu ortaya koymakta ve önümüzdeki dönemde elektrik talebindeki artışın yenilenebilir enerji kapasite artışlarının hızına paralel gitmediği durumlarda kömür ve gaz kullanımını artırabileceğini belirtmektedir (Uluslararası Enerji Ajansı, 2023c).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum tam da literatürdeki ‘teknolojik enerji paradoksu’ kavramına işaret etmektedir. Bu kavrama göre dijital yeniliklerin kısa vadede çevresel iyileşmeden ziyade karbon emisyonlarında artışa sebep olabileceği, hızla artan enerji talebinin kesintisiz bir şekilde karşılanabilmesini ancak fosil kaynaklarında da kullanımıyla mümkün olabileceği; fosilden çıkış sürecinin yalnızca politik irade ile değil, dijitalleşme kaynaklı enerji talebinin yönetilmesiyle de doğrudan ilişkili olduğu ifade edilmektedir (Sovacool vd., 2021).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.1. Küresel enerji jeopolitiğinin yeni bağımlılığı: kritik madenler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışmanın bu bölümünde, yeşil ve dijital dönüşümün kesişim noktalarından biri olan ve güncel ajandada yerini ve önemini giderek artıran kritik madenlere ayrı bir yer vermek gerekir. Günümüzde hem batarya teknolojilerinin hem de yüksek performanslı elektronik bileşenlerin ana girdileri haline dönüşen lityum, kobalt, grafit, nikel ve diğer nadir toprak elementlerinin üretim ve işlenme süreçlerinin belirli ülkeler itibarıyla yüksek yoğunlaşma içermesi, enerji geçişinin tedarik zincirlerini stratejik bir rekabet alanına dönüştürmüştür. Bununla birlikte, söz konusu minerallerin ve elementlerin hem dijital altyapı üretimi (sunucu, çip, sensör) hem de yenilenebilir enerji teknolojileri (rüzgâr türbinleri, EV bataryaları, fotovoltaik sistemler) için stratejik önemi, ‘ikiz dönüşümün’ ayrı bir jeopolitik bağımlılığını da araştırmaya ve incelemeye değer hale getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.2. İkiz dönüşümün gelişmekte olan ülkeler için ikiz baskıya dönüşümü</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelişmekte olan ülkeler, yeşil ve dijital dönüşümü aynı anda hayata geçirmek zorunda olan ekonomilerdir. Bu ülkeler, bir yandan küresel değer zincirlerinde rekabet edebilmek için dijital altyapılarını genişletmek zorundayken, diğer yandan karbon azaltım taahhütlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Dönüşüm süreçlerini etkin bir şekilde yürütmek için gerekli finansal kaynağa erişimlerinin yüksek gelirli ülkelere kıyasla daha zayıf olduğu düşük ve orta gelirli ülkeler için ikiz dönüşüm risklerini de beraberinde getirmektedir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Dijitalleşme yatırımlarının artmasıyla elektrik talebinin yükselmesi, karbon emisyonlarını artırarak iklim hedeflerinin gerisinde kalma riski ortaya çıkarmaktadır.</li>



<li>Yeşil dönüşüm için gerekli olan teknolojilerin büyük ölçüde ithal ürün ve kritik madenlere bağlı olması, cari açık ve dış finansman baskısı doğurmaktadır.</li>



<li>Dijital ve yeşil dönüşümün gerektirdiği yüksek sermaye maliyetleri, KOBİ ağırlıklı ekonomilerde uyum sorunları doğurmaktadır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, sanayileşmeyle birlikte gelişmiş ülkelerin gerisinde kalan ancak yakınsama teorisi kapsamında aradaki farkı kapatmayı amaçlayan gelişmekte olan ülkelerin yeni dünya düzeninde karşılaştığı tehditlerin başında, dönüşümlerin maliyet ve hızının gelişmiş ülkelere kıyasla daha yüksek olduğu bir yapısal eşitsizlikle karşı karşıya kalmaları gelmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda tartıştığımız hususlar, güçlü büyüme patikasıyla gelişmekte olan ekonomiler arasında dikkat çekici bir performans gösteren ülkemiz için de benzerdir. Türkiye’de dijital ve yeşil dönüşümün politika düzeyindeki karşılığı sırasıyla On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) ve Yeşil Mutabakat Eylem Planı (2021) ile şekillenmektedir. On İkinci Kalkınma Planı çerçevesinde şekillenen Dijital Türkiye Stratejisi; kamu hizmetlerinin dijitalleşmesi, bulut altyapılarının geliştirilmesi ve veri merkezlerinin büyütülmesini içerirken, Yeşil Mutabakat Eylem Planı karbon düzenlemeleri, döngüsel ekonomi ve enerji verimliliği alanlarını kapsamaktadır (T.C. Ticaret Bakanlığı, 2021).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak dijital ve yeşil dönüşümü şekillendiren bu iki strateji arasındaki kapsayıcı ve etkin bir entegrasyonun sağlanamaması riski, ikiz dönüşümün ülkemiz için de ‘düşman kardeşler’e dönüşmesine sebep olmaktadır. Ülkemizde hızla artan veri merkezi kapasitesi ve bununla birlikte artış eğilimindeki enerji tüketiminin yenilenebilir enerji dönüşümüyle entegrasyonunun güçlendirilmesi için bütüncül bir politika çerçevesi hayati öneme sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. SİNERJİ ARAYIŞI: UYUMLU BİR DÖNÜŞÜM MÜMKÜN MÜ?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil ve dijital dönüşümün kısa vadeli çelişkilerine rağmen, doğru teknoloji tercihleri, yönetişim mekanizmaları ve politik koordinasyon ile iki sürecin karşılıklı olarak güçlendirilmesi mümkündür. Son yıllarda gerek AB literatüründe gerek OECD ve IEA çalışmalarında “ikiz dönüşümün (twin transition) bir maliyet değil, stratejik bir fırsat olduğu” vurgusu öne çıkmaktadır (Muench vd., 2022).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital teknolojilerin enerji tüketimini artırdığına ilişkin bulgular güçlü olmakla birlikte, aynı teknolojilerin enerji verimliliğini kayda değer ölçüde yükseltme potansiyeli de bulunmaktadır. Yapay zekâ tabanlı enerji yönetim sistemleri, üretim tesislerinde %10–20 arasında enerji tasarrufu sağlayabilmekte; bina yönetimi, ısıtma-soğutma sistemleri ve şebeke optimizasyonunda ise çifte verimlilik etkisi yaratmaktadır (Uluslararası Enerji Ajansı, 2022). Öyle ki, McKinsey &amp; Company (2024), dijitalleşmenin özellikle sanayide süreç optimizasyonu yoluyla küresel karbon emisyonlarını yılda 2,6 gigaton azaltma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda yapay zekâ, IoT sensörleri, dijital ikiz (digital twin) modelleri ve gelişmiş veri analitiği, enerji yoğun sektörlerde hem enerji talebini azaltan hem de yenilenebilir kaynak kullanımını optimize eden araçlara dönüşmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital altyapının çevresel etkilerini azaltmanın en önemli yollarından biri döngüsel dijitalleşme yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, dijital sistemlerin ürettiği yan çıktıları (örneğin veri merkezleri atık ısısı) yeniden kullanarak karbon yoğunluğunu azaltmaya odaklanmaktadır. Veri merkezlerinin açığa çıkardığı ısının bölgesel ısıtma sistemlerinde kullanılması, özellikle Kuzey Avrupa’da başarılı örneklerle uygulanmaktadır. Danimarka ve Finlandiya’da yer alan büyük ölçekli veri merkezlerinde bu yöntemle yıllık enerji geri kazanımı %30’un üzerine çıkmaktadır (European Data Centre Association, 2025).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphesiz, yeşil ve dijital dönüşüm arasındaki ikilemi sinerjiye çevirmenin önemli bir yolu da politika senkronizasyonudur. Bu noktada, Avrupa Birliği’nin geliştirdiği İkiz Dönüşüm stratejisi, Avrupa Dijital Stratejisi (2020) ve Avrupa Yeşil Mutabakatı (2019) arasında kurumsal bir eşgüdüm mekanizması konumundadır. Avrupa Komisyonu’nun 2022 raporu, dijital ve yeşil dönüşümün birbiriyle uyumlu ilerleyebilmesi için uyumlu regülasyon, teknoloji yatırımlarında önceliklendirme ve finansal araçların senkronizasyonundan oluşan üç temel politika alanına vurgu yapar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçeve, ikiz dönüşümün yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda kurumsal koordinasyon gerektiren bir yönetişim yaklaşımı olduğunu göstermektedir. Tam bu noktada, ülkemize özgü dinamikleri de düşündüğümüzde söz konusu politika senkronizasyonunun yerli dönüşüm ile birlikte ele alınarak ‘üçüz dönüşüm’ formatına dönüşmesi önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda,</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Dijital altyapı büyürken elektrik talebinin de hızla artacağı göz önüne alındığında, yenilenebilir enerji yatırımlarının bu talep artışını karşılayacak şekilde planlanması kritik önemdedir.</li>



<li>Ulusal veri merkezlerinde enerji verimliliği hedeflerinin konması, veri merkezlerinin yenilenebilir enerji kullanımı için alım garantisi veya zorunlu sertifika şartı, kamu bulut sistemlerinde karbon ayak izi raporlama standardı oluşturulması gibi öneriler de yükselen elektrik talebinin önemli bir besleyicisi konumundaki veri merkezlerinin yeşil dönüşümü sekteye uğratmayacak şekilde büyümesini mümkün kılabilir.</li>



<li>Türkiye’nin üçüz dönüşümü finanse edebilmesi için sürdürülebilir dijital fonlar, karbon piyasaları ve KOBİ’lere yönelik yeşil-dijital krediler hayati önem taşımaktadır. Livingstone vd. (2023), hibrit finansman araçlarının gelişmekte olan ülkelerde ikiz dönüşüm yatırımlarını %30’a kadar hızlandırabileceğini vurgulamaktadır.</li>



<li>Türkiye’nin teknolojik bağımlılığını en aza indirmek için gerekli ‘üçüz dönüşüm’ perspektifinin yerli çip üretimi girişimleri, yerli batarya ve enerji depolama teknolojileri, yerli bulut ve veri merkezi ekosistemi, yeşil tedarik zincirlerinde yerli sertifikasyon mekanizmaları vb. hususlarıyla birlikte güçlenerek devam etmesi Türkiye’nin hem karbon nötr hedeflerine hem dijital rekabet gücüne hem de yerli üretim süreçlerinin güçlenmesine sürdürülebilir bir şekilde katkı sağlayacaktır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kâğıt üzerinde tamamlayıcılığı vurgulanan yeşil ve dijital dönüşümün pratikte birbirini sekteye uğratma potansiyeli taşıması, söz konusu dönüşüm süreçlerinin ekonomi politik çerçevesinden incelenmesini de zaruri hale getirmektedir. Dijitalleşmeyle birlikte hayatlarımızda çok daha güçlü bir yere sahip olmaya başlayan ve teoride yeşil dönüşümü hızlandırması beklenen büyük veri analitiği, yapay zekâ, bulut bilişim ve nesnelerin interneti gibi yüksek işlem gücü gerektiren teknolojilerin karbon ayak izini azaltmak yerine göreli olarak büyüten bir etki doğurması yeşil ve dijital dönüşümün kısa vadede ‘düşman kardeşlere’ dönüştüğünün bir göstergesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, dijital teknolojilerin uzun vadede yeşil dönüşümün başarısı için vazgeçilmez olduğu açıktır. Akıllı şebekeler, sensör tabanlı izleme sistemleri, dijital ikiz uygulamaları, yapay zekâ destekli enerji yönetimi ve karbon muhasebesi araçları olmaksızın ne karbon nötrlüğü hedeflerine ulaşmak ne de döngüsel ekonomiyi kurmak mümkündür. Dolayısıyla sorun dijitalleşmenin kendisinden ziyade, dijital büyümenin enerji altyapısı ve yenilenebilir kapasite artışı ile senkronize olmadan ilerlemesidir. Bir diğer ifadeyle, çatışma teknolojiler arasında değil, politikaların zamanlaması arasındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ölçekte değerlendirildiğinde, dijitalleşmenin hızının yenilenebilir enerji yatırımlarının artış hızını gölgede bırakması, enerji arz güvenliğini ve karbon emisyonlarını yeniden tartışmaya açmaktadır. Bununla birlikte, dijitalleşmenin önemini giderek artırdığı kritik madenler de hem arz riskleri hem de tedarik zinciri bağımlılıkları bakımından yeni jeopolitik kırılganlıklar üretmektedir. Bu nedenle yeşil-dijital dönüşümün başarısı, yalnızca teknolojik gelişmelere değil, aynı zamanda siyasi istikrara, çok taraflı tedarik zincirlerine ve uluslararası iş birliğine de bağlı hale gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye açısından bakıldığında bu süreç hem fırsatları hem de riskleri bünyesinde barındırmaktadır. Ülkemizde dönüşüm süreçlerini şekillendiren politika metinlerinin senkronizasyonunun güçlenmesi, veri merkezleri için enerji verimliliği standartları, dönüşüm süreçlerinde KOBİ’lerin finansmana erişimlerinin etkinleştirilmesi, yenilenebilir enerji dönüşümünün dijitalleşmenin hızına eşlik etmesi gibi önerilerin hayata geçirilmesi, fırsatları risklere karşı çok daha güçlü kılacaktır. Bununla birlikte, oyunun sadece kurallarının değil kendisinin de baştan yazıldığı günümüzde yerli dönüşüm ile desteklenen ve ‘üçüz dönüşüm’ haline gelen bu süreç, ülkemizin yerli kaynaklarla üretim kapasitesini daha da güçlendireceği gibi küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü artıracak ve karbon nötr yolculuğumuzu daha da güçlendirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Berkhout, F., &amp; Hertin, J. (2004). De-materialising and re-materialising: digital technologies and the environment. <em>Futures</em>, 36(8), 903-920.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cisco (2020). Cisco annual internet report (2018–2023) white paper. Cisco: San Jose, CA, USA, 10(1), 1-35.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duman, M. C. (2024). Maskeli Balo, <em>Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi Serbest Kürsü Köşesi</em>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (2021). 2030 Digital Compass.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission. (2019). The European Green Deal.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Data Centre Association (2025). March 2025 Report, <em>State of European Data Centres</em>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kumar, A. (2023). United Nations Environment Programme (UNEP). Yearboo<em>k of International Environmental Law</em>, 34(1), yvae022.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Livingstone, L., Börkey, P., Dellink, R., &amp; Laubinger, F. (2022). Synergies and trade-offs in the transition to a resource-efficient and circular economy. <em>OECD Environment Policy Papers</em>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">McKinsey &amp; Company (2024). Global Energy Perspective 2023: CO2 emissions Outlook.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muench, S., Stoermer, E., Jensen, K., Asikaınen, T., Salvi, M. and Scapolo, F. (2022). Towards a green and digital future, <em>Publications Office of the European</em> <em>Union</em>, Luxembourg, 2022, <a href="https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC129319">https://data.europa.eu/doi/10.2760/977331, JRC129319</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Neumueller, A. (2023). Bitcoin electricity consumption: An improved assessment. University of Cambridge, Judge Business School Insights.</p>



<p class="wp-block-paragraph">OECD. (2021). Digital Economy Outlook 2021. Paris: OECD Publishing.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sovacool, B. K., Turnheim, B., Hook, A., Brock, A., &amp; Martiskainen, M. (2021). Dispossessed by decarbonisation: Reducing vulnerability, injustice, and inequality in the lived experience of low-carbon pathways. <em>World Development</em>, 137, 105116.</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (2023). On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028)</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. Ticaret Bakanlığı (2021). Yeşil Mutabakat Eylem Planı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Turton, S. M. (2022). Surviving the climate crisis: Australian perspectives and solutions. CRC Press.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2022). Digital Demand-Driven Electricity Networks Initiative: Digitalisation for flexible and resilient energy systems.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2023a). Electricity 2023. Paris: IEA.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2023b). Net Zero Roadmap: A Global Pathway to 2050 (Updated). Paris: IEA.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2023c). World Energy Outlook 2023, IEA, Paris, Licence: CC BY 4.0 (report); CC BY NC SA 4.0 (Annex A)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2024). Electricity 2024. Paris: IEA.</p>



<p class="wp-block-paragraph">UNCTAD (2021). Technology and Innovation Report 2021: Catching Technological Waves. Geneva: UNCTAD.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gümrükte Dijitalleşmenin Geleceğini Kim Belirleyecek?</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/gumrukte-dijitallesmenin-gelecegini-kim-belirleyecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kelleci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:05:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği Elektronik Gümrük Sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Digital Customs]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Gümrük]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Gümrük Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[e-TIR Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[e-TIR System]]></category>
		<category><![CDATA[European Union Electronic Customs Systems]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret Maliyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Trade Costs]]></category>
		<category><![CDATA[World Customs Organization]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8444</guid>

					<description><![CDATA[ÖZET Uluslararası ticaretin önemli bir parçası olan gümrük işlemlerinde, dijitalleşme faaliyetleri kapsamını genişleterek hızlı bir şekilde devam etmektedir. Özellikle uluslararası [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaretin önemli bir parçası olan gümrük işlemlerinde, dijitalleşme faaliyetleri kapsamını genişleterek hızlı bir şekilde devam etmektedir. Özellikle uluslararası aktörlerin gümrükte dijitalleşme alanındaki mevcut faaliyetleri ve planları gümrükte dijitalleşmenin geleceğini doğrudan ya da dolaylı olarak şekillendirmektedir. Bu nedenle, uluslararası aktörlerin bu faaliyetlerinin nasıl bir şekilde etkileşime girerek gümrükte dijitalleşmeyi nasıl bir geleceğe yönlendirdiğinin ayrıca ele alınması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nün ticaret maliyetlerinin azaltılması amacı, Dünya Gümrük Örgütü&#8217;nün üye ülkeler arasındaki teknik farklılıkların giderilmesi amacı, IRU ve UNECE&#8217;nin özellikle TIR ve e-TIR kapsamındaki faaliyetleri ile Avrupa Birliği&#8217;nin entegre elektronik gümrük sistemleri oluşturma amacı çerçevesinde gümrükte dijitalleşmenin geleceğinin nasıl şekillenebileceği detaylı bir şekilde incelenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Dijital Gümrük, Dünya Gümrük Örgütü, Ticaret Maliyetleri, e-TIR Sistemi, Avrupa Birliği Elektronik Gümrük Sistemleri</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Digitalization activities in customs, a crucial part of international trade, are expanding rapidly. In particular, the current activities and plans of international&nbsp;actors in the field of customs digitalization directly or indirectly shape the future of customs digitalization. Therefore, it is necessary to examine how these activities of international actors interact and guide the future of customs digitalization.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this context, we examine in detail how the future of customs digitalization will be shaped, considering the World Trade Organization&#8217;s aim to reduce trade costs,&nbsp;the World Customs Organization&#8217;s aim to eliminate technical differences between member countries, the activities of IRU and UNECE, particularly within the scope of TIR and e-TIR, and the European Union&#8217;s aim to implement integrated electronic customs systems.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Digital Customs, World Customs Organization, Trade Costs, e-TIR System, European Union Electronic Customs Systems</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaret, başta lojistik, depolama, gümrük işlemleri ve bankacılık olmak üzere her alanda dijitalleşmeye yönelmektedir. Dijitalleşmenin getirmiş olduğu bilgiye kolay ulaşım, hız, kolaylık, güvenlik, veri değişimi ve entegre sistemleri mümkün kılma gibi birçok fayda, dijitalleşmeye yönelik çalışmaları sürekli artırmakta ve dijitalleşmenin kapsamı gittikçe genişlemektedir. Bu sürecin dışında kalmak ise neredeyse mümkün görünmemektedir. Son dönemde, yapay zeka, blokzincir gibi yeni nesil teknoloji uygulamalarının görünür bir şekilde artması da dijitalleşme kavramı altındaki faaliyetlerin kapsamını oldukça büyütmüştür. Uluslararası ticaret gibi birçok farklı uygulama alanını barındıran, uzmanlık gerektiren çok aktörlü süreçler için ise dijitalleşme çok sayıda çözüm barındırmaktadır. Özellikle, uluslararası ticaretin önemli parçalarından biri olan gümrük uygulamaları, dijitalleşme sürecinden önemli oranda etkilenmektedir. Gümrükte dijitalleşmeyi bu kadar önemli kılan unsur ise gümrük işlemleri ne kadar kolay ve hızlı olursa uluslararası ticaretin de o derece kolay ve hızlı olabilmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrükte dijitalleşme konusu ele alınırken dijitalleşme sürecinin çok hızlı ilerlemesi ve kapsamının genişlemesinin statik bir analizi zorlaştırdığını, süreçteki tanımları ise çok kısa bir sürede eskitebildiğini dikkate almak gerekmektedir. Bu nedenle gümrükte dijitalleşme konusu, dinamik bir süreçte, sürekli gelişen ve değişen bir yapı içerisinde değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, sorulması gereken en önemli sorulardan biri ise gümrükte dijitalleşmenin nasıl bir süreçten geçmekte olduğu ve gelecekte nasıl bir noktaya varacağı sorusudur. Diğer önemli soru ise, dijitalleşme sürecinin rastgele faktörlerin birbirleri ile etkileşimi sonucu mu belirlendiği yoksa bilinçli bir şekilde ve bir hedef doğrultusunda belirli ve planlı bir süreç mi olduğu sorusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu soruların cevabını bulmak için öncelikle, gümrük alanındaki değişimi ve dinamikleri belirleyen uluslararası aktörlerin/kuruluşların bu alandaki hedef ve faaliyetleri ile bu faaliyetlerin etkileşimine bakmak gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Gümrük Örgütü, Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği, Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu ve Avrupa Birliği gibi gümrük uygulamalarına yön veren uluslararası aktörlerin gümrükte dijitalleşme konusundaki faaliyetleri ve hedefleri incelenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. GÜMRÜKTE DİJİTALLEŞME VE DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), mal ve hizmet ticaretine ilişkin anlaşmalarla uluslararası ticarete yön veren önde gelen kuruluşlardan biridir. Özellikle Menşe ve Kıymet Anlaşmaları doğrudan gümrük işlemlerine yönelik önemli anlaşmalardır. Gümrüğün, uluslararası ticaretin önemli bir parçası olduğu düşünüldüğünde DTÖ&#8217;nün gümrük alanında uluslararası bağlayıcı kurallar geliştirmesi ve bunu anlaşmalara bağlaması olağan bir durumdur. DTÖ her ne kadar uluslararası ticarete ilişkin genel düzenleyici kurallar oluştursa da özellikle gümrük uygulamalarına dikkatini çekmesi kuruluş yılı olan 1995&#8217;ten sonra başlar. DTÖ öncesi GATT döneminde, asıl amaç tarifelerin düşürülerek uluslararası ticaretin serbestleştirilmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak, birbirini izleyen çok taraflı ticaret müzakereleri sonucunda, gümrük vergileri ve kotalar gibi geleneksel ticaret engelleri giderek azalsa da sınırda ve sınır ötesi ticarette daha az belirgin ancak genellikle aynı derecede maliyetler içeren sınırdaki prosedürler dikkatleri çekmeye başlamıştır (OECD, 2018).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret maliyetlerinin azaltılmasına yönelik uluslararası çalışmaların en önemli sonucu ise 2017 yılında yürürlüğe giren Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması (TKA)&#8217;dır. Ticaret maliyetlerinin esas itibariyle ithalat ve ihracat aşamasında ortaya çıkan ve dış ticaret erbabının katlandığı maliyetler olarak tanımlarsak bu anlaşmanın neden gümrük işlemlerine yönelik özel bir anlaşma olduğunu anlayabiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşmanın gümrükte dijitalleşme açısından öne çıkan hükümleri arasında üye ülkelerin mümkün ölçüde ithalatta varış öncesinde belgelerin elektronik formatta sunulması, Tek Pencere sisteminin kurulması, vergi ve harçların elektronik ödenmesi yer almaktadır. Anlaşmanın üye ülkeler açısından bağlayıcı olduğu dikkate alındığında Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasının ülkeleri gümrükte dijitalleşmeye doğru yönlendiren bağlayıcı, önemli bir uluslararası düzenleme olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu yönlendirme esas itibariyle ticareti kolaylaştırmak, ticaret maliyetlerini azaltmak için gümrükte dijitalleşmenin gerekliliğinden kaynaklanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, dijital bağlantının artmasıyla ticaret maliyetlerinde önemli azalmalar olsa da, malların sınır ötesi taşınması firmaların sınırda gerekli belgeleri sunmaları, gümrük ve diğer kurumlarının prosedürlerine uymaları ve gümrük kontrolüne tabi olmaları hâlâ önemli miktarda ticaret maliyetleri içermektedir (González ve Sorescu, 2019).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital ve Sürdürülebilir Ticaretin Kolaylaştırılması 2025 Küresel Raporuna göre, “Sınır-ötesi Kağıtsız Ticaret” göstergesinin küresel uygulama oranı %49’tur. Bu gösterge kapsamındaki detaylı başlıklara bakıldığında, tam uygulanma oranı olarak sağlık sertifikalarının elektronik değişimi %4, menşe belgelerinin elektronik değişimi yaklaşık %10, gümrük beyannamelerinin elektronik değişimi %10-20 arasında bulunmaktadır. Birçok ülke kısmi ya da pilot uygulama aşamasındadır (UN, 2025).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticarette dijitalleşme faaliyetleri artış göstermiş olsa da kağıt belgelerden elektronik sistemlere geçiş ve veri değişimi, sınır-ötesi ticarette hâlen aşılması gereken önemli bir eşik olarak kalmaya devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan DTÖ, ticareti kolaylaştırmak diğer bir ifadeyle gümrük işlemlerinin daha hızlı ve daha az maliyetli bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla, yapay zeka, blokzincir gibi yeni nesil teknolojilerin gelişimini de yakından takip etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">DTÖ 2025 yılı Dünya Ticaret Raporu&#8217;nda yapay zekânın, mevzuata uyumu kolaylaştırarak ticaret maliyetlerini düşürmek için kullanılabileceğine, gümrük işlemlerinin ve sınır kontrollerinin otomatikleştirilmesine ve kolaylaştırılmasına yardımcı olabileceğine ve böylelikle ticaret düzenlemelerine uyum maliyetlerinin önemli ölçüde azaltabileceğine yer verilmiştir (WTO, 2025a).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. GÜMRÜKTE DİJİTALLEŞME VE DÜNYA GÜMRÜK ÖRGÜTÜ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaretin ülkeler arasındaki mal ve hizmet akışını sağlayan iki yönlü yapısı nedeniyle bir ülkenin ithalat ve ihracata ilişkin gümrük prosedürleri ister istemez diğer ülkenin de ithalat ve ihracata ilişkin gümrük prosedürlerini etkilemektedir. Bu nedenle, ticarete konu ülkelerin teknik gümrük kapasiteleri ve gümrük prosedürleri birbirine ne kadar uyum gösterirse ticaret akışı da o kadar kolay olacaktır. Söz konusu uyumu ticarete konu tüm ülkeler açısından ele aldığımızda belirli uluslararası ölçütlerde ve birbirine uyumlu verilerle yapılan ticaretin kolaylaştırıcı etkisi daha da ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle, gümrük işlemlerinde uluslararası uyum ve koordinasyonu sağlamak, ölçütler geliştirmek, söz konusu uyum için gereken kapasite gelişimini desteklemek için uluslararası bir kuruluşa ihtiyaç bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede Dünya Gümrük Örgütü de (DGÖ) asıl görevini, ulusal gümrük idarelerine liderlik, rehberlik ve destek sağlayarak gümrük alanında uluslararası standartlar geliştirmek, yasal ticareti kolaylaştırmak için işbirliğini teşvik etmek ve kapasite gelişimini sağlamak olarak belirtmiştir (WCO, 2022).</p>



<p class="wp-block-paragraph">DGÖ’nün geliştirdiği Armonize Sistem gibi uygulamalar belirli kolaylık ve uluslararası standartlar sağlamış olmakla birlikte, artan dijitalleşme faaliyetleri gümrük işlemlerini de etkilemiş, ülkeleri kağıt ortamında yapılan işlemlerin elektronik ortama aktarılması yönünde bir sürece de yönlendirerek ülkeler bazında teknik yönden farklılıkların da oluştuğu bir süreci de beraberinde getirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda her ne kadar gümrük işlemlerinin elektronikleşmesi, ulusal gümrük idareleri için kolaylık, hız ve güven sağlasa da birbirinden farklı ulusal gümrük sistemlerinin oluşmasına da yol açarak uluslararası uyumlu veri modeli konusunu da gündeme getirmiştir. Ayrıca dijitalleşme faaliyetleri, gümrük işlemlerinde elektronik sistemlerin yoğun olarak kullanıldığı ülkeler ile kağıt belgelerin yoğun olarak kullanıldığı ülkeler arasındaki makası gittikçe açmaya başlamış, bu durum DGÖ’yü dijitalleşmeye yönelik uluslararası uyum ve kapasite geliştirme çalışmalarına yönlendirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunlara ilaveten ulusal düzeyde dijitalleşme, kamu ve özel sektördeki her alanda hızlı ancak farklı düzeylerde ilerlediğinden gümrük idaresi ile diğer kamu kuruluşları ve özel sektör paydaşları arasında birbiriyle uyumlu sistemsel entegrasyon sağlanması konusu da ayrıca bir sorun olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">DGÖ, 2022-2025 Stratejik Planı’nda da, üye ülkelerin çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, DGÖ’nün üye ülkeler arasındaki dijital uçurumu azaltmaya ve prosedürlerin tamamen dijitalleştirilmesi, veri analitiğinin kullanımı ve bilginin paylaşılması yönünde somut adımlar atmaya odaklanması gerektiği, bunları yaparken de uluslararası tedarik zincirlerindeki aktörleri de kapsayan entegre bir ekosistem oluşturulmasının gerekliliği de vurgulanmıştır (WCO, 2022).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, günümüzde gümrük idareleri teknolojileri büyük ölçüde bağımsız bir şekilde uyguladığından ve bu durum ülkelerin teknolojik gelişmişlik düzeyleri arasında farklılıklar meydana getirdiğinden DGÖ, 2023 yılında 3 yıl sürecek olan “Akıllı Gümrük Projesi”ni başlatmıştır. Bu proje yoluyla, ulusal gümrük idarelerinde teknolojik entegrasyonu geliştirmek ve bu düzey farklılıkları kapatmak amaçlanmıştır (WCO, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teknoloji ve inovasyon, modern ve verimli gümrük işlemleri ve gümrük idareleri ile paydaşları arasındaki iş birliğinin kolaylaştırılması için olmazsa olmaz olduğundan bu alan gümrüklerin geleceği için kesinlikle temel öneme sahiptir ve DGÖ bu konuda geride kalmaması gerekmektedir (WCO, 2022).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca dijitalleşme sürecinde yapay zeka, blokzincir gibi yeni nesil teknolojilerinin yaygınlaşması, uygulama alanının genişlemesi ile birlikte DGÖ bu alanda da çalışmalara başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, 2022 yılında DGÖ ve DTÖ tarafından ortak bir çalışma olan “Yıkıcı Teknolojiler Çalışma Raporu”, 2023 yılında ise DGÖ tarafından “Menşe Şahadetnamesinin Dijitalleştirilmesi Raporu” yayınlanarak dijitalleşme, yeni nesil teknolojilerin kullanımı ve etkileri konusu da DGÖ gündemine daha fazla girmeye başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">DGÖ’nün gümrükte dijitalleşme konusunda son yıllardaki faaliyetlerinin özellikle, ülkelerin teknik kapasite düzeylerindeki farklılıklarının kapatılması ve yeni teknolojilerin geliştirilmesine odaklandığını söylemek mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası, dijitalleşmenin geleceğinde DGÖ’nün rolüne bakıldığında, DGÖ esas itibariyle artan dijitalleşme faaliyetleri sonucunda üye ülkelere rehberlik yapmak, koordinasyonu sağlamak ve en önemlisi de ülkeler arasındaki ticaretin daha kolay ve hızlı bir şekilde yürütülmesi için teknik kapasite geliştirme faaliyetlerine destek vererek ulusal gümrük idareleri arasındaki yeknesaklık ve uyumu sağlamak için çalışmalarını yürütmeye devam edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. GÜMRÜKTE DİJİTALLEŞME, TRANSİT TAŞIMACILIK, IRU VE UNECE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrükte dijitalleşme konusuna ülkeleri birbirine entegre eden somut sistemler düzeyinde bakmak istediğimizde transite ilişkin bir gümrük sistemi olan TIR sistemine de bakılması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1975 tarihli &#8220;TIR Karneleri Kapsamında Eşyaların Uluslararası Taşınmasına İlişkin Gümrük Sözleşmesi&#8221;(TIR Sözleşmesi) kapsamında yürütülen sistem, Avrupa Birliği de dahil olmak üzere 78 akit tarafı bulunan en kapsamlı uluslararası gümrük transit sistemidir (UNECE, 2025).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası bir transit sistemi kurulmadan önce, mallar birden fazla ülkeden geçtiğinde, her ülke gümrük idaresi kendi ulusal kontrolleri ve transit prosedürlerini uygulamış, ayrıca mallar her ülkeden transit geçerken olası vergi kaybı için ulusal teminat alınması gerekmiştir. Ancak her transit ülkesinde uygulanan bu önlemler, uluslararası taşımacılıkta önemli maliyetlere, gecikmelere ve müdahalelere yol açmıştır. TIR sisteminin kurulması yoluyla dorse ve konteynerin mühür ve dış koşullarının kontrol edilmesi dışında, transit ülkelerde maliyetli ve kaynak tüketen fiziksel muayene ihtiyacını en aza indirmiş, ulusal teminat ve ulusal beyan sistemlerinin kullanılması ihtiyacını da ortadan kaldırmıştır. Ayrıca, tüm taşımanın tek bir belge olan TIR Karnesi ile güvence altına alınması, gümrük idarelerine yanlış bilgi sunulması riskini azalttığı gibi, uluslararası geçerliliği olan bir teminatın varlığını da kanıtlıyor olması gibi avantajlar da sağlamıştır (UNECE, 2024a).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan tek uluslararası transit sistemi olan TIR sistemi, Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği (IRU) tarafından Birleşmiş Milletler (BM) yetkisi altında yönetilmektedir&nbsp; (IRU, 2025).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna ilaveten TIR teminat zinciri IRU tarafından yönetilmekte olup IRU bu işlevini, TIR karnelerinin basımı ve dağıtımı ile garanti sisteminin organizasyonu ve işleyişi için TIR İdari Komitesi&#8217;nden aldığı yetki ile yerine getirmektedir (UNECE, 2024a).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijitalleşmenin uluslararası ticaret dahil her alanda yer almaya başlaması, ayrıca gümrük işlemlerinde elektronik belgeye geçiş yönünde devam eden süreç, TIR karnelerinin de elektronikleşmesi, dolayısıyla TIR sistemin de elektronik ortamda yürütülmesi konusunu gündeme taşımıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, TIR Sözleşmesinin bazı hükümleri ile eTIR prosedürünü tanımlayan ve düzenleyen yeni Ek 11, 2020 yılında kabul edilmiş ve 2021 yılında da yürürlüğe girmiştir. Ayrıca Ek 11&#8217;e bağlı Akit Tarafların, gümrük sistemlerini eTIR spesifikasyonlarına uygun olarak uluslararası eTIR sistemine bağlamaları öngörülmüş, varış öncesi TIR verilerinin doğrudan yetkili makamlara veya uluslararası eTIR sistemi aracılığıyla sunulabilmesi sağlanmıştır (UNECE, 2024a).</p>



<p class="wp-block-paragraph">eTIR sistemi, Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) himayesinde yer almakta ve yönetilmekte olup UNECE, ülkelerin gümrük sistemlerini eTIR uluslararası sistemine bağlamalarına yardımcı olmak ve operasyonel bağlantı öncesinde sistemlerin düzgün bir şekilde işlediğinden emin olmak için uygunluk testleri gerçekleştirmekle görevli kılınmıştır (Transit Sözleşmesi, Ek 11).</p>



<p class="wp-block-paragraph">eTIR uluslararası sistemi ve ITDB (International TIR Data Bank), eTIR prosedürünün uygulanması için teknik ve yasal olarak gerekli olup, Ek 11&#8217;in yürürlüğe girmesinin ardından TIR Sekreterliği, eTIR uluslararası sisteminin yanı sıra eTIR Ulusal Uygulaması, eTIR Portalı ile eTIR Holder ve eTIR Customs olmak üzere iki mobil uygulama geliştirmiştir (UNECE, 2024a).</p>



<p class="wp-block-paragraph">eTIR sistemine bugüne kadar Azerbaycan, Gürcistan, Pakistan, Tunus, Özbekistan ve İran olmak üzere 6 ülke bağlanmış olup Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın da eTIR sistemine bağlanması konusunda çalışmalar devam etmektedir. Böylelikle Avrupa-Kafkasya-Asya ulaştırma koridoru boyunca kargo taşımacılığının dijitalleştirilmesinin önünü açılmıştır (UNECE, 2024b).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ise e-TIR sistemine ilişkin teknik çalışmalara erken yıllarda başlamış olup Gürcistan ve İran ile 2016 yılında e-TIR pilot projeleri için somut adımlar atmıştır.&nbsp;Türkiye ayrıca, e-TIR sistemine ilişkin entegrasyon çalışmalarını yakın bir zamanda&nbsp;tamamlamayı planlamaktadır (Ticaret Bakanlığı, 2016a, 2016b; UN, 2023).</p>



<p class="wp-block-paragraph">TIR sistemi çok sayıda ülke tarafından kullanılan uluslararası gümrük transit sistemi olmasının yanında sistem, eTIR uygulaması yoluyla da dijitalleşme sürecine girmiş durumdadır. Ancak eTIR sisteminin sınırlı sayıda ülke tarafından benimsenmiş olması sistemin dijitalleşmesi konusunda tereddütleri de ortaya koymaktadır. Bununla birlikte eTIR uygulamasının özellikle Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin gündeminde daha yoğun bir şekilde yer alması gözleri eTIR&#8217;ın Orta Koridordaki önemi üzerine çevirerek eTIR&#8217;ın Orta Koridor&#8217;un gümrük bileşeni mi olacağı, koridordaki ülkeler arasındaki taşımacılıkta hız ve kolaylık sağlayıp sağlamayacağı konusunda bir rolü olup olmayacağı sorularının da üzerinde durulmasını gerektirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asya ve Avrupa arasındaki Kuzey Koridora alternatif bir rota belirlenmesi, ticaret rotalarının çeşitlendirilmesi ve Avrupa-Asya arasında gittikçe artan ticaret hacmi, Avrupa Birliğinin odağını Avrupa ve Asya&#8217;yı Hazar Denize üzerinden bağlayan Orta Koridor (kuzey, merkez, güney rotaları) üzerine çevirmesine neden olmuştur. Bu kapsamda Kuzey Orta Koridor, Çin-Kazakistan sınırından başlayarak Aktau Limanına gelmekte, daha sonra Hazar Denizi üzerinden Bakü limanına gelerek karayoluyla Gürcistan’ın Poti ve Batum limanlarına, buradan da Karadeniz üzerinden Bulgaristan ve Romanya’ya kadar uzanmaktadır. Diğer bir seçenek ise Türkiye üzerinden kara veya demir yoluyla geçilmesidir. Merkezi Orta Koridor, Çin-Kazakistan sınırından başlayarak Kazakistan boyunca devam etmekte, daha sonra ise Kuzey Orta Koridor ile birleşmektedir. Güney Orta Koridor ise, Kırgızistan Cumhuriyeti, Özbekistan ve Türkmenistan&#8217;dan geçerek Türkmenbaşı limanına, daha sonra Hazar Denizi üzerinden geçerek Karadenize ve oradan da Bulgaristan ve Yunanistan’a gelmektedir. Diğer bir seçenek ise Türkiye üzerinden karayoluyla geçilmesidir (EBRD, 2023).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Orta Koridorda yer alan ülkeler arasında yapılacak taşımaların transit ile gerçekleştirileceği dikkate aldığında, söz konusu ülkeler arasındaki taşımanın elektronik bir transit sistemi ile yapılmasının koridor boyunca yapılan taşımalarda hız ve kolaylık sağlayacağını söylemek mümkündür. Alternatif rotalardaki ülkelerden Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan’ın halihazırda eTIR sistemine geçmiş olması büyük fayda sağlamaktadır. Rotadaki diğer ülkelerden Türkiye, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın da eTIR sistemine geçmesi durumunda Orta Koridor ulaşımının önemli bir ayağı olan gümrük transit sistemi tamamlanmış olacaktır. Böylelikle, koridor boyunca yapılan taşımalarda gümrük işlemleri kolay ve hızlı bir şekilde tamamlanarak taşımaların daha hızlı yapılmasına doğrudan katkı sağlayabilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte Avrupa Birliği transit sistemi olan (NCTS)’in (New Computerised Transit System) bölgesel bir gümrük transit sistemi olmanın ötesinde gittikçe Kafkasya üzerinden Asya’ya doğru genişleyen uluslararası bir transit sistemine dönüşmeye başlaması, eTIR ve NCTS sistemine entegre ülke sayısı dikkate alındığında, Orta Koridor taşımacılığında eTIR’ın yerine NCTS’in mi geçeceği sorusunu da akla getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her AB üyesi ülke TIR Sözleşmesi&#8217;ne taraf olsa da, TIR prosedürü kapsamında Avrupa Birliği tek bir bölge olarak kabul edildiğinden TIR sistemi Birlik içinde yalnızca uluslararası taşımalar için, yani hareketin üçüncü bir ülkede başladığı veya bittiği taşımalarda kullanılmakta olup, Birlik içindeki ülkeler arasındaki transit taşımalarda NCTS kullanılmaktadır (EC, 2025a). Bu nedenle eTIR sistemi ister istemez Kafkasya ve Asya bölgesine sıkışmış durumdadır. Bu durum eTIR sistemini Orta Koridor taşımacılığı için ideal bir gümrük transit sistemi yapsa da NCTS’nin Kafkasya’ya doğru genişlemeye başlaması aslında Orta Koridor için NCTS’yi de ciddi bir alternatif olarak ortaya koymaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="205" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-1-1024x205.jpg" alt="" class="wp-image-8588" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-1-1024x205.jpg 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-1-300x60.jpg 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-1-768x154.jpg 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. GÜMRÜKTE DİJİTALLEŞME VE AVRUPA BİRLİĞİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrükte dijitalleşme konusunda AB her ne kadar bölgesel bir aktör konumunda olsa da birden fazla ülke arasında gümrük sistemlerini entegre bir şekilde çalıştırması nedeniyle bu alanda dikkate alınması gereken önemli bir aktör olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrükte dijitalleşme faaliyetleri çoğunlukla ulusal düzeyde gerçekleşmektedir. Dijitalleşme, yeni nesil teknolojilerin kullanımı gibi süreçler genellikle ulusal gümrük sistemlerinin geliştirilmesi hedefiyle yapılmaktadır. Ancak AB&#8217;nin tek pazar olması, Birlik<br>içinde eşyanın serbest dolaşımda olması, diğer bir ifadeyle ithalat ve ihracatın üye ülkeler arasında değil AB ile üçüncü ülkeler arasında olması, Birlik içindeki ülkelerce yapılan gümrük işlemlerinin ve eşya hareketlerinin merkezi düzeyde takibinin sağlanması gerekliliği<br>gibi hususlar AB&#8217;yi ister istemez birbiri ile entegre çalışan merkezi gümrük sistemleri oluşturmaya doğru itmiştir. Bu kapsamda, AB&#8217;yi birden fazla ülke arasında entegre gümrük sistemleri oluşturan bir aktör olarak tanımlamak mümkündür. Bu nokta, AB&#8217;yi gümrük uygulamaları konusunda diğer aktörlerden ayıran aslında önemli bir unsurdur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB&#8217;de gümrükte dijitalleşme konusundaki esas gelişme 2016 yılında yeni Birlik Gümrük Kodunun (BGK) yürürlüğe girmesiyle başlar. Yeni BGK gümrük işlemlerinde birçok değişiklik içerse de dijitalleşmeye ağırlık vermesi daha çok dikkat çekmektedir. Bu kapsamda AB, BGK kapsamı gümrük sistemlerini uygulamak/geliştirmek amacıyla Komisyon Uygulama Kararları yayınlamıştır. En son yayınlanan 2023/2879 sayılı Karar&#8217;da da 17 adet elektronik gümrük sistemleri ile bağlantılı projelere yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB&#8217;nin gümrükte dijitalleşme konusundaki asıl hedefi, kağıt belgeden elektronik sistemlere geçişten ziyade, Birlik düzeyinde uygulanabilecek merkezi gümrük sistemleri oluşturmak ve uygulamaktır. BGK, mevzuat anlamında üye ülkeleri bağlamakla birlikte üye ülkelerin teknik ve uygulama düzeyleri arasındaki farklılıklar asıl zorlu faktör olarak ortaya çıkmaktadır. AB, tek pazar olmanın yanında, ortak dış ticaret politikası uygulasa da aslında ülkeler arasında entegre bir gümrük sistemi oluşturmanın ne kadar zor olabileceğini göstermesi bakımından iyi bir örnek sunmaktadır. Diğer taraftan, çok sayıda ülke için uygulanabilir entegre gümrük sistemleri geliştirebilmesi bakımından da dikkate değerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan AB, bölgesel bir Birlik olduğu için geliştirdiği gümrük sistemleri de belirli bir bölgede sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte NCTS, ICS2 (Import Control System 2), Registered Exporters System (REX) sistemleri gibi AB dışındaki ülkelerin de entegre olduğu sistemler<br>bulunmaktadır. Bu noktada bir AB gümrük transit sistemi olan NCTS&#8217;e ayrı bir parantez açmak gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">NCTS, uygulamaya girdiği tarihten bugüne kadar AB ülkeleri ve Ortak Transit Sözleşmesine taraf ülkeler olmak üzere toplam 39 ülkeyi kapsamaktadır. AB ülkeleri, İzlanda, Norveç, Lihtenştayn, İsviçre, Türkiye, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti, Sırbistan, Birleşik Krallık, Gürcistan ve Ukrayna&#8217;dan sonra 2025 yılında Moldova ve Karadağ da NCTS&#8217;e geçmiştir (EC, 2025b).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gürcistan&#8217;ın NCTS&#8217;e geçmesinden sonra sistemin Orta Koridor ülkelerine doğru genişleyeceği çok olası görünmektedir. TIR sistemine uluslararası bir gümrük transit sistemi olarak çok fazla sayıda ülke taraf olmasına karşın bugüne kadar eTIR sistemine geçen ülke sayısının 6 olması, aslında bir bölgesel AB gümrük transit sistemi olan NCTS&#8217;e 39 ülkenin geçmiş olması ve sistemin giderek genişlemesi NCTS&#8217;nin bölgesel bir boyuttan uluslararası bir boyuta geçmeye başladığını göstermektedir. Sistemin Azerbaycan, daha sonra Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan&#8217;ı da kapsayacak şekilde genişleme trendine girmesi NCTS&#8217;i Orta Koridor için iyi bir alternatif transit sistemi yapacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte aynı durumu ICS2 için söylemek pek mümkün bulunmamaktadır. Bu durum biraz da ICS2&#8217;nin merkezi bir özet beyan sistemi olup, sisteme entegre ülkelerde merkezi bir risk analizi uygulamasını gerekli kılan yapısından kaynaklanmaktadır. ICS2&#8217;ye taraf olan ülkeler (AB ve diğerleri) arasında özet beyan (yükleme ve/veya varış öncesi kargo bilgi sistemi) verilmediğinden, dolayısıyla emniyet ve güvenlik risk analizi yapılmadığından<br>sisteme entegre ülkelerin bulunduğu bölge güvenlik bölgesi olarak adlandırılmakta olup sisteme entegrasyon, NCTS’den daha farklı bir yapı gerektirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ICS2&#8217;ye mevcut durumda AB üyesi ülkelere ilave olarak Norveç, İsviçre ve Kuzey İrlanda dahil bulunmaktadır (EC, 2025c). AB, NCTS&#8217;ye oranla ICS2&#8217;ye sınırlı sayıda ülkeyi dahil ederek ICS2’nin bölgesel bir sistem durumunu korumuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan AB&#8217;nin özellikle NCTS, ICS2 gibi sistemleri Birlik dışındaki ülkelere açması aslında söz konusu sistemlerin eşyanın serbest dolaşıma girişini gerektirmemesinden kaynaklanmaktadır. Bunun nedeni, eşyanın serbest dolaşıma girdiği durumlarda ülkenin dış ticaret politikasının da yoğun olarak devreye girmesidir. Bu kapsamda ülkeler arasında entegre olarak kullanabilen gümrük sistemlerinin eşyanın serbest dolaşıma girişine ilişkin olmayan, vergilerin teminata bağlandığı, görece daha basit gümrük prosedürleri içeren NCTS, TIR gibi transit sistemlerinin olması tesadüf değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere gümrük sistemleri sadece bir beyan sistemleri olmayıp eşyaya ilişkin dış ticaret politikalarının ve gümrük mevzuatının uygulanmasını sağlayan, bu kapsamda birçok kontrol içeren sistemlerdir. Bu nedenle, dış ticaret mevzuatında değişiklik yapılması durumunda bu değişikliklerin gümrük sistemlerine de aktarılması gerekmektedir. Bunun doğal sonucu olarak ülkeler arasında dış ticaret politikaları ve gümrük mevzuatı farklılıkları bulunduğundan her gümrük sisteminin ülkeler arasında entegrasyonu da mümkün olmamaktadır. AB’de üye ülkeler BGK’ya tabi olduğundan ve ortak dış ticaret politikası uyguladığından yeknesak merkezi gümrük sistemleri uygulanabilmekte, gümrük uygulamalarının farklılaştığı ülkelerle de özellikle gümrük uygulama farklılıkların giderildiği özel anlaşmalar imzalanarak NCTS, ICS2 gibi entegre sistemler kurabilmektedir. Ancak özellikle dış ticaret politikalarının belirli noktalarda uyumunu gerektiren AB Tek Pencere, İhracat otomasyon Sistemi, Merkezi Gümrükleme gibi sistemler, entegrasyon dışında kalmaktadır. AB’nin, üye ülkeler arasındaki gümrük sistem entegrasyonu konusundaki bu durumu, uluslararası ya da bölgesel gümrük sistem entegrasyonlarının neden istenilen düzeyde kurulamadığı konusunda da bilgi vermektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, bölgesel gümrük sistemleri konusunda AB gümrük sistemlerinin yanında Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Tek Pencere sistemi de iyi bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ASEAN Tek Pencere sisteminde, üye ülkeler ulusal tek pencere sistemlerini ASEAN Tek Pencere sistemine entegre etmiş olup, ulusal tek pencere sistemleri arasındaki gümrük beyannamesi bilgileri ile ticari ve taşıma belgeleri ASEAN Tek Pencere sistemi üzerinden değiştirilmektedir. Ancak bilgi ve belgeler ulusal tek pencere sisteminden sunulmakta, eşyanın gümrükten serbest bırakılması kararı ulusal tek pencere sisteminden verilmektedir (ASEAN Tek Pencerenin Kuruluş ve İşleyişine İlişkin Protokol). &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrükte dijitalleşme alanında AB’de önümüzdeki dönemde uygulamaya almayı planladığı yeni Birlik Gümrük Kodu kapsamında “AB Gümrük Reformu” adı altında bazı yenilikler hedeflenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle e-ticaret hacmindeki büyük artış, sınırda kontrol edilmesi gereken AB standartlarının hızla artması gibi nedenlerle AB’de gümrükte reforma ihtiyaç duyulmuştur. Dijital dönüşümü benimseyen söz konusu reform, zahmetli gümrük prosedürlerini azaltmayı ve geleneksel beyannamelerin yerine ithalat denetimine yönelik daha akıllı ve veri odaklı bir yaklaşım getirmeyi öngörmektedir. Reformun dijitalleşmeye ilişkin ana bileşenleri arasında yeni bir “AB Gümrük İdaresi” ile “AB Gümrük Veri Merkezi” yer almaktadır (EC, 2025d).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reform kapsamında AB Gümrük Veri Merkezi, Gümrük Birliği&#8217;nin yüzü ve itici gücü olacak, ayrıca zamanla mevcut gümrük IT altyapısının yerini alacaktır. AB genelindeki 111 ayrı sisteme gönderilen gümrük verileri sadece Gümrük Veri Merkezi&#8217;ne gönderilecektir. Diğer bir ifadeyle, firmalar ithalat ve ihracatlarına ilişkin gümrük idaresine normalde sunmaları gereken bilgileri tek bir IT arayüzü olan AB Gümrük Veri Merkezi üzerinden doğrudan sunabileceklerdir. Bunun yanında, veri merkezine iletilen bilgilerin AB düzeyinde risk analizinde de kullanılması planlanmaktadır. AB Gümrük Tek Pencere Sistemi ve İthalat Kontrol Sistemi (ICS2) üzerine inşa edilen AB Gümrük Veri Merkezi, yetkilerin kontrol edilmesinin veya belgelerin paylaşılmasının ötesine geçerek, ortak risk yönetimi stratejileri geliştirme hedefi doğrultusunda verilerin ortak kullanımına imkan tanıyacaktır. (EC, 2023a). Diğer taraftan, AB Gümrük Veri Merkezinin, yapay zekânın kullanımı da dahil olmak üzere geniş kapsamlı gelişmiş veri analitiği sağlaması da öngörülmektedir (EC, 2023b).</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük İdaresi&#8217;nin temel işlevi ise AB&#8217;deki ulusal gümrük idarelerini yönlendirmek, koordine etmek ve desteklemek olarak belirlenmiştir. Böylelikle, gümrük makamlarının gerek AB düzeyinde gerekse de ulusal düzeyde AB&#8217;nin dış sınırlarını kontrol etme konusunda tek bir vücut gibi davranarak tedarik zinciri kontrolünün güçlendirilmesini sağlanabilecektir. Ayrıca AB Gümrük İdaresinin, risk analizi çalışmaları için AB Gümrük Veri Merkezi&#8217;ndeki verilerden yararlanarak AB risk yönetimini yürütmesi de öngörülmektedir (EC, 2023a).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle AB’deki gümrükte dijitalleşme çalışmalarının esas olarak AB genelinde merkezi gümrük sistemlerinin geliştirilmesine odaklandığını söyleyebiliriz. “AB Gümrük İdaresi” ile “AB Gümrük Veri Merkezi” kurulmasına ilişkin AB Gümrük Reformu da merkezileşmeye yönelik çalışmalar olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, AB’nin özellikle yapay zeka çalışmaları konusunda ABD ve Çin’den sonra somut adımlar atması beklenmektedir. Bununla birlikte, AB’nin yapay zekayı gümrükte geniş çaplı uygulayabilmesi, öncelikle bu alandaki yasal düzenlemelerin tamamlanması ve üye ülkelerin bu konuda hazır olmasıyla mümkün olabilecektir. AB, teknik kapasite düzeyleri farklı ülkeler arasında entegre ve halihazırda çalışan gümrük sistemleri kurmak gibi aslında oldukça zor bir görevi yürütmektedir. Bunun yanında bu konuda oldukça fazla tecrübeye de sahiptir. Gümrükte yeni nesil teknolojilerin kullanımı konusunda da önce düzenlemeler yapacağı, sonra teknik açıdan detaylandırarak, riskleri değerlendirerek ve geç de olsa en son uygulamaya koyacağını öngörmek zor değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, manifesto ve beyannamelerin analiz edilerek yapay zeka tabanlı risk tahmini yapılması, tehditlerin tespitinde yapay zeka tabanlı x-ray taraması yapılması, tehdit içeren x-ray görüntüleri ve görsellerden oluşan veri setleri üzerinden Büyük Dil Modelinin eğitilmesi, güvenli veri paylaşımı ve tedarik zincirinin takibi amacıyla blokzincir teknolojisinin kullanımını içeren bir yapay zeka araç seti geliştirilmesi amacıyla AB tarafından finanse edilen “CustomAI” projesi de başlatılmıştır (EC, 2025e).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. GÜMRÜKTE DİJİTALLEŞMENİN GELECEĞİ NASIL ŞEKİLLENECEK?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası kuruluşların mevcut ve gelecekte yapmayı planladıkları faaliyetlere bakıldığında uluslararası alanda gümrükte dijitalleşmenin temelde ülkeler arasında entegre gümrük sistemleri oluşturmaya, bu sistemleri geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya doğru ilerlediği görülmektedir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="622" height="367" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/Gumrukte-Dijitallesmenin-Geleceginde-Uluslararasi-Aktorlerin-Rolu.jpg" alt="" class="wp-image-8473" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/Gumrukte-Dijitallesmenin-Geleceginde-Uluslararasi-Aktorlerin-Rolu.jpg 622w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/Gumrukte-Dijitallesmenin-Geleceginde-Uluslararasi-Aktorlerin-Rolu-300x177.jpg 300w" sizes="(max-width: 622px) 100vw, 622px" /></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">DTÖ, uluslararası ticaretin yeknesak bir şekilde yürütülmesi kapsamında 2017 yılında yürürlüğe giren ve gümrük idarelerine sorumluluklar yükleyen Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması ile gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması ve elektronikleştirilmesi alanında önemli bir adım atmıştır. Ancak DTÖ esas itibariyle anlaşmalar yoluyla kurallar koyan bir aktör olması nedeniyle DTÖ’nün uluslararası gümrük sistemleri oluşturup ülkeleri bu sistemleri kullanmayı zorunlu tutması gibi bir durumundan bahsetmek mümkün değildir. Bunun yanında, ülkelerdeki dış ticaret politika farklılıkları ve gümrük mevzuatı farklılıkları da bu durumu zorlaştırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte DTÖ, e-ticaret konusunda ilk kez küresel temel kurallar belirleyerek, kurallara dayalı çok taraflı ticaret sistemini güçlendirmek, e-ticareti kolaylaştırmak, dijital ticaret için açık bir ortam sağlamak ve e-ticarete olan güveni artırmak amacıyla Elektronik Ticaret Anlaşması üzerinde çalışmaktadır (WTO, 2025b). Söz konusu anlaşma uluslararası ticarette DTÖ’nün dijitalleşme faaliyetlerine daha çok odaklandığını göstermesi bakımdan önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan DGÖ, uluslararası alanda teknik kapasite gelişimine destek olmak, ülkeler arasındaki teknik kapasite farklılıklarını gidermek konusunda rehberlik yapmak ve bu suretle ülkeler arasındaki gümrük işlemlerinin daha kolay, hızlı ve yeknesak yürütülmesini sağlamak gibi önemli bir görevi yerine getirmektedir. Bunun yanında DGÖ, Cargo Targeting System, CEN Suite gibi araçlarla da üye ülkelerin gümrük idarelerini desteklemektedir. Ancak söz konusu sistemler kullanımı zorunlu sistemler olmayıp isteyen üye ülkelere sunulan elektronik sistemlerdir.&nbsp; Bununla birlikte, DGÖ’nün ileride uluslararası bir gümrük sistemi geliştirilmesi yönünde bir çalışma yapıp yapmayacağı bilinmemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">UNECE’nin gümrükte dijitalleşme çalışmalarına bakıldığında, UNECE’nin TIR Sözleşmesi kapsamında eTIR sisteminin yaygınlaştırılmasına odaklandığını söylemek mümkündür. UNECE, gümrük prosedürleri boyutuyla ve doğal olarak sadece tek bir tür sisteme odaklanmış bulunmaktadır. Bunun yanında eTIR sistemi, Avrupa Birliğinin NCTS sistemine kullanması nedeniyle Batı Avrupa bölgesine doğru ilerleyememiş, diğer taraftan ise Kafkasya ve Orta Asya bölgesinde bugüne kadar altı ülke sisteme entegre olmuştur. Bu çerçevede, UNECE’nin çoğunlukla eTIR sisteminin yaygınlaştırılmasına odaklanacağı öngörülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği ise, bölgesel bir birlik olmanın, tek pazar olmanın ve ortak dış ticaret politikasına sahip olmanın avantajını gümrük alanında da kullanabilmiştir. Ortak bir gümrük mevzuatına sahip olması nedeniyle de bugün itibarıyla 27 ülkenin kullanabildiği gümrük sistemleri geliştirebilmektedir. ICS2’de bu sayı 30 iken, NCTS’de 39’a yükselmiştir. NCTS’deki bu durum NCTS’yi uluslararası bir transit sistemi olma yönüne doğru itmektedir. Bununla birlikte, NCTS haricindeki diğer gümrük sistemleri Avrupa bölgesinde sınırlı kalmaya devam etmektedir. AB’nin gelecekte, Birlik gümrük sistemlerini diğer ülkeleri de kapsayacak bir şekilde yaygınlaştırmayı planlayıp planlamadığı bilinmemektedir. Bu zorluğun bir sebebi ise gümrük sistemlerinin dış ticaret politikalarıyla bağlantılı olması nedeniyle ülkeler arasındaki dış ticaret politikası farklılıklarının sistem entegrasyonunu da zorlaştırmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak, doğrudan dış ticaret politikasıyla bağlantılı olmayan AB’nin yükümlü kayıt sistemine ilişkin EORI ve kullanıcı yönetimi ve dijital imzaya ilişkin UUM&amp;DS sistemleri ilk bakışta Birlik dışında da yaygınlaştırılabilir sistemler olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum sadece AB ile sınırlı olmayıp aslında dünyada transit sistemi ile başlayan ülkeler arası gümrük sistem entegrasyon sürecinin, gümrük yükümlülerinin merkezi kaydının yapıldığı sistemler ile gümrük işlemlerinde elektronik imzaların tanındığı sistemler yoluyla genişlemesi mümkündür. Böylelikle, gümrük işlemlerinde kullanıcı kayıt ve doğrulaması kolaylıkla yapılabilecek, e-imzalı belgeler yoluyla da elektronik veri ve belge değişimi daha hızlı olabilecektir. Bu çerçevede, AB’nin birçok ülke arasında bölgesel entegre sistemler kullanmasına yönelik tecrübesi uluslararası alanda da faydalı olabilecek bir tecrübedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan yeni nesil teknolojiler, uluslararası kuruluşların gündeminde giderek daha fazla yer almakta, bu teknolojilerin uluslararası ticarette, gümrükte ve lojistikte kullanımına yönelik çalışmalar yapılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni nesil teknolojilerin gümrük alanında kullanımı, yapay zeka ve makine öğrenmesi yoluyla risk analizi, eşya sınıflandırma, yüz tanıma, görsel arama yanında sağlık sertifikaları ve menşe belgelerinin düzenlenmesinde blokzincir teknolojisi kullanımı gibi alanlara odaklanmaktadır (WCO/WTO, 2022).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük işlemlerinde bu teknolojilerin sağlayacağı en belirgin faydanın gümrük işlemlerini kolaylaştırması ve hızlandırmasıdır. Ancak bu teknolojilerin gümrükte dijitalleşmeyi bugünden daha farklı bir noktaya taşıyıp taşımayacağını görmek için biraz zamana ihtiyaç bulunmaktadır. Özellikle ulusal düzeyde elde edilen faydaların uluslararası düzeyde de elde edilip edilemeyeceğini görmek için bu teknolojilerin uluslararası ticaretteki uygulamalarının daha somut düzeyde görülmesi gerekmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, gümrükte dijitalleşmenin geleceğini kimin belirleyeceğine bakarken dijitalleşmenin geleceğinin bir sonraki aşamasını hangi faktörün belirleyeceğine de bakmak gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kağıt ortamında yürütülen gümrük işlemlerinin elektronik ortama alınarak bir gümrük sistemi üzerinden yürütülmesi dijitalleşmedeki ilk aşama olarak kabul edilirse, geliştirilen gümrük sistemlerinin tek pencere sistemleri gibi diğer kamu kurumları ve özel sektör paydaşlarıyla entegre hale getirilmesini ikinci aşama, ulusal ve bölgesel gümrük sistemlerinin yaygınlaşmasını da üçüncü aşama olarak kabul edebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan dijitalleşme, veri analizine de imkan sağladığından bu veriler üzerinden herhangi bir gümrük sürecine, dış ticaret işlemlerine veya lojistik süreçlere ilişkin detaylı analiz yapılmasını da mümkün kılmaktadır. Ayrıca, uluslararası ticaretin artan hacmi, e-ticaret gibi yeni ticaret şekillerinin ortaya çıkması ve yeşil dönüşüm, karbon azaltımı gibi faktörler de gümrük sistemlerinin bu değişime uyum sağlamasını zorunlu kılmaktadır. Gerek uluslararası ticaretteki dönüşüm gerekse de veri analizlerinin ortaya koyduğu yeni bilgiler sonucunda dış ticaret politikaları, gümrük politikaları veya lojistik süreçlere ilişkin politikalarda da değişikliğe gidilebilmekte ve gümrük sistemleri de bu değişim ve veri analiz sonuçlarına göre revize edilebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer bir ifadeyle uluslararası ticaretin değişen yapısı ve büyük veri analizi, gümrük sistemlerini sürekli değişen ve gelişen dinamik sistemler haline getirmektedir. Böyle bir dinamik yapıda, bir gümrük sisteminin hiç değişmeden uzun yıllar boyunca kullanılması mümkün bulunmamaktadır. Uluslararası ticaretteki dönüşümler, ticaret politikalarındaki değişiklikler, karar alıcılar için daha fazla bilgi edinme ihtiyacı, özel sektördeki dijital dönüşüm, gümrük sistemlerini de sürekli revize edilen, değiştirilen sistemler haline getirmektedir. Buna bir örnek olarak NCTS’in uygulamaya alındığı günden itibaren revize edilerek bugün itibariyle altıncı faza, ICS’nin de ikinci versiyona geçmesini verebiliriz. AB’nin gümrük ve arz zinciri güvenliği politikalarındaki değişim NCTS ve ICS’yi dinamik gümrük sistemlerine dönüştürmüştür.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="630" height="177" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/Gumrukte-Dijitallesmenin-Asamalari.jpg" alt="" class="wp-image-8474" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/Gumrukte-Dijitallesmenin-Asamalari.jpg 630w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/Gumrukte-Dijitallesmenin-Asamalari-300x84.jpg 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" /></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Gümrükte dijitalleşmenin bugün geldiği noktada “entegrasyon” ve “dinamik yapı” en önemli kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijitalleşmenin bir sonraki aşamasını öngörmek çok kolay olmasa da yapay zeka, blokzincir gibi yeni nesil teknolojilerin etkisi muhakkak olacaktır. Ancak bu etkilerin bir dönüşüme yol açabilmesi için bu teknolojilerin gümrük sistemlerinin işleyişini derinden etkilemesi gerekmektedir. Şayet yeni nesil teknolojiler gümrük sistemlerinde derin bir etki oluşturabilirse bir sonraki aşamanın, daha az insan müdahalesinin olduğu, sistemin yarı-otonom veya otonom bir yapıda çalıştığı otonom gümrük sistemlerini görmek mümkün hale gelebilir. Bugün itibariyle yeni nesil teknolojiler, özellikle yapay zeka gümrük işlemlerinde çoğunlukla “kontrol” ve “tespit” amacıyla kullanılmaktadır. Bir “işlevi” yerine getirme amacıyla kullanılabilirse otonom gümrük sistemlerinden yavaş yavaş bahsedebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6. SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrükte dijitalleşmenin geleceği, uluslararası ve bölgesel gümrük sistemlerinin yaygınlaşmasına doğru ilerlemektedir. Önümüzdeki dönemde bu ilerleme, yeni nesil teknolojileri de kapsayarak devam edecektir. Ancak ilerlemenin devamı için, ulusal düzeyde sağlanan dijitalleşmenin bölgesel ve uluslararası düzeye de taşınması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası aktörler içinde Avrupa Birliğinin merkezi gümrük sistemleri başta NCTS ve ICS2 olmak üzere bu konuda başarılı örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan, NCTS’e taraf ülke sayısının 39’a ulaşması ve sistemin Kafkasya’ya doğru genişlemeye devam etmesi, mevcutta 6 ülkenin entegre olduğu eTIR sisteminin NCTS karşısında genişleme olanakları konusunda akla soru işaretleri getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, ülkeler arası entegre sistemler geliştirme konusunda AB’nin önemli adımlar atması, Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması gibi gümrük açısından önemli bir anlaşmanın DTÖ tarafından uygulamaya konulması, dikkatlerin uluslararası aktörler arasında DGÖ’nün bu kapsamındaki faaliyetlerine çevrilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda AB, DGÖ’nün reformu için öneride bulunmuştur. DGÖ’nün kuruluşundan bu yana, uluslararası ticaretteki derin değişimlere ve dünya genelindeki ulusal gümrük idarelerinin karşılaştığı yeni zorluklara rağmen, DGÖ’nün hiçbir zaman kapsamlı bir reformdan geçmediği, öncelikle 21. yüzyılın en önemli zorluklarını yansıtan stratejik önceliklere daha fazla odaklanması, özellikle e-ticaretin ve bilgi alışverişinin artışıyla ilgili konular olmak üzere gümrüklerin dijitalleşmesine ve veri kullanımına, gümrüklerin çevrenin korunmasındaki katkısına, tek pencere yaklaşımlarının ve koordineli sınır yönetiminin geliştirilmesine ve risk yönetiminin güçlendirilmesi konularına odaklanması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, DGÖ’nün yönetim metotları ve karar alma süreçlerinin de geliştirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür (EC, 2021). DGÖ&#8217;nün reformu AB için önemli bir öncelik olmaya devam etmektedir (EC, 2023a).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrükte dijitalleşme, uluslararası ticaretteki dönüşümle birlikte hızla ilerlemektedir. Yapay zeka gibi yeni nesil teknolojiler, ulusal ve uluslararası gümrük politikalarını etkileme gücüyle doğru orantılı olarak bu ilerlemeye katkı verecektir. Dijitalleşmenin geleceğini ise gümrük sistemlerini global sistemlere dönüştürebilen aktörler belirleyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7. KAYNAKLAR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">European Bank for Reconstruction and Development (EBRD). (2023). <em>Sustainable transport connections between Europe and Central Asia Final Report.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (EC). (2021). <em>Customs: EU proposes World Customs Organization modernisation in support of a strengthened multilateral order.</em> 14.12.2025 tarihinde <a href="https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_21_3144">https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_21_3144</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (EC). (2023a). <em>Communication From The Commission To The European Parliament, The Council And The European Economic And Social Committee, Customs reform: Taking the Customs Union to the next level.</em> 01.12.2025 tarihinde <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023DC0257&amp;qid=1684913179617">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023DC0257&amp;qid=1684913179617</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (EC). (2023b). <em>Proposal for a</em> <em>Regulation of The European Parliament And Of The Council, establishing the Union Customs Code and the European Union Customs Authority, and repealing Regulation (EU) No 952/2013.</em> 01.12.2025 tarihinde <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023PC0258&amp;qid=1684913361276">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023PC0258&amp;qid=1684913361276</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (EC). (2025a). <em>TIR (Transports Internationaux Routiers, International Road Transport). </em>28.11.2025 tarihinde <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/customs-procedures-import-and-export/what-customs-transit/tir-transports-internationaux-routiers-international-road-transport_en">https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/customs-procedures-import-and-export/what-customs-transit/tir-transports-internationaux-routiers-international-road-transport_en</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (EC). (2025b). <em>Customs: Moldova and Montenegro to join the Common Transit Convention and the Convention on the Simplification of Formalities in Trade in Goods. </em>30.11.2025 tarihinde <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/news/customs-moldova-and-montenegro-join-common-transit-convention-and-convention-simplification-2025-10-30_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://taxation-customs.ec.europa.eu/news/customs-moldova-and-montenegro-join-common-transit-convention-and-convention-simplification-2025-10-30_en</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (EC). (2025c). <em>Import Control System 2 (ICS2) is live for maritime and inland waterway transport.</em> 30.11.2025 tarihinde <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/news/import-control-system-2-ics2-live-maritime-and-inland-waterway-transport-2024-06-03_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://taxation-customs.ec.europa.eu/news/import-control-system-2-ics2-live-maritime-and-inland-waterway-transport-2024-06-03_en</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (EC). (2025d). <em>EU Customs Reform. </em>03.12.2025 tarihinde <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/eu-customs-reform_en">https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/eu-customs-reform_en</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (EC). (2025e). <em>AI technologies for enhancing capabilities, greater efficiency and effectiveness for customs. </em>08.12.2025 tarihinde <a href="https://cordis.europa.eu/project/id/101226029">https://cordis.europa.eu/project/id/101226029</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">González, J. L. &amp; Sorescu, S. (2019). Helping SMEs internationalise through trade facilitation. OECD Trade Policy Papers, No.229, OECD Publishing, Paris.</p>



<p class="wp-block-paragraph">International Road Transport Union (IRU). (2025). <em>Facilitating trade and transit. </em>24.11.2025 tarihinde <a href="https://www.iru.org/what-we-do/facilitating-trade-and-transit">https://www.iru.org/what-we-do/facilitating-trade-and-transit</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD). (2018). Trade Facilitation and the Global Economy. OECD Publishing, Paris.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığı, 2016(a). Türkiye ve Gürcistan arasında E-TIR Projesi imzalandı. 25.01.2026 tarihinde&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/turkiye-ve-gurcistan-arasinda-etir-projesi-imzalandi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://ticaret.gov.tr/haberler/turkiye-ve-gurcistan-arasinda-etir-projesi-imzalandi</a>&nbsp;adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığı, 2016(b). Türkiye-İran e-TIR Pilot Proje Tanıtım Töreni yapıldı. 25.01.2026 tarihinde&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/turkiyeiran-etir-pilot-proje-tanitim-toreni-yapildi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://ticaret.gov.tr/haberler/turkiyeiran-etir-pilot-proje-tanitim-toreni-yapildi</a>&nbsp;adresinden erişildi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">United Nations (UN). (2023). Newsletter-Volume I. 25.01.2026 traihinde&nbsp;<a href="https://etir.org/newsletter-volume-i" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://etir.org/newsletter-volume-i</a>&nbsp;adresinden erişildi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">United Nations (UN). (2025). Digital and Sustainable Trade Facilitation: Global Report 2025.</p>



<p class="wp-block-paragraph">United Nations Economic Commission for Europe (UNECE). (2024a). <em>TIR Handbook Customs Convention on the International Transport of Goods under Cover of TIR Carnets (TIR Convention, 1975) (Twelfth Revised Edition).</em> New York and Geneva, 2024.</p>



<p class="wp-block-paragraph">United Nations Economic Commission for Europe (UNECE). (2024b). <em>Iran becomes sixth country to connect its national customs system to eTIR. </em>24.11.2025 tarihinde <a href="https://unece.org/sustainable-development/press/iran-becomes-sixth-country-connect-its-national-customs-system-etir">https://unece.org/sustainable-development/press/iran-becomes-sixth-country-connect-its-national-customs-system-etir</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">United Nations Economic Commission for Europe (UNECE). (2025). <em>TIR.</em> 24.11.2025 tarihinde <a href="https://unece.org/transport/tir">https://unece.org/transport/tir</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">World Customs Organization (WCO). (2022). Strategic Plan 2022-2025.</p>



<p class="wp-block-paragraph">World Customs Organization (WCO). (2024). <em>The WCO Smart Customs Project. </em>17.11.2025 tarihinde <a href="https://scp.wcoomd.org/wco-smart-customs-project">https://scp.wcoomd.org/wco-smart-customs-project</a> adresinden erişildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">World Customs Organization (WCO) and World Trade Organization (WTO). (2022). WCO/WTO Study Report on Disruptive Technologies.</p>



<p class="wp-block-paragraph">World Trade Organization (WTO). (2025a). World Trade Report 2025, Making trade and AI work together to the bene­fit of all. WTO Publications.</p>



<p class="wp-block-paragraph">World Trade Organization (WTO). (2025b). <em>Information On The Agreement On Electronic Commerce.</em> 11.12.2025 tarihinde <a href="https://www.wto.org/english/tratop_e/ecom_e/information_on_agreement_ecom.pdf">https://www.wto.org/english/tratop_e/ecom_e/information_on_agreement_ecom.pdf</a>&nbsp; adresinden erişildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hava Kargo Taşımacılığında Güvenli Tedarik Zinciri ile Kaçakçılıkla Mücadelede Gümrük ve Havacılık İş Birliği (Türkiye Uygulaması ve Örnek Vaka Analizi)</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/hava-kargo-tasimaciliginda-guvenli-tedarik-zinciri-ile-kacakcilikla-mucadelede-gumruk-ve-havacilik-is-birligi-turkiye-uygulamasi-ve-ornek-vaka-analizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gözde Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:04:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Air Cargo Transport]]></category>
		<category><![CDATA[Authorised Agent]]></category>
		<category><![CDATA[Authorised Economic Operator]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinen Gönderici]]></category>
		<category><![CDATA[Customs Procedures]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük İşlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenli Tedarik Zinciri Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Kargo Taşımacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaçakçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Known Consignor]]></category>
		<category><![CDATA[Secure Supply Chain Security]]></category>
		<category><![CDATA[Smuggling]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaretin Kolaylaştırılması]]></category>
		<category><![CDATA[Trade Facilitation]]></category>
		<category><![CDATA[Yetkilendirilmiş Yükümlü]]></category>
		<category><![CDATA[Yetkili Acente]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8442</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz küresel ticaretinde, ürünlerin uluslararası pazarlara hızlı ve etkin bir şekilde ulaştırılması gerekliliği, hava kargo taşımacılığını her geçen gün daha da önemli hale getirmiş; bu alana yönelik artan ihtiyaç, hava kargo taşımacılığını lojistik zincirinin vazgeçilmez bir unsuru konumuna taşımıştır. Ancak, bu taşımacılık türünün hız odaklı yapısı, beraberinde çeşitli güvenlik risklerini de getirmekte ve süreci daha karmaşık hale dönüştürmektedir.

Bu çerçevede, hava yoluyla taşınan gönderilerin güvenliğinin sağlanması yalnızca sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda kalmamakta; aynı zamanda gümrük idarelerinin de etkin ve sürekli iş birliğini gerektiren çok paydaşlı bir süreç niteliği taşımaktadır. Terör tehditleri, kaçakçılık faaliyetleri ve diğer yasa dışı girişimler, hava kargo güvenliğinin sürekli gözden geçirilmesini ve geliştirilen önlemlerle güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, uluslararası standartlarla uyumlu, bütüncül ve entegre güvenlik mekanizmalarının oluşturulması hem ülkelerin güvenliğinin sağlanması hem de artan ticaret hacminin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.

Bu çalışmada, hava kargo taşımacılığı kapsamında uygulanan güvenli tedarik zinciri modelleri ile gümrük idaresi tarafından yürütülen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) karşılaştırmalı olarak ele alınmış, Türkiye’de uygulanan sistemler analiz edilerek, sahada karşılaşılan örnek olaylar üzerinden kurumlar arası veri paylaşımı, risk analizi ve operasyonel koordinasyonun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının oluşturulmasına yönelik değerlendirme ve politika önerilerine yer verilmiştir. Nihai olarak, bu çalışma, hava kargo taşımacılığında hem güvenliği hem de verimliliği artırmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüz küresel ticaretinde, ürünlerin uluslararası pazarlara hızlı ve etkin bir şekilde ulaştırılması gerekliliği, hava kargo taşımacılığını her geçen gün daha da önemli hale getirmiş; bu alana yönelik artan ihtiyaç, hava kargo taşımacılığını lojistik zincirinin vazgeçilmez bir unsuru konumuna taşımıştır. Ancak, bu taşımacılık türünün hız odaklı yapısı, beraberinde çeşitli güvenlik risklerini de getirmekte ve süreci daha karmaşık hale dönüştürmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, hava yoluyla taşınan gönderilerin güvenliğinin sağlanması yalnızca sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda kalmamakta; aynı zamanda gümrük idarelerinin de etkin ve sürekli iş birliğini gerektiren çok paydaşlı bir süreç niteliği taşımaktadır. Terör tehditleri, kaçakçılık faaliyetleri ve diğer yasa dışı girişimler, hava kargo güvenliğinin sürekli gözden geçirilmesini ve geliştirilen önlemlerle güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, uluslararası standartlarla uyumlu, bütüncül ve entegre güvenlik mekanizmalarının oluşturulması hem ülkelerin güvenliğinin sağlanması hem de artan ticaret hacminin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada, hava kargo taşımacılığı kapsamında uygulanan güvenli tedarik zinciri modelleri ile gümrük idaresi tarafından yürütülen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) karşılaştırmalı olarak ele alınmış, Türkiye’de uygulanan sistemler analiz edilerek, sahada karşılaşılan örnek olaylar üzerinden kurumlar arası veri paylaşımı, risk analizi ve operasyonel koordinasyonun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının oluşturulmasına yönelik değerlendirme ve politika önerilerine yer verilmiştir. Nihai olarak, bu çalışma, hava kargo taşımacılığında hem güvenliği hem de verimliliği artırmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Hava Kargo Taşımacılığı, Güvenli Tedarik Zinciri Güvenlik, Ticaretin Kolaylaştırılması, Kaçakçılık, Gümrük İşlemleri, Yetkilendirilmiş Yükümlü, Bilinen Gönderici, Yetkili Acente</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">In today&#8217;s global trade environment, the need to deliver products to international markets rapidly and efficiently has rendered air cargo transportation increasingly important. As this need continues to grow, air cargo has become an indispensable component of the logistics chain. However, the speed-oriented nature of air cargo also brings with it a range of security risks, making the process more complex.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this context, ensuring the security of consignments transported by air has evolved into a multifaceted process that requires not only the involvement of civil aviation authorities but also effective and continuous cooperation with customs administrations. Threats such as terrorism, smuggling, and other illicit activities necessitate the constant review and reinforcement of air cargo security measures. Accordingly, the establishment of integrated and internationally compliant security mechanisms is of vital importance for both national security and the growing volume of global trade.</p>



<p class="wp-block-paragraph">This study comparatively examines secure supply chain models implemented in air cargo transportation and the Authorized Economic Operator (AEO) status carried out by customs administrations. The systems implemented in Türkiye are analyzed, and the importance of data sharing between institutions, risk analysis, and operational coordination is emphasized through real-life cases encountered in the field. Evaluations and policy recommendations are presented to support the development of a holistic and synchronized security approach between customs and civil aviation authorities. Ultimately, this study aims to contribute to the development of strategies to enhance both the security and efficiency of air cargo transportation.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords</strong>: Air Cargo Transport, Secure Supply Chain Security, Trade Facilitation, Smuggling, Customs Procedures, Authorised Economic Operator, Known Consignor, Authorised Agent</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaretin hızlı, güvenli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesi, yalnızca ticaret hacminin artışı açısından değil; aynı zamanda sınır güvenliğinin korunması ve kaçakçılığın önlenmesi bakımından da kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, hava kargo taşımacılığı son yıllarda ticaretin en hızlı ve stratejik taşıma yollarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu hızlı yapı, beraberinde güvenlik açıklarını ve kontrol zorluklarını da getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hava kargo güvenliğinin mevcut şeklini almasındaki en önemli dönüm noktaları, küresel çapta büyük yankı uyandıran terör saldırıları olmuştur. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2010 Yemen olayı, hava yoluyla taşınan gönderilerin potansiyel tehdit aracı olarak kullanılabileceğini acı bir şekilde göstermiş ve uluslararası toplumda derin güvenlik kaygılarına yol açmıştır. Bu olaylar, sadece sivil havacılıkta değil, aynı zamanda uluslararası ticarete konu olan diğer tüm alanlarda güvenlik uygulamalarının dünya genelinde köklü bir şekilde gözden geçirilmesini ve yeni, daha kapsamlı tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu doğrultuda gerek uluslararası sivil havacılık kuruluşları gerekse ulusal otoriteler, <em>“güvenli tedarik zinciri”</em> yaklaşımını benimseyerek risk temelli kontrol mekanizmaları geliştirmiştir. Bu süreçte gümrük idareleri de aktif bir güvenlik oyuncusu olarak devreye girmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada, Türkiye özelinde hava kargo taşımacılığına ilişkin güvenli tedarik zinciri uygulamaları incelenerek; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ve Gümrük İdaresi tarafından yürütülen uygulamalar karşılaştırmalı biçimde ele alınacaktır. Ayrıca uygulamada karşılaşılan örnek olaylar ve sistemsel sorunlar üzerinden politika önerileri sunularak, gümrük ve sivil havacılık idareleri arasında entegrasyona dayalı bir güvenlik modelinin oluşturulması hedeflenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışma kapsamında, güvenli tedarik zinciri kavramı ile gümrük ve sivil havacılık otoriteleri tarafından geliştirilen uygulamalar detaylı biçimde incelenmiş, Türkiye’de yaşanmış örnek olaylara yer verilmiştir. Söz konusu olaylar; sahte belgelerle beyan edilen gönderiler, ilk defa işlem yapan riskli firmalar, güzergâh üzerinden gerçekleştirilen transit kaçakçılık faaliyetleri ve yer hizmetleri personelince yapılan sızma girişimleri gibi ciddi güvenlik zafiyetlerini gözler önüne sermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. GÜVENLİ TEDARİK ZİNCİRİ KAVRAMI VE UYGULAMA MODELLERİ </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüz küresel ticaret yapısı, sadece ekonomik büyümeyi değil aynı zamanda lojistik ve güvenlik politikalarının bütünleşik bir şekilde ele alınmasını gerektirmektedir. Özellikle sınır ötesi eşya hareketliliğinin hızla arttığı hava kargo taşımacılığı alanında, taşıma zincirinde herhangi bir güvenlik zafiyetinin ciddi uluslararası risklere yol açabileceği anlaşılmış ve bu kapsamda <em>“güvenli tedarik zinciri”</em> kavramı ön plana çıkmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.1. Kavramsal Çerçeve</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Güvenli tedarik zinciri</em>”; hava kargo güvenliği için kullanılan önemli yöntemlerden biri olmakla birlikte, kargo işlemine konu eşyanın kaynağında güvenli hale getirilmesini ve uçağa yükleninceye kadar bu güvenlik bütünlüğünün korunmasını amaçlamaktadır. Söz konusu yöntem ile ticarete konu hava kargonun tedarik zinciri boyunca hareketini kolaylaştırmak aynı zamanda da hava kargo güvenliğinde etkinliği artırmak amaçlanmakta ve bu amaç doğrultusunda belirlenen uygulamalar daha da önem kazanarak ülkelerce gerçekleştirilmektedir. Güvenli tedarik zincirinin sağladığı en önemli avantajlardan biri; tedarik zincirinin ana yapısı gereği, uygulanan güvenlik kontrollerinin sorumluluğunu söz konusu zincirde yer alan tüm kuruluş ve işletmecilerce paylaşılarak havaalanı operasyonlarında yükün azaltılması, gönderilerin bir kuruluştan diğerine güvenli olarak aktarılması ve her noktada gerekli güvenlik kontrolleri uygulanması ile gönderinin karşılaşılabilecek yetkisiz müdahalelerden tedarik zinciri boyunca korunmasıdır (ICAO,2017).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetlemek gerekirse, güvenli tedarik zinciri; bir gönderinin çıkış noktasından nihai varış noktasına kadar geçen tüm aşamalarda, zincire dâhil olan aktörlerin güvenilirliğinin teyit edilmesi ve bu aktörlerin belirli güvenlik kuralları çerçevesinde faaliyet göstermesi esasına dayanmaktadır. Bu sistemde amaç; taşımanın hızını ve etkinliğini koruyarak, riskli gönderilerin sistem dışında tutulmasıdır. Geleneksel fiziki kontrol yöntemlerine ek olarak, önleyici ve risk temelli yaklaşımlar bu yapının temelini oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güvenli tedarik zinciri kavramının ortaya çıkışı, yukarıda belirtildiği üzere, uluslararası güvenlik tehditlerine verilen bir yanıt niteliğindedir. 11 Eylül ve Yemen gibi olaylar, hava kargoda yalnızca taşınan eşyanın değil, tüm tedarik zincirindeki aktörlerin ve süreçlerin güvenlik açısından denetlenmesi gerektiği bilincini artırmıştır. Ancak burada kritik nokta, sadece güvenlik boyutuna odaklanmanın ticareti yavaşlatma, maliyetleri artırma ve küresel rekabeti olumsuz etkileme potansiyelidir. Bu nedenle, güvenlik önlemleri ile ticaretin kolaylaştırılması arasında dengeli bir yaklaşım benimsemek esastır. Bu denge, güvenliğin yanı sıra ticaretin kesintisiz akışını sağlamayı hedefleyen &#8220;güvenli tedarik zinciri&#8221; modellerinin temelini oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.2</strong>. <strong>Uluslararası Kuruluşlar ve Modeller</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hava kargo güvenliğinin artırılması ihtiyacıyla birlikte uluslararası düzeyde çeşitli modeller ve standartlar geliştirilmiştir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından yayımlanan Annex 17 kapsamında, hava yoluyla taşınan tüm gönderilerin uçuş güvenliği açısından risk değerlendirmesine tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.</li>



<li>Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı (ECAC), hava kargo güvenliğini sağlayabilmek adına <em>“güvenilir aktörler modeli”</em>ni önermektedir. Bu modelde başlıca uygulayıcı yapılar şunlardır:
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Bilinen Gönderici (Known Consignor):</strong> Kendi gönderilerini üretip, güvenlik açısından denetime tabi tutan ve bu kapsamda otorite tarafından yetkilendirilmiş firmalardır. Bu firmaların kargoları, havaalanında tekrar detaylı taramaya gerek kalmadan doğrudan taşımaya kabul edilebilir.</li>



<li><strong>Yetkili Acente (Authorised Agent):</strong> Gönderilerin güvenlik taramasını yapan, taşıma sürecinde yer alan ve yetki sahibi lojistik şirketleridir. Bu acenteler, güvenli tedarik zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak kargoların güvenli elleçlenmesini ve taşınmasını sağlarlar.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yapı sayesinde, gönderilerin güvenli olup olmadığı kademeli olarak önceden değerlendirilmekte ve bu sayede havalimanı çıkış noktalarında oluşabilecek yükleme öncesi yoğunluk ve gecikmeler asgariye indirilmektedir. Ayrıca gönderilerdeki risk unsurlarının erkenden tespiti sağlanarak kaçakçılık, yasa dışı ticaret, patlayıcı veya tehlikeli madde sevkiyatları gibi tehditlerin önüne geçilmesi hedeflenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.3. Dünya Gümrük Örgütü (WCO) SAFE Çerçeve Standardı:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Güvenli tedarik zinciri oluşturma süreçlerinde uluslararası alandaki en önemli girişimlerden biri de Dünya Gümrük Örgütü (WCO) tarafından 2005 yılında kabul edilen SAFE Çerçeve Standardı (Framework of Standards to Secure and Facilitate Global Trade)&#8217;dır. Bu standart, dünya genelinde gümrük idareleri arasında güvenlik ve ticaretin kolaylaştırılması konularında uyumu sağlamayı amaçlamaktadır. SAFE Standartlar Çerçevesi, “<em>gümrük idareleri arasındaki iş birliği</em>”, “<em>gümrük ve iş dünyası arasındaki iş birliği</em>” ve “<em>gümrük idareleri ile diğer devlet kurumları arasındaki iş birliği” </em>başlıklı üç temel ayağa odaklanmıştır (WCO,2015). SAFE Çerçevesi&#8217;nin temel direklerinden biri olan Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO &#8211; Authorized Economic Operator) programları, güvenilir şirketlere gümrük işlemlerinde basitleştirme ve hızlandırma imkanları sunarken, aynı zamanda tedarik zinciri güvenliğine katkıda bulunmalarını şart koşar. Türkiye&#8217;deki YYS uygulaması da doğrudan bu SAFE Çerçeve Standardına dayanmaktadır. Bu çerçeve, dünya genelinde güvenli tedarik zinciri uygulamalarının oluşturulması ve karşılıklı tanınması için bir model teşkil etmektedir (Kürüm, 2017).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.4. Türkiye’deki Sivil Havacılık Uygulamaları</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de sivil havacılık güvenliği uygulamaları, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından yürütülmektedir. SHGM tarafından yayımlanan SHT-17.6 Genelgesi çerçevesinde, <em>“bilinen gönderici”</em> ve <em>“yetkili acente”</em> kavramları iç mevzuata entegre edilmiş ve bu kapsamda özel sektör aktörlerinin başvurusu, denetimi ve yetkilendirilmesi prosedüre bağlanmıştır. Bu sistem, özellikle hava kargo taşımacılığında faaliyet gösteren firmalar açısından güvenlik yükümlülüklerini açıkça belirlemekte ve gönderilerin havalimanı güvenlik kontrol noktalarında tekrar taranmasına gerek kalmaksızın doğrudan sevk edilmesine olanak tanımaktadır. Uygulamanın başarısı, sadece mevzuat düzeyinde düzenlemelerle değil; denetim, personel eğitimi, teknolojik altyapı ve veri paylaşımı gibi faktörlerin de sağlıklı işlemesiyle doğrudan ilişkilidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye, stratejik coğrafi konumu itibarıyla hava kargo taşımacılığında Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında bir geçiş noktasıdır. İstanbul Havalimanı başta olmak üzere ülkenin önde gelen havalimanları, ihracat ve transit taşımacılıkta kilit rol oynamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, Türkiye’de uygulanan YYS sistemi, sadece gümrük işlemlerini hızlandırmakla kalmamakta; aynı zamanda gönderici firmaların hava kargo sistemindeki güvenilirliğini de garanti altına almaktadır. YYS uygulaması, gümrük idaresi ile sivil havacılık otoritesinin örtüşen kontrol alanlarında bir güvenlik protokolü oluşturur. Ancak bu iki kurum arasında doğrudan tanıma, otomatik veri paylaşımı ve risk bazlı eşgüdüm hâlâ sınırlıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.5. Gümrük İdaresinin Güvenli Zincire Katkısı: Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya ticareti hızlı gelişip küreselleşirken, gümrük idarelerinin artan ticaret karşısında, sınırlarda yasa dışı eşya hareketliliğini engellemeye yönelik görev ve sorumlulukları da her geçen gün artmaktadır. Gümrük idarelerinin yasa dışı eylemleri engellerken yasal ticareti ise kolaylaştırması ve hızlandırması beklenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu itibarla, söz konusu alanda güvenli tedarik zincirinin sağlanması ve gümrük idaresinin yükünün hafifletilmesi hasebiyle başlatılan uluslararası girişimler kapsamında, ülkemizde gümrük idaresi tarafından uygulanan ve dünyada benzerleri bulunan uygulamalardan biri de Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsüdür. ABD C-TPAT (Customs-Trade Partnership Against Terrorism) Programı, Singapur’un Güvenli Ticaret Ortaklığı Programı, Yeni Zelanda’nın Güvenli İhracat Tertibi Programı uygulamaları Türkiye’de uygulanan bu statü ile eş değer programlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu uygulamalar kapsamında, sivil havacılık sistemine paralel olarak Ticaret Bakanlığı da güvenli tedarik zincirine yönelik bir yapı inşa etmiş ve Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) uygulamasını başlatmıştır (Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (GTB), 2014c). Avrupa Birliği’ndeki AEO (Authorized Economic Operator) sistemine karşılık gelen bu uygulama, ticaret erbabının hem kolaylaştırılmış gümrük işlemlerinden yararlanmasını hem de güvenilir firma olarak tanınmasını sağlamaktadır. YYS sahibi firmalar;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Öncelikli işlem hakkı,</li>



<li>Azaltılmış belge kontrolü,</li>



<li>Yerinde gümrükleme,</li>



<li>Basitleştirilmiş beyan</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">gibi avantajlara sahip olurken, aynı zamanda güvenlik denetimlerine tabi tutulmaktadır.YYS sisteminin hava kargo taşımacılığıyla doğrudan ilişkisi, bu statüye sahip firmaların hem üretici hem de ihracatçı sıfatıyla hava yoluyla gönderi gerçekleştirdikleri durumlarda, sivil havacılık güvenlik zincirinin bir halkası haline gelmelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından yetkilendirilmiş, denetlenmiş ve kayıtlı aktörler üzerinden işleyen çift yönlü bir güvenlik mekanizması ortaya çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.6. Değerlendirme: Farklar ve Uyum Sorunları</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerek SHGM gerekse Gümrük İdaresi tarafından yürütülen güvenli tedarik zinciri uygulamaları, benzer güvenlik amaçlarına hizmet eden ancak farklı yasal temel, yöntem ve süreçlerle işleyen sistemlerdir. Bu durum, aralarında önemli farklılıklar yaratmakta ve uyum sorunlarına yol açmaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Kurumsal Yetki ve Odak Alanı Farklılığı:</em></strong> YYS, Gümrük idaresinin sorumluluğunda olup gümrük mevzuatına uyum ve yasa dışı ticaretle mücadeleye odaklanmakta; Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente, sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda olup uçağın ve yolcuların güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı kargo güvenliğini hedeflemektedir.</li>



<li><strong><em>Mevzuat ve Denetim Karmaşası:</em></strong> Her bir programın kendine özgü ulusal ve uluslararası mevzuatı ve denetim mekanizmaları bulunmaktadır. Bir firmanın YYS belgesi alması, otomatik olarak Bilinen Gönderici veya Yetkili Acente statüsü almasını sağlamaz ve bunun tersi de geçerli değildir. Firmalar, her bir statü için ayrı ayrı başvuru yapmak, farklı kriterleri karşılamak ve farklı denetim süreçlerinden geçmek zorundadır. Bu durum, ticari işletmeler için yükümlülüklerin artmasına, bürokratik süreçlerin uzamasına, zaman ve maliyet kayıplarına yol açmaktadır. Sadece güvenlik boyutuna odaklanma veya sadece ticaretin kolaylaştırılmasına odaklanma, uluslararası tedarik zincirinde gereksiz tekrarlara ve maliyetlere yol açarak sistemin genel verimliliğini düşürmektedir.</li>



<li><strong>Veri Paylaşımı ve Koordinasyon Eksikliği:</strong> İki otoritenin kendi içinde güçlü risk analizi ve denetim mekanizmaları olsa da aralarında etkin bir veri paylaşımı ve operasyonel koordinasyonun eksikliği, risklerin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesini engellemektedir. Bu da potansiyel güvenlik açıkları yaratabilmektedir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sistemlerin paralel biçimde değil, bütünleşik bir yapı içerisinde işlenmesi; gerek kaçakçılıkla mücadele gerekse taşımacılıkta etkinliğin artırılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, ilerleyen bölümlerde sistemde tespit edilen sorunlar, vaka örnekleri ve öneriler detaylı biçimde değerlendirilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.</strong> <strong>TÜRKİYE&#8217;DE HAVA KARGO OPERASYONLARI VE YYS SİSTEMİ </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Son yıllarda Türkiye’nin dış ticaret hacminde yaşanan artış, lojistik altyapının geliştirilmesini ve özellikle zaman açısından avantaj sağlayan hava kargo taşımacılığına yönelimi beraberinde getirmiştir. Gerek ihracat gerekse ithalat işlemlerinde hızlılık, güvenlik ve takip edilebilirlik sağlayan bu taşıma modeli, aynı zamanda gümrük idaresi ile sivil havacılık otoritesinin ortak denetim ve kontrol alanlarından biri haline gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.1</strong>. <strong>Türkiye’de Hava Kargo Taşımacılığına Genel Bakış</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de hava kargo taşımacılığı ağırlıklı olarak İstanbul Havalimanı, Ankara Esenboğa, İzmir Adnan Menderes ve Antalya Havalimanları gibi büyük havalimanları üzerinden gerçekleştirilmektedir. Özellikle İstanbul Havalimanı, Asya ile Avrupa arasında önemli bir transit merkez işlevi görmekte ve çok sayıda uluslararası taşıyıcı şirketin tercih ettiği bir kavşak noktası haline gelmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hava kargo operasyonları, yalnızca taşıyıcı firmaların faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp; gönderici firmalar, taşımacılık acenteleri, yer hizmetleri kuruluşları, gümrük müşavirleri ve gümrük idaresi gibi çok sayıda paydaşın koordinasyon içinde çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu sistemin sağlıklı işlemesi için hem lojistik süreçlerin hızlandırılması hem de yasa dışı gönderilerin önlenmesi adına risk analiz mekanizmalarının etkin şekilde kullanılmasını gerektirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.2. Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) Kapsamında Güvenlik Uygulamaları ve Kaçakçılıkla Mücadele</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaretin artan hacmiyle birlikte sınır güvenliği, kaçakçılıkla mücadele ve tedarik zinciri güvenliğine ilişkin önlemler, modern gümrük idareleri için temel önceliklerden biri haline gelmiştir. Bu doğrultuda, Dünya Gümrük Örgütü’nün SAFE Çerçeve Standartları temelinde geliştirilen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS), hem ticaretin kolaylaştırılması hem de güvenliğin artırılması yönünde kritik bir araç olarak öne çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">YYS uygulaması kapsamında, belirli güvenlik ve uyum kriterlerini sağlayan firmalar, dış ticaret işlemlerinde birtakım kolaylıklardan yararlanmakta; bunun karşılığında ise tedarik zincirinde güvenilir aktörler olarak konumlanmaktadır. Bu statünün kazanılabilmesi için firmaların yalnızca mali ve beyan geçmişleri değil, aynı zamanda güvenlik ve emniyet kriterleri de titizlikle değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, fiziki alan güvenliğinden personel güvenilirliğine, kargo kontrol süreçlerinden bilgi sistemleri güvenliğine kadar geniş bir yelpazede yükümlülükler söz konusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle kaçakçılıkla mücadele açısından YYS’nin etkisi dikkate değerdir. YYS sahibi firmalarda güvenlik kriterlerine uyumun sistematik hale getirilmesi, taşıma ve depolama süreçlerinde izlenebilirliği artırarak yasa dışı eşya taşınması riskini azaltmaktadır. Kaçakçılıkla mücadele, yalnızca gümrük idaresinin sorumluluğu olmaktan çıkmakta; özel sektör de bu süreçte aktif bir rol üstlenmektedir. Zira firmaların fiziksel güvenlik sistemleri (kamera, alarm, çevre güvenliği), çalışan güvenilirliği araştırmaları, kargo kontrol prosedürleri ve olağandışı durumlara ilişkin risk değerlendirme politikaları gibi kriterler, kaçakçılık riskinin sistematik biçimde azaltılmasına fayda sağlamaktadir. (Karakoç, 2019: 113).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak uygulamada, sistemin etkinliğinin sürdürülmesine ilişkin bazı geliştirmeye açık alanlar bulunmaktadır. Örneğin, YYS sahibi firmaların statüyü kazandıktan sonraki süreçte güvenlik standartlarını aynı düzeyde sürdürüp sürdürmediklerinin izlenmesi, risk temelli denetim yaklaşımı çerçevesinde yürütülmekte olup, bu sürecin etkinliğinin güçlendirilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, yetkilendirilmiş firmaların tedarik zinciri içerisinde yer alan alt yükleniciler veya lojistik hizmet sağlayıcılar üzerinden güvenlik risklerinin ortaya çıkabilmesi ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle, güvenliğin yalnızca sertifika sahibi firma ile sınırlı kalmayarak tüm tedarik zinciri boyunca bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. (Kara, 2020).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu nedenlerle YYS uygulamasının güvenlik boyutu, yalnızca ticaretin kolaylaştırılmasına odaklı değil; aynı zamanda güvenli ticaret ortamının sağlanması, kaçakçılığın önlenmesi ve sınır güvenliğinin güçlendirilmesi bakımından da stratejik bir önem taşımaktadır. Bu çerçevede, uygulamadaki eksikliklerin giderilmesi, denetim ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi ve risk analiz kapasitesinin artırılması yönünde reformlara ihtiyaç duyulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.3. Değerlendirme</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hava kargo taşımacılığı dinamik ve hızlı bir alan olmasına rağmen, güvenlik zafiyetlerine oldukça açıktır. Bu nedenle hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından uygulanan kontrol sistemlerinin uyumlu ve entegre biçimde çalışması elzemdir. YYS sistemi, SHGM’nin “bilinen gönderici” ve “yetkili acente” modelleriyle benzer amaçlara hizmet etmekte, ancak farklı yasal temellerle yürütülmektedir. Bu iki sistemin örtüştüğü alanlarda kurumlar arası veri paylaşımı ve eşgüdüm, operasyonel etkinliğin artırılmasında kilit bir role sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, artan ticaret ve değişen dünya uygulamaları kapsamında görev alanlarında da değişikler meydana getirmiş ve havaalanları gümrük idarelerinin en önemli görev alanlarından biri olarak karşımıza çıkmıştır. Gümrük idaresinin bu alanda temel görevi, eşyanın havaalanına gelmesinden uçağa yüklenmesine kadar eşyayı gümrük gözetimi ve denetimine tabi tutmaktır. Bu kapsamda, hava kargo operasyonlarının yapısı gereği yoğun işlem hacmiyle karşı karşıya olması, işlemlerin hızla bitirilmesini zorunlu kılması, birbirinden farklı paydaşları bünyesinde barındırması, kargoların taşıma, depolama, elleçleme gibi birden fazla işleme tabi tutulmasından kaynaklı oluşabilecek tüm güvenli tedarik zinciri aksamaları kaçakçılıkla mücadele kapsamında gümrük idaresi için büyük ehemmiyet arz etmekte ve titizlikle takip etmesi gereken riskler olarak değerlendirmesi ve bu risklere yönelik sürekli kendini güncel tutarak güvenlik önlemleri almasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca hem sivil havacılık idaresi hem de diğer kamu kurum ve kuruluşlarca yüksek güvenlik önlemlerinin alınmasına rağmen hava limanları, karmaşık yapısı ve çok paydaşlı olması sebebiyle terör ve yasa dışı faaliyetler kapsamında çeşitli risklere açık hale gelmektedir. Bu sebeple, söz konusu alanlarda gerçekleştirilen çeşitli kaçakçılık girişimlerinde içeriden ve dışarıdan gelebilecek tüm tehditlere de gümrük idaresince dikkat edilmesinin gümrük idarelerinin kaçakçılıkla mücadele kabiliyetini artıracağı değerlendirilmektedir. Hav kargo taşımacılığı dinamik ve hızlı bir alan olmasına rağmen, güvenlik zafiyetlerine oldukça açıktır (Sarı,2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. KAÇAKÇILIK GİRİŞİMLERİ ÜZERİNE ÖRNEK OLAYLAR VE RİSK ANALİZİ </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hava kargo taşımacılığı, zaman ve maliyet açısından sağladığı avantajlarla dış ticarette yaygın bir tercih haline gelirken; hız ve hacim avantajı, sistemin güvenlik açıklarını da artırmaktadır. Bu nedenle risk temelli kontrol sistemleri, özellikle gümrük idareleri ve sivil havacılık otoriteleri tarafından hava kargoya yönelik uygulamalarda kritik rol oynamaktadır. Türkiye’de gerçekleştirilen gümrük kontrolleri, bu alandaki güvenlik tehditlerinin boyutunu gözler önüne sermektedir. Günümüzde makale kapsamında yer verilen olay örneklerinden bazıları, yalnızca sistemin potansiyel suiistimal alanlarını değil, aynı zamanda hava kargo taşımacılığı sürecinde ortaya çıkabilecek güvenlik risklerini ve bu alanlarda daha güçlü ve bütüncül bir denetim yapısına duyulan ihtiyacı da somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu olaylar, kaçakçılık çerçevesinde ortaya çıkan çeşitli riskleri ve bu risklerin gerçekleşme olasılıklarını net bir şekilde resmetmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.1. Olay Örneği 1 – Uyuşturucu Madde (İhracat Gönderisi)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2021 yılında hava yolu kullanılarak ülkemiz üzerinden Avrupa’ya gönderilmek üzere işlem gören bir ihracat kargosunda, beyan edilen eşyalar arasında yer almayan ve koli içlerine gizlenmiş uyuşturucu madde tespit edilmiştir. Gönderici firma ilk defa işlem yapan, daha önce herhangi bir dış ticaret geçmişi olmayan bir şahıs firmasıdır. Risk analizi kapsamında sistemin &#8220;yüksek riskli firma&#8221; uyarısı vermesi üzerine kargo fiziki kontrole alınıp sevkiyat durdurulmuştur. Bu vaka, özellikle ilk kez işlem yapan, geçmişi olmayan firmalara yönelik profil oluşturmanın ve bu tür firmaların sistem içinde riskli olarak işaretlenmesinin önemini göstermektedir. Bu tür yeni veya şüpheli firma profilleri, kaçakçılık girişimlerinin yüksek olasılık taşıyan risk alanlarını oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.2. Olay Örneği 2 – Transit Gönderi (Güzergâh Riski)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir başka olayda, Afrika’dan Avrupa’ya geçişi planlanan transit gönderi, İstanbul aktarmalı olarak havayoluyla taşınmak istenmiştir. Güzergâh üzerinde bulunan ülkenin riskli bölge olarak tanımlanması üzerine gönderi detaylı taramaya alınmış; gönderi içinde kaçak sigara ve gümrüklenmesi yasak eşya ele geçirilmiştir. Bu örnek, yalnızca gönderici veya gönderi türünün değil; güzergâh bilgisinin de risk analizinde ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Belirli güzergahlardan geçen kargoların kaçakçılık riski olasılığı diğerlerine göre daha yüksektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.3. Olay Örneği 3 – Sahte Belge Kullanımı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir hava kargo gönderisinde beyan edilen faturanın sahte olduğu, gönderi içeriğiyle faturadaki eşya türlerinin uyuşmadığı tespit edilmiştir. Yapılan araştırmada, gönderici firmanın daha önce başka işlemlerinde de farklı kimlik ve adres bilgileri kullandığı görülmüştür. Bu durum, sadece belge kontrolünün değil; firmaların dijital kimlik takibi yoluyla izlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Belgede sahtecilik, kaçakçılıkta kullanılan yaygın bir yöntem olup, sistemdeki zafiyetleri istismar etme olasılığı yüksek bir risktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.4. Risk Analizi Açısından Değerlendirme</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıdaki örnekler, hava kargo taşımacılığında karşılaşılan tehditlerin yalnızca eşya bazlı değil; firma profili, güzergâh, belge güvenliği ve hatta personel güvenliği gibi çok yönlü faktörlerden kaynaklandığını göstermektedir. Bu nedenle, risk analiz sistemlerinin sadece statik bilgilerle değil, dinamik, sürekli güncellenen bir veri havuzu üzerinden çalışması gerekmektedir. Gümrük idaresi tarafından geliştirilen risk analiz modüllerinin, sivil havacılık otoriteleriyle entegre çalışması; örneğin YYS sahibi firmaların SHGM sisteminde otomatik olarak tanınması gibi çözümler, denetim yükünü azaltırken güvenliği artıracaktır. Bu entegrasyon, farklı risk olasılıklarını bir araya getirerek daha güçlü bir savunma hattı oluşturacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. POLİTİKA ÖNERİLERİ VE DEĞERLENDİRME </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hava kargo taşımacılığında hem güvenliğin artırılması hem de ticaretin kolaylaştırılması amacıyla, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının tesis edilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu farklılıkların üstesinden gelerek uluslararası ticaretin akıcılığını sağlamak, kaçakçılıkla mücadele etmek ve özellikle içerden kaynaklı tehditleri minimize etmek için aşağıdaki politika önerileri sunulmaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Mevzuatın Uyumlaştırılması ve Ortak Sertifikasyon Modelleri:</em></strong> Bu kapsamda güvenli tedarik zinciri uygulamaları, yalnızca bir ticaret kolaylaştırma aracı değil, aynı zamanda kaçakçılıkla mücadelede stratejik bir güvenlik hattıdır. Özellikle YYS, Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente sistemlerinin doğru işletilmesi ve bu statülerin arka plan denetimlerinin etkin şekilde yürütülmesi, yasa dışı ticarete karşı ilk savunma hattını oluşturmaktadır. Ancak bu yapıların birbirinden bağımsız yürütülmesi hem mevzuat karmaşasına hem de risklerin bütüncül biçimde yönetilememesine yol açmaktadır. Gümrük ve sivil havacılık mevzuatlarının ortak bir dil ve standartlar çerçevesinde uyumlaştırılması büyük önem taşımaktadır. Firmaların YYS, Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente statülerini tek bir başvuru ve denetim süreciyle elde edebileceği entegre veya karşılıklı tanıma modelleri geliştirilmelidir. Bu, bürokratik yükü azaltacak ve süreçleri hızlandıracaktır. WCO SAFE Çerçeve Standardının sağladığı uluslararası uyum ve karşılıklı tanıma prensipleri, bu entegrasyon için önemli bir yol haritası sunmaktadır. Bu sayede kaçakçılık riskleri minimize edilirken, ticaretin akıcılığı korunacaktır.</li>



<li><strong><em>Ortak Veri Paylaşım Platformları:</em></strong> Kurumlar arası güvenli ve anlık veri paylaşımını sağlayacak entegre bilişim sistemlerinin kurulması veya mevcut sistemlerin (örn. Hava Yolu Gümrük Beyan Sistemi &#8211; HGBS) kapasitelerinin artırılması kritik öneme sahiptir. Risk analizi verilerinin ortak havuzda toplanması, şüpheli gönderilerin daha hızlı tespit edilmesine olanak tanır ve kaynakların daha verimli kullanılmasına yardımcı olur. Bu sayede, sadece güvenlik boyutuna odaklanmanın getirdiği bilgi boşlukları ve mükerrer kontroller minimize edilebilir, kaçakçılık olasılıkları daha doğru tahmin edilebilir ve etkin mücadele edilebilir.</li>



<li><strong><em>Teknolojinin Gücü ve Altyapı İyileştirmeleri:</em></strong><em> </em>Havaalanları gümrük idarelerinin, kaçakçılıkla mücadele kabiliyetini artırmak için gelişmiş tarama cihazları, yapay zekâ destekli risk analizi sistemleri ve kapalı devre kamera sistemleri gibi modern teknolojik araçlarla donatılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, operasyonel akıcılık için geçici depolama alanlarının fiziki yetersizliklerinin giderilmesi, ihracat ve ithalat sahalarının ayrılması gibi altyapı iyileştirmeleri şarttır. Bu teknolojik çözümler, kaçakçılık girişimlerinin tespit olasılığını artırırken, süreçlerin hızlanmasına da olanak tanır.</li>



<li><strong><em>Personel Eğitimi, Sıkı Denetimler ve İç Tehditlerle Mücadele:</em></strong> Hava kargo operasyonlarında görev alan tüm kamu ve özel sektör personelinin (gümrük, havacılık, taşıyıcı, acente vb.) güvenlik protokolleri, kaçakçılıkla mücadele yöntemleri ve yeni teknolojiler hakkında düzenli olarak eğitilmesi, farkındalığı artıracaktır. Kurumların ortak denetim ekipleri oluşturması veya denetim sonuçlarını karşılıklı olarak tanıması, mükerrer denetimleri azaltarak verimliliği artıracaktır. Özellikle personel kaynaklı sızma girişimleri (&#8220;içerden tehditler&#8221;) ile mücadele için, işe alım süreçlerinde daha sıkı güvenlik soruşturmaları, periyodik güvenlik eğitimleri, etik davranış kodları ve şüpheli durumlara karşı raporlama mekanizmalarının güçlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Bu, içerden kaynaklanan kaçakçılık olasılıklarını azaltmanın en önemli adımlarından biridir.</li>



<li><strong>Sektörel İş Birliği ve Şeffaflık:</strong> Kamu kurumları ile özel sektör arasındaki iletişimin güçlendirilmesi, ortak çalışma gruplarının oluşturulması ve tedarik zincirinde yer alan tüm paydaşlara yönelik güvenlik ve uyum eğitimlerinin düzenlenmesi, sistemin bütüncül işleyişini destekleyecektir. Tedarik zincirinde şeffaflığı artırmak için ürün özelliklerinin izlenebilirliği açısından teknolojik gelişmelerin (marker kullanımı, blok zinciri tabanlı sistemler vb.) uygulanması da faydalı olacaktır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Hava kargo taşımacılığı yalnızca bir lojistik süreç değil, aynı zamanda sınır güvenliği ve yasa dışı ticaretle mücadelede stratejik bir savunma hattıdır. Bu çalışmada ele alınan örnek vakalar ve sistemsel analizler, Türkiye’deki mevcut yapının güçlü yönlerinin yanı sıra kurumsal eşgüdüm eksikliklerini de ortaya koymaktadır. Güvenli tedarik zincirine ilişkin hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından yürütülen sistemlerin daha entegre, dijital ve paylaşım temelli hale gelmesi; kaçakçılığın önlenmesinde olduğu kadar, meşru ticaretin hızlandırılmasında da önemli rol oynayacaktır. Türkiye’nin bölgesel bir hava lojistik merkezi olarak büyümesi, ancak bu bütüncül güvenlik politikalarının etkinliğiyle mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5.</strong> <strong>SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, hava kargo taşımacılığında güvenliğin sağlanması, sadece gönderi bazlı risklerin önlenmesini değil; aynı zamanda uluslararası ticaretin meşruiyetinin ve güvenliğinin korunmasını ifade etmektedir. Türkiye&#8217;nin hem dış ticaretteki yükselen konumu hem de hava taşımacılığındaki transit rolü düşünüldüğünde, bu alanda geliştirilecek her uygulama, sadece ülke güvenliğine değil, küresel ticaretin güvenliğine de katkı sağlayacaktır. Gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasındaki stratejik iş birliği ise bu sürecin en kilit bileşenidir. Ticaretin hızını kesmeden, güvenliği en üst düzeyde sağlamak; vergi kayıplarını azaltmak, kamu sağlığını ve çevreyi korumak ancak tüm paydaşların entegre bir yaklaşımla hareket etmesiyle mümkündür. Türkiye&#8217;nin bu alandaki deneyimleri ve uygulamaları, kaçakçılıkla mücadelede ve güvenli bir ticaret ortamı oluşturmada atılan önemli adımları ortaya koymaktadır. Gelecekte, daha şeffaf, daha teknoloji odaklı ve daha koordineli bir yapı, hava kargo taşımacılığını sadece hızlı değil, aynı zamanda tamamen güvenli bir taşıma modeli haline getirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6.</strong> <strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ECAC, (2016), “Doc 30 Part II”, Article 4-6.2.1.1, URL: <a href="https://www.ecac-ceac.org/documents/ecac-documents-and-international-agreements">https://www.ecacceac. org/documents/ecac-documents-and-international-agreements</a>, Son Erişim Tarihi: 17 Haziran 2024.</p>



<p class="wp-block-paragraph">GTB, (2014c), “150 Soruda Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü Rehberi”, URL: <a href="https://ticaret.gov.tr/data/5d48321313b8762b40ceadf3/150%20Soruda%20YYS.pdf">https://ticaret.gov.tr/data/5d48321313b8762b40ceadf3/150%20Soruda%20YYS.pdf</a>, Son Erişim Tarihi: 13 Haziran 2024.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ICAO, (2017), “Doküman 8973, Havacılık Güvenliği El Kitabı”, 10. Baskı, URL: <a href="https://web.shgm.gov.tr/tr/s/404-guvenlik">https://web.shgm.gov.tr/tr/s/404-guvenlik</a>, Son Erişim Tarihi: 10 Mayıs 2024.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ICAO, (2017), “International Standards and Recommended Practices, Annex 17- Security”, 10th Edition, URL: <a href="https://ffac.ch/wp-content/uploads/2020/10/ICAO-Annex-17-Security.pdf">https://ffac.ch/wp-content/uploads/2020/10/ICAOAnnex- 17-Security.pdf.</a>), Son Erişim Tarihi: 5 Mayıs 2024.</p>



<p class="wp-block-paragraph">KORKMAZ, C. A. (2017), “Hava Kargo Taşımacılığı Güvenliğine Yönelik Tehditlerin Asgari Düzeye İndirgenmesi İçin Alınması Gereken Önlemler”, Kilis 7 Aralık Üniversitesi Fen ve Mühendislik Dergisi, 1(2), ss. 10-11.</p>



<p class="wp-block-paragraph">KÜRÜM, G. (2017), “Güvenli Tedarik Zincirinde Sivil Havacılık Güvenliği ve Gümrük Uygulamalarının Uyumlaştırılması”, Havacılık Uzmanlığı Tezi, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Ankara.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarı, G. (2024). Hava Kargo İşlemlerinde Güvenli Tedarik Zinciri ile Kaçakçılıkla Mücadele Kapsamında İyi Model Uygulamalarının İncelenmesi (Uzmanlık Tezi, Ticaret Bakanlığı, Ankara.</p>



<p class="wp-block-paragraph">WCO, (2015), “Customs-Business Partnership Guidance”, URL: <a href="https://www.wcoomd.org/en/topics/facilitation/instrument-and-tools/tools/customsbusiness-partnership-guidance.aspx">https://www.wcoomd.org/en/topics/facilitation/instrument-and-tools/tools/customsbusiness-partnership-guidance.aspx</a>, Son Erişim Tarihi: 19 Mayıs 2024.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karakoç, E. (2019). Gümrüklerde Güvenliğin Sağlanmasında Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsünün Rolü. Gümrük ve Ticaret Dergisi, 12(2), 109-120.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yılmaz, T. (2022). Güvenli Tedarik Zincirleri ve Gümrüklerde Risk Yönetimi. Uluslararası Güvenlik Araştırmaları Dergisi, 8(1), 75-91.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Gümrük Örgütü (WCO). (2005). SAFE Framework of Standards to Secure and Facilitate Global Trade.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara, H. (2020). <em>Gümrüklerde Risk Analizi ve Seçici Kontrol Sistemi: Türkiye Uygulaması</em>. Ankara Üniversitesi Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığı (2022). <em>Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü Uygulama Rehberi</em>, 4. Baskı. Ankara.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karanlık Ticari Tasarımlar Bağlamında Abonelik Tuzakları Kavramı ve Reklam Kurulu Kararları</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/karanlik-ticari-tasarimlar-baglaminda-abonelik-tuzaklari-kavrami-ve-reklam-kurulu-kararlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melik Can Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:03:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[Advertising]]></category>
		<category><![CDATA[Consumer]]></category>
		<category><![CDATA[Dark Commercial Pattern]]></category>
		<category><![CDATA[Haksız Ticari Uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Karanlık Ticari Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Subscription]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[Unfair Commercial Practice]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8448</guid>

					<description><![CDATA[Dijitalleşme ile birlikte abonelik temelli iş modelleri, mal ve hizmet sunumunda yaygınlaşmış; bu durum tüketiciler ile satıcı ve sağlayıcılar arasındaki zaten mevcut olan bilgi ve güç asimetrisini daha belirgin hale getirmiştir. Dijital arayüzlerin sunduğu tasarım imkânları, tüketicilerin karar alma süreçlerini yönlendirmeye elverişli bir zemin oluşturmuş ve bu bağlamda “karanlık ticari tasarımlar” olarak adlandırılan uygulamalar önem kazanmıştır. Özellikle abonelik sözleşmelerinin kurulması, devamı ve sona erdirilmesi aşamalarında kullanılan bu tasarımlar, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacakları işlemlere yönlendirilmelerine veya istemedikleri sözleşme ilişkilerinin içinde kalmalarına yol açabilmektedir.

Bu çalışmada, karanlık ticari tasarımlar kavramsal ve türsel açıdan ele alınmış ve karanlık ticari tasarımların başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir. Ardından Türk hukuku çerçevesinde karanlık ticari tasarımların hukuki niteliği değerlendirilmiş; özellikle Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile Reklam Kurulu kararları üzerinden uygulamadaki görünümü ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında ise abonelik tuzakları kavramı ele alınarak abonelik tuzaklarının başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijitalleşme ile birlikte abonelik temelli iş modelleri, mal ve hizmet sunumunda yaygınlaşmış; bu durum tüketiciler ile satıcı ve sağlayıcılar arasındaki zaten mevcut olan bilgi ve güç asimetrisini daha belirgin hale getirmiştir. Dijital arayüzlerin sunduğu tasarım imkânları, tüketicilerin karar alma süreçlerini yönlendirmeye elverişli bir zemin oluşturmuş ve bu bağlamda “karanlık ticari tasarımlar” olarak adlandırılan uygulamalar önem kazanmıştır. Özellikle abonelik sözleşmelerinin kurulması, devamı ve sona erdirilmesi aşamalarında kullanılan bu tasarımlar, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacakları işlemlere yönlendirilmelerine veya istemedikleri sözleşme ilişkilerinin içinde kalmalarına yol açabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada, karanlık ticari tasarımlar kavramsal ve türsel açıdan ele alınmış ve karanlık ticari tasarımların başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir. Ardından Türk hukuku çerçevesinde karanlık ticari tasarımların hukuki niteliği değerlendirilmiş; özellikle Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile Reklam Kurulu kararları üzerinden uygulamadaki görünümü ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında ise abonelik tuzakları kavramı ele alınarak abonelik tuzaklarının başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Karanlık Ticari Tasarım, Abonelik, Reklam, Haksız Ticari Uygulama, Tüketici</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">With digitalization, subscription-based business models have become widespread in the provision of goods and services; this development has made the already existing information and power asymmetry between consumers and sellers or service providers more pronounced. The design possibilities offered by digital interfaces have created a favorable environment for steering consumers’ decision-making processes, and within this context, practices referred to as “dark commercial patterns” have gained importance. Especially in the stages of establishing, maintaining, and terminating subscription contracts, such designs may lead consumers to engage in transactions to which they would not normally be a party or to remain bound by contractual relationships they do not desire.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this study, dark commercial patterns are examined from conceptual and typological perspectives, and explanations are provided regarding their main types. Subsequently, within the framework of Turkish law, the legal nature of dark commercial patterns is evaluated; in particular, their manifestation in practice is demonstrated through the Regulation on Commercial Advertising and Unfair Commercial Practices and the decisions of the Advertising Board. In the continuation of the study, the concept of subscription traps is addressed, and explanations are given regarding the main types of subscription traps.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Dark Commercial Pattern, Subscription, Advertising, Unfair Commercial Practice, Consumer</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijitalleşme sürecinde yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak mal ve hizmet sunumunda abonelik temelli iş modelleri giderek daha önemli bir hale gelmiştir. Video ve müzik platformları, çevrimiçi oyunlar, mobil uygulamalar gibi birçok dijital hizmet abonelik ilişkisi yoluyla tüketicilere sunulmaktadır. Abonelik temelli iş modellerinin satıcı ve/veya çeşitli avantajları bulunmaktadır. Abonelik temelli iş modelleri satıcı ve sağlayıcılara öngörülebilir gelir ve müşteri bağlılığı sağlamaktadır. Bu nedenle tüketicilerle bir abonelik sözleşmesi kurmak ya da mevcut olan bir abonelik sözleşmesinin devamını sağlamak satıcı ve sağlayıcılar açısından önemli bir yere sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital platformlarda satıcı ve sağlayıcıların sahip olduğu veriler ile tüketicilerin sahip olduğu veriler arasındaki tüketiciler aleyhine oluşan asimetri, dijital platformlardaki işlem yoğunluğu ve karmaşası, yaş küçüklüğü, dijital okuryazarlık eksikliği, satıcı ve sağlayıcıların tüketici davranışlarını yönlendirme imkanının fiziki mecralara kıyasla dijital mecralarda daha kolay olması, elde edilen çok sayıda kişisel veri sayesinde tüketici davranışlarının dijital ortamlarda kolaylıkla izlenebilme imkanının bulunması, dijital ortamlarda tüketici işlemlerinin hızlı bir şekilde gerçekleşmesi gibi çeşitli faktörler karanlık ticari tasarımlar kullanılarak tüketicilerin bir abonelik sözleşmesine taraf olmasını ya da mevcut olan bir abonelik sözleşmesinin tarafı olarak kalmalarını sağlamak konusunda risk oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.1. Abonelik Sözleşmesi Kavramı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmeleri kavramı 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun “Abonelik sözleşmeleri” başlıklı 52’nci maddesinin birinci fıkrasında <em>“Tüketicinin belirli bir mal veya hizmeti sürekli veya düzenli aralıklarla edinmesini sağlayan sözleşmeler” </em>olarak tanımlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.2. Karanlık Ticari Tasarım Kavramı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık ticari tasarım kavramı ilk kez 2010 yılında kullanıcı deneyimi (UX) tasarımcısı Harry Brignull tarafından kullanılmıştır (OECD, 2022:8). Brignull karanlık ticari tasarımları; <em>“web siteleri ve uygulamalarda kullanılan ve bir şeyi satın almak veya bir şeye kaydolmak gibi istemediğiniz şeyleri yapmanızı sağlayan hileler” </em>olarak tanımlamıştır (Brignull ve başk). Karanlık ticari tasarım kavramının literatürde genel kabul görmüş bir tanımı olmamakla birlikte konu hakkında yapılan muhtelif çalışmalarda farklı tanımlara yer verilmiştir. Bu tanımlara birkaç örnek vermek gerekirse;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Genellikle dijital arayüzlerde tüketicileri yönlendiren, aldatan, zorlayan veya çoğu zaman kendi çıkarlarına olmayan seçimler yapmaları için manipüle eden uygulamalara atıfta bulunmak için kullanılan bir kavramdır.” </em>(European Commission, 2022:20).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık tasarımlar, çevrim içi kullanıcı arayüzlerinde yaygın olarak bulunan ve tüketicileri genellikle kendi çıkarlarına olmayan seçimler yapmaya yönlendiren çok çeşitli uygulamalara atıfta bulunan bir şemsiye terimdir.” </em>(OECD, 2022:8).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık tasarımlar” terimi, kullanıcıları başka türlü yapmayacakları seçimler yapmaları için kandıran veya manipüle eden ve zarar verebilecek tasarım uygulamalarını tanımlamak için kullanılmıştır.” </em>(FTC, 2022:2).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık tasarımlar, kullanıcıların kafasını karıştırmak için kasıtlı olarak tasarlanmış kullanıcı arayüzleri olarak tanımlanır.” </em>(Konsumentverket, 2021:11).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Kullanıcıları istenmeyen ve potansiyel olarak zararlı kararlar almaya zorlayarak, yönlendirerek veya aldatarak çevrim içi bir hizmete fayda sağlayan kullanıcı arayüzü tasarım seçimleridir” </em>(Mathur ve başk, 2019:1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık ticari tasarımlar, web sitelerinde ve uygulamalarda kullanılan ve bir şey satın almak veya bir şeye kaydolmak gibi istemediğiniz şeyleri yapmanızı sağlayan hileler olarak tanımlanır.” </em>(Leiser ve Yang, 2022).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık tasarımlar, çevrim içi bir hizmetten faydalanmak amacıyla kullanıcıları normalde yapmayacakları bir şeyi yapmaya yönlendirmek için kasıtlı olarak tasarlanmış kullanıcı arayüzü öğeleridir.” </em>(Calawen, 2022:1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. KARANLIK TİCARİ TASARIMLARIN TÜRLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık ticari tasarımların tanımı hususunda olduğu gibi sınıflandırılması konusunda da genel kabul görmüş bir görüş bulunmamaktadır. Konu ile ilgili yapılan çalışmalarda birbirinden oldukça farklı sınıflandırma şekillerine yer verilmiştir. Literatürde yapılan sınıflandırma örneklerinin bazılarında çeşitli karanlık ticari tasarım türlerinin bağımsız bir tür olarak ele alındığı buna karşın yapılan diğer sınıflandırmalarda ise başka bir karanlık ticari tasarım çeşidinin alt türü olarak ele alındığı görülmektedir.&nbsp; Aşağıda karanlık ticari tasarım türlerine ilişkin olarak yapılacak açıklamalarda teoride ve pratikte en çok dikkat çeken karanlık ticari tasarım türlerine yer verilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.1. Zorunlu Eylem/İstenmeyen Bir Eyleme Zorlama (Forced Action)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür karanlık ticari tasarımların söz konusu olduğu durumlarda tüketiciler, bir mal veya hizmete erişebilmek için aslında istemedikleri başka bir işlemi yapmaya zorlanmaktadırlar. Bu karanlık ticari tasarım türüne başka bir örnek olarak tüketicilerin sepetlerine ekledikleri ürünlere yönelik satın alma işlemini tamamlayabilmeleri için zorunlu bir ön işlem olarak ilgili elektronik ticaret platformuna üyelik kaydı oluşturmak durumunda bırakılmaları verilebilir.&nbsp; Örneğin aşağıda yer alan görselde, tüketiciler herhangi bir satın alma işlemi yapmadan sadece internet sitesinde gezinmek istedikleri durumda bile ilgili siteye üyelik işlemi yapmaya zorlanmaktadırlar.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="287" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-1.png" alt="" class="wp-image-8499" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-1-300x147.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 1:</strong> “Zorunlu eylem” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: Mathur ve başk, 2019:22)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.2. Arayüz Müdahalesi (Interface Interference)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arayüz müdahalesi olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım türünde seçeneklerin tüketicilere sunuluş biçimi, renk, boyut, şekil, konum, ton gibi arayüz tasarımına ilişkin çeşitli unsurlar kullanılarak tüketicilerin satıcı ve sağlayıcıların lehine durum oluşturacak tercihlerde bulunması sağlanmaktadır. Örneğin aşağıda yer verilen görselde, pazarlama iletişimi almayı kabul etme seçeneği, pazarlama iletişimi almayı reddetme seçeneğine göre görsel olarak daha çok ön plana çıkartılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="185" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-1.png" alt="" class="wp-image-8500" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-1-300x95.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 2</strong>: “Arayüz Müdahalesi” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: Mathur ve başk, 2019:16)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.3. Israrlı Yönlendirme/Israrlı Bir Şekilde Rahatsız Ederek Yönlendirme (Nagging)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karanlık ticari tasarım türü, tüketicilerin bildirimleri açmak veya konum takibi yapmak gibi işletme lehine olacak bir eylemi yapmaları için tekrarlanan talepleri içermektedir. Bunun sonucunda tüketicinin sınırlı iradesi veya zamanı suistimal edilebilir (OECD, 2022:10). Aşağıda yer verilen görselde, tüketicilerin, bir internet tarayıcısının yeni sürümünü denemeleri yönünde tekrarlanan taleplere ilişkin bir örnek yer almaktadır. Ayrıca bu örnekte yeni sürümü deneme teklifini kalıcı olarak reddetme seçeneğine yer verilmeyip tüketiciler daha sonra dene (later) ve şimdi dene (try now) seçenekleri arasında bir tercih yapmak durumunda bırakılmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="222" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-1.png" alt="" class="wp-image-8501" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-1-300x114.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 3:</strong> “Rahatsız edici ısrar” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: OECD, 2022:51; https://darkpatterns.uxp2.com/pattern/apple-no-no-option/)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.4. Engelleme (Obstruction)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür karanlık ticari tasarımların söz konusu olduğu durumlarda, tüketicileri bir eylemin yapılmasından caydırmak amacıyla tüketicilerin izlemesi gereken yolun olması gerekenden daha zor hale getirilmesi söz konusudur (Gray ve başk, 2018:5, OECD, 2022:10). Buna örnek olarak bir hizmete kaydolma ya da gizliliğe müdahale eden ayarları kabul etme işlemi kolaylaştırılmasına rağmen hizmetin iptal edilmesi ya da daha gizlilik dostu ayarlardan vazgeçilmesinin zorlaştırılması verilebilir (OECD, 2022:10). &nbsp;Aşağıdaki görselde yer verilen bilgilendirme metninde tek bir tıklama işlemi ile abone olma imkânı sunan bir hizmete ilişkin olarak aboneliğin iptali işlemi yapılmak istendiğinde müşteri hizmetleri biriminin aranması ya da bu birim ile yazışma yürütülmesi gerektiği ifade edilmektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="262" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-1.png" alt="" class="wp-image-8502" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-1-300x134.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 4: </strong>“Engelleme” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım türüne örnek</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: <a href="https://www.deceptive.design/types/hard-to-cancel">https://www.deceptive.design/types/hard-to-cancel</a>)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.5. Sinsilik/Gizli Bir Şekilde Yönlendirme (Sneaking)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada, özellikle maliyetlerle ilgili olmak üzere, tüketicinin kararıyla ilgili bilgilerin saklanması, gizlenmesi veya geciktirilmesi söz konusudur (OECD, 2022:10). Bu tür karanlık ticari tasarımlara damlama fiyatlandırma (drip pricing)<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> olarak ifade edilen fiyatlandırma yöntemleri örnek olarak verilebilir. Damlama fiyatlandırma, bir firmanın, başlangıçta bir ürünün fiyatının yalnızca bir kısmının reklamını yapmasına rağmen ilerleyen süreçte tüketici satın alma noktasına yaklaştıkça kademeli olarak ilave ücretlerin veya masrafların ortaya çıkarılması durumunu ifade etmektedir (Rhodes, 2023:1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.6. Sosyal Kanıt (Social Proof)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlar, belirli bir davranışı çok sayıda insan yaptığında bunun doğru olduğu sonucuna varma ve bu davranışı takip etme eğilimindedir (Konsumentverket 2021:14). Örneğin, birçok insan belirli bir ürünü satın aldığında, diğerlerinin de satın alma eğilimi artmaktadır (Konsumentverket, 2021:14). Sürü psikolojisinin söz konusu olduğu durumlarda, insanlar, diğer insanlar öyle yaptığı için bir şeye daha yüksek bir değer atfederler (Blasetti, 2022:13). Sosyal kanıt içeren karanlık ticari tasarımlar, diğer tüketicilerin davranışlarına ilişkin gözlemlere dayanarak bir kararın verilmesini tetiklemeye çalışmaktadır. Bu karanlık ticari tasarım türüne, diğer tüketicilerin faaliyetlerine ilişkin bildirimler veya diğer tüketicilerin son satın alımlarına ilişkin yapılan referanslar örnek olarak verilebilir (OECD, 2022:11).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.7. Aciliyet (Urgency)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aciliyet içeren karanlık ticari tasarımlar, tüketiciyi satın almaya zorlamak için bir teklife gerçek veya sahte bir zamansal veya niceliksel sınır koyar ve böylece tüketicilerin kıtlık sezgisini kullanır (OECD, 2022:11).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="225" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-1.png" alt="" class="wp-image-8503" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-1-300x115.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 5:</strong> &#8220;Aciliyet&#8221; olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: Mathur ve başk, 2019:20)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.8. Utandırma (Confirmshaming)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karanlık ticari tasarım türünde kullanıcıları belirli bir seçim yapmaktan uzaklaştırmak için dil ve duygular kullanılır (Mathur ve başk, 2019:16). Aşağıda yer verilen görselde tüketicilere iki tane seçenek sunulmuştur. Yukarıda yer alan ve kırmızı ile vurgulanan seçenekte <em>“Evet. İndirim istiyorum”</em> ifadesi yer almaktayken bunun altında yer verilen seçenekte <em>“Hayır teşekkürler. İndirimsiz fiyat seviyorum”</em> ifadesi yer almaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="257" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti.png" alt="" class="wp-image-8504" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti-300x132.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 6: </strong>&#8220;Utandırma&#8221; olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: Mathur ve başk, 2019:16)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. HUKUKİ ÇERÇEVE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">6502 sayılı Kanun’un Haksız Ticari Uygulamalar başlıklı 62’nci maddesinde, <em>“Bir ticari uygulamanın; mesleki özenin gereklerine uymaması ve ulaştığı ortalama tüketicinin ya da yöneldiği grubun ortalama üyesinin mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozması veya önemli ölçüde bozma ihtimalinin olması durumunda haksız olduğu kabul edilir. Özellikle aldatıcı veya saldırgan nitelikte olan uygulamalar ile yönetmelik ekinde yer alan uygulamalar haksız ticari uygulama olarak kabul edilir. Tüketiciye yönelik haksız ticari uygulamalar yasaktır.”</em> hükmü yer almaktadır. 6502 sayılı Kanun’un 61’inci, 62’nci, 63’ üncü ve 84’üncü maddelerine dayanılarak hazırlanan ve 10.01.2015 tarihli ve 29232 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 28’inci maddesinde haksız ticari uygulamalar düzenlenmektedir. Bahsi geçen maddenin dördüncü fıkrasında Yönetmeliğin ekinde yer alan aldatıcı ticari uygulamalar ve saldırgan ticari uygulamaların her hâlükârda haksız ticari uygulama olarak kabul edileceği hüküm altına alınmıştır. Yönetmeliğin “A &#8211; Aldatıcı Ticari Uygulamalar” başlıklı ekinin 22’nci maddesi Türk Hukukunda karanlık ticari tasarımlara ilişkin temel düzenleme niteliğinde olup ilgili düzenlemede terminolojik olarak “karanlık ticari tasarım” ifadesi kullanılmamasına rağmen karanlık ticari tasarımların dolaylı olarak tanımına yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bahsi geçen düzenlemeye göre, <em>“İnternet ortamında bir mal veya hizmete ilişkin yönlendirici ara yüz tasarımları, seçenekler ya da ifadeler gibi araçlarla tüketicilerin karar verme veya seçim yapma iradesini olumsuz etkileyen ya da normal şartlar altında vereceği kararda satıcı veya sağlayıcı lehine değişikliklere yol açmayı hedefleyen yöntemler kullanmak.”</em> Bir haksız ticari uygulama örneği olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle Türk hukukunda karanlık ticari tasarımlar hukuki niteliği itibariyle “haksız ticari uygulama” olarak kabul edilmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmeliğin “A- Aldatıcı Ticari Uygulamalar” başlıklı ekin çeşitli maddelerinde karanlık ticari tasarımların muhtelif türleri ile ilişkilendirilebilecek haksız ticari uygulama örnekleri yer almaktadır. Örneğin yedinci maddede, “<em>Tüketicinin ani bir karar vermesini sağlamak ve bilinçli bir tercih yapması için gerekli fırsat veya zamandan mahrum bırakmak amacıyla, gerçeğe aykırı olarak bir mal veya hizmetin sadece çok kısıtlı bir süre içerisinde belirli şartlar altında sunulacağını belirtmek.” </em>eylemi haksız ticari uygulama olarak kabul edilmiştir. Bu örnek, aciliyet(urgency) olarak ifade edilen karanlık ticari tasarımlara doğrudan uygulanabilir niteliktedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“A- Aldatıcı Ticari Uygulamalar” başlıklı ekin altıncı maddesinde yer alan <em>“Mal veya hizmetleri belirli bir fiyattan edinmeye davet ettikten sonra, başka bir mal veya hizmeti pazarlamak amacıyla; a) Davete konu olan mal veya hizmeti tüketiciye göstermeyi reddetmek, b) Söz konusu mal veya hizmete ilişkin siparişleri almayı ya da makul bir süre içinde ifa etmeyi reddetmek, c) Mal veya hizmetin ayıplı bir örneğini göstermek.” </em>haksız ticari uygulama örneği ise yem ve değiştirme (bait and switch) olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım türüne örnektir. Bu karanlık ticari tasarım türü, Brignull’un orijinal sınıflandırmasında, en genel ifadeyle, kullanıcıların bir eylemde bulunmak üzere yola çıktığı ancak en nihayetinde farklı ve istemedikleri bir sonuçla karşılaştıkları durumları ifade etmek için kullanılmaktadırlar. (Lieser ve Yang, 2022:8; Brignull, 2010<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>). Bu karanlık ticari tasarım türüne örnek olarak kullanıcıların Windows 10 güncellemesindeki &#8216;X&#8217; düğmesine tıkladığında, normalde bir X düğmesinin yapacağı gibi güncellemenin kapatılması işlemi yerine, “X” düğmesinin aslında istenmeyen güncelleme işlemini başlatması verilmektedir (Berbece, 2019:10).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. ABONELİK TUZAKLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Tüketiciyi Koruma ve Uygulama Ağı (ICPEN) tarafından abonelik hizmetlerine yönelik yapılan karanlık ticari tasarım tarama çalışmasında, taramaya tabi tutulan 642 tacirin %75,70&#8217;inin abonelik hizmetlerini pazarlarken en az bir karanlık ticari tasarım; %66,82&#8217;sinin ise birden fazla karanlık ticari tasarım kullandığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, ilgili tarama çalışmasına tabi tutulan tüm tacirlerden yalnızca 156 tanesinin abonelik hizmetlerini pazarlarken herhangi bir karanlık ticari tasarım kullanmadığı bulgusuna ulaşılmıştır (ICPEN, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik tuzağı olarak değerlendirilen uygulamalara örnek olarak aşağıdaki uygulamalar verilebilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Otomatik yenileme,</li>



<li>Önceden işaretlenmiş onay seçenekleri,</li>



<li>Sözleşmenin sonlandırılmasının engellenmesi veya güçleştirilmesi,</li>



<li>Yanıltıcı ücretsiz deneme uygulamaları,</li>



<li>Psikolojik baskı ve duygusal yönlendirme içeren ifadeler</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.1. Otomatik Yenileme</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir hizmetin abonelik temelli iş modeliyle tüketicilere sunulması, satıcı ve sağlayıcılara müşteri bağlılığı ve öngörülebilir bir gelir elde etme gibi önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu nedenle, tüketiciler ile yapılan abonelik sözleşmelerinin devamının sağlanması satıcı ve sağlayıcılar için öncelikli hedeflerden biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketiciler, otomatik yenileme içeren bir abonelik hizmetinin kabul edildiğine ilişkin onay seçeneğinin önceden seçili gelmesi, abonelik hizmetinin otomatik olarak yenileneceğine ilişkin bilginin kullanıcı arayüzlerinde gizlenmesi, otomatik yenilemeye ilişkin verilmiş onayın geri alınması sürecinin zorlaştırılması gibi çeşitli karanlık ticari tasarım yöntemlerine maruz kalabilirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ICPEN tarafından yapılan tarama sırasında sinsilik/gizli bir şekilde yönlendirme (sneaking) olarak ifade edilen karanlık ticari tasarımlara ilişkin en sık karşılaşılan uygulama, tüketicilerin bir aboneliğin otomatik olarak yenilenmesini kapatamamasıdır (ICPEN, 2024). Bu durum, otomatik olarak yenilenen abonelik hizmeti sunumlarının %81&#8217;inde tespit edilmiştir. Otomatik yenilenen abonelik hizmetlerinde karşılaşılan yaygın uygulamalar ise, kayıt işlemi esnasında iptal adımları hakkında bilgi verilmemesi ve tüketicilere, ücretlendirilmelerinden önce aboneliklerini iptal etmeleri gereken son tarih hakkında bilgi verilmemesidir. Bu uygulamalar otomatik yenilenen aboneliklerde sırasıyla %70 ve %67 oranında gözlemlenmiştir (ICPEN, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık ticari tasarımlar gerçekleştirilerek gerçekleştirilen otomatik yenileme uygulamaları sadece tüketicilere zarar vermekle kalmayıp satıcı ve sağlayıcılar arasındaki rekabetin de bozulmasına yol açmaktadır. Örneğin, müşterileri elde tutarak yüksek pazar payını artırmak veya korumak isteyen bir işletmenin, otomatik yenileme uygulamaları kullanarak sahip olduğu müşterilerin rakiplere geçiş yapmasını önleyebileceği ifade edilmiştir (CMA, 2022:32).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Ticaret Odası (ICC) yapmış olduğu çalışmada, otomatik yenilenen abonelik hizmetlerine ilişkin satıcı ve sağlayıcıların göz önünde bulundurması gereken çeşitli ilkelere yer vermiştir. Bu ilkeler sırasıyla;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>Tek seferlik satın alma yerine otomatik yenileme olarak sunulan mal veya hizmetler, reklam ve pazarlama materyallerinde şeffaf bir şekilde belirtilmelidir.</em></li>



<li><em>Otomatik yenilemenin önemli şartları, tüketicinin iptal edene kadar mal veya hizmetler için ücretlendirilmeye devam edeceği, tekrarlayan maliyet veya fiyatın nasıl hesaplanacağı, ücretlerin zamanlaması, asgari taahhütler ve iptal politikası dahil olmak üzere, tüketici teklifi kabul etmeden önce tüketiciye açık, belirgin ve net bir şekilde sunulmalıdır.</em></li>



<li><em>Otomatik yenileme, deneme süresi veya deneme süresinin sonunda ücretli (veya daha yüksek fiyatlı) hale gelen başka bir tanıtım teklifiyle başlıyorsa, ücretli dönüşümün şart ve koşulları da tüketici teklifi kabul etmeden önce açık, belirgin ve net bir şekilde açıklanmalıdır.&nbsp;</em></li>



<li><em>Pazarlamacılar, sözleşmenin başlangıcında otomatik yenilemenin önemli koşullarına ilişkin tüketicilerin onayını almalıdır. Önemli koşullara ilişkin onay, özgürce verilmiş, açık, belirgin ve bilgilendirilmiş olmalıdır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</em></li>



<li><em>Tüketicilere; iptal politikası ve iptalin nasıl sağlanacağına dair bilgiler de dahil olmak üzere, otomatik yenilemenin esaslı şartlarının teyidi kalıcı bir veri saklayıcısı ile sunulmalıdır. Söz konusu teyit, makul bir sürede ve en geç malların teslimi anında veya hizmetlerin ifasına başlandığı esnada sağlanmalıdır.</em></li>



<li><em>Otomatik yenilemenin iptali tüketiciler için basit olmalıdır. Tüketicilerin iptal mekanizmalarını bulması kolay olmalı; iptal süreçlerinde tüketicilerin kolayca anlayabileceği bir dil kullanılmalı; aboneliğin iptali gereksiz yere karmaşık olmamalı ve tüketiciler aboneliği iptal ettiklerini kolayca teyit edebilmelidir.&nbsp;&nbsp;</em></li>



<li><em>Daha uzun otomatik yenileme süreleri için (örneğin, yıllık abonelikler), tüketicilere, mal veya hizmetleri almaya devam etmek için ücretlendirilmeden önce bildirim alma seçeneği sunulmalıdır.&nbsp; Otomatik yenilemede önemli değişiklikler yapılmadan önce de tüketiciler bilgilendirilmelidir. Örneğin, fiyat değişikliklerinden önce bildirimde bulunulmalıdır. Tüm bildirimler, tüketicilere bir sonraki ücretlendirmeden önce iptal etmek için makul bir fırsat tanınacak şekilde yeterince önceden yapılmalıdır; makul olanın abonelikten aboneliğe farklılık göstereceği unutulmamalıdır. Bildirimler göze çarpan bir şekilde sunulmalı ve açık ve anlaşılması kolay bir dil kullanılmalıdır.</em> (ICC, 2023:3)</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Otomatik yenilenen aboneliklere karşı tüketicilerin korunması amacıyla yabancı hukuk sistemlerinde çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Kaliforniya İş ve Meslekler Yasasında tüketicilerin otomatik yenileme veya sürekli hizmet teklifini çevrimiçi olarak kabul etmesine izin veren bir işletmenin, tüketicilerin, otomatik yenileme veya sürekli hizmeti yalnızca çevrimiçi olarak, istediği zaman ve tüketicilerin otomatik yenileme veya sürekli hizmeti derhal sonlandırma yeteneğini engelleyen veya geciktiren herhangi bir ek adım atmadan sonlandırmasına izin vermesi gerektiği düzenlenmiştir. Buna ilaveten işletmelerin müşterilerine, (1) “<em>Müşteri hesabında veya profilinde ya da cihaz veya kullanıcı ayarlarında bulunabilen, belirgin bir şekilde konumlandırılmış doğrudan bağlantı veya buton” </em>ya da (2)<em> “Tüketicinin ek bilgiye ihtiyaç duymadan işletmeye gönderebileceği, işletme tarafından biçimlendirilen ve sağlanan, hemen erişilebilir bir fesih e-postası,” </em>yöntemlerinden herhangi birini içeren bir hizmet sonlandırma yöntemi sağlaması yönünde zorunluluk getirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otomatik yenilenen abonelik hizmetlerine karşı tüketicilerin korunması amacıyla alınan bir diğer önleme örnek olarak Hindistan Merkez Bankası (Reserve Bank of India) tarafından yapılan düzenleme verilebilir. 1 Ekim 2021 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeye göre, 5.000 Hindistan Rupisi<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a> üzerindeki yenilenen ödemelerde ek kimlik doğrulaması yoluyla tüketicilerin açık onayının alınması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.2. Önceden İşaretlenmiş Onay Seçenekleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik hizmetlerinin pazarlanması sürecinde önceden işaretlenmiş onay seçenekleri çok farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Bazı durumlarda abonelik hizmetinin kendisi seçili olarak sunulduğu gibi abonelik hizmetinin süresi (aylık abonelik, yıllık abonelik vb.) ve abonelik hizmeti kapsamında tüketiciye sunulan paketler (temel paket, premium paket vb.) gibi tüketicilere sunulan hizmetin çeşitli unsurları tüketicilere seçili olarak sunulabilmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Reklam Kurulunun 17.04.2025 tarihli ve 356 sayılı toplantısında alınan kararın gerekçesinde, <em>“Tüketicilerin hiçbir olumsuz dış etkiye maruz kalmadan tamamen kendi iradelerine dayalı bir şekilde karar verebilmeleri için tüketicilerin lehine ya da aleyhine olduğu fark edilmeksizin hiçbir abonelik hizmeti seçeneğinin önceden seçili olarak tüketicilere sunulmaması gerektiği,&nbsp; Bu nedenlerden ötürü inceleme konusu ticari uygulamanın, tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozabileceği, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacağı bir tüketici işlemine taraf olmasına yol açabileceği gerekçesiyle haksız ticari uygulama niteliğinde olduğu değerlendirmiş olup”</em> ifadelerine yer verilmiştir.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Reklam Kurulu’nun 08.08.2023 tarihli ve 336 sayılı toplantısında alınan kararın gerekçesinde,<em> “Yapılan incelemeler sonucunda; firmaya ait … adresli internet sitesinde platformda yer alan içerikleri izlemek için platforma abone olmak üzere ödeme sayfasına geçildiğinde, halihazırda “Yıllık abonelik seçersen ayda ₺69.9 yerine ₺39.9 %43 indirim” ifadeli yıllık abonelik kısmının seçili halde sunulduğu, abonelik süresinin önceden seçili olmasının tüketicileri, normal şartlar altında taraf olmayacakları bir sözleşmeye taraf olmaya ve platforma uzun süreli abone olmaya zorlanmasına yol açtığı, dolayısıyla online platformlarda abonelik sistemiyle yayın yapan firma tarafından tüketicilere önceden seçili üyelik süresi sunularak tüketicilerin karar verme veya seçim yapma iradesinin olumsuz etkilendiği…değerlendirilmiş olup” </em>ifadelerine yer verilmiştir.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Reklam Kurulu’nun 10.09.2024 tarihli ve 349 sayılı toplantısında alınan kararın gerekçesinde,ise,<em> “… internet sitesinde, &#8220;Aylık Abonelik&#8221; ve &#8220;Yıllık Abonelik&#8221; seçeneklerinin yer aldığı ekranda, &#8220;Yıllık Abonelik&#8221; seçeneğinin önceden seçili olarak tüketicilere sunularak tüketicilerin doğrudan yıllık abonelik paketini seçmeye yönlendirildiği ancak bu durumun tüketicilerin belirli mal veya hizmete yönelik karar alma sürecindeki bağımsızlıklarına zarar verebileceği,&nbsp; tüketicilerin hiçbir olumsuz dış etkiye maruz kalmadan tamamen kendi iradelerine dayalı bir şekilde karar verebilmeleri için tüketicilerin lehine ya da aleyhine olduğu fark edilmeksizin hiçbir abonelik hizmeti seçeneğinin önceden seçili olarak tüketicilere sunulmaması gerektiği, Yıllık abonelik paketi seçildiğinde her bir ay başına düşen ücret miktarının, aylık abonelik paketi seçildiğinde ödenecek olan aylık ücretten daha düşük olmasının, yıllık abonelik paketinin tüketicilere seçili olarak sunulması konusunda makul bir gerekçe olarak kabul edilemeyeceği, bu çerçevede, inceleme konusu ticari uygulamanın, tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozabileceği, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacağı bir tüketici işlemine taraf olmasına yol açabileceği gerekçesiyle haksız ticari uygulama niteliğinde olduğu değerlendirmiş olup” </em>ifadelerine yer verilmiştir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.3. Sözleşmenin Sonlandırılmasının Engellenmesi veya Güçleştirilmesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketiciler, karanlık ticari tasarımlarla sadece bir abonelik sözleşmesinin kurulma aşamasında değil aynı zamanda abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında da karşılaşabilmektedir. Örneğin Avustralya’da yapılan bir çalışmada en az bir aktif aboneliği olan 1.000 tüketici ile yapılan anket çalışmasında tüketicilerin %75’inin aboneliklerini iptal etmeye çalışırken olumsuz bir deneyim yaşadığı bulgusuna ulaşılmıştır (CPRC, 2024:6). Abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında tüketicilerin karşılaşabilecekleri karanlık ticari tasarım türleri tıpkı sözleşmenin kurulması sürecinde olduğu gibi farklılık göstermekte olup bu karanlık ticari tasarım türlerinin kullanılması ile amaçlanan aboneliklerin sona erdirilmesi için yapılması gereken işlemler olması gerektiğinden daha zor hale getirilerek tüketicilerde aboneliğin sonlandırılması konusundaki sahip oldukları iradenin zayıflatılmasıdır. Örneğin bunlardan biri literatürde “Hamam Böceği Moteli (Roach Motel)” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım türüdür. Roach Motel, hamam böceklerini yakalamak için tasarlanmış bir cihaz olup sloganı, <em>“Hamam böcekleri içeri girer, ama dışarı çıkmaz! </em>olarak belirlenmiştir. Karanlık ticari tasarım türü olarak Roach Motel (Hamam Böceği Moteli) ise bir hizmete veya aboneliğe kaydolmanın kolay, ancak iptal etmenin çok zor olduğu durumları ifade etmek için kullanılmaktadır (Brignull ve başk).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında tüketicilerin karşılaşabileceği bir diğer karanlık ticari tasarım türü ise “tıklama yorgunluğu (click fatigue)” olarak adlandırılan ve tüketicileri işletme tarafından tercih edilen seçeneği seçmeye yönlendirmek için farklı seçeneklere giden farklı uzunluklarda tıklama yolları oluşturulması durumudur (OECD, 2022:10).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması sürecini engelleyen veya güçleştiren karanlık ticari tasarımlara örnek olarak aboneliğin sonlandırılma gerekçesine ilişkin olarak tüketicilerin çok sayıda çevrimiçi form doldurmak zorunda/seçenek işaretlemek zorunda bırakılması ve bu işlemler tamamlanmadan tüketicilerin aboneliği sonlandırmasına izin verilmemesi verilebilir. Bir başka örnek olarak ise aboneliklerin sonlandırılma sürecini başlatacak butonların/sekmelerin kullanıcı arayüzlerinin fark edilmeyecek yerlerinde gizlenmesi verilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmesinin sonlandırılması sürecinin güçleştirilmesine örnek olarak Reklam Kurulunun 10.09.2024 tarihli ve 349 Sayılı toplantısında alınan karar verilebilir. Bu kararında Kurul,<em> &#8220;…Hesabın kapatılması ve verilerin silinmesi&#8221; aşaması kapsamında ise ilgili internet sitesinde hesap silmek için gidilmesi gereken ekranın hesap oluşturmak için izlenmesi gereken aşamalara göre daha karmaşık seyrettiği ve hesabın kapatılarak verilerin silinmesi için gereken onayın mükerrer olarak talep edildiği,” </em>gerekçesiyle haksız ticari uygulamada bulunan şirket hakkında idari yaptırım kararı uygulanmasına karar verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Norveç Tüketici Konseyinin (Forbrukerrådet) Amazon Prime’ın abonelik iptal sürecine ilişkin yürüttüğü incelemede ise, bir tüketicinin “Amazon Prime” aboneliğini sonlandırabilmesi için ilk önce Amazon hesabına giriş yapması, sonrasında menüyü açarak &#8220;Hesabınız&#8221; seçeneğine tıklaması ve bunun ardından &#8220;Prime Üyeliği&#8221; seçeneğine tıklaması gerektiği tespit edilmiştir. Ancak tüketicilerin gerçekleştirmesi gereken işlemler bununla sınırlı değildir. İlerleyen aşamada, tüketicilerin altı farklı sayfaya tıklayıp bunları kaydırmalı ve en nihayetinde iptal işleminin onaylandığını gösteren &#8220;İptal onaylandı&#8221; metnini görene kadar bir dizi seçim yapması gerektiği tespit edilmiştir. Bu nedenle Norveç Tüketici Konseyi, <em>“You Can Log Out, But You Can Never Leave (Oturumu Kapatabilirsiniz Ama Asla Ayrılamazsınız)”</em> başlıklı raporunda, Amazon Prime’ın iptal prosedürünün oldukça uzun, karmaşık ve manipülatif tasarımlar içerdiğini belirtmiştir. Bu nedenle ilgili tüketiciyi koruma otoritesinden, Amazon Prime’ın tüketicilere sunduğu iptal prosedürünün Pazarlama Kontrol Yasası kapsamında haksız ticari uygulama teşkil edip etmediğinin değerlendirmesini talep edilmiştir (Forbrukerrådet, 2021). Burada Amazon Prime üyeliğinin iptali işlemleri zor ve karmaşık hale getirildiği için hamam böceği moteli (roach motel) ve tıklama yorgunluğu (click fatigue) olarak adlandırılan karanlık ticari tasarım türlerinden bahsedilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde, abonelik sözleşmelerinin sonlandırılmasının engellenmesini veya güçleştirilmesini yasaklayan temel düzenleme 24.01.2015 tarihli ve 29246 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin “Fesih bildirimi” başlıklı 23’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, <em>“Satıcı veya sağlayıcı, abonelik sözleşmesinin feshi için sözleşmenin tesis edilmesini sağlayan yöntemden daha ağır koşullar içeren veya tüketicinin sözleşmeyi feshetmesini zorlaştıran bir yöntem belirleyemez.”</em> hükmüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında tüketicileri karşılaşabilecekleri karanlık ticari tasarımlardan koruyabilmek için mevzuat hükümlerinde satıcı ve sağlayıcılara, fesih süreçlerinin kolaylaştırılması yönünde ilave yükümlülükler getirilmelidir. Bu yönde bir düzenlemeye örnek olarak 17.08.2021 tarihli Federal Resmî Gazetede yayımlanan Adil Tüketici Sözleşmeleri Yasası (Gezets für faire Verbraucherverträge)<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a> ile Alman Medeni Kanunu’na (BGB)<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a> eklenen <em>“Elektronik ticarette tüketici sözleşmelerinin feshi”</em> başlıklı 312k maddesinde yer alan düzenlemeye verilebilir. Bu düzenlemeye göre, tüketicilere sözleşmeyi olağan veya olağanüstü şekilde feshetmek için bir açıklama yapmasını sağlayan bir fesih butonu sunulması yükümlülüğü getirilmiş olup fesih butonunun &#8220;Sözleşmeleri buradan feshet&#8221; veya benzer şekilde açık bir ifadeyle etiketlenmiş olması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Düzenlemeye göre bu buton tüketicileri doğrudan bir onay sayfasına yönlendirmelidir. Buna ilaveten onay sayfasının tüketicilerin fesih açıklamasını yapmasını sağlayan bir onay butonu içermesi ve bu butonun yalnızca &#8220;Şimdi feshet&#8221; veya benzer şekilde açık bir ifadeyle etiketlenmiş olması ve butonlar ile onay sayfasının her zaman kullanılabilir, doğrudan ve kolay bir şekilde ulaşılabilir olması gerektiği düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.4. Yanıltıcı Ücretsiz Deneme Uygulamaları</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ücretsiz deneme uygulamaları tek başına tüketicileri aldatıcı ve yanıltıcı nitelikte olmayıp bunun aksine tüketiciler açısından bazı faydaları beraberinde getirmektedir. Ücretsiz deneme süreçlerinde tüketiciler herhangi bir maddi bedel ödemeden abone olmak istedikleri mal veya hizmeti deneyimleme imkanına sahip olmaktadırlar. Buna ilaveten hizmetten memnun kalınmadığı durumda tüketiciler cayma hakkını kullanmaya gerek kalmadan deneme süreci içinde hizmetten yararlanmayı sonlandırabilirler. Ücretsiz deneme uygulamalarının tüketicilere sağladığı bir diğer fayda ise rakiplerin sunduğu hizmetleri karşılaştırma imkanının elde edilmiş olmasıdır. Ancak ücretsiz deneme hizmetlerine ilişkin tekliflerinin tüketicilere sunulması ve bu hizmetlerden faydalanılması aşamasında da karanlık ticari tasarımlar kullanılabilmektedir. &nbsp;Ücretsiz deneme uygulamalarında karşılaşılan temel sorunlar aşağıdaki durumlar örnek olarak verilebilir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ücretsiz deneme süresi sonunda ücretli bir aboneliğin başlayacağı bilgisinin gizlenmesi,</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ücretsiz deneme süresi sonunda ücretli bir aboneliğin kendiliğinden başlayacağı durumlarda tüketicilerin ücretsiz deneme hizmetini sonlandırmalarının engellenmesi veya güçleştirilmesi,&nbsp;&nbsp;</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Tüketicilerin ücretsiz deneme hizmetinden faydalanabilmeleri için başlangıçta kredi/banka kartı gibi ödeme araçlarına ilişkin bilgilerini paylaşmaya mecbur bırakılması,</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ücretsiz deneme teklifinin gerçeğe aykırı olarak belirli bir zaman veya miktarla sınırlı olduğunun ifade edilmesi,</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşik Krallık Reklam Uygulamaları Komitesi (CAP)<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a> reklamverenler için hazırladığı Rehberde, &#8220;Ücretsiz deneme&#8221; içeren abonelik hizmetlerine ilişkin reklamlarda, deneme süresi bittikten sonra iptal edilmediği sürece ücretli aboneliğin otomatik olarak başlayıp başlamadığı ve aboneliğin iptal edilmemesi durumunda ortaya çıkacak mali yükümlülüğün kapsamı gibi konularda açık bilgilendirme yapılması gerektiğini ifade etmiştir (CAP, 2017:5). Rehber’de ilave olan belirtilen hususlara aşağıda yer verilmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Önemli koşullar belirgin olmalı ve diğer bilgilerden ayrı olarak sunulmalıdır.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Deneme veya teklife yapılan en belirgin atıfların hemen ardından önemli koşullar belirtilmelidir.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Hizmete ilişkin önemli koşullara ilişkin bilgilendirmelerin göze çarpan “ücretsiz deneme” veya tanıtım metni, &#8220;Başlat&#8221; ifadesi gibi belirgin işlem düğmelerinden uzak bir konuma yerleştirilmemelidir.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Önemli koşulların hemen görünür olması gerekmektedir (Rehber’de açılır pencereler yeterli görülmemektedir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Federal Ticaret Komisyonu (FTC) ücretsiz deneme içeren bir teklifi kabul etmeden önce tüketicilerin dikkat etmesi gereken hususlara ilişkin hususlara ilişkin yaptığı açıklamalarda; tüketicilerin, ücretsiz deneme teklifinin koşullarına ilişkin bilgilendirmelere ulaşması gerektiği ve yapılan bilgilendirmelerde tüketicilerin tam olarak neye onay verdiği, ücretsiz deneme süresi ve ücretsiz deneme süresinin sona ermesinin ardından ücret ödemek istemeyen tüketicilerin hizmeti nasıl ve ne zaman sonlandırabileceğine ilişkin bilgilerin yer alması gerektiği ifade edilmiştir. Konuya ilişkin yapılan açıklamaların devamında, bahsi geçen bu bilgilendirmelerin bulunmamasının şirketin iptal ve iade işlemlerini zorlaştıracağının bir işareti olabileceği ifade edilmiştir. Bunlara ilaveten satıcı ve sağlayıcılar hakkında araştırma yapılması (inceleme ve perakende sitelerinden, arama motorlarından ve diğer kaynaklardan gelen&nbsp;kullanıcı yorumları vb.) ve önceden seçili gelen seçeneklere dikkat edilmesi gerektiği ifade edilmiştir (FTC, 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reklam Kurulu’nun 10.09.2024 tarihli ve 349 sayılı toplantısında,<em> “…7 günlük ücretsiz denemeden yararlanmak için &#8220;Lütfen ödeme bilgilerini gir.&#8221; ibaresiyle yönlendirilen ekranda kredi kartı bilgilerinin eklenmesinin zorunlu tutulduğu, aksi takdirde söz konusu ücretsiz denemeden yararlanılamadığı, ne var ki &#8220;7 Gün Ücretsiz Dene&#8221; ibareleri ile başlı başına &#8220;deneme&#8221; kavramının ortalama tüketici nezdinde uygulamada yapıldığı gibi yeni bir abonelik sürecinin başlatılmasını değil yalnızca belirli bir süre &#8220;deneme&#8221; konusu hizmetten herhangi bir ücret ödemeksizin veya ödeme bilgisi gerekmeksizin faydalanma beklentisini doğurduğu, zira o aşamada zaten tüketicinin henüz abonelik sözleşmesine taraf olup olmama konusunda net bir fikri bulunmadığından kendisine sunulan ücretsiz deneme süresi teklifi ile hizmeti tecrübe ederek sonrasında abone olup olmamaya karar verebileceği, bu anlamda deneme süresinde hizmetten memnun kalınmadığında sürenin bitiminde ayrıca başkaca bir işlem yapmaya gerek olmaksızın hizmetin kendiliğinden son bulması gerektiği, ancak abone olunarak hizmetten yararlanmaya devam etmenin tercih edilmesi halinde ilgili mevzuat uyarınca gerekli bilgilendirmelerin yapılarak ödeme bilgilerinin talep edilebileceği dikkate alındığında mevcut uygulamada tekliften yararlanmak isteyen tüketicilerden zorunlu olarak kredi kartı veya banka kartı bilgileri alınmak suretiyle belirli periyotlarla otomatik olarak yenilenecek bir aboneliğin başlatıldığı, &#8220;ücretsiz deneme&#8221; kavramının ortalama tüketicide yarattığı beklentinin karşılanmadığı ve yanıltıcılık içerdiği, tüketiciye seçeneklerin önceden seçili olarak sunulduğu ve belirli bir işleve erişmek için bir şey yapmaya zorlanması suretiyle karar verme veya seçim yapma iradesini olumsuz etkileyen karanlık ticari tasarım kullanıldığı…” </em>gerekçesiyle ticari uygulamada bulunan şirket hakkında idari yaptırım kararı uygulanmasına karar verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik temelli iş modellerinin dijital ekonomide giderek yaygınlaşması, tüketici hukukunun klasik sorun alanlarını aşan yeni riskleri beraberinde getirmiştir. Karanlık ticari tasarımlar, dijital arayüzler aracılığıyla tüketicilerin karar verme özgürlüğünü zayıflatan ve ekonomik davranışlarını satıcı veya sağlayıcı lehine şekillendiren uygulamalar olarak öne çıkmaktadır. Bu tasarımların özellikle abonelik sözleşmeleri bağlamında kullanılması, tüketicilerin farkında olmadan uzun süreli mali yükümlülükler altına girmesine veya sözleşme ilişkisini sona erdirememesine yol açmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk hukukunda karanlık ticari tasarım kavramı açıkça tanımlanmamış olmakla birlikte, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nde yer alan düzenlemeler ve Reklam Kurulu kararları aracılığıyla bu tür uygulamaların haksız ticari uygulama olarak değerlendirildiği görülmektedir. Reklam Kurulu’nun abonelik sözleşmeleri bağlamında verdiği kararlar incelendiğinde tüketicilerin irade serbestisini merkeze alan bir yaklaşım benimsendiği görülmektedir. Bununla birlikte, mevcut düzenlemelerin büyük ölçüde sonradan denetim ve yaptırıma dayalı olduğu, önleyici mekanizmaların ise sınırlı kaldığı sonucuna varılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, abonelik sözleşmelerinde karanlık ticari tasarımlarla daha etkin mücadele edilebilmesi için mevzuatta açık, öngörülebilir ve teknik gelişmelere uyumlu düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Özellikle otomatik yenileme sistemleri, fesih süreçleri ve ücretsiz deneme uygulamalarına ilişkin şeffaflık, açık rıza ve kolay iptal ilkelerinin pratikte tüketicilerin yaşadığı sorunları da giderecek ve proaktif bir yaklaşımı esas alacak şekilde daha net biçimde düzenlenmesi önem taşımaktadır. Ayrıca, kullanıcı arayüzü tasarımlarına ilişkin asgari standartların belirlenmesi ve tüketicilerin dijital okuryazarlığının artırılmasına yönelik politikaların geliştirilmesi, karanlık ticari tasarımların etkisini azaltacak tamamlayıcı unsurlar olarak değerlendirilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, abonelik tuzakları ve karanlık ticari tasarımlar yalnızca bireysel tüketici zararları doğurmakla kalmamakta; aynı zamanda rekabetin bozulmasına ve dijital pazarlara duyulan güvenin zedelenmesine de yol açmaktadır. Bu nedenle, tüketicinin korunması ile adil rekabetin sağlanması amacıyla, hukuki düzenlemelerin ve idari uygulamaların bu alandaki gelişmelere paralel olarak güçlendirilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6.</strong> <strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">BERBECE, S. (2019) “Let There Be Light!’ Dark Patterns Under the Lens of the EU Legal Framework”, URL:&nbsp;<a href="https://dx.doi.org/10.2139/ssrn.3472316">https://dx.doi.org/10.2139/ssrn.3472316</a>&nbsp;(E.T.: 10.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">BLASETTI, C. (2022) “The Bright Side of Dark Patterns: A Proposal of Guidelines For The Application of Deceptive Design to UX to Stimulate A More Sustainable And Pata Protection-Oriented Customer Journey”, URL:&nbsp;<a href="https://tesi.luiss.it/34537/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://tesi.luiss.it/34537/</a>&nbsp;(E.T: 06.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">BRIGNULL, H. (2010) “Dark Patterns”, URL:&nbsp;<a href="https://old.deceptive.design/main_page/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://old.deceptive.design/main_page/</a>&nbsp;(E.T: 02.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">BRIGNULL, H., LEISER, M., SANTOS, C., &amp; DOSHI, K “Deceptive Patterns”, URL:&nbsp;<a href="https://www.deceptive.design/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.deceptive.design/</a>&nbsp;(E.T: 02.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">CALAWEN, D. (2022) “Dark Patterns: Effect on Overall User Experience and Site”, URL:&nbsp;<a href="https://doi.org/10.21427/BRW3-HZ03" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://doi.org/10.21427/BRW3-HZ03</a>&nbsp;(E.T: 08.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">COMMITTEE OF ADVERTISING PRACTICE (CAP) (2017) “Guidance on “Free Trial” or Other Promotional Offer Subscription Models”</p>



<p class="wp-block-paragraph">COMPETITIONS AND MARKETS AUTHORITY (CMA) (2022) “Online Choice Architecture-How Digital Design Can Harm Competition And Consumers”</p>



<p class="wp-block-paragraph">CONSUMER POLICY RESEARCH CENTER (CPRC) (2024) “Let Me Out – Subscription Trap Practices in Australia”</p>



<p class="wp-block-paragraph">EUROPEAN COMMISSION (2022) “Behavioural Study On Unfair Commercial Practices In The Digital Environment: Dark Patterns and Manipulative Personalisation-Final Report”</p>



<p class="wp-block-paragraph">FEDERAL TRADE COMMISSION (FTC) (2022) “Bringing Dark Patterns to Light”, URL:&nbsp;<a href="https://www.ftc.gov/reports/bringing-dark-patterns-light">https://www.ftc.gov/reports/bringing-dark-patterns-light(07.01.2026)</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">FEDERAL TRADE COMMISSION (FTC) (2024) “Getting In and Out of Free Trials, Auto-Renewals, and Negative Option Subscriptions”</p>



<p class="wp-block-paragraph">FORBRUKERRÅDET (2021), URL:<a href="https://www.forbrukerradet.no/news-in-english/amazon-manipulates-customers-to-stay-subscribed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.forbrukerradet.no/news-in-english/amazon-manipulates-customers-to-stay-subscribed/</a>&nbsp;(E.T: 03.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">GRAY, C., KOU, Y., BATTLES, B., HOGGATT, J., &amp; TOOMBS, A. (2018). “The Dark (Patterns) Side of UX Design”, Conference: <em>CHI&#8217;18: Proceedings of the 2018 CHI Conference on Human Factors in Computing Systems</em>, Montréal, URL: <a href="https://doi.org/10.1145/3173574.3174108">https://doi.org/10.1145/3173574.3174108</a> (E.T: 13.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">ICPEN. (2024) “ICPEN Dark Patterns in Subscription Services Sweep Public Report”, URL:<a href="https://icpen.org/news/1360" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://icpen.org/news/1360</a>&nbsp;(E.T: 04.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">INTERNATIONAL CHAMBER OF COMMERCE (ICC) (2023) “ICC Principles on Automatic Subscription Renewals”</p>



<p class="wp-block-paragraph">KONSUMENTVERKET (2021) “Barriers To A Well-Functiong Digital Market – Effects of Visual Design And Information Disclosures On Consumer Detriment” URL:<a href="https://publikationer.konsumentverket.se/produkter-och-tjanster/ovriga-omraden/underlagsrapport-20211-barriers-to-a-well-functioning-digital-ma" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://publikationer.konsumentverket.se/produkter-och-tjanster/ovriga-omraden/underlagsrapport-20211-barriers-to-a-well-functioning-digital-ma</a>&nbsp;(E.T.: 05.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">LEISER, M., &amp; YANG, W.-T. (2022) “Illuminating Manipulative Design: From ‘dark Patterns’ to Information Asymmetry and The Repression of Free Choice Under The Unfair Commercial Practices Directive”, URL:&nbsp;<a href="https://doi.org/10.31235/osf.io/7dwuq%20">https://doi.org/10.31235/osf.io/7dwuq </a>&nbsp;(E.T: 07.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">MATHUR, A., ACAR, G., FRIEDMAN, M., LUCHERINI, E., MAYER, J., CHETTY, M., &amp; NARAYANAN, A. (2019)” Dark Patterns at Scale: Findings from a Crawl of 11K Shopping Websites”, Proceedings of the ACM on Human-Computer Interaction, 3(CSCW), ss. 1-32, URL:&nbsp;<a href="https://dl.acm.org/doi/10.1145/3359183" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://dl.acm.org/doi/10.1145/3359183</a>&nbsp;(E.T: 08.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">OECD (2022) “Dark Commercial Patterns”, OECD Digital Economy Papers, No: 33, Paris, OECD Publishing, URL:&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1787/44f5e846-en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://doi.org/10.1787/44f5e846-en</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">RESERVE BANK OF INDIA (2020) URL: <a href="https://www.rbi.org.in/Scripts/NotificationUser.aspx?Id=12002&amp;Mode=0">https://www.rbi.org.in/Scripts/NotificationUser.aspx?Id=12002&amp;Mode=0</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">RHODES, A. (2023) “A Survey on Drip Pricing and Other False Advertising” URL:&nbsp;<a href="https://dx.doi.org/10.2139/ssrn.4430453" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://dx.doi.org/10.2139/ssrn.4430453</a>&nbsp;(E.T: 11.01.2026) TİCARET BAKANLIĞI, URL:&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/tuketici/ticari-reklamlar/reklam-kurulu-kararlari" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://ticaret.gov.tr/tuketici/ticari-reklamlar/reklam-kurulu-kararlari</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> 2005/29/EC sayılı Direktif’e ilişkin olarak hazırlanan Rehber’de, damlama fiyatlandırmanın, tacirlerin satın alma süreci boyunca, örneğin kaçınılmaz olan ve en başından itibaren fiyata dahil edilmesi gereken ücretleri ekleyerek veya başka bir şekilde nihai fiyatı keyfi olarak artırarak maliyet eklediği durumları kapsadığı ifade edilerek bu tür bir uygulamanın Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi’ni (UCPD) ihlal eden yanıltıcı bir eylem veya ihmal anlamına gelebileceği ifade edilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> bkz: <a href="https://old.deceptive.design/main_page/">https://old.deceptive.design/main_page/</a>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> 5.000 Hindistan Rupisi olarak belirlenen limit ilerleyen süreçte 15.000 Hindistan Rupisine yükseltilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> https://www.bmjv.de/SharedDocs/Downloads/DE/Gesetzgebung/BGBl/Bgbl_Faire_Verbrauchervertraege.html</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> Bürgerliches Gezetsbuch</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> Committee of Advertising Practice</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Jeo-ekonomik Dönüşüm Üzerinden Euro ve Modernize Edilmiş Avrupa Birliği (AB) Taslak Gümrük Kanunu Hakkında Değerlendirme</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/kuresel-jeo-ekonomik-donusum-uzerinden-euro-ve-modernize-edilmis-avrupa-birligi-ab-taslak-gumruk-kanunu-hakkinda-degerlendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Üzer &#38; Nurhan Verda Ecim]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:02:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Euro]]></category>
		<category><![CDATA[Geoeconomics]]></category>
		<category><![CDATA[Güven ve Kontrol Et Operatörü]]></category>
		<category><![CDATA[Jeo-ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Menşe]]></category>
		<category><![CDATA[Modernised Union Customs Code]]></category>
		<category><![CDATA[Modernize Edilmiş Birlik Gümrük Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Origin of Goods]]></category>
		<category><![CDATA[Trust and Check Operator]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8454</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıda, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde tarafından yapılan bir konuşmadan yola çıkılarak, revizyonist devletlerin sayısının ve kararlılığının arttığı günümüzde, Euro’nun geleceği konusundaki olası inisiyatiflerin hangi şartlarda olumlu sonuçlar doğuracağı konusunda ve mevcut jeopolitik kaymalar temelinde, öncü bir tartışma açılmaya çalışılacaktır. Küresel para sisteminin, küresel üretim ve ticaret sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğu dikkate alındığında, daha güvenli, hızlı, etkin ve sağlam jeopolitik uzlaşılara dayanan yeni veya güçlendirilmiş uzun mesafe taşıma hatlarının ortaya çıkması durumunda, küresel para sisteminin de bu yeni duruma göre yeniden şekilleneceğini beklemek mümkündür. İşte Avrupa Birliği (AB)’nin yavaş yavaş şekillendirmekte ve hayata geçirmekte olduğu Gümrük Reformu’nun arka planını bu tablo inşa etmektedir. Daha net ifade etmek gerekirse, AB Gümrük Reformu, arada sırada yapılan idari bir gözden geçirme değil, bilakis 21. yüzyıl devasa jeopolitik kaymasına uyumda buzdağının su üstünde görünen kısmıdır. Bu yazı, yazarları tarafından ‘Ticarette Uzman Görüş Dergisi’nde’ yayımlanan bir seri yazının bir sonraki halkası olarak tasarlanmıştır. Bu çerçevede, söz konusu jeopolitik kayma, özellikle uzun mesafe taşımacılık hatlarındaki tarihsel ve güncel jeopolitik değişimler açısından daha önceki yazılarımızda incelendiği için, bu sefer küresel para mimarisindeki derin dönüşüm hem AB ile ilişkilerimizdeki olası etkileri hem de AB Gümrük Reformu açısından değerlendirilecektir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde tarafından yapılan bir konuşmadan yola çıkılarak, revizyonist devletlerin sayısının ve kararlılığının arttığı günümüzde, Euro’nun geleceği konusundaki olası inisiyatiflerin hangi şartlarda olumlu sonuçlar doğuracağı konusunda ve mevcut jeopolitik kaymalar temelinde, öncü bir tartışma açılmaya çalışılacaktır. Küresel para sisteminin, küresel üretim ve ticaret sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğu dikkate alındığında, daha güvenli, hızlı, etkin ve sağlam jeopolitik uzlaşılara dayanan yeni veya güçlendirilmiş uzun mesafe taşıma hatlarının ortaya çıkması durumunda, küresel para sisteminin de bu yeni duruma göre yeniden şekilleneceğini beklemek mümkündür. İşte Avrupa Birliği (AB)’nin yavaş yavaş şekillendirmekte ve hayata geçirmekte olduğu Gümrük Reformu’nun arka planını bu tablo inşa etmektedir. Daha net ifade etmek gerekirse, AB Gümrük Reformu, arada sırada yapılan idari bir gözden geçirme değil, bilakis 21. yüzyıl devasa jeopolitik kaymasına uyumda buzdağının su üstünde görünen kısmıdır. Bu yazı, yazarları tarafından ‘Ticarette Uzman Görüş Dergisi’nde’ yayımlanan bir seri yazının bir sonraki halkası olarak tasarlanmıştır. Bu çerçevede, söz konusu jeopolitik kayma, özellikle uzun mesafe taşımacılık hatlarındaki tarihsel ve güncel jeopolitik değişimler açısından daha önceki yazılarımızda incelendiği için, bu sefer küresel para mimarisindeki derin dönüşüm hem AB ile ilişkilerimizdeki olası etkileri hem de AB Gümrük Reformu açısından değerlendirilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar kelimeler:</strong> Euro, Modernize Edilmiş Birlik Gümrük Kanunu, Jeo-ekonomi, Menşe, Güven ve Kontrol Et Operatörü</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">This article starts from a speech by European Central Bank President Christine Lagarde, who discusses the potential future of the Euro in the global stage. Given that the global monetary system is an integral part of the global trade and investment system, we claim that this potential can come true if the emergence of new or strengthened long-distance trade routes based on robust geopolitical consensus can be reached. We also claim that this framework is one the reasons of the Customs Reform that the European Union is gradually shaping and implementing. To be more precise, the EU Customs Reform is not a next administrative overhaul, but rather a radical paradigm shift in customs administration to adapt to the massive geopolitical shifts of the 21st century. This article is designed as the next stage in a series published by its authors in the &#8220;Journal of Expert Opinion in Trade.&#8221; The previous four articles have examined historical and current geopolitical changes in long-distance transportation lines from the geopolitical point of view.&nbsp; This time Lagarde’s speech which implies a profound transformation in the global monetary architecture will be evaluated in terms of both its possible effects on our relations with the European Union and the European Union Customs Reform itself.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Euro, Modernised Union Customs Code, Geoeconomics, Origin of Goods, Trust and Check Operator,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ, METODOLOJİ VE KURAMSAL YAPI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazı aslında ‘Ticarette Uzman Görüş Dergisi’nde yayımlanan bir seri yazının beşincisidir<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>. Kıymetli okuyucudan, bu yazıyı önceki dört yazının devamı olarak değerlendirmelerini rica ediyoruz. Önceki yazılarımız, genelden özele olarak tanımlayabileceğimiz bir yapıda sunulmuştu. Önceki yazılarımızda kuramsal ve mevcut küresel durum bir arada değerlendirilerek ortaya bir çerçeve konulmuş, daha sonra bu çerçeve içinde Avrupa ve Türkiye’nin durumu hakkında öngörülerde bulunulmuş ve en sonunda Bakanlığımızın faaliyetleri konusunda bazı önerilerde bulunulmuştu. Bu yazıda da benzer bir yöntem uygulanacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önceki yazılarımızda, organik jeopolitik teoriler ile Coase’ın ‘transaction costs’ (daha geniş anlamda ticaret maliyetleri) kavramları üzerinde durularak, OECD ve Dünya Bankası Raporları ile AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve ABD Başkan Yardımcısı Vance’in konuşmalarından alıntılar yapılmış ve bu alıntılar yorumlanmıştı. Bu yazı da diğerlerinin üzerine inşa edildiği için, jeopolitik teoriler ve ticaret maliyetleri kavramları üzerinde durulmayacak. Bu yazıda, henüz ortaya çıkmaya başlayan ve güven inşası kavramı etrafında şekillenmekte olan NeoKeynesyen yaklaşım (teori diyemiyoruz, çünkü bu yaklaşım henüz yeteri olgunluğa ulaşmış durumda değil) üzerinden Avrupa Birliği Merkez Bankası Başkanı Lagarde’ın konuşmaları yorumlanarak, Türkiye’nin dönüşen büyük (grand) stratejisinin mevcut küresel durum içindeki konumu konusunda değerlendirmelerde bulunulacaktır. Bunun için de önce <em>para nedir diye sorulacak,</em> daha sonra, önce Keynesyen daha sonra neokeynesyen teoriler ile jeopolitik teoriler bir arada değerlendirilerek ve uluslararası ‘güven’ inşasının geçmişte nasıl gerçekleştirildiği incelenerek, geleceğe yönelik tahmin ve öneriler sunulacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda, yukarıda değinilen daha önceki yazılarda olduğu gibi, küresel güvenlik mimarisindeki derin değişimin getirdiği hem küresel hem de bölgesel tehditlerin, Avrasya ve hatta Afro-Avrasya’da işbirliğinin artırılması yoluyla barış ve refaha dönüştürülmesinin mümkün olduğu ve bu sürecin nasıl işleyebileceği ana hatları ile bir kez daha işlenecektir. Bu kez, AB’nin üzerinde uzun zamandır çalışmakta olduğu AB Gümrük Kanunu ve Gümrük Birliği daha detaylı ve kavramlar üzerinden incelenecektir. Zira, <strong>her derin dönüşüm yeni kavramlar üretir </strong>ve AB Gümrük Kanunu’nun özellikle dijitalleşmeye dayanan bu kapsamlı dönüşümünün, neden öncekilerden önemli ölçüde farklı olacağı ortaya konulacaktır. Bu yeni dönemde Türkiye, 19. yüzyıl İngiltere’si gibi orta büyüklükte ama sıra dışı stratejik özelliklere sahip bir ülke olarak, hem ciddi tehditlerle hem de ciddi fırsatlarla karşı karşıyadır. Bu yazının temel amacı, dünyadaki gelişmeleri ve geniş ve kapsamlı bir şekilde değerlendirerek, <strong>Bakanlığımızın faaliyet alanı içinde yapabilecekler konusunda bir öneri sunmaktır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu öneri için en iyi başlangıç noktası, ironik bir şekilde, nispeten yakın zamanda Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde tarafından yapılan konuşma serisinden alıntı yapılacaktır. Zira, Trump’ın başkan seçilmesi ile başlayan süreçte, AB’nin tepkisinin nasıl şekilleneceğini en iyi anlatan örneğin bu konuşma serisi olduğunu düşünüyoruz. Gümrük vergileri bir artar bir iner, sonuçta bu kadar oynak bir ortamda ileriye dönük tahminlerde bulunmak mümkün olmayabilir. Ama küresel para birimi için güven inşası uzun soluklu ve kapsamlı bir süreçtir ve doğru parametrelere bakılırsa, başından işin sonunu tahmin etmek daha kolay olabilir. <strong>Biz bu sürecin Türkiye – AB ilişkilerini daha da derinleştireceğini öne süreceğiz.</strong> Bir önceki yazımızda, Trump ile başlayan dönemin AB’sinde ‘subsidiarite ilkesini<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>’&nbsp; nispeten zayıflatarak, daha fazla ‘birlik’ olmuş bir AB’nin ortaya çıkmakta olduğunu öne sürmüştük. Bu yazı, bu iddiayı devam ettirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. AVRUPA MERKEZ BANKASI BAŞKANI LAGARDE’IN KONUŞMASINDAN KESİTLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde’ın konuşmasının oturduğu perspektifi daha iyi anlamak için önce Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yakın zamanda yaptığı bir konuşmaya bakmak faydalı olabilir<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;<em>Dünya tanınmayacak kadar değişti. &#8230; Bildiğimiz şekliyle küresel ekonomi, kalıcı bir değişime doğru yol alıyor. Mesele şu ki, dünya politikalarımızdan daha hızlı değişiyor. Kurumlarımız, hızla değişen dünyaya ayak uydurmak için düşünme biçimlerini, politika oluşturma biçimlerini ve karar alma biçimlerini dönüştürmelidir. &#8230; (5:00) Ancak hepimiz ölçekle ilgili bir sorunumuz olduğunu biliyoruz. Girişimlerimiz büyüdükçe, risk sermayesinin sınırlı erişilebilirliği onları sıklıkla yabancı yatırımcılara yönelmeye zorluyor. Bu, servet ve egemenliğin başka bir yere gitmesi anlamına geliyor. Ancak bu yatırımın Avrupa&#8217;yı seçmesini istiyoruz. &#8230;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(9:20) Daha karmaşık bir şeye doğru bir kayma görüyoruz. Bu şey yeni jeoekonomi. Ekonomi, günümüz dünyasında güç araçlarının merkezi haline geldi. Ekonomik kaldıraçları kontrol edenler, başkaları üzerinde de kontrol uygulayabilenlerdir. … (13:20) Avrupa için bu, her zamanki gibi iş yapmanın artık bir seçenek olmadığı anlamına geliyor.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(19:40) [Değişen politikalarımızın] Avrupa&#8217;nın geleneksel temkinli tavrından bir sapma olduğunu biliyorum. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz dünya, tereddütü değil hızı ödüllendiriyor. Çünkü günümüz dünyası affetmez. Ve küresel ekonomiler, birkaç yıl öncesine göre bile tamamen farklı. Avrupa artık işleri aynı şekilde yapamaz. Bu dersi enerji konusunda acı bir şekilde öğrendik, ancak kritik hammaddelerde tekrarlamayacağız. … Bugün çizdiğim tablo kasvetli ve küresel ekonominin parçalanma hızı alarm zillerini çaldırmalı. … Jeoekonomik istikrar çağında, … Avrupa jeoekonomik ağırlığını kendi avantajına kullanmalıdır</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peki tam olarak nasıl Avrupa jeoekonomik ağırlığını kendi avantajına kullanabilir?</strong> Avrupa Merkez Bankası başkanı Lagarde’a göre, bu sorunun cevabı, diğerlerinin yanında, Euro üzerinden de geçmektedir<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Euro, Avrupa&#8217;nın en büyük varlıklarından biridir. Ancak günümüzün jeoekonomi dünyasında, daha büyük ve daha çeşitli ekonomik şokların yaşanma olasılığının çevremizin değişmez bir parçası olarak kalması bekleniyor. Bu durum, bu yeni küresel ortamda önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Euro dünya sahnesinde nasıl bir rol oynamalı? …</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(7:20) On yıllardır ABD doları baskın küresel para birimi olmuştur. … Ancak dünya bir geçiş sürecinde. Jeopolitik değişimler ve artan politika belirsizliği, hiçbir para biriminin küresel konumunun garanti olmadığını, kazanılması gerektiğini hatırlatıyor. Bu değişen ortamda, Euro&#8217;nun küresel sahnedeki rolünü güçlendirmek için koşullar yaratmak için eşsiz bir fırsat var. … Euro&#8217;nun küresel konumunun yükseltilmesi somut faydalar sağlayacaktır. Örneğin<u>, ticaret faturalandırmasında Euro&#8217;nun</u> daha fazla kullanılması, ihracatçılar için işlem maliyetlerini düşürecek ve Euro bölgesindeki fiyatları döviz kuru oynaklığından koruyacaktır. Dahası, Euro cinsinden varlıklara yönelik artan yabancı talep, hane halkları, işletmeler ve hükümetler için borçlanma maliyetlerini düşürecektir. Amerika Birleşik Devletleri bağlamında, bu durum sıklıkla fahiş ayrıcalık</em><a href="#_ftn5" id="_ftnref5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em> (exorbitant privilage) olarak nitelendirildi. Doğru politikaları benimsemediğimiz sürece, Avro&#8217;nun daha güçlü bir uluslararası rolünün tüm faydalarından yararlanamayacağız. Riskleri göze alırken faydaları da elde etmek için Avrupa&#8217;nın ödevini yapması ve temellerini güçlendirmesi gerekiyor. Üç ana temelden bahsedeyim. Ekonomik açıdan bakıldığında, &#8230; Tasarruf ve Yatırım Birliği&#8217;ni tamamlamalıyız. &#8230; İkinci olarak, kurumsal düzeyde, yatırımcıların para birimimizin temelini oluşturan kurum ve politikalara olan güvenini sağlamalıyız. Üçüncü olarak, jeopolitik açıdan, açık ticaret taahhüdümüzü sürdürmeli ve küresel ortaklarla yeni anlaşmalar yapmalıyız. Aynı zamanda, Avrupa giderek belirsizleşen bir dünyada yolunu bulabilmek için güvenliğine yatırım yapmalıdır. &#8230; Dijital bir Euro üzerinde çalışıyor ve gelecekte uluslararası sınır ötesi işlemleri kolaylaştırabilecek Euro ile sınır ötesi ödemeleri artırma girişimlerini sürdürüyoruz. &#8230; Euro, bir kıtanın para birimi ve birliğin simgesi olmaktan daha fazlası olabilir. Küresel güvenin dayanağı haline gelebilir.</em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. ULUSLARARARASI GÜVEN İNŞASI VE KÜRESEL PARA SİSTEMİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Para Nedir? Paranın ilk nasıl ortaya çıktığını anlamak, ne olduğunu anlamamız açısından faydalı olabilir. Neoklasik ekonomi kuramına dayanan günümüz baskın anlayışı, paranın birbiri ile takas yapan insan ve insan topluluklarının, birebir takas şeklinin verimsiz ve her zaman geçerli olmaması nedeniyle, bozulmayan, saklanabilen ve herkes tarafından talep edilen bir madde veya ürünün para olarak kullanılmaya başlandığı düşüncesine dayanmaktadır. Bu tarz bir açıklama, neo-klasik ekonomi düşüncesinin kendisini politik ekonomiden titizlikle ayrıştırmasına başarıyla hizmet etmektedir. Eğer paranın tarihsel anlamda ortaya çıkması, nihayetinde ‘bırakınız yapsınlar’ kavramı ile de uyumluysa, o halde zaten (hegemon dışındaki) politik duruş ve hedeflere gerek bulunmamaktadır. Ancak, bu düşünceye karşı çıkan yaklaşımlar günümüzde güç kazanmaktadır. Evet tarihte deniz kabukları bir süre mübadele aracı olarak kullanılmış olabilir, ancak bu kullanım dar tarihsel zaman ve mekân aralıklarında gerçekleşmiştir. Nüfusun büyük kısmının kendine yeterli üretim birimlerinden çıkarak, bildiğimiz anlamda uzmanlaşmış üretim ve değişim ekonomisine geçmesi arttıkça, siyasi egemenlik ve uzlaşıya dayanan para birimlerinin ortaya çıkması da zorunluluk arz etmiştir<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a>. Egemenlik tesis etmeden para basmak tarihte çok sık görülen bir durum değildir. Elbette altın ve gümüşün siyasi bir otorite olmadan da ortak bir para birimi olması mümkündür ve olmuştur da. Ancak, şu hususu vurgulamak faydalı olabilir: herhangi bir altın veya gümüş parçasının saflığını tespit etmek çok zahmetli ve masraflı bir iştir. Sonuçta, altın ve gümüşün yaygın şekilde ve nispeten küçük alışverişlerde dahi para olarak kullanılabilmesi için, taraflar arasında daha fazla güvenin tesis edilmesi gerekir ki, bunun için siyasi otoritenin varlığı önemli ölçüde işleri kolaylaştırmaktadır. Siyasi otoritenin yetkilendirdiği darphaneler, değerli metale belirli bir form vererek ve üzerine belirli bir şekil basarak, o paranın içinde egemenin ilan ettiği miktarda değerli metal olduğunu kanıtlamaktadırlar. Dikkat edilirse burada siyasi egemenin sözünün piyasada bir değerinin olmasıdır. Dikkat edilirse burada değerli metalin para olma işlevinin yerine kısmen de olsa halkın hükümdara duyduğu güven<a href="#_ftn7" id="_ftnref7">[7]</a> geçmektedir. Modern ulus devlet, halk – egemen arasındaki ilişkilerin daha fazla güven tesis edilmesi yönünde yeniden düzenleyerek, değerli metale duyulan ihtiyacı neredeyse tamamen kaldırmış ve kâğıt paranın daha önceki dönemlerin aksine kalıcı olarak ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paranın ne olduğunu daha iyi anlamak için klasik ekonomi ile Keynesyen ekonomi arasındaki farkı daha iyi anlamak önem arz etmektedir. Klasik ekonomi anlayışı, herhangi bir dengesizlik durumunda, eğer piyasalara minimum devlet müdahalesi varsa, kendiliğinden makul bir sürede düzeleceğini varsaymaktadır. Keynes ise, bu yazının da yakın durduğu görüş olarak, ‘GÜVEN’ kavramına vurgu yapmakta ve güveni devamlı olarak izlenmesi ve inşa edilmesi gereken bir şey olarak ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, klasik ekonomi anlayışının güveni zaten ortada olan ve her zaman ortada olacak bir şey olarak algıladığını, Keynesyen ekonomi anlayışının ise bu varsayıma sahip olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Neo-klasik ekonomi anlayışı ise, ekonomi ile matematik arasında gereğinden fazla sıkı bir bağ kurarak, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Bretton Woods sistemi ile Washington Mutabakatının küresel meşruluğunun temelini hazırlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güven, inşa edilmesi gereken bir husustur. Eğer elinizde kâğıt veya madeni para varsa, bununla ihtiyacınız olanları satın almak istersiniz. Eğer alamıyorsunuz, elinizdeki mübadele aracının (ister kâğıt, isterse altın veya sanal olsun) değeri pek yoktur. Dolayısıyla, elinizdeki aracı para olarak kabul edebilmeniz için ihtiyaç duyduğunuz, sizde olmayan ve gelecekte de olması mümkün bulunmayan ürünleri, başkasının üretme kapasitesinin olması gerekir. Ayrıca, bu kişilerin elinizdeki para karşılığında size bu ürünleri vereceklerine güveniniz tam olmalıdır. İş burada da bitmemektedir. Eğer bu kişiler ile aranızda mesafe varsa, bu ürünleri güvenle taşıma imkanına da sahip olmanız gerekir. Eğer böyle bir imkânınız yoksa, bu taşıma işini paranızın bir miktarı karşılığında bir başkasının güvenle yapmasını istersiniz. Eğer ne kendiniz ne de başkası bu işi güvenle yapamıyorsa, bu durumda elinizdeki paranın yine hiçbir kıymeti yoktur. Dolayısıyla “ben bir para birimi kabul ettirmek istiyorum veya kendi para birimimi küresel para birimi olarak kabul ettirmek istiyorum” dendiği zaman, üretim kapasitesi ile taşımacılık hatları üzerindeki kontrol, “olmazsa olmaz” olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, başkasının gücüne güvenerek, “kendi para birimimi uluslararası kullanımda daha fazla yaygınlaştırmak istiyorum” demek ciddiye alınacak bir tutum değildir. Çünkü, ABD ile AB arasındaki anlaşmazlık konuları gittikçe artarken, tedarik zincirlerindeki aktörlerin ve nihai tüketici toplumların önümüzdeki yıllarda AB’yi daha ne kadar güvenilir ve sürdürülebilir bir tedarik zinciri partneri olarak görecekleri sorusu her geçen gün güçlenmektedir. <em>Diğer bir ifadeyle, taşıma LPG gibi pahalı veya güneş, rüzgar gibi stabil olmayan enerji kaynaklarına gittikçe daha fazla dayanmak zorunda kalan ve önümüzdeki on yılda Rusya tehdidinin yanında Afrika veya Ortadoğu kökenli nüfus tarafından da istila tehlikesi altında olan AB, daha ne kadar güvenilir ve sürdürülebilir bir ticaret partneri olabilir? </em>Daha da vahimi, ABD ile arasındaki anlaşmazlıkların artması durumunda, ABD daha ne kadar Avrupa yükü taşıyan gemilerin güvenliğini sağlamayı garanti edebilir? ABD’nin açık denizlerdeki kontrolünün gittikçe azalması, Çin yüzünden Pasifik’teki gücünü artırmaya başlaması ve Çin ile ABD arasındaki gemi inşa etme kapasitesi arasındaki farkın önemli ölçüde artmaya başladığı günümüzde, ABD neden Euro üzerinden ticareti yapılan ürünlerin güvenliğini taşımayı finanse etmeye devam etsin? Daha net bir ifadeyle, genelde AB’nin özelde Almanya’nın B planı ne olabilir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komisyon’un Ocak 2024 tarihinde Parlamento ve Konsey’e gönderdiği bir Rapor’da<a href="#_ftn8" id="_ftnref8">[8]</a> AB’nin ekonomik güvenlik açısından karşı karşıya kalabileceği unsurlar şu şekilde belirtilmiştir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Ekonomik güvenlik zorluklarımıza yönelik risklerin, daha geniş jeopolitik ve jeoekonomik kapsamda zaman içinde değiştiğinin bilincinde olan strateji, öncelikli olarak ele alınması gereken dört risk kategorisi belirlemiştir: tedarik zincirlerinin dayanıklılığına yönelik riskler; kritik altyapıların fiziksel ve siber güvenliğine yönelik riskler; teknoloji güvenliği ve teknoloji sızıntısı riski; ve ekonomik bağımlılıkların veya ekonomik zorlamanın silah haline getirilmesi riski.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu riskleri ele almak için Strateji üç temel üzerine yapılandırılmıştır:</em></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>AB&#8217;nin rekabet gücünü ve büyümesini teşvik etmek, Tek Pazar&#8217;ı güçlendirmek, güçlü ve dayanıklı bir ekonomiyi desteklemek ve AB&#8217;nin bilimsel, teknolojik ve endüstriyel temellerini güçlendirmek.</em></li>



<li><em>Gerektiğinde hedeflenen yeni araçlar da dahil olmak üzere bir dizi politika ve araç aracılığıyla AB&#8217;nin ekonomik güvenliğini korumak.</em></li>



<li><strong><em>Endişelerimizi paylaşan ve ortak ekonomik güvenlik çıkarlarına sahip olduğumuz dünya çapındaki ülkelerle ortaklık kurmak ve iş birliğini daha da güçlendirmek</em></strong>.”</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. AB MERKEZ BANKASI BAŞKANI LAGARDE’IN KONUŞMASININ ÖZET TARİHİ ARKA PLANI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Üniversitede İktisat Tarihi dersinde sıklıkla söylenen bir söz vardı. Bugünkü küresel düzeni anlamak için İkinci Dünya Savaşı’nı çok iyi anlamınız gerekir. Bunun için de İkinci Dünya Savaşı sırasında Atlantik Okyanusu’nda yaşanan uzun U-Bot savaşını hatırlamak faydalı olacaktır<a href="#_ftn9" id="_ftnref9">[9]</a>. O dönemde Almanya neredeyse bütün Avrupa’yı işgal etmişti. ABD yardımı olmadan Avrupa’nın bu işgali durdurması mümkün görünmüyordu. Sovyetler Birliği bile Almanya’nın ilerleyişi karşısında zorlanıyordu. Ancak, ABD savaş makinesinin (savaş tedariki üretim kapasitesi) hızla ayağa kalkması, bu ihtiyacının karşılanmasını garanti etmiyordu, çünkü ortada devasa bir okyanus vardı. ABD ve İngiltere ‘ticaret gemileri’ devamlı yük taşıyordu, ancak bu gemiler gittikçe daha fazla Alman denizaltılarının hedefi haline gelmeye başlamıştı. Okyanusta denizaltılar saldırı açısından silahlı da olsa gemilere karşı büyük bir üstünlüğe sahiptir, çünkü teknik nedenlerle bugün bile tespit edilmeleri çok zordur. Ani bir saldırı ile bir gemiyi kısa sürede batırabilirler. Almanya, denizaltıların bu özelliğini çok iyi kullanarak, Müttefiklerin ABD savaş makinesinden beslenmesini bir süre durdurabildi. Ancak, Müttefikler bir şey yaptılar: Alman denizaltı filosunun küresel haberleşme sisteminin kodunu kırdılar ve savaşın seyri bir anda Müttefiklerin lehine gelişmeye başladı. (Bu durumun farklı bir versiyonunu Napolyon da yaşamıştı. İngiltere’nin güçlü donanması sayesinde Fransız ordusunun denizaşırı bölgelerden beslenmesini engellemesi, Napolyon’un savaşı kaybetmesindeki en önemli nedenlerden birisi idi.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tarihi altyapı ışığında şu soruyu soralım: Önümüzdeki beş yıl içinde, Avro üzerinden satışı yapılmış Alman ihraç ürünlerini taşıyan gemilerin başına bir seri ‘talihsiz olay’gelme olasılığı nedir? Bu sorunun cevabı yakın zamana kadar ABD ile iyi geçinmesine bağlı idi. Peki ABD kendi artan tehdit algısına karşın (yani Çin’e karşı), AB’nin Çin ile ticarete devam etmesinden rahatsız olursa ve bu rahatsızlık da Avro üzerinden satışı yapılmış AB ihraç ürünlerini taşıyan gemilerin başına bir seri talihsiz olay gelme olasılığında artış olarak ortaya çıkarsa, AB başta savunma ve sermaye birliği olmak üzere mevcut stratejisini daha ne kadar sürdürebilir? Peki Avro üzerinden satışı yapılmış AB ihraç ürünleri gemi ile değil de trenle taşınırsa ne olacak?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güven, belirsizliği sevmez.Güvenin aşındığı yerde de sadece ticaret azalmaz, ‘toplumsal sözleşmeler’ de aşınmaya başlar.Ve hatta<em> AB bile dağılabilir</em>. Küresel alanda belirsizliklerin arttığı ve güvenin azaldığı bir ortamda AB ancak daha fazla güven inşa ederek ayakta kalabilir. Hele ki, ABD dolarının gittikçe aşındığı bir ortamı kendi para birimi için bir fırsat olarak gören AB’nin; küçük, şirin ve dünyadan kısmen kopuk bir şekilde hep aynı şeylerin bıktırıcı bir şekilde tekrarlandığı semt kafesinden çıkması, ilk şart olarak ortaya çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. DEV KÜRESEL FİRMALAR VE AVRUPA BİRLİĞİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevimli semt café’sinden çıkmış Avrupa Birliği’ni bir başka unsur daha beklemektedir. Chatam House’ın ifadesiyle:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>NATO&#8217;nun Avrupalı ​​üyeleri, savunma ve güvenlikte uzun süredir ABD kontrolündeki altyapıya güvenmekteydiler. Ancak bu Avrupa ülkeleri şimdi ciddi bir gerçekle karşı karşıya kalmıştır: Askeri kabiliyetleri, siyasi durumu öngörülemeyen ve yasal ve ticari çerçeveleri Avrupa çıkarlarıyla uyuşmayan bir ülkeye bağlı durumdadır. … ABD&#8217;ye bağımlılık, bazıları gerçek, bazıları ise endişe verici riskler yaratmaktadır ve bu riskler Avrupa&#8217;nın kolektif güvenliğe nasıl yaklaştığını etkilemektedir. Olası bir diğer endişe ise, ulusal güvenlik ve ABD&#8217;li büyük teknoloji şirketlerinin iç içe geçmesidir. ABD bulut sağlayıcıları, birçok Avrupalı ​​NATO üyesinin güvenlik ve savunmasının altyapısını oluşturmaktadır. İHA&#8217;lar gibi birçok gelişmiş silah sistemi, çalışmak için ABD şirketleri tarafından sağlanan bulut hizmetlerine bağımlı gibi durmaktadır. Benzer şekilde, Ukrayna&#8217;da savaş alanı iletişimi için Starlink&#8217;e güvenilmesi, özel ticari aktörler ve liderler tarafından alınan kararların, potansiyel olarak Avrupa güvenlik öncelikleriyle uyuşmayan askeri operasyonları nasıl etkileyebileceğini göstermiştir</em>.”<a href="#_ftn10" id="_ftnref10">[10]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında dijital hale geçmeye hazırlanan para sistemi açısından bakıldığında, ortada çok daha derin bir sorun bulunmaktadır. Bu sorun Avrupa kültürü ile ABD kültürü arasındaki çok daha derin bir ayrıma dayanmaktadır. Bu ayrımı <em>silah taşıma serbestisi</em> üzerinden anlamaya çalışmak faydalı olabilir. ABD kollektif bilinçaltında, bireyi devlete karşı koruma kavramı vardır. Avrupa kollektif bilinçaltında ise, bireyi devlet sayesinde koruma vardır. Bu iki farklı çıkış noktası doğal olarak farklı sonuçlar üretmektedir. Dolayısıyla ABD’de bireyler sadece diğer bireylerden gelecek tehditlere karşı değil, kamu otoritelerine karşı da silah taşıma ‘özgürlüğüne’ sahip olma düşüncesini taşırlar. Bu durum, ABD para sisteminin tarihsel gelişiminde de gözlemlenebilir. Para gibi olabilecek en kamusal unsurda bile, ABD henüz tam anlamıyla kamusal otoritesini bugün bile inşa edememiştir. Bu durum, Trump’ın FED (ABD Merkez Bankası)’in başkanına alışılmadık derecedeki sert ifadelerinin arkasında yatmaktadır. Merkez Bankaları’nın özerkliği günümüzde hala tartışılan bir konudur, çünkü Washington Mutabakatının akademik yansımasının sonucu olarak, üniversiteler Merkez Bankaları’nın tam özerkliği konusunda neredeyse tam mutabakata sahiptir, ancak, gerçek hayat bu semt kafesi tadındaki mutabakatı da zorlamaktadır. Zira, para nihayetinde güvenin somutlaşmış halidir. Güven, genelde belirli bir bedel ödenerek kazanılan bir şeydir. Ve bu bedel de genelde kamusal birtakım fedakarlıklara dayanılarak kazanılır ve bu fedakarlıklardan kaynaklanan senyoraj hakkının özelleştirilmesi genelde çöküş ile sonuçlanır. Bu durum bir IMF makalesinde şu şekilde vurgulanmaktadır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Teknoloji, uluslararası para ve finans sistemini sarsmaya hazırlanmaktadır. Bunun nasıl gerçekleşeceği, teknolojilerin kamu sektörü tarafından mı şekillendirildiğine yoksa özel sektörün önce standartları mı belirlediğine bağlı durumdadır. &#8230; Bu yeni teknolojiler, … devlet gelirlerini tehdit edebilir ve bizi, uluslararası finans sistemini parçalayıp istikrarsızlaştıracak şekilde, özel para ihraççılarının senyoraj için rekabet ettiği 19. yüzyıl dünyasına geri götürebilirler. &#8230;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Özel sektör tarafından ihraç edilen stabil kripto paralar, geleneksel finans sistemi ve kripto ekosistemi arasında köprü kurmaktadırlar. Esas olarak ABD Hazine Bonoları gibi likit varlıkları tutarak itibari paralara göre istikrarlı bir değer vaat ederler ve blok zincirleri üzerinde çalışırlar. &#8230; Hemen hemen tüm stablecoin&#8217;ler ABD dolarına sabitlenmiştir, ancak işlemlerin çoğu ABD dışında gerçekleşir. … ABD doları stablecoin&#8217;leri, ana paraları olan en önemli uluslararası para biriminin bazı özelliklerini miras alır. Baskın hesap birimine bağlı olduklarında, dolar ekosisteminin ağ dışsallıklarından ve güvenilirliğinden faydalanabilirler ve dolayısıyla dünya çapında önemli bir değişim aracı olma, işlemleri ve havaleleri kolaylaştırma potansiyeline sahiptirler. Muhabir bankacılık ve SWIFT gibi mesajlaşma sistemlerinin yerini alarak, sınır ötesi işlemleri hızlandırabilir ve maliyetlerini düşürebilir, böylece verimliliği artırabilirler. … Avrupa da dahil olmak üzere dünyanın geri kalanı için, ödeme amaçlı ABD doları stablecoin&#8217;lerinin yaygın olarak benimsenmesi, küresel aktörler tarafından senyorajın özelleştirilmesine eşdeğer olacaktır. Vergi kaçakçılığıyla bağlantılı daha kolay akışların yanı sıra, mali hesaplar da etkilenebilir. Varlık tarafında, stablecoin&#8217;lerin desteklenmesi ve dolara sabitlenenlerin uluslararası alanda daha fazla benimsenmesinin, ABD dışındaki devlet tahvillerine olan talebi azaltabileceği ve ABD Hazine Bonolarına olan talebi artırabileceği anlamına gelmektedir. &#8230; Küresel senyorajın özelleştirilmesine yol açan artan ABD doları sabit kripto para akışlarının bir diğer sonucu, ağ dışsallıklarının gücü göz önüne alındığında, muhtemelen birkaç şirket ve birey tarafından önemli bir servet birikiminin sağlanmasıdır. Siyasal ekonomi perspektifinden bakıldığında, bu durum uluslararası sermaye akışlarının düzenlenmesinin kaldırılması ve şeffaflığın azaltılması için artan lobi faaliyetlerine yol açacaktır. Böyle bir sonuç, uluslararası para sisteminin kamu yararı boyutuna meydan okuyacaktır. &#8230; Tarih bize özel paraların, güvenilirlik eksikliğiyle bağlantılı tüm geleneksel nedenlerle istikrarsız olduğunu göstermektedir. İyi düzenlenmediklerinde ve sözleşmeleri vergilendirebilen ve uygulayabilen bir egemen tarafından desteklenmediklerinde, özel paralar genellikle [finansal kurumlara] akınlara yol açar. Egemen para birimlerinin kendileri, kurumlarının -özellikle mali kurumlarının- güvenilirliği sorgulandığında istikrarsız olabilir. Aşırı parçalanmayı ve finansal kırılganlığı önlemek için uluslararası politika iş birliği ve düzenlemesi şarttır.</em>”<a href="#_ftn11" id="_ftnref11">[11]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, burada gelecekteki dijital paranın senyoraj (exorbitant privilage) hakkının nasıl dağıtılacağı konusu vurgulanmalıdır. Atlantik’in Batı yakası bu hakkın mevcut durumda olduğu gibi özelleşmesine yakın dururken, doğu yakası ise kamusal bir hak olarak kullanılması gerektiğini öne sürmeye hazırlanmaktadır. AB Merkez Bankası başkanı Lagarde’ın konuşması bu açıdan da değerlendirilmektedir. Karşılığı Euro ile ödenmiş Alman ürünlerinin gemi yerine tren ile taşınması durumunda, Almanya neden küresel para biriminin sağladığı senyoraj rantını ABD özel firmalarına aktarmaya devam etsin ki? Aslında soruyu daha da genişletebiliriz: Karşılığı Euro ile ödenmiş diğer ülke ürünlerinin gene diğer ülkelere tren ile taşınması durumunda (Lagarde bu duruma ‘Invoicing Money’ demektedir), neden senyoraj hakkı ABD firmalarına akmaya devam etsin? Ama bunun için öncelikle, karşılığı Euro ile ödenmiş ürünleri taşıyan trenlerin geçtiği uzun mesafe hatlarının güvenliği sağlanmalıdır ki, bu senyoraj rantı dev özel sektör firmalarının kontrolünden çıksın ve AB’nin savunma başta olmak üzere tüm masraflı projelerinin finansmanında kullanılabilsin. İşte şimdi meselenin özüne gelmiş bulunmaktayız. Dolayısıyla çatışma sadece uluslararası siyasi aktörler arasında değildir. Aynı zamanda dev küresel firmalar ile savunma ve ikiz dönüşümler başta olmak üzere pek çok konuda devasa finansman ihtiyacı olan ve buna karşılık halkları gittikçe refah kaybına uğrayan Avrupa üye devletleri arasında sessizce devam eden var olma mücadelesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunların Ukrayna – Rusya savaşı ile güçlü bir bağlantısı bulunmaktadır. Nasıl ki İspanya İç Savaşı İkinci Dünya Savaşı’nın provası olarak değerlendirilebilirse, benzer şekilde Ukrayna–Rusya savaşı da olası bir üçüncü dünya savaşının provası olarak değerlendirilebilir. Ukrayna–Rusya savaşı insansız hava ve deniz araçlarının savaşı haline evrilmiştir. <em>Bu nedenle ‘Fortress Europe’, drone’lar ile inşa edilecektir. Yukarıda belirtilen Chatam House makalesi de, drone üretmenin meselenin sadece bir kısmını oluşturduğunu göstermektedir. Konu mekânsal konumlandırmadan, komuta koordinasyon ve iletişim dayanıklılığına kadar pek çok alana uzanmaktadır. Ve Avrupa’nın tüm bunlar için çok para, çok nadir toprak elementi ve çok veriye ihtiyacı bulunmaktadır<u>.</u></em> İlkini yukarıda uzun uzun anlattık. Nadir toprak elementleri konusunu artık meraklı ortaokul öğrencileri bile iyi bilmektedir. Dolayısıyla burada veri ihtiyacı ve blokzincir teknolojisinin özellikleri üzerinde biraz durmak faydalı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. BLOKZİNCİR TEKNOLOJİSİ, JEOEKONOMİ VE KARŞILIKLI BAĞIMLILIK</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Blockzincir (blockchain) teknolojisi aslında bir çeşit veri merkezleri ağı altyapısı üzerinde çalışmaktadır. Blokzincir’in güvenli olabilmesi için verinin mümkün olan çok sayıda veri merkezi arasında bölünmesi gerekmektedir. Şöyle anlatalım: A kişisi B kişisine X kadar para göndersin. Bu işlemin de 100 byte bilgi ürettiğini varsayalım. Bu 100 byte bilgi tek bir veri merkezinde saklanmamaktadır, örneğin, 10 parçaya bölünüp 10 ayrı merkezde saklanmaktadır. Aslında 100 byte bilgi 10 defa kopyalanmakta, her bir kopya örneğin, 10 parçaya bölünmekte ve her biri mümkün olduğu kadar değişik veri merkezleri arasında dağıtılmaktadır. Bir veri merkezindeki verilerin hepsi yangın, deprem veya siber saldırı nedeniyle yok olsa bile diğer veri merkezlerindeki veriler birleştirilerek bu bilginin yeniden üretilmesi mümkün bulunmaktadır. Hatta birden fazla veri merkezindeki veriye müdahalede bulunulsa bile, %51 kuralı işletilerek diğer veri merkezlerindeki veriler karşılaştırılarak, en çok sayıda hangi veri merkezindeki veri uyumlu ise o veri geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla bir veri coğrafi anlamda ne kadar dağıtılırsa o kadar güvenli kabul edilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durumda ilginç bir durum ortaya çıkmaktadır: bu durum, ticaret veya borçlanma araçları ile sağlanan bağımlılığın getirdiği küresel barış ortamına yeni bir barış üretici veya teşvik edici unsurun ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunu şöyle düşünelim: iki kişi var. Her ikisinin de elinde birer tane banknot var. Bu kişiler ellerindeki banknotları yırtıyorlar ve banknotlarının birer yarısını karşı tarafa veriyorlar. Bu durumda, bu banknotları kullanabilmek için barış içinde bir araya gelebilmeleri gerekmektedirler. Bunu her gün yaptıklarını düşünelim. Bu durum iki kişinin çatışmasını önemli ölçüde engellerdi. Aynı şeyi blokzincir teknolojileri de yapabilir. Ancak, bunun için önce veri değişim protokollerinin iyi hazırlanması gerekmektedir. İşte bu nokta blokzincir protokollerinin sadece teknik mesele değil, aynı zamanda jeopolitik bir mesele de olabileceğine işaret etmektedir. Dünyada veri adaları oluşması yerine küresel bir veri ağı inşa edilebilirse, bu durumda ABD’nin azalmakta olan gücü nedeniyle aşınmakta olan küresel güven mimarisinin de eskisinden daha güçlü hale getirilmesine katkı sağlanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam bu noktada Avrupa Gümrük Reformu’na giriş yapıyoruz. ‘Yeni dünya düzeni kurulur, Avrupa da yerini alır’ döneminde Avrupa daha öncekilerden çok farklı bir Gümrük Kanunu hazırlamaktadır. Biz taslak Gümrük Kanunu’nu inceledik ve meselenin (yaşı uygun olanlar hatırlar) MS DOS’tan Windows’a geçişe benzediğini gördük. MS DOS bisiklet ise, Windows uçak idi. Windows kullanıcıların önüne bambaşka dünyalar ve imkanlar sundu. Nasıl ki biz eskiler yeni nesillere MS DOS’un nasıl bir eziyet olduğunu anlatamazsak, on yıl sonraki gümrük çalışanları da bugünkü iş yapış biçimlerine bakarak ‘teknoloji zaten varmış, neden işleri bu kadar zorlaştırmışlar’ diye soracaklar. Tabi o zaman gümrük işlemleri gümrük işleminden çıkıp, daha sıkı örülmüş yönetişim sistemlerinin önem arz eden bir parçası haline gelecektir. Hatta gümrük işlemi kavramının kendisi bile bir noktadan sonra, neredeyse küçük ve piyasaya yeni girmiş firmaların kullandığı bir kulvar haline gelebilir. Örnek olarak, artık bankaya gitmiyoruz, banka şubeleri küçüldü ve sayıları azaldı, çünkü cep telefonları ve bilgisayarlar ile aynı işleri daha hızlı ve etkin bir şekilde kendimiz yapabiliyoruz. Banka önündeki kuyruklar, emekli amca ve teyzelere özgü hale geldi, çünkü onların hemen yeni yöntemlere alışmasını beklemek yanlış olabilir. Alışverişe gitmek bile artık sosyal bir aktivite olmaya başladı, çünkü aynı ürünleri evimize sipariş edebiliyoruz. İşte artık sıra gümrük işlemlerine geldi. Sonuç olarak, gümrük işlemlerinde konunun bildiğimiz ve alıştığımız anlamda gümrük işlemlerinden ziyade veri toplama ve işleme üzerinden çok daha güçlü inşa edilecek <strong>karşılıklı güven</strong> üzerinden yürüyeceğini gördük.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, dijitalleşme olarak da tanımlanabilecek veri toplama ve işleme kapasitesindeki artış ile <strong>gümrük işlemlerinin ürün bazlı olmaktan çıkararak, üretime dayanan bir alana çekileceğini </strong>ve bu durumun menşe tespitinden başlayarak, ürünlerin karbon yüküne göre değerlendirilmesine kadar giden çok geniş bir yelpazede değişikliklerin gümrük işlemlerini önemli ölçüde dönüştüreceğini gördük. Daha net ifade etmek gerekirse, gümrük idareleri bildiğimiz ve alıştığımız anlamda gümrük idaresi olmaktan çıkarak, bir başka çeşit kamusal yapıya doğru evrilecektir. Bu yeni ortamda, güvenilen uluslararası aktör, kurum ve şirketlerin daha kolay uluslararası sistemin bir parçası olacağı, veri biriktirme ve değerlendirme süreçleri sonunda düşük güven endeksine sahip firma ve kurumların ise uluslararası sistemde hareket kabiliyetinin azalacağını söylemek mümkün bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki yazımızda jeoekonominin Ricardo’nun şarap – tekstil örneğini yanlışlayan bir yaklaşım olduğunu belirtmiştik. Ricardo, Portekiz’in şarap, İngiltere’nin ise tekstil konusunda uzmanlaşması ve bu iki ürünün ticaretini yapmaları durumunda, her iki ülkenin de refahının artacağını öne sürmüştür. Jeoekonomik yaklaşım ise, tekstil üretenin buharlı makine teknolojisine de yatırım yapması nedeniyle, uzun vadede güçlü bir donanma inşa edebileceği ve Portekiz’i siyasi olarak kontrol altına alabileceğini söylemektedirler. Tarih jeoekonomiyi haklı çıkarmıştır, çünkü Cebelitarık Boğazı’nda İngiliz etkisi yüksektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijitalleşme, bu bahsettiğimiz Ricardo – jeoekonomi arasındaki farklılığı jeoekonomi lehine derinleştirecektir. Bu durumu daha iyi anlamak için Marks’ın sermaye tanımını dijital bilgiye de uygulamak faydalı olabilir<a href="#_ftn12" id="_ftnref12">[12]</a>. Marks’a göre bildiğimiz türden tüm mal veya ürünler kullanıldıkça ortadan kalkar veya özünü yitirir. Örnek olarak, bir elbise kullanıldıkça eskir ve bir süre sonra hala var olsa da kullanılamaz duruma gelir. Üretimde kullanılan bir makine de kullanıldıkça eskir ve en sonunda hurda olur. Ancak, sermaye kullanıldıkça kendini büyütür. Marks, kenarda duran ve kullanılmayan paranın sermaye olmayacağını, çünkü paranın sermaye olması için devamlı kullanılması, dönüşmesi gerektiğini, bunun için de devamlı büyümesi gerektiğini ifade eder. Dolayısıyla Marks’a göre servet ve sermaye farklıdır, çünkü ikincisi devamlı dönüşür ve büyür. Büyük sermaye, küçük sermayeden daha hızlı büyür, çünkü ölçek ekonomilerinden daha fazla faydalanır. Bu da eninde sonunda tekelleşmeye neden olur. Bazıları bu durumu dışsallıklar üzerinden açıklamaktadır, bazıları senyoraj hakkı demektedir, AB Merkez Bankası başkanı Lagarde ise ‘exorbitant privilage’ kavramını vurgulamaktadır. Adı ne olursa olsun, <strong>jeoekonomik anlamda sermaye ve bilgiyi en iyi şekilde kullanabilmek için, en büyük şekilde kullanmak gerekmektedir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Veri de benzer bir durumdadır, verinin değer kazanması için devamlı olarak kullanılması ve büyümesi gerekmektedir. AB büyükçe bir veri adasıdır, ama Afro-Avrasya daha büyük bir veri adasıdır. Afro-Avrasya veri adasının mümkün olduğunca büyük bir kısmının verisini kontrol etmek, aynı zamanda drone, otonom sürüşlü arabalar, cep telefonları, perakende sektörü gibi veriye dayalı pek ürün ve sektörde, bu sektörlere girdi ve hizmet sağlayan sektörlerde ana oyuncu olmak için bir çeşit ön şart haline gelmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha net bir ifadeyle, dünyada halihazırda devasa miktarda veri üretilmektedir, ancak, bunların kullanımı sınırlıdır, çünkü veri, veri adacıkları halinde tutulduğu sürece kullanım alanı sınırlanır, ancak belirli bir formatta veri bir araya getirilirse (temiz veri haline gelirse) kullanım alanı genişler. Dolayısıyla, hangi uluslararası aktör standartların belirlenmesi yoluyla veri kullanım alanı ve imkanını en hızlı şekilde genişletirse, o aktörün parası daha baskın hale gelecektir. Örnek olarak, Ukrayna–Rusya savaşının nihayetinde drone ve insansız deniz araçlarına evrildiğini ve bunların savaşta avantaj yaratacak şekilde kullanılabilmesi için coğrafi veriler başta olmak üzere çok büyük bir veri setinin en iyi şekilde analiz edilmesi gerektiğini söylemiştik. AB şu anda Ukrayna–Rusya savaşının ortaya çıkardığı devasa veriyi analiz etmek ve buradan gelecekteki olası bir Rus çatışması için dersler çıkarmak ile meşguldür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir diğer konu ise sürücüsüz araçlar ile ilgilidir. Bu konuda da öne çıkabilmek için mümkün olduğunca veri toplamak ve bu verileri analiz etme konusunda yetenek geliştirmek gerekmektedir. Dolayısıyla veri kullanıldıkça kullanım değeri artan bir şey olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, AB her ne kadar ‘endüstri politikaları’ kavramını her geçen gün yüksek sesle dile getirse de, aslında bu durum AB’nin tam anlamıyla otarşik bir yapıya döndüğü anlamına gelmemektedir. Örnek olarak Çin ile ilişkilerinde ana hedefin riskin azaltılması (derisking) olduğunu dile getirmektedir. Dolayısıyla, artık ticarette menşe kavramı sadece gümrük vergisinin doğru tespiti için kullanılmamakta, aynı zamanda ülkelerin yaşadığı jeopolitik kaymaya en doğru tepkiyi verebilmeyi de sağlayan bir araç haline de gelmektedir. Daha net bir ifadeyle, daha önce tedarik hatları ağırlıklı olarak piyasa koşullarına göre oluşturulurken, yaptırım kelimesinin gittikçe daha fazla kullanıldığı bir dünyada ise, tedarik hatlarının haritası ve dolayısıyla menşe kavramı da daha fazla öne çıkmaktadır. Burada AB’nin gümrük konularında daha farklı bir yaklaşıma kaydığını gözlemlemek mümkün bulunmaktadır. Daha önce, bu eşyayı neden ithal etmeyeyim bakışı ağırlıktaydı, şimdi ise neden ithal edeyim bakışına doğru bir eğilim gözlemlenmektedir. İthal edebilirim, çünkü siyasi açıdan uygun bir tedarik hattından gelmektedir veya çünkü çalışma koşulları ve çevresel açıdan benim kontrolümde olan üretim süreçlerinden geçmiştir. Ve tüm bunlar da veri demektir; bir ülke üretim açısından ne kadar temiz veri üretebilirse, uluslararası sistemde de o kadar güçlü bir yere sahip olacaktır. İşte bu temiz veri üretim konusunda gümrük idareleri hareket kontrol noktaları olarak özellikle menşe konusunda çok önemli bir yere sahip olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB mevcut menşe sistemini önemli ölçüde dönüştürmeye hazırlanmaktadır. Eski (veya halen uygulanmakta olan) sistem kâğıt bazlıdır. Ayrıca, tedarik hatlarının siyasi ve güvenlik yönü, çalışan hakları ile çevresel unsurları çok fazla dikkate almayan bir yapıya sahiptir. Örnek olarak, AB Rusya aleyhine yaptırım paketi üzerine yaptırım paketi açıklamaktadır, ancak bu durum Rusya’yı pek etkilememektedir; çünkü menşe sistemi hala üretime değil, ürüne dayalı bir sistemdir. (Rusya ancak Avrupa bankalarındaki paralarına el konulacağı açıklandığı zaman tepki vermiştir.) Dolayısıyla, mevcut menşe sistemi 21. Yüzyıl jeoekonomik ve jeopolitik gerçekleri ile uyumlu değildir. İşte AB’nin üzerinde çalışmakta olduğu Gümrük Kanunu tüm bu gerçekleri dikkate alarak, gümrüklerde yöntem değişikliğine gitmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB’ye eşya satmak, sadece Avrupa Birliği’ne eşya satmaktan ibaret değildir. AB’ye eşya satabilen bir üreticinin üçüncü ülke pazarlarına girebilmesi kolaylaşmakta, çünkü ithalatçılar gözünde daha kolay güven inşa edebilmektedir. Bu işin bir yönü. Bir başka yönü ise finansman ile ilgilidir. Çok az firma %100 öz sermaye ile yatırım ve üretim yapabilmektedir. Firmalar bir şekilde borçlanmak durumundadırlar. Dünya finansman yapısı sessizce derin bir dönüşüme hazırlanmaktadır. Temiz veri toplanması, işlenmesi ve belgelendirme imkanlarının artması sayesinde, finansman ihtiyacı içinde olan firmaların çevre, çalışma koşulları vb. pek çok konuyu içeren borçlanma şartlarında önemli değişikliklerin gündeme gelmesi beklenmektedir. Örnek olarak, bir firmaya bir banka sana borç veremiyoruz çünkü sen yeşil elektrik kullanmıyorsun veya işçilerin çalışma koşulları kötü veya üretimde kullandığın X ürünü üreten firma Y ülkeden ithalat yapıyor diyebilir. Bu durumda, firma ya borç bulamayabilir ya da yüksek faiz ödemek zorunda kalabilir. Diyebiliriz ki, ne önemi var bunun, Türk firması da Türk bankalarından borçlanır. Ama Türk bankaları da özel sektöre dağıtacağı kredilerin büyük kısmını yurtdışından borçlanmaktadır. Ve bu borçların da gelecekte belirli şartlara bağlanması beklenmektedir. Hangi ülke daha temiz, kullanılabilir ve onaylanabilir veri üretebilirse, o ülkenin üreticileri hem ithalatçılar hem de finansman açısından daha iyi bir pozisyonda olacaklardır, dolayısıyla <strong>tedarik zincirleri haritasında daha iyi bir yer edinebilme şansını yakalayacaktır. Burada transit ticaretten bahsetmiyoruz, tedarik zincirlerinden yani üretim ve katma değerden bahsetmekteyiz. Bir de tabi Avrupa Birliği’nin inşa etmekte olduğu veri tabanlarına ulaşabilme imkanından</strong><em>. </em>Ukrayna savaşında Rusya’nın zorlanmasının ana nedenlerinden birisi, Ukrayna’nın ABD tarafından sunulan coğrafi veriler başta olmak üzere pek çok veri alanına ulaşma imkanına sahip olmasıdır. Aynı durum ticaret için de geçerli olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Veride ölçek ekonomisi geçerlidir, büyüdükçe ve kullanıldıkça değeri ve ürettiği katma değer artar. Bu durum Türkiye için olduğu kadar, AB için de geçerlidir. AB elbette büyük bir pazardır ve nispeten yüksek bir nüfusa sahiptir; ancak nihayetinde sınırlı bir veri adasından ibaret kalabilir. Mevcut gidişatta ABD, özel şirketler ve stablecoin’ler üzerinden sadece daha fazla ABD borçlanma aracı satmakla kalmayacak, ayrıca daha fazla temiz veri üretebilecek, kendi jeopolitik ve jeoekonomik çıkarlarına göre kullanacaktır. Eskiden bu jeopolitik ve jeoekonomik çıkarlar, Avrupa ülkeleri ile önemli derecede paraleldi, ancak 21. Yüzyılda ABD’nin AB üzerindeki güvenlik şemsiyesini kapatmaya hazırlandığı bir dönemde, bu paralellik yerini üstü kapalı bir çatışmaya çevirmeye başlamış olabilir. Bu durumda ABbir çeşit veri adası olmaktan çıkıp daha etkin olabileceği bir çeşit küresel veri ağı inşa etmeye başladığında, Euro bazı stablecoin’lerin de kullanım alanı genişleyecektir. <strong>Bu durumda AB’nin kazançları dışsallıklar</strong><em>, </em><strong>senyoraj rantı veya ağ etkisi olarak tanımlanabilir, ancak her durumda Türkiye’yi yanında güvenli bir müttefik olarak tutması gerekmektedir.Çünkü sömürgecilik bagajı dolu bir Avrupa’nın Çin veya ABD karşısında güven tesis edebilmesi için Türkiye’nin tarihi ve kültürel bağları ile coğrafi konumuna ihtiyacı yüksek olacaktır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde’ın konuşmalarına geri dönersek, Euro’nun rezerv parası veya fatura para birimi olarak daha fazla kullanılabilmesi için, AB’nin jeopolitik ve jeoekonomik açıdan dayanıklı bir çeşit etki alanı inşa etmesi gerekmektedir. Bu etki alanını I. ve II. Dünya Savaşları’nda Almanya demiryolları ile inşa etmeye çalıştı ve sonu hüsran oldu. Mevcut durumda Euro’nun Afro-Avrasya ölçeğine erişebilmesinin semt café’si müdavimi bir AB’nin zihinsel kapasitesinin ötesinde olduğu tespitini yapabiliriz. Ancak, hazırlanmakta olan taslak Gümrük Kanunu’nun da gösterdiği gibi AB pek çok alanda <strong>yöntem değişikliğine</strong> gitmektedir. Bu yeni yöntemde de <strong>Türkiye’den çok fazla şey istemeye</strong> hazırlanmaktadır. Bu yazıda da, işbirliğinin artarak devamı vurgulanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6. MENŞE VE DÖNÜŞEN KÜRESEL SİSTEM</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump sonrası dönemde ABD’nin Avrupa’nın güvenliğini sağlamada maliyet paylaşımını talep etmesi, Avrupa açısında şu şekilde bir tehdidin ortaya çıkmakta olduğunu göstermektedir: Çin – ABD çatışması olarak tanımlayabileceğiz Soğuk Savaş 2.0.’ın Pasifik Okyanusu’nda serbest dolaşımı tehlikeye sokması sadece zaman meselesidir ve bu durumun Atlantik Okyanusu’na yansımayacağının garantisi bulunmamaktadır. Bu durumda ABD Avrupa’nın güvenliği için daha az kaynak ayırmakla kalmayacak, aynı zamanda Avrupa’nın tedarik hatlarının güvenliğini sağlama konusunda da eskisi kadar istekli olamayacaktır. Dolayısıyla tedarik hatlarının yönetimi konusu AB’nin gündemine her geçen gün daha fazla girmektedir. Daha önce ABD sayesinde Avrupa’nın ‘hayat sahası – Lebensraum’ bütün dünya iken, Soğuk Savaş 2.0.’da işlerin değişmesi sadece zaman sorunu hale gelmeye başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tedarik hatlarının yönetimi konusu önem kazanınca ve AB’nin gelecekte düşük riskli kullanabileceği tedarik hatları sayısı azalırken, AB bir başka sorunla daha fazla yüz yüze gelmeye başlamıştır: menşe konusu. 2003 yılında Komisyon tarafından hazırlanan bir raporda, tercihli ticaret sisteminin etkinliği incelenirken, menşe konusunda da sorunlar olabileceğine işaret edilmişti<a href="#_ftn13" id="_ftnref13">[13]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“İhracatta Tercihli Menşe Doğrulaması: Sahte Bir Güvenlik Hissi</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ürünlerin menşe statüsünün belgelendirilmesine yönelik mevcut sistem, sertifika düzenlenirken ihracatçı ülke yetkilileri tarafından doğrudan doğrulama ilkesine dayanmaktadır. Aslında, ticaretin gerekleri, yetkililerin her ihracat işlemini malların tercihli menşei açısından kapsamlı bir şekilde kontrol etmesini imkânsız kılmaktadır. Mallar hakkında beyan edilen diğer bilgilerin çoğunda olduğu gibi, menşe esasen olaydan sonra ve hatta sistematik olarak değil, rastgele veya hedefli bir şekilde kontrol edilmektedir. Bu nedenle, yetkililerin ilk belgelendirme aşamasındaki müdahalesi hem ithalatçı ülkeye hem de ithalatçıya sahte bir güvenlik hissi vermektedir.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">O dönemde AB çok farklı ve birbirinin alternatifi olabilecek tedarik zincirlerine ulaşabildiği ve kağıda dayanan menşe sistemine fazla da müdahale de bulunamayacağı için konunun üzerine yoğun bir şekilde gidilmedi. Ancak o günden bu yana değişen şey, dijitalleşmedir. Eski (veya mevcut) sistem kâğıda dayanan menşe sistemine dayanmaktadır. Elektronik menşe ise bizi çok farklı bir yönteme sürüklemektedir. Bu yeni yöntem Türkiye için henüz tam ortaya çıkmamış bazı önemli <strong>tehditler</strong> barındırmaktadır. Bu tehditlere geçmeden önce kâğıda dayanan menşe ve fatura ile dijitale dayanan versiyonları arasındaki yöntem farklılığına Dünya Gümrük Örgütü (DGÖ)’nün 2008 tarihli bir Raporu üzerinden bakmamız faydalı olacaktır<a href="#_ftn14" id="_ftnref14">[14]</a>:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“<strong>Küresel Ağ Bağlantılı Gümrükler</strong>: 21. yüzyılın yeni zorlukları, gümrükler arası iş birliğinde yeni bir konsept gerektirmektedir. [Ayrıca] gümrük idareleri ile işletmeler arasında, yasal ticareti kolaylaştırmak ve gümrük kontrollerini gerçekleştirmek için daha yakın ve gerçek zamanlı iş birliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Yeni gereklilik, kamu ve özel sektör paydaşları arasında, uluslararası ticaret sistemini destekleyen küresel bir gümrük ağının oluşturulmasıdır. Bu ağın vizyonu, kesintisiz, gerçek zamanlı ve kağıtsız bilgi ve bağlantı akışlarını sağlayacak uluslararası bir &#8220;e-Gümrük&#8221; ağının oluşturulmasını öngörmektedir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karşılıklı tanıma önemli bir kolaylaştırıcıdır. Bu, gümrük kontrollerinin ve Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Statülerinin karşılıklı tanınmasını da içerir. Ağ bağlantılı Gümrük kavramı, 21. yüzyılın kesintisiz uçtan uca uluslararası tedarik zincirlerini yönetme modeli için kritik öneme sahiptir. Uçtan uca tedarik zinciri yönetimi, risklerin daha derinlemesine değerlendirilmesini ve gerektiğinde daha erken yönetilmesini sağlar. Varış limanında mallara müdahale etme ihtiyacını azaltır ve malların tedarik zincirleri boyunca takip ve izlenmesine olanak tanır. Temel işleyiş, ihracat idaresinden başlayarak tedarik zincirindeki işletme ile Gümrük ve Gümrük idareleri arasında güvenli ve gerçek zamanlı bilgi alışverişine dayanır.</em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bilgi akışına menşe açısından bakarsak, şunu en baştan belirtmemiz faydalı olacaktır: <strong>Menşe aslında ‘doğrulanmış faturadır’</strong>. Uluslararası ticaretin başlangıcı, faturadır. Fatura, A adresindeki üreticinin ben, X miktar ve cinsindeki bu ürünü Y fiyata B kişisine Z tarihinde sattım demesidir. Menşe ise, nihayetinde tedarik zincirindeki faturaların yan yana getirilmesidir. Kâğıt ortamındaki fatura (kopya veya aslı) elden ele dolaşır. Çeşitli kişi ve kurumların kontrolüne açıktır. Hepsi de aynı bilgiyi görürler. Ne eksik ne fazla. Dijital ortamda ise, kimin hangi bilgiyi ne kadar görebileceği kontrol altında tutulabilir. Örnek olarak, alıcı belirli bir miktarda bilgi görebilirken, kamu kurumları daha fazla görebilir. Dolayısıyla dijital faturaya daha fazla bilgi yüklenebilir<a href="#_ftn15" id="_ftnref15">[15]</a>. Faturalara sadece üretici, miktar veya fiyatın yanında karbon yükünün de eklendiğini varsayalım. Veya ürünün üretilmesinde kullanılan çeliğin ambargo uygulanan ülkeden gelip gelmediğini de içerdiğini varsayalım. Bu durum her ne kadar ilk başta önemsiz gibi görünse de, yakın gelecekte Avrupa’ya düşük karbon yüküne sahip (tabi ambargo uygulanmayan ülkelerden gelen) çelik ile üretilmiş çamaşır makinesi ihraç etmemiz gerekecektir. Elbette, Avrupa Birliği ile 1995 yılında uygulanmaya başlanan Gümrük Birliği ile gümrük vergileri sıfır olacaktır ama diğer ödemeler yüksek olduktan sonra, gümrük vergilerinin sıfır olmasının bir anlamı olmayacaktır. AB bu ‘diğer vergileri’ GATT Anlaşması’nın 20. ve 21. maddeleri<a href="#_ftn16" id="_ftnref16">[16]</a> veya çeşitli korunma araçları kapsamında çoktan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde savunmaya başlamıştır. Aynı argümanları Türkiye’ye için de gündeme getirmesi beklenmelidir ve gelmektedir de. Bu ödemelerden kaçınabilmek için de sadece tedarik zincirindeki ürünlerin hangi ülkeden üretildiği değil, hangi tesiste hangi üretim yöntemi kullanılarak üretildiğinin de ‘fatura’da olması gerekecektir. Tüm bu bilgilerin faturada olması yetmeyecek, bunların kontrol edilmesi onaylanması da gerekecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kontrol etme ve onaylama süreci, 21. yüzyılda sadece gümrük idarelerinin yapabileceği bir iş olmaktan yavaş yavaş çıkmaktadır. Bu duruma benzer bir örnek olarak CE işareti konusuna bakmak faydalı olabilir. CE işareti kapsamı ürünün AB’ye satılabilmesi için sadece fatura konusu bilgiler yeterli değildir. Bu ürünün başta sağlık ve güvenlik olmak üzere bazı gereklilikleri de yerine getirmesi gerekmektedir. Üretici firmanın sadece bu gereklilikleri yerine getirdiği beyan etmesi de yeterli değildir, bunun onaylanması, diğer bir değişle belgelendirilmesi de gerekmektedir. Bu belgelendirmeyi her zaman kamu kurumlarının yapması gerekli değildir, özel belgelendirme kuruluşları da bu işi yapabilir. Ancak, bu firmaların veya kurumların akredite edilmesi, diğer bir değişle, yeterliliğinin uygun görülmesi gerekmektedir. Bunun için ülkemizde TÜRKAK kurulmuştur. TÜRKAK ise EA (European Accreditation<a href="#_ftn17" id="_ftnref17">[17]</a>) üyesidir, EA tarafından AB üyesi ülkelerdeki akreditasyon kuruluşları gibi TÜRKAK da denetim altındadır. TÜRKAK veya EA üyesi diğer Avrupa ülkelerindeki akreditasyon kuruluşları tarafından yeterliliği onaylanan ve ilgili kamu kuruluşu tarafından yetkilendirilen belgelendirme kuruluşları tarafından verilen CE belgeleri kullanarak, ülkemizdeki üretici firmalar AB’ye ihracat yapabilmektedir. 1/95 AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararı sayesinde, ülkemizde de belirli şartları sağlayan kurumlar tarafından CE işareti verilebilmektedir. Sonuç olarak, CE işareti konusunda çok katmanlı bir yapı söz konusudur, bu yapının nihai amacı iyi çalışan bir sistem inşa ederek yüksek derecede güven tesis etmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CE işareti aslında her ne kadar Avrupa pazarına yönelik bir belgelendirme işlemi olsa da, gerçekte üçüncü ülkelere yaptığımız ihracat artışında da büyük faydası olmaktadır. Ticari görüşmelerde masaya taraflardan önce CE işareti oturmakta, alıcı satıcı için belirli bir dereceye kadar güvene sahip olmakta, bu durum da sadece ülkemiz ihracatçısının eşya satışını kolaylaştırmamakta, aynı zamanda CE işareti olmayan diğer ülke satıcıları ile karşılaştırıldığında daha fazla rekabet gücüne sahip olmasına katkı sağlamaktadır. Jeoekonomik teorilerin de sıklıkla vurguladığı üzere, üretim başladıktan ve belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra tedarik zincirleri güçlenmekte ve hatta inovasyon başta olmak üzere pek &nbsp;çok imkân da daha yüksek satış hacmine sahip firmanın önüne çıkmaktadır. Dolayısıyla, imzalanmasından 30 yıl sonra AB Gümrük Birliği konusunda şunu ifade edebiliriz ki, 1/95 Ortaklık Konseyi Kararı <strong>gümrük vergi indiriminden çok daha fazlasıdır ve sadece üçüncü ülkelere ihracat artışına katkı sağlamakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye’yi gelmekte olan yeni ticaret yöntemine de hazırlamıştır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Menşe ve fatura konusunda geri dönelim. Artık uluslararası ticarette faturada (muhtemelen dijital ürün pasaport gibi başka bir ismi olacak) karbon yükü başta olmak üzere pek çok bilgi olacağı için gümrük işlemleri için gereken belgelerin hepsinin gümrükler tarafından kontrol edilmesinin mümkün olmayabileceğini ifade etmiştik. AB’nin tedarik alternatiflerinin sayısının azalması durumunda, mevcut tedarik hatlarının daha iyi çalışmasına yönelmesi kaçınılmaz olacaktır. Mesela AB’ye ihraç edilen bir üründe, Rusya menşeli demir çelik ürünün olmadığını kanıtlamak için, CE işareti sisteminde olduğu gibi, kendisi tarafından onaylanan ve ihracatçı devlet tarafından atanan kuruluşun (bu kamu kuruluşu veya STK de olabilir) belgelendirmesine ihtiyaç duyulabilir. Burada mevcut sistemden farklı olan şey, menşe konusunda belgelendirme onayını yapacak kurumun sadece ihracatçı ülke kamu kurumları değil, akreditasyon kapsamında AB denetimine de tabi olmasıdır. Menşe sisteminin bu şekilde yeniden inşası durumunda, AB tedarik hatlarına daha fazla güvenebilir. Bunun anlamı da aslında barışçıl bir şekilde ‘Lebensraum’ inşasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, menşe konusu yavaş yavaş küresel ticaret sisteminin zayıf noktası gelmeye başlamıştır. Menşe artık sıradan bir ticari konu değildir, aynı zamanda ülkelerin jeoekonomik çıkarlarına doğrudan hizmet eden bir unsur haline dönüşmeye başlamıştır. Bunun için de mevcut kâğıda dayanan menşe yerine dijital ve akreditasyon sistemi çerçevesinde belgelendirilmiş ve miktar veya fiyatın yanında elektriğin yeşilini kullanıp kullanmadığından, üretim tesisinin koordinatlarına, bu tesisisin ISO 9000 belgesini nereden aldığından, çocuk çalışan olup olmadığına kadar pek çok bilgiyi de dolaylı veya dolaysız bir şekilde içerecektir. Belirlenen bu tip şartlara uymayan firmalar ve hatta ülkeler tedarik zincirleri içinde kendilerine yer bulamayacaklardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7. LEBENSRAUM VE MENŞE KÜMÜLASYONU</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1990’ların ilk yarısına geri gidelim. 1980’lerin liberalizasyon hamleleri sonucunda ithalat ve ihracat konusunda önemli bir deneyim birikimi olmuştu. Sıra satılan ürünlerin kalitelisini yükseltme konusuna gelmişti.1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı sadece gümrük vergilerinin indirilmesi değil, teknik mevzuat uyumundan rekabete kadar pek çok konuyu kapsamaktadır. Dolayısıyla o zamanlar Avrupa Toplulukları ile (henüz Avrupa Birliği kurulmamıştı) yapılan müzakerelerde, Türkiye 1980’lerin dışa açılma sürecinin sonuna, bir sonraki aşamaya hazır hale gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir eşyayı kaliteli üretmek demek, sadece bir firmanın yapabileceği bir iş değildir. Ulusal kalite sistemi olmadan bir eşyayı kaliteli üretmeye çalışmak hem daha maliyetli hem de daha zordur. Diğer bir ifadeyle, bir çeşit ulusal kalite ekosistemi gerekir. Ulusal kalite sistemi ise belgelendirme, kalibrasyon zincirleri, akreditasyon, teknik mevzuat, piyasa gözetimi gibi pek çok unsurdan oluşur. Bugüne geldiğimizde şunu söyleyebiliriz ki, Türkiye ulusal kalite sistemini kurma konusunda çok iyi bir noktaya gelmiştir. Şimdi ise bir sonraki aşamaya hazırdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sistemler genelde belirli ölçeklerde çalışırlar. Örnek olarak, ulusal kalite sistemini sağlıklı ve etkin bir şekilde kurabilmek için, ulusal üretimin en az belirli bir ölçekte olması gerekir. Türkiye orta büyüklükte bir ülke olarak, 1990’larda bu ölçeği yakalamıştı. Şimdi ise ulusal inovasyon sisteminin kurulması gerekmektedir. Türkiye’nin halihazırda sorun yaşadığı nokta şudur: Türkiye’nin üretim ölçeği ulusal inovasyon sistemi kurmak için yeterli değildir. Ayrıca bu ölçek 21. Yüzyılda bu ölçek o kadar büyümüştür ki, tek başına Almanya bile bu ölçeği karşılayamamaktadır. Bazı durumlarda bu ölçek AB’yi aşmakta, küresel işbirliği gerekmektedir. (Mesela bkz: ITER, iter.org) Savaşların artık asker sayısından teknolojik üstünlüğe dönüştüğü bir küresel ortamda, tam bağımsızlığın teknolojide belirli bir seviyeye bağlı olduğu her geçen gün ortaya çıkmaktadır. Ukrayna savaşı bu konuda derslerle doludur. Nadir toprak elementleri veya çip teknolojisi gibi konular üzerinden gidildiğinde, teknolojinin nasıl bir jeopolitik boyuta evrildiğini hepimiz her gün uzun uzun okuyor inceliyor ve tartışıyoruz. Bu konu ev hanımlarının günlerinde bile konu olabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1/95 Ortaklık Konseyi Kararı Türkiye’yi önemli ölçüde dönüştürmüştür. AB dışında üçüncü ülkelere yaptığımız ihracat artışının arkasında da ulusal kalite sisteminin olduğunu, bu sistemin ise dolaylı ve zaman zaman kısmen de olsa, AB üye devletlerde uygulanan şartlara yakınlaşmış olmasından kaynaklandığını tespit etmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla imzalanmasından yaklaşık 30 yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, hem Avrupa hem de Türkiye’nin 1/95 ile ilgili konularda sözünde durmak için ciddi bir çaba harcadığını kabul etmemiz gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye otarşik yapıya dönemez</strong>. Trakya ve Anadolu’da (mevcut nadir toprak elementleri hariç olmak üzere) ciddi miktarda maden, kereste bulunmamaktadır. Suyumuz bile sınırlıdır. Verimli topraklarımız bile nüfusumuzu ancak doyurmaktadır. Ekonomi güçlü ve etkin devlet geleneği, on yıllarca desteklenen ve önem verilen eğitim ve sağlık hizmetlerinin ortaya çıkardığı sağlıklı çalışkan nüfus ile dinamik girişimci grubu sayesinde belirli bir seviyeye ulaşmaktadır. Elinde İstanbul, Fırat Dicle, uygun iklim kuşağındaki bazı verimli ovalar vb. başta olmak üzere çok kıymetli mücevherler bulunmaktadır. Bunları korumak zor ve maliyetlidir. Türkiye bir yüzyıla yakın bir süredir bu mücevherleri sadece korumakla kalmamış, aynı zamanda önemli ölçüde geliştirmiştir. Ancak, tüm bunları da büyük bedeller ödeyerek yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelecek yüzyılda bu mücevherleri korumak daha da zor olacaktır. Küresel güvenlik mimarisi dönüşürken, Türkiye’nin karşısına sadece yeni fırsatlar değil, yeni tehditler de gelecektir ve gelmeye de başlamıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Ukrayna savaşı Türkiye için artık savaşların nasıl olacağı konusunda önemli dersler içermektedir. Türkiye’nin işbirliği yapacağı dostlara ihtiyacı bulunmaktadır. 30 yıla yakın bir süredir yürütülen AB Gümrük Birliği süreci önemli dersler içermektedir. AB’nin Türkiye’ye olan stratejik ihtiyacının artmakta olduğunu anlattık, burada vurgulamak istediğimiz konu, ciddi sorun alanlarına rağmen Türkiye’nin de AB’nin stratejik dostluğuna olan ihtiyacının da artmakta olduğudur. Trump sonrası dönemde Avrupa Birliği’nin kendi sevimli semt kafesi dışında da bir dünya olduğunu fark etmeye başlaması, Türkiye için iyi bir gelişmedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peki bu aşamada Türkiye ne yapmalıdır?</strong> Aslında Türkiye çok uzun yıllardır önemli çabalarda bulunmaktadır. Örnek olarak, Siber Güvenlik Başkanlığı’nın kurulması önemli bir aşamayı ve iradeyi göstermektedir. Türkiye bu aşamada halihazırda kurulmakta olan Avrupa Savunma Birliği, Avrupa Sermaye ve Yatırım Birliği ile Avrupa inovasyon sistemini daha yakından takip ederek, bu sistemlerle nasıl bir ilişki kurulacağı, iş birliği yapılacağı konusunda şimdiden çalışmaya ve fikir üretmeye hazırlanmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer bir nokta, önceki yazılarımızda da belirtildiği üzere, Türkiye Afro-Avrasya karasal uzun mesafe taşımacılığının geliştirilmesi konusunda önemli adımlar atmaya devam etmelidir. Bu noktaya daha önceki iki yazımızda kapsamlı bir şekilde değindiğimiz için burada tekrarlayamayacağız. Bu bölümde ise menşe kümülasyonu alanlarının Türkiye açısından jeopolitik değerlendirmesini yapmaya çalışacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyada tedarik zincirlerinin ayrışması (fragmentation), Türkiye açısından bazı fırsatlar getirmektedir. Konuya sadece Türkiye’nin ihracatı açısından bakarsak, resmin önemli bir kısmını görememiş, kaçırmış oluruz. Trump’ın başkan seçilmesi hatta COVID öncesinde, tedarik zincirleri açık denizler üzerinden yapılan taşımacılığa, dolara ve ABD’nin küresel jandarma rolüne doğrudan bağlıydı. ABD artık küresel jandarma rolünü taşıma sorumluluğundan geri adım atmaya başlamıştır ve durumun sürekli olacağı her geçen gün daha fazla ortaya çıkmaktadır. Açık denizler üzerinden yapılan uzun mesafe taşımacılığın güvenliğinin nasıl sağlanacağı sorusunun gündeme gelmesi artık sadece zaman sorunudur. Doların egemenliğinin hangi derecede ne kadar devam edeceği konusunda da gene önemli soru işaretleri ortaya çıkmaya başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere ‘Lebensraum’ Almanca kökenli bir kelimedir, 19. Yüzyıl sonu ve 20. yüzyılda Almanya’nın hızlı sanayileşmesi döneminde, hammadde ve yarı mamul ihtiyacını güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde karşılamak için etrafındaki bazı ülkelerin Alman etki alanında tutulması, bu ülkelerden gelecek hammadde ve yarı mamulün garanti altına alınması stratejisine verilen isimdir. II. Dünya Savaşı’nda Alman stratejisi bu kavram kapsamında daha iyi anlaşılabilir. Almanya’nın bu stratejisi esas olarak, Amerikan savaş makinesinin ‘Lebensraum’u daha sürdürülebilir olduğu için kaybetmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya yoğun ABD etkisi altına girmeyi, ‘Lebensraum’ bütün dünya olarak sunulduğu için kabul etmiştir. (Aynı durum Japonya için de geçerlidir). Başka bir ifadeyle, küresel gizli bir gündem aranacaksa, bu gizli gündem ‘Lebensraum’ kavramı üzerinden daha iyi anlaşılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı durum Çin için de geçerlidir. Çin ve ABD arasında, resmi olup olmadığını bilmediğimiz bir anlaşma üzerinden, bütün dünya Çin’e ‘Lebensraum’ olarak sunuldu. (Çin DTÖ üyeliği 2001 yılında gerçekleşmiştir) Elbette karşısında bazı tavizler alındı. Ancak, Almanya, Japonya ve Çin, ABD elitlerinin tahmininden çok daha yetkin, hızlı ve çalışkan çıktılar. ABD Almanya’yı, Fransa ve İngiltere’nin yardımıyla Avrupa Birliği üzerinden daha kontrol edilebilir bir seviyede tuttu. Buna karşılık iki Almanya’nın birleşmesine izin verildi. Japonya ise Plaza Accord ile bitmeyen bir resesyona itildi. Ama ABD’nin stratejileri Çin’e karşı çalışmamaktadır. O nedenle, ABD de masayı devirdi. İşin özeti budur. Tedarik zincirlerinin parçalanmasının arkasında da gerçekte bu resim bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki yazımızda, ABD Başkan Yardımcısı Vance’ın bir konuşmasından alıntı yaparak, inovasyon sisteminin ancak belirli bir üretim ölçeğinde çalıştığını vurgulamıştık. İşte Avrupa Birliği bu ölçeğe ulaşmak için Avrupa Birliği’nin kendisinden daha büyük bir Lebensraum’a ihtiyaç duymaktadır. Tedarik zincirleri de beyne veya kalbe kan taşıyan damarlar vazifesi görecektir. Avrupa Birliği’nin bu ihtiyacı esas olarak ABD’nin artık masayı devirmiş olması, diğer bir ifadeyle, bütün dünyayı artık ‘Lebensraum’ olarak sunma stratejisinden vazgeçmesinden kaynaklanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa bu ‘Lebensraum’un daha iyi işlemesini sağlamak için ağırlıklı olarak üç unsura ihtiyaç duyacaktır. Birincisi karasal uzun mesafe hatlarının güvenliğin sağlanması. İkincisi ‘Lebensraum’ senyoraj hakkını daha iyi alabilmek için bu alanda Euro’nun ağırlıklı olarak kullanılmasını sağlamak. Birincisini önceki iki yazımızda uzun uzun değerlendirdik. Bu yazının ilk kısmında ise ikincisi üzerinde analiz yaptık. Üçüncüsü ise, menşe alanlarının kurulması ve işlemesini sağlamak olması nedeniyle, bu üçüncüsü üzerinde biraz daha duralım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1980’lerde dünyada yaygın olarak güçlü bir liberalleşme ve serbestleşme dalgası esmiştir. Bu küresel politik ekonomi ortamında, pek çok ülke sanayi ürünlerinde gümrük vergilerini (ve eş etkili vergileri) önemli ölçüde indirmiştir. DTÖ Uruguay Turu görüşmeleri sonunda imzalanan bir dizi anlaşma ve verilen bir dizi taahhüt ile de bu durum önemli ölçüde geriye dönülmeyecek şekilde sabitlenmiştir. Tarım ürünlerinde gümrük ve eş etkili vergiler ise uzun on yıllar boyunca hem (Doha Turu görüşmeleri kapsamında) hem DTÖ hem de AB gibi uluslararası aktörlerin uluslararası müzakere gündemini meşgul etmiş, ancak bazı küçük tavizler dışında önemli sonuçlar elde edilememiştir. Geldiğimiz noktada artık şunu açıkça belirtebiliriz ki, gümrük ve eş etkili vergilerin liberalizasyonu üzerinden yapılabileceklerin neredeyse sonuna gelinmiştir. Bu nedenle bu konuyu gündemimizden düşürelim. Dolasıyla, Avrupa Birliği de ‘Lebensraum’unu gümrük vergi indirimleri üzerinden hayata geçirmeyecektir, çünkü hareket alanı çok dardır. Sanayi ve tarım ürünlerinde yapılabileceklerin neredeyse tamamına yakını yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyada ‘ticaretin önündeki engeller’ den bahsedildiğinde artık gümrükler ve eş etkili vergilerden daha az bahsedilmeye başlanmıştır. Ticaretin kolaylaştırılması (trade facilitation) veya teknik düzenlemelerde (technical regulation) uyum gibi konuların yanı sıra, AB’nin ikiz dönüşüm adını verdiği yeşil ve dijital dönüşümlere ek olarak çalışan hakları gibi konuların da gelecekte ticarette daha önemli olacağı ortaya çıkmaktadır. Bunlara ek olarak ‘menşe kümülasyonu’ olarak bilinen bir husus, küresel ticaret ve tedarik zincirleri konusunun tam göbeğinde durmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mevcut kâğıda dayanan menşe sistemi aslında zımnen şöyle bir varsayıma dayanmaktadır: ithal edilen ürünlerdeki katma değerin önemli bir kısmı tek bir ihracatçı ülkede gerçekleşmektedir. Yani mevcut sistem gri alanlara imkân tanımamakta, büyük ölçüde ‘evet veya hayır, tek seçenek’ demektedir. Ancak tedarik zinciri kavramının kendisi bu anlayışa uymamaktadır. Adı üstünde zincir olan tedarik hatlarında üretim aşamaları farklı ülkelerde gerçekleşmektedir ve tek bir ülkenin menşe ülkesi olarak belirlenmesi mümkün olmayabilmektedir. Bir de üstüne bir üretim tesisi farklı ülkelerden gelen hammadde ve yarı mamul ile çalışıyorsa, bu durumda işler oldukça zorlaşabilmektedir. İşte Türkiye – AB Gümrük Birliği bu soruna toptancı bir yaklaşımla, Türkiye’ye ithal edilen ve üretilen tüm ürünlerin AB vergi ve teknik düzenlemelerine uyumlu olması şartını getirerek, başından konuyu halletmeye çalışmıştır. Ancak Türkiye’nin AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ülkelerden hammadde ve yarı mamul ithal ederek ürettiği ürünlerden elde edilen mamul ürünler, AB’ye satıldığı ve menşe Türkiye olarak tescil edilemediği zaman, Türkiye’deki üreticinin Avrupa Birliği’ndeki üretici karşısında rekabet şansı azalmaktadır. Çünkü AB’deki üretici aynı sorunu yaşamamaktadır. (Avrupa Birliği, 70’in üzerinde ülke ve bölgeyle 40’ın üzerinde serbest ticaret anlaşması imzalamıştır. 20’den fazla anlaşmanın görüşmeleri veya onay süreçleri devam etmektedir) AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ülkeler açısından bakıldığında ise durum daha da karmaşıklaşmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte menşe kümülasyonu bu sorunu çözmektedir. Pan Avrupa Akdeniz Menşe Kümülasyonu Alanı sayesinde, tedarik zincirleri bu alanın dışındaki ülkelere göre daha sağlam kurulabilmekte, bu da bu ülkelerdeki üreticilere avantaj sağlamaktadır. Bu düzenleme sayesinde, esaslı dönüşüm veya katma değerin önemli kısmının bir ülkede olması şartı önemli ölçüde gevşetilerek, bu ürün kümülasyon alanı içindeki tedarik zincirleri içinde kaldığı sürece, menşe birikmekte çeşitli şekillerde ve şartlarda tavizlerden faydalanabilmektedirler. Bu da Lebensraum inşasının önemli aşamalarından birisidir. Örnek olarak, bu menşe kümülasyonu ve onun getirdiği tedarik zincirleri konusu İngiltere gibi ülke için bile oldukça çekici olabilmektedir. (İngiltere Pan Avrupa Akdeniz Menşe Kümülasyonu Alanı içinde yer almak için başvurmuş ve başvuru şimdilik bloke edilmiştir<a href="#_ftn18" id="_ftnref18">[18]</a>) Şimdi şu soruyu sormak istiyoruz: İngiltere Cebeli Tarık, Malta ve Güney Kıbrıs’taki etkisi sayesinde kendisini bir Akdeniz devleti sayıyorsa, örnek olarak Özbekistan veya Kazakistan, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’taki etkileri sayesinde neden Pan Avrupa Akdeniz Menşe Kümülasyonu’nun parçası olmasın? Bu durumda Orta Asya da ‘kan ve demir’ ile değil, ‘menşe ve blokzincir’ ile küresel sisteme entegre olur. Sonuçta hayat iyidir, saha da iyidir, dijital de iyidir; dijital hayat sahası çok daha iyidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijitalleşme sayesinde bu entegrasyonun, Türkiye – A B tarzı topyekûn bir yaklaşım çerçevesinde olması da zorunluluk durumunda çıkmaktadır. Yukarıda incelediğimiz taslak Avrupa Birliği Gümrük Kanunu, tamamen farklı bir yöntem ışığında yazılmıştır. Mevcut yöntemde, Avrupa şu şekilde düşünmektedir: bana (AB’ye) bir ürünü hangi firmanın ihraç ettiği (bazı durumlar haricinde) <strong>AB kamu otoriteleri açısından önemli değildir. Önemli olan ürünün kendisi ve hangi ülkeden geldiğidir</strong>. Şimdi ise ürünü kimin nasıl, nerede ve hangi hammadde ve yarı mamuller ile üretildiğini artık bizzat ben (AB belgelendirme kuruluşları vasıtasıyla) kontrol edeceğim. Benim tasarladığım kontrol süreçlerinden geçmiş ihraç partileri sorunsuz ve hızlı bir şekilde, benim gümrük idarelerime bile uğramadan benim ülkeme girip tüketilebilecek. Ancak benim bu tasarlamakta olduğum sistemin dışında kalan ürünlerin ihracatında ise, arada serbest ticaret anlaşması veya gümrük birliği olsun olmasın, karbon vergisi, sınır kapılarında bekleme süreleri, daha sık denetim vb. pek sorunla uğraşmaya devam edilecektir. Bu durumda benim hayat sahamdaki tedarik zincirlerinde yer almak isteyen AB dışı üreticiler, benim yetkilendirdiğim kuruluşlar vasıtasıyla kontrol altında olmaya devam edecekler. Elbette bu firmalar hakkında yerleşik oldukları ülke kamu otoritelerinden çok daha fazla şey bileceğim. Bu durum gelecekte bu ülke kamu otoriteleri açısından bazı tatsız durumlar ortaya çıkarabilir. Ancak yaratılan katma değer ve istihdam sayesinde fazla da seslerini çıkaramayacaklar. Bu da nihayetinde onların sorunu olur. İşte, diğer nedenlerin yanında, bu nedenle de Türkiye, taslak AB Gümrük Kanunu ile tasarlanmakta olan yeni nesil AB gümrük anlayışının başından itibaren bir parçası olmaya çalışmalıdır. Sonuçta ihracatımızın yaklaşık yüzden kırkı AB ülkelerine yapılmaktadır. Ayrıca, üçüncü ülkelere yaptığımız ihracatta Avrupa pazarında yer almış olmamızdan kaynaklanan güçlü referans da büyük rol oynamaktadır. Mesele gümrük boyutundan çıkıp, egemenlik konusuna girmeye başlayabilir. Bu nedenle, <strong>Siber Güvenlik Başkanlığı’nın kurulması çok önemli bir</strong> adımdır, çünkü bu Başkanlığın faaliyetleri, yeni nesil AB gümrük anlayışında başından itibaren yer almamızı ve hatta ‘menşe kümülasyonu-İngiltere’ örneğini Asya’nın içlerine taşımamıza katkı sağlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, dijitalleşme ile menşe kümülasyonun birleşmesi, artık Avrupa Birliği’nin topyekûn bir yaklaşım olan Gümrük Birliği tarzı yaklaşımlara ihtiyacını azaltmaktadır. (Çünkü dijitalleşme sayesinde, her bir firma için üretilecek devasa bilgi yığınları ile başa çıkmak mümkün olacaktır.) <strong>Örnek olarak, 1/95 sayılı AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararı, ürünlerdeki karbon yükü ve buna bağlı ödemeler ile ilgili bir hüküm içermemektedir,</strong> dolayısıyla, ETS’nin (Emisyon Ticaret Sistemi) kurulması bu yeni döneme hazırlık açısından önemlidir. Karbon yükü her firma için ayrı ayrı hesaplanmakta, ülke bazında topyekûn (ulusal şebekeden alınan elektriğin karbon yükü vb. dışında) bir yaklaşım bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Henüz bu tip şeyler için çok erken ama yeri gelmişken <strong>şu soruyu da sormadan duramayacağız</strong>: Avrupa, ülkemizde kurulan ETS sistemini karşılıklı tanımayı kabul ederse, o zaman Asya’nın derinliklerine uzanan tedarik zincirlerindeki firmaların ETS ödemelerini Avrupa yerine Türkiye’ye yapmaları için bir yol bulunabilir mi? (Türkiye ile Avrupa akreditasyon sistemlerinin karşılıklı tanınması konusunda halihazırda önemli yol alınmış ve bunun gelecekte daha da gelişeceğini düşünmek mümkündür). Çünkü amaç üzüm yemek veya karbon emisyonunu azaltmak ise, bu konuda bir engel çıkmaması gerekir. Türkiye de, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyeleri ile mutabakat halinde, bu parayı yeşil uzun mesafe taşımacılığı için gereken altyapı yatırımları için kullanabilir. Yeşilin tonu ile ilgili standartların belirlenmesinde Avrupa çok aktif olacağı için, Avrupalı firmalar ile işbirliği konusunda geniş bir alan açılır. Sonuçta hayat sahasının yeşili çok daha iyi olabilir ve tarihte görülmemiş büyüklükte kazan-kazan senaryoları için şartlar sağlanmış olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8. AVRUPA BİRLİĞİ 2025 YILI GENİŞLEME RAPORU</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">4 Kasım 2025 tarihinde yayımlanan ve bütün aday ülkeleri kapsayan ana raporun giriş cümlesinde şu ifadeler yer almaktadır<a href="#_ftn19" id="_ftnref19">[19]</a>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Jeopolitik zorluklar, Avrupa&#8217;nın amaç birliğini güçlendirdi. Avrupalıların kendi güvenliklerini ve refahlarını korumak için çok daha fazlasını yapmaları gerektiği yönündeki inancı kıta genelinde pekiştirdi. Bu aynı zamanda Avrupa&#8217;nın demokratik değerlerini savunmak ve yeni küresel güvenlik zorluklarıyla mücadele etmek anlamına da gelmektedir. Bunu, ancak ortak demokratik değerlere dayalı güçlü, istikrarlı, güvenli ve birleşik bir Avrupa yaratmak için komşularımızla el ele çalışarak başarıyla gerçekleştirilebiliriz. Günümüz dünyasında, genişleme politikası ortak güvenliğimize, refahımıza ve güvenliğimize katkıda bulunan önemli bir jeopolitik araçtır.</em>’ Türkiye konusunda ise bağlantısallık konusunda daha güçlü bir vurgu dışında, önceki Rapor’lardan daha önemli bir farklılık bulunmamaktadır. “<em>AB&#8217;nin, Orta Asya&#8217;yı Güney Kafkasya&#8217;ya ve oradan da AB&#8217;ye bağlayan dayanıklı ve verimli ulaşım, enerji ve dijital bağlantılar geliştirme konusunda stratejik çıkarı bulunmaktadır.</em>”<a href="#_ftn20" id="_ftnref20">[20]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki Avrupa Parlamentosu üyeleri, Türkiye’nin üyeliği için tam olarak ne düşünmektedir? Hepsine gidip tek tek soramayız, ama sondaj yapabiliriz. Genişleme paketinin açıklandığı gün, Avrupa Birliği konuya ilişkin olarak bir zirve düzenlemiştir. Zirvede, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı David McAllister<a href="#_ftn21" id="_ftnref21">[21]</a> ‘<em>mevcut durumda bunun mümkün olmadığını</em>’<a href="#_ftn22" id="_ftnref22">[22]</a> söylemiştir. Diğer Milletvekili Mark Botenga<a href="#_ftn23" id="_ftnref23">[23]</a> ise ‘<em>bunu ne Avrupa Birliği ne de Türkiye’nin talep ettiğini’</em> söylemiştir. Söz konusu zirvenin açılış konuşmasında ise Euronews başkanı Pedro Vargas David tarafından ise aşağıdaki tespitler yapılmıştır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Avrupa Birliği bir yol ayrımında. &#8230; Vicdanımız ve jeostratejik çıkarlarımız, Avrupa&#8217;nın bu on yılın sonuna kadar büyük bir genişleme yapması gerektiği anlamına gelmelidir. Buna karşı çıkanlar, iki tekrarlayan ifadede ısrar edecekler. Ya &#8220;hazır değiliz&#8221; diyecekler ya da &#8220;hazır değiller&#8221; diyecekler. Bence ikisi de doğru değil. &#8220;Hazır değiliz&#8221; argümanına kendimizden başlayalım. &#8230; Sorun Avrupa Projesi veya kurumları değil. Sorun geçmişte yaptığımız ve bugün de yapmaya devam ettiğimiz hatalardır. Sorun kurumlar veya antlaşmalar değil, insanlardır.&nbsp; Vizyon ve strateji eksikliği ile günlük meselelere aşırı odaklanmadır. Bu nedenle, bugün açıkça oybirliğiyle desteklenmeyen antlaşmaları değiştirme ihtiyacına dayanarak, herhangi bir genişlemeyi bir kez daha ertelemek adil değildir. Sonra da &#8220;hazır değiller&#8221; ifadesini duyacağız. Gerçek şu ki, hiç kimse Avrupa Birliği&#8217;ne katılmaya hazır değil. Aday ülkeler yarışta kendilerini koşucu gibi hissediyorlar. Bitiş çizgisine her ulaştıklarında, çizginin çok uzak bir noktaya itildiğini görüyorlar. Açık sözlü olmalı ve kendimize &#8220;ülkelerimiz katılmaya hazır mıydı?&#8221; diye sormalıyız. Portekizli olduğum için, [o zamanlar] katılmaya hazır olmadığımızı söyleyebilirim. (Gülüşme ve alkışlar, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos da dahil) Batı Avrupa&#8217;da demokrasiyi pekiştirmek için jeopolitik bir kararla katıldık. Ve bu büyük bir başarıydı.</em><a href="#_ftn24" id="_ftnref24">[24]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu genişleme paketine daha yakından bakalım. Her zamanki tespit ve önerileri bir kenara bırakalım. Görünen o ki, paketin içinde üç dört küçük Balkan ülkesi ile fiilen daha küçük bir Ukrayna bulunmaktadır. Türkiye küçük bir ülke değildir, ayrıca, ‘fiilen’ ile başlayacak bir cümlenin öznesi olmayı da kabul edemez. Kitabın ortasından konuşmak gerekirse ve Rapor’da da açık bir şekilde belirtildiği üzere, Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakereleri, daha çok <strong>jeopolitik bir temele dayanacaktır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB açısından durumu daha net tespit edebilmek için ‘AB&#8217;nin Karadeniz Bölgesine Yönelik Stratejik Yaklaşımı’<a href="#_ftn25" id="_ftnref25">[25]</a> belgesinde şu ifadeye bakmak faydalı olacaktır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Karadeniz, [Avrupa Birliği’nin yakın çevresinde olmasının ötesinde] küresel bir öneme sahiptir. Avrupa, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Akdeniz arasında kritik bir bağlantı noktası olan Karadeniz bölgesi, Avrupa ve genel küresel güvenlik, uluslararası ticaret, enerji ve gıda güvenliği (özellikle tahıl) açısından stratejik bir rol oynamaktadır. … AB&#8217;nin stratejisi, Karadeniz&#8217;i Avrupa&#8217;yı Güney Kafkasya, Orta Asya ve ötesine bağlayan önemli bir geçit olarak kabul etmektedir; bu strateji, bağlantıyı ve ticareti artırmak için ulaşım, enerji ve dijital altyapıya yönelik hedefli yatırımlarla desteklemektedir.</em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve tüm bunlar Karadeniz’e giriş ve çıkışları kontrol altında tutan ve en uzun kıyısına sahip Türkiye olmadan olacak, öyle mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuya Türkiye açısından baktığımızda ise, daha ciddi bir sorun bulunmaktadır. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen daha iki yıl öncesine kadar dünyanın yanlış okunduğunu her fırsatta belirterek, AB’nin bir çeşit uykudan uyanmakta olduğunu vurgulamaktadır. Bu durumda, Türkiye AB’nin tam olarak uyandığını nasıl varsayabilir? Başka bir ifadeyle, Ortadoğu politikalarında tutarlılık sorunu bulunan, Rusya ile ilişkilerinde ise pek bir işe yaramayan yaptırım paketlerine güvenen ve Rusya’nın varlıklarına el koyulması planına Belçika’nın bile itiraz ettiği Brüksel, <strong>Türkiye’nin dış politikasını nasıl yürütebilir</strong>? AB, elbette birkaç küçük Balkan devletinin dış politikasını yürütebilir. Eski bir komedyenden daha iyi iş çıkaracağını da varsayabiliriz. Ama Türk dış politikası, maharet ve derin bir jeopolitik anlayış ister. Bunun da yakın zamana kadar Brüksel’de olmadığını AB başkanı Ursula von der Leyen bile belirtmektedir. İşte Türkiye’nin adaylık statüsünün önündeki en temel soru, AB’nin jeopolitik algılamasında artan derinliğin ne kadar derin olduğu, bunun başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere tüm kesimler tarafından paylaşılıp paylaşılmayacağıdır. Gidişat, orta vadede önemli gelişmeler olabileceğine işaret etmektedir. O zamana kadar Türkiye, ev ödevlerini yapmaya devam etmelidir. Türk hariciye geleneği, on yıllar ve hatta yüzyıl boyunca çalışabilecek sıra dışı çözümler üretme konusundaki maharetini bugüne kadar defalarca göstermiştir. Bir sonrakinin de vadesini beklemektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="205" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-2-1024x205.jpg" alt="" class="wp-image-8590" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-2-1024x205.jpg 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-2-300x60.jpg 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-2-768x154.jpg 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/toyota_iki-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9. </strong><strong>MODERNİZE EDİLMİŞ TASLAK BİRLİK GÜMRÜK KANUNU</strong><a href="#_ftn26" id="_ftnref26"><strong>[26]</strong></a><strong><sup>,</sup></strong><a href="#_ftn27" id="_ftnref27"><strong>[27]</strong></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Taslak Avrupa Birliği Gümrük Kanunu, <strong>herhangi bir yasal düzenlemeden çok daha fazlası haline gelmiştir.</strong> Yukarıda uzun uzadıya anlattığımız jeopolitik ve jeoekonomik yöntem değişikliğinin, halihazırda somutlaşmış halidir. Diğer bir ifadeyle, bilgisayar işletim sistemi olarak MS DOS kullanırken, birden Windows’a geçtiğimiz günleri hatırlayalım. İşte taslak AB Gümrük Kanunu da, gümrük işlemlerinin neredeyse tamamen kağıt ortamından dijital ortama geçmesi; denetimin ürün bazlı olmaktan çıkarak üretim bazlı olmaya başlaması; gümrük işlemlerine ilişkin bilgileri, üye devletlerden alarak AB Veri Merkezleri inşası yoluyla merkezileştirmesi; ‘güven ve kontrol et’ prensibi kapsamında tedarik zincirlerini ön plana geçirmesi, diğer ülkelerdeki firmaların sadece ithalatçı nezdinde değil aynı zamanda Avrupa Birliği kurumları nezdinde de güven inşa etme ihtiyacının artması gibi nedenlerle, önemli bir yöntem değişikliğini barındırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.1. AB GÜMRÜK İDARESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Taslak Gümrük Kanunu’na göre, AB Gümrük İdaresi (EU Customs Administration, EUCA), üye Devletler arasındaki işbirliğini, ulusal gümrük idareleri ve diğer idareler arasında koordinasyonu, mevzuatların tek tip uygulanmasını sağlayan, gümrük programlarını yöneten ve kaynaklarını bir araya getiren AB düzeyinde kendi tüzel kişiliği olan bir kurum olacak. AB Gümrük İdaresinin, Birliğin genel bütçesinden ve Üye Devletlerden sağlanan gelirlerden oluşan özerk bir bütçesi olacaktır (MUCC mad. 205 &#8211; 244). (MUCC: Modernised Union&nbsp;Customs&nbsp;Code – taslak<sup>24</sup>)</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük İdaresini Yönetim Kurulu temsil edecektir. Yönetim Kurulu, her Üye Devletten bir temsilci ve Komisyon&#8217;un oy hakkına sahip iki temsilcisinden oluşacaktır (MUCC mad. 212).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amacı, gümrük birliğinin operasyonel yönetimine yardımcı olmak; gümrük idareleri arasındaki iş birliğini sağlamak, koordine etmek, denetlemek; teknik uzmanlık sağlamak, bir araya getirmek; MUCC &#8216;de belirtilen işlemleri uygulamak için bilgi teknolojileri geliştirmek, işletmek ve sürdürmek; gümrük gözetimi, denetimi ve risk yönetimi amaçları için mevcut bilgileri en iyi şekilde kullanmak; özellikle gümrük denetimlerini ve risk yönetimini uyumlu hale getirerek gümrük idarelerinin gümrük mevzuatı ve diğer ilgili mevzuatın tek tip uygulamasını sağlamak, uygulamada birliğin sağlanmasına yardımcı olmak (MUCC mad. 207/2) olarak belirtilebilir. EUCA ayrıca, üye devletler arasında gümrük hukukunun (Gümrük Bölgesine ithal veya ihraç edilen eşyalar ile taşıt araçlarının gümrük işlemlerine uygulanan hukuk) uygulanmasında daha yüksek düzeyde bir uyum sağlanmasını sağlamaktan da sorumlu olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük İdaresi, ulusal gümrük idarelerine denetim önerileri yayımlayacak, öneriler, AB çapında ortak bir risk analizi kontrol önerilerinin temelini oluşturacak ve ortak bir risk yönetimi uygulamaya konulacaktır. Bu, üye devletlerin gümrük idareleri tarafından gümrük denetimlerinin daha uyumlu bir şekilde uygulanmasını ve AB Gümrük İdaresi tarafından denetlenmesini sağlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük İdaresinin önerileri, üye devletlerin gümrük idarelerine karşı resmen öneri niteliği taşısa da, uygulamada gümrük idarelerinin bu önerileri bağlayıcı olarak değerlendirmesi zorunlu değildir. Örneğin, ulusal bir gümrük idaresi, bir gümrük işleminin yapılmasının, Birlik üreticilerinin yararlarını olumsuz etkileyeceğini tesbit etmesi halinde, AB Gümrük İdaresinin önerisini dikkate almayabilir ve bu duruma ilişkin kararlarının gerekçelerini sunmak zorundadır (MUCC mad. 102/5), 208/3-h).</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük İdaresi ayrıca AB genelinde gümrük idarelerini koordine edecek ve Gümrük Birliği&#8217;nin işleyişi için siyasi öncelikleri uygulayacaktır. AB Gümrük İdaresi, AB Kolluk Kuvvetleri İş Birliği Ajansı (EUROPOL), Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı (FRONTEX) veya Avrupa Kimyasallar Ajansı (ECHA) gibi diğer kurumlar, organlar ve ağlarla AB düzeyinde işbirliği yapacaktır. Bu koordine, AB Gümrük Veri Merkezi (EU Customs Data Hub, EUCDH) tarafından kolaylaştırılacaktır. Örneğin, herhangi bir üye devlette tespit edilen uyumsuz tedarik zincirleri, ortak risk analizinin yapılmasında dikkate alınacak, tüm üye devletlerin denetim kararları için istihbaratı iyileştirebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük İdaresi, üçüncü ülkelerin ilgili kurum ve kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ile bağlayıcı olmayan işbirliği yapabilir (MUCC mad. 243). Birliğin uluslararası bir anlaşması, gümrük mevzuatı, ortak ticaret politikası veya ortak güvenlik ve dış politikası alanındaki Birlik mevzuatı kapsamında, gümrük işbirliği amacıyla üçüncü ülkelerin gümrük idareleri ve diğer idareler ile bilgi alışverişinde bulunabilir, paylaşabilir. Gümrük idareleri tarafından uygulanan Birlik diğer mevzuatının yanı sıra, bu tür bir değişimi öngörür, kişisel bilgilerin aktarımının sırasıyla (AB) 2018/1725 sayılı Yönetmeliğin V. Bölümü veya (AB) 2016/679 sayılı Yönetmeliğin V. Bölümü hükümlerine uygun olmasını sağlar (MUCC mad. 244)<a href="#_ftn28" id="_ftnref28"><sup>[28]</sup></a><sup> <a href="#_ftn29" id="_ftnref29">[29]</a>, <a href="#_ftn30" id="_ftnref30">[30]</a>, <a href="#_ftn31" id="_ftnref31">[31]</a>, <a href="#_ftn32" id="_ftnref32">[32]</a>, <a href="#_ftn33" id="_ftnref33">[33]</a>, <a href="#_ftn34" id="_ftnref34">[34]</a>, <a href="#_ftn35" id="_ftnref35">[35]</a></sup></p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük İdaresi, 2026 yılı itibarıyla kurulacak ve 1 Ocak 2028 tarihinde görevine başlayacaktır (MUCC mad. 238/1, 265/1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.2. AB GÜMRÜK VERİ MERKEZİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Taslak, kişisel bilgiler de dahil tüm bilgilerin gümrük işlemlerinde kullanması için güvenli, siber dirençli bir dizi elektronik hizmet ve sistem sağlayacak, üye Devletlerdeki bilgi teknolojileri (BT) altyapısının yerini alacak, AB Gümrük Veri Merkezi&#8217;nin kurulmasını önermektedir (MUCC mad. 29). İşletmeler, ürünleri ve tedarik zincirleri hakkındaki tüm bilgileri tek bir çevrimiçi ortama yani, yeni AB Gümrük Veri Merkezi’ne kaydedecek ve Devletler aynı anda Veri Merkezindeki güncel verilere ulaşabileceklerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Veri Merkezi, &#8216;AB Gümrük İdaresi&#8217; tarafından yönetilecektir (Başlık XII, mad. 205-mad. 238). Gümrük idareleri, rastgele denetimler yerine, usulsüzlükleri ve riskleri belirlemek için büyük veri ve yapay zeka kullanarak, hedefli kontrolleri, daha akıllı risk yönetimini gerçekleştirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük Veri Merkezinin (EU Customs Data Hub, EUCDH) amacı ve işlevleri MUCC&#8217;nin 29.-40. maddelerinde “…gümrük işlemlerinde kullanılması için kişisel bilgiler de dahil tüm bilgileri güvenli ve siber dirençli bir dizi elektronik hizmet ve sisteme kaydetmek, gümrük mevzuatının elektronik ortamda uygulanmasına izin vermek, [AB Yapay Zeka Yasası 2021/0106 (COD) ] yapay zeka sistemlerinin kullanımı da dahil olmak üzere risk analizi, ekonomik analiz ve veri analizini mümkün kılmak, elektronik sistemler, platformlar veya ortamlarla birlikte çalışabilirliğini sağlamak, AB 2022/2399 sayılı Tüzüğün 4. maddesi ile kurulan Avrupa Birliği Tek Pencere Sertifikaları Değişim Sistemini entegre etmek&#8230; ” şeklinde düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Gümrük Veri Merkezine 1 Mart 2028 tarihinden itibaren, mesafeli satışlara ilişkin bilgiler (mad. 59/2), mesafeli satışların basitleştirilmiş tarife uygulamasına dair hükümler (mad. 145/5), Birliğin gümrük bölgesinde yerleşik olmayan, dolaylı bir temsilci tarafından temsil edilen ithalatçıya ilişkin bilgiler (mad. 20/3-e), kişisel ve ticari açıdan hassas, önemli bilgiler, tercihli olmayan menşe ispatına ve eşyaların tercihli menşeine ilişkin bilgiler (mad. 149, 150), ithalatçının veya ihracatçının yerleşik bulunduğu, kayıtlı olduğu yerdeki görevli gümrük idaresi tarafından eşyaların bir gümrük rejimine tabi tutulmasına ilişkin ithalatçı veya ihracatçı tarafından sağlanan bilgiler (mad. 60), serbest dolaşıma giriş işlemine ilişkin bilgiler, gümrük vergi ve resimleri ile ilgili diğer bilgiler (mad. 159/2, 181/5) kaydedilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bilgiler, sahtecilik ve uyumsuzluğun tespiti amacıyla veri analizi için kullanılacak, Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Bürosu (OLAF) gibi farklı kurumların yanı sıra diğer ilgili birimlerin kullanımına da sunulabilecektir. <em>AB Gümrük İdaresi</em> ayrıca, anlaşma imzalanan üçüncü ülkelerle veri alışverişinde bulunabilecektir (MUCC mad. 243-244).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komisyon bu bilgilere dayanarak &#8216;tedarik zinciri tabanlı risk stratejisi&#8217; açısından <strong>çapraz denetim</strong> yapacaktır. Gümrük beyannamesi muhteviyatı eşyalara ilişkin nakliye, antrepo, gümrük rejimine tabi tutulması vb. bilgilerin sisteme birden fazla birim tarafından kaydedilmesi nedeniyle de bu bilgilerin değiştirilmesi ve/veya geçersiz kılınmasının önüne geçilmiş, mümkün olduğunca kaçakçılık, usulsüzlük önlenmiş olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Risk analizi ve risk yönetimi beyan yerine, bilgi odaklı olacaktır. Tedarik zincirlerinin istikrarlı olduğu durumlarda, değişmediği takdirde aynı bilgiler birden fazla işlem ve sevkiyat için kullanılabilecek; bu da tek bir portal kullanıldığında, birden fazla işlem ve sevkiyat için bilgilerin yalnızca bir kez beyan etmelerinin yeterli olacağı anlamına gelir. Bu bağlamda, tek pencere ilkesi, ithalatçıların ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların çok sayıda bilgi teknoloji (BT) ortamıyla işlem yapmak zorunda kalmayacaklarını ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taslağa göre, Veri Merkezinin 2026 yılında kurulması ve 2028 yılından itibaren faaliyete geçmesi, 2028 yılında e-ticaret gönderileri için açılması planlanmaktadır. Veri Merkezi daha sonra 2032 yılında diğer tüm işletmelere açılacak ve bu da söz konusu şirketler için anında faydalar, basitleştirmeler ve tasarruflar sağlayacak. AB Gümrük Veri Merkezi&#8217;nin işlevleri 31 Aralık 2037 tarihine kadar tam olarak faaliyete geçecektir. AB Gümrük Veri Merkezi&#8217;ndeki kişisel bilgiler, işlendiği tarihten itibaren en fazla 10 yıl süreyle saklanabilecektir (MUCC mad. 33/1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.3. GÜVEN VE KONTROL ET OPERATÖRÜ- (TRUST AND CHECK TRADER, T&amp;C)</strong><a href="#_ftn36" id="_ftnref36">[36]</a> <a href="#_ftn37" id="_ftnref37">[37]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, mevcut AB Yetkili Ekonomik Operatörü statüsünü (AEO) geliştiren ve güçlendiren bir programdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçiş döneminde Birlik gümrük kanunu (UCC) kapsamındaki AEO statüsü, 31 Aralık 2037 tarihine kadar yürürlükte kalacak ve bu tarihe kadar AEO’ler T&amp;C statüsü için başvuru yapabilecekler. Gümrük idareleri, AEO&#8217;ların başvurularını en geç 31 Aralık 2037 tarihine kadar kendilerine Güven ve Çek Operatörü (&#8220;T&amp;C&#8221;) statüsü verilip verilemeyeceğini değerlendirecektir. Değerlendirmenin sonunda T&amp;C statü talebi verilmeden iptal edilecek, ya da AEO statüsü iptal edilip yeni T&amp;C statüsüyle değiştirilecektir (MUCC mad. 26/3).</p>



<p class="wp-block-paragraph">T&amp;C bazen &#8220;AEO + artı&#8221; olarak da anılır: Bu statünün verilmesi için gereken koşullar AEO ile hemen hemen aynıdır, ancak buna ek olarak, T&amp;C başvurusunda bulunan kişinin en az üç yıldan beri düzenli olarak gümrük işlemleri yapmış olması, yani ülkeye döviz kazandırıcı faaliyette bulunması (MUCC mad. 25/1) ve gümrük idarelerine (a) eşyaların hareketi (örneğin gümrük kayıtları, muhasebe sistemi, ticari ve taşıma kayıtları, gümrük idareleri tarafından uygulanan diğer mevzuat uyarınca verilen lisanslar ve yetkilendirmeler dahil), (b) bu eşyalara ilişkin tüm gerekliliklere uyum (MUCC mad. 25/3-f) ile ilgili tüm bilgileri gerçek zamanlı olarak sağlayan, kullanıma sunan bir elektronik sisteme sahip olması gerekecektir. T&amp;C başvurusunda bulunan operatörün ayrıca, uyumluluğu değerlendirmek için yetkili gümrük idaresine, son üç yıla ait ilgili bilgilerine erişim izni vermesi gerekecektir (MUCC mad. 25/2).</p>



<p class="wp-block-paragraph">T&amp;C statüsünün faydaları, MUCC mad. 25/7-9&#8217;da belirtilmiştir. T&amp;C&#8217;ler, dahili bilgilerine gümrük idarelerinin gerçek zamanlı erişimini ve <em>tedarik zincirinin eksiksiz elektronik takibini her zaman sağlaması</em> şartıyla, basitleştirilmiş usulde beyanda bulunacaklar, eşyaların gümrük muayene ve tespit işlemlerini kendi tesislerinde yapacak, özel antrepolarına koyacak (MUCC mad. 25/7-b), serbest dolaşıma girmesini sağlayacak, daha sonra da tamamlayıcı beyanda bulunacaklardır (MUCC mad. 25/7-a). Burada önemli husus, T&amp;C’lerin ticaret unvanı, yasal adresi, vergi kimlik numarası, ticaret sicili kayıt numarası, banka hesap ve ödeme talimatı bilgileri, imza örnekleri gibi dahili bilgileri ile üretim zincirlerinin kayıtlı olduğu gümrük idaresinin denetimine izin vermesi, denetimin yapılmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük idareleri serbest dolaşıma giren ve ihracata ilişkin eşyaların toplam ithalat veya ihracat vergisi tutarına karşılık gelen gümrük borcunun hesaplamasına ve beyanda bulunmasına, 31 takvim gününü aşmayacak bir süre verebilecek, T&amp;C’ler, daha sonra her bir özel eşya sevkiyatına ilişkin tutarların bir dökümünü gümrük idarelerine beyanda bulunabileceklerdir. (MUCC mad. 181/4), yani serbest dolaşıma giren veya ihraç edilen eşyaların 14 gün içinde ödenmesi gereken gümrük vergilerini 31 güne kadar erteleyebilecekler, sürenin son günü beyanda bulunarak ödeme yapabileceklerdir (MUCC mad. 25/7-e, mad. 188). Dahilde işleme, hariçte işleme, geçici kabul nihai kullanım işlemi, antrepo işletme işlemleri için izinlerin alınması şartıyla, faaliyetlerin uygun şekilde yürütüldüğüne dair gerekli teminatı sağlamış sayılacaklardır (MUCC mad. 25/7-c).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güven ve Çek Operatörleri, verilen izne göre gümrük denetimleri ile ilgili olarak, daha az fiziksel belgeye dayalı inceleme de dahil, diğer ekonomik operatörlerin yararlandığı kolaylıkların daha fazlasından yararlanacaktır. Durumları, gümrük risk yönetimi amaçları için olumlu olarak dikkate alınacaktır (MUCC mad. 25/8).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yetkilendirmelerin T&amp;C&#8217;ler için başlıca faydalarından biri de; birlik içinde eşyaların ithal edildiği veya gönderildiği üye devletten bağımsız olarak, yalnızca tek bir gümrük idaresinin, yani kuruldukları yerde başvuru kaydını yaptırdıkları gümrük idaresinin görevli olacak olmasıdır. Yani AB genelinde faaliyet gösteren T&amp;C&#8217;ler, farklı gümrük uygulamalarına sahip 27 üye ülke gümrük idareleri yerine, gümrük vergileri ve diğer ücretlerin ödenmesinden, kuruluş yerinin bulunduğu Üye Devlet gümrük idaresine karşı sorumlu olacak olmalarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine diğer fayda ise, T&amp;C&#8217;lerin eşyaları işyerlerine getirmek için transit geçiş yapma yükümlülüğü olmaksızın nihai varış yerlerine kadar gümrük gözetimi altında kalacak, yani, eşya AB Gümrük Bölgesine girdikten sonra transit rejimine tabi tutulmadan varış gümrük idaresine sunmaksızın, ithalatta yerinde gümrükleme izni kapsamı tesislerde teslim almaya ve işlemlerini bu yerlerde tamamlamaya, ihracata tabi eşyayı, hareket gümrük idaresine sunmaksızın ve transit rejimine tabi tutmaksızın sevk etmeye yetkilendirilmiş olacaklarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komisyon&#8217;un görüşüne göre<a href="#_ftn38" id="_ftnref38">[38]</a>, bu kolaylaştırma ve basitleştirmelerin anahtarı <em>şeffaflıktır.</em> Komisyon&#8217;un bu konuya ilişkin vizyonu, şeffaf ticaret akışlarının, gümrük müdahalesi olmadan, idari yüklerden uzak bir şekilde &#8216;yeşil hat&#8217; üzerinden ilerleyebilmesi, gümrük idarelerinin yalnızca gerekli olması halinde müdahale etmesi ve denetim yapmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, elbette arzulanan bir sonuçtur. Nitekim birçok işletme, reformda sağlanan basitleştirme ve kolaylaştırmaları, örneğin ilgili operatör tarafından serbest dolaşıma giren tüm eşyalara ilişkin toplam ithalat veya ihracat vergisi tutarına karşılık gelen gümrük borcunun periyodik olarak belirlenmesi, ödenmesi veya belirli denetimler gerçekleştirilerek eşyaların işyerlerinde serbest dolaşıma sokulması gibi, işlemin kurallarını değiştiren bir unsur olarak görmektedir. Ancak, bu faydaların çoğu yeni BT sisteminin/sistemlerinin uygulanmasına bağlıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük idareleri en az 3 yılda bir, Güven ve Kontrol Operatörünün faaliyetlerini ve dahili bilgilerini denetleyecek, yani sonradan kontrol yapacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güven ve Çek Operatörü, kurumsal yapısındaki, mülkiyetindeki, ödeme gücü durumundaki, ticaret modellerindeki herhangi bir değişikliği, durum ve faaliyetlerindeki diğer önemli değişiklikleri gümrük idarelerine bildirecektir. Bu değişikliklerden herhangi birinin Güven ve Çek durumu üzerinde önemli bir etkisi olması durumunda, gümrük idareleri, Güven ve Çek Operatörünün statüsünü yeniden değerlendirecek, yeniden değerlendirmeye ilişkin bir karar alınıncaya kadar bu yetkiyi askıya alabilecektir (MUCC mad. 25/4). Gümrük idaresi, T&amp;C’nin sertifikası için gerekli koşullara veya kriterlere uymadığını ya da gümrük kurallarını ihlaliyle ilgili ceza mahkemelerinde görülen bir davasını tespit edilmesi etmesi halinde, sertifikanın askıya alınmasına karar verebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük temsilcileri, T&amp;C reformu kapsamında hem doğrudan hem de dolaylı temsil şeklinde mümkün olmaya devam edecektir. Herhangi bir kişi bir gümrük temsilcisi atayabilir. Temsilci, doğrudan temsil durumunda başkasının adına ve hesabına hareket eder. Dolaylı temsil durumunda kendi adına, ancak başkasının hesabına hareket eder. Temsilci, temsil edilen kişi namına hareket ettiğini, temsilin doğrudan veya dolaylı olduğunu, sahip olduğu temsil yetki belgesini gümrük idarelerine beyan etmek zorundadır. Bir başka kişi adına veya hesabına hareket ettiğini beyan etmeyen ya da bir temsil yetkisine sahip olmadığı halde, başka bir kişi adına ya da hesabına hareket ettiğini beyan eden kişi, ithalatçı veya ihracatçı olarak kabul edilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güven ve Çek taciri statüsüne sahip bir gümrük temsilcisi, sadece dolaylı temsilci olarak hareket ettiğinde Güven ve Çek taciri olarak tanınacaktır. Doğrudan temsilci olarak hareket ettiğinde ve adına hareket ettiği kişiye bu statü verilmişse, gümrük temsilcisi Güven ve Çek taciri olarak tanınabilecektir (MUCC mad. 27).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde Ticaret Bakanlığı tarafından verilen, uluslararası geçerliliği olan sertifikaya sahip yetkilendirilmiş yükümlü statüsü,(AEO), T&amp;C statüsünü alabilmesi ve MUCC mad. 25/7-9&#8217;da belirtilen kolaylık ve faydalardan yararlanabilmesi için, MUCC’da yer alan hükümlerin 4458 sayılıGümrük Kanunu’ndaa da yer alması, düzenlemelerin yapılması gerekecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.4. DAHA BASİT ve DAHA ŞEFFAF E-TİCARET İTHALAT İŞLEMLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">AB dışı çevrimiçi ürünlere gümrük vergilerinin uygulanması açısından, AB tüketicileri/alıcıları şu anda ithalatçı olarak kabul edilmektedir. MUCC’nin yürürlüğe girmesinden sonra, AB&#8217;ye eşya/ürün satan çevrimiçi platformlar &#8216;kabul edilen ithalatçı&#8217;<a> </a>olarak kabul edilecek (internet üzerinde faaliyet gösteren çevrimiçi pazar yerleri, <strong>web sitesi veya uygulama</strong> sahipleri vb.), gümrük vergilerinin satın alma sırasında tahsilinden, gümrük idarelerine ödenmesinden, ürün güvenliğinden vb. sorumlu&nbsp; olacaktır (MUCC mad. 5/13). AB tüketicileri, kargoları ulaştığında artık gizli ücretlerle karşılaşmayacak, teslimat sırasında gümrük vergilerin ödenmesinden sorumlu olmayacaktır. Ayrıca, üçüncü ülkelerden online sipariş ettikleri ürünlerin ithalatçısı olarak da kabul edilmeyecekler. Kabul edilen ithalatçı, MUCC&#8217;nin 20/3 maddesinde sayılan istisnalardan biri uygulanmadığı sürece, gümrük bölgesinde yerleşik olmaları gerekmeyecek, şartı aranmayacaktır (MUCC mad. 20/2).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesafeli satışlar ve kabul edilen ithalatçı taraf için, basitleştirilmiş tarife uygulamasına ilişkin hükümlerin 1 Mart 2028 tarihinden itibaren uygulanmasına başlanacak, bu tarihten itibaren ithalatçılar, ithal e-ticaret eşyaları için ödenmesi gereken gümrük vergilerinin hesaplanmasında basitleştirilmiş tarife uygulamasının kullanımını tercih edebilecek, AB&#8217;deki tüketicilere satılan ve üçüncü bir bölgeden veya üçüncü bir ülkeden gönderilen eşyalarla ilgili işlemler hakkında AB Gümrük Veri Merkezi&#8217;ne bilgileri kaydetmeye başlayacaktır.<em> G</em>ümrük idareleri, AB&#8217;deki tüketicilere çevrimiçi olarak satılan üçüncü ülke menşeli eşyaların bilgilerini anında görebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevkiyat başına toplam değeri 150 Avro&#8217;ya kadar olan eşyaların ithalatı için vergi muafiyeti 1 Temmuz&nbsp;<strong>2026&#8217;dan</strong>&nbsp;itibaren itibaren kaldırılacak,AB&#8217;ye internet üzerinden satılan her ürüne (bazı istisnalar hariç) ilgili ad valorem vergi oranlarına sahip 5 kademeli bir Liste Sistemi gümrük vergisi uygulanacaktır<a href="#_ftn39" id="_ftnref39">[39]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">150 avroyu aşması halinde eşyanın ithali basitleştirilmiş usule göre değil, normal usule göre ithal işlemi yapılacaktır. Listeleme sisteminde, mevcut geleneksel vergi oranları referans alınacak, eşyaların menşe kuralları dikkate alınmayacaktır. Ancak, &#8216;kabul edilen ithalatçı (deemed importer)’ eşyaların menşe durumunu belgeleyerek tercihli tarife oranlarından yararlanmak isterse, normal ithal işlemine göre gümrük beyannamesi verecek, gümrük beyannamesine menşe belgesini ekleyecek, ithalat işlemini yapabilecektir. Benzer şekilde, geleneksel veya uygulanabilir daha düşük otonom vergi oranlarından yararlanmak isterse, ithalatçı standart işlemleri uygulayarak bunu yapabilecektir. Kabul edilen ithalatçılar, kuruluşlarının bulunduğu Üye Devlet gümrük idareleri tarafından denetlenecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mesafeli satışlar için basitleştirilmiş tarife uygulaması</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesafeli satışlar için basitleştirilmiş tarife uygulaması, beş kademeli bir liste (bölüm) sistemine dayanmaktadır. Her liste, bir vergi oranı ve ilgili vergi oranının uygulanacağı GTİP’nun ilgili bölümlerine ilişkin bir referans içerir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Liste A: Gümrük kıymeti üzerinden g</strong><strong>ümrük vergisi oranı </strong><strong>%0 olan örnek eşyalar</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td><strong>GTİP</strong> <strong>Bölüm</strong></td><td><strong>Tanım</strong></td></tr><tr><td><strong>14.04</strong><strong></strong></td><td>Bitkisel örgü malzemeleri; Tarifenin aşka yerinde belirtilmeyen veya dahil edilmeyen bitkisel ürünler</td></tr><tr><td><strong>49.01</strong><strong></strong></td><td>Basılı kitaplar, gazeteler, resimler ve basım endüstrisinin diğer ürünleri; El yazmaları, daktilo yazıları ve planlar</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Liste B: Gümrük kıymeti üzerinden g</strong><strong>ümrük vergisi oranı </strong><strong>%5 olan örnek eşyalar</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td><strong>GTİP</strong> <strong>Bölüm</strong></td><td><strong>Tanım</strong></td></tr><tr><td><strong>05.01</strong><strong></strong></td><td>Başka yerde belirtilmeyen veya yer almayan hayvansal kökenli ürünler</td></tr><tr><td><strong>34.01</strong><strong></strong></td><td>Sabun, organik yüzey aktif maddeler, yıkama müstahzarları, yağlama müstahzarları, yapay mumlar, hazırlanmış mumlar, parlatma veya temizleme müstahzarları, mumlar ve benzeri maddeler, modelleme macunları, &#8216;diş mumları&#8217; ve alçı esaslı diş müstahzarları</td></tr><tr><td><strong>71.01</strong><strong></strong></td><td>Doğal veya kültür incileri, kıymetli veya yarı kıymetli taşlar, kıymetli metaller, kıymetli metallerle kaplanmış metaller ve bunlardan mamul ürünler; <em>Taklit mücevherler; Madeni para</em> (Natural or cultured pearls, precious or semi-precious stones, precious metals, metals clad with precious metal, and articles thereof; Imitation jewellery; Coin)</td></tr><tr><td><strong>85.47 </strong><strong></strong></td><td>Elektrikli makine ve ekipmanlar ile bunların parçaları; ses kaydediciler ve çoğaltıcılar, televizyon görüntü ve ses kaydediciler ve çoğaltıcılar ve bu tür eşyaların parça ve aksesuarları</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph">71.01 bölümde, belirli miktar ve kıymetteki taklit mücevher ve madeni paranın ithal edilebileceği belirtilmiş, fakat ülkemizde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 197’nci maddesinde “Parada sahtecilik, (1) Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, <em>ülkeye sokan</em>, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” hükmü ile miktar ve kıymetine bakılmaksızın ülkeye sokan kişinin cezalandırılacağını belirtmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parada sahtecilik suçu, “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” bölümünde TCK md.197’de düzenlenmiştir. Suçun maddi konusu paradır. Paranın kâğıt veya madeni para, milli veya yabancı para olmasının sahtecilik suçu açısından hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, sahte TL’nin Türkiye’deki kanunlara göre, sahte dövizin (dolar, euro, sterlin vb.) ise kendi ülkesindeki kanunlara göre tedavülde (dolaşımda) olmasıdır. TCK md.197 suçun unsurları ve cezası açısından yabancı para ile milli para arasında fark gözetmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Liste C: Gümrük kıymeti üzerinden g</strong><strong>ümrük vergisi oranı </strong><strong>%8 olan örnek eşyalar</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td><strong>GTİP</strong> <strong>Bölüm</strong></td><td><strong>Tanım</strong></td></tr><tr><td><strong>28.46</strong><strong></strong></td><td>İnorganik kimyasallar; Değerli metallerin, nadir toprak metallerinin, radyoaktif elementlerin veya izotopların organik veya inorganik bileşikleri</td></tr><tr><td><strong>30.06</strong><strong></strong></td><td>İlaç ürünleri</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Liste D: Gümrük kıymeti üzerinden g</strong><strong>ümrük vergisi oranı </strong><strong>%12 olan örnek eşyalar</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td><strong>GTİP</strong> <strong>Bölüm</strong></td><td><strong>Tanım</strong></td></tr><tr><td><strong>18.01</strong><strong></strong></td><td>Kakao ve kakao preparatları</td></tr><tr><td><strong>42.01</strong><strong></strong></td><td>Deri eşyalar; Eyer ve koşum takımları, Seyahat eşyaları, el çantaları ve benzeri kaplar; Hayvan bağırsağından yapılmış eşyalar (ipek böceği bağırsağı hariç)</td></tr><tr><td><strong>61.02</strong><strong></strong></td><td>Giyim eşyaları ve giyim aksesuarları, örme ya da tığ işi</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Liste E: Gümrük kıymeti üzerinden g</strong><strong>ümrük vergisi oranı </strong><strong>%17 olan örnek eşyalar</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td><strong>GTİP</strong> <strong>Bölüm</strong></td><td><strong>Tanım</strong></td></tr><tr><td><strong>09.01</strong><strong></strong></td><td>Kahve, çay, mate ve baharatlar</td></tr><tr><td><strong>64.06</strong><strong></strong></td><td>Ayakkabılar, tozluklar ve benzerleri; bu tür eşyaların parçaları</td></tr><tr><td><strong>70.13</strong><strong></strong></td><td>Cam ve cam eşyalar</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Veri kaynağı Mesafeli eşya satışlarında basitleştirilmiş tarife uygulamasının getirilmesine ilişkin 2658/87 sayılı Tüzükte ve gümrük vergisi muafiyeti eşiğinin kaldırılmasına ilişkin olarak 1186/2009 sayılı Tüzükte değişiklik yapılmasına ilişkin Yönetmelik<a href="#_ftn40" id="_ftnref40">[40]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ülkemizdeki Uygulama</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.4.1. Uzaktan İletişim Araçları Yoluyla Piyasaya Arz Edilen Ürünlerin Piyasa Gözetimi ve Denetimi Yönetmeliği</strong><a href="#_ftn41" id="_ftnref41">[41]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan, 30 Ekim 2024’te Resmî Gazete’de yayımlanan ve 1 Nisan 2025 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik, internet üzerinden yapılan alışverişlerde şeffaflık ve ürün güvenliğini sağlamayı, tüketicilerin haklarını korumayı, piyasaya arz edilen ürünlerin daha güvenli ve mevzuata uygun olmasını, tüketicilerin güvenli ürünlere kolayca ulaşmasını, internet, mobil uygulamalar, televizyon, radyo gibi araçlar üzerinden yapılan alışveriş işleminin daha şeffaf ve kolay denetlenebilir hale gelmesini amaçlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Satıcılar, ürünlerine ilişkin güvenlik bilgilerini açık ve anlaşılır şekilde sunmakla yükümlü olacak. İlanlarda üretici veya ithalatçı bilgileri, iletişim adresi ve ürün güvenliğine dair detaylar yer alacak. Böylece tüketiciler, satın almadan önce ürün hakkında daha fazla bilgiye ulaşabilecek, internetten alışveriş yaparken, fiziki bir mağazada olduğu gibi ürünü inceleyecek, gerekli işaretleri taşıdığını görebilecektir. Denetim hızlanacak, ürün güvenliği güçlenecek, uygunsuz ürün platformlardan kaldırılacak, sanal pazaryerleri ürünlere dair güvenlik bilgilerini sistemlerinde bulunduracak ve uygun olmayan ürünler tespit edildiğinde, bu ürünlere ait ilanlar 24 saat içinde yayından kaldıracak. Bu sayede tüketicilere standardına uygun ve daha güvenli bir alışveriş ortamı sunulacak, ürün güvenliği konusunda tüketicilerin başvuru yapabileceği bir temas noktası oluşturacak. Bu noktalar üzerinden ürünlerin güvenliği ile ilgili şikâyet, bildirim ve bilgi talepleri iletilebilecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yurt dışından ülkemize ürün satan firmalar, ülkemizde yerel bir temsilci atamakla yükümlü olacak. Bu temsilci, satıcının tüm ticari faaliyetlerinden sorumlu olacak ve denetim makamlarıyla iletişim köprüsü kuracak. Bu şartı yerine getirmeyen firmaların Türkiye’ye satış yapması mümkün olmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;9.4.2. Posta ve Hızlı Kargo Yoluyla Taşınan Eşyanın Gümrük İşlemlerine İlişkin Tebliğ</strong><a href="#_ftn42" id="_ftnref42">[42]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">22.04.2022 tarihli 31817 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Posta ve Hızlı Kargo Yoluyla Taşınan Eşyanın Gümrük İşlemlerine İlişkin Tebliğe (Seri No: 1/2022) göre, hava ve kara yolu ile hızlı kargo taşımacılığı kapsamındaki yurda ve yurtdışına yapılacak gönderilerin gümrük beyanı dahil tüm gümrük işlemlerini 4458 sayılı Gümrük Kanununun 225 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca dolaylı temsil yoluyla yapmak için işletmelerin Hava yolu ile hızlı kargo taşımacılığı için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce “hava kargo acentesi”, Kara yolu ile hızlı kargo taşımacılığı için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından, yapacakları faaliyetlere uygun uluslararası kara yolu taşımacılık belgesi ile yetkilendirilmiş olması gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hava yolu ve kara yolu ile hızlı kargo taşımacılığı kapsamında taşınacak (belirli miktar ve kıymetteki, tek ve maktu vergiye tabi) eşyanın konulacağı geçici depolama yerlerinin olması, gümrük işlemlerini alıcı adına yapması, takibi ve sonuçlandırılması için firma bünyesinde gümrük müşaviri istihdam etmesi veya gümrük müşaviri ya da gümrük müşavirliği şirketiyle sözleşme yapmış olması, gümrük müşavirinin gönderileri gümrük müdürlüğüne basitleştirilmiş gümrük beyannamesi veya normal usulde detaylı beyan ile beyan etmesi, zorunludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşletmeler, yetki kapsamındaki işlemlerin yapılmasında alıcıyı/göndericiyi ayrıca başka bir işleme gerek kalmadan temsil eder. İşletmeler gümrük işlemlerini yaparken vekâletname ibrazı aranmaz. Gönderilerin teslim ve tesellümüne ilişkin belgelerin alıcı/gönderici tarafından imzalanması bu yetkinin kendileri hesabına kullanıldığının kabul edildiği anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Posta veya hızlı kargo taşımacılığı yoluyla gelen eşya için Türkiye’deki giriş liman veya yerine kadar yapılan nakliye giderleri, eşyanın kıymetine ilave edilir, gönderilerin tahakkuk ettirilen gümrük vergileri taşıyıcı firmalar tarafından eşyanın alıcısına teslimi ile tahsil edilir ve alıcı adına gümrük idaresine ödenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Basitleştirilmiş gümrük beyannamesi kapsamında yurtdışına gönderilmiş (ihraç edilmiş) eşyanın tamamen veya kısmen geri gelmesi halinde, gümrük vergilerinden muaf olarak serbest dolaşıma girebilmesi için, yurtdışına gönderilmesi nedeniyle yararlanılan hak ve menfaat varsa bunların iade edilmesi, iade edildiğini gösteren makbuz veya belgenin gümrük müdürlüğüne ibrazı gerekir. İhracat nedeniyle katma değer vergisi (KDV) ve özel tüketim vergisi (ÖTV) iadesinden veya istisnasından yararlanan eşyanın KDV ve ÖTV’si tahsil edilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’ye gelen eşyanın mahrece iadesinin talep edilmesi halinde, serbest dolaşıma girişinde maktu vergi tahsil edilmişse, tahsil edilen maktu verginin iadesi için bu eşyanın muayeneye tabi tutulması, ayniyatının tespit edilmesi ve serbest dolaşıma giriş beyannamesindeki ilgili taşıma senedinin iptali gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Posta veya hızlı kargo taşımacılığı yoluyla gelen çek ve nakit para, posta idaresi ya da hızlı kargo firması tarafından basitleştirilmiş gümrük beyannamesine konu edilemez. Gelen nakit paranın Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğ (2008-32/34) hükümleri kapsamında bankalar aracılığıyla transfer edilmesi gereken nitelikte olup olmadığının tespiti yapılır. Bu kapsamda yurda getirilen nakit para için alıcıdan açıklama talep edilir ve “Nakit Açıklama Tutanağı” elektronik ortamda düzenlenir, alıcısına teslim edilir. Gümrük idaresince açıklama istenildiği halde, herhangi bir açıklama yapılmaması veya yanlış ya da yanıltıcı açıklama yapıldığının anlaşılması halinde, Nakit Açıklama Tutanağı düzenlenir. Nakit Açıklama Tutanağı en az iki memur ile açıklamada bulunan yolcu tarafından imzalanır. Tutanakların bir örneği Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’na gönderilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca gümrük idaresi tarafından 5549 sayılı 18.10.2006 tarihli Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 16 ncı maddesi gereğince; açıklanmayan miktarın %10’u tutarında idari para cezası uygulanarak yolcu beraberindeki tüm nakit muhafaza altına alınır. 1567 sayılı 25.2.1930 tarihli Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Cumhuriyet Savcılığına bildirilir ve alınacak talimata göre hareket edilir. 3.000 TL’ye kadar olan farklar için bu fıkra hükmü uygulanmaz (“Nakit Kontrolleri” hakkındaki 18. 05. 2016 tarihli ve 2016/1 sayılı Genelge 1. 2. numaralı bölüm mad. 4)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Posta veya hızlı kargo taşımacılığı yoluyla yurda getirilen çek sözlü beyan düzenlenerek alıcısına teslim edilir<a href="#_ftn43" id="_ftnref43">[43]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü ile Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından, bazı e-ticaret platformlarında satılan farklı ürün gruplarına yönelik yapılan denetimler ve laboratuvar analizleri sonucunda; 148 ürünün özellikle ayakkabılar, oyuncaklar ve saraciye ürünlerinde, (gerçek ve suni deriden yapılmış çanta ve bavullar) yasal sınırların çok üzerinde fitalat, kurşun, kadmiyum ve PAHs gibi toksik maddelerin olduğu tespit edilmiş, mevzuata aykırı ve güvensiz olması nedeniyle 20 Ekim 2025 tarihli ve 2025/11 sayılı Genelge ile insan sağlığını ve tüketicilerimizi korumak amacıyla posta ve hızlı kargo yoluyla ülkemize ithaline kısıtlama getirilmiştir<a href="#_ftn44" id="_ftnref44">[44]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5. MUCC’DE MEVCUT ve YENİ BAZI TANIMLAR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5.1. &#8216;Gümrük idareleri&#8221;,</strong> Üye Devletlerin, gümrük mevzuatını uygulamakla sorumlu gümrük idareleri ve ulusal hukuk uyarınca belirli gümrük mevzuatını uygulama yetkisine sahip diğer idareler anlamına gelir (MUCC mad. 5/1)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5.2. Gümrük vergileri,</strong> ilgili mevzuatlar gereğince gümrük idareleri tarafından ithalat ve ihracatta tahsil edilen gümrük vergisi ile diğer eş etkili vergileri, mali yükleri ifade eder (gümrük vergisi, özel tüketim vergisi, katma değer vergisi, anti-damping vergisi gibi) (MUCC mad. 5/57, 59, 60).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5.3. İthalatçı, </strong>UCC&#8217;de &#8216;ithalatçı&#8217; tanımı yapılmamıştır. MUCC&#8217; 5/12 maddesinde &#8220;İthalatçı&#8221;, üçüncü bir ülkeden Birlik gümrük bölgesine eşya getirme yetkisine sahip olan herhangi bir kişi olarak tanımlanmaktadır. İthalatçı, gümrük idaresine gümrük beyannamesini sunan veya adına ve hesabına gümrük beyannamesi sunulan kişidir. MUCC&#8217;nin 20/3 maddesinde sayılan istisnalardan biri uygulanmadığı sürece ithalatçı, ithalat ve ihracatta tek sorumlu kişidir ve gümrük bölgesinde yerleşik olmalıdır (MUCC mad. 20/2).</p>



<p class="wp-block-paragraph">İthalatçının yükümlülükleri, eşyaların serbest dolaşıma girmesinden önce gümrük idarelerine gerekli tüm bilgi ve belgeleri sunmak, saklamak; gümrük vergilerinin ve diğer ücretlerin doğru hesaplanmasını, ödenmesini; Birliğin gümrük bölgesine giren veya bölgeden çıkan eşyaların gümrük idarelerinde uygulanan ilgili diğer mevzuata uygun olmasını sağlamaktır. (MUCC mad. 88/2).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5.4. Kabul edilen ithalatçı, </strong>Taslakta “kabul edilen ithalatçı” da yeni bir tanımdır. Bu, &#8216;Üçüncü ülkelerden Birliğin gümrük bölgesine ithal edilecek eşyaların mesafeli satışında yer alan ve 2006/112/EC Direktifi&#8217;nin XII. Başlığı, 6. Bölümü, 4. Kısmında belirtilen özel düzenlemeyi kullanma yetkisine sahip olan herhangi bir kişi&#8217; anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, üçüncü bir ülkedeki işletmeden tüketiciye (B2C) çevrimiçi satış yapan, <em>“mesafeli satışlar</em>” rejimine tabi olan kişidir (MUCC mad. 5/13).</p>



<p class="wp-block-paragraph">MUCC, &#8216;e-ticaret için özel olarak tasarlanmış bir gümrük rejimi&#8217; getirmektedir. Eşyaların mesafeli satışlarına ilişkin bilgileri en geç ödemenin kabul edildiği tarihi takip eden gün veya eşyaların serbest dolaşıma girmesinden önce sağlamak ve gümrük idaresine beyanda bulunmak zorundadır. Tüm gümrük işlemleri ve ödemelerinden, kabul edilen ithalatçılar sorumlu olacak (MUCC mad. 159/3), vergiler satış anında tahsil edilecek, kabul edilen ithalatçı tarafından ilgili üye devlet gümrük idaresine ödenecektir (MUCC mad. 21/1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5.5. </strong><strong>İhracatçı</strong>, eşyaları Birlik gümrük bölgesi dışına çıkaran kişiyi ifade eder. İhracatçı, Birlik’ de kurulur ve tescil edilir (MUCC mad. 5/14).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5.6. Ön kargo bilgileri, </strong>Eşyalar, Birliğin gümrük bölgesine ancak taşıyıcının veya diğer kişilerin 80’inci maddede belirtilen ön kargo bilgilerini yetkili gümrük idarelerine vermiş veya sunmuş olması halinde girebilir (MUCC mad. 79).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birlik gümrük bölgesine eşyayı getiren taşıyıcılar, her sevkiyat için ilk girişin yapıldığı gümrük idaresine beyanda bulunmak üzere, belirtilen zaman sınırları içinde önceden kargo bilgilerini sağlayacak ve hazır bulunduracaktır. Ön kargo bilgileri, eşyalar Birlik gümrük bölgesine getirilmeden önce temin edilecektir (MUCC mad. 80/1, 83/1). Gümrük idaresine beyan edilen bilgiler, AB Gümrük Veri Merkezine aktarılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ön kargo bilgileri, eşyalardan sorumlu kabul edilen ithalatçıyı, göndericiyi, alıcıyı, gönderinin referans numarasını, eşyanın tanımını, Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunu (GTİP), kıymetini, miktarını, eşyaları getiren taşıma aracının niteliğini ve taşıma ücretlerini içerecektir (MUCC mad. 80/2).</p>



<p class="wp-block-paragraph">İthalatçı, belirlenen süreler içerisinde ön kargo bilgilerinin bir kısmını temin edebilir. İthalatçı gerekli ön kargo bilgilerini zaten sağlamış veya bir kısmını kullanıma sunmuş ise, taşıyıcı kendi ek bilgilerini ithalatçının bilgilerine ekleyecek ve ithalatçı bilgilendirecektir (MUCC mad. 80/3-4). Madde 265 /3 &#8216;te yer alan 31 Aralık 2037 tarihine kadar giriş özet beyanı, ön kargo bilgisi olarak kabul edilecektir. Ön kargo bilgileri UCC kapsamında Giriş Özet Beyanlarının (the entry summary declaration) yerini alacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5.7. Taşıyıcı,</strong> a) &#8220;giriş hükmünde eşyaları Birliğin gümrük bölgesine getiren veya eşyaların taşınmasından sorumlu olan kişidir. Kombine taşımacılıkta &#8216;taşıyıcı&#8217;, Birliğin gümrük bölgesine getirildikten sonra bir taşıma işlemini yapan kişi anlamına gelir; (ii) bir gemi paylaşımı veya sözleşme düzenlemesi kapsamındaki deniz veya hava trafiğinde &#8216;taşıyıcı&#8217;, eşyaların Birliğin gümrük bölgesine taşınması için bir sözleşme imzalayan ve bir konşimento veya hava konşimentosu düzenleyen kişi, b) Çıkış hükmünde, eşyaları Birlik gümrük bölgesi dışına çıkaran veya eşyaların taşınmasından sorumlu olan kişi anlamına gelir (MUCC mad. 5/25).</p>



<p class="wp-block-paragraph">MUCC uyarınca, gümrük idaresine beyan edilen bilgilerin mümkün olduğunca önceden doğrulanabilmesi için, ihracatçı, taşıyıcı ve ithalatçı arasında gelişmiş bir bilgi ağı olmalıdır. Bu bilgiler yalnızca gümrük bilgileriyle sınırlı olmayıp, daha geniş anlamda eşyaların Birliğe girişi için diğer gerekli bilgileri de kapsamaktadır. MUCC, piyasa gözetimi, genel ürün güvenliği, emniyet ve güvenlik, çevre mevzuatı gibi konularda önemli bir düzenleme olarak da görünmektedir. MUCC&#8217;nin bu yeni rolü, Tek Pencere Sistemine geçişi hızlandıracaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.5.8. Gümrük borcu ve borcun doğması, </strong>Gümrük borcu&#8221;, bir kişinin gümrük mevzuatı uyarınca gümrük işlemine tabi tutulan eşyalara uygulanan ithalat veya ihracat vergisi tutarını ödeme yükümlülüğü anlamına gelir. İthalatta gümrük borcu, eşyaların serbest dolaşıma girmesi, nihai kullanım işlemi, kısmi vergi muafiyeti, geçici kabul işlemi veya elektronik ticarette (MUCC md. 159/1) mesafeli satış bedelinin kabul edilmesi halinde (MUCC mad. 159/3) ve ithalatçı bir T&amp;C olmadığı sürece, gümrük <em>beyannamesinin tescil edildiği yerde değil, ithalatçının kayıtlı olduğu yerde doğar.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">İthalatçı, borçlu olacaktır. Dolaylı temsil durumunda, ithalatçı ve ithalatçının adına hareket eden kişi hem borçlu olacak hem de gümrük borcunun ödenmesinden müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaktır (MUCC mad. 159/2).</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracat ve hariçte işleme rejimi kapsamında ihracat vergisine tabi eşyaların teslim edildiği, yani filli ihraç tarihinde, gümrük borcu doğacaktır. İhracatçı ve dolaylı temsil halinde, ihracatçı adına hareket eden kişi gümrük borcunun ödenmesinden müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaktır (MUCC mad. 163/1-2).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>10. BİRLİK GÜMRÜK İHLALLERİ, CEZAİ ve CEZAİ OLMAYAN YAPTIRIMLAR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Taslakta, gümrük ihlallerinin kısmen veya tamamen üye Devletin gümrük bölgesinde işlenmesi halinde, o Devletin ulusal mevzuata uygun olarak yargı yetkisini kullanacağı belirtilmiştir (MUCC mad. 250).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cezai nitelikte olan fiil ve ihmaller MUCC&#8217;nin 252. maddesinin, (a) Gümrük mevzuatının uygulanmasına ilişkin bir kararın, bu karardan kaynaklanan yükümlülüklere ilgilinin uymaması ve idare tarafından bir kararın alınmasından sonra ortaya çıkan, kararı etkileyen herhangi bir değişikliği gecikmeksizin gümrük idarelerine bildirmemesi; (b) gümrük beyannamesi verilmemesi, gümrüğe bilgi verme yükümlülüğüne uyulmaması; (c) eksik, yanlış, geçersiz, gerçek dışı, yanlış veya tahrif edilmiş bilgi ya da belgelerin gümrüğe verilmesi; (d) gümrük işlemlerinin yerine getirilmesi ile ilgili belge ve bilgilerin saklanmaması (e) Eşyaların gümrük denetiminden çıkarılması, (f) sorumlu kişinin gümrük işlemleriyle ilgili yükümlülüklere uymaması; (g) İthalat veya ihracat vergilerinin, süresi içinde ödemekle yükümlü kişi tarafından ödenmemesi”,</p>



<p class="wp-block-paragraph">246’ncı maddesinde, “252’nci maddede belirtilen bir fiil veya ihmali teşvik etme, yardım ve yataklık etmenin, fiil veya ihmalde bulunmaya teşebbüsün gümrük ihlalini teşkil edeceği, bu fiil ve ihmallerin kasıtlımı veya açık ihmal ya da açık hata ile mi işlendiğini üye Devletlerin belirleyeceği, Yazım hataları veya küçük hataların, gümrük idaresi tarafından kasten veya açık ihmal veya belirgin hata sonucu işlendiğinin ispat edilemediği sürece gümrük ihlali oluşturmayacağı”,</p>



<p class="wp-block-paragraph">247. maddesinde, “Bir gümrük ihlaline yol açan bir fiil veya ihmalden sorumlu olan kişinin, iyi niyetle hareket ettiğine dair kanıt sunması halinde, 254 üncü maddede düzenlenen para cezalarının uygulanmasında, &#8220;iyi niyet&#8221; gibi hafifletici sebeplerin dikkate alınacağı”,</p>



<p class="wp-block-paragraph">248. maddesinde, “Gümrük ihlalleri nedeniyle 254 üncü maddede belirtilen yaptırımın ağırlaştırılmasında, gümrük ihlalini yapan kişinin daha önce ihlali nedeniyle yaptırıma tabi tutulmuş olması veya sürekli ve tekrarlanan gümrük ihlalleri gerçekleştirmiş olmasının dikkate alınacağı”,</p>



<p class="wp-block-paragraph">249. maddesinde, “252’nci maddede belirtilen gümrük ihlaline ilişkin cezaların zamanaşımı süresinin, gümrük ihlalini oluşturan fiil veya ihmalin sona erdiği günden itibaren işlemeye başlayacağı, bu sürenin 5 ila 10 yıl arasında belirlenebileceği”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Gümrük Kanunumuza göre gümrük vergileri alacakları, ceza uygulamasını gerektiren bir fiile ilişkin olması ve zaman aşımı daha uzun bulunan bu fiil nedeniyle ceza davası açılmış olmak kaydıyla, bu alacaklar Türk Ceza Kanunundaki dava ve ceza zamanaşımı süreleri içerisinde kovuşturulup tahsil edilir. (4458 mad 197/4)”.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">253.-254., maddelerinde, “Gümrük ihlalinin kasıtlı olarak işlenmesi halinde para cezasının, kaçırılan gümrük vergileri ve diğer masrafların %100 ila % 200&#8242; üne eşit bir tutarı içereceği, diğer durumlarda, para cezasının, gümrük vergileri ve kaçırılan diğer masrafların %30 ila %100&#8217;üne eşit bir tutarı içerecek şekilde hesaplanacağı, ilgili kişi için verilen gümrük kararlarının iptal edilebileceği, askıya alınabileceği veya gümrük kararlarının değiştirilebileceği, eşya ve taşıma araçlarının müsadere edilebileceği” düzenlemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>11. GÜMRÜK UYGULAMALARINI ETKİLEYEBİLECEK KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">MUCC de, gümrük uygulamalarını etkileyebilecek daha küçük değişiklikler de söz konusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MUCC mad. 60/3, 4 hükümlerine göre “Gümrük idareleri, beyan edilen bilgilerin doğru olmadığını, eşyaların bir gümrük rejimine tabi tutulmasına ilişkin koşulların yerine getirilmediğini, diğer ilgili mevzuata uymadığını, insan, hayvan, bitki sağlığı ve yaşamı, çevre veya mali güvenliği, herhangi bir kamu yararı için ciddi bir risk oluşturduğunu tespit etmesi ve diğer idareler tarafından talep edilmesi halinde, eşyanın teslimine izin vermeyecektir. Teslim ayrıca askıya alınabilir. Doğru bilgilerin sunulması, eşyaların gümrük antreposuna alınması için de zorunluluk haline gelecektir. Bu bilgiler ithalatçı veya taşıyıcı tarafından beyan edilmişse, antrepo işleticisi de kendi ek bilgilerini bu asgari bilgilerle ilişkilendirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MUCC’nin 62/1. maddesi uyarınca, İthalatçı ve ihracatçı, kayıtlarında ilgili bilgilerin değiştiğini öğrendiklerinde, bilgilerin doğruluğu, eksikliği ile ilgili bir sorun olduğunu gümrük idaresine önceden bildirmeleri halinde, eşyaların gümrük rejimine tabi tutulması için verilen bilgilerin bir veya daha fazlasını değiştirebilecekler, yani beyannamede düzeltme yapabileceklerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük idarelerinin, eşyaları muayene etmek istediklerini bildirmeleri veya verilen bilgilerin yanlış olduğunu tespit etmeleri halinde bu hüküm uygulanmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, ithalatçı ve ihracatçı, eşyaların Birlik gümrük bölgesine getirilmeyeceğini veya gümrük bölgesinden çıkarılmayacağını öğrendikleri anda, Birliğin gümrük bölgesine sokamayacak veya bu bölgeden çıkaramayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birlik gümrük bölgesinden eşyayı çıkarmak isteyen ihracatçılar, Birlik gümrük bölgesinden çıkarılmasından önce belirli bir süre içinde kalkış öncesi minimum bilgileri yetkili gümrük idarelerine sunması halinde çıkabilecektir (MUCC mad. 94-95). 31 Aralık 2037&#8217;ye&nbsp;kadar&nbsp;çıkış özet beyanı, ihracat beyannamesi, yeniden ihracat beyannamesi ve yeniden ihracat bildirimi, çıkış öncesi bilgiler olarak kabul edilecektir. Taşıyıcı, Birlik gümrük bölgesinden çıkarılacak eşyayı, çıkış gümrük idaresine ibraz edecek, bölgeden çıkardıktan sonra çıkışı teyit edecektir (MUCC mad. 98). Taşıyıcılar ayrıca Ön Kargo Bilgilerini de beyan etmek zorundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birliğin gümrük bölgesine eşya getiren taşıyıcılar, her sevkiyata ilişkin ön kargo bilgilerini, belirlenen süreler içinde ilk giriş gümrük idaresine verecek veya hazır bulunduracaktır. Ön kargo bilgileri, eşyalardan sorumlu ithalatçıyı,&nbsp;sevkiyat için benzersiz referans numarasını, göndericiyi, alıcıyı, eşyaların tanımını,&nbsp;tarife istatistik pozisyonu,&nbsp;değerini,&nbsp;güzergaha ilişkin bilgileri, eşyaları&nbsp;getiren taşıma araçlarının niteliğini ve tanımını içerecektir. Ön kargo bilgileri, eşyalar Birliğin gümrük bölgesine getirilmeden önce sağlanacaktır. 31 Aralık 2037 tarihine kadar Giriş Özet Beyannamesi bu amaçla kullanılacaktır (MUCC mad. 80);</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taslakta, Birlik dışı eşyalar, taşıyıcının gümrük bölgesine varışlarını bildirdiği andan, gümrük rejimine tabi tutuluncaya kadar geçici depolamada tutulacak, varış bildiriminden sonra en geç 3 gün içinde veya yetkili bir alıcı olması durumunda, en geç 6 gün içinde bir gümrük rejimine tabi tutulacaktır. İstisnai durumlarda, bu süre uzatılabilecektir (MUCC mad. 86). Ülkemiz gümrük kanununa göre, özet beyan kapsamındaki eşyaya ilişkin gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulma işlemleri, denizyolu ile gelen eşya, özet beyan verildiği tarihten itibaren kırkbeş gün, diğer bir yolla gelen eşya için, özet beyanın verildiği tarihten itibaren yirmi gün, içinde tamamlanır (4458 mad. 46). Geçici depolamada eşyanın kalabileceği süre, kırk beş ve yirmi gündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşyaların serbest dolaşıma girebilmesi için, yalnızca gümrük mevzuatına değil, aynı zamanda MUCC 5/3 maddesinde yer alan hükme göre gümrük idareleri tarafından uygulanan ilgili diğer mevzuata da uygun olması gerekir. Aksi halde 88/2 maddesi uyarınca, serbest dolaşıma giriş, gümrük idarelerince uygulanan ilgili diğer mevzuata uygunluğun kanıtı olarak kabul edilmeyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>12. REFORMUN ZAMAN ÇİZELGESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Taslağa göre, Modernize Edilmiş Birlik Gümrük Kanunu&#8217;nun (MUCC) bazı bölümlerinin birkaç aşamada yürürlüğe girmesi planlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk olarak, AB Gümrük İdaresi2026 yılında kurulacak, 1 Ocak 2028 tarihinde göreve başlayacaktır (MUCC mad. 238/1).</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;AB Gümrük Veri Merkezi 1 Mart 2028 tarihinde göreve başlayacak, verileri kullanıma senkronize edilecek ve kademeli olarak genişletilecektir. Gümrük kıymeti düşük gönderi muafiyeti 1 Mart 2028 tarihi itibarıyla kaldırılacak ve &#8220;kabul edilen ithalatçı&#8221; ve bu tür satışlar için tarife uygulamasını içeren &#8220;mesafeli satışlar&#8221; rejimi yürürlüğe girecektir (MUCC mad. 265/2).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik operatörler MUCC kapsamındaki raporlama yükümlülüklerini, 1 Mart 2032&#8217;den itibaren AB Gümrük Veri Merkezini kullanarak yerine getirmeye başlayabilecekler (MUCC mad. 265/4).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>13. SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin dünyadaki yeri, savunma alanında NATO’nun kanat ülkesi, ekonomik anlamda ise yarı-çevrede konumlanmış bir ülke olarak kurgulanmıştı. Kuzeyindeki Rusya’nın devasa savaş makinesinin hiç durmaması, bazı konuları Türkiye’nin inisiyatifinden çıkarmıştı. Ayrıca, Anadolu’da kömür, petrol ve demir sınırlıdır ve sanayileşmenin bu üç temel unsuru için uluslararası sisteme bağlı idi. Bu durum da, kronik dış ticaret açıkları vermesine, işler iyice kötüleştiği zaman ise (mesela küresel faiz oranları arttığı zaman) 70 cent’e muhtaç hale gelinmesine neden oluyordu. Ülkemizde 90’ların popüler politik ekonomi literatürü, Güney Kore’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’den çok daha fakirken, Türkiye’yi nasıl geçtiği konusunda sayısız yazı ile doluydu. 2000’lerde ise bu yeri uzun uzun İrlanda kapladı. İrlanda’nın özelleştirme ve liberalizasyon sayesinde nasıl büyük bir atılım yaptığı sayısız istatistiki tablo eşliğinde anlatılarak, Türkiye’nin de aynı şeyi yapması konusunda uzun uzun söylevler verildi. (İrlanda 2008 krizinden çok ciddi derecede etkilenmiş ve bir daha kendisini toparlayamamıştır.) Halbuki o dönemlerdeki yazarların hiçbiri Türkiye’nin ayakkabılarını giymeyi denemedi bile. Türkiye’nin toprakları madenler açısından önemli ölçüde fakirdir (nadir toprak elementleri gibi bazıları hariç), yukarıda bahsettiğimiz mücevherleri (İstanbul vb.) korumak çok maliyetli bir iştir ve bu işin neredeyse bir yüzyıl boyunca taşınması gerekmiştir. Türkiye’de toplumun içinde huzursuzluk yaratmak uzun on yıllar boyunca bazı ülkelerin dış politika aracı olmuştur ve bunun için kaynak da ayırmışlardır. Türkiye ise bu çabalara karşı sosyal devlet, eğitim ve sağlık hizmetleri ile güçlü bir cevap vermiştir. Ancak, bu cevabın kesintisiz olması gerekmektedir, bu da maliyetli bir şeydir. Sözün kısası, Türkiye zor bir yüzyıl yaşamıştır ve bu yüzyılı dirayeti sayesinde atlatabilmiştir. İlk güçlü rüzgârda çöken İrlanda, nüfusunun önemli bir kısmı Hıristiyan olan Güney Kore veya finans sektörü üzerinden on yıllar boyunca resesyona itilen ve bu konuda bir şey söyleyemeyen Japonya’nın, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu şartları yaşamaları durumunda dayanıp dayanamayacakları konusunda kuşku duymakta haklı olabiliriz. Washington Konsensusu etkisi altında mankurtlaştırılmış iktisat ve uluslararası ilişkiler alanındaki küresel üniversite ağı bu konuda herhangi bir değerlendirme ortaya çıkaramasa da tarih gelecekte Türkiye’nin bu güçlü dirayetini mutlaka takdir edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama geleceğe bakalım. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel sistem dönüşmektedir. Burada “çökmekte olan” kavramı, bilerek kullanılmamıştır, sistem dönüşmektedir. Sistemler dönüşürken, bazı parçaları zayıflar hatta ortadan kalkar, bazı parçaları ise güçlenir. <strong>Türkiye geleceği iyi okumalıdır.</strong> Türkiye geleceği okurken falanca yabancı siyasetçi şunu dedi, öteki şöyle cevap verdi üzerinden değil, küresel yapıyı çok iyi anlayarak yapmalıdır. Ticarette Uzman Dergisi’nde yayınladığımız makaleler ile bu makale bunu amaçlamaktadır. Geldiğimiz nokta şudur: her ne kadar ciddi anlaşmazlık alanları olsa da, küresel sistemdeki yapısal dönüşüm Türkiye ve AB’yi birbirine yakınlaştırmaktadır. Dolayısıyla Türkiye – AB ilişkilerini mevcut durum üzerinden okumaya çalışmak, eksik sonuçlar üretebilir. İlaveten bu yazıda, Lebensraum kavramı üzerinden bu denklemin kademeli ve değişen yoğunluklarda başka ülkeler açısından okunabileceğini de ortaya koymaya çalıştık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği tarafından hazırlanmakta olan taslak Gümrük Birliği Kanunu, tüm bu tespitlerimizi onaylar şekilde, mevcut durumdan çok daha farklı bir vizyon ile geliştirilmektedir. <strong>Şunu diyemeyiz: Ne yapalım Avrupa Birliği ne yaparsa yapsın, günü geldiğinde önümüze konur, biz de gereğini yaparız.</strong> Biz de, bu yazının yazarları olarak, şunu soruyoruz: ya günü geldiğinde pek çok tren kaçmış olursa? Örnek olarak, Avrupa Birliği Veri Merkezlerinde, Türkiye’de yerleşik firmalar hakkında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sahip olduğu <strong>veriden daha fazla kullanılabilir </strong>temiz veri olursa? 21. Yüzyılda veri, güçtür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada şu tespiti yapmamız, durumu net bir şekilde ortaya koyabilmemiz açısından zorunluk arz etmektedir: Türkiye uzun zamandır Avrupa Birliği’nin Platon’un mağarasından çıkmasını beklemektedir. Halihazırda Avrupa mağaranın eşiğinde durmaktadır ve gördüklerini sindirmeye çalışmaktadır. Bu aşamada, Türkiye teknik düzeyde çalışmalarına aralıksız devam etmeli, günü geldiğinde ‘hadi’ dendiğinde her şey yerli yerinde hazır olmalıdır. Türkiye’nin bu konuda uzun yıllardır çaba gösterdiğini ve belirli bir ölçüde yol aldığını söylememiz gerekmektedir. Türkiye’yi yavaşlatanın bürokrasi ataleti olmadığını, bilakis Avrupa Birliği tarafının bu yeni yöntemde yönünü bulma konusunda yavaş kalması olduğunu söylemek durumundayız. Avrupa Birliği’nin henüz mağaranın eşiğinde duruyor olması, nihayetinde Türkiye’deki bürokrasiyi de yavaşlatmaktadır. Bu yavaşlatmanın ana nedeninin ise, yapılması gerekenler için ciddi sermaye gerekmesi ve sermayenin de Avrupa Birliği ile senkronize çalışmayı tercih etmesi olduğu söyleyebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin, karşılıklı bağımlılığı artıcı bir yönde ilerleyeceğini, bunun sadece iki taraf açısından değil, tüm Avrasya kıtası açısından önemli sonuçları olacağını belirtebiliriz. Mevcut durumda, küresel ticari ve güvenlik mimarisi, karşılıklı bağımlılıklar yaratarak, dünya savaşlarını önleme konusunda başarılı olmuştur. Ancak, dünyanın hızla ayrışmaya başladığı bir dünyada, pek çok engele rağmen Türkiye bölgesel sahiplenme politikalarını başarılı bir şekilde uygulamaktadır. Şu anda yaşadığımız dönem bir bakımdan iki savaş arası döneme benzemektedir. Belirsizlikler hızla artmaktadır, o zamanın egemen gücü İngiltere yavaş yavaş zayıflamakta ama yerini kimin alacağı konusunda belirsizlikler devam etmekteydi. Türkiye o dönemde etrafındaki ülkelerde barış ve sükunu temin etmeye çalışarak ve Montrö’yü hayata geçirerek, kendi güvenliğini artırmaya çalışmıştır. Bu çabalar da meyvelerini stratejik anlamda İkinci Dünya Savaşı’nda bol bol vermiştir. O dönemde Türkiye bu çabalarına Avrupa’yı ortak edememiştir. Ancak, bu sefer Platon’un mağarasından çıkan bir Avrupa Birliği’nin tehdit algısı yükselmektedir ve Pasifik’te yoğunlaşan çatışma ortamının ortak paylaştığımız coğrafyayı mümkün olduğunca az etkilemesi için çaba gösterilmelidir. I. ve II. Dünya Savaşları temelde Lebensraum savaşları idi. Soğuk Savaş ise sonuçta Atlantik Şartı’nın tüm dünyaya kabul ettirilmesi idi. Önümüzdeki Soğuk Savaş 2.0. ise genç ve yaşlı aslanın kaçınılmaz bir şekilde sürünün liderliği için Pasifik’te kapışması olacak, söz konusu çatışma Avrasya’nın batısına gelmediği ve nükleer çatışma yaşanmadığı sürece bir sorun da teşkil etmeyecektir. Avrasya’nın batısında ticari ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi güvenliğe ve barışa da katkı sağlamaya devam edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrasya’nın batısında barış inşa sürecinde, blokzincir teknolojisinin daha önce değindiğimiz risk dağıtımı özelliğine dayanan bir çeşit veri ağı inşası da rol oynayacak olup, Türkiye depozitör ülke olma yönünde çaba göstermelidir. Ayrıca, Montrö’nün çalışma prensiplerinin (savaş ve barış durumları, ticari malların geçiş serbestliği, savaş gemi ve araçlarının ise sınırlandırılması vb.) Avrasya’nın içlerine genişletecek yönde kıtasal veya kıtalararası (alt kıtalar da dahil olmak üzere) mutabakat inşası yönünde de çaba gösterilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taslak Avrupa Gümrük Kanunu’nun AB dışı firmaları da içerecek şekilde güven inşasına dayanan yeni yaklaşımına Türkiye olumlu bakmalı, ancak, veri depolanması gibi çekince yaratacak bazı konulara da ‘çareler tükenmez’ mantığı ile yaklaşılmalıdır. Sonuçta masalar ve dijital iletişim, pek çok sıra dışı çözümü barındırıyor olabilir. Bu yoğun ve kesintisiz diyalog ve çaba, nihayetinde diğer ülkelere de çok güçlü bir örnek sunarak, Avrupa’nın sömürgeci ve çatışmacı geçmişinin neden olabileceği olumsuz etkinin Türkiye üzerinden hafifleyerek, barışın ve diyaloğun en azından Batı Avrasya’da ve hatta Ortadoğu ve Afrika’da güçlenmesini sağlayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘Avrupa Birliğinden Birlikler Avrupası’na: Gümrük Birliği Örneği’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 8 Temmuz 2025, <a href="https://tiud.org.tr/2025/07/08/avrupa-birliginden-birlikler-avrupasina-gumruk-birligi-ornegi/">https://tiud.org.tr/2025/07/08/avrupa-birliginden-birlikler-avrupasina-gumruk-birligi-ornegi/</a> (E. t. 01.11.2025)  <br>Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘21. Yüzyılda Türk (Dış) Ticaret Politikası: Gümrükler ve Dijitalleşme’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 29 Aralık 2024, <a href="https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-dijitallesme/">https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-dijitallesme/</a>(E. t. 01.11.2025)  <br>Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘Orta Koridor, Bağlantısallık, Dönüşen Küresel Konnektum ve Gümrük Birliği’nin Modernizasyonu’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 28 Haziran 2024, <a href="https://tiud.org.tr/2024/06/28/orta-koridor-baglantisallik-donusen-kuresel-konnektum-ve-gumruk-birliginin-modernizasyonu/">https://tiud.org.tr/2024/06/28/orta-koridor-baglantisallik-donusen-kuresel-konnektum-ve-gumruk-birliginin-modernizasyonu/</a> (E. t. 01.11.2025)  <br>Adnan ÜZER, ‘AB Yeşil Mutabakatı, CBAM (Karbon Vergisi) ve Gümrük İşlemleri, Ticarette Uzman Görüş, 24 Aralık 2023, <a href="https://tiud.org.tr/2023/12/24/ab-yesil-mutabakati-cbam-karbon-vergisi-ve-gumruk-islemleri/">https://tiud.org.tr/2023/12/24/ab-yesil-mutabakati-cbam-karbon-vergisi-ve-gumruk-islemleri/</a> (E. t. 01.11.2025)  <br>Ursula von der Leyen, ‘An Era of Geoeconomics: President vo der Leyen at the Berlin Global Dialogue’, 25 Ekim 2025, Youtube, European Commission, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=excepbV3ndk">https://www.youtube.com/watch?v=excepbV3ndk</a> (E. t. 01.11.2025)  <br>‘State of the European Union 2025: Enhanced Version’, Youtube, European Commission, 10 Eylül 2025, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=rVqU4F49x_I">https://www.youtube.com/watch?v=rVqU4F49x_I</a> (E. t. 01.11.2025)  <br> ‘Christine Lagarde: The Euro Must Become A Global Anchor of Trust! Now is the Time for Straong Refomrs’, 7 Ekim 2025, Youtube, EU Debates, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=O5TMqT8aVC0">https://www.youtube.com/watch?v=O5TMqT8aVC0</a> (E. t. 01.11.2025)<br>  Christine Lagarde, ‘Europe’s Global Moment’, 17 Haziran 2025, Avrupa Merkez Bankası, <a href="https://www.ecb.europa.eu/press/blog/date/2025/html/ecb.blog20250617~7de14a39c3.en.html?utm_source=blog_newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=20250708_Trading_with_dictators%3F&amp;utm_content=Europe%E2%80%99s_%E2%80%9Cglobal_euro%E2%80%9D">Europe’s “global euro” moment</a> (E. t. 01.11.2025)<br>   ‘Communication from the Comission to the European Parliament and the Council: Advancing European Economic Security: An Introduction to Five New Initiatives’, European Commission, 24.1.2024, COM (2024) 22 final, s 1, <a href="https://commission.europa.eu/system/files/2024-01/Communication%20on%20European%20economic%20security.pdf">https://commission.europa.eu/system/files/2024-01/Communication%20on%20European%20economic%20security.pdf</a> (E. t. 01.11.2025)<br>  ‘Joint Communication to the Parliament and the Council: An International Digital Strategy for the European Union’, High Representative of the Union for Foreign Affairs and Security Policy, European Commission, 5.6.2025, JOIN (2025) 140 final, <a href="https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/joint-communication-international-digital-strategy-eu">https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/joint-communication-international-digital-strategy-eu</a> (E. t. 01.11.2025)<br>   <a href="https://www.britannica.com/technology/U-boat">https://www.britannica.com/technology/U-boat</a> (E. t. 01.11.2025)  <br>Georgia Cole, Isabella Wilkinson, “For NATO’s Collective Defence, Europe Must Lead on Data Sharing” Chatham House, 24 June 2025, <a href="https://www.chathamhouse.org/2025/06/natos-collective-defence-europe-must-lead-data-sharing">https://www.chathamhouse.org/2025/06/natos-collective-defence-europe-must-lead-data-sharing</a> (E. t. 01.11.2025)<br> <br>Hélène Rey, ‘Stablecoins, Tokens, and Global Dominace’, F&amp;D, IMF, Eylül 2025, s 24-27, <a href="https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/stablecoins-tokens-global-dominance-helene-rey">https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/stablecoins-tokens-global-dominance-helene-rey</a> (E. t. 01.11.2025)  <br>Philip R. Lane, ‘Why Europe Needs a Digital Euro’, F&amp;D, IMF, Eylül 2025, s 10-11, <a href="https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/point-of-view-why-europe-needs-a-digital-euro-philip-lane">https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/point-of-view-why-europe-needs-a-digital-euro-philip-lane</a> (E. t. 01.11.2025)  <br>Creon Butler, ‘The UK Must Guard Against New Risks to Financial Stability Coming From the US’, Chatam House, 17 Eylül 2025, <a href="https://www.chathamhouse.org/2025/09/uk-must-guard-against-new-risks-financial-stability-coming-us?utm_source=Chatham%20House&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=15179003_CH%20-%20Content%20Newsletter%20-%2023.09.2025&amp;utm_content=Uk-financial-risks-cta&amp;dm_i=1S3M,91C6Z,AC9ITM,11RLZI,1">The UK must guard against new risks to financial stability coming from the US | Chatham House – International Affairs Think Tank</a>(E. t. 01.11.2025)<br>  Karl Marks, <em>Kapital 3</em>, Eriş Yayınları, 3. Baskı, Çev: Alaattin Bilgi, 2004, <a href="https://www.marxists.org/turkce/m-e/kapital/kapital3.pdf">https://www.marxists.org/turkce/m-e/kapital/kapital3.pdf</a>  (E. t. 01.11.2025)<br>  ‘Green Paper: On the Future of Rules of Origin in Preferential Trade Arrangements’, Commission of The Communities, 18.12.2003, COM (2003) 787 final, <a href="https://www.ab.gov.tr/files/ardb/evt/1_avrupa_birligi/1_6_raporlar/1_2_green_papers/com2003_green_paper_on_future_of_rules_of_originin_preferential_trade.pdf">https://www.ab.gov.tr/files/ardb/evt/1_avrupa_birligi/1_6_raporlar/1_2_green_papers/com2003_green_paper_on_future_of_rules_of_originin_preferential_trade.pdf</a>(E. t. 01.11.2025)<br>  ‘Customs in the 21st Century, Enhancing Growth and Develeopment through Trade Facilitation and Border Security’, <a href="https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/key-issues/customs-in-the-21st-century/annexes/annex_ii_en.pdf?la=en">https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/key-issues/customs-in-the-21st-century/annexes/annex_ii_en.pdf?la=en</a>, (E. t. 01.11.2025)<br>  ‘Detailed Report on the Adoption Artificial Intelligence and Machine Learning in Customs’ Mart 2025, World Customs Organization, <a href="https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/facilitation/activities-and-programmes/smart-customs/public-version_detailed-report-on-the-adoption-of-ai-and-ml-in-customs.pdf">https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/facilitation/activities-and-programmes/smart-customs/public-version_detailed-report-on-the-adoption-of-ai-and-ml-in-customs.pdf</a> (E. t. 01.11.2025)<br>  ‘Guidance on Non-Preferential Rules of Origin’, European Commission, Mart 2022, <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/document/download/2fddb411-361d-4b25-9286-a9318125ee2a_en">https://taxation-customs.ec.europa.eu/document/download/2fddb411-361d-4b25-9286-a9318125ee2a_en</a><br><a href="https://european-accreditation.org/">https://european-accreditation.org/</a> (E. t. 01.11.2025)<br>  ‘EU Trade Chief Says It ‘Could Consider’ UK Joining Pan-Europe Customs Deal’, The Guardian, 23 Ekim 2025, <a href="https://www.theguardian.com/business/2025/jan/23/eu-uk-europe-trade-deal-pan-euro-mediterranean-convention">https://www.theguardian.com/business/2025/jan/23/eu-uk-europe-trade-deal-pan-euro-mediterranean-convention</a> (E. t. 01.11.2025)<br>  ‘EU is ‘Blocking Britain’s Bid to Join Mediterranean Trade Zone’ Despite Keir Starmer’s Rest with Brussels’, 2 Haziran 2025, <a href="https://www.dailymail.co.uk/news/article-14868535/EU-blocking-Britains-bid-join-Mediterranean-trade-zone-despite-Keir-Starmers-reset-Brussels.html">https://www.dailymail.co.uk/news/article-14868535/EU-blocking-Britains-bid-join-Mediterranean-trade-zone-despite-Keir-Starmers-reset-Brussels.html</a> (E. t. 01.11.2025)<br>  <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/international-affairs/origin-goods_en">Origin of the Goods &#8211; Taxation and Customs Union &#8211; European Commission</a><br><a href="https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33112867_en">https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33112867_en</a>(E. t. 01.11.2025)<br><a href="https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33092518_en">https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33092518_en</a> (E. t. 01.11.2025)<br>  ‘Communication on EU Enlargement Policy &#8211; 2025’, 04.11.2025, COM (2025) 690 final, <a href="https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/eb69a890-40d6-4696-801e-612d51709fdd_en?filename=2025%20Communication%20on%20EU%20Enlargement%20Policy.pdf">https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/eb69a890-40d6-4696-801e-612d51709fdd_en?filename=2025%20Communication%20on%20EU%20Enlargement%20Policy.pdf</a>(E. t. 01.11.2025)<br><br><a href="https://www.europarl.europa.eu/meps/en/124806/DAVID_MCALLISTER/home">https://www.europarl.europa.eu/meps/en/124806/DAVID_MCALLISTER/home</a> (E. t. 01.11.2025)<br>   ‘Watch Live: Euronews EU Enlargement Summit’, 4 Kasım 2025, Youtube, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=G7j043MyCBo">https://www.youtube.com/watch?v=G7j043MyCBo</a>, 2:58:00 (E. t. 01.11.2025)<br>  <a href="https://www.europarl.europa.eu/meps/en/187917/MARC_BOTENGA/home">https://www.europarl.europa.eu/meps/en/187917/MARC_BOTENGA/home</a> (E. t. 01.11.2025)<br>  Pedro Vargas David, Euronews Chairman, ‘Watch Live: Euronews EU Enlargement Summit’, 4 Kasım 2025, Youtube, 10:40(E. t. 01.11.2025)  <br> ‘The European Union&#8217;s Strategic Approach to the Black Sea Region’,  Avrupa Komisyonu, 28.05.2025, JOIN (2025) 135 final <a href="https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/170d9b3a-d45f-4169-80fa-9adb753c0921_en?filename=EU%20Strategic%20Approach%20Black%20Sea%20Strategy.pdf">https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/170d9b3a-d45f-4169-80fa-9adb753c0921_en?filename=EU%20Strategic%20Approach%20Black%20Sea%20Strategy.pdf</a>, (E. t. 01.11.2025)<br> ‘Proposal for a Regulation of the European Parliament and of the Council Establishing the Union Customs Code and the European Union Customs Authority, and repealing Regulation (EU) No 952/2013’, <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023PC0258&amp;qid=1684913361276">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023PC0258&amp;qid=1684913361276</a><br><a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/eu-customs-reform_en">https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/eu-customs-reform_en</a>(E. t. 01.11.2025)<br> <br><a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:52023PC0258">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:52023PC0258</a> (E. t. 15.7.2025)<br><a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A01993R2454-20080101">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A01993R2454-20080101</a> (E. t. 15.7.2025)<br><a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A02013R0952-20221212">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A02013R0952-20221212</a> (E. t. 15.7.2025)<br><a href="https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859">https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859</a> (E. t. 15.7.2025)<br><a href="https://www.gateway.nl/en/blog/the-role-of-the-eu-customs-authority-after-the-customs-reform/">https://www.gateway.nl/en/blog/the-role-of-the-eu-customs-authority-after-the-customs-reform/</a> (E. t. 20.8.2025)<br><a href="https://www.pubaffairsbruxelles.eu/eu-institution-news/eu-customs-council-agrees-position-on-key-features-for-a-more-modern-efficient-and-secure-framework/">https://www.pubaffairsbruxelles.eu/eu-institution-news/eu-customs-council-agrees-position-on-key-features-for-a-more-modern-efficient-and-secure-framework/</a> (E. t. 08.9.2025)<br><a href="https://www.globalcompliancenews.com/2023/05/23/https-www-internationaltradecomplianceupdate-com-2023-05-17-eu-proposals-envisioning-most-ambitious-and-comprehensive-reform-of-eu-customs-union-since-1968-published-_05122023/">https://www.globalcompliancenews.com/2023/05/23/https-www-internationaltradecomplianceupdate-com-2023-05-17-eu-proposals-envisioning-most-ambitious-and-comprehensive-reform-of-eu-customs-union-since-1968-published-_05122023/</a> (E. t. 23.9.2025)<br><a href="https://www.meijburg.com/news/union-customs-code-reform">https://www.meijburg.com/news/union-customs-code-reform</a> (E. t. 25.9.2025)<br><a href="https://customseasy.com/trust-and-check-trader/">https://customseasy.com/trust-and-check-trader/</a> (E. t. 30.9.2025)<br><a href="https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/">https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/</a> (E. t. 01.10.2025)<br><a href="https://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:320a289b-f4c3-11ed-a05c-01aa75ed71a1.0001.02/DOC_2&amp;format=PDF">https://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:320a289b-f4c3-11ed-a05c-01aa75ed71a1.0001.02/DOC_2&amp;format=PDF</a> (E. t. 01.10.2025)<br><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241030-2.htm">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241030-2.htm</a> (E. t. 02.10.2025)<br><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/04/20220422-5.htm">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/04/20220422-5.htm</a> (E. t. 04.10.2025)<br><a href="https://ticaret.gov.tr/data/61d2b98e13b8761d788ed370/Posta%20ve%20H%C4%B1zl%C4%B1%20Kargo%20Ta%C5%9F%C4%B1mac%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-G%C3%BCmr%C3%BCk%20%C4%B0%C5%9Flemleri%202022-9%20Say%C4%B1l%C4%B1%20Genelge.pdf">https://ticaret.gov.tr/data/61d2b98e13b8761d788ed370/Posta%20ve%20H%C4%B1zl%C4%B1%20Kargo%20Ta%C5%9F%C4%B1mac%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-G%C3%BCmr%C3%BCk%20%C4%B0%C5%9Flemleri%202022-9%20Say%C4%B1l%C4%B1%20Genelge.pdf</a> (E. t. 05.10.2025)<br><a href="https://www.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligi-yapilan-denetimler-ve-laboratuvar-incelemeleri-sonucunda-zararli-ve-guvensiz-urunlere-karsi-insan-sagligini-ve-tuketicilerimizi-korumak-amaciyla-uc-urun-grubunun-daha-posta-ve-hizli-kargo-yoluyla-ulkemize-girisine-kisitlama-getirdi">Ticaret Bakanlığı, Yapılan Denetimler Ve Laboratuvar İncelemeleri Sonucunda, Zararlı Ve Güvensiz Ürünlere Karşı, İnsan Sağlığını Ve Tüketicilerimizi Korumak Amacıyla, Üç Ürün Grubunun Daha Posta Ve Hızlı Kargo Yoluyla Ülkemize Girişine Kısıtlama Getirdi</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘Avrupa Birliğinden Birlikler Avrupası’na: Gümrük Birliği Örneği’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 8 Temmuz 2025, <a href="https://tiud.org.tr/2025/07/08/avrupa-birliginden-birlikler-avrupasina-gumruk-birligi-ornegi/">https://tiud.org.tr/2025/07/08/avrupa-birliginden-birlikler-avrupasina-gumruk-birligi-ornegi/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘21. Yüzyılda Türk (Dış) Ticaret Politikası: Gümrükler ve Dijitalleşme’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 29 Aralık 2024, <a href="https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-dijitallesme/">https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-dijitallesme/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Adnan ÜZER, Nurhan Verda ECİM, ‘Orta Koridor, Bağlantısallık, Dönüşen Küresel Konnektum ve Gümrük Birliği’nin Modernizasyonu’, Ticarette Uzman Görüş Dergisi, 28 Haziran 2024, <a href="https://tiud.org.tr/2024/06/28/orta-koridor-baglantisallik-donusen-kuresel-konnektum-ve-gumruk-birliginin-modernizasyonu/">https://tiud.org.tr/2024/06/28/orta-koridor-baglantisallik-donusen-kuresel-konnektum-ve-gumruk-birliginin-modernizasyonu/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Adnan ÜZER, ‘AB Yeşil Mutabakatı, CBAM (Karbon Vergisi) ve Gümrük İşlemleri, Ticarette Uzman Görüş, 24 Aralık 2023, <a href="https://tiud.org.tr/2023/12/24/ab-yesil-mutabakati-cbam-karbon-vergisi-ve-gumruk-islemleri/">https://tiud.org.tr/2023/12/24/ab-yesil-mutabakati-cbam-karbon-vergisi-ve-gumruk-islemleri/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> Subsidiarite ilkesi,&nbsp;parlamentolar, hükümetler ve diğer yetkililer tarafından alınacak kararların yurttaşlara olabildiğince yakın olarak alınacağı anlamına gelmektedir. Ancak iyi bir neden varsa, kararlar daha yüksek düzeylerde alınacaktır. Subsidiarite, yalnızca yasama güçlerine uygulanamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Ursula von der Leyen, ‘An Era of Geoeconomics: President vo der Leyen at the Berlin Global Dialogue’, 25 Ekim 2025, Youtube, European Commission, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=excepbV3ndk">https://www.youtube.com/watch?v=excepbV3ndk</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazlası için: ‘State of the European Union 2025: Enhanced Version’, Youtube, European Commission, 10 Eylül 2025, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=rVqU4F49x_I">https://www.youtube.com/watch?v=rVqU4F49x_I</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> ‘Christine Lagarde: The Euro Must Become A Global Anchor of Trust! Now is the Time for Straong Refomrs’, 7 Ekim 2025, Youtube, EU Debates, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=O5TMqT8aVC0">https://www.youtube.com/watch?v=O5TMqT8aVC0</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazlası için: Christine Lagarde, ‘Europe’s Global Moment’, 17 Haziran 2025, Avrupa Merkez Bankası, <a href="https://www.ecb.europa.eu/press/blog/date/2025/html/ecb.blog20250617~7de14a39c3.en.html?utm_source=blog_newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=20250708_Trading_with_dictators%3F&amp;utm_content=Europe%E2%80%99s_%E2%80%9Cglobal_euro%E2%80%9D">Europe’s “global euro” moment</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> Fahiş ayrıcalık terimi, dünyanın güvenli varlık tedarikçisi olan Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin, kendi para biriminin uluslararası rezerv para birimi olmasından elde ettiği faydaları ifade eder. Bu güvenli varlıklar, özellikle devlet borçları, genellikle diğer devletlerin borçlarından daha yüksek fiyatlara satılır. Kaynak: Wikipedia. (Aslında senyoraj hakkı olarak da çevrilebilir)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> Çünkü kendi kendine yeterli üretim birimlerine dayanan bir hayattan, piyasa ekonomisine geçmek bazı riskler barındırır. Örnek olarak piyasada ekmek yoksa ne olacak? Piyasa ekonomisi nihayetinde bir egemen, onun risk azaltma ve basılan parayı kabul ettirme becerisi ile piyasaya bağımlılık aynı bütünün parçalarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref7" id="_ftn7">[7]</a> Piyasaların işlemesinde güven kavramının ne kadar önemli olduğu günümüzde gittikçe önem kazanmaktadır ve bu durum da neoklasik ekonomi düşüncesine alternatif olarak NeoneoKeynesyen düşüncenin güçlenmesine neden olmaktadır. (NeoKeynesyen ekonomi kavramı yoğun olarak 1970’lerde çalışılmıştır. Bu nedenle NeuneoKeynesyen kavramını kullanıyoruz)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref8" id="_ftn8">[8]</a> ‘Communication from the Comission to the European Parliament and the Council: Advancing European Economic Security: An Introduction to Five New Initiatives’, European Commission, 24.1.2024, COM (2024) 22 final, s 1, <a href="https://commission.europa.eu/system/files/2024-01/Communication%20on%20European%20economic%20security.pdf">https://commission.europa.eu/system/files/2024-01/Communication%20on%20European%20economic%20security.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Konunun dijital kısmı hakkında daha fazla bilgi için bakınız: ‘Joint Communication to the Parliament and the Council: An International Digital Strategy for the European Union’, High Representative of the Union for Foreign Affairs and Security Policy, European Commission, 5.6.2025, JOIN (2025) 140 final, <a href="https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/joint-communication-international-digital-strategy-eu">https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/joint-communication-international-digital-strategy-eu</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref9" id="_ftn9">[9]</a> <a href="https://www.britannica.com/technology/U-boat">https://www.britannica.com/technology/U-boat</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref10" id="_ftn10">[10]</a> Georgia Cole, Isabella Wilkinson, “For NATO’s Collective Defence, Europe Must Lead on Data Sharing” Chatham House, 24 June 2025, <a href="https://www.chathamhouse.org/2025/06/natos-collective-defence-europe-must-lead-data-sharing">https://www.chathamhouse.org/2025/06/natos-collective-defence-europe-must-lead-data-sharing</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref11" id="_ftn11">[11]</a> Hélène Rey, ‘Stablecoins, Tokens, and Global Dominace’, F&amp;D, IMF, Eylül 2025, s 24-27, <a href="https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/stablecoins-tokens-global-dominance-helene-rey">https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/stablecoins-tokens-global-dominance-helene-rey</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca bakınız: Philip R. Lane, ‘Why Europe Needs a Digital Euro’, F&amp;D, IMF, Eylül 2025, s 10-11, <a href="https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/point-of-view-why-europe-needs-a-digital-euro-philip-lane">https://www.imf.org/en/Publications/fandd/issues/2025/09/point-of-view-why-europe-needs-a-digital-euro-philip-lane</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca bakınız: Creon Butler, ‘The UK Must Guard Against New Risks to Financial Stability Coming From the US’, Chatam House, 17 Eylül 2025, <a href="https://www.chathamhouse.org/2025/09/uk-must-guard-against-new-risks-financial-stability-coming-us?utm_source=Chatham%20House&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=15179003_CH%20-%20Content%20Newsletter%20-%2023.09.2025&amp;utm_content=Uk-financial-risks-cta&amp;dm_i=1S3M,91C6Z,AC9ITM,11RLZI,1">The UK must guard against new risks to financial stability coming from the US | Chatham House – International Affairs Think Tank</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref12" id="_ftn12">[12]</a> Karl Marks,&nbsp;<em>Kapital 3</em>, Eriş Yayınları, 3. Baskı, Çev: Alaattin Bilgi, 2004, ttps://www.marxists.org/turkce/m-e/kapital/kapital3.pdf, s 310 ve 313</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref13" id="_ftn13">[13]</a> ‘Green Paper: On the Future of Rules of Origin in Preferential Trade Arrangements’, Commission of The Communities, 18.12.2003, COM (2003) 787 final, <a href="https://www.ab.gov.tr/files/ardb/evt/1_avrupa_birligi/1_6_raporlar/1_2_green_papers/com2003_green_paper_on_future_of_rules_of_originin_preferential_trade.pdf">https://www.ab.gov.tr/files/ardb/evt/1_avrupa_birligi/1_6_raporlar/1_2_green_papers/com2003_green_paper_on_future_of_rules_of_originin_preferential_trade.pdf</a>, s. 9</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref14" id="_ftn14">[14]</a> ‘Customs in the 21st Century, Enhancing Growth and Develeopment through Trade Facilitation and Border Security’, <a href="https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/key-issues/customs-in-the-21st-century/annexes/annex_ii_en.pdf?la=en">https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/key-issues/customs-in-the-21st-century/annexes/annex_ii_en.pdf?la=en</a>, s 6</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca bakınız: ‘Detailed Report on the Adoption Artificial Intelligence and Machine Learning in Customs’ Mart 2025, World Customs Organization, <a href="https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/facilitation/activities-and-programmes/smart-customs/public-version_detailed-report-on-the-adoption-of-ai-and-ml-in-customs.pdf">https://www.wcoomd.org/-/media/wco/public/global/pdf/topics/facilitation/activities-and-programmes/smart-customs/public-version_detailed-report-on-the-adoption-of-ai-and-ml-in-customs.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca bakınız: ‘Guidance on Non-Preferential Rules of Origin’, European Commission, Mart 2022, <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/document/download/2fddb411-361d-4b25-9286-a9318125ee2a_en">https://taxation-customs.ec.europa.eu/document/download/2fddb411-361d-4b25-9286-a9318125ee2a_en</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref15" id="_ftn15">[15]</a> Dijital ürün pasaportunu hatırlayalım</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref16" id="_ftn16">[16]</a> https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc071/kanuntbmmc071/kanuntbmmc07103447.pdf</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref17" id="_ftn17">[17]</a> <a href="https://european-accreditation.org/">https://european-accreditation.org/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref18" id="_ftn18">[18]</a> ‘EU Trade Chief Says It ‘Could Consider’ UK Joining Pan-Europe Customs Deal’, The Guardian, 23 Ekim 2025, <a href="https://www.theguardian.com/business/2025/jan/23/eu-uk-europe-trade-deal-pan-euro-mediterranean-convention">https://www.theguardian.com/business/2025/jan/23/eu-uk-europe-trade-deal-pan-euro-mediterranean-convention</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">‘EU is ‘Blocking Britain’s Bid to Join Mediterranean Trade Zone’ Despite Keir Starmer’s Rest with Brussels’, 2 Haziran 2025, <a href="https://www.dailymail.co.uk/news/article-14868535/EU-blocking-Britains-bid-join-Mediterranean-trade-zone-despite-Keir-Starmers-reset-Brussels.html">https://www.dailymail.co.uk/news/article-14868535/EU-blocking-Britains-bid-join-Mediterranean-trade-zone-despite-Keir-Starmers-reset-Brussels.html</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, Avrupa Birliği’nin ‘Have Your Say’ kapsamında ve menşe konusunda danışma amacıyla başlattığı girişim ve Türkiye’den cevaplar için bakınız:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/international-affairs/origin-goods_en">Origin of the Goods &#8211; Taxation and Customs Union &#8211; European Commission</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33112867_en">https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33112867_en</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33092518_en">https://ec.europa.eu/info/law/better-regulation/have-your-say/initiatives/14426-EU-rules-of-origin-evaluation/F33092518_en</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref19" id="_ftn19">[19]</a>&nbsp; ‘Communication on EU Enlargement Policy &#8211; 2025’, 04.11.2025, COM (2025) 690 final, <a href="https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/eb69a890-40d6-4696-801e-612d51709fdd_en?filename=2025%20Communication%20on%20EU%20Enlargement%20Policy.pdf">https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/eb69a890-40d6-4696-801e-612d51709fdd_en?filename=2025%20Communication%20on%20EU%20Enlargement%20Policy.pdf</a>, s 1</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref20" id="_ftn20">[20]</a> A.g.e., s 6</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref21" id="_ftn21">[21]</a> <a href="https://www.europarl.europa.eu/meps/en/124806/DAVID_MCALLISTER/home">https://www.europarl.europa.eu/meps/en/124806/DAVID_MCALLISTER/home</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref22" id="_ftn22">[22]</a> ‘Watch Live: Euronews EU Enlargement Summit’, 4 Kasım 2025, Youtube, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=G7j043MyCBo">https://www.youtube.com/watch?v=G7j043MyCBo</a>, 2:58:00</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref23" id="_ftn23">[23]</a> <a href="https://www.europarl.europa.eu/meps/en/187917/MARC_BOTENGA/home">https://www.europarl.europa.eu/meps/en/187917/MARC_BOTENGA/home</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref24" id="_ftn24">[24]</a> Pedro Vargas David, Euronews Chairman, ‘Watch Live: Euronews EU Enlargement Summit’, 4 Kasım 2025, Youtube, 10:40</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref25" id="_ftn25">[25]</a>&nbsp; ‘The European Union&#8217;s Strategic Approach to the Black Sea Region’,&nbsp; Avrupa Komisyonu, 28.05.2025, JOIN (2025) 135 final, <a href="https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/170d9b3a-d45f-4169-80fa-9adb753c0921_en?filename=EU%20Strategic%20Approach%20Black%20Sea%20Strategy.pdf">https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/170d9b3a-d45f-4169-80fa-9adb753c0921_en?filename=EU%20Strategic%20Approach%20Black%20Sea%20Strategy.pdf</a>, s 1</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref26" id="_ftn26">[26]</a> ‘Proposal for a Regulation of the European Parliament and of the Council Establishing the Union Customs Code and the European Union Customs Authority, and repealing Regulation (EU) No 952/2013’, <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023PC0258&amp;qid=1684913361276">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52023PC0258&amp;qid=1684913361276</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref27" id="_ftn27">[27]</a> <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/eu-customs-reform_en">https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs/eu-customs-reform_en</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref28" id="_ftn28">[28]</a> <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:52023PC0258">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:52023PC0258</a> (E. t. 15.7.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref29" id="_ftn29">[29]</a> <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A01993R2454-20080101">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A01993R2454-20080101</a> (E. t. 15.7.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref30" id="_ftn30">[30]</a> <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A02013R0952-20221212">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A02013R0952-20221212</a> (E. t. 15.7.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref31" id="_ftn31">[31]</a> <a href="https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859">https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859</a> (E. t. 15.7.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref32" id="_ftn32">[32]</a> <a href="https://www.gateway.nl/en/blog/the-role-of-the-eu-customs-authority-after-the-customs-reform/">https://www.gateway.nl/en/blog/the-role-of-the-eu-customs-authority-after-the-customs-reform/</a> (E. t. 20.8.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref33" id="_ftn33">[33]</a> <a href="https://www.pubaffairsbruxelles.eu/eu-institution-news/eu-customs-council-agrees-position-on-key-features-for-a-more-modern-efficient-and-secure-framework/">https://www.pubaffairsbruxelles.eu/eu-institution-news/eu-customs-council-agrees-position-on-key-features-for-a-more-modern-efficient-and-secure-framework/</a> (E. t. 08.9.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref34" id="_ftn34">[34]</a> <a href="https://www.globalcompliancenews.com/2023/05/23/https-www-internationaltradecomplianceupdate-com-2023-05-17-eu-proposals-envisioning-most-ambitious-and-comprehensive-reform-of-eu-customs-union-since-1968-published-_05122023/">https://www.globalcompliancenews.com/2023/05/23/https-www-internationaltradecomplianceupdate-com-2023-05-17-eu-proposals-envisioning-most-ambitious-and-comprehensive-reform-of-eu-customs-union-since-1968-published-_05122023/</a> (E. t. 23.9.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref35" id="_ftn35">[35]</a> <a href="https://www.meijburg.com/news/union-customs-code-reform">https://www.meijburg.com/news/union-customs-code-reform</a> (E. t. 25.9.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref36" id="_ftn36">[36]</a> <a href="https://customseasy.com/trust-and-check-trader/">https://customseasy.com/trust-and-check-trader/</a> (E. t. 30.9.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref37" id="_ftn37">[37]</a> <a href="https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/">https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/</a> (E. t. 01.10.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref38" id="_ftn38">[38]</a> <a href="https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/">https://www.doganasostenibile.it/2025/07/01/aeo-trusted-and-checked-trader-and-eu-customs-code-reform-some-considerations-and-the-risks-management-approach/</a> (E. t. 01.10.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref39" id="_ftn39">[39]</a> <a href="https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/12/12/customs-council-agrees-to-levy-customs-duty-on-small-parcels-as-of-1-july-2026/">Gümrük: Konsey, 1 Temmuz 2026 itibarıyla küçük parsellere gümrük vergisi koymayı kabul etti &#8211; Consilium</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref40" id="_ftn40">[40]</a><a href="https://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:320a289b-f4c3-11ed-a05c-01aa75ed71a1.0001.02/DOC_2&amp;format=PDF">https://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:320a289b-f4c3-11ed-a05c-01aa75ed71a1.0001.02/DOC_2&amp;format=PDF</a> (E. t. 01.10.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref41" id="_ftn41">[41]</a> <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241030-2.htm">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241030-2.htm</a> (E. t. 02.10.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref42" id="_ftn42">[42]</a> <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/04/20220422-5.htm">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/04/20220422-5.htm</a> (E. t. 04.10.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref43" id="_ftn43">[43]</a> <a href="https://ticaret.gov.tr/data/61d2b98e13b8761d788ed370/Posta%20ve%20H%C4%B1zl%C4%B1%20Kargo%20Ta%C5%9F%C4%B1mac%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-G%C3%BCmr%C3%BCk%20%C4%B0%C5%9Flemleri%202022-9%20Say%C4%B1l%C4%B1%20Genelge.pdf">https://ticaret.gov.tr/data/61d2b98e13b8761d788ed370/Posta%20ve%20H%C4%B1zl%C4%B1%20Kargo%20Ta%C5%9F%C4%B1mac%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-G%C3%BCmr%C3%BCk%20%C4%B0%C5%9Flemleri%202022-9%20Say%C4%B1l%C4%B1%20Genelge.pdf</a> (E. t. 05.10.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref44" id="_ftn44">[44]</a> <a href="https://www.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligi-yapilan-denetimler-ve-laboratuvar-incelemeleri-sonucunda-zararli-ve-guvensiz-urunlere-karsi-insan-sagligini-ve-tuketicilerimizi-korumak-amaciyla-uc-urun-grubunun-daha-posta-ve-hizli-kargo-yoluyla-ulkemize-girisine-kisitlama-getirdi">Ticaret Bakanlığı, Yapılan Denetimler Ve Laboratuvar İncelemeleri Sonucunda, Zararlı Ve Güvensiz Ürünlere Karşı, İnsan Sağlığını Ve Tüketicilerimizi Korumak Amacıyla, Üç Ürün Grubunun Daha Posta Ve Hızlı Kargo Yoluyla Ülkemize Girişine Kısıtlama Getirdi</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Deniz Yetki Alanlarında Kaçakçılıkla Mücadele Kapsamında Gümrük İdaresinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/turk-deniz-yetki-alanlarinda-kacakcilikla-mucadele-kapsaminda-gumruk-idaresinin-gorev-yetki-ve-sorumluluklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Erçen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:01:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Customs control]]></category>
		<category><![CDATA[Customs supervision]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Ülkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük Gözetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük Kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[Maritime territory]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Deniz Yetki Alanları]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Gümrük İdaresi]]></category>
		<category><![CDATA[Turkish Customs Administration]]></category>
		<category><![CDATA[Turkish Maritime Jurisdiction Areas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8446</guid>

					<description><![CDATA[Devletin tanımındaki unsurlardan ülke unsuru; belirli insan topluğunun devamlı olarak yaşayabileceği ve egemenlik kurabileceği, belirli sınırları olan bir toprak parçasını ifade etmekte ve bir bütün olarak deniz ve kara ülkesini işaret etmektedir.

Egemenlik kavramı ise; devletin yönettiği ülke ve millet üzerinde kural koyma yetkisini ifade eden devletin kurucu unsurlarından birisidir. Devletlerin, uluslararası hukuk kuralları ve ulusal mevzuatları ile sınırları belirlenmiş olan deniz yetki alanlarında egemenlik hakları bulunmaktadır.

Bu çalışmada; devletin temel unsurlarından biri olan ülke kavramı kara ve deniz ülkesi bütünlüğü içinde ele alınarak deniz yetki alanları tanımlanmakta ve devletin egemenlik hakları dahilinde Türk Deniz Yetki Alanlarında Türk Gümrük İdaresinin kaçakçılığı önleme, izleme ve kaçakçılıkla mücadele kapsamında görev, yetki ve sorumlulukları incelenmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin tanımındaki unsurlardan ülke unsuru; belirli insan topluğunun devamlı olarak yaşayabileceği ve egemenlik kurabileceği, belirli sınırları olan bir toprak parçasını ifade etmekte ve bir bütün olarak deniz ve kara ülkesini işaret etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Egemenlik kavramı ise; devletin yönettiği ülke ve millet üzerinde kural koyma yetkisini ifade eden devletin kurucu unsurlarından birisidir. Devletlerin, uluslararası hukuk kuralları ve ulusal mevzuatları ile sınırları belirlenmiş olan deniz yetki alanlarında egemenlik hakları bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada; devletin temel unsurlarından biri olan ülke kavramı kara ve deniz ülkesi bütünlüğü içinde ele alınarak deniz yetki alanları tanımlanmakta ve devletin egemenlik hakları dahilinde Türk Deniz Yetki Alanlarında Türk Gümrük İdaresinin kaçakçılığı önleme, izleme ve kaçakçılıkla mücadele kapsamında görev, yetki ve sorumlulukları incelenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Deniz Ülkesi, Türk Deniz Yetki Alanları, Türk Gümrük İdaresi, Gümrük Kontrolü, Gümrük Gözetimi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">The territory element in the definition of a state refers to a specific piece of land with defined borders where a particular group of people can live continuously and exercise sovereignty; it encompasses both maritime and land territories as a whole.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The concept of sovereignty, on the other hand, is one of the constituent elements of the state, representing its authority to establish rules over the nation and the territory it governs. States possess sovereign rights within their maritime jurisdiction areas, the boundaries of which are determined by international law and national legislation.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this study, the concept of “territory”, one of the fundamental elements of the state, is addressed within the integrity of land and maritime jurisdictions, and maritime zones are defined accordingly. Furthermore, the duties, powers, and responsibilities of the Turkish Customs Administration regarding the prevention, monitoring, and combating of smuggling within Turkish maritime jurisdiction areas are examined under the scope of the state&#8217;s sovereign rights.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords: </strong>Maritime territory, Turkish Maritime Jurisdiction Areas, Turkish Customs Administration, Customs control, Customs supervision</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin tanımındaki unsurlardan ülke unsuru; belirli bir insan topluğunun devamlı olarak yaşayabileceği ve üzerinde egemenlik kurabileceği, belirli sınırları olan bir toprak parçasını ifade eder.  Ülke unsuru, devletin kara ülkesi ve deniz ülkesinden müteşekkildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan topluluğunun (millet) oluşturduğu bir varlık olan devletin kurucu unsurlarından birisi, devletin yönettiği ülke ve millet üzerinde kural koyma yetkisini ifade eden egemenlik kavramıdır. Bir devletin, egemenlik dâhil üzerinde sair hakları ve yetkileri kullandığı deniz alanları ise <em>“deniz yetki alanları” </em>olarak adlandırılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası hukuk ve Türk hukuk kuralları ile sınırları belirlenen Türk Deniz Yetki Alanlarında, devletin egemenlik hakları dahilinde Türk Gümrük İdaresinin görev, yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde, uluslararası ticaretin kolaylaştırılması adına atılan adımlara, teknolojik gelişmelere, ulaşım ağının genişlemesine ve ulaşım olanaklarının artmasına bağlı olarak artan uluslararası ticarette, eşyanın taşınmasında farklı taşımacılık yöntemleri kullanılmaktadır. Deniz ticareti; deniz yolu taşımacılığının, birim yük başına düşen taşıma maliyeti bakımından diğer taşımacılık yöntemlerine nazaran en uygun maliyetli taşımacılık yöntemi olmasının yanında ağır ve büyük hacimli yükün uzun mesafelere taşınmasına olanak sağlaması ve kara, hava ve demir yolu vasıtasıyla yürütülen ticari faaliyetlere kıyasla sağladığı avantajlardan ötürü dünyada ve Türkiye’de en fazla tercih edilen ticari faaliyet türüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum, kara suları ve münhasır ekonomik bölge gibi Türk Deniz Yetki Alanlarında deniz ticaretinin güvenli ve yasal yollarla gerçekleştirilmesinin sağlanmasının yanında Türk gümrük idaresinin, devletin egemenlik haklarından ileri gelen kaçakçılığı önlemeye, izlemeye, araştırmaya ve kaçakçılıkla mücadeleye yönelik görev ve yetkileri dahilinde yürüttüğü faaliyetlerinin önemini artırmaktadır.<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada, uluslararası hukuk kuralları ve Türk hukuku uyarınca deniz yetki alanlarının tanımına yer verilmiştir. Türk kara suları ve münhasır ekonomik bölge gibi deniz yetki alanlarında gümrük idaresinin kaçakçılığı önleme, izleme ve araştırmaya yönelik görev ve yetkilerinin neler olduğu açıklanmıştır. Türk gümrük idaresinin Türk Deniz Yetki Alanlarındaki faaliyetlerinde görünürlüğünün ve etkinliğinin artırılması adına neler yapılabileceği üzerinde durulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. DENİZ YETKİ ALANLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir devletin, egemenlik dâhil üzerinde belirli hakları ve yetkileri kullandığı deniz alanları <em>“deniz yetki alanları”</em> olarak adlandırılmaktadır. Deniz yetki alanları; iç sular, kara suları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge olarak sınıflandırılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletler iç sularında ve kara sularında, uluslararası hukuktan gelen bazı sınırlandırmalar hariç tam egemendir. Buna mukabil, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgede devletlerin egemenlik hakları sınırlıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">XX. yüzyılda Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın öncülüğünde düzenlenen Deniz Hukuku Konferansları neticesinde hazırlanan 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) denizlerin kullanımı ve kaynakların korunması konusunda uluslararası düzeyde kabul görmüş kapsamlı bir çerçeve teşkil etmektedir. Sözleşmenin temel amacı, denizlerde barışı, güvenliği ve iş birliğini sağlamaktır. Sözleşme, deniz çevresinin korunmasına ve denizcilikle ilgili uyuşmazlıkların çözümüne dair hükümler de içermektedir ve bu yönleriyle Deniz Hukuku alanında uluslararası bir yapılageliş kuralı haline gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Andlaşmalar Hukuku kurallarına göre, uluslararası anlaşmaların bağlayıcılığı ilke olarak, sadece taraf olan devletler bakımından geçerlidir. Sözleşme hükümlerinin taraf olmayan üçüncü devletler açısından bağlayıcı olması için bu devletlerin rızası aranır. Ancak bir sözleşmenin uluslararası örf ve âdet hukuku kurallarına dönüşmesi halinde, üçüncü devletler açısından bağlayıcılık kazanması söz konusu olabilmektedir. İş bu durumda sözleşme hükümleri ile bağlı olma hali, bu devletlerin söz konusu kurallara “<em>ısrarlı muhalefet eden (persistent objector)”</em> konumunda olmaması koşuluyla mümkün olacaktır. Mamafih, 1982 tarihli BMDHS’nin uluslararası bir yapılageliş kuralı haline geldiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla, Sözleşme’nin örf ve âdet hukuku kuralı haline gelmiş maddeleri Türkiye gibi Sözleşme’ye taraf olmayan devletleri de bağlayacaktır. Türkiye ısrarla muhalefet ettiği hükümler dâhilinde bağlı olmadığı iş bu Sözleşme’ye açıkça ve ısrarlı olarak muhalefet etmediği hükümler çerçevesinde bağlıdır. Nitekim, Türkiye BMDHS’ye şekil verilen Üçüncü Deniz Hukuku Konferansının aktif katılımcılarından biridir. Türkiye’nin BMDHS’yi kabul etmemiş olmasının esas sebebi; Sözleşme’nin kara sularının genişliği ve deniz hukuku uyuşmazlıklarında zorunlu yargı yetkisine<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> ilişkin hükümleri bakımındandır (Demir, 2020:31).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deniz yetki alanlarının hukuki statüsünü ve devletlerin bu alanlardaki yetkilerini belirleyen temel uluslararası belge BMDHS’dir. Sözleşme, kıyıdan açık denize doğru farklı deniz yetki alanlarını tanımlamakta ve her bir bölgede kıyı devletinin ne tür egemen haklara sahip olduğunu belirlemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BMDHS hükümleri uyarınca ülkelerin deniz yetki alanlarının sınırlarını belirlemek için kullanılan temel başlangıç çizgisi esas hattır. Esas hatlar, normal esas hat veya düz esas hat belirleme yöntemine göre belirlenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normal esas hat belirleme yöntemi, kara sularının iç sınırının kıyı sularının en çok çekildiği yer ile yani en düşük cezir hattı ile belirlendiği yöntemdir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="857" height="356" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir.png" alt="" class="wp-image-8487" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir.png 857w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-300x125.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-768x319.png 768w" sizes="(max-width: 857px) 100vw, 857px" /></figure>



<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container is-layout-constrained wp-block-group-is-layout-constrained">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="864" height="297" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki.png" alt="" class="wp-image-8488" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki.png 864w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-300x103.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-768x264.png 768w" sizes="(max-width: 864px) 100vw, 864px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Görsel &#8211; 1: </strong>Normal Esas Hat</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak: </strong>Yaycı, 2023:11.</p>
</div></div>



<p class="wp-block-paragraph">Düz esas hat yöntemi ise, sahilin derin bir şekilde girintili çıkıntılı olduğu veya sahil boyunca hemen yakında bir adalar dizisinin bulunduğu yerlerde, kara sularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hattın, kıyının en uç noktalarından geçen düz çizgilerle belirlendiği esas hat belirleme yöntemdir. </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="834" height="342" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc.png" alt="" class="wp-image-8489" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc.png 834w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-300x123.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-768x315.png 768w" sizes="(max-width: 834px) 100vw, 834px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Görsel &#8211; 2: </strong>Düz Esas Hat</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak:</strong> akt. Yaycı, 2023:12.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.1. Kıta Sahanlığı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kıyı ülkesinin deniz alanında süren doğal uzantısı o ülkenin <em>“kıta sahanlığı”</em>dır. Kıta sahanlığı kavramı ilk kez 1945 yılında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Truman tarafından ilan edilen <em>“Truman Bildirisi”</em><a href="#_ftn2" id="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>ile ortaya atılmıştır. Truman Bildirisi’nde, sınırları tarif edilmemekle birlikte açık denizin altında fakat ABD kıyılarına bitişik kıta sahanlığının ABD’nin yetki ve kontrolü altında olduğu ilan edilmiştir. Sonraki dönemde, kıta sahanlığı kavramı uluslararası alanda benimsenerek yaygın bir şekilde uygulama bulmuştur (Demir, 2020:34).</p>



<p class="wp-block-paragraph">BMDHS’nin 76’ncı maddesine göre kıta sahanlığı; kara sularının ötesinde kıta kenarının dış eşiğine kadar veya bu eşik daha az bir mesafede ise kara sularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili mesafeye kadar olan kısımda, bu devletin kara ülkesinin doğal uzantısının bütünündeki deniz altı alanlarının deniz yatağı ve toprak altlarını içermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıyı devleti; kıta sahanlığının tümünde, deniz altı alanlarının deniz yatağında ve toprak altlarında hak sahibidir. Kıta sahanlığı hakkı, ilan edilmesine gerek bulunmaksızın kıyı devletinin kullanımındadır. Denize kıyısı olan devletler sonradan bir kazanıma veya ilan etmeye gerek duymaksızın kıta sahanlığına sahiptir. Devletlerin doğal kıta sahanlığı hakkı Uluslararası Adalet Divanı’nın<a href="#_ftn3" id="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> 1969 yılında aldığı Karar ile <em>“ab initio”</em> (başlangıçtan beri) ve <em>“ipso facto”</em> (kendiliğinden olduğu) olarak teyit edilmiştir (Demir, 2020:35).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.2. İç </strong><strong>Sular</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">BMDHS’nin 8’inci maddesine göre iç sular, kara sularının ölçülmeye başlandığı esas hattın kara tarafında kalan deniz alanlarıdır. Diğer bir ifadeyle, kara sularının iç sınırı ile kara ülkesi arasında kalan deniz kesimi iç suları oluşturmaktadır. İç sular, kıyı devletinin kara ülkesine sıkı sıkıya bağlı olan sulardır. Koylar, körfezler, limanlar, kapalı denizler ve iç denizler ile düz esas hat yönteminin uygulandığı durumlarda bu hatların gerisinde kalan su alanları, iç sular olarak nitelendirilmektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="834" height="327" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort.png" alt="" class="wp-image-8490" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort.png 834w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-300x118.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-768x301.png 768w" sizes="(max-width: 834px) 100vw, 834px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Fotoğraf 3:</strong> İç Sular</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak:</strong> Yaycı, 2023:14.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İç sular, kıyı devletinin egemenliği altındadır ve kara ülkesinden farksız görülmektedir. Bu sularda kıyı devletinin yetkileri tam ve mutlaktır. Uluslararası hukukun devletin kara ülkesi için kabul ettiği sınırlandırmalar varsa bunlar aynen iç sularda da geçerlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.3.</strong> <strong>Kara Suları</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara suları, kıyı devletinin kıyıları veya iç sularının dış sınırı ile açık deniz arasında kalan belirli genişlikteki deniz alanını ifade etmektedir. Kara suları, kıyı devletinin egemenliği altında kabul edilen deniz alanıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde kara sularının devlet ülkesinin bir parçası olduğu hususunda fikir birliği mevcuttur. BMDHS’nin 2’nci maddesinde; bir kıyı devletinin egemenliğinin kara ülkesinin ve iç sularının ötesinde ve bir takımada devleti söz konusu olduğunda, takımada sularının ötesinde kara suları denilen bir bitişik deniz bölgesine kadar uzanacağı belirtilmektedir. Sözleşme’nin 3’üncü maddesi uyarınca her devlet kara sularının genişliğini tespit etme hakkına sahiptir ve bu genişlik esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara suları, kıyı devletinin deniz ülkesinin bir parçası sayıldığından kara sularının üstünde yer alan hava sahası, altında yer alan deniz yatağı ve toprak altı da kıyı devletinin egemenliğine tabidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="850" height="456" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes.png" alt="" class="wp-image-8491" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes.png 850w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-300x161.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-768x412.png 768w" sizes="(max-width: 850px) 100vw, 850px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Fotoğraf 4:</strong> İç Sular ve Kara Suları</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak:</strong> Yaycı, 2023:13.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.4. Bitişik Bölge</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bitişik bölge, kara sularına bitişik olan ve kıyı devletinin belirli bir genişliğe kadar bazı konularda yetkilerini kullandığı açık deniz alanlarıdır. Yani bitişik bölge, açık denizlerin bir kesimi olarak değerlendirilmektedir (Demir, 2020:33).</p>



<p class="wp-block-paragraph">BMDHS’nin 33’üncü maddesi uyarınca bitişik bölge, kara suları genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 24 deniz milinin ötesine geçemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.5. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">MEB, sahildar devletin kara sularının ötesinde ve bu sulara bitişik deniz bölgesidir. BMDHS’nin 57’nci maddesine göre MEB, kara sularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren en fazla 200 deniz mili ötesine kadar uzanabilmektedir. Sözleşme’nin 75’inci maddesine göre MEB’in dış sınır çizgileri ve sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında sınırlandırma çizgileri, yerlerinin tespiti amacıyla uygun ölçekli deniz haritalarında gösterilmektedir. Bu haritalar ve coğrafi koordinatlara ilişkin listeler sahildar devlet tarafından yayınlanmakta ve bunların bir nüshası Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdinde tevdi edilmektedir. MEB sınırları kara sularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan başlayarak bu hatların 200 deniz mili ötesine kadar uzanabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.6.</strong> <strong>Açık Denizler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a>BMDHS’nin 86’ncı maddesine göre açık deniz; iç sular, kara suları, takımada devletlerinin takımada suları ve MEB dışında kalan ve hiçbir devletin ülkesine ve egemenlik tasarrufuna dâhil olmayan deniz alanını oluşturmaktadır. BMDHS’nin 89’uncu maddesi uyarınca açık denizler üzerinde egemenlik iddiaları geçersiz olup, hiçbir devlet açık denizin herhangi bir parçasını egemenliğine tabi tutmaya kalkamaz. Açık denizler, denize kıyısı olsun veya olmasın bütün devletlerin eşit koşullarda yararlanmasına açıktır. Sözleşme’nin 88’inci maddesine göre açık denizler barışçıl amaçlar için kullanılacaktır. Hem kıyısı olan hem de kıyısı olmayan devletler için kabul edilen açık deniz serbestileri;</a></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Seyrüsefer serbestisi,</li>



<li>Açık deniz üzerindeki hava sahasında uçma serbestisi,</li>



<li>Su altı kablo ve boru hattı döşeme serbestisi,</li>



<li>Suni adaları ve uluslararası hukukun izin verdiği diğer tesisleri inşa etme serbestisi</li>



<li>Balıkçılık ve canlı kaynakların avlanması serbestisi olarak sıralanmıştır.</li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="543" height="298" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti.jpg" alt="" class="wp-image-8492" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti.jpg 543w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti-300x165.jpg 300w" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Fotoğraf 6:</strong> Deniz Yetki Alanları<a href="#_ftn4" id="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak:</strong> akt. Yaycı, 2023:27.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. TÜRK DENİZ YETKİ ALANLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik haklarının sınırlarını belirleyen temel ulusal hukuki metin, 29/5/1982 tarihli ve 17708 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan <a>2674 sayılı Karasuları Kanunu</a>’dur. Mezkûr Kanun’un 1’inci maddesine göre, Türk kara suları Türkiye ülkesine dâhildir. Aynı maddede Türk kara sularının genişliğinin 6 deniz mili olduğu tespit edilmiş, ayrıca belirli denizler için, o denizlerle ilgili bütün özellikleri ve durumları göz önünde bulundurmak ve hakkaniyet ilkesine uygun olmak şartıyla, 6 deniz milinin üstünde kara suları genişliği tespit etmeye Cumhurbaşkanı yetkili kılınmıştır. Türkiye&#8217;nin kara suları Ege Denizi’nde 6 deniz mili, Karadeniz ve Akdeniz&#8217;de 12 deniz mili olarak belirlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karasuları Kanunu’nun 4’üncü maddesinde Türk iç sularının, esas hatların kara tarafında kalan sular ve körfez suları olduğu, daimî liman tesislerinin kıyının bir parçası sayıldığı belirtilmiş, ayrıca bu tesislerden en açıkta olanlarının kara tarafında kalan sular ile dış limanların iç sulara dâhil olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan hak ve yetkileri doğrultusunda ilan edilmiş ve ilan edilmesi öngörülen deniz yetki alanlarını belirleyen ve bu alanları <em>“Mavi Vatan”</em> olarak adlandıran Mavi Vatan Doktrinine göre Türkiye, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’nde yaklaşık 462.000 km² büyüklüğünde bir deniz ülkesine sahiptir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="912" height="581" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/yedi.png" alt="" class="wp-image-8493" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/yedi.png 912w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/yedi-300x191.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/yedi-768x489.png 768w" sizes="(max-width: 912px) 100vw, 912px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Fotoğraf 7: </strong>Mavi Vatan Doktrinine Göre İlan Edilmiş veya İlan Edilmesi Öngörülen Türk Deniz Yetki Alanları (Mavi Vatan) Haritası<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak: </strong>Yaycı, 2023:303-304.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. GÜMRÜK İDARESİNİN KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KAPSAMINDA TÜRK DENİZ YETKİ ALANLARINDAKİ GÖREV VE YETKİLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Gümrük İdaresinin kaçakçılıkla mücadele kapsamında Türk Deniz Yetki Alanlarında, deniz yetki alanının hukuki statüsüne göre değişen görev, yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır. Çalışmanın bu kısmında gümrük idaresinin kaçakçılıkla mücadele kapsamında Türk kara sularında, iç sularda ve sıcak takip hakkı kapsamında Türk Münhasır Ekonomik Bölgesinde açık denizlerde görev ve yetkilerinin neler olduğu ele alınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.1. </strong><strong>Gümrük İdaresinin </strong><strong>Kaçakçılıkla Mücadele Kapsamında </strong><strong>Türk Kara Sularında ve İç Sularda Görev ve Yetkileri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin egemenlik hakkından doğan gümrük kontrol ve denetimlerine ilişkin yetkilerin kullanılması açısından kara suları, Türkiye Cumhuriyeti topraklarına dâhildir. Yani, Sahildar devlet kara ülkesinde olduğu gibi&nbsp; kara sularında da egemendir.<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir devletin gümrük mevzuatının tam olarak uygulandığı coğrafi alan <em>“gümrük bölgesi”</em> olarak adlandırılmaktadır. Türkiye özelinde bu kavram, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesi’ne (TCGB) giren veya TCGB’den çıkan eşyaya ve taşıt araçlarına uygulanacak gümrük kurallarının belirlendiği 4/11/1999 tarihli ve 23866 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda tanımlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 2’nci maddesine göre TCGB, Türkiye Cumhuriyeti topraklarını kapsar ve Türk kara suları ve iç suları gümrük bölgesine dâhildir. Bununla birlikte, 2674 sayılı Karasuları Kanunu’nun 1’inci maddesine göre, Türk kara suları Türkiye ülkesine dâhil sayılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu itibarla, egemenlik haklarının kullanılması bakımından kara ülkesinden farksız görülen iç sular ve kara sularında kişi, eşya ve taşıtların kaçakçılıkla mücadele kapsamında takibini yapmak, kaçakçılıkla mücadele için bilimsel yöntemler de kullanmak suretiyle bilgi toplayarak gerekli araştırma, soruşturma ve operasyonları yapmak, ilgili kuruluşlarla iş birliği yapmak suretiyle kaçakçılığı önlemek, izlemek ve soruşturmak, gümrüklü yer ve sahalarda kamu düzeninin bozulmasını önleyecek tedbirleri almak, kaçakçılıkla etkin mücadele etmek amacıyla ulusal ve uluslararası bilgi akışına dayalı veri tabanları oluşturmak, verileri işlemek, değerlendirmek, kaçakçılıkla mücadele amacıyla ulusal ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapmak, bilgi değişiminde bulunmak, protokoller hazırlamak ve uygulamak, gerektiğinde müşterek operasyonlar yapmak hususlarında, 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 451’inci maddesine göre yetkili ve sorumlu idare Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü’dür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 22’nci maddesinde kaçakçılığı önlemek, izlemek ve araştırmakla yükümlü olanların gümrük bölgesi dahilindeki deniz araçlarına yanaşarak yük ve belgelerini incelemeye yetkili olduğu; görevlilerin yanaşmasına izin vermemek suretiyle kaçan veya kaçma teşebbüsünde bulunan her çeşit deniz aracına uluslararası deniz işaretlerine göre telsiz, flama, mors ve benzeri işaretlerle durmasının ihtar olunacağı; bu ihtara uyulmadığı takdirde deniz aracına uyarı mahiyetinde ateş edilebileceği, buna da uyulmaması ve kaçmaya devam edilmesi halinde durmaya zorlayacak şekilde üzerine ateş edilebileceği düzenlenmektedir</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, kara suları kıyı devletinin tam egemenliği altında olmakla birlikte, uluslararası seyrüseferin sürekliliği ve serbestliğinin sağlanmasının gerekliliği dolayısıyla uluslararası deniz hukuku, kıyı devletinin egemenliğini özellikle iki yönden sınırlandırmıştır. Bunlar; yabancı devlet gemilerinin kıyı devletinin kara sularından zararsız geçiş hakkı ve kıyı devletinin kara sularındaki yabancı ülke gemilerine yönelik yargı yetkisine getirilen sınırlardır (Demir, 2020:33).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.1.1. Zararsız Geçiş Hakkı </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıyı devletinin kara suları üzerindeki egemenlik haklarına getirilen kısıtlardan biri olan <em>“zararsız geçiş hakkı”</em>; yabancı bandıralı bir geminin, başka bir ülkenin kara sularından geçişini düzenleyen uluslararası deniz hukuku kavramıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ülke bu hakka sahip olmakla birlikte, yabancı devlet gemileri zararsız geçiş hakkını kullanırken egemen devletin zararsız geçiş hakkına ilişkin yetkileri dâhilinde belirlediği kurallara uymak zorundadır. BMDHS’nin 19’uncu maddesine göre yabancı gemilerin geçişleri egemen (sahildar) devletin barışına, düzenine veya güvenliğine zarar vermediği müddetçe zararsızdır. Yabancı bir gemi tarafından başka bir ülkenin kara sularında;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Herhangi bir silahla deneme veya ateşleme yapılması,</li>



<li>Egemen devletin savunmasına veya güvenliğine zarar verecek şekilde bilgi toplanması,</li>



<li>Egemen devletin savunmasına veya güvenliğine zarar vermeyi amaçlayan propagandaların yapılması,</li>



<li>Her türlü uçağın veya teçhizatın uçurulması, güverteye indirilmesi veya gemiye alınması,</li>



<li>Egemen devletin gümrük, maliye, sağlık veya göç konularındaki kanun ve kurallarına aykırı bir şekilde gemiye mal, para veya şahıs alınması veya gemiden çıkartılması,</li>



<li>Kasıtlı olarak çevreye zarar verilmesi ve çevrenin kirletilmesi,</li>



<li>İzinsiz balık avlama faaliyetlerinde bulunulması,</li>



<li>İzinsiz araştırma veya ölçüm yapılması,</li>



<li>Egemen devletin herhangi bir haberleşme sisteminin veya diğer herhangi bir deniz teçhizat veya tesisinin işleyişini engelleyecek her türlü faaliyette bulunulması,</li>



<li>Geçişle doğrudan ilgisi bulunmayan diğer her çeşit faaliyette bulunulması durumunda egemen devlete zarar vermiş sayılmaktadır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">BMDHS&#8217;nin 21’inci maddesi uyarınca kıyı devleti, sözleşme hükümlerine ve uluslararası hukukun diğer kurallarına uygun olmak şartıyla, kara sularından zararsız geçişe ilişkin olarak;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Deniz trafiğinin düzenlenmesi ve güvenliğin sağlanması,</li>



<li>Deniz trafik sistemleri, teçhizatları ve tesislerinin korunması,</li>



<li>Deniz altı kablolarının ve petrol borularının korunması,</li>



<li>Denizin canlı kaynaklarının muhafaza edilmesi,</li>



<li>Balıkçılığa ilişkin kanun ve kurallara aykırı davranışların önlenmesi,</li>



<li>Çevrenin muhafazası ve çevre kirliliğin önlenmesi, azaltılması ve kontrol altına alınması,</li>



<li>Denize ilişkin bilimsel araştırmalar ve hidrografik<a href="#_ftn5" id="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> ölçümler yapılması,</li>



<li>&nbsp;Gümrük, maliye, sağlık veya göç konularındaki kanun ve kurallara aykırı davranışların önlenmesi hususlarında kanun yapma, kural koyma ve yetkilerini uygulama hakkına sahiptir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.2. Gümrük İdaresinin </strong><strong>Kaçakçılıkla Mücadele Kapsamında </strong><strong>Türk Münhasır Ekonomik Bölgesinde Görev ve Yetkileri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıyı devletinin kara sularının ötesinde ve bu sulara bitişik deniz bölgesi olan MEB’de sahildar devletin hak, yetki ve yükümlülükleri BMDHS’nin 56’ncı maddesinde düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna göre sahildar devlet, MEB’de deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgarlardan enerji üretimi gibi bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlere ilişkin hakları haizdir. Bununla birlikte Sözleşme’nin ilgili hükümlerine uygun olarak; suni adalar, tesisler ve yapılar kurma ve bunları kullanma, denize ilişkin bilimsel araştırma yapma ve deniz çevresinin muhafazası konularında yetkilidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıta sahanlığı, kıyı devletine deniz üzerinde ve altındaki cansız kaynakların kullanımına ilişkin haklar sağlarken MEB tüm kıta sahanlığı haklarına ek olarak kıyı devletine, MEB’de ekonomik kazanç oluşturacak egemen haklar sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MEB sınırları kara sularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan başlayarak bu hatların 200 deniz mili ötesine kadar uzanabilmektedir. Yani, MEB sınırları Türk kara sularını kapsamakla birlikte Türk kara sularının ötesine uzanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında 1 sayılı CBK’nin 451’inci maddesinde gümrüklü yer ve sahalarda münhasıran, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesi’nde gerektiğinde ilgili kuruluşlarla iş birliği yapmak suretiyle kaçakçılığı önlemek, izlemek ve soruşturmakla yetkili ve görevli kılınmıştır. Bu itibarla, MEB’in Türk kara sularını aşan ve kıta sahanlığının açık denizin başlangıcına kadar uzanan bölümü gümrük idaresinin sorumluluk alanının dışındadır. Ancak, BMDHS’nin 111’inci maddesinde ve Gümrük Muhafaza Hizmetleri Yönergesi’nin 132’nci maddesinde düzenlenen sıcak takip hakkı kapsamında yabancı bir geminin bir devletin egemenlik yetkisi altındaki deniz alanlarında, o devletin kanunlarına veya kurallarına aykırı hareket ettikten sonra açık denize doğru kaçması durumunda başka bir ülkenin kara sularına kadar deniz araçlarının gümrük idaresi tarafından takibi yapılabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.3. Sıcak/Kesintisiz Takip Hakkı ve Gümrük İdaresinin Sıcak Takip Hakkı Kapsamında Açık Denizlerde Takip Yetkisi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sıcak/kesintisiz takip hakkı, yabancı bir geminin bir devletin egemenlik yetkisi altındaki deniz alanlarında, o devletin kanunlarına veya kurallarına aykırı hareket ettikten sonra açık denizlere doğru kaçması durumunda, kıyı devletine ait devlet gemilerinin kaçan gemiyi başka bir devletin kara sularına girene kadar takip etme yetkisidir (Çalık, 2017).</p>



<p class="wp-block-paragraph">BMDHS’nin 111’inci maddesine göre sahildar devletin yetkili makamları, bu devletin kanunlarına ve kurallarına aykırı hareket ettiğine ilişkin yeterli kanıya sahip oldukları takdirde bir yabancı gemiyi izleyebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesintisiz takip hakkının doğması için takibin kıyı devletinin iç sularında, kara sularında, takımada sularında, bitişik bölgesinde, münhasır ekonomik bölgesinde, kıta sahanlığında veya kıta sahanlığı üzerindeki tesisleri çevreleyen güvenlik bölgelerinde başlaması gerekmektedir. &nbsp;Bu bölgelerde, kıyı devletine ait devlet gemileri&nbsp;tarafından, kural ya da kanun ihlali gerçekleştiren yabancı bir gemiye karşı açık ve görülebilir bir dur ihtarı yapılmasına rağmen yabancı gemi açık denizlere doğru kaçmaya başlarsa, kıyı devletinin kaçan gemiyi kesintisiz bir şekilde takip ederek yakalama yetkisi bulunmaktadır. Takip herhangi bir kesintiye uğramadığı müddetçe, kıyı devletine ait gemiler, kaçan gemiyi açık denizlerde dahi yakalayıp gerekli tedbirleri alma yetkisine sahiptir. Kesintisiz takip hakkı, kaçan yabancı geminin kendi devletinin ya da üçüncü bir devletin kara sularına girmesiyle sona erer (Çalık,2017).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de gümrük idaresi tarafından ifa edilen gümrük muhafaza hizmetlerine ilişkin genel ilke, uygulama, yöntem, görev ve sorumlulukları belirlemek amacıyla yürürlüğe konulan Gümrük Muhafaza Hizmetleri Yönergesi’nin 132’nci maddesi uyarınca deniz devriyesi<a href="#_ftn6" id="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a> sırasında dur ihtarına uymayan deniz araçlarının Türk kara sularının dışına çıkması durumunda, açık denizlerde de uluslararası kurallara aykırılık teşkil etmeyecek şekilde başka bir ülkenin kara sularına kadar sıcak takibi yapılabilmekte ve söz konusu deniz araçları durdurulup Türk kara sularına zor kullanılarak getirilebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. GÜMRÜK İDARESİNİN TÜRK DENİZ YETKİ ALANLARINDAKİ DENİZ GÜMRÜK MUHAFAZA FAALİYETLERİNDE KAPASİTESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaçakçılığın önlenmesi faaliyetleri kapsamında ve kaçakçılık risk ve tehditleriyle etkin mücadele amacıyla gümrük idaresinin; Türk Deniz Yetki Alanlarındaki gümrük gözetim ve kontrol faaliyetlerinde gelişmiş teknolojiyi haiz mücadele ekipmanlarından, narkotik, çay-tütün, patlayıcı-silah-mühimmat, asayiş, nakit ve canlı arama gibi farklı branşlarda yetiştirilen dedektör köpeklerden ve uzman ekiplerden istifade edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, Türk kara sularında sefer yapan gemilerin takibinin ve gemilere ait bilgilerin risk analizi kapsamında değerlendirilmesinde karar desteğinin sağlanması maksadıyla gümrük idaresi tarafından kullanılmakta olan<em> “Gemi Takip Sistemi”</em> üzerinden Türk kara sularında seyreden gemilere ait statik (geminin adı, bayrağı, çağrı işareti) ve dinamik (geminin hızı, konumu ve hareketleri) veriler üzerinden Türk kara sularında bulunan ve seyreden tüm gemiler takip edilmekte ve kaçakçılık açısından riskli bulunan deniz taşıtlarının devriye botları ve gemi arama ekipleri tarafından kontrolü sağlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, kaçakçılığın önlenmesi ve izlenmesinde etkinliğin artırılması amacıyla deniz gümrük muhafaza faaliyetlerinde gümrük idaresinin envanterinde bulunan farklı tür ve özelliklerdeki teknik cihazlardan istifade edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâlihazırda Türk gümrük idaresinin envanterinde bulunan ve deniz gümrük muhafaza faaliyetleri kapsamındaki gümrük gözetimi ve gümrük kontrollerinde faydalanılan başlıca teknik cihaz ve sistemler;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Araç ve Konteyner Tarama Sistemleri,</li>



<li>Kargo/Bagaj Tarama Sistemleri,</li>



<li>Motorbotlar,</li>



<li>Narkotik ve Kimyasal Madde Tespit Cihazı,</li>



<li>Videoskop Cihazı,</li>



<li>Yoğunluk Ölçüm Cihazı,</li>



<li>Karbondioksit Ölçüm Cihazı,</li>



<li>Uzaktan Kontrollü İnsansız Su Altı Aracı,</li>



<li>İnsansız Hava Aracı,</li>



<li>Radyasyon El Dedektörüdür.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, deniz taşıtlarında gerçekleştirilecek arama ve kontrol faaliyetleri ile ilgili gerekli teknik ve pratik eğitimleri alan personelden oluşan <em>“gemi arama”,</em> konteynerlerin gümrük idaresi tarafından gerçekleştirilen kontrollerinde <em>“konteyner kontrol”</em>, denizde belirli bir bölgenin yine belirli bir güzergâh doğrultusunda etkin ve sistematik olarak gözetim altında bulundurulması yoluyla suçun önlenmesi ve gümrük idaresinin, sıcak takip yetkisi de dâhil, görev ve sorumlulukları dâhilinde işlenmekte olan suça müdahale edilmesinde &nbsp;<em>“deniz devriye</em>” ve yasa dışı uyuşturucu ticareti açısından riskli olan deniz ticaretinde kaçakçılığın önlenmesi faaliyetlerinde uyuşturucu maddeler ve bunların üretiminde kullanılan ara kimyasalların kaçakçılığı ile mücadele yöntemleri konusunda uzmanlaşmış <em>“NARKOKİM” </em>ekiplerinden faydalanılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teknik imkân ve kabiliyetleri yönüyle Türk Gümrük İdaresinin deniz gümrük muhafaza faaliyetlerinde ileri teknoloji ve uzmanlaşmış insan kaynağı ile uluslararası standartlarda bir denetim kapasitesine sahip olduğu görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletlerin egemenlik hakları başta olmak üzere, üzerinde belirli hakları ve yetkileri kullandığı deniz alanları olan deniz yetki alanlarını; iç sular, kara suları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge teşkil etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi Vatan Doktrinine göre Türkiye, uluslararası hukuktan doğan hak ve yetkileri doğrultusunda Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’nde ilan edilmiş ve ilan edilmesi öngörülen deniz yetki alanlarıyla birlikte yaklaşık 462.000 km² büyüklüğünde bir deniz ülkesine sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin denizlerdeki egemenliğinin en somut yansımalarından biri olan gümrük gözetim ve kontrol yetkisi dahilinde Türk Deniz Yetki Alanlarında gümrük idaresinin görev ve sorumlulukları bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deniz yolu taşımacılığının, maliyet avantajı ve yük kapasitesi nedeniyle uluslararası ticarette en çok tercih edilen yöntem olması, bu alanlardaki gümrük denetimlerinin hem ekonomik güvenlik hem de milli egemenlik açısından kritik bir öneme sahip olduğunu göstermektedir</p>



<p class="wp-block-paragraph">Egemenlik haklarının kullanılması bakımından kara ülkesinden farksız görülen iç sular ve kara sularında Türk Gümrük İdaresi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 441 ve 451’inci maddelerinde sayılan; kişi, eşya ve taşıtların kaçakçılıkla mücadele kapsamında takibini yapmak, gümrüklü yer ve sahalarda münhasıran, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesinde gerektiğinde ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak suretiyle kaçakçılığı önlemek, izlemek ve soruşturmak,gümrüklü yer ve sahalarda kamu düzeninin bozulmasını önleyecek tedbirleri almak, gerektiğinde müdahalede bulunarak durumu adli mercilere intikal ettirmek, kaçakçılıkla mücadele için bilimsel yöntemler de kullanmak suretiyle bilgi toplayarak gerekli araştırma, soruşturma ve operasyonları yapmak görev ve yetkileri dahilinde faaliyet göstermektedir. Bununla birlikte, sıcak takip hakkı kapsamında Türk kara sularında kanun veya kural ihlalinde bulunan deniz araçlarının açık denizde başka bir ülkenin kara sularına kadar takibi yapılabilmekte ve bu deniz araçları durdurulup Türk kara sularına zor kullanılarak getirilebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük idaresinin, uluslararası hukuk kuralları ve Türk hukuku çerçevesinde Türk Deniz Yetki alanlarında, sahip olduğu teknik imkân ve kabiliyetleri vasıtasıyla ve yetişmiş insan kaynağı ile yürüttüğü deniz gümrük muhafaza faaliyetlerindeki uygulamaları uluslararası standartlardadır. Ancak kaçakçılığın zamana ve şartlara göre değişen karmaşık yapısı, denetim faaliyetlerinde teknolojik dönüşümün sürekliliğini zorunlu kılmaktadır. Türk Deniz Yetki Alanlarında gümrük idaresinin görünürlüğünün, etkinliğinin ve caydırıcılığının artırılması maksadıyla gümrük kontrol ve gözetim uygulamalarında ileri teknoloji ürünü araçlarla ve ek donanımlarla tahkim edilmiş teknik imkânlardan istifade edilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, Türk Deniz Yetki Alanlarında gümrük idaresinin uhdesinde bulunan görev, yetki ve sorumlulukları dahilinde gerçekleştirilen deniz devriye faaliyetlerinin artırılması ve gümrük idaresinin sıcak takip yetkisi kapsamında deniz taşıtlarının takibinin daha etkin bir şekilde yerine getirilmesinin sağlanması amacıyla; hâlihazırda envanterde bulunan ani müdahale botlarına ek olarak insansız/otonom hava ve deniz taşıtlarının kullanıma alınması değerlendirilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, son yıllarda dünyada ve Türkiye’de kullanılmakta olan ve yerli imkânlarla da üretimine başlanan, yapay zekâ desteğiyle otonom şekilde çalışma kabiliyetine sahip insansız su altı araçları dikkat çekmekte ve askerî faaliyetlerin ötesinde deniz güvenliği faaliyetlerinde de günden güne yaygınlaşan bir kullanım alanı bulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, gümrük kontrolleri kapsamında gerçekleştirilen fiziki aramalarda kaçak eşyanın tespitine yönelik insansız su altı araçlarının gümrük idarelerinde kullanımının yaygınlaştırılması da gümrük idaresinin deniz gümrük muhafaza faaliyetleri yönünden kapasitesinin artırılması noktasında fayda sağlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, Türkiye’nin egemen bir devlet olarak uluslararası hukuk nezdinde ve Türk hukuku çerçevesinde Türk Deniz Yetki Alanlarındaki hak ve yetkileri kapsamında, ekonomik çıkarlarını, toplum sağlığını ve kamu düzenini korumakla birlikte toplum sağlığına, çevreye ve ekonomiye zarar verme riski bulunan kaçakçılıkla mücadele başta olmak üzere gümrük idaresinin yürüttüğü &nbsp;stratejik önemi haiz faaliyetlerde etkinliğinin ve caydırıcılığının devamlılığının temini ve artırılmasının sağlanması amacıyla gelişen teknoloji ve değişen konjonktür çerçevesinde potansiyel gelişim alanları değerlendirilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6. KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ÇALIK, T. (2017). “Uluslararası Hukuk Çalışmaları” URL: <a href="https://uluslararasihukukcalismalari.wordpress.com/2017/06/16/uluslararasi-hukukta-kesintisiz-takip-hakki-hot-pursuit/">https://uluslararasihukukcalismalari.wordpress.com/2017/06/16/uluslararasi-hukukta-kesintisiz-takip-hakki-hot-pursuit/</a>, Son Erişim Tarihi: 16 Temmuz 2024.</p>



<p class="wp-block-paragraph">DEMİR, İ. (2020). “Türk Deniz Yetki Alanlarının Belirlenmesinin Hukuki Dayanakları ve İç Hukuk Üzerine Bazı Düşünceler”, Adalet Dergisi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük Kanunu, Resmî Gazete 23866 (27.10.1999), Kanun No. 4458.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, Resmî Gazete 26479 (21.03.2007), Kanun No. 5607.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karasuları Kanunu, Resmî Gazete 17708 (29.04.1982), Kanun No. 2674.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TDK, (2024). URL: <a href="https://sozluk.gov.tr/">https://sozluk.gov.tr/</a>, Son Erişim Tarihi: 18 Kasım 2025.</p>



<p class="wp-block-paragraph">YAYCI, C. (2023). “MAVİ VATAN “Bir Harita ve Bir Doktrin Kitabı” Türkiye’nin Denizlerdeki Misak-ı Milli’si”, Birinci Baskı, İstanbul Üniversitesi Yayınevi, İstanbul.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Zorunlu yargı yetkisi; bir devletin uluslararası hukuka göre uyuşmazlıkların çözümünde bir uluslararası mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği ve buna binaen yetkili olan uluslararası mahkemenin, belli bir uyuşmazlık üzerinde yargı yetkisini kullanabilmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> Truman Bildirisi; ABD Başkanı Harry S. Truman tarafından 12 Mart 1947’de Kongre’de yapılan konuşmasında ilan edilen bir dış politika doktrinidir. Bildiri, özellikle Sovyetler Birliği’nin genişlemeci politikalarını durdurmayı ve komünizmin etkisini sınırlamayı hedeflemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın ana yargı organıdır ve uluslararası hukuk alanında devletler arasındaki uyuşmazlıkları çözmekle görevlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> Fotoğrafta yer alan <em>“nm” </em>ifadesi, deniz milinin sembolüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> Hidrografi, su bilgisi anlamına gelmektedir (TDK,2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> Gümrük Muhafaza Hizmetleri Yönergesi’ne göre deniz devriyesi, suçun önlenmesi veya işlenmekte olan suça el koyulması amacıyla denizde belirli bir bölgenin yine belirli bir güzergâh doğrultusunda gözetim altında bulundurulması faaliyetidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Ekonomik Etkili Gümrük Rejimlerinin Karşılaştırmalı Analizi</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/turkiyede-ekonomik-etkili-gumruk-rejimlerinin-karsilastirmali-analizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Burak Tüfenk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:00:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Customs Practices]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Ticaret Politikası]]></category>
		<category><![CDATA[Economic Customs Regimes]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Etkili Gümrük Rejimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Foreign Trade Policy]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük Uygulamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Turkish Economy]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Ekonomisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8456</guid>

					<description><![CDATA[ÖZET Gümrük rejimleri, modern ekonomilerin dış ticaret altyapısını oluşturan ve ekonomik faaliyetlerin yönlendirilmesinde stratejik işlev üstlenen temel mekanizmalardır. Özellikle ekonomik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük rejimleri, modern ekonomilerin dış ticaret altyapısını oluşturan ve ekonomik faaliyetlerin yönlendirilmesinde stratejik işlev üstlenen temel mekanizmalardır. Özellikle ekonomik etkili gümrük rejimleri, üretim ve ticaret politikalarının uygulanmasında mali ve idari esneklik sağlayarak ulusal ekonomi ile dış ticaret arasındaki dengeyi şekillendirmektedir. Bu çalışmada, Türkiye’de uygulanmakta olan ekonomik etkili gümrük rejimleri yapısal ve işlevsel yönleriyle incelenmiştir. Gümrük Antrepo Rejimi, Dahilde İşleme Rejimi, Gümrük Kontrolü Altında İşleme Rejimi, Geçici İthalat Rejimi ve Hariçte İşleme Rejiminin hukuki çerçeveleri ve uygulama esasları kapsamında ele alınmış; her bir rejimin gümrük işlemleri içerisindeki konumu, kapsamı ve işleyiş mantığı analiz edilmiştir. Çalışmada, söz konusu rejimlerin dış ticaret sisteminde nasıl konumlandığı, hangi ekonomik işlevleri yerine getirdiği ve aralarındaki tamamlayıcı ilişkilerin ne şekilde oluştuğu karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda, ekonomik etkili gümrük rejimlerinin dış ticaret politikasıyla bütünleşik bir yapı oluşturduğu ve her bir rejimin diğerini tamamlayan bir işlev gördüğü belirlenmiştir. Bu yönüyle çalışma, ekonomik etkili gümrük rejimlerinin teorik çerçevesini ve Türkiye’deki uygulama dinamiklerini açıklamaya yönelik bütüncül bir değerlendirme sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Ekonomik Etkili Gümrük Rejimleri, Dış Ticaret Politikası, Gümrük Uygulamaları, Türkiye Ekonomisi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Customs regimes constitute the trade infrastructure of modern economies and serve as fundamental mechanisms that play a strategic role in directing economic activities. In particular, economic customs regimes provide fiscal and administrative flexibility in the implementation of production and trade policies, thereby shaping the balance between the national economy and foreign trade. This study examines the economic customs regimes currently implemented in Türkiye from structural and functional perspectives. The legal frameworks and implementation principles of the Customs Warehousing Regime, Inward Processing Regime, Processing under Customs Control Regime, Temporary Importation Regime, and the Outward Processing Regime have been analyzed in detail, focusing on each regime’s position, scope, and operational logic within customs procedures. The study comparatively evaluates how these regimes are positioned within the foreign trade system, the economic functions they perform, and the complementary relationships established among them. The analysis reveals that economic customs regimes form an integrated structure with Türkiye’s foreign trade policy and that each regime functions in a mutually complementary manner. In this respect, the study provides a comprehensive evaluation that elucidates both the theoretical framework and the practical dynamics of economic customs regimes in Türkiye.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords: </strong>Economic Customs Regimes, Foreign Trade Policy, Customs Practices, Turkish Economy</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dış ticaret, ülkelerin ekonomik kalkınma süreçlerinde üretim, yatırım ve istihdam dinamiklerini şekillendiren temel bir unsurdur. Küresel ticaretteki büyüme ve karmaşık tedarik zincirleri, gümrük politikalarının sadece gelir elde etme amacıyla değil, aynı zamanda ekonomik dinamikleri şekillendiren bir stratejik mekanizma olarak değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda, gümrük rejimleri dış ticaretin düzenlenmesi, üretimin teşviki ve uluslararası rekabet gücünün artırılmasında önemli bir rol üstlenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik etkili gümrük rejimleri, klasik ithalat ve ihracat işlemlerinin ötesine geçerek, dış ticarette vergi ve mali yüklerin yönetilmesine yönelik esneklik sağlayan düzenlemelerdir. Bu rejimler, eşyanın belirli koşullar altında gümrük vergilerinden geçici olarak muaf tutulmasına, vergilerin ertelenmesine veya şartlı olarak geri verilmesine imkân tanıyarak işletmelere üretim ve finansman açısından avantaj sunmaktadır. Böylelikle ekonomik etkili rejimler, dış ticaret işlemlerinin maliyetini düşürmekte, üretim sürecinin sürekliliğini desteklemekte ve dış pazarlarda rekabet edebilirliği artırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisi açısından ekonomik etkili gümrük rejimleri, özellikle ihracatın teşviki ve üretim kapasitesinin genişletilmesi bakımından stratejik öneme sahiptir. Gümrük antrepo, dahilde işleme, gümrük kontrolü altında işleme, geçici ithalat ve hariçte işleme rejimleri, hem yerli üreticilere uluslararası piyasalara erişim kolaylığı sağlamakta hem de dış ticaretin etkinliğini artırmaktadır. Bu rejimler aracılığıyla, ithal girdilerin üretimde daha etkin kullanımı ve ihracata yönelik üretimin desteklenmesi mümkün olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışma, söz konusu beş ekonomik etkili gümrük rejiminin kapsamını, işleyişini ve Türkiye’nin dış ticaret politikaları açısından önemini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, her bir rejim ayrı başlıklar altında açıklanmış; sonrasında bu rejimlerin ekonomik işlevleri, vergilendirme esasları ve uygulama alanları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Böylece, Türkiye’nin dış ticaret sisteminde ekonomik etkili gümrük rejimlerinin işlevsel rolü bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. EKONOMİK ETKİLİ GÜMRÜK REJİMLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bölümde, Türkiye’de uygulanmakta olan ekonomik etkili gümrük rejimleri yapısal ve işlevsel yönleriyle ele alınmakta; her bir rejimin dış ticaret sistemi içindeki konumu ile ekonomik işlevi ayrıntılı biçimde incelenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.1. Gümrük Antrepo Rejimi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük antrepo rejimi, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 93–107’nci maddeleri ile Gümrük Yönetmeliği’nin 328–348’inci maddelerinde düzenlenen, dış ticaretin sürekliliğini destekleyen ve ekonomik faaliyetlerde sermaye verimliliğini artırmayı hedefleyen temel ekonomik etkili gümrük rejimlerinden biridir. Bu rejim, eşyanın gümrük gözetimi altında belirli sürelerle depolanmasına imkân tanımakta; böylece ithalat vergilerinin tahsili ve ticaret politikası önlemlerinin uygulanması, eşyanın serbest dolaşıma girdiği ana kadar ertelenmektedir. Bu yönüyle rejim, işletmelere finansal esneklik ve likidite avantajı sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük antrepo rejimi kapsamında eşya, gümrük idaresinin izniyle genel veya özel antrepolarda depolanabilmektedir. Genel antrepolar, farklı kişilere ait eşyanın depolanabildiği tesislerdir; özel antrepolar ise yalnızca antrepo işleticisine ait eşyanın muhafaza edildiği alanlardır. Uygulamada antrepolar, işleyişlerine göre farklı tiplerde sınıflandırılmaktadır. Genel antrepolar A, B ve F tipi; özel antrepolar ise C, D ve E tipi olarak düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">A tipi antrepolarda işletici, stok kayıtlarını tutmakta ve olası eksikliklerden kaynaklanabilecek gümrük vergilerinden sorumlu bulunmaktadır. B tipi antrepolarda antrepo beyannamesi kullanıcı tarafından verilmekte, bu tipte stok kaydı tutulmamakta ve denetim beyanname üzerinden yapılmaktadır. F tipi antrepolar doğrudan gümrük idaresince işletilmekte olup kamu denetiminin en yoğun olduğu antrepo tipini oluşturmaktadır. Özel antrepolar içerisinde yer alan C tipi antrepolarda işletici ile kullanıcı aynı kişidir ve tüm idari sorumluluk bu kişi üzerinde toplanmaktadır. D tipi antrepolarda da benzer bir yapı bulunmakta; ancak vergilendirme yöntemi farklılık göstermektedir. E tipi antrepolar ise izin sahibinin deposunun antrepo olarak kabul edildiği veya fiziksel bir depolama alanı bulunmasa dahi eşyanın antrepo hükümlerine tabi tutulabildiği özel bir tür olarak öne çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Antrepolara konulabilecek eşya, serbest dolaşıma girmemiş eşya ile ihracata bağlı önlemlerden yararlanabilecek serbest dolaşımdaki eşyadır. Serbest dolaşıma girmemiş eşya, ithalat vergilerine ve ticaret politikası önlemlerine tabi olmaksızın antrepoya alınabilmektedir. Buna karşılık serbest dolaşımda bulunan eşya yalnızca ihracat amacıyla veya başka bir gümrükçe onaylanmış işleme tabi tutulmak üzere antrepoya konulabilmektedir. Belirli nitelikteki eşya örneğin parlayıcı, patlayıcı veya özel koşullar gerektiren eşya yalnızca bu amaçlara uygun donanıma sahip antrepolarda depolanabilmektedir. Ayrıca sağlık ve güvenlik açısından özel düzenlemelere tabi ürünlerin, ilgili kurum izinleri olmaksızın antrepolara alınması mümkün bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük antrepo rejimi yalnızca depolama işleviyle sınırlı kalmamakta; belirli koşullar altında elleçleme işlemlerine de imkân tanımaktadır. Elleçleme, eşyanın esas niteliklerini değiştirmeden ambalajlama, etiketleme, sınıflandırma veya benzeri işlemlere tabi tutulmasını ifade etmektedir. Bu uygulama, özellikle ihracata yönelik eşyanın yeniden düzenlenmesi ve pazara uygun hâle getirilmesi açısından işletmelere önemli bir esneklik sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Antrepoda bulunan eşyanın mülkiyeti, belirli koşullar altında başka kişilere devredilebilmektedir. Ancak bu durumda, devrin gerçekleştiği tarihten itibaren belirlenen süre içinde yeni beyan verilmesi veya eşyaya yeni bir gümrükçe onaylanmış işlem veya kullanım tayin edilmesi zorunludur. Bu düzenleme, ticari işlemlerin hızlı yürütülmesine imkân tanırken, gümrük denetiminin etkinliğini de korumaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Antrepo rejiminin en dikkat çekici özelliklerinden biri, eşyanın antrepoda kalış süresine ilişkin genel bir sınırlamanın bulunmamasıdır. Bu durum, özellikle uzun vadeli planlamalar yapan ithalatçı ve ihracatçılar açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır. Ancak rejimi sonlandıracak bir işlem başlatıldığında, bu işlemlerin belirlenen süreler içinde tamamlanması gerekmektedir; aksi hâlde eşya tasfiye hükümlerine tabi tutulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük antrepo rejimi, dış ticarette vergi erteleme ve maliyet optimizasyonu sağlayan, işletmelere depolama ve işlem esnekliği kazandıran stratejik bir mekanizma niteliği taşımaktadır. Rejimin etkin biçimde uygulanması, hem dış ticaretin sürekliliğine katkı sağlamakta hem de Türkiye’nin uluslararası ticaret sistemine entegrasyonunu güçlendirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.2. Dahilde İşleme Rejimi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahilde işleme rejimi, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 108–122’nci maddeleri ile Gümrük Yönetmeliği’nin 349–369’uncu maddeleri kapsamında düzenlenen, dış ticarette üretim süreçlerini teşvik eden ve ihracat odaklı büyümeyi hedefleyen temel ekonomik etkili gümrük rejimlerinden biridir. Bu rejim, Türkiye Gümrük Bölgesi’ne ithal edilen girdilerin belirli koşullar altında işlenmesini ve bu işlemler sonucunda elde edilen ürünlerin ihraç edilmesini öngörmektedir. Böylelikle ithalat vergilerinin tahsili, ihracatın gerçekleşmesine kadar ertelenmekte veya ihracat sonrasında geri verilmektedir. Rejim, ithalat ve ihracat arasında işlevsel bir köprü oluşturarak Türkiye’nin ihracata dayalı sanayileşme politikalarını desteklemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin temel amacı, üreticilere düşük maliyetli girdi temin ederek ihracatta rekabet gücü kazandırmaktır. Bu kapsamda ithal edilen eşya, işlem görmüş ürünlerin üretiminde kullanılmakta; bu ürünlerin ihraç edilmesiyle birlikte ithalat aşamasında doğması gereken gümrük vergileri kaldırılmakta veya teminat yoluyla geri ödenmektedir. Bu mekanizma, işletmelere hem likidite avantajı hem de finansal esneklik sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahilde işleme rejimi iki sistem üzerinden uygulanmaktadır: Şartlı muafiyet sistemi ve geri ödeme sistemi. Şartlı muafiyet sisteminde, ithal eşyaya ilişkin vergiler teminata bağlanmakta; işlem görmüş ürünlerin ihraç edilmesiyle birlikte bu teminat çözülmektedir. Geri ödeme sisteminde ise vergiler ithalat sırasında ödenmekte, ancak ihracat gerçekleştikten sonra iade edilmektedir. Her iki sistemin ortak yönü, ihracatı teşvik etmekte ve üretim maliyetlerinin düşürülmesine katkı sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejim kapsamında önemli bir kavram olan eşdeğer eşya, ithal edilen girdilerin aynı tarife pozisyonuna, ticari kaliteye ve teknik özelliklere sahip yerli veya serbest dolaşımdaki eşyayla ikame edilmesini ifade etmektedir. Bu uygulama, üreticilerin ithalat işlemini beklemeden üretime başlamalarına olanak tanımaktadır. “Önceden ihracat” olarak adlandırılan bu yöntem, üretim ve teslimat süreçlerinin kesintisiz sürdürülmesini sağlamaktadır. Özellikle hızlı üretim ve teslimat gerektiren sektörlerde firmalara önemli bir rekabet avantajı kazandırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin uygulanabilmesi için belirli ekonomik ve teknik koşulların sağlanması gerekmektedir. İşleme faaliyetinin ekonomik açıdan gerekli olması, tesis altyapısının uygun bulunması ve gümrük gözetiminin etkin biçimde sürdürülebilmesi temel kriterler arasında yer almaktadır. İzin süresi, üretim sürecinin niteliğine göre belirlenmekte ve haklı gerekçelerle uzatılabilmektedir. Ayrıca işleme faaliyeti sonucunda ortaya çıkan fire, atık veya artık ürünler gümrük vergilendirmesinde farklı yöntemlerle değerlendirilmektedir. Bu çerçevede kullanılan verimlilik oranı, ithal girdinin işlem görmüş ürün içerisindeki payını belirleyerek hem vergi hesaplamasında hem de ticaret politikası önlemlerinin uygulanmasında temel bir ölçüt oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin bir diğer özelliği, elde edilen ürünlerin tamamının ihraç edilmesinin zorunlu olmamasıdır. İşlem görmüş ürünlerin bir kısmı, belirli koşullar altında Türkiye’de serbest dolaşıma sokulabilmektedir. Bu durumda vergilendirme, ürünün üretiminde kullanılan ithal girdinin miktarı ve değeri esas alınarak yapılmaktadır. Böylece ithal girdinin yalnızca ihraç edilmeyen kısmı için vergi tahakkuku gerçekleştirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahilde işleme rejimi hem üretime yönelik bir düzenleme hem de dış ticaretin yapısal dengelerine hizmet eden bir politika aracıdır. Rejim, Türkiye’nin uluslararası üretim ağlarına entegrasyonunu kolaylaştırmakta; sanayi işletmelerinin ithal hammaddeye erişimini güvence altına alırken yerli katma değeri yüksek ürünlerin ihracatını teşvik etmektedir. Ayrıca sanayi üretiminde kullanılan ithal girdilerin daha verimli değerlendirilmesini sağlayarak hem dış ticaret dengesine hem de ekonomik büyümeye katkı sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahilde işleme rejimi, ithalat vergilerinin ertelenmesi veya iadesi yoluyla ihracata yönelik üretimi desteklemekte; Türkiye’nin dış ticaret politikasında stratejik önem taşıyan bir mekanizma niteliği göstermektedir. Rejimin etkin biçimde uygulanması, sanayi üretiminin güçlendirilmesine ve ihracat kapasitesinin artırılmasına katkı sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.3. Gümrük Kontrolü Altında İşleme Rejimi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük kontrolü altında işleme rejimi, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 123–127’nci maddeleri ile Gümrük Yönetmeliği’nin 370–375’inci maddeleri çerçevesinde düzenlenen, Türkiye Gümrük Bölgesi’ne ithal edilen eşyanın, gümrük gözetimi altında belirli işlemlere tabi tutulmasına ve bu işlemler sonucunda elde edilen ürünlerin serbest dolaşıma girişinde vergilendirmenin, ithal girdilere değil, işlem görmüş ürünlere göre yapılmasına imkân tanıyan bir rejimdir. Bu yönüyle rejim, üretim sürecinde ithal girdilerin kullanılmasına olanak tanırken, vergisel yükümlülükleri nihai ürün düzeyinde belirleyerek işletmelere mali avantaj sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük kontrolü altında işleme rejimi, esas itibarıyla dahilde işleme rejimi ile benzer bir yapıya sahip olmakla birlikte, ondan farklı olarak ihracat zorunluluğu içermemektedir. Bu rejim kapsamında elde edilen işlem görmüş ürünler, doğrudan iç piyasaya sunulabilmekte ve serbest dolaşıma sokulabilmektedir. Dolayısıyla rejimin temel amacı, ihracat teşviki değil; iç piyasada rekabet gücü yüksek üretimin desteklenmesidir. Bu bağlamda rejim, ithal ikamesine dayalı sanayi politikalarının uygulanmasında önemli bir araç niteliği taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin uygulanabilmesi için gümrük idaresinden izin alınması gerekmektedir. İzin süreci, işleme faaliyetinin ekonomik gerekçesinin bulunması, üretim tesisinin teknik yeterliliği ve gümrük gözetiminin etkin şekilde sağlanabilmesi gibi kriterler doğrultusunda yürütülmektedir. İşleme faaliyetleri, eşyanın niteliğini veya görünümünü değiştiren, ekonomik değerini artıran işlemlerden oluşmaktadır. Bu işlemler; montaj, işleme, yenileme, onarım veya yeniden üretim gibi faaliyetleri kapsamakta, ancak eşyayı yeni bir ürün niteliğine dönüştürme esasına dayanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin en önemli yönlerinden biri, vergilendirmenin eşyanın işlenmesi sonrasında elde edilen ürün üzerinden yapılmasıdır. İthal eşyası işlem gördükten sonra serbest dolaşıma sokulduğunda, gümrük vergileri ithal girdilerin değil, işlenmiş ürünün gümrük kıymeti ve tarife pozisyonu dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Bu durum, ithal girdi kullanılarak üretim yapan işletmelere maliyet avantajı sağlamakta ve iç pazarda rekabet gücünü artırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük kontrolü altında işleme rejimi, genellikle sanayi üretiminde katma değer yaratmaya yönelik faaliyetlerde kullanılmaktadır. Özellikle yüksek teknolojili sektörlerde, ithal yarı mamul veya hammaddelerin işlenerek nihai ürün haline getirilmesi hem üretim kapasitesinin artmasına hem de teknoloji transferinin teşvik edilmesine katkı sağlamaktadır. Rejim, bu yönüyle üretimi teşvik eden ve iç piyasada arz güvenliğini güçlendiren bir politika aracıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin uygulanmasında, gümrük idareleri tarafından işleme faaliyetinin sonucunda elde edilen ürünler ile kullanılan ithal girdiler arasında aynılaştırma yapılmaktadır. Bu süreçte belirlenen verimlilik oranı, ithal girdilerin işlem görmüş ürün içerisindeki payını göstermekte ve vergilendirme işlemlerine temel oluşturmaktadır. Ayrıca rejim kapsamında işleme faaliyeti tamamlandığında, elde edilen ürünlerin türü, miktarı ve ekonomik değeri gümrük kayıtlarına işlenmekte; böylece gözetim ve kontrol mekanizması sürdürülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük kontrolü altında işleme rejimi, uygulama esnekliği ve vergisel avantajları sayesinde, iç piyasa odaklı üretim stratejilerinde önemli bir rol üstlenmektedir. Rejim, ithalat maliyetlerini düşürmekte, sanayi üretimini artırmakta ve yerli üreticilerin dışa bağımlılığını azaltmaktadır. Bu özellikleriyle rejim, dış ticaret politikalarının üretim temelli dönüşüm hedeflerine hizmet etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük kontrolü altında işleme rejimi, ithal girdilerin yerli üretim süreçlerinde değerlendirilmesini teşvik eden, vergisel esneklik sağlayan ve iç piyasada rekabetçi üretimi destekleyen bir ekonomik etkili gümrük rejimidir. Rejimin etkin biçimde uygulanması, hem sanayi politikalarıyla uyumlu bir üretim yapısının oluşmasına hem de Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda dış ticaret dengesinin güçlenmesine katkı sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.4. Geçici İthalat Rejimi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçici ithalat rejimi, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 128–134’üncü maddeleri ile Gümrük Yönetmeliği’nin 376–394’üncü maddeleri kapsamında düzenlenen, serbest dolaşımda bulunmayan eşyanın belirli bir amaçla, belirli bir süre için Türkiye Gümrük Bölgesi’ne vergisiz olarak getirilmesine imkân tanıyan bir gümrük rejimidir. Bu rejim, ticari faaliyetlerin esnekliğini artırmakta ve uluslararası eşya dolaşımını kolaylaştırmaktadır. Temel işlevi, eşyaya yönelik ithalat vergilerinin ve ticaret politikası önlemlerinin, eşyanın rejim süresi sonunda yeniden yurt dışına çıkarılması koşuluyla, geçici olarak askıya alınmasını sağlamaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin ana amacı, ithalatın kalıcı bir ekonomik etkiye dönüşmeden, geçici kullanıma konu edilmesini kolaylaştırmaktır. Bu kapsamda rejim, özellikle fuar, sergi, bilimsel etkinlik, sportif organizasyon veya geçici hizmet faaliyetleri için getirilen eşyanın Türkiye’ye girişine olanak tanımaktadır. Ayrıca film çekimi, test veya tamir amacıyla getirilen ekipmanlar ile uluslararası taşımacılıkta kullanılan araçlar da rejimden yararlanabilmektedir. Böylece rejim hem ticari hem de kültürel ve teknik alanlarda uluslararası iş birliğinin gelişmesine katkı sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçici ithalat rejimi kapsamında ithal edilen eşya, gümrük idaresinin belirlediği süre boyunca Türkiye’de kalabilmektedir. Genel kural olarak bu süre 24 ay olup, kullanım amacının devam etmesi durumunda gümrük idaresince uzatılabilmektedir. Rejim süresi sona erdiğinde eşyanın yeniden ihracı, imhası veya başka bir gümrükçe onaylanmış işleme tabi tutulması gerekmektedir. Bu sürelere uyulmaması durumunda, eşyaya ilişkin vergi yükümlülükleri doğmakta ve idari yaptırımlar uygulanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejim, ekonomik gereklilik ve kullanım amacı doğrultusunda tam muafiyet veya kısmi muafiyet esasına göre uygulanmaktadır. Tam muafiyet hâlinde, eşya Türkiye’de bulunduğu sürece hiçbir vergiye tabi tutulmamaktadır. Kısmi muafiyet durumunda ise eşyanın Türkiye’de kaldığı süreye göre orantılı vergi tahakkuku yapılmaktadır. Özellikle uzun süreli kullanım gerektiren durumlarda kısmi muafiyet uygulaması tercih edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçici ithalat rejiminde temel şart, eşyanın kimlik ve ayniyetlerinin korunmasıdır. Eşyanın rejim süresi boyunca amacı dışında kullanılmaması ve aynı şekilde geri çıkarılması gerekmektedir. Bu nedenle rejim, gümrük gözetimi altında yürütülmekte; eşyaya ait kimlik bilgileri, seri numaraları, teknik özellikleri ve kullanım amacı kayıt altına alınmaktadır. Böylece eşyanın rejim süresi boyunca değişmemesi veya yerli eşyayla ikame edilmemesi güvence altına alınmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin uygulanmasında teminat da önemli bir unsurdur. İthalat sırasında alınan teminat, eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin olası tahsilat riskine karşı güvence işlevi görmektedir. Rejim süresi tamamlandığında ve eşya usulüne uygun biçimde yurt dışına çıkarıldığında, alınan teminat iade edilmektedir. Bu uygulama, hem gümrük idaresi açısından denetim kolaylığı sağlamakta hem de işletmelere güvenli bir işlem süreci sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçici ithalat rejimi, özellikle uluslararası taşımacılık, kültürel etkinlikler ve ticari tanıtım faaliyetleri açısından önem taşımaktadır. Bu rejim sayesinde, kalıcı ithalat işlemlerinin gerektirdiği vergi yükleri ve bürokratik süreçler ortadan kaldırılmakta; eşyanın geçici kullanımına dayalı ticaret faaliyetleri hız kazanmaktadır. Böylece hem uluslararası ticaretin akıcılığı sağlanmakta hem de Türkiye’nin küresel organizasyon ve fuar merkezi olma potansiyeli desteklenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçici ithalat rejimi, ticari esneklik sağlayan ve uluslararası ekonomik ilişkilerin dinamik yapısına uyum gösteren bir gümrük rejimidir. Rejim, vergisel muafiyet yoluyla işletmelere mali avantaj sunmakta; aynı zamanda gümrük idaresine etkin denetim imkânı tanımaktadır. Bu yönüyle geçici ithalat rejimi, hem ekonomik faaliyetlerin sürekliliğine katkı sağlamakta hem de uluslararası ticaretin hızlandırılmasında stratejik bir rol üstlenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.5. Hariçte İşleme Rejimi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hariçte işleme rejimi, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 135–149’uncu maddeleri ile Gümrük Yönetmeliği’nin 395–414’üncü maddeleri kapsamında düzenlenen, Türkiye’de serbest dolaşımda bulunan eşyanın, belirli bir işleme faaliyeti amacıyla geçici olarak yurt dışına gönderilmesine ve bu işlemler sonucunda elde edilen ürünlerin tekrar Türkiye’ye ithal edilmesine imkân tanıyan bir ekonomik etkili gümrük rejimidir. Bu rejim, üretim sürecinde uluslararası iş bölümü ve maliyet avantajı sağlamakta; yerli üreticilerin küresel tedarik zincirleriyle entegrasyonuna katkı sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin temel amacı, Türkiye’de üretilmiş veya serbest dolaşıma girmiş eşyanın, yurt dışında gerçekleştirilen işleme faaliyetleri sonucunda katma değeri artırılmış biçimde geri getirilmesini sağlamaktır. Bu çerçevede rejim, yurt dışında yapılacak işlemler için gerekli teknoloji, iş gücü veya maliyet avantajının değerlendirilmesine olanak tanımaktadır. İşlem sonucunda Türkiye’ye yeniden ithal edilen ürünler, yalnızca yurt dışında gerçekleştirilen işçilik, işleme veya değer artışı kısmı üzerinden vergilendirilmektedir. Böylece işletmeler, maliyetlerini azaltmakta ve rekabet güçlerini artırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hariçte işleme rejimi, ihracata dayalı sanayi politikalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, özellikle üretim maliyetlerinin yüksek olduğu sektörlerde dış kaynak kullanımını mümkün kılan bir mekanizma niteliği taşımaktadır. Türkiye’de üretim sürecinin tamamının yürütülmesinin ekonomik olmadığı veya teknolojik olarak sınırlı kalındığı durumlarda, bu rejim aracılığıyla belirli üretim aşamalarının yurt dışında gerçekleştirilmesi mümkün olmaktadır. Bu yönüyle rejim, hem yerli üretim kapasitesinin esnekliğini artırmakta hem de uluslararası üretim zincirleriyle etkileşimi güçlendirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejim kapsamında, yurt dışına gönderilen eşyanın kimlik ve ayniyetlerinin korunması esastır. İşleme faaliyetinin ardından geri getirilen ürünlerin, yurt dışına gönderilen eşyadan elde edildiğinin gümrük idaresince tespit edilmesi gerekmektedir. Bu doğrulama hem gümrük denetiminin etkinliğini sağlamaktadır hem de rejimin kötüye kullanılmasını önlemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hariçte işleme rejimi, genellikle tamir, yenileme, montaj, kalibrasyon, yeniden üretim veya benzeri işlemler için uygulanmaktadır. Bu uygulamalar, özellikle yüksek teknoloji, savunma, otomotiv, elektronik ve tekstil sektörlerinde yoğun biçimde kullanılmaktadır. İşlem süresi, faaliyetin niteliğine göre belirlenmekte ve zorunlu hâllerde gümrük idaresince uzatılabilmektedir. İşleme sonucunda elde edilen ürünlerin Türkiye’ye dönüşünde, vergi hesaplaması yalnızca değer artışı üzerinden yapılmakta; işleme öncesinde Türkiye’de bulunan girdilere ilişkin vergiler ise iade edilmemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin bir diğer özelliği, standart değişim sistemi kapsamında ikame ürün kullanımına izin verilebilmesidir. Bu uygulama kapsamında, işleme faaliyeti süresince veya tamamlanmasından önce belirli koşullar altında işlem görmüş ürün veya ikame ürünün Türkiye’ye yeniden ithali mümkündür. Böylece işletmeler, üretim ve teslimat süreçlerinde zaman kaybı yaşamadan işlemlerini sürdürebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hariçte işleme rejimi, gümrük denetimi ile ekonomik fayda arasında bir denge kurmaktadır. Rejim, yerli üreticilerin uluslararası işleme imkânlarından yararlanmasını sağlarken, aynı zamanda eşyanın geri ithal edilmesiyle iç piyasada üretim sürekliliğini desteklemektedir. Bu sayede Türkiye, hem üretim sürecinin belirli aşamalarında dış kaynak kullanımından yararlanmakta hem de elde edilen nihai ürünün ülke ekonomisine geri kazandırılmasını güvence altına almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hariçte işleme rejimi, Türkiye’nin dış ticaret yapısında teknolojik, mali ve üretimsel esneklik sağlayan bir gümrük rejimidir. Rejim, uluslararası üretim iş birliğini kolaylaştırmakta, sanayi maliyetlerini düşürmekte ve ihracat kapasitesinin dolaylı biçimde artırılmasına katkı sunmaktadır. Bu yönüyle, gümrük sisteminin hem dışa açık üretim modeliyle hem de sürdürülebilir ticaret politikalarıyla bütünleşmesini sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. EKONOMİK ETKİLİ GÜMRÜK REJİMLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik etkili gümrük rejimleri, dış ticaretin yapısında üretim, yatırım ve rekabet dengesini düzenleyen araçlardır. Bu rejimler, eşyanın gümrük vergileri ve ticaret politikası önlemleri açısından geçici muafiyet, erteleme veya şartlı geri ödeme esasına dayalı olarak işlem görmesine olanak tanımaktadır. Dolayısıyla her bir rejim, dış ticaretin farklı bir aşamasına müdahale ederek ekonomik etkinliği artırma işlevi taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük antrepo rejimi, serbest dolaşımda bulunmayan veya ihracata konu serbest dolaşımdaki eşyanın gümrük gözetimi altında belirli sürelerle depolanmasını sağlamaktadır. Bu rejim, eşyanın ithalat vergilerine tabi tutulmadan muhafazasına imkân tanıyarak işletmelere likidite avantajı sunmakta, aynı zamanda dış ticarette zamanlama esnekliği yaratmaktadır. Antrepo rejimi, ithalat ve ihracat arasındaki geçiş aşamasında işlev görmekte; işletmelere üretim ve satış stratejilerini piyasa koşullarına göre şekillendirme olanağı tanımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahilde işleme rejimi, ihracata yönelik üretimi destekleyen en kapsamlı ekonomik etkili rejimdir. Rejim kapsamında, ithal edilen girdilerin gümrük vergileri teminata bağlanarak geçici olarak ithaline izin verilmektedir. Bu girdiler, işlenerek üretilen nihai ürünlerin ihracı sonrasında vergiden muaf hâle gelmektedir. Böylece dahilde işleme rejimi, ihracat teşvik sisteminin en önemli unsurlarından biri olarak, dış pazarlarda rekabet gücünü artırmakta ve üretim kapasitesinin genişlemesine katkı sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük kontrolü altında işleme rejimi, yapısal olarak dahilde işleme rejimine benzemekle birlikte ihracat şartı içermemektedir. Bu rejim kapsamında, ithal edilen eşya gümrük gözetimi altında işlenmekte ve işlem sonucunda elde edilen ürünlerin vergilendirilmesi, ithal girdilere değil, işlenmiş ürünlere göre yapılmaktadır. Böylece gümrük kontrolü altında işleme rejimi, iç piyasaya yönelik üretimi teşvik etmekte, üretim maliyetlerini düşürerek rekabet gücünü artırmaktadır. Dahilde İşleme Rejimi ihracat odaklı iken gümrük kontrolü altında işleme rejimi iç talep odaklıdır; bu yönüyle rejimler birbirini tamamlayıcı niteliktedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçici ithalat rejimi, eşyanın belirli bir süreyle Türkiye Gümrük Bölgesi’ne vergisiz olarak getirilmesine imkân tanımaktadır. Rejim kapsamında eşya, belirli bir amaca yönelik olarak (örneğin fuar, sergi, bakım, tamir veya test amaçlı) getirildikten sonra süresi sonunda yeniden ihraç edilmektedir. Bu rejim, ticari, kültürel ve teknik faaliyetlerin uluslararası ölçekte yürütülmesine olanak sağlayarak dış ekonomik ilişkilerin sürekliliğini desteklemektedir. Vergisel muafiyetin kalıcı değil, geçici olması nedeniyle rejim, ekonomik hareketliliği teşvik eden bir geçici kullanım mekanizmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hariçte işleme rejimi ise dahilde işleme rejiminin dışa dönük tamamlayıcısı niteliğindedir. Serbest dolaşımdaki eşya, yurt dışında işleme faaliyetlerine tabi tutulmak üzere geçici olarak ihraç edilmekte ve işlem görmüş ürünler yeniden ithal edilmektedir. Rejim, sadece yurt dışında yaratılan katma değer üzerinden vergilendirme yapılmasını sağlayarak maliyet avantajı sunmaktadır. Hariçte işleme rejimi, teknoloji ve iş gücü açısından dış kaynak kullanımına imkân tanıdığı için küresel üretim zincirleriyle entegrasyonu kolaylaştırmakta, yerli üreticilerin rekabet kabiliyetini güçlendirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu beş rejim, temel ekonomik hedefler bakımından birbirini tamamlayan niteliktedir. Antrepo rejimi eşyayı gümrük gözetimi altında tutarak dış ticaretin akışını düzenlerken; dahilde işleme rejimi ve hariçte işleme rejimi, üretim süreçlerini uluslararası düzeyde optimize etmektedir. Gümrük kontrolü altında işleme rejimi, iç piyasa üretimini vergi avantajıyla desteklerken; geçici ithalat rejimi, dış ticarette geçici kullanım ve tanıtım faaliyetlerine kolaylık sağlamaktadır. Dolayısıyla ekonomik etkili gümrük rejimleri, Türkiye’nin üretim, ihracat ve yatırım politikalarının bütünleyici birer parçası olarak hem mali hem de ticari esneklik sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler doğrultusunda, ekonomik etkili gümrük rejimlerinin temel özellikleri, uygulama alanları, vergilendirme esasları ve ekonomik işlevleri arasındaki benzerlikler ile farklılıklar, aşağıda yer alan tablo 1’de karşılaştırmalı biçimde özetlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tablo &#8211; 1: Ekonomik Etkili Gümrük Rejimlerinin Karşılaştırılması</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td><strong>Kriter</strong></td><td><strong>Gümrük Antrepo Rejimi</strong></td><td><strong>Dahilde İşleme Rejimi</strong></td><td><strong>Gümrük Kontrolü Altında İşleme Rejimi</strong></td><td><strong>Geçici İthalat Rejimi</strong></td><td><strong>Hariçte İşleme Rejimi</strong></td></tr><tr><td>Yasal Dayanak</td><td>GK m.93-107, GY m.328–348</td><td>GK m.108–122, GY m.349–369</td><td>GK m.123–127, GY m.370–375</td><td>GK m.128–134, GY m.376–394</td><td>GK m.135–149, GY m.395–414</td></tr><tr><td>Temel Amaç</td><td>Eşyanın vergisiz biçimde gümrük gözetimi altında depolanması</td><td>İthal girdilerin işlenerek ihracat ürününe dönüştürülmesini teşvik etmek</td><td>İthal eşyayı gümrük gözetimi altında işleyip iç piyasaya sunmak</td><td>Eşyanın belirli süreyle vergisiz/kısmi vergili kullanımını sağlamak</td><td>Yerli/serbest dolaşımdaki eşyayı yurt dışında işleyip geri ithal etmek</td></tr><tr><td>Eşyanın Statüsü</td><td>Serbest dolaşımda olmayan veya ihracata konu serbest dolaşımdaki eşya</td><td>Serbest dolaşımda olmayan ithal girdiler ve/veya eşdeğer serbest dolaşımdaki eşya</td><td>Serbest dolaşımda olmayan ithal eşya</td><td>Serbest dolaşımda olmayan eşya</td><td>Serbest dolaşımdaki eşya (geçici ihracat)</td></tr><tr><td>Vergilendirme</td><td>Vergiler ertelenir; eşya rejimden çıkarken belirlenir</td><td>Vergiler teminata bağlanır; ihracat sonrası kaldırılır/ iade edilir (şartlı muafiyet/geri ödeme)</td><td>İşlenmiş ürün esas alınır (kıymet/tarife)</td><td>Tam muafiyet veya kısmi muafiyet (süreye orantılı)</td><td>Yalnızca yurt dışındaki değer artışı üzerinden</td></tr><tr><td>Ekonomik Etki</td><td>Depolama; ticaret akışının planlanması</td><td>İhracat odaklı üretim</td><td>İç piyasaya yönelik üretim ve maliyet düşüşü</td><td>Geçici kullanım, tanıtım, etkinlik/servis faaliyetleri</td><td>Dış kaynaklı üretim; maliyet/teknoloji avantajı</td></tr><tr><td>İhracat Şartı</td><td>Yok (serbest dolaşımdaki eşya antrepoya konmuşsa ihraç/diğer işleme yönlendirilir)</td><td>İhracat şartı var</td><td>İhracat şartı yok</td><td>Yeniden ihracat zorunlu</td><td>İhracat şartı var (geçici ihracat)</td></tr><tr><td>Süre</td><td>Sınırsız (istisnalar hariç)</td><td>İzin süresine bağlı (gerekçeyle uzatılabilir)</td><td>İzin süresine bağlı (gerekçeyle uzatılabilir)</td><td>İzin süresine bağlı (gerekçeyle uzatılabilir)</td><td>İzin süresine bağlı (gerekçeyle uzatılabilir)</td></tr><tr><td>Teminat</td><td>İdare kararıyla; özel antrepolarda yaygın</td><td>Zorunlu (vergiler teminata bağlanır)</td><td>Uygulamada zorunlu</td><td>Genellikle zorunlu</td><td>İdarenin değerlendirmesine bağlı</td></tr><tr><td>Gözetim/Denetim</td><td>Sürekli gümrük gözetimi; stok ve kayıt kontrolü</td><td>Gümrük gözetimi; kayıt ve verimlilik oranı takibi</td><td>Gümrük gözetimi; verimlilik/aynileştirme takibi</td><td>Gümrük gözetimi; süre, kullanım ve ayniyet kontrolü</td><td>Ayniyet tespiti; geri ithalde gümrük gözetimi</td></tr><tr><td>Eşya Üzerinde İşlem</td><td>Elleçleme, karıştırma, montaj (şartlara bağlı)</td><td>İşleme, montaj, üretim</td><td>Gümrük gözetiminde üretim veya dönüşüm</td><td>Kullanım amacına göre sınırlı</td><td>Yurt dışında işleme, tamir, montaj, kalibrasyon vb.</td></tr><tr><td>Rejim Sonu</td><td>Serbest dolaşıma giriş, ihracat, imha vb.</td><td>İhracatla teminat çözümü; kısmi iç piyasaya yönelimde oransal vergilendirme</td><td>Ürün serbest dolaşıma sokulur; vergiler ürün üzerinden hesaplanır</td><td>Yeniden ihracat, imha vb. veya başka rejime geçiş</td><td>İşlem görmüş ürünün ithaliyle kapanır; vergi değer artışı üzerinden</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Not: </strong>Tablodaki veriler, 2025 yılı itibarıyla yürürlükte bulunan 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile Gümrük Yönetmeliği’nin güncel hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik etkili gümrük rejimleri, Türkiye’nin dış ticaret sisteminde üretim, yatırım ve ticaret politikalarının uygulanmasında bütünleyici bir rol oynamaktadır. Bu rejimler, klasik gümrük işlemlerinin ötesine geçerek ekonomik kalkınma, üretim sürekliliği ve uluslararası rekabet gücü açısından stratejik bir rol üstlenmektedir. Gümrük antrepo, dahilde işleme, gümrük kontrolü altında işleme, geçici ithalat ve hariçte işleme rejimleri, farklı ekonomik gereksinimlere yanıt veren, ancak aynı hedef doğrultusunda bütünleşik bir yapı oluşturan düzenlemelerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılan inceleme, bu rejimlerin temel amacının dış ticaret akışını kolaylaştırmanın ötesinde, üretim süreçlerinin sürekliliğini güvence altına almak ve sanayi yapısının dış pazarlara entegrasyonunu desteklemek olduğunu ortaya koymaktadır. Antrepo rejimi dış ticaretin akışkanlığını sağlayarak zamanlama esnekliği oluştururken, dahilde işleme rejimi ihracat odaklı üretimin sürdürülebilirliğine katkıda bulunmakta; gümrük kontrolü altında işleme rejimi iç talebe yönelik sanayi üretimini desteklemektedir. Geçici ithalat rejimi, uluslararası ticaretin geçici kullanım ve tanıtım boyutunu düzenlerken; hariçte işleme rejimi, üretimin belirli aşamalarında dış kaynak kullanımına olanak tanıyarak küresel üretim zincirleriyle bağlantı kurmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, ekonomik etkili gümrük rejimleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Türkiye’nin dış ticaret politikasında hem düzenleyici hem de yapısal bir dönüşüm aracı niteliği taşıdığı görülmektedir. Rejimlerin birbirini tamamlayan işleyişi, ülkenin üretim kapasitesinin çeşitlenmesine, ihracat odaklı sanayi politikalarının güçlenmesine ve dış ticaret mekanizmasının istikrarlı biçimde işlemesine katkı sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak ekonomik etkili gümrük rejimleri, Türkiye’nin dış ticaret yapısında hem idari hem de ekonomik işlevleri bütünleştiren bir sistem oluşturmaktadır. Bu rejimlerin etkin ve koordineli biçimde uygulanması, dış ticaret politikalarının sürdürülebilirliğini güçlendirmekte; üretim, yatırım ve ticaret dengesi arasında stratejik bir uyum yaratmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4. <strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Cumhuriyeti Mevzuat Bilgi Sistemi. (1999, 4 Kasım). <em>4458 sayılı Gümrük Kanunu</em>. Resmî Gazete (Sayı: 23866). <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4458&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4458&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5</a> &nbsp;Erişim Tarihi: 03.10.2025</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Cumhuriyeti Mevzuat Bilgi Sistemi. (2009, 7 Ekim). <em>Gümrük Yönetmeliği</em>. Resmî Gazete (Sayı: 27369). <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13472&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13472&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Erişim Tarihi: 03.10.2025</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük Külliyatı. (t.y.). <em>Tebliğler</em>. <a href="https://www.gumrukkulliyati.com/index.php?id=teblig">https://www.gumrukkulliyati.com/index.php?id=teblig</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Erişim Tarihi: 07.10.2025</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük Külliyatı. (t.y.). <em>Genelgeler. </em><a href="https://www.gumrukkulliyati.com/index.php?id=genelge">https://www.gumrukkulliyati.com/index.php?id=genelge</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Erişim Tarihi: 11.10.2025</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük Külliyatı. (t.y.). <em>Tasarruflu Yazılar</em>. <a href="https://www.gumrukkulliyati.com/index.php?id=tasarruflu-yazilar">https://www.gumrukkulliyati.com/index.php?id=tasarruflu-yazilar</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Erişim Tarihi: 16.10.2025</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yönetim Kurulundan</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2025/07/08/yonetim-kurulundan-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ticaret Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 10:22:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 67]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8242</guid>

					<description><![CDATA[Ticaret Uzmanları Derneği olarak, 20 yılı aşkın bir süredir, meslektaşlarımızın mesleki, sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sağlayarak dayanışmayı ve birlikteliği güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmaların bir parçası olarak yayımladığımız “Ticarette Uzman Görüş” e-dergimizin yeni sayısını sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Değerli Okurlarımız,</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Uzmanları Derneği olarak, 20 yılı aşkın bir süredir, meslektaşlarımızın mesleki, sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sağlayarak dayanışmayı ve birlikteliği güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmaların bir parçası olarak yayımladığımız <strong>“Ticarette Uzman Görüş” e-dergimizin</strong> yeni sayısını sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derneğimiz, ticaret dünyasının tüm alanlarında çalışan profesyoneller için değerli bir bilgi kaynağı ve başvuru niteliği taşıyan bu yayını, artan destekle daha da güçlenerek sürdürmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugüne kadar Dergimizin gelişimine katkı sağlayan başta Yayın Kurulumuz ve Yazarlarımız olmak üzere bu süreçte emek veren meslektaşlarımıza şükranlarımızı sunarız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni sayımızda, çoğunlukla Ticaret Uzmanları tarafından kaleme alınan ve kamu ile özel sektörde faaliyet gösteren profesyonellerin bilgi ve deneyimlerini bir araya getiren makaleler yer almaktadır. Bu makalelerde, gümrük, lojistik, iç ticaret, e-ticaret, uluslararası ticaret, ihracat ve mali danışmanlık gibi alanlar derinlemesine ele alınmaktadır. Ayrıca, Bakanlığımız birimleri, e-ticaret şirketleri, uluslararası taşımacılık firmaları, gümrük müşavirliği şirketleri, ihracatçı birlikleri, meslek kuruluşları ve üniversiteler gibi birçok farklı paydaş tarafından ilgiyle takip edilen dergimiz, sektörün nabzını tutmaya devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yayın Kurulumuzun özenle hazırladığı bu sayının, mesleki dayanışmayı güçlendirmekle kalmayıp, bilgi ve deneyim paylaşımına da katkı sunacağına inanıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu vesileyle, emeği geçen tüm meslektaşlarımıza ve katkı diğer yazarlarımıza teşekkür eder, yeni sayımızın siz değerli okuyucularımız için faydalı olmasını dileriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dayanışma, Birliktelik ve Gelişim ilkeleriyle çıktığımız bu yolda, 2025 yılı boyunca birlikte büyüdük, güçlendik ve önemli başarılara imza attık. Her birinizin katkısı ve özverisi, Derneğimizi bugün bulunduğu güçlü konuma taşıdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Seninle Daha Güçlüyüz” diyerek, 2025 yılında da dayanışmamızı daha da güçlendireceğimize, birlik ve beraberlik içinde hedeflerimize emin adımlarla ilerleyeceğimize olan inancımız tamdır. Hep birlikte, mesleğimizin ve Derneğimizin gelişimine katkı sunmaya devam edeceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saygılarımızla,<br><strong>Ticaret Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayın Kurulundan</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2025/07/08/yayin-kurulundan-7/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş Yayın Kurulu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 10:21:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 67]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8244</guid>

					<description><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş Dergisi'nin 67. sayısında sizlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyor ve bu sayımızda yapay zekâdan sürdürülebilir tüketime, e-ticaretten gümrük ve ticaret mevzuatına kadar geniş bir yelpazede güncel araştırma ve değerlendirmeleri, küresel ticaretin yeni dinamikleri ışığında sizlere sunuyoruz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Değerli Okurlar,</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticarette Uzman Görüş Dergisi&#8217;nin 67. sayısında sizlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyor ve bu sayımızda yapay zekâdan sürdürülebilir tüketime, e-ticaretten gümrük ve ticaret mevzuatına kadar geniş bir yelpazede güncel araştırma ve değerlendirmeleri, küresel ticaretin yeni dinamikleri ışığında sizlere sunuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sayımızda toplam on bir makale dört farklı kategoride yayımlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- Dünya Genelindeki Ticari Gelişmelere ve Türkiye’nin Gelecek Vizyonuna Yönelik Değerlendirmeler İçeren;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ticaret Politikası ve Sürdürülebilirlik: Kamusal Yaklaşımlar</strong>: Bu makalede, sürdürülebilirlik odaklı ticaret politikalarının küresel etkileri ve Türkiye’nin bu dönüşüm sürecindeki konumu ele alınmaktadır. Çalışma, çevre ve ticaret politikaları arasındaki etkileşime kamusal yaklaşımlar çerçevesinde ışık tutmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çok Kutuplu Küresel Ticarette Yeni Açılım Arayışları</strong>: Bu makale, çok kutuplu yeni küresel ticaret düzeninde yaşanan yapısal dönüşümleri analiz etmekte ve Türkiye’nin bu değişen dengeler içinde nasıl stratejik bir konum alabileceğine dair öneriler sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Avrupa Birliğinden Birlikler Avrupası’na: Gümrük Birliği Örneği</strong>: Bu makale, Avrupa Birliği&#8217;nin derinleşen yapısal dönüşüm sürecinde Gümrük Birliği özelinde ortaya çıkan gelişmeleri ele almakta ve Türkiye&#8217;nin bu yeni yapılanmada üstlenebileceği rolü stratejik bir çerçevede değerlendirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Determinants of E-commerce Adoption among Consumers in Türkiye: 2023</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Bu makale, 2023 yılı verileri ışığında Türkiye’de e-ticaretin tüketiciler tarafından benimsenmesini etkileyen demografik, sosyo-ekonomik ve teknolojik faktörleri analiz ederek önemli bulgular sunmaktadır.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2- Ticaret Bakanlığı ve İlişkili Başka Kurumların Mevzuatına Yönelik Değerlendirmeler İçeren;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gümrük ve Maliye Mevzuatı Açısından Transit Ticaret İşlemleri</strong>: Bu makalede, transit ticaret işlemleri gümrük ve maliye mevzuatı çerçevesinde ele alınmakta; Türkiye’deki mevcut uygulamalar ile mevzuat boşluklarının ticari etkileri değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gümrük Kanunda Yer Alan Tasfiye Hükümleri Çerçevesinde E-İhale Süreçleri</strong>: Bu makale, Gümrük Kanunu’nda yer alan tasfiye hükümleri çerçevesinde uygulanan e-ihale süreçlerini ele almakta ve bu yöntemin gümrük işlemlerindeki rolünü detaylandırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ticari Defterlerin Elektronik Ortamda Tutulması</strong>: Bu makalede, ticari defterlerin elektronik ortamda tutulmasına ilişkin güncel düzenlemeler ele alınmakta ve 2024 yılı içinde yapılan değişiklikler ışığında uygulamaya dair temel hususlar incelenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ticaret Bakanlığı Personelinin Emekliliğinde Silah Taşıma ve Bulundurma Hakkına Yönelik Bir Değerlendirme</strong>: Bu makale, Ticaret Bakanlığı personelinin emeklilik sonrası silah taşıma ve bulundurma hakkına ilişkin mevcut düzenlemeleri incelemekte ve uygulamadaki eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla yasal değişiklik önerileri sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3- Örnek Ülke Uygulamalarından Bahsedilen;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Australasian Recycling Label Sistemi ile Sürdürülebilir Tüketimi Yönlendirmek: Etiketleme Politikalarının Avustralya’da Tüketici Davranışı Üzerindeki Etkileri</strong>: Bu makale, Avustralya’da uygulanan Australasian Recycling Label (ARL) sisteminin sürdürülebilir tüketimi teşvik etmedeki rolünü incelemekte ve etiketleme politikalarının tüketici davranışı üzerindeki yönlendirici etkilerine odaklanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4- Yapay Zekâ Kullanımına Yönelik Hususlar İçeren;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AI War: Rise of Chatbots</strong>: Bu makale, yapay zekâ sohbet robotlarının gelişimini ve dünya genelinde bu alandaki rekabeti ele alarak, gelecekte yapay zekânın toplumsal ve teknolojik etkilerine dair önemli perspektifler sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gümrüklerde Yapay Zekâ Çağı: Dijitalleşme ve Ticaretin Geleceği</strong>: Bu makalede, yapay zekâ teknolojilerinin gümrük süreçlerine entegrasyonu ele alınmakta; dijitalleşmenin ticaretin geleceği açısından taşıdığı stratejik önem değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zengin içeriklerle dolu olan 67. Sayımızın; ticaret ve uluslararası ilişkiler alanındaki gelişmelerin detaylı analiz edilmesine, Türkiye’nin stratejik yol haritasına yönelik öneriler getirilmesine ve Ticaret Bakanlığı ile diğer ilişkili kuruluşların mevzuatının daha net anlaşılmasına katkı sağlayacağını umuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keyifli okumalar dileriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ticarette Uzman Görüş Dergisi Yayın Kurulu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AI War: Rise of Chatbots</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2025/07/08/ai-war-rise-of-chatbots/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Özçağlar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 10:20:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 67]]></category>
		<category><![CDATA[AI Development]]></category>
		<category><![CDATA[Artificial Intelligence]]></category>
		<category><![CDATA[Chatbots]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet Robotları]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zekanın Gelişimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7935</guid>

					<description><![CDATA[On November 30, 2022, the world welcomed ChatGPT that is AI robot which produces human-like responses and assist with various tasks. This milestone triggered an AI arms race with tech companies invested more money to create their own chatbots, and they quickly outnumbered the competition. AI chatbots are significantly shaping our world in multiple ways. Their influence spans across industries and daily life. As for now, we don’t share John Connor’s apocalyptic fears, but we are not sure about the future. In this article, we will discuss how they evolved, what is the race between nations and what is waiting us for the future?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">‘’Skynet is one of the digital defense systems developed under Brewster.’’</p>



<p class="wp-block-paragraph">‘’Your father is the one who can shut Skynet down.’’</p>



<p class="wp-block-paragraph">‘’This is your mission, to save people!’’</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Terminator 3: Rise of the Machines (2003)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Do you remember those words that were said by John Connor? He warned that Skynet, an advanced Artifical Intelligence (AI) defense system, is about to achieve self-awareness that it can be devastation for humanity.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fast forward 20 years… On November 30, 2022, the world welcomed ChatGPT that is AI robot which produces human-like responses and assist with various tasks. This milestone triggered an AI arms race with tech companies invested more money to create their own chatbots, and they quickly outnumbered the competition. AI chatbots are significantly shaping our world in multiple ways. Their influence spans across industries and daily life. As for now, we don’t share John Connor’s apocalyptic fears, but we are not sure about the future. In this article, we will discuss how they evolved, what is the race between nations and what is waiting us for the future?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Key Words: </strong>Artificial Intelligence, Chatbots, AI Development</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yapay Zekâ Savaşı: Sohbet Robotlarının Yükselişi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Skynet, Brewster altında geliştirilen dijital savunma sistemlerinden biri.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Baban, Skynet’i kapatabilen tek kişi.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Bu senin görevin, insanları kurtarmak!&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Terminatör 3: Makinelerin Yükselişi (2003)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">John Connor’ın söylediği bu sözleri hatırlıyor musunuz? John, Skynet’in, insan benzeri yanıtlar üreten ve çeşitli görevlerde yardımcı olan gelişmiş bir yapay zekâ savunma sistemi olduğunu ve kendilik bilincine ulaşmasının insanlık için yıkıcı olabileceğini uyarmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">20 yıl sonrasına hızla ilerleyelim&#8230; 30 Kasım 2022’de dünya, insan benzeri yanıtlar üreten ve çeşitli görevlerde yardımcı olan bir yapay zekâ sohbet robotu olan ChatGPT’yi karşıladı. Bu kilometre taşı, teknoloji şirketlerinin kendi sohbet robotlarını yaratmak için daha fazla para yatırmalarına ve rekabetin hızla artmasına neden oldu. Yapay zekâ sohbet robotları, dünyamızı birçok şekilde şekillendiriyor. Şu an için, John Connor’ın apokaliptik korkularını paylaşmıyoruz, ancak gelecekte ne olacağı hakkında emin değiliz. Bu yazıda, Yapay zekâ sohbet robotlarının nasıl evrildiğini, ülkeler arasındaki yarışın ne olduğunu ve gelecekte bizi nelerin beklediğini tartışacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Yapay Zekâ, Sohbet Robotları, Yapay Zekanın Gelişimi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.&nbsp;&nbsp; THE GENESIS</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">In 1950, Alan Turing raised the idea of a computer program that could converse with people without them realizing they were talking to a machine. (Turing, 1950) This concept became the foundation for later developments in artificial intelligence and chatbots. Early ideas like Turing’s sparked the quest to create systems that could understand and generate human-like language.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In 1966, the first chatbot, ELIZA, was created by Joseph Weizenbaum ELIZA simulated a psychotherapist by using simple pattern matching to transform the user’s statements into questions. Although its knowledge was limited to a specific domain and it could not maintain long conversations, ELIZA influenced many later developments in the field. (Weizenbaum, 1966)</p>



<p class="wp-block-paragraph">In 1972, a more advanced chatbot named PARRY was developed. (Colby et al., 1971; Colby et al., 1972) PARRY was designed to simulate a patient with schizophrenia and featured a basic personality that produced emotional responses based on changes in the user’s input. Despite its limited language understanding and learning capabilities, PARRY marked an important step in creating chatbots that could mimic more complex human behavior, even though experiments with a small group of psychiatrists produced mixed results. (Heiser et al., 1979)</p>



<p class="wp-block-paragraph">A significant step forward came in 1995 with the development of ALICE (Artificial Linguistic Internet Computer Entity). ALICE was inspired by ELIZA but used a new language called AIML (Artificial Intelligence Markup Language) and contained over 41,000 templates for pattern matching. This allowed ALICE to handle a wider range of topics and longer conversations, even though it still could not generate truly human-like responses or express genuine emotions. (Bradeško &amp; Mladenić, 2012)</p>



<p class="wp-block-paragraph">The development of AI chatbots advanced further with the emergence of smart personal voice assistants. Apple’s Siri, introduced in 2010, became the first widely recognized voice assistant, allowing users to make inquiries and receive recommendations using voice commands. (Siri, 2020)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Google entered the field with Google Now in 2012, a service that provided information based on the time of day, location, and user preferences. This service later evolved into Google Assistant in 2016, offering a more conversational style and the ability to predict users’ needs. At the same time, Microsoft introduced Cortana in 2014, a voice assistant that could manage reminders, emails, and other daily tasks, although it was later reported to have some security concerns. Also in 2014, Amazon launched Alexa, which became popular for home automation and managing smart devices.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beyond these mainstream assistants, the rise of social media and the Internet of Things has led to the creation of thousands of specialized chatbots for marketing, customer support, healthcare, education, and entertainment. (Wizu, 2018; Dale, 2016; Kar &amp; Haldar, 2016) Recent developments have enabled chatbots to engage in more complex conversations, sharing personal stories and even mimicking certain human behaviors.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In 2022, a major breakthrough in conversational AI was achieved with the launch of ChatGPT by OpenAI. ChatGPT represents a significant advancement in natural language processing, combining vast amounts of data with sophisticated neural network architectures to generate responses that are both coherent and contextually relevant. This model has the ability to engage in detailed, human-like conversations on a wide range of topics, making it a powerful tool for various applications, from customer support to educational tools. The introduction of ChatGPT has not only advanced the technology behind chatbots but has also sparked widespread interest in the potential of AI to transform everyday communication. (OpenAI, 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.&nbsp;&nbsp; THE WAR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">When we google the most popular AI chatbots among users, the same names keep coming up: ChatGPT, Copilot, Claude, and Gemini. In this chapter, we’re not here to discuss their features but rather to answer a bigger question: why do we call this the war? There’s one thing all four of these smart bots have in common: they’re all from the United States. But now, there’s a new player in the game which is Deepseek, freshly released from China. And with that, it’s time to say: the war has just begun. Türkiye’s position is also so crucial in this race.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Donald Trump’s inauguration on January 20, 2025, marked a swift upheaval in U.S. policy as he refused Biden’s AI safety regulations and unveiled the $500 billion Stargate project, aiming to cement American dominance in AI through a partnership with OpenAI, SoftBank, UAE’s MGX, and Oracle. The initiative plans 20 massive data centers (each spanning 45,000 square meters, equivalent to seven soccer fields), powered partly by nuclear energy, to meet surging computational demands, despite concerns over a projected sixfold increase in data center electricity consumption within five years. (Goodson and Kimball, 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">While the United States is focusing on strengthening its AI infrastructure through initiatives like the $500 billion Stargate project, just before the begining of Snake year, Chinese startup DeepSeek&#8217;s announcement of their R1 AI model, which reportedly achieves similar performance to Western models at significantly lower cost. ​NVIDIA&#8217;s share price experienced an unprecedented decline on Monday, January 27, 2025, falling 17% and erasing nearly $600 billion in market value. (Rudolph, 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Liang Wenfeng, a Zhejiang University alumnus with experience in technology and finance, founded DeepSeek in late 2023. The company immediately gained popular in 2024 when it unveiled its first AI language model. Liang, who was not well-known until recently, now stands for China&#8217;s growing aspirations in AI. In addition, he is CEO of the first quantitative hedge fund in China to generate more than $13 million through trading methods powered by artificial intelligence. His attendance at a gathering organized by Premier Li Qiang of China indicates DeepSeek&#8217;s increasing influence. Silicon Valley&#8217;s astonishment at DeepSeek&#8217;s innovations is indicative of Liang&#8217;s contention that China&#8217;s AI industry must create rather than only copy the United States: &#8220;They&#8217;re not used to seeing a Chinese company lead, not just copy.&#8221; He is a special contender because of his dual competence in finance and technology. (NG, et. al, 2025) &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deepseek claims to have done this at a low cost; its researchers estimate that the training cost was $6 million (£4.8 million), which is a small portion of the &#8220;over $100 million&#8221; that OpenAI CEO Sam Altman mentioned in his remarks on GPT-4.</p>



<p class="wp-block-paragraph">China didn’t stop to release new ai chatbots and they released Kimi.ai. DeepSeek and Kimi AI are two potent AI models with unique advantages. While Kimi AI excels in broad fields like language processing, image recognition, and large data analysis, DeepSeek is best at specialized fields like search engine optimization and data analytics. In some situations, Kimi AI&#8217;s speed and effectiveness frequently yield better results than DeepSeek. Better flexibility to a variety of markets and user needs is also made possible by its regional optimizations. Kimi AI is a more adaptable option for a larger audience due to its broad application, whereas DeepSeek concentrates on specific use cases. In summary, DeepSeek aims for accuracy in particular domains, while Kimi AI emphasizes flexibility and adaptability, with both of them are free to use. (Kimi, 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">On the other hand, when we go to Europe, they are still deal with shaping European Union (EU) AI Act mostly, instead of releasing competitive ai chatbot. The EU sought to regulate AI as part of its digital strategy in order to improve the environment for the advancement and application of this cutting-edge technology. Numerous advantages, including improved healthcare, cleaner and safer transportation, more effective manufacturing, and more affordable and sustainable energy, can be brought about by AI. (EU AI Act, 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">It seems that, as often criticized in various areas due to its complex paperwork and bureaucracy, the EU might fall behind in addressing the developments posed by this war. Even though some countries like France have recently released Mistral.ai focuses on the development of open-source AI models in the technology sector, this chatbot didn’t create breakthrough as Deepseek did in the digital world.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this race, it is important to evaluate Türkiye’ situation.&nbsp; The &#8220;National Artificial Intelligence Strategy 2021-2025,&#8221; prepared by the Presidency of Digital Transformation and the Ministry of Industry and Technology, aims to position Türkiye among the leading countries in AI development. The strategy outlines several strategic priorities, including training AI experts, supporting research and innovation, enhancing access to quality data, accelerating socioeconomic adaptation, strengthening international collaborations, and expediting structural transformation. These initiatives are designed to boost Türkiye&#8217;s AI capabilities and ensure the integration of AI technologies across various sectors. (UYZS, 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Turkiye Artificial Intelligence Initiative (TRAI) was established in 2017 to raise awareness about artificial intelligence in Türkiye and strengthen the ecosystem. Through its organized events (AI seminars, summits, demo days), TRAI has contributed to the development of the ecosystem, helping over 400 AI startups establish academic and industrial partnerships and expand into global markets. TRAI also collaborates with more than 70 leading private sector companies to promote the adoption of AI across Türkiye and enhance international integration, increasing the global visibility of Turkish AI ventures. By developing innovative solutions, TRAI continues to play a key role in positioning Türkiye in the global AI race. (TRAI, 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">When we look at government ai readiness index 2024, Turkiye’s ranking is 53<sup>rd</sup>. With a total score of 60.63, Türkiye is ranked 53rd in the 2024 Government AI Readiness Index. With a score of 70.73, government is the nation&#8217;s strongest dimension, demonstrating robust governance, well-crafted policy frameworks, and a strategic commitment to AI development. Another noteworthy quality is Vision, which shows that Türkiye has a clear and aspirational vision for the use of AI in government. However, Data &amp; Infrastructure (66.02) and Technology (45.13) both have a lot of space for improvement. Additionally, the radar chart shows poorer performance in areas like as infrastructure, adaptability, and innovation capacity. Türkiye might concentrate on strengthening its technological base, developing a more robust innovation ecosystem, and increasing its ability to adjust to technological advancements in order to raise its ranking. In the forthcoming days, we would witness that all countries release their own ai chatbots. In this sense, as Türkiye we should focus on develop our own model to become part of this race.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="416" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2025/06/Government-AI-Readiness-Index-2024-1-1024x416.jpg" alt="" class="wp-image-7945" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2025/06/Government-AI-Readiness-Index-2024-1-1024x416.jpg 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2025/06/Government-AI-Readiness-Index-2024-1-300x122.jpg 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2025/06/Government-AI-Readiness-Index-2024-1-768x312.jpg 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2025/06/Government-AI-Readiness-Index-2024-1.jpg 1386w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><a>Government AI readiness index</a>,2024</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Source:</strong> <a></a><a href="https://oxfordinsights.com/ai-readiness/ai-readiness-index/">https://oxfordinsights.com/ai-readiness/ai-readiness-index/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Napoleon Bonaparte quoted &#8220;<em>The battlefield is a scene of constant chaos. The winner will be the one who controls that chaos, both his own and the enemy’s.</em>&#8221; In the digital world, every chatbot is a soldier and every piece of data is information in order to make a strategy, the victor will be the one armed with the right strategy and able to adapt swiftly.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.&nbsp;&nbsp; THE FUTURE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">In this part, I won’t mention some popular beliefs about future of ai like we are going to lose our jobs or it will be replaced by some tasks, but I will briefly explain how AI bots will develop in the future. The first step has just begun and that is AI agents.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">AI bots and AI agents differ primarily in their autonomy, complexity, and scope of functionality. AI bots are typically designed to perform specific, predefined tasks, such as responding to customer inquiries or assisting with routine processes. They are reactive systems that rely on user inputs and are often powered by machine learning and natural language processing to improve responses over time. In contrast, AI agents are more autonomous and goal-oriented. They can act independently to complete complex tasks by observing their environment, analyzing data, and making decisions without human intervention. While AI bots excel at handling straightforward interactions (e.g., chat-based customer support), AI agents are capable of dynamic decision-making and adapting their strategies to achieve broader objectives, such as managing IT systems or optimizing workflows. (Treiber, 2024)</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this respect, China has moved one step forward and released Manus.ai. Manus AI is&nbsp;a general AI agent designed to be an autonomous system that bridges the gap between the conception of an idea and its execution. Unlike chatbots or other AI tools that primarily generate ideas or assist with specific workflows, Manus can independently perform tasks from start to finish.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Experts are divided on the long-term effects of AI&#8217;s rapid development, with some feeling optimistic about its promise and others feeling uneasy about its perils. The quest for Artificial General Intelligence (AGI), or systems that can carry out any intellectual task that a human can, is at the center of this conversation. AGI would necessitate flexibility, inventiveness, and contextual awareness—all of which are yet ambiguous—whereas existing AI technologies are excellent in specific fields like language processing or image identification. Proponents of AI systems argue that they could revolutionize scientific research, education, and medicine by examining scenarios in which AI could surpass humans. However, critics warn that the advancement of AGI could beyond human capacity to manage it. (Henshall, 2024)</p>



<p class="wp-block-paragraph">This worry is related to more general worries about superintelligence, or AI systems that are exponentially smarter than humans. Even a somewhat better AI could optimize for objectives that are inconsistent with human values, such putting efficiency ahead of safety or equity, according to researchers at AI Impacts. If an AI is given the job of solving climate change without strict supervision, it might suggest extreme geoengineering solutions that could have disastrous consequences. This highlights the risk of AI playing a role in environmental crises. These dangers heighten demands for alignment research to guarantee AI systems behave in humanity&#8217;s best interests, especially as futurists increasingly embrace the idea of a technological singularity that is a moment at which AI causes irreversible societal change. (Betz, 2024)</p>



<p class="wp-block-paragraph">As decision-makers and the AI ecosystem will gather in Paris in a few weeks at the Paris AI Summit, it is imperative to advocate for policies that promote safe AI development. Such measures will not replace, but enhance, human roles by enabling humans to focus on what they do best strategic oversight, ethics, creative problem-solving and interpersonal relationships to name just a few. (Weforum, 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">The ability of humans to guide AI&#8217;s course will ultimately determine its future. The resolution of conflicts between safety and efficiency, autonomy and control, and innovation and safety will determine whether AI is a facilitator or a source of existential danger. The objective is not merely to construct more intelligent robots but to develop systems that enhance human flourishing. This vision necessitates interdisciplinary cooperation, global governance, and a rigid dedication to putting people before profit.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.&nbsp;&nbsp; THE END</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>User:</strong> Who will win AI war?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AI bot:</strong> AI evolution isn&#8217;t a zero-sum war it&#8217;s about who best integrates and aligns AI with human goals. The winners will be those who innovate responsibly, ensure safety, and leverage AI for strategic advantage.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>REFERENCES</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1.&nbsp;&nbsp; Betz, S. (2024). What Is Artificial General Intelligence? Website:&nbsp; <a href="https://builtin.com/artificial-intelligence/artificial-general-intelligence">https://builtin.com/artificial-intelligence/artificial-general-intelligence</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">2.&nbsp;&nbsp; Bradeško, L., &amp; Mladenić, D. (2012). A survey of chatbot systems through a loebner prize competition. C, 34.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3.&nbsp;&nbsp; Colby K.M., Hilf F.D., Weber S., Kraemer H.C. Turing-like indistinguishability tests for the validation of a computer simulation of paranoid processes Artificial Intelligence, 3 (1971), pp. 199-221.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4.    EU AI Act (2025).  Website: <a href="https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/policies/regulatory-framework-ai">https://digital strategy.ec.europa.eu/en/policies/regulatory-framework-ai  </a> </p>



<p class="wp-block-paragraph">5.&nbsp;&nbsp; Goodson, P. and Kimball, M. (2025). The Stargate Project: Trump Touts $500 Billion Bid For AI Dominance, website: <a href="https://www.forbes.com/sites/moorinsights/2025/01/30/the-stargate-project-trump-touts-500-billion-bid-for-ai-dominance/">The Stargate Project: Trump Touts $500 Billion Bid For AI Dominance</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">6.&nbsp;&nbsp; Government AI readiness index, 2024. Website:&nbsp; <a href="https://oxfordinsights.com/ai-readiness/ai-readiness-index/">https://oxfordinsights.com/ai-readiness/ai-readiness-index/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">7.&nbsp;&nbsp; Heiser J.F., Colby K.M., Faught W.S., Parkison R.C. Can psychiatrists distinguish a computer simulation of paranoia from the real thing? The limitations of turing-like tests as measures of the adequacy of simulations Journal of Psychiatric Research, 15 (3) (1979), pp. 149-162.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8.&nbsp;&nbsp; Henshall, W. (2024). When Might AI Outsmart Us? It Depends Who You Ask Website: <a href="https://time.com/6556168/when-ai-outsmart-humans/">https://time.com/6556168/when-ai-outsmart-humans/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">9.&nbsp;&nbsp; K. Ng, B. Drenon, T. Gerken and M. Cieslak. (2025) DeepSeek: The Chinese AI app that has the world talking, website: <a href="https://www.bbc.com/news/articles/c5yv5976z9po">What is DeepSeek &#8211; and why is everyone talking about it?</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">10. Kimi, website: <a href="https://kimi.moonshot.cn/">https://kimi.moonshot.cn/</a>, (Retrieved 1 March 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">11. Manus, website: <a href="https://manus.im/">https://manus.im/</a> , (Retrieved 11 March 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">12. Openai, website: <a href="https://openai.com/about/">https://openai.com/about/</a>. (Retrieved 12 March 2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph">13. Rudolph, A. (2025).What caused NVIDIA&#8217;s stock drop? Website: <a href="https://www.ig.com/en/news-and-trade-ideas/why-nvidia-s-share-price-dropped-17--after-deepseek-news-250128">​​NVIDIA Stock Plunges 17% on Chinese AI Breakthrough​ | IG International</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">14. Siri, Apple website: <a href="https://www.apple.com/siri/">https://www.apple.com/siri/</a>. (Retrieved 27 February 2025).</p>



<p class="wp-block-paragraph">15. Treiber, M. (2024). What is the difference between an AI bot and an AI agent? Website: <a href="https://www.ikangai.com/what-is-the-difference-between-an-ai-bot-and-an-ai-agent/">https://www.ikangai.com/what-is-the-difference-between-an-ai-bot-and-an-ai-agent/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">16. Turing A.M. Computing machinery and intelligence Mind, LIX (236) (1950), pp. 433-460, 10.1093/mind/LIX.236.433.</p>



<p class="wp-block-paragraph">17. Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), 2025. Website: <a href="https://turkiye.ai/hakkimizda/">https://turkiye.ai/hakkimizda/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">18. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi 2021-2025 (UYZS), Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanlığı, website: <a href="https://cbddo.gov.tr/uyzs">https://cbddo.gov.tr/uyzs</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">19. Weforum (2025). Where would reasoning AI leave human intelligence? Website: <a href="https://www.weforum.org/stories/2025/01/in-a-world-of-reasoning-ai-where-does-that-leave-human-intelligence/">https://www.weforum.org/stories/2025/01/in-a-world-of-reasoning-ai-where-does-that-leave-human-intelligence/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">20. Weizenbaum J. ELIZA—A computer program for the study of natural language communication between man and machine Commun. ACM, 9 (1) (1966), pp. 36-45.</p>



<p class="wp-block-paragraph">21. Wizu A visual history of chatbots (2018) Medium website: <a href="https://chatbotsmagazine.com/a-visual-history-of-chatbots-8bf3b31dbfb2">https://chatbotsmagazine.com/a-visual-history-of-chatbots-8bf3b31dbfb2</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Australasian Recycling Label Sistemi ile Sürdürülebilir Tüketimi Yönlendirmek: Etiketleme Politikalarının Avustralya’da Tüketici Davranışı Üzerindeki Etkileri</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2025/07/08/australasian-recycling-label-sistemi-ile-surdurulebilir-tuketimi-yonlendirmek-etiketleme-politikalarinin-avustralyada-tuketici-davranisi-uzerindeki-etkileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Oğuz Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 10:19:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 67]]></category>
		<category><![CDATA[ARL]]></category>
		<category><![CDATA[Australia]]></category>
		<category><![CDATA[Avustralya]]></category>
		<category><![CDATA[Çevresel Etiketleme]]></category>
		<category><![CDATA[Consumer Behavior]]></category>
		<category><![CDATA[Environmental Labelling]]></category>
		<category><![CDATA[Geri Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Recycling]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[Sustainable Consumption]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici Davranışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7964</guid>

					<description><![CDATA[Başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyada pek çok ülke ve ulusüstü organizasyon çevre sorunlarının artması ile bu konuyu giderek daha çok önemsemeye başlamış ve çeşitli politika araçları geliştirmeye başlamıştır. Bu konu önemlidir çünkü giderek artan dünya nüfusu, kıt kaynaklar ve var olanın azalması ile çok daha fazla atık üretilmekte, bu atıklar gerek çevreye gerekse gezegendeki diğer canlılara daha önce olmadığı ölçüde zarar vermektedir. Bu bağlamda Avustralya hükümeti ekonomik faaliyetlerin çevre üzerindeki etkisini en aza indirmek ve kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanan uygulamaları benimsemek için belirli taahhütleri yerine getirmeyi hedeflemektedir. Bu çalışma, Avustralya’da uygulanan Australasian Recycling Label (ARL) sistemini ve bu uygulamanın tüketici davranışları üzerindeki etkilerini incelemektedir. ARL, ambalajların nasıl bertaraf edilmesi gerektiğine dair yönlendirici bilgiler sunarak, tüketicinin çevresel tercihlerinde bilinçli kararlar almasını amaçlayan bölgesel bir etiketleme sistemidir. Literatür, çevre etiketlerinin tüketici tercihlerinde anlamlı değişikliklere yol açabileceğini ortaya koyarken, bu sistemin nudge teorisi bağlamında davranışsal etkileri de dikkate alınmaktadır. Çalışmada, Woolworths, Nestlé ve IKEA gibi firmaların uygulamaları incelenmiş; ARL’nin yalnızca bilgi sunan değil, davranışı yönlendiren bir araç olarak işlev gördüğü saptanmıştır. Bulgular, ARL etiketlemesinin tüketici güvenini ve geri dönüşüm davranışlarını artırmada etkili olduğunu, ancak etiketin etkisinin altyapı yeterliliği, gelir düzeyi ve dijital destek gibi etkenlere bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, ARL sistemi sürdürülebilir tüketim politikalarının uygulanmasında bütüncül bir yaklaşımın parçası olarak değerlendirilmelidir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyada pek çok ülke ve ulusüstü organizasyon çevre sorunlarının artması ile bu konuyu giderek daha çok önemsemeye başlamış ve çeşitli politika araçları geliştirmeye başlamıştır. Bu konu önemlidir çünkü giderek artan dünya nüfusu, kıt kaynaklar ve var olanın azalması ile çok daha fazla atık üretilmekte, bu atıklar gerek çevreye gerekse gezegendeki diğer canlılara daha önce olmadığı ölçüde zarar vermektedir. Bu bağlamda Avustralya hükümeti ekonomik faaliyetlerin çevre üzerindeki etkisini en aza indirmek ve kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanan uygulamaları benimsemek için belirli taahhütleri yerine getirmeyi hedeflemektedir. Bu çalışma, Avustralya’da uygulanan <em>Australasian Recycling Label</em> (ARL) sistemini ve bu uygulamanın tüketici davranışları üzerindeki etkilerini incelemektedir. ARL, ambalajların nasıl bertaraf edilmesi gerektiğine dair yönlendirici bilgiler sunarak, tüketicinin çevresel tercihlerinde bilinçli kararlar almasını amaçlayan bölgesel bir etiketleme sistemidir. Literatür, çevre etiketlerinin tüketici tercihlerinde anlamlı değişikliklere yol açabileceğini ortaya koyarken, bu sistemin <em>nudge</em> teorisi bağlamında davranışsal etkileri de dikkate alınmaktadır. Çalışmada, Woolworths, Nestlé ve IKEA gibi firmaların uygulamaları incelenmiş; ARL’nin yalnızca bilgi sunan değil, davranışı yönlendiren bir araç olarak işlev gördüğü saptanmıştır. Bulgular, ARL etiketlemesinin tüketici güvenini ve geri dönüşüm davranışlarını artırmada etkili olduğunu, ancak etiketin etkisinin altyapı yeterliliği, gelir düzeyi ve dijital destek gibi etkenlere bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, ARL sistemi sürdürülebilir tüketim politikalarının uygulanmasında bütüncül bir yaklaşımın parçası olarak değerlendirilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Sürdürülebilir Tüketim, ARL, Geri Dönüşüm, Çevresel Etiketleme, Tüketici Davranışı, Avustralya</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Guiding Sustainable Consumption Through the Australasian Recycling Label System: The Impact of Labelling Policies on Consumer Behavior in Australia</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">With the increasing prevalence of environmental problems, many countries and supranational organizations—particularly the European Union—have begun to attach greater importance to this issue and to develop various policy tools in response. This issue is significant because the growing world population, scarcity of resources, and the depletion of existing supplies have led to the generation of significantly more waste, which now causes unprecedented harm to both the environment and other living beings on the planet. In this context, the Australian government aims to fulfill certain commitments to minimize the environmental impact of economic activities and to adopt practices that utilize resources sustainably. This study examines the <em>Australasian Recycling Label</em> (ARL) system implemented in Australia and its effects on consumer behavior. The ARL is a regional labeling system that provides guiding information on how to properly dispose of packaging, aiming to support consumers in making informed environmental decisions. The literature suggests that environmental labels can lead to meaningful changes in consumer preferences, and behavioral impacts of this system are also considered within the framework of nudge theory. In this study, the practices of companies such as Woolworths, Nestlé, and IKEA are analyzed, and it is found that the ARL functions not only as an informative tool but also as a behavioral guide. The findings show that ARL labeling is effective in increasing consumer confidence and recycling behavior. However, the impact of the label may vary depending on factors such as infrastructure adequacy, income level, and digital support. In conclusion, the ARL system should be considered as part of a holistic approach to the implementation of sustainable consumption policies.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Sustainable Consumption, ARL, Recycling, Environmental Labelling, Consumer Behavior, Australia</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürdürülebilirlik, çevrenin korunması kavramından yola çıkarak, günümüz ihtiyaçlarını görmezden gelmeden, doğal kaynakların gelecek nesillere iletilmesi, süreçlerin dayanıklılığı, üretkenliğin çoğalması ve daimi olma hedefiyle doğa ve insan arasındaki dengenin sağlanabilmesidir. Doğal kaynakları tüketirken, gelecek nesillerin refahını da düşünerek, politika ve projelerin uygulama biçimleri değerlendirilerek çeşitli metotlar seçilmesi sürdürülebilirlik olarak ifade edilebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürdürülebilir tüketim davranışları, yalnızca bireysel farkındalıkla değil, aynı zamanda kamu politikalarının yönlendirici gücüyle şekillenmektedir. Bu bağlamda, çevresel etiketleme sistemleri, tüketici karar alma mekanizmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Avustralya’da geliştirilen <em>Australasian Recycling Label</em> (ARL) sistemi, tüketicilere ürün ambalajlarının nasıl bertaraf edilmesi gerektiğine yönelik açık yönergeler sunan, yönlendirici bir çevre etiketi modelidir (Ticaret Bakanlığı, 2023). Bu çalışmada kavramsal çerçeve ile etik tüketim ve davranış kuramlarının alan yazında işlenme biçiminin ele alınmasının ardından ARL sisteminin tüketici davranışları üzerindeki etkileri, kurumsal uyum mekanizmaları ve kamu politikasıyla ilişkisi üç kurumsal marka örneği üzerinden detaylı biçimde incelenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Australasian Recycling Label</em> (ARL), Avustralya ve Yeni Zelanda’da kullanılan, tüketicilere ambalaj atıklarını nasıl doğru şekilde ayırmaları gerektiğini gösteren bir geri dönüşüm etiketleme sistemidir. Tüketici ambalajın üzerinde söz konusu etiketi gördüğünde:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;    Neyi geri dönüştürebileceğini,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;    Neyi çöpe atması gerektiğini,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;    Neyi mağazalardaki özel kutulara bırakması gerektiğini kolayca idrak edebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Etiket, ambalajın her parçası (kapak, gövde, dış film gibi) için ayrı bilgi vermektedir. Bu etiketleme sistemi Avustralyalı tüketiciler için oldukça önemlidir çünkü dünya üzerindeki farklı toplumlarda olduğu gibi Avustralya’da da halen birçok kişi geri dönüşüm sürecinde yanlış ürünleri yanlış kutulara atabilmektedir. Bu noktada ARL, tüketicinin geri dönüşüm konusunda kafasını karıştırmadan hangi parçayı nereye atması gerektiğini açıkça ifade ederek geri dönüşüm sistemini daha verimli hale getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkede ARL programı Ulusal Atık Politikası Eylem Planı ve Ulusal Plastik Planı kapsamında, tüketici farkındalığını artırmak ve geri dönüşüm oranlarını yükseltmek için kilit bir adım olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, Ulusal Plastik Planı kapsamında, Avustralya Hükümetinin, 2023 yılı sonuna kadar süpermarket ürünlerinin %80’inde ARL etiketinin yer almasını sağlamak için endüstri ile iş birliği yapma taahhüdünde bulunduğu bilinmektedir (Avustralya Tarım, Su ve Çevre Bakanlığı, 2021).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmanın ana odağını Australasian Recycling Label örneği üzerinden sürdürülebilir tüketim bağlamında etiketleme politikalarının Avustralya’da tüketici davranışı üzerindeki etkileri oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE YAZIN TARAMASI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketicilerin rasyonel ve irrasyonel davranışları, belirli ekonomik koşullardan kaynaklanan olaylarla koşullandırılır. Bir yandan, ekonomik faktörler tüketiciyi kısıtlı bir tavır almaya itmekte iken öte yandan hedeflenen bilginin bilişsel işlenmesine dayanan tüketici davranışındaki rasyonalitenin ötesinde duygusal bağları içeren duygusal bir tarafı bulunmaktadır (Shipman &amp; Saygı, 2020, s.220). Dolayısıyla, etiketleme bilgi işlemenin daha kolay hale gelmesi açısından önemlidir. Ürün etiketlemesinin, tüketicilerin kaliteye yönelik belirsizliklerini azaltmalarına yardımcı olmayı amaçlamalı ve güvence gereksinimlerini karşılamalıdır (Jeddi &amp; Zaiem, 2010, s.14).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fiziksel ürün etiketleri, tüketicinin değerlerine uygun ürünleri seçmesini sağlayarak etik tüketici davranışını doğrudan etkiler. Bu anlamda çevresel etiketlerin etik tüketim ve bazı davranış kuramları ile ilintisi bulunmaktadır. Planlı davranış teorisi (Ajzen, 1991, s.192), bireylerin çevresel davranışlarının tutum, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrol ile belirlendiğini öne sürmektedir. Geri dönüşüm gibi çevresel eylemler, bu üç faktörün bileşiminden etkilenmektedir. ARL, tüketicinin bilgiye erişimini kolaylaştırarak bu faktörleri olumlu yönde etkileyebilmektedir. Çünkü bu sistem bir anlamda, söz konusu üç bileşene etki ederek tüketicinin çevresel eylemlere yönelimini destekleyici bir rol üstlenir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Tutum:</strong> ARL, ürün ambalajlarının üzerine yerleştirilen açık, görsel ve kolay anlaşılır semboller aracılığıyla geri dönüşüm eylemini somutlaştırır. Ambalajın her bileşeni için ayrı ayrı “Recycle”, “Store drop-off” ya da “Dispose” gibi yönlendirmelerle tüketicinin kafasındaki belirsizliği azaltır. Bu sayede geri dönüşüm davranışına ilişkin tutum daha olumlu hale gelir; çünkü birey, doğru bilgiye ulaşarak neyin geri dönüştürülebilir olduğunu net biçimde öğrenebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Öznel Normlar:</strong> Etiketler, toplum genelinde yaygın biçimde kullanıldıkça, geri dönüşüm konusunda sosyal normların güçlenmesine katkı sağlar. Tüketiciler, ürünlerin büyük kısmında ARL etiketi görmeye başladıkça, geri dönüşümün toplumsal beklenti haline geldiğini düşünmeye başlar. Özellikle büyük perakendecilerin (%95 oranında ARL kullanan Woolworths gibi) bu sistemi benimsemesi, davranışın normatif boyutunu pekiştirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Algılanan Davranışsal Kontrol:</strong> ARL sistemi, karmaşık geri dönüşüm talimatlarını sadeleştirerek tüketicinin “bunu yapabilirim” inancını artırır. Ambalajın üzerine yazılmış “store drop-off” veya “check locally” gibi ifadeler, geri dönüşüm sürecini yönetilebilir hale getirir. Bu da bireyin kendine güvenini artırarak geri dönüşüm davranışını gerçekleştirme olasılığını yükseltir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda ARL, yalnızca bilgilendirici bir sistem değil, aynı zamanda çevresel davranışların altında yatan psikolojik motivasyonları destekleyen bir politika aracıdır. Planlı davranış teorisi çerçevesinde düşünüldüğünde, ARL tüketicinin geri dönüşüm davranışı üzerindeki niyetini güçlendirmekte ve uygulamaya geçirilme ihtimalini artırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, Thaler ve Sunstein’ın (2008) <em>nudge</em> teorisi ise, tüketicilerin seçim yaparken kararlarını tamamen özgür bırakmakla birlikte “dürtüler” yoluyla daha yararlı tercihlere yönlendirilebileceğini savunmaktadır. ARL, bu bağlamda çevresel açıdan tercih edilebilir davranışı öne çıkaran bir nudge aracıdır. Davranışsal iktisat alanında sıklıkla karşımıza çıkan bu teori bireyin her zaman rasyonel kararlar alamayabileceğini, bilgi eksikliği veya alışkanlık gibi etmenlerin kararı etkileyebileceğini öne sürerken ARL’nin klasik bir dürtme aracı olduğunu vurgulamak gerekir. ARL etiketi, ambalaj üzerinde açık ve sade grafiklerle hangi parçanın nasıl bertaraf edilmesi gerektiğini belirterek karar ortamının yeniden tasarlanmasını sağlar. Ayrıca tüketici, geri dönüşüm hakkında araştırma yapmadan veya simgeleri tahmin etmeye çalışmadan, etiket sayesinde doğrudan/daha kolay doğru kararı verebilecek bu da bilişsel yükü azaltacaktır. Bu sistem geri dönüştürülebilir olanı daha görünür ve basit hale getirerek tüketiciyi farkında olmadan bu davranışa yönlendirir. Örneğin, “store drop-off” gibi uyarılar, alışveriş yapılan yerdeki geri dönüşüm kutularını kullanma fikrini tetikleyebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yönüyle ARL sisteminin, seçim özgürlüğünü kısıtlamadan sürdürülebilir davranışı varsayılan hale getiren bir dürtme mekanizması sunduğunu söyleyebiliriz. Hem bilgi verir hem de çevresel açıdan daha iyi bir seçeneği, zahmetsiz bir şekilde tercih edilebilir hale getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, ilgili yazında etiketlemenin tüketiciye etkisini ele alan bazı çalışmaların bulunduğunu hatırlatmak gerekir. Nguyen &amp; Parker (2020), gerçekleştirdikleri çalışmada çevresel etiketlemenin tüketici davranışı üzerindeki etkisini incelemiş ve çevre dostu etiketlerin, ürün tercihlerinde %30’a varan değişime neden olabildiğini ortaya koymuştur. Bu sonuç, tüketicilerin çevreyle ilgili bilgiye duyarlı olduklarını ve doğru sunulan etiketlerin satın alma kararlarını önemli ölçüde etkileyebildiğini göstermektedir. ARL’nin sunduğu yönlendirmeli etiketleme (“Recycle me at store” gibi) geleneksel evet/hayır sistemlerinden farklı olarak, eyleme dönük bilgi sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, çevre etiketlerinin etkili olabilmesi için sadece “var” olması yeterli değildir; etiketin biçimi, dili ve verdiği mesajın netliği de belirleyicidir. Geleneksel çevre etiketleri genellikle “geri dönüştürülebilir/geri dönüştürülemez” gibi ikili bir sınıflandırma sunarken, bu durum tüketicide belirsizlik yaratabilir. Özellikle karmaşık ambalaj yapılarında hangi parçanın geri dönüştürülebileceği konusundaki kafa karışıklığı, çevreci davranışın önünde bir engel olabilecektir. Bu açıdan yenilikçi bir sistem sunan ARL, “Recycle me at store”, “Check locally”, “Dispose in general waste” gibi açık yönlendirmeler içeren eyleme dönük (action-oriented) bir etiketleme yaklaşımı benimsemektedir. Dolayısıyla etiket sadece bilgi vermez, aynı zamanda tüketiciye ne yapması gerektiğini net bir şekilde söylemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin bir çikolata ürünü ambalajı üzerinde:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp; “Bag – Store drop-off” (Poşeti marketteki özel kutuya götür)</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp; “Tray – Dispose” (Tepsiyi çöpe at)</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp; “Box – Recycle” (Kutuyu geri dönüşüme at)</p>



<p class="wp-block-paragraph">şeklinde bileşen bazlı, açık yönlendirmeler yer almaktadır. Bu format sayesinde tüketici eyleme geçmeye daha istekli hale gelir çünkü ne yapması gerektiğini anlamaktadır. Ayrıca yanlış geri dönüşüm oranı düşer, böylece geri dönüşüm sisteminin verimliliği artarken algılanan davranışsal kontrol de artar ki bu planlı davranış teorisiyle ilişkilidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, ARL sistemi, bilgiyi sadece sunmakla kalmayıp davranışı da şekillendiren yönlendirici bir araç haline gelir. Nguyen ve Parker’ın çalışmasındaki bulgular, bu tarz yönlendirmeli etiketlerin sürdürülebilir tüketim davranışlarını güçlendirmede ne kadar etkili olabileceğini desteklemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YÖNTEM</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışma, nitel bir yöntemle, ikincil kaynaklara dayalı vaka incelemeleri üzerinden ele alınmaktadır. Bu çerçevede, APCO raporları, Planet Ark<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> tarafından yürütülen anket çalışmaları ve sürdürülebilirlik politika belgelerinden istifade edilmiştir. Ayrıca Nestlé, IKEA ve Woolworths gibi kendi sektörlerinde büyük oyuncuların bazı uygulamaları analiz edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AUSTRALASİAN RECYCLİNG LABEL (ARL) UYGULAMASI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer geri dönüşüm etiketlerinden farklı olarak ARL, tamamen kanıta dayalı bir sistem olup temelinde Ambalaj Geri Dönüştürülebilirlik Değerlendirme Portalı (PREP) bulunmaktadır. Bir ambalajın ARL etiketi taşıyabilmesi için, bertaraf (atık) beyanlarını destekleyen PREP değerlendirmesinden geçmiş olması zorunludur. PREP, sadece ambalajın üretiminde kullanılan malzemeleri değil; aynı zamanda şekli, ağırlığı, boyutu, kullanılan mürekkepler, yapıştırıcılar ve diğer teknik özellikleri de değerlendirir. Bu sistem, ambalajın geri dönüşüm ekosistemindeki davranışını kaldırım kenarı (<em>kerbside</em>) toplama anından, Malzeme Geri Kazanım Tesisi (MRF) ve sonraki işlem merkezlerine kadar simüle etmektedir. Bu süreçte aynı zamanda, yerel geri dönüşüm hizmetlerinin erişilebilirliği de dikkate alınır. PREP, bir ambalajın, yerel belediye kaldırım kenarı toplama sistemleri aracılığıyla geri dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini, bu hizmete erişebilen nüfus oranına göre değerlendirmektedir. Kaldırım kenarı erişim verileri, yıllık olarak güncellenen Planet Ark’ın RecyclingNearYou web sitesinden alınan bilgilerle belirlenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Değerlendirme kriterleri şunlardır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp; %80’den fazla nüfus erişebiliyorsa, “Yaygın Olarak Kabul Edilmiş” (Widely Accepted) kabul edilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp; %60–80 arasında erişim varsa, daha az yaygın kabul edildiği varsayılır ve tüketicilere “Yerel durumu kontrol edin” (Check locally) uyarısı verilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp; %60’tan az erişim varsa, geri dönüştürülebilir olarak kabul edilmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu modelde, teknik geri dönüştürülebilirlik ile belediyelerin toplama durumu birlikte değerlendirilerek, bir ambalajın geri dönüştürülebilir olup olmadığı ya da tüketicinin ekstra bir adım atmasının gerekip gerekmediği belirlenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca ARL sistemi, Avustralya ve Yeni Zelanda’da henüz kaldırım kenarı toplama kapsamında olmayan, ancak alternatif toplama noktaları aracılığıyla toplanabilen ambalajlar için de bilgi sağlamaktadır. Örneğin, yumuşak plastikler için “yerel kontrol” (check locally), kahve bardakları içinse “sadece teslim noktası” (drop off only) ifadeleri kullanılabilir. Bu tür durumlarda, tüketicilerin bu tür atıkları belirlenmiş toplama noktalarına götürmeleri gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>BULGULAR VE VAKA ÖRNEKLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya, 2023 yılı itibarıyla 1,7 trilyon ABD Doları seviyesinde Gayri Safi Yurt İçi Hasıla ile dünyanın en büyük 13’üncü ekonomisi konumundadır. 27,3 milyon nüfuslu ülkenin kişi başı milli geliri ise 65 bin ABD Doları düzeyindedir. GSYİH’nin yaklaşık %50’sini hanehalkı tüketim harcamaları oluşturmaktadır. Bunun yanında, Avustralya İstatistik Bürosu (2025a) verilerine göre, Avustralya’da perakende ticaret harcamaları 2024 yılında 436,8 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. Avustralya’da perakende ticaret harcamalarında ilk sırayı yıllık 173,6 milyar ABD Doları ile “gıda” kategorisinin aldığı, bu kategoride yapılan harcamaların büyük kısmının ise “süpermarket ve market” harcamalarından oluştuğu ve bu kalemin toplam perakende harcamaların yaklaşık %40’ını oluşturduğu görülmektedir. “Diğer Perakende” altında sınıflandırılan “department stores” harcamalarının ise 2024 yılında 22,9 milyar ABD Doları ile toplam harcamalardan %5 düzeyinde pay aldığı gözlenmektedir (Avustralya İstatistik Bürosu, 2025b). Bu çerçevede, Avustralya pazarında “süpermarket ve market” harcamalarının hacim itibarıyla dikkate değer olduğunu vurgulamak gerekir. Avustralya’nın güçlü bir tüketim toplumu olduğu söylenebilmekte olup bu çerçevede, şekerleme ve çikolata ürünleri de dahil olmak üzere paketli ürünleri içeren nihai tüketim mamullerinde, ciddi bir ambalaj atığı ortaya çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, tüketim gücü ve hanehalkı harcamalarının rolüne baktığımızda 2024 yılı itibarıyla, Avustralya’daki hanelerin haftalık ortalama 168 Avustralya Doları (AUD) meblağı market alışverişine harcadığı görülmektedir. Bu meblağ 2023 yılına göre yaklaşık %10 artış olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, daha büyük haneler (5 ve üzeri kişi) haftalık ortalama 232 AUD harcamaktadır (Avustralya İstatistik Bürosu, 2025b). Dolayısıyla bu veriler, ambalajlı ürün tüketiminin yaygın ve düzenli olduğunu, dolayısıyla ambalaj atıklarının büyük oranda ev tüketimi kaynaklı oluştuğunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Australian Packaging Covenant Organisation<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> (APCO)’nun 2022-23 dönemine yönelik yayınlamış olduğu “Australian Packaging Consumption and Recovery Data Report” başlıklı rapora göre (2024) her Avustralyalı yılda ortalama 264 kg ambalaj atığı<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a> üretmektedir. Diğer yandan, ülkede piyasaya sürülen toplam ambalaj miktarı yaklaşık 6,98 milyon ton olup, bunun %56&#8217;sı (yaklaşık 3,91 milyon ton) geri dönüştürülmekte, geri kalanı çöplüklere gitmekte ve karbon salımına neden olmaktadır (APCO, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı’nın (DCCEEW) yayımladığı “A Circular Economy for Packaging in Australia” başlıklı rapora göre (2023) ise 2020–2021 döneminde geri dönüştürülmeyip çöplüklere giden ambalajların tamamı geri dönüştürülmüş olsa idi, yaklaşık 2,2 milyon ton sera gazı emisyonunun önlenebilir olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla bu durum, yüksek tüketim gücü ve alışkanlıklarının çevresel sürdürülebilirliği tehdit ettiğini ortaya koymaktadır. Ambalajların geri dönüşüm potansiyelinin kullanılamaması, sistematik bilgi eksikliği veya yetersiz etiketleme uygulamalarına işaret edebilmektedir. Bu noktada devreye giren ARL, Mobius Loop, Green Dot (Avrupa) veya How2Recycle (ABD ve Kanada) gibi sistemler tüketicilere bir ürünün nasıl geri dönüştürüleceği konusunda bilgi vererek ambalaj atıklarını azaltmayı ve geri dönüşüm oranlarını artırmayı hedeflemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ARL SİSTEMİNİN YAPISI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Australasian Packaging Covenant Organization (APCO) ve Planet Ark tarafından yürütülen program çerçevesinde, 2025 yılı sonuna kadar tüm ürünlerin ARL etiketlemesiyle uyumlu hale getirilmesi hedeflenmektedir. 2022 itibarıyla Woolworths gibi büyük perakende zincirlerinin ürünlerinin %95’inde ARL yer aldığı tespit edilmektedir (Woolworths Group Limited, 2023).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Etiket üç aşamadan oluşur: “Recycle”, “Dispose”, “Store drop-off”. Bu yapı, tüketicinin ambalajın her bir bileşeni için ne yapması gerektiğini doğrudan belirtir. Etiket yalnızca bilgi değil, davranış yönlendirme (nudging) işlevi de görür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 1.</strong> ARL Sistemine Göre Etiket Türleri</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="596" height="405" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2025/06/ARL.png" alt="" class="wp-image-7965" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2025/06/ARL.png 596w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2025/06/ARL-300x204.png 300w" sizes="(max-width: 596px) 100vw, 596px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak: </strong>Australia Recycling Label, <a href="https://www.arl.org.au/">https://www.arl.org.au/</a>, 2025.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketim kararlarının sürdürülebilirliğe katkı sağlayabilmesi, yalnızca satın alma gücüne değil, aynı zamanda doğru yönlendirmeye (etiketleme) bağlıdır. ARL gibi şeffaf ve anlaşılır sistemler sayesinde tüketiciler çevresel etkilerini azaltma şansı elde etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Woolworths Örneği</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Woolworths; Coles, ALDI ve IGA (Metcash) ile birlikte Avustralya’da süpermarket ve perakende hızlı tüketim ürünleri pazarı paylaşan en büyük oyunculardan biridir. 2023 yılı itibarıyla Woolworths ürünlerinin %95’inde ARL etiketi yer aldığı bilinmektedir. “Recycle Me” kampanyası sonrası ise plastik geri dönüşüm oranlarında %42 artış kaydedilmiştir. Etkili bir kampanya örneği olarak ambalajlara yerleştirilen “Recycle Me” gibi yönlendirici mesajlar sayesinde, süpermarketlerdeki plastik poşet geri dönüşüm noktalarına bırakılan atık miktarında önemli bir artış yaşanmış olup bu kampanya ile tüketiciler, hangi ambalaj parçalarını evde, hangilerini mağazada geri dönüştürebileceğini daha iyi anlamıştır. Geri bildirim etkisine bakıldığında ise tüketici şikayetlerinde belirgin bir azalma görülmüş, etiketler bilgi karmaşası/belirsizliğini ortadan kaldırdığı için tüketici güveni artmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, 12 Ağustos 2024 tarihinde Woolworths Grup ticaret ortakları ve tedarikçilerine gönderdiği bildirimde ambalaj sektöründe döngüsel ekonomiye geçişi sağlamak için REDcycle yumuşak plastik geri dönüşüm planına verdikleri destek ve ürünlerinde ARL kullanımı yoluyla devam eden çabaları takdir etmekle birlikte Avustralya Rekabet ve Tüketici Komisyonu’nun (ACCC), tüm marka sahiplerini, ambalajlarını 1 Temmuz 2025’e kadar güncellemeye davet ettiğini hatırlatmıştır (Woolworths Group Limited, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Nestlé Australia</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gıda ambalajlarında bileşen bazlı yönlendirmeyle geri dönüşüm oranını artırmak ve tüketici üzerindeki kafa karışıklığını azaltma amacıyla yola çıkan küresel gıda devi Nestlé firmasının, “Recycle Me Day” kampanyası ile ARL etiketli ambalajları doğru şekilde geri dönüştürmeye teşvik ettiği söylenebilir. 2022 yılında özellikle KitKat ürünlerinde ARL sistemini uygulamaya koyan firma bu kampanya ile 4 hafta süre içerisinde 80 ton ambalajı geri dönüştürmüştür. Tüketici farkındalığının önemli ölçüde arttığı tespit edilen bu kampanya sonucunda katılımcıların %73’ü artık hangi parçanın nasıl geri dönüştürüleceğini daha iyi bildiklerini belirtmiştir (Nestlé Australia, 2023).</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>IKEA Avustralya</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İsveç merkezli mobilya ve ev ürünleri firması IKEA’nın Avustralya operasyonlarını yürüten IKEA Avustralya ise ARL ile birlikte ambalajlarına QR kod ekleyerek tüketicilere detaylı bertaraf talimatları sunmaktadır. “Closing the Loop” girişimi kapsamında, tüketicilerin her ambalaj bileşeni için bilinçli eylemde bulunması hedeflenmektedir. Böylece ARL’nin dijitalle desteklenmesi söz konusu olurken bu pratik, tüketicinin ambalaj bileşenlerini ayrı ayrı nasıl bertaraf edebileceğini göstermektedir. Uygulama örneğine bakıldığında ürün kutularında “Box – Recycle”, “Plastic sleeve – Store drop-off”, “Label – Dispose” gibi yönlendirmeler mevcuttur. Söz konusu bilgiler QR kodla taranarak detaylı dijital talimatlara yönlendirilmektedir. Dolayısıyla IKEA’nın döngüsel ekonomi stratejisine entegre edilen ARL, özellikle tüketiciyi sadece ürünü değil, ambalajı da sorumlu şekilde yönetmeye teşvik etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AVUSTRALYA REKABET VE TÜKETİCİ KOMİSYONUNUN POLİTİKA ÖNCELİKLERİ VE ARL</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya Rekabet ve Tüketici Komisyonu’nun (ACCC), birçok Avustralyalının parasını nereye harcayacağına karar verirken çevresel iddiaları dikkate aldığını kabul ederek, çevreyle ilgili iddiaları öncelikli alanlar arasında tutmaya devam ettiği görülmektedir. Dünyadaki farklı tüketici otoritelerinin gündeminde olduğu gibi ACCC de son dönemde yayınladıkları politika belgelerinde ve resmi açıklamalarında bu konunun altını çizmektedir. Nitekim bu tür iddiaların doğru ve kanıtlanabilir olması, tüketici güveninin korunması açısından hayati önem taşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ACCC tarafından gerçekleştirilen açıklamaya göre 2025-26 dönemi için özel bir odak noktası, yeşil aklama (greenwashing) uygulamaları olacaktır (Australian Competition and Consumer Commission, 2025). ACCC, enerji, gıda ve ev eşyaları gibi çeşitli sektörlerde yanıltıcı çevresel iddialarla ilgili birçok aktif soruşturma yürütmektedir. Buna ek olarak, ACCC sürdürülebilirlik iş birlikleri konusunda bir rehber yayımlamıştır. Bu rehber, işletmelerin sürdürülebilirlik sonuçlarını iyileştirmek amacıyla birlikte çalıştıklarında, rekabet hukuku sorunlarının ortaya çıkma olasılığının daha düşük olduğunu vurgulamaktadır. Bu rehberin amacı, rekabet düzenlemelerine uyumu sağlarken sorumlu iş birliklerini teşvik etmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda ACCC, 1 Temmuz 2025 tarihine kadar ambalaj etiketlerinin güncellenmesini, özellikle yumuşak plastik ambalajlardaki eski &#8220;Return to Store&#8221; (Mağazaya Geri Getir) etiketlerinin kaldırılmasını ve yerine güncel &#8220;Check Locally&#8221; (Yerel Durumu Kontrol Et) veya &#8220;Not Recyclable&#8221; (Geri Dönüştürülemez) etiketlerinin kullanılmasına yönelik girişimleri beklediklerini duyurmuştur. Bu beklenti, doğrudan bir yasal zorunluluk gibi okunamayacaksa da Avustralya Tüketici Yasası&#8217;nın yanıltıcı veya aldatıcı davranışları yasaklayan hükümlerine dayanmaktadır. Dolayısıyla ACCC&#8217;nin bu konudaki yaklaşımı, tüketicilere sunulan bilgilerin doğru ve yanıltıcı olmamasını sağlamak amacıyla, markaların ambalaj etiketlerini güncellemelerini teşvik etmektedir. Bu gelişmeyi değerlendiren APCO yetkilileri de REDcycle programının kapanmasının ardından, Avustralyalı birçok markanın ellerinde ‘Mağazaya Geri Getir’ logosu içeren büyük miktarda ürün stoğunun kaldığını ve bu stokları doğrudan çöpe göndermenin hem çevresel hem de finansal açıdan büyük etki yaratacağı ve uygulanabilir olmadığını vurgulamıştır. Markaların, ambalajlarını yeni yumuşak plastik kriterlerine göre değerlendirmesi, tasarımlarını güncellemesi ve yeni etiketi ambalaja uyarlamaları bu noktada kritik olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, ACCC, APCO ile iş birliği yaparak, markaların ambalaj etiketlerini güncellemeleri için bir geçiş süreci belirlemiştir. APCO da şu anda markalar ve perakendecilerle birlikte çalışarak yeni Check Locally etiketleme gereklilikleri ve ACCC’nin belirlediği zaman çizelgesine uyumu sağlamaya çalışmaktadır. Bu süreçte, ACCC, APCO’dan markaların etiket güncellemeleriyle ilgili ilerlemeleri hakkında 6 aylık güncellemeler talep etmektedir. Sonuç olarak, 1 Temmuz 2025 tarihine kadar ambalaj etiketlerini güncellemeyen markalar, ACCC tarafından yanıltıcı etiketleme uygulamaları kapsamında değerlendirilebilir ve bu durum yasal yaptırımlara yol açabilir. Bu nedenle, markaların belirtilen tarihe kadar etiketlerini güncellemeleri önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜKETİCİ DAVRANIŞLARI VE ALGI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Planet Ark (2023) tarafından yürütülen anket çalışmaları sonucunda oluşturulan raporlardan bir tanesi “Recycling Behaviours Survey” başlıklı rapordur. Bu çalışmaya göre, ARL etiketli ürünleri tercih eden tüketicilerin %58’i etiketsiz ürünleri bilinçli olarak reddetmektedir. Ancak düşük gelirli gruplarda bilgi davranışa her zaman dönüşmemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, ülkede ambalaja ve bulundukları yere bağlı olarak, tüketiciler tercih ettikleri bertaraf yöntemi olarak kaldırım kenarı toplama veya konteyner depozito programlarını (CDS) kullanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">APCO tarafından Eylül 2023 tarihinde kamuoyu ile paylaşılan “Australasian Recycling Label Consumer Insights Report 2023” başlıklı rapora göre, Avustralyalıların çoğunluğunun plastik şişeleri (%74) ve alüminyum kutuları (%66) atmak için kaldırım kenarı geri dönüşümünü kullanırken, bulundukları yere bağlı olarak plastik şişeleri (Avustralyalıların beşte biri) ve alüminyum kutuları (Avustralyalıların üçte biri) atmak için CDS kullanmayı tercih ettiklerini ortaya koymuştur. Bu durum, tüketicilerin ev dışı geri dönüşüm girişimlerinden haberdar olduklarını ve bu girişimlere nasıl eklemleneceklerini bildiklerini göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ARL sisteminin etkilerinden biri, tüketiciler arasındaki geri dönüşüm davranışını doğrudan etkileme kapasitesidir. Özellikle çevreye duyarlılık seviyesi yüksek bireyler, geri dönüşüm konusunda bilgi eksikliği ya da kafa karışıklığı yaşadıklarında, çevresel fayda sağlama istekleri sekteye uğrayabilmektedir. Nitekim bu raporda ortaya konan verilere göre:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; Avustralyalıların %50’si, neyin geri dönüştürülebilir olduğunu anlamakta zorluk çekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; Buna karşın, %74’ü, düzenli geri dönüşümün çevreye yönelik en etkili bireysel katkı biçimi olduğunu düşünmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; ARL’nin bilinirlik oranı %76’ya ulaşarak, sıklıkla yanlış yorumlanan Plastik Tanımlama Kodları’ndan (PICs) daha yüksek bir farkındalık düzeyine erişmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu veriler kapsayıcı bir yaklaşımla ele alındığında, geri dönüşüm konusundaki bilgi eksikliğinin yaygın olduğunu, ancak aynı zamanda davranışa dönüşmeye hazır yüksek bir çevresel bilinç düzeyi bulunduğunu ortaya koymaktadır. ARL sisteminin, bu iki durum arasındaki boşluğu kapatma potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Etiketlerin sunduğu net, bileşen bazlı ve görsel talimatlar, tüketicinin davranışını yönlendirme (nudging) işlevini güçlendirirken, çevresel sorumluluk hissini eyleme dönüştürme olasılığını artırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya’daki yüksek gelir seviyesi ve yoğun tüketim kültürü, sistematik bir şekilde ambalaj atığı üretimini artırmaktadır. Ancak bu harcamaların çevresel maliyetleri, geri dönüşüm altyapısının yetersizliği ve tüketicilerin bilinç eksikliği nedeniyle büyümektedir. Bu noktada çalışmada detaylı ve farklı yönleriyle ele aldığımız ARL gibi çevresel etiketleme sistemlerinin güçlendirilmesi, tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarını dönüştürmek için kilit rol oynamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; Australasian Recycling Label sistemi, Avustralya’nın sürdürülebilir tüketim hedefleri doğrultusunda etkili bir araçtır. Tüketicilere sadece bilgi vermekle kalmayıp, yönlendirici biçimde davranış değişikliği yaratmayı amaçlar. Ancak bu etkinin sürdürülebilirliği için, sistemin altyapı, eğitim ve dijital entegrasyon gibi çok yönlü biçimde desteklenmesi gerekir. ARL, diğer ülkeler için de yerel koşulları gözeten esnek bir model sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; ARL sistemi, yalnızca bir etiketleme aracı değil; Avustralya’nın atık yönetimini iyileştirme, çevresel sürdürülebilirliği sağlama ve döngüsel ekonomiye geçiş politikalarının somut ve uygulamalı bir parçası olarak yorumlanmalıdır. Ülkenin doğal kaynaklarını koruma, döngüsel ekonomiye geçişi hızlandırma ve atık ihracatına bağımlılığı azaltma hedefleri doğrultusunda ARL, tüketici düzeyinde bilgi eksikliğini kapatarak geri dönüşüm oranlarını artırma yönünde kritik bir işlev üstlenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; ARL sisteminin güçlü yönlerine bakıldığında net ve görsel bilgi sunarak tüketiciyi yönlendirdiği, şirketler için sürdürülebilirlik standardı sağladığı ve yerel geri dönüşüm koşullarına uyumlu yapıda olduğu yorumlanabilir. Öte yandan sınırlılıklar ise küçük üreticiler için maliyetli olabileceğini göstermektedir. Ayrıca etiketin anlamı toplumun her kesimi tarafından anlaşılmayabilir ve geri dönüşüm altyapısı yetersiz bölgelerde etkisiz kalabilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; Bu noktada sistemin tam anlamıyla benimsenebilmesi için alternatif politikalarla entegrasyon sağlanmalıdır.&nbsp; ARL’nin yasal zorunluluk haline getirilmesi bir seçenek olabilir. Ayrıca QR kod ve artırılmış gerçeklik gibi dijital araçlarla etiket desteklenebilecektir. Farkındalık eğitimleri ve kamuoyuna yönelik bazı kampanyalar ile bilgi davranışa dönüştürülmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; Sürdürülebilir tüketim, yalnızca tüketici tercihi değil, aynı zamanda doğru bilgilendirme, yönlendirme ve üretici sorumluluğu ile mümkündür. Dolayısıyla konuya yönelik bütüncül bir yaklaşımın gerekli olduğu düşünülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;&nbsp; Tüketiciye ambalajın nasıl ayrıştırılacağına yönelik ARL bir bilgi sağlar ancak bu bilgi, eğer tüketici motivasyonu düşükse, altyapı yetersizse veya sistem güven vermiyorsa, davranışa dönüşmeyebilir. Yine, etiket ne kadar açık olursa olsun, eğer bölgede o ambalajı geri dönüştürecek tesis yoksa, tüketici doğru eylemi gerçekleştiremez. Bu nedenle geri dönüşüm altyapısının yaygınlaştırılması, etiketleme ile senkronize yürütülmelidir. Sürdürülebilir tüketim ve yeşil dönüşüm mefhumlarının sorumluluğunu yalnızca tüketicinin omzuna yüklemek hem hakkaniyetli hem de gerçekçi görünmemektedir. Markaların ambalaj tasarımlarını sadeleştirmesi, geri dönüştürülebilir malzemeler tercih etmesi ve APCO gibi sistemlere uyması gerekmektedir. ACCC, APCO ve yerel yönetimlerin, ilgili mevzuatta gerçekleştirilecek belirgin düzenlemeler ile üretici ve perakendeciye yükümlülük getirmesi beklenmektedir. Yaptırım gücü olmayan rehber ilkeler tek başına sistematik dönüşüm yaratmada yeterli olamayacağından yönetişimin önemi kavranarak bütüncül bir yaklaşım ortaya konması; medya, eğitim kurumları, belediyeler gibi aktörlerin özellikle çevresel etiketlemeye yönelik tüketici bilincini artırmada tamamlayıcı rol üstlenmeleri gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">AJZEN, I. (1991). The Theory of Planned Behavior, Organizational Behavior and Human Decision Processes, 50(2), 179-211. DOI: <a href="https://doi.org/10.1016/0749-5978(91)90020-T">https://doi.org/10.1016/0749-5978(91)90020-T</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">AUSTRALIA RECYCLING LABEL. (2025). “Find out how to recycle near you”. Erişim Tarihi 14 Nisan 2025, <a href="https://www.arl.org.au/">https://www.arl.org.au/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">AUSTRALIAN COMPETITION AND CONSUMER COMMISSION. (2025). “Compliance and enforcement priorities”. Erişim Tarihi 30 Ocak 2025, <a href="https://www.accc.gov.au/about-us/accc-priorities/compliance-and-enforcement-priorities">https://www.accc.gov.au/about-us/accc-priorities/compliance-and-enforcement-priorities</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">AUSTRALIAN PACKAGING COVENANT ORGANISATION. (2023, 1 Eylül). “Australasian Recycling Label Consumer Insights Report 2023”. Erişim Tarihi 28 Aralık 2024, <a href="https://recyclingnearyou.com.au/documents/doc-21156-apco-consumer-insights-report-2023.pdf">https://recyclingnearyou.com.au/documents/doc-21156-apco-consumer-insights-report-2023.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">AUSTRALIAN PACKAGING COVENANT ORGANISATION. (2024, Aralık 18). “Australian Packaging Consumption and Recovery Data Report”. Erişim Tarihi 7 Nisan 2025, <a href="https://apco.org.au/news/20YOl00000HTRcYMAX">https://apco.org.au/news/20YOl00000HTRcYMAX</a> 1</p>



<p class="wp-block-paragraph">AVUSTRALYA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, ENERJİ, ÇEVRE VE SU BAKANLIĞI. (2023, 2 Ağustos). “A circular economy for packaging in Australia”. Erişim Tarihi 9 Mart 2025, <a href="https://www.dcceew.gov.au/environment/protection/waste/packaging">https://www.dcceew.gov.au/environment/protection/waste/packaging</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">AVUSTRALYA İSTATİSTİK BÜROSU. (2025a, 2 Mayıs). “Retail Trade, Australia”. Erişim Tarihi 3 Mayıs 2025, <a href="https://www.abs.gov.au/statistics/industry/retail-and-wholesale-trade/retail-trade-australia/latest-release">https://www.abs.gov.au/statistics/industry/retail-and-wholesale-trade/retail-trade-australia/latest-release</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">AVUSTRALYA İSTATİSTİK BÜROSU. (2025b, 6 Mayıs). “Monthly Household Spending Indicator”. Erişim Tarihi 11 Mayıs 2025, <a href="https://www.abs.gov.au/statistics/economy/finance/monthly-household-spending-indicator/latest-release">https://www.abs.gov.au/statistics/economy/finance/monthly-household-spending-indicator/latest-release</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">AVUSTRALYA TARIM, SU VE ÇEVRE BAKANLIĞI. (2021). “National Plastics Plan&nbsp; 2021”. Erişim Tarihi 15 Nisan 2025, <a href="https://www.agriculture.gov.au/sites/default/files/documents/national-plastics-plan-2021.pdf">https://www.agriculture.gov.au/sites/default/files/documents/national-plastics-plan-2021.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">JEDDI, N. &amp; ZAIEM, I. (2010). The Impact of Label Perception on the Consumer’s Purchase Intention: An application on food products, IBIMA Publishing, IBIMA Business Review, 2020, 1-14.</p>



<p class="wp-block-paragraph">NESTLÉ AUSTRALIA. (2023, 16 Şubat). “Creating Shared Value and Sustainability Report 2022” Erişim Tarihi 8 Şubat 2025. <a href="https://www.nestle.com/sites/default/files/2023-03/creating-shared-value-sustainability-report-2022-en.pdf">https://www.nestle.com/sites/default/files/2023-03/creating-shared-value-sustainability-report-2022-en.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">NGUYEN, A.T., PARKER L., BRENNAN, L. &amp; LOCKREY, S. (2020). A Consumer Definition of Eco-Friendly Packaging, Journal of Cleaner Production, 252, 119792. DOI: <a href="https://doi.org/10.1016/j.jclepro.2019.119792">https://doi.org/10.1016/j.jclepro.2019.119792</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">PLANET ARK. (2023). “Recycling Behaviours Survey”. Erişim Tarihi 5 Aralık 2024, <a href="https://planetark.com/newsroom/research">https://planetark.com/newsroom/research</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">SHIPMAN, D. &amp; SAYGI, Y. B. (2020). Etiket Algısının Tüketicilerin Satın Alma Üzerindeki Etkileri. Beykoz Akademi Dergisi, 8(2), 217-228. DOI: <a href="https://doi.org/10.14514/byk.m.26515393.2020.8/2.217-228">https://doi.org/10.14514/byk.m.26515393.2020.8/2.217-228</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. TİCARET BAKANLIĞI. (2023, Temmuz). “Avustralya Kağıt ve Ambalaj Sektör Raporu”. Erişim Tarihi 14 Aralık 2024, <a href="https://ticaret.gov.tr/data/5b8a43345c7495406a226eec/2023_Avustralya%20Kağıt%20ve%20Ambalaj%20Sektör%20Raporu.pdf">https://ticaret.gov.tr/data/5b8a43345c7495406a226eec/2023_Avustralya%20Kağıt%20ve%20Ambalaj%20Sektör%20Raporu.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">THALER, R. H., &amp; SUNSTEIN, C. R. (2008).&nbsp;<em>Nudge: Improving decisions about health, wealth, and happiness.</em>&nbsp;New Haven: Yale University Press.</p>



<p class="wp-block-paragraph">WOOLWORTHS GROUP LIMITED. (2023). “2023 Annual Report”. Erişim Tarihi 27 Ocak 2025, <a href="https://www.woolworthsgroup.com.au/content/dam/wwg/investors/reports/2023/f23-full-year/Woolworths%20Group%202023%20Annual%20Report.pdf">https://www.woolworthsgroup.com.au/content/dam/wwg/investors/reports/2023/f23-full-year/Woolworths%20Group%202023%20Annual%20Report.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">WOOLWORTHS GROUP LIMITED. (2024, 12 Ağustos). “Recycling Labelling for Soft Plastics Packaging”. Erişim Tarihi 13 Şubat 2025, <a href="https://partnerhub.woolworthsgroup.com.au/s/article/Trade-Partner-Communications-Recycling-labelling-on-soft-plastics-packaging">https://partnerhub.woolworthsgroup.com.au/s/article/Trade-Partner-Communications-Recycling-labelling-on-soft-plastics-packaging</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a>&nbsp; Planet Ark, Avustralya merkezli, kar amacı gütmeyen bir çevre kuruluşudur. 1992 yılında kurulan Planet Ark’ın temel amacı, bireylerin, işletmelerin ve hükümetlerin daha sürdürülebilir ve çevreye duyarlı kararlar almasını sağlamaktır. ARL sisteminin geliştirilmesinde rol oynayan kurum Avustralya’daki “Recycling Near You” adlı web platformuyla geri dönüşüm rehberliği sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> Australian Packaging Covenant Organisation (APCO), Avustralya’da ambalaj atıklarını azaltmak ve sürdürülebilir ambalaj çözümlerini teşvik etmek amacıyla kurulmuş bir kâr amacı gütmeyen kuruluştur. Avustralya Hükümeti (özellikle Federal Çevre Bakanlığı) ile iş birliği içinde çalışır ve geri dönüşüm hedeflerini sektörle birlikte belirleyip uygulamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Rapora göre, Avustralyalı bir tüketici yılda ortalama 146 kg ambalaj kullanmakta; buna işyerleri arası tüketim (116 kg) ve diğer/ bilinmeyen tüketim (2 kg) eklendiğinde toplam kişi başı ambalaj tüketimi 264 kg olmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Birliğinden Birlikler Avrupası’na: Gümrük Birliği Örneği</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2025/07/08/avrupa-birliginden-birlikler-avrupasina-gumruk-birligi-ornegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Üzer &#38; Nurhan Verda Ecim]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 10:18:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 67]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Model Yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Customs Procedures]]></category>
		<category><![CDATA[DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Geopolitics and Subsidiarity]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük İşlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[International Paperless Trade]]></category>
		<category><![CDATA[Jeopolitik ve Yetki İkame İlkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Kağıtsız Ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[United Nations Model Laws]]></category>
		<category><![CDATA[WTO Electronic Commerce Agreement]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7992</guid>

					<description><![CDATA[Soğuk Savaş sonrasında yaşanan tek kutuplu dünya düzeni ile ülkemizin grand stratejisi arasındaki gerilimin günümüzde yavaş yavaş azalmasının, Avrupa Birliği ile ülkemiz arasındaki ilişkiler üzerinde etkili olması kaçınılmaz olacaktır. Dünyada yaşanmakta olan büyük jeopolitik kayma, Avrupa Birliği’ni bir arada tutan nedenler üzerinde de büyük bir baskı oluşturmaktadır. Ölçek ekonomilerinin ulus devlet boyutlarını çoktan aştığı 21. Yüzyılda, Avrupa Birliği bu duruma daha fazla ‘birlik’ olarak tepki vermeye hazırlanmaktadır. Bu hazırlığın temel taşlarından birisi de dijitalleşmenin de katkısıyla AB ölçeğinde bir çeşit gümrük idaresi kurulmasıdır. Bu yeni yapılanmanın temel ilkelerinin ise 20. Yüzyılın ortalarından itibaren Birleşmiş Milletler kapsamında tanımlandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yazıda, bu jeopolitik kayma ile ülkemiz grand stratejisi ele alınarak, AB’nin kendi Gümrük Birliğini derinleşme çalışmalarında ülkemizin yer almasının taşıdığı önem vurgulanmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Soğuk Savaş sonrasında yaşanan tek kutuplu dünya düzeni ile ülkemizin grand stratejisi arasındaki gerilimin günümüzde yavaş yavaş azalmasının, Avrupa Birliği ile ülkemiz arasındaki ilişkiler üzerinde etkili olması kaçınılmaz olacaktır. Dünyada yaşanmakta olan büyük jeopolitik kayma, Avrupa Birliği’ni bir arada tutan nedenler üzerinde de büyük bir baskı oluşturmaktadır. Ölçek ekonomilerinin ulus devlet boyutlarını çoktan aştığı 21. Yüzyılda, Avrupa Birliği bu duruma daha fazla ‘birlik’ olarak tepki vermeye hazırlanmaktadır. Bu hazırlığın temel taşlarından birisi de dijitalleşmenin de katkısıyla AB ölçeğinde bir çeşit gümrük idaresi kurulmasıdır. Bu yeni yapılanmanın temel ilkelerinin ise 20. Yüzyılın ortalarından itibaren Birleşmiş Milletler kapsamında tanımlandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yazıda, bu jeopolitik kayma ile ülkemiz grand stratejisi ele alınarak, AB’nin kendi Gümrük Birliğini derinleşme çalışmalarında ülkemizin yer almasının taşıdığı önem vurgulanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar kelimeler:</strong> Jeopolitik ve Yetki İkame İlkesi, Birleşmiş Milletler Model Yasaları, DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi, Uluslararası Kağıtsız Ticaret, Gümrük İşlemleri</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">The declining tension between the unipolar world order experienced after the Cold War and Türkiye’s grand strategy will inevitably have an impact on the relations between the European Union and Türkiye. Moreover, the current tectonic geopolitical shift also creates great pressure on the reasons that hold the European Union together. In the 21st century, when economies of scale have long surpassed the average size of a nation state, the European Union is preparing to respond to this situation as a being more &#8216;united&#8217;. One of the cornerstones of this preparation is the establishment of a customs administration on an EU scale with the contribution of digitalization. It would not be wrong to say that the basic principles of this new structure have been defined within the scope of the United Nations since the mid-20th century. In this article, this geopolitical shift and our country&#8217;s grand strategy are discussed and the importance of our country&#8217;s participation in the EU&#8217;s efforts is also emphasized.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Geopolitics and Subsidiarity, United Nations Model Laws, WTO Electronic Commerce Agreement, International Paperless Trade, Customs Procedures</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Dünya Ekonomik Forumu’ndaki konuşmasından:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Rusya&#8217;nın enerji şantajının da gösterdiği gibi tedarik zinciri bağımlılıklarımız bize karşı silah haline getirilmiş, pandemi gibi küresel şokların da uyarı vermeden ortaya çıkması zafiyet haline dönüşmüştür. Ayrıca, bizleri bir araya getiren deniz altı veri kablosu gibi pek çok unsur, Baltık Denizi&#8217;nden Tayvan Boğazı&#8217;na kadar hedef haline gelmiştir. 25 yıl önce hayal ettiğimiz iş birliğine dayanan dünya düzeni gerçeğe dönüşmemiş, fakat bunun yerine sert jeostratejik rekabetin olduğu yeni bir döneme girmiştir. Dünyanın büyük ekonomileri ham maddelere, yeni teknolojilere ve küresel ticaret yollarına erişim için yarışmaktadır. &#8230; Ancak küresel ekonomideki bağları koparmak kimsenin çıkarına değildir. Bunun yerine kuralları modernize etmemiz gerekmektedir. &#8230; Dünya değişiyor, biz de değişmeliyiz. Son 25 yıldır Avrupa, büyüme eğilimini devam ettirebilmek için küresel ticaretteki artış dalgasına güvendi, Rusya&#8217;dan gelen ucuz enerjiye güvendi ve kendi güvenliğini çok fazla dışarıya bağımlı hale getirdi (outsource). <u>Ancak o günler geride kaldı</u></em>.&#8221;<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa tarihi konusunda herhangi bir çalışma yapmış birisi iyi bilir ki, I. ve II. Dünya Savaşlarında insanlık tarihinin en korkunç katliamlarına sahne olmuş bu kıtadaki politik aktörlerin bir arada bulunmamaları için çok fazla neden vardır. Avrupa Birliği tarihi aslında bir yerde bu nedenlerin üstesinden neden ve nasıl gelindiği tarihidir. Avrupa Birliği varlığını II. Dünya Savaşı sonrası küresel güvenlik ve ticaret mimarisine borçlu olduğu kadar, ‘subsidiarity<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>’ ilkesine de borçludur. Bu ilke, alınan Birlik düzeyinde kararların vatandaşa mümkün olan en yakın idari aşama tarafından (ulus devlet, yerel yönetimler vs) hayata geçirilmesini amaçlamakta olup, bu durum Avrupa Birliği düzeyinde kabul edilen hukukun uygulanmasının fiilen ulus devletlere bırakılması anlamına gelmektedir. Her ne kadar Avrupa Birliği liderleri politik hassasiyetler nedeniyle açık bir şekilde belirtmekten kaçınsalar da, yaşamakta olduğumuz küresel jeopolitik depreme AB’nin cevabı bu ilkeyi zayıflatarak, AB’yi sadece hukuk oluşturmakta değil, uygulamada da ‘Birlik’ haline getirme şeklinde olacak gibi durmaktadır. ‘Subsidiarity’ ilkesinin AB’nin tutkalı olarak artık bu şekilde daha az kullanılmasının ülkemizin AB ile ilişkileri açısından da önemli sonuçları olacaktır. Bu yazıda bu sonuçlardan Ticaret Bakanlığını kısa vadede en çok etkileyecek olan ‘Gümrük Birliği’ reformu tartışılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye üç kıtanın geçiş yolları üzerinde, tarihi ve kültürel bağlarının haritası oldukça büyük olan ve ‘küresel düşünen, yerel hareket eden’ orta büyüklükte bir ülkedir. Yakın zamana kadar Avrupa Birliği, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in girişteki ifadesinde de belirttiği üzere, güvenliğini taşerona vermişti (outsource). Bu yüzden Avrupa Birliği yerel düşünen ve&nbsp; (ekonomik anlamda) küresel hareket eden bir devdi. Şimdi AB bunun tam tersini yapmaya hazırlanmaktadır. Kısalan tedarik zincirleri ve artık denizaltı kablosu gibi hepimizi bir araya getiren (kızım ben denizaltı kablosu diyorum gelinim sen Kuzey Akım II anla) unsurların artık daha riskli hale gelmesiyle, Avrupa Birliği de küresel düşünen bir uluslararası aktör haline gelmektedir. İşte bu yeni dönemde AB – Türkiye ilişkilerini ‘Gümrük Birliği modernizasyonu’ kavramı içine sığdırmaya çalışmak artık mümkün değildir. Değişen Avrupa Birliği’dir, değişen dünyadır. Türkiye ise bu yeni dünyadaki yerini zaten önceden büyük bir isabet ve öngörüyle tanımlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1990’ların jeopolitik koşulları yakın zamana kadar büyük ölçüde değişmeden kalmıştır. Ancak yakın zamanda yaşanan jeopolitik depremlerin Çin’in yükselişinin geri döndürülemezliği nedeniyle kalıcı olacağı konusunda genel bir mutabakat bulunmaktadır. Dolayısıyla 1990’ların jeopolitik ortamına uygun bir düzenleme olan Türkiye – AB Gümrük Birliği’nin modernizasyonu yerine bambaşka bir müzakere sürecine hazırlanmak faydalı olacaktır. Bu yeni paradigmanın nedensellik zincirini sağlam bir şekilde kurabilmek için temel varsayımlarımızı ve kabullerimizi baştan gözden geçirmek faydalı olabilir. Bu yazıda önce bahsettiğimiz jeopolitik deprem, MacKinder ve Mahan’ın jeopolitik teorileri hem tarihsel hem de günümüz açısından değerlendirilecektir. Daha sonra AB tarafından kendi içinde yürütülmekte olan ve üzerinde halen çalışılan Gümrük Reformu konusunda bilgi verilecektir. Takiben bu Gümrük Reformu’nun ana prensiplerinin daha iyi anlaşılması amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde 1960’lardan bu yana yürütülmekte olan çalışmalar ve bu çalışmaların önemli ölçüde somut çıktısı olarak kabul edilebilecek dijital ticaret ile ilgili Model Kanunlar (Model Laws) hakkında bilgi verilecektir. Bu sayede okuyucunun devam eden sürecin doğası hakkında daha derinlemesine bir sezgi sahibi olması amaçlanmaktadır. Ümidimiz tüm bu amaçları bu yazıda yerine getirebilmemiz halinde, yakın zamanda yaşanan ve halen yaşanmakta olan jeopolitik depremden sonra, Türkiye – AB ilişkilerinin ‘Gümrük Birliği modernizasyonunun’ çok ötesinde bir başka paradigmaya doğru evrilmekte olduğunu açık bir şekilde gösterebilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>JEOPOLİTİĞİ YENİDEN DÜŞÜNMEK</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeopolitik nedir? Jeopolitik, Mahan, MacKinder ve Spykman açısından bakıldığında, Kuzey Amerika demiryolu ağının denizlere hakim olacak bir donanma üretme kabiliyetinin, her ne pahasına olursa olsun kalpgahı saracak bir demiryolu ağının donanma üretme kabiliyetini engelleme kararlılığına verilen isimdir. Pasifik’te Çin’in yükselişi Kuşak Yol üzerinden bu kararlılığının tehlikede olabileceği konusunda güçlü sinyaller göndermiş ve ABD’nin pozisyonundaki bu güçlü savrulma Avrupa Birliği başta olmak üzere dünyanın her yerinde yine güçlü pozisyon kaymalarına neden olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">11.Mart.2025 tarihinde Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı von der Leyen tarafından Avrupa Birliği Parlamentosu’nda yapılan konuşma, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan küresel güvenlik mimarisinin temel ilkelerini bilenler açısından güçlü ifadeler içeren tarihi bir konuşmadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Bu, güç yoluyla barış için bir zamandır. Bu, ortak savunma çabası için bir zamandır. Avrupa Konseyi&#8217;nde Avrupa savunması konusunda sadece eşi benzeri görülmemiş değil, aynı zamanda sadece birkaç hafta önce tamamen düşünülemez olan bir fikir birliği gördüm. Farklı düşünmemiz ve buna göre hareket etmemiz gerektiği konusunda yeni bir anlayış var. … Avrupa güvenlik düzeni sarsılıyor ve yanılsamalarımızın çoğu paramparça oluyor. … <u>Barış temettüsünün tadını çıkardığımızı düşünüyorduk ama gerçekte sadece bir güvenlik açığı veriyorduk. <strong>Yanılsamaların (illusions) zamanı artık bitti</strong></u>”<a href="#_ftn3" id="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a></em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki o zaman güç nedir? Günümüz küresel güç mimarisinin temeli II. Dünya Savaşı’nda atılmıştır. Kısaca hatırlatmak gerekirse, İkinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren, devasa Amerikan savaş makinesinin harekete geçirilebilmesiydi. Bu makine ordu ve donanmadan daha fazlasıdır. Muazzam üretim gücüyle Rusya’nın Almanya karşısında uzun zaman dayanmasını sağlayan ve bu şekilde Alman ordusunu farklı cephelerde yıpranmaya zorlayarak Normandiya Çıkartmasına zemin hazırlanmasını sağlayan bu muazzam üretim gücünün kısa sürede harekete geçirilebilmesi olmuştur.&nbsp;&nbsp; Paul Krugman’ın da belirttiği gibi savaşı son kuruş kimde kaldıysa o kazanmış olur. Ve İkinci Dünya Savaşı’nda son kuruştan çok daha fazlası ABD’de kalmıştı. İşte o kuruş şimdi eriyor çünkü (Henry Kissenger’ın deyimiyle) son yirmi yüzyılın on sekizinde dünyanın en büyük ekonomik gücü olan Çin’in yükselişi, ABD’yi o son kuruşu harcamaya zorlamaktadır. İşte ABD’nin son zamanlardaki bu sert savrulmasının arkasındaki neden budur. ABD kuruşlarını artık Avrupa için harcamak istemiyor çünkü son kuruşa oldukça yaklaşmış durumda. Bir dahaki sefere II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi o muazzam savaş makinesini harekete geçirip geçiremeyeceği şu an için belirsiz ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursala von der Leyen’in yukarıdaki sözlerinin arkasında bu gerçek bulunmaktadır. Yanılsama ifadesini de “ABD’nin son kuruşa yaklaştığını yeni anlamaya başladık” olarak okumak faydalı olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulus devletlerin ortaya çıkışı ile düzenli orduların ortaya çıkışı arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır. Düzenli orduların ‘düzenli’ halde tutulabilmesi için ‘düzenli’ bir gelir gerekmekteydi, bunun için maliye sistemleri modernleştirildi, ‘düzenli’ maliye için gelir tabanının genişletilmesi gerekmekteydi, düzenli ordunun kullanacağı her türlü araç ve ekipmanın modernleştirilmesi ve en son teknolojiye uygun hale getirilmesi ve bunun için de güçlü bir sanayi gerekiyordu, bir süre sonra tüm bu unsurlar birbirini besler hale geldi, güçlü sanayi iş imkanları ve tüketimin de artmasını sağladı, bu sayede nüfus arttı vb. Ulus devletlerin bu kadar büyük üretim gücü ortaya çıkarma kapasitesi ‘savaş makinesi’ kavramını da ortaya çıkarttı. Her ne kadar uluslararası ilişkilerde savaş makinesi kavramı özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra gözden düşmüş olsa da, bugünü anlamak için tarihi, tarihi anlamak için de özellikle sanayileşme çağından sonra da savaş makinesi kavramını anlamak önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın kaybetmesinin nedeni, İngiliz ve Fransızların ve hatta belki Rusların çok iyi savaşmaları değildi. ‘Blitzkrieg’ başlarda önemli başarılar elde etmiş ve tüm Avrupa’yı neredeyse kontrol etmeye başlamıştı. Romanya’da yeteri kadar petrol olmadığının anlaşılması ve Rus direnişi nedeniyle, Asya’nın kaynaklarına ulaşılamamasına ek olarak Atlantik’teki Alman ve İngiliz&nbsp; ABD donanmaları arasındaki savaş, Almanya’nın direnme gücünü kırmıştır ve Alman savaş makinesini bir süre sonra etkisiz hale getirmiştir. Benzer bir durumu Napolyon da yaşamıştır. İngiliz donanmasının faaliyetleri nedeniyle, Fransa kolonilerinden beslenememiş ve savaş makinesinin etkinliği bir süre sonra zayıflamaya başlamıştır. Benzer durum, Japonya’nın da başına gelmiştir. ABD donanmasının ablukası başladıktan sonra, petrol başta olmak üzere değerli kaynaklara ulaşım sıkıntıya girmiş ve Japon savaş makinesi bir süre sonra teklemeye başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin çöküşü de benzer bir yol izlemiştir. Sovyetler Birliği’nin devasa büyüklüğü her ne kadar bu süreci yavaşlatsa da, “containment politikası” bu sürecin çalışmasına katkı sağlamıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan küresel düzenin temel taşlarından birisi de, Alman ve Japon savaş makinelerinin harekete geçmesini engellemek, Sovyet savaş makinesini de boğmaktı. Bu nedenle pek çok kişi bu dönemdeki küresel düzeni satranç oyunundan ziyade, “go oyununa” benzetmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yavaş yavaş seslendirilmeye başlayan gerçekler bulunmaktadır: Çin, kendi savaş makinesini inşa ediyor, Çin’in geniş bir arka bahçesi var, ABD bu arka bahçeye ulaşamamakta ve ABD’nin ‘iki buçuk savaş’<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a> kavramı geçerliliğini yitirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği yetkilileri bugünlerde Avrupa Savunma Birliği konusunu sıklıkla gündeme getirmektedirler. Bu konuşmalarda ortak bir ordu kurulmasına daha az değinilmekte, esas ağırlık noktası AB çapında güçlü bir savunma sanayi kurmak olarak ortaya çıkmaktadır. Bu şu anlama gelmektedir: Avrupa kendi savaş makinesini inşa etmelidir. Bunun için başlangıçta 800 milyar Euro gibi çok büyük bir miktar telaffuz edilmektedir. Peki neyin güvenliği? Doğal kaynak fiyatlarında hatırı sayılır bir artış ve küresel go oyununda ticaret açısından daha avantajlı pozisyon üzerinde barışçıl bir mutabakat artık mümkünken, Ukrayna karşısında bu kadar zorlanan ve nüfusunu yaşlanma nedeniyle yavaş yavaş kaybetmekte olan Rusya, neden Avrupa’yı işgal etmek istesin? Avrupa’yı işgal etmek demek genç erkek nüfusunun en verimli kısmını cepheye sürmek demektir, ki Rusya’nın böyle bir lükse sahip olmadığını anlamak önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği’nin güvenlik kaygısını daha iyi anlamak için, 20. Yüzyıl başına ABD grand stratejisinin önemli jeopolitik yazarlarından Alfred Mahan’a bakmak gerekmektedir. 19. Yüzyılın sonlarında iç savaştan yeni çıkmış ABD, demiryolu başta olmak üzere iç ulaşım hatları ve sanayi inşası ile meşguldü. Donanması o zamanın koşullarında zayıftı, çünkü Kuzey Amerika’nın bir başka güç tarafından işgal edilmesi beklenen bir durum değildi ve bu yüzden de güçlü bir donanmaya ihtiyaç duymamaktaydı. Mahan, işgal ihtimali bu kadar zayıf olmasına rağmen ABD’nin yine de güçlü bir donanma sahibi olmasının önemine dikkat çekmiştir. Mahan’a göre, Amerikan sanayisi güçlenmekte olup, ABD’li üreticiler sadece iç pazara değil, dış pazarlara da ulaşma konusunda önemli atılımlar yapmaktaydılar. Mahan, ABD menşeli yük taşıyan ticaret gemilerinin güvenliğinin sağlanmasının, İngiltere donanması tarafından sağlandığı, ancak bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını vurgulayarak, ABD menşeli yük taşıyan gemilerin korunması için bir donanma inşasına başlanması gerektiğini öne sürmüştür. Daha açık bir ifadeyle, ticaret güvenlikten bağımsız değildir, Kuzey Amerika gibi yüksek üretim gücüne sahip bir dev dünya sahnesine çıkmaktadır ve bu sürecin doğru yönetilebilmesi için okyanuslardaki taşımacılığın güvenliğinin artık bizzat ABD tarafından sağlanması gerekmektedir. Elbette bu güvenliği sağlamak maliyetli bir iştir ve maliyeti güvenlik tedariği hizmeti olarak diğer devletlerden tahsil edilmesi için pek çok yol bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD donanması açık denizlerde güvenliği sağlamasından kaynaklanan senyoraj hakkını ABD doları ve tamamının uzun vadede geri ödenmesi kuşkulu borçlanma araçları üzerinden geri alabilmiştir. Avrupa ülkeleri dünyanın her yerine ürünlerini güvenle taşıyabilmişlerdir ve bunun için de görünüşte yüksek maliyetlere katlanmak zorunda kalmamışlardır. Görünüşte ABD donanması sadece ve sadece dünya barışı ve insanlığın yükselişine katkı sağlamak için bu kadar maliyetli bir hizmeti on yıllarca devam ettirmiştir. Gerçekte ise Japonya başta olmak üzere ülkenin üretim fazlasını borçlanma, sigorta ve nakliye maliyetleri, diplomatik sessizlik, askeri donukluk vb yöntemlerle geri almıştır. Bu durum gerçekten de küreselleşmeyi hızlandırarak, tüm insanlığın bir şekilde birbiriyle daha fazla diyalog kurmasına ve küresel refahın artmasına neden olmuştur. Ancak, hiçbir şey sonsuza kadar devam etmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin donanmasının gittikçe güçlenmesi ve Çin’in de ABD gibi işgal edilemeyecek bir ülke olmasına ek olarak, Çin’in üretim gücünün bu kadar kısa zamanda bu noktalara geleceğinin tahmin edilememiş olması, uzun mesafe taşımacılığın açık denizlere bu kadar bağımlı olduğu bir dünyada işlerin önemli ölçüde değişmekte olduğuna işaret etmektedir. Soru esas olarak şudur: Çin, savaş makinesini harekete geçirir mi? Türkiye bu sorunun cevabını bulmaya çalışırken, İkinci Dünya Savaşı stratejistlerinin gündeminde olmayan iki noktanın daha dikkate alınması gerekmektedir. Nükleer silahlar, oyunu çoktan değiştirmiştir ve Çin dahil dünya nüfusu yaşlanmaktadır. Bu iki husus şuna işaret etmektedir: Karşı tarafın savaş makinesini durdurmak mümkün olmuyorsa, yavaşlatmak için ordular dışında başka yollar da bulunmaktadır: savaş makinelerinin beslenmesini engellemek. II. Dünya Savaşı sonuna kadar ABD Japonya’yı işgal etmemiştir, petrolün ulaşımını engellemesi ile nükleer iki bomba (ki bugünkü nükleer kapasiteler ile karşılaştırıldığında bu bombalar çata pat gibi kalırdı) bu hedefi biraz zaman alsa da gerçekleştirmiştir. Zamanı, müttefik olarak yanına çekmek iyi bir stratejidir. (Kendi enerjini harcama, bırak karşı tarafın yıkıcı iç enerjileri, senin için bu işi yapsın. Bunun için de karşı tarafın beslendiği kaynakları zayıflat.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın arka bahçesi yoktu, işte bu yüzden II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ile anlaşmak ve boyun eğmek zorunda kaldı. Ancak, Çin’in arka bahçesi bulunmaktadır. Peki aynı durum Avrupa Birliği için de geçerli midir? İşte Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı’nın konuşmasındaki tehdit algısını yorumlamak için bu jeopolitik arka plana ihtiyaç duymaktayız. Avrupa Birliği bugüne kadar II. Dünya Savaşı Japonya’sı gibi bir arka bahçeye ihtiyaç duymamıştı çünkü, Mahan’ın işaret ettiği üzere ticaret gemilerinin güvenliği ABD donanması tarafından sağlanıyordu, SSCB tehlikesi, büyük ölçüde ABD nükleer şemsiyesi tarafından gideriliyordu ve Batı Avrupa devletlerinin yapması gereken tek şey, çeşitli yollarla (uzun mesafe taşımacılık sigorta primi, yüksek petrol faturası, geri ödenmesi zamana bırakılmış ABD Hazine kağıtları alma gibi üstü kapalı şekilde) bunun ücretini düzenli olarak ödemekteydi. Sorun yoktu. Ama artık var. Çünkü ABD Çin yüzünden bu üstü kapalı sözleşmeyi feshediyor. Küreselleşmede yeni bir dönem başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeopolitik, aslında uzun mesafe taşımacılık hatlarının güvenliği ile yakından ilişkilidir. Bu konuyu daha anlamak için yine Mahan’a dönmemiz faydalı olacaktır. Mahan denizde stratejik olarak önem arz eden bir kıyı bölgesini kontrol edebilmek için bu bölgeye güç yığmanın anlamlı olmadığını, bunun yerine çevik, hızlı hareket edebilen ve etkili ateş gücüne sahip bir deniz gücü yoluyla daha az maliyet ve kaynak kullanımıyla bu bölgenin daha rahat kontrol edilebileceğini ifade etmekteydi. Dolayısıyla açık denizler kontrol edilebildiği sürece, karaları kontrol edebilmek daha kolaylaşabilir. ABD küresel askeri stratejisi buna göre oluşturulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak uzun mesafe taşımacılık hatlarının güvenliğini sağlamanın bir başka yolu daha bulunmaktadır, bunun en iyi örneği Montrö’dür. Pek sık bahsi geçmese de, Montrö Sözleşmesi küresel güvenlik mimarisinin önemli taşlarından birisidir. Montrö bugüne kadar biri sıcak diğeri soğuk, iki dünya savaşını ve 90’ların tek kutuplu dünyasını başarıyla atlatmıştır. Montrö’nün başarısındaki kilit unsur, grand stratejilerin inşasında fayda zarar hesaplamalarını barışın tesisi lehine yapılmasını sağlamaktır. Bunu şöyle düşünelim. Bir futbol maçı var. Ama sahamız düz değil, bir tarafın kalesine doğru eğimli. Bu durumda yüksekte kalan kaleyi koruyan takım avantajlı olur, çünkü karşı takım hücuma geçtiğinde daha fazla efor harcaması germektedir, ancak yüksekteki kaleye sahip takım hücuma geçtiğinde çok daha kolay karşı takımın kalesine ulaşır, attığı şutlar daha uzun mesafe gidebilir vs. İşte Montrö küresel güvenlik mimarisinde barışa daha fazla şans tanımaktadır. Çünkü Rus jeopolitiği açısından ticaret gemilerinin güvenliğini bir dereceye kadar garanti ederek barışın kalesini yükseltmekte ve Türkiye gibi barış destekçisi ülkelerin şutlarının daha uzun mesafeye ulaşmasını sağlamaktadır. Montrö’deki dehayı Asya’nın geri kalanına yaymalıyız. İşte bu yeni küresel paradigmada AB – Türkiye ilişkilerinin temeline bu dehayı mutlaka koymalıyız. Bu yazının konusu bu tespit olup, bu uzun girişin de gelmek istediği nokta burasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YENİ PARADİGMADA JEOPOLİTİK VE GÜMRÜKLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret gemilerinin sorunsuz şekilde limanlar arasında hareket edebilmesi örneğine geri dönelim. Gemilerin güvenliğinin sağlanması toplam maliyetleri etkileyen etkenlerden sadece bir tanesidir. Ticaret doğası gereği sürekli olmalıdır, gemilere yapılacak saldırılar kadar fırtınalar, güçlü akıntılar vb. unsurlar toplam maliyeti artırır. Benzer şekilde, gümrüklerde sık yaşanan sorunlar da ticaret üzerinde benzer bir etki gösterir, ama fırtınaları ve akıntıları durdurmak veya devasa buz kitlelerini kırmak çoğunlukla mümkün değilken, uluslararası iş birliği ile gümrük sorunlarını ve ticaret maliyetlerini azaltmak mümkündür. Bu iş karada yapıldığında ise büyük donanmalara ihtiyaç yoktur. Çünkü açık denizlerin sahibi yok iken, karaların (çok küçük alanlar haricinde) sahibi vardır. İşte bu ulusal egemenler arasındaki işbirliği, tek bir küresel donanma ihtiyacını ortadan kaldırır ve dolayısıyla da küresel ticaretin kesintisiz ve düşük maliyetle devamı için gerekli ortamı hazırlayabilir. Yaşlanan bir dünyada ulus devletlerin çok, sürekli ve fazla da emek gerekmeyen paraya ihtiyacı olacaktır, hatta bu durum yavaş yavaş yaşanmaktadır. Rusya II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, 10 milyondan fazla genç çalışma yaşındaki erkeği kaybetme lüksünü göze alamaz. Çünkü en iyimser nüfus projeksiyonları bile Rus demografik yapısındaki bu eğilimin geri döndürülemeyeceğini göstermektedir. Evet Rusya, ABD jeopolitik sözleşmesini feshetmekte olduğu için AB ülkelerinin tamamını bir süreliğine işgal edebilir, ama bunun bedelini nüfus anlamında çok ağır öder. Fakat kara uzun mesafe hatlarının güvenliğine katkı sağladığı (veya hiçbir şey yapmayacağı) için kazanç sağladığı sürdürülebilir bir dengeyi tercih edeceğini beklemek anlamlı olacaktır<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a>. Sonuç olarak, AB’nin güvenliği meselesini kavramak için Rusya’dan daha fazlasına bakmak gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD Başkanı Trump’ın seçilmesiyle başlayan süreci doğru okumak, Türkiye – Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceği hakkında doğru öngörülerin yapılabilmesi açısından önem arz etmektedir. Daha açık söylemek gerekirse, yakın zamanda AB’nin artan güvenlik söylemlerinin ne anlama geldiğini, hatta daha da açık söylemek gerekirse, AB yetkililerinin dilinin altında ne olduğunu net bir şekilde anlamak, Türkiye’nin ticaret ve güvenlik stratejilerinin taktik düzeyde şekillendirilmesi açısından önem arz etmektedir. Türkiye kendi güvenlik ve ticaret politikalarını grand strateji düzeyinde çoktan şekillendirmiş ve seçimlerini yapmıştır. Bu grand strateji Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine gömülü durumdadır, sadece bu durumun aynı zamanda Ebedi Barış’a da hizmet edeceğini insanlık kollektif bilincinin anlaması gerekmektedir. İşte Avrupa Birliği’nin Hegel’in kavramlarıyla ‘an sich’ durumundan ‘für sich’ durumuna geçmeye başlamasının da katkısıyla, Türkiye’nin temellerine gömülü durumdaki bu grand stratejinin hayata geçmesi sayesinde, insanlığın tarihi yolculuğunda önemli bir aşamanın da geçilmesine katkı sağlama olasılığı bulunmaktadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada esas soruyu sormanın vakti geldi: ABD’nin bu kadar hızlı ve radikal bir şekilde savrulmasının nedeni nedir? Elbette konu sadece Cumhuriyetçilerin Demokratları sevmemesi değildir. Konunun ekonomik temellerini anlamadan, ABD’nin neden son kuruşa yaklaşmakta olduğunu hissettiğini kavramak mümkün olmayabilir. Bu sorunun cevabı Başkan Yardımcısı J.D. Vance tarafından 18 Mart 2025 tarihinde ‘American Dynamism Summit’de yaptığı konuşmada net bir şekilde verilmiştir<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Küreselleşmeye konusunda, ABD’de yönetici sınıfının iki kibirli düşüncesi vardı. Birincisi, ürünlerin yapımını ürünlerin tasarımından ayırabileceğimizi varsaymaktı. Zengin ülkelerin değer zincirinde zamanla daha yukarılara çıkacağı, fakir ülkelerin ise daha basit ürünler yapacağı bir çeşit küreselleşme fikri bulunmaktaydı. …. Ancak, zamanla üretim yapan yerlerin genellikle ürün tasarımında daha iyi oldukları ortaya çıkmaktadır. Hepinizin çok iyi anladığı gibi ağ etkileri (network effects) bulunmaktadır. Ürünleri tasarlayan firmalar, doğal olarak üretim yapan firmalarla çalışmaktadırlar. Fikri mülkiyeti paylaşırlar, en iyi uygulamaları paylaşırlar ve hatta bazen kritik çalışanları paylaşırlar. Diğer ulusların değer zincirinde her zaman arkamızdan geleceğini varsayıyoruz ama, bu ülkelerin değer zincirinin alt kısımlarında daha iyi hale geldikçe, üst kısımlara da ulaşmaya başladıkları ortaya çıkmaktadır. Yani her iki uçtan da sıkıştırılıyoruz. Bu, küreselleşmenin bahsettiğim ilk kibirli düşüncesidir.&nbsp; İkinci kibirli düşünce ise, ucuz işgücünün temelde yeniliği engelleyen bir krize neden olduğu, hatta çok sayıda Amerikan firmasının bağımlı olduğu bir uyuşturucu haline gelmesi ile ilgilidir. Bir ürünü daha ucuza üretebilirsiniz, bunu yapmak yenilik yapmaktan çok daha kolaydır. Fabrikaları ucuz işgücü ekonomilerine taşımamız veya göç sistemi aracılığıyla ucuz işgücü ithal etmemiz Batı ekonomilerini bu uyuşturucuya bağımlı hale getirmiştir. Kanada&#8217;dan İngiltere&#8217;ye kadar büyük miktarda ucuz işgücü ithal eden ülkelere bakarsanız, hemen hemen hepsinde üretkenliğin durgunlaştığını görürsünüz</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomi kuramları açısından bakıldığında, bu konuşma, Ricardo’yu yanlışlamakta, jeoekonomik teorileri ise doğrulamaktadır. Ricardo kendi döneminin İngiltere’sinin tekstil, Portekiz’inin ise şarap üretimi yapması ve bu iki ürünün değişimi durumunda her iki tarafın refahının en üst düzeye çıkacağını öne sürmüştür. Jeoekonomik teoriler ise tekstil üretimi ile şarap üretiminin aynı olmadığı, tekstil üretiminin (o zamanın koşullarında) sınai know how’ın daha hızlı ilerlemesi yanında, buhar ve makine teknolojisindeki hızlı ilerlemeler nedeniyle askeri gücün de zamanla daha hızlı artacağını, bu nedenle tekstil üreten ülkenin askeri gücünün daha hızlı artması nedeniyle şarap üreten ülkeyi eninde sonunda bir şekilde egemenliği altına alacağını öne sürmektedir. Tarih ve Sayın Vance jeoekonomiyi haklı çıkarmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla ABD’nin bu hızlı ve radikal savrulmasının arkasında ABD entelijansiyasının Ricardo’dan jeoekonomiye geçmiş olduğunun su yüzüne çıkmış olması yatmaktadır. II Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ABD küresel hegemon olduğu için, şarap mı yoksa tekstil üreteceğine kendisi karar verebiliyordu, bu nedenle dünyaya Ricardo temelli neoklasik düşünceyi küresel üniversite ağı üzerindeki etkisi sayesinde rahatça kabul ettirebildi. Ancak, küresel hegemonyasının Çin’in güçlenişi nedeniyle nispi olarak azalmakta olması nedeniyle, artık şarap üretmeye zorlanabileceğini hissetmeye başladı. II Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel güvenlik mimarisindeki bu sarsıntı, kendini ilk olarak küresel para sisteminde ABD hegemonyasının zayıflaması nedeniyle göstermeye başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki ABD’nin manevra alanı tam olarak ne kadar daralmış durumdadır? Atlantik Konseyi’nin bir raporunda aşağıdaki tespitler yapılmaktadır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>1985&#8217;te Fransa, Almanya, Japonya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nden maliye bakanları, New York Şehri&#8217;ndeki Plaza Oteli&#8217;nde ABD dolarını kasıtlı olarak devalüe etmek için bir anlaşmaya vardılar. Plaza Anlaşması&#8217;ndan önceki beş yılda, ABD dolar değerini iki katına çıkararak küresel ticareti altüst etme ve uluslararası finans sistemini istikrarsızlaştırma tehdidinde bulundu. Bugün, Washington bir kez daha bir para birimi anlaşması olasılığı hakkında konuşmaktadır. Bu sefer, mekan Trump&#8217;ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi&#8217;nin yeni başkanı Stephen Miran&#8217;ın &#8220;Mar-a-Lago Anlaşması&#8221; olarak tanımladığı şey için güneye taşınabilir. Miran, Eylül ayındaki bir raporda, ABD dolarının aşırı değerlenmesinin &#8220;ekonomik hoşnutsuzluğun köklerinden&#8221; sorumlu olduğunu ilan etti. &#8230; <u>Elbette sorun, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin en yüksek ticaret açığına sahip olduğu ülkelerin artık bu güvenlik şemsiyesine bağımlı müttefikler olmamasıdır.</u> Amerika Birleşik Devletleri, 1985&#8217;te Fransa, Almanya, Japonya ve Birleşik Krallık için güvenlik garantisi sağladı. Plaza Anlaşması&#8217;nın bu imzacıları, 80&#8217;lerde tüm denizaşırı ABD askeri üslerinin neredeyse dörtte birine ev sahipliği yapıyordu. 2025&#8217;te ne Çin, ne Meksika ne de Vietnam ABD ordusuna güvenmiyor. Paylaşılan güvenlik teşviği olmadan, sadece tarifeler müttefik olmayanları bir para birimi anlaşmasına itmek için yeterli midir? Çin için yeterli görünmemektedir. Direnişin önemli bir nedeni, Pekin&#8217;in Plaza Anlaşması&#8217;ndan sonra Japonya&#8217;nın deneyimini uyarıcı bir hikaye olarak görmesidir.”<a href="#_ftn7" id="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a> </em>(Japon ekonomisi bu Anlaşmadan sonra günümüze kadar yavaşladı ve kendini bir daha toparlayamadı).</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin dünya ekonomisindeki pozisyonu sadece uzun mesafe ticaret hatlarının güvenliğini sağlaması ile sınırlı değildir. Ticaret yapmak için az veya çok karşılıklı güven gerekir, koskoca bir dünyada herkesin birbirini tanıması mümkün değildir, o yüzden ödemelerin ve teslimatların zamana yayıldığı durumlarda para, kredi ve bankacılık mekanizması bu boşluğu doldurur. ABD’nin üretim ve savaş gücü, tüm insanlığa mevcut düzenin bir şekilde devam edeceğinin garantisini verdiği için doların bahse konu güven boşluğunu bir dereceye doldurulmasına katkı sağlamıştır. Sonuçta elinizde dolar varsa eninde sonunda bir şeyler alabileceğini bilirsiniz, çünkü ABD dünyanın neresinde olursanız olun sizin ihtiyaç duyacağınız şeyleri üretme ve kapınıza teslim etme kabiliyetine sahiptir, en fazla biraz daha pahalı olur. Ama şimdi Çin artan üretim ve innovasyon kabiliyetine ek olarak ile Kuşak Yol İnisiyatifi ile aynı taahhüdü yerine getirmeye başlamıştır. Ancak, ABD açısından tek sorun yeni bir rakibin ortaya çıkması değildir, bir başka sorun daha bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump&#8217;ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi&#8217;nin yeni başkanı Miran ABD’nin bu diğer sorununu Triffin paradoksu üzerinden açıklamaktadır: “(Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra) <em>büyük jeopolitik rakipleri olmayan ABD liderleri, azalan endüstriyel tesislerin önemini en aza indirebileceklerine inanıyorlardı. Ancak Çin ve Rusya&#8217;nın sadece ticaret değil, güvenlik tehditleri olması nedeniyle, sağlam ve iyi çeşitlendirilmiş bir üretim sektörüne sahip olmak yenilenmiş bir gerekliliktir. Silah ve savunma sistemleri üretebileceğiniz bir tedarik zinciriniz yoksa, ulusal güvenliğiniz de yoktur. Başkan Trump&#8217;ın iddia ettiği gibi, &#8220;çeliğiniz yoksa, bir ülkeniz de yoktur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Triffin dünyasında, rezerv varlık </em>(para, hazine tahvili vb)<em> üreticisi, rezerv varlıklarını ihraç etmenin diğer yüzü olarak sürekli cari hesap açıkları vermelidir. ABD Hazine menkul kıymetleri, küresel ticaret sistemini besleyen ihraç edilen ürünler haline gelmiştir. Bunları ihraç ederek, Amerika daha sonra genellikle ithal mallara harcanan dövizi temin etmektedir. Amerika, çok fazla ithalat yaptığı için değil, rezerv varlıkları sağlamak ve küresel büyümeyi kolaylaştırmak için Hazine menkul değerleri ihraç etmek zorunda olduğu için çok fazla ithalat yapmaktadır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>ABD ekonomisi küresel GSYİH&#8217;ye oranla küçüldükçe, küresel ticareti ve tasarruf havuzlarını finanse etmek için yönetmesi gereken cari hesap veya mali açık, yerel ekonomiye oranla büyümektedir. Bu nedenle, dünyanın geri kalanı büyüdükçe, kendi ihracat sektörlerimiz için sonuçlar (ithalatı teşvik eden aşırı değerli dolar) katlanılması daha zor hale gelir ve ekonominin o kısmına verilen açık artar. … Sonunda (teoride), bu tür açıkların rezerv varlığında kredi riskini tetikleyecek kadar büyüdüğü bir Triffin &#8220;eşik noktasına&#8221; ulaşılır. Rezerv ülke rezerv statüsünü kaybedebilir ve küresel istikrarsızlık dalgasına yol açabilir ve buna Triffin &#8220;ikilemi&#8221; denir. Gerçekten de, rezerv para birimi olmanın paradoksu, kalıcı ikiz açıklara yol açmasıdır ve bu da zamanla kamu ve dış borcun sürdürülemez bir şekilde birikmesine yol açar ve bu da sonunda böyle büyük bir borçlu ekonomisinin güvenliğini ve rezerv para birimi statüsünü zayıflatır.”<a href="#_ftn8" id="_ftnref8"><strong>[8]</strong></a></em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında dahası da var. Doların değerinin diğer para birimleri karşısında düşürülmesinin tek etkisi, ihracatın daha rekabetçi olması değildir. Para piyasalarında devletlerin hazine birimleri tarafından kutsal kâseden daha iyi saklanan sır, enflasyona ek olarak paranın (eğer faizlerde hızlı bir artış olmazsa) değer kaybetmesinin toplam borcu zamanla eritmesidir. Paranız diğer paralar karşısında değer kaybederse, borcunuzu geri ödemek için daha çok çaba harcamanız gerekir. Daha net konuşmak gerekirse, ABD’nin gelecek yıllardaki sadece borçları değil, toplam yükümlülükleri de hesaba katılırsa finansal durumu kötüleşmektedir. Daha da kesin ve gerçekçi konuşmak gerekirse, mevcut haliyle devam etseydi, 2050’lerde ABD’de emekli olmak kötü bir fikir olabilirdi, çünkü sermaye ve hisse piyasalarındaki para çoktan başka kıtalara taşınmış olabilir. Bu durumda da, devlet tarafından yürütülen bir emeklilik sisteminin büyük ölçüde olmadığı ABD’de, mevcut özel ve yarı kamusal emeklilik sistemi, tarihin gördüğü en büyük finansal kusurlu taahhüt olarak ortaya çıkabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD Doları’nın küresel rezerv para birimi olma durumunu kaybetme tehlikesi henüz tam anlamıyla ortaya çıkmamış olsa da, Triffin eşik noktası yaklaşmaktadır ve ABD ilk adım olarak tarifeler yoluyla rezerv para birimi olma maliyetini düşürmeye çalışmaktadır. Burada sorun ikinci adımı atıp atamayacağıdır. Çünkü Çin donanması, ABD donanması ile karşılaştırılabilir duruma gelmektedir ve Plaza Anlaşması 2.0’ın yeniden hayata geçirilmesi mümkün olmayabilir, çünkü küresel güvenlik ile ticaret arasındaki bağ şekil değiştirmektedir. ABD Triffin eşik noktasından kaçınmak ve çifte açıkları (ticaret ve bütçe açıkları) azaltmak için diğer ülkeleri tarifler üzerinden zorlamaya başladı, çünkü artık dünya ne 1980’lerin dünyası ne de ABD 1980’lerin ABD’sidir. İkinci bir Plaza Anlaşmasının da mümkün olmayabileceği ortaya çıkmaktadır. Bu durum da, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in ifadesiyle, Avrupa Birliği’nin derin bir yanılsamadan uyanmasına neden olmuştur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak Rusya (veya Afrika veya Ortadoğu’dan hızlı ve beklenmedik bir göç dalgasına ek olarak tedarik hatlarında ani ve beklenmedik kesintiler gibi) herhangi bir güvenlik tehdidine karşı koyabilmek için Avrupa Birliği’nin savaş makinesini çalıştırmaya başlaması gerekmektedir, bunun için de çok ama çok girdiye ve güçlü tedarik hatlarına ihtiyacı bulunmaktadır. Ancak, eğer ABD donanması artık açık denizlerin güvenliğini eskisi kadar sağlayamamaya başlarsa, o zaman karasal tedarik hatları daha güvenilir ve sürdürülebilir bir hale gelebilir. Nihayetinde, Napolyon Fransa’sı, Weimar ve Hitler Almanyaları ile Sovyetler Birliği gibi pek çok örnek karşısında, ABD donanması Pasifiğe taşınmaya hazırlanırken ve ABD’nin iki buçuk savaş konsepti çökerken, Türkiye olarak, Avrupa Birliğinin sağlıklı bir tarihsel ve jeopolitik okuma yapacağını varsaymak durumundayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konuyu daha da açmak gerekirse, daha önce açık denizlere dayanan tedarik hatlarını kullanabilmek için sadece ABD’yi memnun etmek yeterliydi, bunun için de tamamının faiziyle birlikte uzun vadede geri ödenmesi kuşkulu olan ABD Hazine tahvilleri almak ve ‘yerel düşünüp (ABD küresel hedefleri doğrultusunda) küresel davranmak’ iyi bir stratejik seçimdi. (Çin de bu durumdan uzun on yıllar boyunca faydalanmış, Dünya Ticaret Örgütü’ne üyelik bunun somutlaşmış adımı olmuştur). Ancak tedarik hatlarının güvenliği havucu riske girmiş durumdadır ve Avrupa Birliği’nin algıladığı esas tehdit de budur. Avrupa Birliği’nin bu riski azaltmak için yapabileceği tek şey, tedarik hatlarını çeşitlendirmektir. ‘Yumurtaları aynı sepete koymamak’ olarak adlandırabileceğimiz bu strateji, Türkiye gibi kıtaların kavşak noktasında olan ve uzun geçmişe sahip devlet ve ordu geleneğine sahip bir ülke de, farklı sepet imkanları sunma konusunda mükemmel bir konumda olabilir. Türkiye ise bu yeni durum sayesinde ‘yurtta barış dünyada barış’ ilkesini hayata daha fazla geçirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AVRUPA BİRLİĞİNDEN BİRLİKLER AVRUPASINA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliğinin ‘subsidiarity’ ilkesi (yetki ikamesi ilkesi), uygulamayı büyük ölçüde ulus devletlerin inisiyatifine bırakarak ve Avrupa Birliği’nin inşasında bir çeşit etkin bir şekilde çalışan kısa yol oluşturarak, Birliğin dağılmasına neden olabilecek güçlerin etkisinin azalmasına katkı sağlamıştır. Bu ilke sayesinde, mevcut gerilimler AB Komisyonu, Konseyi ve Parlamentosu’na ek olarak Üye Devletler Hükümet Başkanları arasındaki günlük işleyiş ve pazarlıkların içinde önemli ölçüde eritilebilmiş ve bu gerilimlere rağmen ‘Birlik’ inşası süreci çeşitli zorlukların etrafından dolaşarak bugüne kadar devam edebilmiştir. Ancak özellikle AB Komisyon Başkanı Von der Leyen başta olmak üzere AB liderleri ile AB sanayisi temsilcilerinin açıklamalarından anlaşılan, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Avrupa savunmasını ikram etmekten vazgeçmesini yüksek sesle söylemesi nedenleriyle, artık Birliğin bir arada kalmak için iktisadi refahtan çok daha güçlü nedenlere sahip olduğunun yavaş yavaş anlaşılmasıdır. Avrupa Birliğinin bu duruma daha çok ‘birlik’ olarak cevap vermeye hazırlanmaktadır. Bu durum da, açık bir şekilde belirtilmese de, sadece Avrupa Birliğinin ‘birlik olarak’ artık yavaş yavaş hukuk inşası aşamasından, yürütme ve hatta yargı aşamalarını da güçlendirmeye başladığı / başlayacağı anlamına gelmektedir. Ancak, bu süreç aynı zamanda Avrupa Birliği’nin ihtiyaç duyacağı esnekliğin azalacağı anlamına gelecektir. Bu konuda liderlerden henüz net bir açıklama gelmese de, bu sorunun Avrupa Birliği’nden tekrar Avrupa Birliklerine geçiş ile çözüleceği yönünde bir tahminde bulunmak mümkün olabilir. Üye devletler uygun gördükleri Birliğe hemen üye olabilirler, diğerleri için ise müzakereler zamana yayılabilir. Bu şekilde Avrupa Birliği, hem mevcut küresel tektonik değişimler karşısında hızlı hareket edebilir, hem de varlığı açısından elzem olan esneklik bir ölçüde korumuş olabilir. Avrupa Birliği (Birlikleri) matriksini de yatay kolonda Birliklerin ismi, dikey kolunda Üye devletleri ismi olduğu bir çeşit matrikse dönüşebilir. Bu durumda da, dış politika konusunda coğrafi ve tarihi nedenlerle haklı, farklı ve ciddi kaygıları olan AB ve Türkiye gibi iki uluslararası aktörün, daha esnek ve yapıcı bir zeminde daha derin, kapsamlı ve sürdürülebilir bir işbirliğine girmesine imkan sağlayabilir. Sonuçta Türkiye, Avrupa Birliklerinden bazılarına girmiş olur, Avrupa da bu iş birliğinden sağlayabileceği faydaları, üye devletlerden gelecek bazı itirazları en aza indirerek hayata geçirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği’ndeki çeşitli gelişmelerin takip edilmesinden, kurulması veya güçlendirilmesi konuşulan ‘Birliklerin’ sayısının her geçen gün arttığını görmektedirler. Bazılarını saymak gerekirse, ‘<em>Savunma Birliği’, ‘Yatırım ve Tasarruf Birliği’, ‘Enerji Birliği’, ‘İstihbarat Birliği’, ‘İstihdam Birliği’ ‘Gümrük Birliği’, ‘Yetenekler Birliği (Skills Union), ‘İnovasyon Birliği’ vb</em> (bazılarının adı zamanla değişebilir). Bilindiği üzere, mevcut durumda Avrupa Birliği, Avrupa Para Sistemi ve Schengen ülke kümeleri tam örtüşmemekte, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen ülkenin (Norveç, İzlanda, İsviçre gibi) durumunu bildikten sonra karmaşık bir durum ortaya çıkmamaktadır. Ancak, Birliklerin sayısı arttıkça bu durum karmaşık bir hal alabilir. İşte ortaya çıkmakta olan bu desen veya matriks, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu müzakere esnekliği için gerekli yapısal koşulları oluşturacak olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihin akışının Türkiye ile Avrupa Birliğini yeniden sözleşmeye hazırlandığı bu dönemde, Gümrük Birliği modernizasyonu yerine, ortaya çıkmakta olan bu matrikste Türkiye’nin yerini belirlemeye çalışmak daha iyi bir hazırlık stratejisi olacaktır. Gelişmeler baş döndürücü hızla gitmekte ve gelecek pek çok belirsizlik taşımaktadır. Ancak bu aşamada şunu söyleyebiliriz ki, şekillenmekte olan sözkonusu matrikste AB tarafından kurulmakta olan ‘Gümrük Birliği’, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde en kısa sürede ve en kapsamlı şekilde yol alınabilecek işbirliği ve bütünleşme alanıdır. Bu alan, ayrıca, diğer alanların işleyişi için de ‘spill over’ (yayılma) etkisini de devam ettirecektir<a href="#_ftn9" id="_ftnref9">[9]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği’nin kurmaya hazırlandığı ve önemli ölçüde yol aldığı ‘Gümrük Birliği’ ile geçmiş ‘Avrupa Ekonomik Topluluğu’ (AET) kapsamında hayata geçirilen bütünleşme uygulamaları karıştırılmamalıdır. Bu ikisi arasındaki fark en iyi yukarıda değinilen ‘subsidiarity’ ilkesi üzerinden anlaşılabilir. Konuyu basit bir şekilde şöyle anlatalım. Bir ürünü AB’ye ithal etmek istiyoruz. Bu ürüne uygulanacak vergi oranı ile istenecek sağlık belgeleri vs ile ilgili düzenlemeler topluluk düzeyinde belirlenmektedir. Ancak, mal gümrüğe geldikten sonra bu vergi oranının uygulanması, menşe tespitlerinin yapılması, sağlık ve güvenlik şartlarının sağlanıp sağlanmadığının kontrolü vs ulusal gümrük idarelerince yapılmaktadır. Bu durum, ‘subsidiarity’ ilkesine iyi bir örnek oluşturmaktadır. Ancak, hayata geçmekte olan ‘AB Gümrük Birliği’ ile ilk giriş gümrük idaresinin yetkileri artırılmakta, bir ülkede kurulan bir firmanın başka bir ülkede de ithalat ihracat yapabilmesinin önü daha fazla açılmakta ve kayıtların Birlik içinde tek bir yerde ve mümkün olduğunca dijital olarak tutulması için gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Daha net bir ifadeyle, gümrük işlemlerinin fiilen yürütülmesi, vatandaşa en yakın birimden, yavaş yavaş AB düzeyindeki kurumlara aktarılması yönünde çalışmalar devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>BARIŞIN KALESİNİ YÜKSELTMEK: ELEKTRONİK TİCARET VE GÜMRÜK REFORMU</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kant’ın Ebedi Barış’ı mümkün müdür? Eskilerin güzel bir sözü vardır: ‘Taşıma suyla değirmen dönmez, içinden kaynamalı’. Bu yüzden uluslararası ilişkiler üzerinde yazılan kütüphaneler dolusu çalışmanın bir kısmı şu sorunun cevabını aramaktadır: Eğer tek tek ulus devletlerin üzerinde, bu ulus devletlerin alacakları dış politika kararlarını etkileyen bir yapı (veya sistem) varsa bu durumda, öncelikle bu sistem anlaşılmalı ondan sonra ulus devletlerin tek tek davranışları mercek altına alınmalıdır. İki kutuplu, tek kutuplu, küresel düzen vb tartışmaların temelinde de bu durum vardır. Bu tartışmalar çoğunlukla uluslararası taşımacılık hatlarının kontrolü konusuna çok fazla değinmezler, çünkü bu sorunun basit ve anlaşılabilir cevabı bulunmaktadır. Küresel uzun mesafe taşımacılık hatları denizler üzerinden yapılmakta, karasal uzun mesafe taşımacılığa ise diğer hegemonun (SSCB – Rusya) toprakları üzerinde yapıldığı sürece izin verilmekteydi. Ancak, Çin ile ABD arasında yavaş yavaş şekillenen ikinci Soğuk Savaş’da denizlerin güvenliği birincisinde olduğu kadar rahat sağlanamayabilir. Çin, coğrafi açıdan Rusya’ya kıyasla çok daha avantajlı bir konumdadır. Bu durum ise, son derece ironik bir şekilde, Ebedi Barış gemisinin sadece denizlerde değil, karalarda da yüzdürülmesine alan açmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ebedi Barış’ın yaşlanma ve sürdürülebilir kazanç paylaşımı üzerinden yeniden inşa edilmesi ve zamanın denizinde yüzdürülmesinin mümkün olduğunu düşünmemiz için çok fazla neden bulunmaktadır. Her geminin bir omurgası olması gerekir, işte Ebedi Barış’ın omurgası da Orta Koridor olacaktır. (Aslında Orta Koridoru sadece uzun bir tren hattı olarak değil de, MacKinder tarzı bir çeşit ağ olarak düşünmek faydalı olacaktır.) Bu omurga ne kadar sağlam inşa edilirse, o kadar güçlü fırtınalara dayanabilir. Bu inşa da sadece basitçe ray döşemek değildir, uluslararası iş birliğinin de iyi tanımlanması gerekmektedir. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek bulunmamaktadır, elimizde bir tane yapılmışı vardır: Montrö Sözleşmesi. Türkiye Asya’nın Montrö’süne giden yolu açmak için çaba gösterilmelidir. Ayrıca Montrö Sözleşmesi’nde (doğal olarak) olmayan dijital gümrük işlemleri üzerinde çalışılmalıdır. Bunun için de yine Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek bulunmamaktadır, çünkü yine yapılmışları bulunmaktadır: konuyla ilgili Birleşmiş Milletler Model Yasaları. Bir de yapılmakta olanı vardır: AB Gümrük Birliği ve Gümrük Reformu. Yazının geri kalanında bu iki konu hakkında bilgi verilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AVRUPA BİRLİĞİNİN GÜMRÜK BİRLİĞİ VE GÜMRÜK REFORMU</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir bakış açısıyla, Avrupa Birliği yetkililerinin II Dünya Savaşından kurulan küresel düzenin çatırdamakta olduğunu Trump gelmeden çok önceden sezdiklerini söylemek mümkündür. ABD Başkan Yardımcısı Vance’ın yukarıda globalizasyon ile ilgili söylediği iki algılama değişikliğine Avrupa Birliği’nin tarifeler yerine farklı bir yaklaşımı çok önceden uygulamaya başladığını belirtebiliriz. Vance, üretim ile innovasyonun aslında birbirine sımsıkı bağlı olduğunu ve ucuz işgücü tuzağının innovasyonun en güçlü düşmanlarından birisi olabileceğini vurgulamıştı. ABD bu yeni algılamaya, gümrük vergilerini yükselterek cevap vermeye hazırlanmaktadır. Avrupa Birliği ise çok daha erken, daha 2019 yılında, bu geçişi daha yumuşak bir şekilde yapmaya başlamıştı. 2019 yılında açıklanan Green Deal ile (Yeşil Mutabakat) Avrupa Birliği tarafından sadece ürün bazında değil, üretim yöntemlerini de dikkate alan gümrük engelleri inşa edilmeye başlanmıştı. Başta Dünya Ticaret Örgütü olmak üzere, uluslararası ticaretin kuralları ürün bazlıdır, Avrupa Birliği ise 2019 yılında açıkladığı Yeşil Mutabakat ile bu kuralları üretim bazlı yapmaya hazırlandığını, doğal olarak pek vurgulamaktan kaçınsa da, açıklamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil Mutabakat ile hazırlanmakta olan yeni gümrük engelleri o kadar karmaşıktır ki, alışageldiğimiz gümrük idarelerinin bu karmaşıklıkla başa çıkması mümkün bulunmamaktadır. Örnek vermek gerekirse, bir kilo falanca ürünün gümrük vergisi ya değer üzerinden yüzde şu kadar, ya ağırlık üzerinden yüzde bu kadar, ya da falanca ülkeden gelince yüzde şu kadar, ama anlaşma yaptığım diğer ülkeden gelince bu kadar vb konular etrafında şekilleniyordu. Öncelikle AB’nin kurmakta olduğu yeni sistemde bu ilave yeni vergilere gümrük vergisi demeyeceğiz, karbon vergisi diyeceğiz. Ayrıca, hayata geçmesi takvime bağlanan bu yeni duruma göre ya karbon vergisi ödeyeceğiz ya da pahalı ama yeşil enerji ile ürettiğimiz ürünleri ihraç edeceğiz. (Tabi üretim araçlarının yeşil olanını Avrupa Birliğinden alacağız). İleriki aşamada da yeşil gemi, tren, TIR veya kamyonlarla yeşil limanlar (deniz kıyısında veya kuru) üzerinden taşınan ve yeşil finansman ile üretilmiş bu ürünleri yeşil dükkânlardan yeşil satıcıların önerileri doğrultusunda alacağız. Ancak, ürünlerin yeşilinin tonunu hesaplamak için (yani ihracatçı ülkenin mümkün olduğunca kafasını karıştırarak itiraz tazyikini azaltmak için) ihracatçı ve ithalatçı ülkelerin kamu idareleri arasında bir kapasite asimetrisi yaratılmalıdır. Diğer bir değişle, ihracatçı ülkelerin kamu idarelerini karmaşık hesaplamalar içine sokarak, detaylar içinde uzun müzakereler yoluyla itirazların enerjisinin uzun vadede sönümlenmesini sağlamak da bir çeşit dış ticaret politikası aracı olarak karşımıza çıkacaktır ve çıkmaktadır. Bunun için Avrupa’da devasa veri merkezlerinin inşa edilmesi ve bu merkezler üzerinden çalışacak ve karmaşık veri yığınları ve kurallarla başa çıkacak bir çeşit bilgi işleme sisteminin hazırlanması gerekmektedir. Avrupa Birliği içindeki üreticilerin dijitalleşme yoluyla daha kolay iş yapabilmesi de, dışarıdaki üreticilerin sahip olmadığı fazladan bir avantaj tesis edilmesine katkı sağlayacaktır. Avrupa Birliği, Nobel Ekonomi Ödüllü Donald R. Coase’ın ifadesiyle işlem maliyetleri, OECD’nin ifadesiyle ise ticaret maliyetlerini dışarıda artırırken, içeride azaltma yolunda ilerlemektedir. Sonuç olarak, yumurta kapıya dayandığında ABD züccaciye dükkanındaki fil gibi davranırken, Avrupa Birliği minare kılıfını çoktan dikmeye başlamıştı. Bu kılıfın devasa veri yığınları ve bilgi işleme ihtiyaçlarıyla olabilecek en seri bir şekilde başa çıkması gerekmektedir, ki Avrupa Birliği buna Gümrük Birliği reformu adını vermektedir. Ayrıca, kolayca tahmin edileceği gibi, Birlik düzeyindeki innovasyon sisteminin güçlendirilmesi Yeşil Mutabakatın en kritik unsurlarından birisi olup, çok kısa zamanda nükleer silah üretebilecek bir Almanya’nın ürkütücü ve yaşlanan Rusya tehlikesi karşısında aynı zamanda güçlü bir innovasyon katalizörü olacak Avrupa Savunma Birliği’ni inşa etmeye başlaması da, innovasyon sistemi ile üretim hacmi arasındaki ABD Başkan Yardımcısı Vance tarafından vurgulanan bağın daha da işler hale getirilmesine katkı sağlayacaktır. Daha net bir ifadeyle, Avrupa Birliğine mal ve hizmet ihraç etmek isteyen ihracatçılar ya yüksek (gümrük) vergisi ödeyecekler ya da innovasyon duvarlarına çarpacaklardır (yani çevresel teknoloji konusunda Avrupa Birliği’ne bağımlı olacaklardır). Avrupa Birliği her zamanki gibi bilimsel olarak kanıtlanması şartıyla eşdeğer teknoloji gibi kavramları da hayata geçirecektir, ancak, kendi innovasyon sistemi sağlıklı ve etkin bir şekilde çalıştığı sürece, neye eş değer sorusu her yıl değişecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 16 Temmuz 2019&#8217;da yayımlanan Komisyon siyasi görev metninde &#8220;<em>Gümrük Birliği&#8217;ni bir sonraki seviyeye taşımanın, vatandaşlarımızı ve tek pazarımızı daha iyi korumamızı sağlayacak daha güçlü bir çerçeveyle donatmanın zamanı geldi</em>&#8221; ifadesini kullanmıştır. Komisyonun &#8220;<em>gümrük risk yönetimini güçlendirmek ve Üye Devletler tarafından etkili kontrolleri desteklemek için entegre bir Avrupa yaklaşımı</em>&#8221; önereceğini belirtmiştir<a href="#_ftn10" id="_ftnref10">[10]</a>. Bu çerçevede, yayımlanan Aksiyon Planında, gümrük kuralları ve işlemlerine ilişkin modernleştirilmiş bir yasal çerçevenin 2016 yılından bu yana yürürlükte olduğu, <em>Gümrük Birliği&#8217;ni modern, birbirine bağlı ve tamamen kâğıtsız bir ortam haline getirmek üzere tasarlanan elektronik sistemlerin güncellenmesi ve geliştirilmesine yönelik çalışmaların en geç 2025 yılı sonunda AB genelinde tamamlanması gerektiği belirtilmiştir.</em> Komisyon tarafından 2018 yılında hazırlanan “<strong>AB’de 2040&#8217;ta Gümrüklerin Geleceği</strong>” adlı proje kapsamında, gümrükler için mevcut ve gelecekte ortaya çıkabilecek zorluklarla başa çıkma yolları konusunda ortak ve stratejik bir anlayış oluşturmak ve AB gümrüklerinin 2040&#8242; vizyonunu inşa etme hedefleri belirlenmiştir.<a href="#_ftn11" id="_ftnref11">[11]</a> Bu vizyon kapsamında AB Gümrük Birliğinin hayata geçirilebilmesi için aşağıdaki hedefler belirlenmiştir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">• Meşru ticaretin etkili bir şekilde kolaylaştırılması ve tedarik zincirlerinin akıllı, risk tabanlı denetimi yoluyla toplumu, çevreyi ve AB ekonomisini korumak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">• Paydaşlarla sorunsuz bir şekilde çalışarak proaktif olmak, inovasyon ve sürdürülebilirliğe bağlı olmak ve dünya çapında gümrükler için referans olmak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">• Bir ve bütün olarak hareket edildiğinin ortaya konulması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, 2020 tarihli Aksiyon Planında temel dört eylem başlığı aşağıda belirlenmiştir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">a) Üye devletlerin gümrük makamları, ortak risk kriterleri ve standartları, risk bilgilerinin değişimine yönelik önlemler ve elektronik risk analizinin gerçekleştirilmesinden oluşan AB çapında ortak bir risk yönetimi çerçevesi kapsamında ortak risk yönetimini zaten gerçekleştirmektedirler. Merkezi ilke ise iki unsur etrafında ifade edilmiştir: (i) önceden değerlendirme ve (ii) malların AB gümrük bölgesine gelmeden önce veya sonra ne zaman ve nerede kontrol edilmesi ile ilgili değerlendirme. Ancak, risk yönetimi ilkelerinin tüm Üye Devletlerde aynı şekilde uygulanmadığı konusunda endişeler de bulunmaktadır. Aksiyon Planında ayrıca, Üye Devletlerin risk değerlendirme sistemleri, bilgilerin Üye Devletler arasında toplanmaması veya paylaşılmaması veya Üye Devletlerin kendi ulusal verilerini yorumlamalarına olanak sağlayacak Birlik çapında karşılaştırmalı verilere sahip olmaması nedeniyle önemli bilgileri kapsamayabilir. AB düzeyinde veri analizinin, uluslararası gümrük iş birliği de dahil olmak üzere tüm kaynaklardan gelen verilerin daha iyi ve daha kapsamlı bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve risk yönetimi, gümrük kontrolleri ve dolandırıcılığa karşı eylemlerdeki bağlantıları kolaylaştırmak için gerekli olduğu da belirtilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">b) E-ticareti İyi Yönetmek. E-ticaret, özellikle KOBİ&#8217;ler ve tüketiciler olmak üzere işletmelere sağladığı faydalar nedeniyle olumlu karşılanmaktadır. Ayrıca, bu faaliyeti kolaylaştırmak Dijital Tek Pazar Stratejisinin temel taşıdır. Ancak, Vergi ve Gümrük Makamları çevrimiçi satın alınan malların vergi ve gümrük uyumluluğunu sağlamada ciddi zorluklar da yaşamaktadırlar. Gümrük makamlarının, AB güvenliği, emniyeti, fikri mülkiyet hakları ve diğer standartlar dahil olmak üzere çok çeşitli finansal olmayan amaçlar için malları kontrol etme ek yükümlülüğü de bulunmaktadır.&nbsp; Üye devletlerin gümrük idarelerinin bu ithalat kapsamı eşyayı etkili bir şekilde kontrol edebilmesini sağlamak için uluslararası iş birliği de dahil olmak üzere ek eylemlere ihtiyacı bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">c) Uyumluluğun teşvik edilmesi. Gümrük idarelerinin şüpheli mal hareketlerine odaklanmasını sağlamak için, uyumluluğun güçlendirilmesi ve kolaylaştırılması önem taşımaktadır. AB gümrük mevzuatında belirtilen kriterlere uymaları durumunda güvenilir firmalara daha kolaylaştırıcı imkanlar halen sağlanmakta ve yaygın olarak kullanılmaktadır, ancak kötüye kullanımı önlemek için daha iyi yönetilmesi gerekmektedir. Üçüncü ülkelerle AB&#8217;nin mevcut tercihli düzenlemelerinin uygulanmasını izlerken ve kurallarını uygularken, ikili ve çok taraflı düzeyde kilit uluslararası ortaklarla iş birliğini geliştirmeye devam etmek, uyumluluğun bir diğer önemli unsurudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">d) Gümrük makamlarının tek bir birim olarak hareket etmesi. Üye Devletler halihazırda birçok alanda birbirleriyle iş birliği yaparken, gümrüklerin temel önceliklerinin yerine getirilmesini sağlamak için gümrük makamları arasında tematik veya coğrafi bir temelde daha geniş ve daha operasyonel bir iş birliği olmalıdır. Gümrük makamları ile diğer ulusal makamlar arasındaki iş birliği de iyileştirilmeli ve AB uluslararası düzeyde gümrük konularında tek bir birim olarak hareket etmelidir. Özellikle tüm Üye Devletlerin yeterli ve eğitimli insan kaynaklarına ve modern ve güvenilir gümrük kontrol ekipmanlarına sahip olmasını sağlayarak gümrük kontrollerinde Üye Devletler arasındaki dengesizliklerin giderilmesi gerekmektedir. Gümrük işlemlerinin ve görevlerinin performansı doğru bir şekilde ölçülerek, Birlik ilk giriş sınır kapılarında kontrolleri yürütmenin sonuçlarının eşdeğerliği de sağlanmalıdır. Her şeyden önce, son Covid-19 salgını gibi krizlerin nasıl ele alınacağı; gümrük elektronik sistemlerinin maliyetlerinin nasıl yönetileceği; gümrük araçlarının, eğitim ve yöntemlerinin ve örgütsel yapıların yeterli ve uygun olmasının nasıl sağlanacağı ile gümrüklerin toplumdaki rolünün ve görünürlüğünün nasıl temin edileceği ve gümrükte çalışmak üzere yetenekli ve motive olmuş kişilerin nasıl çekileceği gibi daha temel soruların ele alınması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER MODEL YASALARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küreselleşme ve uluslararası ticaret hacminin her geçen gün daha da büyümesi, kullanıcı kolaylığı için elektronik hizmetlerin sunulması, bilgi teknolojilerinin yaygın kullanımı ve e-ticaretin artması, ülkelerde bunlara ilişkin yasal düzenlemelerin yapılmasını gerektirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilgi teknolojilerinin daha fazla kullanılmasıyla uluslararası ticarette kullanılan kâğıt ortamındaki belgeler elektronik ortamda düzenlenebilir, gümrük işlemleri daha basitleştirilir, hızlandırılır, gümrük idarelerinin kontrol kapasitesi en üst düzeye çıkarılabilir ve böylece firmalar için maliyetler daha düşürülebilir hale gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası alanda ortak bilgisayarlı işlemlerin kullanımı, yasal düzenlemelerinin uyumlaştırılması, ülkeler arasında bilgi alışverişini, firmalar için eşdeğer yükümlülükleri ve işlemi, uluslararası ticaretin sorunsuz veya daha az sorunlu bir şekilde işlemesini sağlar. Bu nedenle uluslararası kağıtsız ticaret sistemlerini kurarken hangi yasal ve teknik hususlara dikkat edilmesi gerektiği konusunda Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) tarafından, ülkelere yasa hazırlamalarında örnek olmak üzere üç model yasa hazırlanmıştır; a) 12.06.1996&nbsp; tarihli Elektronik Ticaret Model Yasası (MLEC); elektronik bilgilerin&nbsp; ve sözleşmelerin hukuken tanınmasına ilişkin hükümler içermektedir, b) 12.12.2001 tarihli Elektronik İmzalara İlişkin Model Yasası (MLES) elektronik imzalarla ilgili genel esasları belirlemektedir, c) 07.12.2017 tarihli&nbsp; Elektronik Aktarılabilir Kayıtlara İlişkin UNCITRAL Model Yasası<a href="#_ftn12" id="_ftnref12">[12]</a><sup>, </sup><a href="#_ftn13" id="_ftnref13">[13]</a><sup>,</sup><a href="#_ftn14" id="_ftnref14">[14]</a><sup>,</sup><a href="#_ftn15" id="_ftnref15">[15]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">UNCITRAL Elektronik Ticaret Model Yasasına dayanan veya Model Yasa&#8217;dan uyarlanan mevzuat 87 Eyalette ve toplam 170 yargı bölgesinde, Elektronik İmzalara İlişkin Model Yasasına dayanan veya Model Yasasından uyarlanan mevzuat 40 Eyalette ve toplam 42 yargı bölgesinde, Elektronik Aktarılabilir Kayıtlara İlişkin UNCITRAL Model Yasasına dayanan veya Model Yasasına dayanan mevzuat 10 Eyalette ve toplam 10 yargı alanında kabul edilmiştir <a href="#_ftn16" id="_ftnref16">[16]</a><sup>,<a href="#_ftn17" id="_ftnref17">[17]</a>,<a href="#_ftn18" id="_ftnref18">[18]</a>,<a href="#_ftn19" id="_ftnref19">[19]</a>,<a href="#_ftn20" id="_ftnref20">[20]</a></sup>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü, UNCITRAL Elektronik Ticarete İlişkin Model Yasası ve Elektronik Aktarılabilir Kayıtlar Model Yasası ile uyumlu yasaları benimsemeye çalışmayı kabul etmiş, Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasını düzenlemiş 22.02.2017 tarihinde yürürlüğe girmiş, 26.07.2024 tarihinde 164 üyeden 82’ si, elektronik ticarete ilişkin <strong>elektronik ticaret sözleşmesini kabul etmiştir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemiz ise elektronik ticaret, elektronik imza ve elektronik aktarılabilir kayıtlara ilişkin ulusal yasal düzenlemeler sözkonusu iken uluslararası düzenlemeler henüz sözkonusu değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Model Yasalar ve DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi, jeopolitik konumu ile uluslararası ticaret ve uluslararası taşımacılıkta önemli bir yeri olan ülkemiz için önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. UNCITRAL Elektronik Ticarete İlişkin Model Yasası (MLEC) 1996</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Model kanunlar, uluslararası hukuk kurallarının iç hukuka aktarılarak elektronik ticaret belgelerinin kullanımının hukuki yapısını oluşturabilecekleri bir çerçeve (legislative template) niteliği taşımaktadır<a href="#_ftn21" id="_ftnref21">[21]</a>. Model yasalar ile ticari faaliyetlerde kullanılan elektronik belge ve bilgilerin geçerliliği, tanınması, kabulü ve hukuki sonuçları düzenlenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Model Yasası (MLEC), ulusal yasa koyuculara yasal engelleri kaldırmayı, elektronik ticaret için elektronik araçlar kullanılarak yürütülen ticareti mümkün kılmayı ve kolaylaştırmayı, ülkeler arasında tam bir uyum yaratmayı amaçlamaktadır. Özellikle, kağıt şeklinde düzenlenen ticari belgelerin hukukiliğini, elektronik muadillerine de tanımak, uluslararası ticarette kolaylığı sağlamak için gereklidir. Kağıt şeklindeki ticari belgeler kaldırılmamakta, elektronik olarak düzenlenen belgelerin de aynı hukuki değere sahip olduğu, geçerliliği hüküm altına alınarak kullanılması sağlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu Yasa önerileri, uluslararası ticaretle ilgili faaliyetlerde kullanılan her türlü bilgi ve belge, tüketicinin korunmasına yönelik hukuk kuralı için de geçerlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Elektronik ticaret belgesi&#8221;, kağıt ticari belge kriterlerine sahip olan, eşyaların ticaretinde, taşınmasında, ticaret veya taşımanın finansmanında kullanılan bir belgeyi ifade eder. Model yasalarında örnek olarak fatura, konşimento, döviz alım belgesi, depo makbuzu ve deniz sigortası poliçesi gibi eşyaların sevkiyatı, sigortası için yaygın olarak kullanılan belgeler verilmiştir. Ancak uluslararası ticarette kullanılan belgelerin çeşitleri dikkate alındığında, model yasasında belirtilenlerin örneklerle sınırlı olmadığı daha başka belgelerin de olduğu görülür<a href="#_ftn22" id="_ftnref22">[22]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Ticari&#8221; deyimi, sözleşmeyle ilgili olsun veya olmasın, ticari nitelikteki tüm ilişkilerden doğan işlemleri kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır. Ticari nitelikteki ilişkiler, bu sayılanlar ile sınırlı olmamak üzere aşağıdaki işlemleri içermektedir: mal veya hizmetlerin tedariki veya değişimi için herhangi bir ticari işlem; dağıtım anlaşması; ticari temsilcilik veya acentelik; faktöring; finansal kiralama; danışmanlık; mühendislik; lisanslama; yatırım; finansman; bankacılık; sigorta; işletme sözleşmesi veya imtiyazlar; ortak girişim ve diğer endüstriyel veya ticari işbirliği biçimleri; malların veya yolcuların hava, deniz, demiryolu veya karayolu ile taşınmasını ifade etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elektronik sözleşmeler, kağıt kalem şekli yerine, elektronik biçimde yapılan sözleşmelerdir. Elektronik sözleşmede yer alan bilgiler geçerli olacak ve kabul edilecektir. E-sözleşmeler, e-ticaretin kalbidir. Sözleşme olmadan ticaretten söz edilemez.&nbsp; Bu nedenle, veri mesajlarının alış verişi yoluyla ve veri mesajları şeklinde yapılan sözleşmelerin yasal geçerliliği ve uygulanabilirliği, geleneksel kağıt sözleşmelerle eşit geçerliliğe ve uygulanabilirliğe sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İmza”: kişiyi tanımlamak ve bu kişinin bilgi mesajında yer alan bilgileri onayladığını belirtmek için kullanılan bir yöntem, <em>özel bir kod sistemi,</em> işaretin tasviridir. K<em>ullanıldığı belgelere resmiyet kazandırır ve kimliğin doğrulanmasını sağlar.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">MLEC ayrıca, büyük ticaret ülkelerinde (ABD, Birleşik Krallık, Çin, Hindistan gibi) ve büyük coğrafi etki dağılımına sahip gelişmekte olan ülkelerde model alınmış, yasal düzenlemeler yapılmıştır.<a href="#_ftn23" id="_ftnref23">[23]</a><sup>,<a href="#_ftn24" id="_ftnref24">[24]</a>,<a href="#_ftn25" id="_ftnref25">[25]</a>,<a href="#_ftn26" id="_ftnref26">[26]</a></sup></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. UNCITRAL Elektronik İmzaya İlişkin Model Yasası (MLES) 2001</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2001 yılında kabul edilen Elektronik İmza Model Yasası (MLES), elektronik ve el yazısı imzalar arasındaki eşdeğerlik için teknik güvenilirlik kriterleri belirleyerek elektronik imzaların kullanımını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Elektronik imza&#8221;, belgeyi imzalayan kişiyi tanımlamak, kişinin belgenin içeriğini onayladığını belirtmek ve el yazısı imzaya eş değer bir elektronik biçimdeki bilgiyi ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;İmza Sahibi”, belge konusuna ilişkin bilgi sahibi olan, kendi adına veya temsil ettiği tüzel kişi / diğer kişiler adına hareket eden kişi anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ayrımcılık Yapmama İlkesi”:</strong> kağıt üzerinde sağlanan bilgiler ile elektronik olarak iletilen veya saklanan bilgiler arasında ayrımcılık yapılmaması, el yazısıyla yazılmış muadiliyle aynı hukuki statüye sahip olduğu, kabul edileceği ilkesini ifade eder. Model Kanun, genellikle &#8220;teknoloji tarafsızlığı&#8221; olarak adlandırılan bu ilke ile, elektronik olarak bilgi iletmek veya arşivlemek için kullanılabilecek çeşitli teknikler arasında ayrım yapılmaması gerektiği ilkesini de aynı şekilde ifade etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Yasal Tanıma ilkesi”:</strong> söz konusu kişinin tanımlanması, kişinin veri mesajında yer alan bilgileri onayladığını belirtmek için bir yöntem kullanması, <em>&nbsp;</em>bu yöntemin güvenilir olması, bir Devlet otoritesi, özel bir akredite kuruluş veya tarafların kendileri tarafından Model Yasası&#8217;nda belirtilen teknik güvenilirlik kriterlerini karşıladığı kabul edilebilecek elektronik imza yöntemlerini tasarlanması bu tür bir tanımanın avantajı, bu tür elektronik imza tekniklerinin kullanıcılarına, elektronik imza tekniğini fiilen kullanmadan önce kesinlik kazandırmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Sertifika&#8221;, imza sahibi ile imza oluşturma verileri arasındaki bağlantıyı onaylayan bir veri mesajı veya başka bir kaydı ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Veri mesajı&#8221;, elektronik veri değişimi (EDI), elektronik posta, telgraf, teleks veya tele-fotokopi dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere elektronik, optik veya benzer yollarla oluşturulan, gönderilen, alınan veya saklanan bilgiler anlamına gelir. A<em>lıcının elektronik kaydı yazdırma, saklama ve kayıt etmesine izin verilmesi, </em>&nbsp;<em>değiştirmesinin engellenilmesi gerekir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Sertifikasyon hizmeti sağlayıcısı&#8221;, elektronik imzalarla ilgili sertifikalar veren ve diğer hizmetleri sağlayabilen kişiyi ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Bağlı Olan Taraf&#8221;, bir sertifikaya veya elektronik imzaya dayanarak hareket edebilen bir kişi anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. UNCITRAL Elektronik Devredilebilir Kayıtlara İlişkin Model Yasası (MLETR) 2017</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">13 Temmuz 2017 tarihinde kabul edilen Elektronik Aktarılabilir Kayıtlara İlişkin UNCITRAL Model Yasası, elektronik devredilebilir belgelerin yurt içinde ve uluslararası alanda yasal olarak kullanılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. MLETR, devredilebilir belgelere işlevsel olarak eşdeğer olan elektronik devredilebilir belgeler için geçerlidir. Devredilebilir belgeler, sahibine edimin ifasını istemesini sağlayan ve belgenin mülkiyetini devretmesine izin veren kağıt tabanlı belgelerdir. Devredilebilir belgeler genel olarak konşimentoları, döviz senetlerini, senetleri ve depo makbuzlarını içerir. Fakat bunlar ile sınırlı değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elektronik devredilebilir belgeler, özellikle ulaşım, lojistik, finans (&#8220;fintech&#8221;) gibi belirli iş alanları ile krediye erişimi kolaylaştırmak ve elektronik depo makbuzları için de geçerli olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elektronik devredilebilir belgeler, ticaretin kolaylaştırılmasına önemli bir fayda sağlayan kağıtsız bir ticaretin temel bir unsurudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MLETR, elektronik ticaretle ilgili tüm UNCITRAL metinlerini destekleyen elektronik belgelerin kullanımına karşı ayrımcılık yapmama, işlevsel eşdeğerlik ve teknoloji tarafsızlığı ilkelerine dayanmaktadır. Bu nedenle, tüm teknolojilerin belirteçler,&nbsp; defter ve kayıtlar, belgeler gibi tüm hususların kullanımını karşılayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MLETR, doğası gereği kağıt tabanlı devredilebilir bir belgeye veya araca dahil edilemeyen bilgilerin elektronik devredilebilir bir kayda, belgeye dahil edilmesini sağlar. MLETR ayrıca, diğer belgelerin yanı sıra elektronik aktarılabilir bir kaydı yönetmek için kullanılan yöntemin güvenilirliğinin değerlendirilmesi ve ortam değişikliği (elektronikten kağıda ve tam tersi) konusunda rehberlik sağlamaktadır. MLETR, yabancı belgeye karşı ayrımcılık yapmama veya elektronik devredilebilir bir belgenin yurtdışında kullanımını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm Devletlerin, elektronik aktarılabilir belgeler ile ilgili mevzuatı gözden geçirirken veya kabul ederken, Elektronik Aktarılabilir Kayıtlara İlişkin UNCITRAL Model Yasasını olumlu bir şekilde dikkate almalarını tavsiye ve Model Yasayı kullanan Devletleri Komisyona bu konuda tavsiyede bulunmaya davet eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;<em>Elektronik kayıt</em>&#8220;, eş zamanlı olarak oluşturulmuş olsun ya da olmasın, elektronik yollarla oluşturulan, iletilen, alınan veya saklanan bilgileri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;<em>Devredilebilir belge veya araç</em>&#8220;, sahibine belge veya araçta belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmesini, eşyanın teslimini, edimin ifasını talep etme hakkını veren, kağıt üzerinde düzenlenen bir belge veya araçları ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi <a href="#_ftn27" id="_ftnref27"><strong>[27]</strong></a></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), devlet tedarikleri, devlet otoritesindeki hizmetler ve bir tarafça tutulan belirli bilgiler hariç, elektronik olarak yürütülen ticaret için geçerli olan Elektronik Ticaret Anlaşması&#8217;nı 26 Temmuz 2024&#8217;te kabul etti<a href="#_ftn28" id="_ftnref28">[28]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">E-Ticaret Anlaşması (AEC) &nbsp;sekiz bölümden, 38 maddeden oluşmaktadır. Madde hükümlerini ise e-imzalar, e-sözleşmeler, e-fatura, e-ödemeler, kağıtsız ticaret ve bilgi gönderimi için tek pencere, <strong>elektronik ticaret ortamındaki güveni artırmak amacıyla siber güvenlik, çevrimiçi tüketicinin korunması, istenmeyen ticari elektronik mesajlar (</strong><em>spam</em><strong>) ve kişisel verilerin korunmasına yönelik hükümler, elektronik uçurumun kapatılmasına yardımcı olmak amacıyla az gelişmiş ülkelere geçiş dönemleri sağlanması gibi </strong>çerçeveler oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarafların, e-ticaret kullanıcılarının kişisel verilerini korumak için önlemler almaları ve çözümler ve kurumsal uyumluluk için rehberlik de dahil olmak üzere bu korumalar hakkında bilgi yayınlamaları gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elektronik ticarete ilişkin çok taraflı DTÖ Anlaşmanın temel hükümleri arasında katılımcıların şu taahhütleri yer almaktadır<a href="#_ftn29" id="_ftnref29">[29]</a>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">i) Elektronik iletilere gümrük vergisi uygulanmaması taahhüdü,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ii) UNCITRAL Elektronik Ticaret Model Yasası ve Elektronik Devredilebilir Kayıtlar Model Yasası ile tutarlı yasaların kabulü</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">iii) Elektronik imzaların kullanılmasına ve özel tarafların işlemleri için uygun elektronik kimlik doğrulama veya imza biçimini belirlemelerine olanak sağlamak;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>iv) Gümrük formlarının elektronik olarak kullanılabilirliği</strong> ve elektronik olarak sunulmasının kabulü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">v) Kamuya açık hükümet verilerinin daha az kısıtlamayla daha erişilebilir ve kullanılabilir olmasını sağlamak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">vi) Elektronik ticarette yanıltıcı ve aldatıcı davranışları önlemek de dahil olmak üzere tüketici koruma önlemlerini benimsemek;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>vii) Spam veya istenmeyen ticari elektronik mesajların düzenlenmesi</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>viii) Kullanıcıların kişisel verilerini korumaya yönelik önlemler</strong><strong>in alınması</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">DTÖ Elektronik İletiler Moratoryumu ve veri lokalizasyonu alanlarında Türkiye’nin pozisyonu ile ilgili önerileri daha önceki makalemizde ele aldığımız için, bu makalede fiziki ticaret için düzenlenen belgelere, kayıt ve imzalara ilişkin hususları ele alacağız <a href="#_ftn30" id="_ftnref30">[30]</a>.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi, UNCITRAL Model Yasaları ile Dünya Ticaret Örgütü Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması esas alınarak hazırlandığından, “Kanunlar lafzı ve ruhuyla hüküm ifade eder” ilkesi uyarınca bu Yasaları özet olarak inceliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü 22 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe giren Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması<a href="#_ftn31" id="_ftnref31">[31]</a> ile Üyelere eşyaların sınır gümrük idarelerinde gümrük kontrollerini, ithalatı, ihracatı ve transit geçişi ile ilgili işlemlerinde idarelerin birbirleriyle işbirliği yapmasını, ticareti kolaylaştırmak için faaliyetlerini koordine etmesini Tek Pencere Sistemi, gümrük idarelerince tahsil edilen vergi, resim ve harçların elektronik ortamda ödenmesine imkan veren Elektronik Ödeme&nbsp; Sistemi, ithalat, ihracat, ve transit işlemleri için gerekli olan belgelerin matbu veya elektronik kopyalarını kabul etmeyi amaçlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her Üye, uygun olduğu ölçüde, bu tür belgelerin varış öncesi işleme konulması için belgelerin elektronik formatta önceden teslim edilmesini sağlayacaktır.&nbsp; Böyle bir düzenleme, ancak Üyelerin makamlarının/idarelerinin elektronik yollarla birbirine bağlı olması durumunda mümkündür. Bir Üye, Tek Pencere Sistemini faaliyete geçirdiğinde, ilgili DTÖ Komitesi bu pencereden haberdar edilecektir.&nbsp; Ticaret merkezleri, ticaret portalları ve liman topluluk sistemleri, Tek Pencere konseptinin bir parçası olarak işletmeler arası etkileşime izin veren tesislere örnektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sözleşmenin ana noktaları:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>A) Elektronik İşlemlerin Çerçevesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Üye ülkeler, elektronik ve kağıt tabanlı bilgi ve belgeler arasında eşit muameleyi kabul eden Elektronik Ticaret Model Yasası ilkeleriyle uyumlu yasal çerçeveleri sürdürmeyi kabul edecektir. Ülkeler elektronik yollarla yapılan sözleşmelerin veya belgelerin&nbsp; yasal geçerliliğini veya uygulanabilirliğini tanımayı kabul edecek ve geleneksel formatlarda yürütülenlere eşdeğer yasal etkilerine güvence sağlayacaklardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkeler, e-ticaret düzenlemesinde sürekli iyileştirmeyi teşvik etmeyi, elektronik devredilebilir belgelerin tanınmasını, kabul edilmesini, kimlik doğrulama ve elektronik imza gibi temel kavramların tanımlanmasını, farklı yargı makamları arasında elektronik imzaların birlikte çalışabilirliğini ve tanınmasının teşvik edilmesini taahhüt edeceklerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>B) Elektronik Kimlik Doğrulama ve Elektronik İmzalar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&#8220;Elektronik kimlik doğrulama&#8221;, elektronik iletişim veya işlemin taraflarından birinin kimliğini doğrulama, bir elektronik iletişimin bütünlüğünü sağlama işlemi veya eylemi anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Elektronik imza&#8221;, elektronik işlem ile ilgili olarak imza sahibini tanımlamak ve imza sahibinin bilgede yer alan bilgileri onayladığını belirtmek için kullanılabilecek elektronik şeklindeki bilgileri ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taraflardan biri, kanun veya yönetmeliklerinde aksi belirtilmedikçe, bir elektronik imzanın yasal etkisini, geçerliliğini veya yasal işlemlerde delil olarak kabul edilebilirliğini kabul edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>C) Elektronik Sözleşmeler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yasalarında veya yönetmeliklerinde aksi belirtilmedikçe, Taraflardan biri, sözleşmenin elektronik yollarla yapılması halinde, sözleşmenin yasal etkisini, yasal geçerliliğini veya uygulanabilirliğini ret etmeyecek, kabul edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>D) Elektronik Faturalandırma</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Elektronik faturalama&#8221;, faturanın elektronik formatta düzenlenerek satıcı ve alıcı arasında kabul edilmesi, verilmesi ve alınmasını ifade eder. Kağıt olarak düzenlenen fatura, elektronik ortama da yüklenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Kanun veya yönetmeliklerinde aksi belirtilmedikçe, Taraflardan biri, faturanın sadece elektronik olarak düzenlenmesi nedeniyle, faturanın yasal kovuşturmasında kanıt olarak yasal etkisini veya kabul edilebilirliğini kabul edecek, ret etmeyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>E) Kağıtsız Ticaret</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Gümrük makamı&#8221;, gümrük, kambiyo, dış ticaret, kaçakçılık ve sair mevzuatı uygulayan her bir Tarafın makamı anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&#8220;Destekleyici belgeler&#8221;, eşyaların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi için bir Tarafın gümrük idaresine sunulan bilgileri desteklemek için gerekli olan herhangi bir belge anlamına gelir. Destekleyici belgelere faturalar, uluslararası taşımacılıkta kullanılan CMR Belgesi, TIR Karnesi, Konşimento, çeki listeleri ve para transferlerine ilişkin belgeler örnek olarak gösterilebilir ve bu örnekler çoğaltılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Elektronik format&#8221;, elektronik yollarla oluşturulan, iletilen, alınan veya saklanan görüntüleri ve formları içerir. Kağıt veya fiziksel belgeler gibi geleneksel formatların aksine, elektronik formatlar daha fazla esneklik, erişilebilirlik ve paylaşım kolaylığı sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mal ticareti için kağıtsız bir ticaret ortamı yaratmak amacıyla, Taraflardan her biri, eşyaların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi için gerekli olan kağıt form ve belgelerin ortadan kaldırılmasını kabul etmektedir. Bu amaçla, Taraflar, uygun olduğu şekilde, kağıt formları ve belgeleri ortadan kaldırmaya, formları ve belgeleri bilgi tabanlı formatlarda kullanmaya geçmeye teşvik edilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Taraflardan her biri, kendi ülkesinden eşyaların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi için gümrük idaresi tarafından düzenlenen veya kontrol edilen herhangi bir formu elektronik formatta ilgililere açık hale getirecektir. Gümrük idaresi dışında herhangi bir devlet idaresi tarafından eşyaların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi için düzenlenen veya kontrol edilen bir formu, belgeyi elektronik formatta ilgililere açık hale getirmeye ve bu formların kağıt şekline yasal eşdeğeri olarak kabul etmeye gayret edilecektir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>F) Tek Pencere Bilgi Değişimi ve Sistem Birlikte Çalışabilirliği</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulusal Tek Pencere sisteminin odak noktası, gümrük idaresi ile diğer ilgili idareler arasındaki iş birliği, işlemlerin hızlandırılması ve kolaylaştırılmasıdır.&nbsp; Uluslararası Tek Pencere ise, ticaret işlemlerini ve uluslararası bilgi akışlarını daha da basitleştirmek için&nbsp; hükümetler arasındaki bir işbirliğidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaret işlemine ilişkin bilgiler, ithalatın, ihracatın yapıldığı ülkededir. Ülkeler kara sınırlarında işbirliği yaptığında eşyanın varış ülkesine nakliyesi için transit ülkelerden geçerken, yapılan denetimleri daha hızlı ve kolaylaştırır, kara sınırını paylaşan ülkelerin uluslararası anlaşmalarla bir &#8216;<em>tek duraklı sınır idaresini&#8217;</em> oluşturabilirler.&nbsp; Bu anlaşmalar, sınırın her iki tarafındaki gümrük idareleri arasında yakın işbirliğini sağlar, böylece ithalat, ihracat veya transit geçiş ile ilgili işlemler tekrarlanmaz, fazla zaman almaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tarafın tek penceresi, eşyaların kendi gümrük bölgesine geldiğinde serbest dolaşıma giriş işlemlerini hızlandırmak amacıyla, eşyaların gelmesinden önce işlemlere başlanılması için belgelerin veya bilgilerin önceden elektronik olarak sunulmasına izin verir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümrük idareleri, Gümrük Konularında Gümrük İşbirliği ve Karşılıklı İdari Yardım Anlaşmaları aracılığıyla hassas bilgileri paylaşmak için halihazırda birbirleriyle işbirliği yapmaktadır. Anlaşma, büyük ölçüde kaçakçılık da dahil, uluslararası suçlarla mücadeleyle de ilgilenir.&nbsp; Bununla birlikte, özellikle eşyaların uluslararası transit geçişi hakkında bilgi alışverişi açısından başka iş birliği alanları da vardır: Hareket gümrük idaresi, eşyaların sorunsuz bir şekilde transit edildiğine dair varış gümrük idaresinden onay alır ve bu onay uyarınca kayıtlarını kapatır.&nbsp; Ülkeler arasında işbirliği gerektiren başka alanlar da vardır.&nbsp; Örneğin, bir ülkede verilen lisanslar, sertifikalar ve izinlerin, başka bir ülkede kullanılması gerekebilir. Bunların kullanılması da Tek Pencerenin uluslararası veya bölgesel boyutu olarak adlandırılır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Tek Pencere Sistemi gümrük idareleri tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç ve ek mali yükümlülüklerin tam ve doğru olarak tahsilini, koordineli risk yönetimini, paylaşılan operasyonel kontrolleri ve kurumlar arası işlemlerinin ve iş akışlarının düzenlenmesini de içerir.&nbsp; Tek Pencereye yerleştirilmiş &#8216;akıllı zeka&#8217;, taraflara işlemlerine entegre bir genel bakış sağlamayı mümkün kılar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>G) Elektronik Ödemeler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Elektronik ödemeler, uluslararası ticarette satıcı tarafından kabul edilebilen ve elektronik yollarla yapılan, parasal bir alacağın ödenmesini veya devrini ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taraflar, malların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi ile ilgili olarak gümrük idareleri tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harçların elektronik olarak ödenmesi seçeneğine izin vermek için &#8216;uygulanabilir olduğu ölçüde&#8217; işlemleri kabul etmeleri ve sürdürmeleri gerekmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşma, firmaların yurt içinde ve uluslararası alanda elektronik ödemelerinin düzenlenmesini sağlar. Düzenlemelerin geliştirilmesi için bir temel oluşturur, şeffaflığı kolaylaştırır ve uluslararası standartların benimsenmesini teşvik eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. Ülkemizde Genel Durum</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde elektronik ticaretin yapılmasına ilişkin kurallar, 23.10.2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Yasası ve 26.8.2015 tarihli ve 29457 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Elektronik Ticarette Hizmet Sağlayıcı ve Aracı Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir. E- ticaret yapan firmaların&nbsp; kayıt altına alınması, elektronik bilgilerin toplanması ve denetlenmesi amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından 11.08.2017 tarihli Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi ve Bildirim Yükümlülükleri Hakkında Tebliğ hazırlanmış ve yürürlüğe konmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>E</strong><strong>-fatura sistemi</strong> 05.03.2010 tarihinde, 397 sıra no.lu <strong>Vergi Usul Kanunu Tebliği</strong> ile uygulamaya girmiştir. Geleneksel kağıt faturalar ile aynı hukuki geçerliliğe sahiptir. Alıcı ve satıcı arasındaki fatura gönderim işlemi elektronik ortamda gerçekleşmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri gereği bir faturada yer alması gereken bilgileri içeren, satıcı ve alıcı arasındaki iletiminin merkezi bir platform (GİB) üzerinden gerçekleştirildiği elektronik bir belgedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">E-imza kullanımı, 23.01.2004 tarihli ve 25355 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ile düzenlenmiştir. İmzalanan belgelerin bütünlüğünü, doğruluğunu, kimlik doğrulamasını ve dijital belgelerin ıslak imzalı kağıt belgelerle eşdeğer hale gelmesini sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://ticaret.gov.tr/uygulamalar">https://ticaret.gov.tr/uygulamalar</a> adresinden de yine tüm işlemler yapılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">UNCITRAL Model Yasaları ile ilgili Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde uygulanan Tekdüzen Elektronik İşlemler Yasası (UETA) ve Küresel ve Ulusal Ticarette Elektronik İmzalar Yasası (ESIGN Yasası), AB, Birleşik Krallık, Çin, Hindistan gibi birçok ülke stratejik adımını attı/atıyorlar<a href="#_ftn32" id="_ftnref32">[32]</a>, <a href="#_ftn33" id="_ftnref33">[33]</a> <a href="#_ftn34" id="_ftnref34">[34]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde de Model Yasalar dikkate alınarak hukuki çalışmaların başlatılması, hukuki düzenlemelerini yapan ülkeler ile ticaretimiz açısından, önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana, kıtasal uzun mesafe hatlarının geçiş ve kesişim hatları üzerinde olan, kendi nüfusuna ek olarak karşılıklı gönül bağlarının da genişlettiği ilişki coğrafi alanlarını da dikkate alması sıklıkla gündeme gelen, buna karşılık kaynakları sınırlı ve çatışmalarla dolu bir sorunlu bir coğrafyada ilkeli dış politika yürütmeye çalışan bir ülke olmuştur. Uluslararası sistemde orta büyüklükte bir oyuncudur, her işbirliğini kendi şartlarına göre inşa edemez. Bütün orta büyüklükteki ülkeler gibi ikinci en iyi tercihinin hayata geçmesini başarı olarak kabul etmek durumundadır. İşte bu koşullarda Türkiye’nin yeniden şekillenmekte olan dünyada Avrupa Birliği ile ilişkilerini derinleştirmesi en iyi seçenek olacaktır. Ancak Avrupa Birliği konusunda Türkiye en başından bu yana şöyle bir sorun yaşamaktadır: Türkiye yukarıda anlatılan nedenlerden dolayı küresel düşünüp yerel davranmak zorunda olan bir ülkedir. Avrupa Birliği ise yerel düşünüp küresel davranan bir yapıydı. Yakın zamanda yaşanan hızlı küresel değişim Avrupa’yı daha küresel düşünmeye zorlamaya başladı. İşte bu noktada her iki taraf da birbirine yakınlaşmaya başladı. İşte bu yakınlaşmadan sağlıklı sonuçlar çıkarabilmek için dünyada tam olarak ne olup bittiğinin doğru anlaşılması, bunun için de kök nedenlerin net bir şekilde ortaya koyulması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda, ABD Başkan Yardımcısı Vance’ın bir konuşmasında değindiği hususların kök nedenlerin tanımlanmasında doğru hareket noktası olduğu öne sürülmüştür. Vance dolaylı bir şekilde kısaca Ricardo’nun artık geçersiz, jeoekonominin ise geçerli olduğunu ilan etmiştir. Dolaysız ve uzunca bir şekilde ise mevcut küreselleşme düşüncesinin iki temel varsayımının yanlış olduğunu ilan etmiştir. Birincisi küreselleşme düşüncesi açıkça olmasa da imalat ile innovasyon arasında güçlü bir bağın olduğunu inkar etmektedir. Daha net bir ifadeyle, yakın zamana kadar geçerli olan küreselleşme düşüncesine göre ulusal innovasyon sistemi inşası ve yürütülmesinde davul ABD’de tokmak ise başka bir ülkelerde olabilir ve bu durum sorun teşkil etmez. Vance ise imalat ve innovasyon arasında kuvvetli bir bağın olduğunu, imalat yoksa bir süre sonra ulusal innovasyon sisteminin de çökeceğini ilan etmiştir. Küreselleşmenin yanlışlanan ikinci varsayımı ise üretimin ucuz işgücü peşinde dünyaya yayılmasının veyahut ucuz işgücünün bizzat ABD’ye yayılmasının, ulusal innovasyon sistemine zarar vermeyeceği düşüncesidir. Kendisinin ifadesiyle ucuz işgücü bir çeşit uyuşturucudur ve bu uyuşturucu ABD’nin innovasyon kabiliyetini köreltmektedir. İşte küresel tedarik hatlarının kısalmasına neden olan şey, beş yıl önce olmuş bitmiş pandemi veya yaşlanmakta olan Rusya tehlikesi değil, dünya ekonomik sistemine içkin olan özelliklerin yavaş yavaş küresel hegemon açısından da sorun olmaya başladığının gün yüzüne çıkmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ekonomik sisteme içkin olan bu sorunlara Avrupa Birliği; Yeşil Mutabakat, Draghi Raporu, Savunma Birliği inşası ve ‘subsidiarity’ ilkesinin zayıflatılması ile cevap vermeye hazırlanmaktadır. 1996 yılında hayata geçirilen AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği, 1995 yılındaki küresel şartlara göre inşa edilmişti. 2026 yılında Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yeni bir yapı kurulacak olsaydı 2025 yılı şartlarına göre inşa edilirdi. 2025 yılında da Avrupa Birliği’nin ‘Drang nach Osten’ politikasını artık bu sefer barışçıl yöntemlerle hayata geçirmeyi düşünmekte olduğu konusunda elimizde çok güçlü işaretler bulunmaktadır. Barışçıl karakterdeki bu yaklaşım, Avrupa Birliğinin kollektif grand stratejisini, Türkiye’nin temelleri yüzyıl önce atılmış ve Cumhuriyete içkin grand stratejisi ile yakınlaştırmaktadır. Bu yeni paradigmada orta ölçekli bir ülke olan Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı gibi ehemi mühime tercih etme dış politika ilkesinden vazgeçmemelidir<a href="#_ftn35" id="_ftnref35">[35]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yeni küresel paradigma, Avrupa Birliğinin Türkiye ile ilişkilerinin geliştirilmesinde Türkiye lehine iki açıdan avantaj ortaya çıkarmaktadır. Türkiye dünyada çok özel koşullara sahip bir ülkedir. Coğrafyası, tarihi, kültürü, tehditleri, fırsatları, imkânları ve kısıtları Avrupa Birliği ülkelerinden önemli ölçüde ayrılmaktadır. Avrupa Birliği’nin ‘subsidiarity’ ilkesini sessiz bir şekilde zayıflatarak bunun yerine Birlikler Avrupa’sına geçmeye başlaması, Türkiye’nin kendi özel ihtiyaçlarına göre daha esnek ama daha güçlü ve sürdürülebilir bir ilişki kurma potansiyelini artırmaktadır. Bu yeni veya güçlendirilmekte olan Birliklerin Avrupa Birliğini katı bir yapı olmaktan çıkararak, daha esnek, daha hızlı hareket edebilen ancak buna karşın daha güçlü ve etkin bir yapıya dönüştürmesi beklenebilir. İşte Avrupa Birliğindeki bu köklü yapısal dönüşüm sayesinde başta Kıbrıs olmak üzere sorunlu alanların daha kolay yönetebilmesini ve işbirliği yapılabilecek alanlarda ise daha hızlı ve çözüm odaklı hareket edilebilmesini sağlayacaktır. İkinci avantaj ise, Avrupa Birliği sanayisini besleyen uzun mesafe tedarik hatlarının Asya’nın içlerine uzanması, Türkiye’nin grand stratejisine önemli ölçüde enerji ve manevra alanı kazandıracak olmasıdır. Türk Devletleri Teşkilatı ve bu çatı altında özellikle Rusya ve Çin açısından barışçıl bir şekilde hayata geçirilen çalışmalar, dünyanın çok uzun zamandır ne kadar doğru okunduğu ve gelişmelerin ne kadar isabetli bir şekilde çok önceden tahmin edilebildiğini açık bir şekilde göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toparlamak gerekirse, dış politika iki konuda uzun vadeli çalışma gerektirir: Birincisi sadece karşı tarafın nasıl hareket edeceğini değil, aynı zamanda karşı tarafın alacağı kararları belirleyen koşulları şekillendirme kabiliyetini inşa etmeye de vurgu yapmaktadır. Karşı taraf karar alırken dikkate alacağı koşulları genelde Türkiye gibi orta büyüklükte ülkeler şekillendiremez, ancak, bazı durum ve koşullarda bunu kısmen de olsa yapabilme imkanına sahip olabilirler. İşte buna jeopolitik önem adı verilmektedir. İkinci unsur ise, ikinci en iyi seçenekler sanatını başarıyla yürütebilmektir. Her ülkenin en çok istediği senaryolar vardır, ancak bunlar genelde gerçekleşmez. Özellikle küreselleşme, yaşlanma ve nükleer silahlar nedeniyle günümüzde hiçbir ülke en çok istediği seçeneği hayata geçiremez. Günümüzde uluslararası barış, ikinci en iyi seçeneklerin uyumunu temin edebilme başarısına bağlıdır. Bu da aslında iyi bir şeydir. Küresel bağlantısallığın artması, ikinci en iyi seçeneklerin uyumu konusunda Türkiye’nin manevra alanını artırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda Asya’daki uzun mesafe karasal taşımacılık hatları üzerinde yer alan ülkelerin de Avrupa Birliği Gümrük Reformu’na uyum sağlamaları, Türkiye’nin grand stratejisi açısından önemlidir. Bu sürecin başlatılması ve sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için de, Avrupa Birliği Gümrük Reformu’nun, Birleşmiş Milletler Model Yasaları ile uyumlu olması önem arz etmektedir. Ayrıntıların gümrük konularında ne kadar önemli olduğu dikkate alındığında, Avrupa Birliği’nin yükselmekte olan yeşil gümrük duvarlarını Avrupa Birliği dışına taşıyabilmek için Birleşmiş Milletler Model Yasalarının ortak norm inşa etme gücünden faydalanılması önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada ülkemiz açısından en önemli yapısal sorun, inovasyon sisteminin ihtiyaç duyduğu üretim ölçeklerinin artık ulus devlet büyüklüğünü çoktan aşmış olmasıdır. İnovasyon sistemi, tarımsal, sınai ve hizmet üretimine ek olarak üniversiteler, çeşitli start-up’lar, melek sermaye, çok çeşitli STK’lar, kuluçka merkezleri, çeşitli kamu alım politikaları, ulusal savunma politikası ihtiyaçları vb gibi pek çok unsuru kapsamakta olup, bunların uyumlu bir şekilde çalışabilmeleri için sistemin belirli bir ölçeğe ulaşmış olması gerekmektedir. Türkiye’nin sınai, tarımsal ve hizmet üretim kapasitesi bu ölçeğin çok altında kalmaktadır. Türkiye, sadece ticaret ve güvenlik gibi klasik alanlarda değil, innovasyon ve dijital yönetişim alanlarında da Avrupa Birliği ile ilişkilerini derinleştirmelidir. Türkiye’nin etrafı istikrarsızdır, bu nedenle de Avrupa Birliği ikinci en iyi seçenek olarak ortaya çıkmaktadır. Çin’in düşünülenden çok daha hızlı ve büyük ölçekli harekete geçmeye başladığı, Rusya’nın bitmek tükenmez jeopolitik sorunlarla boğuştuğu ve ABD’nin izolasyonist politikaların bir türüne evrildiği bir dünyada, Türkiye ile Birlikler Avrupa’sının grand stratejilerini yakınlaştırmaya çalışmak iyi bir seçenek olarak çıkmaktadır. Bu durumdan her iki taraf da fayda sağlayacaktır. Türkiye siyasi yapısını bozmadan belirli ölçeklere ulaşabilecek, Avrupa Birliği ise gittikçe istikrarsızlaşan uzun mesafe deniz taşımacılığına güçlü bir alternatifi Türkiye stratejik ortaklığı sayesinde inşa edebilecektir. Müzakere masasında alternatifi olan güçlüdür, bu durum da Avrupa’yı bir süre sonra dünyanın geri kalanına karşı daha fazla peşin satan pozisyonuna koyabilecektir. Türkiye ile kuracağı yeni stratejik ortaklık kapsamında üstleneceği yükümlülükler de ikinci en iyi seçenek bedeli olarak ortaya çıkabilecektir. İşte Türkiye bu yükümlülükleri tanımlama konusunda fikir çalışması yapmaya şimdiden başlamalıdır, ki temel ilke ve yönelimler Cumhuriyetimizin köklerinde zaten bulunmaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> ‘Special Adress by Ursula von der Leyen |World Economic Forum Annual Meeting 2025”, (21 Ocak 2025), Davos, İsviçre, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=hMx0DJXyV3Q">https://www.youtube.com/watch?v=hMx0DJXyV3Q</a>, İsviçre, (dak: 5:30 – 22.30)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> <a href="https://eur-lex.europa.eu/EN/legal-content/glossary/principle-of-subsidiarity.html">https://eur-lex.europa.eu/EN/legal-content/glossary/principle-of-subsidiarity.html</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Ursula von der Leyen, ‘Unity and Security: President von der Leyen’s Remarks During the Eurpean Parliament Plenary’, 11 Mart 2025, Youtube, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=XYmS_8GEU8Y">https://www.youtube.com/watch?v=XYmS_8GEU8Y</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">(<em>This is a moment for peace through strength. This is the moment for common defense effort. At the European Council I saw level of concensus on European defense which is not just unprecented bu completely unthinkible only a few weeks ago. There is a new understanding that we must think diffently and act accordingly. … The European security order is being shaken and so many of our illusions are being shattered. … We thought we are enjoying the peace dividend but in reality we were just running a security deficit. The time of illusions are over now.)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> İki buçuk savaş kavramı: ABD askeri gücünün üst sınırı aynı anda iki buçuk ülke ile savaş yürütmek olarak belirtilmiştir ama Çin’in ormanda on bir kaplan gücünde olmaya başladığı her geçen gün daha fazla anlaşılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> Bu yılki Antalya Diploması Forumunda Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’a ‘AB’nin Hazar Geçişli Koridor’a 10 milyar dolar yatırmaya hazırlandığı, bunun Rusya’nın kuzey güney ve doğu batı hatlarına zarar verip vermeyeceği’ konusunda ne düşündüğü soruldu. Kendisi, bölgesel veya küresel bağlantısallığı artıran herhangi bir koridorun tehdit olarak algılanmadığı, bu tip projeleri hiçbir zaman bloke etmeyi çalışmadıkları, sadece Kuzey Akım gibi kendi projelerinin sabote edilmesine karşı olduklarını, daha fazla seçeneğin her zaman daha iyi olacağını düşündükleri, ancak hız ve etkinlik açısından kendi kuzey güney koridorlarının daha ilerlemiş bir aşamada olduğu, Hint Okyanusuna daha iyi ulaşım için Kazakistan, Hindistan ve İran ile çalıştıkları ve bu hattın halihazırda işler durumda olduğu, diğer hatların da geliştirilmesine destek verilmesi ve gerçek bir rekabete zemin hazırlanması gerektiğini vurgulamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">‘Full Speech in English: Putin Aide Lavrov Shocks Trump With BRICS Payment Move Despite US Threats’, Youtube, Hindustan Times, (10:50), <a href="https://www.youtube.com/watch?v=Lx8Uz9zWfs8">https://www.youtube.com/watch?v=Lx8Uz9zWfs8</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> ‘Vance criticizes failed globalization experiment: ‘Cheap labour became the drug of Western economies’, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın ‘American Dynamism Summit’de yaptığı konuşmadan, YouTube, New York Post, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=U1bd-D1PIZg">https://www.youtube.com/watch?v=U1bd-D1PIZg</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref7" id="_ftn7">[7]</a> Josh Lipsky, Jessie Yin, ‘Meeting in Mar-a-Lago: Is a new currency deal plausible?’ Econographics, Atlantic Council, 13 Mart 2025, 7. ve 8.paragraflar, <a href="https://www.atlanticcouncil.org/blogs/econographics/meeting-in-mar-a-lago-is-a-new-currency-deal-plausible/">https://www.atlanticcouncil.org/blogs/econographics/meeting-in-mar-a-lago-is-a-new-currency-deal-plausible/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref8" id="_ftn8">[8]</a> Stephen Milan, ‘A User’s Guide to Restructuring the Global Trading System’, Hudson Bay Capital, Kasım 2024, sayfa 6 ve 7, <a href="https://www.hudsonbaycapital.com/documents/FG/hudsonbay/research/638199_A_Users_Guide_to_Restructuring_the_Global_Trading_System.pdf">https://www.hudsonbaycapital.com/documents/FG/hudsonbay/research/638199_A_Users_Guide_to_Restructuring_the_Global_Trading_System.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref9" id="_ftn9">[9]</a> Yatırım ve Tasarruf Birliği, İnovasyon Birliği ve Yetenekler (Skills) Birliği de orta vadede düşünülebilecek konular olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref10" id="_ftn10">[10]</a> ‘Communication from The Commission to the European Parliament, the Council And the European Economic And Soiıal Committee Taking the Customs Union To The Next Level: A Plan For Action’, Com/2020/581 Final, <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=COM:2020:581:FIN">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=COM:2020:581:FIN</a> (eng, pdf, sayfa 2)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref11" id="_ftn11">[11]</a> Ghiran, A., Hakami, A., Bontoux, L. Scapolo, F., ‘The Future of Customs in the EU 2040, 12.09.2020, <a href="https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859">https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref12" id="_ftn12">[12]</a> <a href="https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/19-04970_ebook.pdf">https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/19-04970_ebook.pdf</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref13" id="_ftn13">[13]</a> <a href="https://advocatetanmoy.com/model-law-on-electronic-commerce-adopted-by-the-un-commission-on-international-trade-law-1996/">https://advocatetanmoy.com/model-law-on-electronic-commerce-adopted-by-the-un-commission-on-international-trade-law-1996/</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref14" id="_ftn14">[14]</a> <a href="https://unece.org/fileadmin/DAM/cefact/forum_grps/tbg/tbg15/project_docs/UNCITRAL_e-signature_model_law.pdf">https://unece.org/fileadmin/DAM/cefact/forum_grps/tbg/tbg15/project_docs/UNCITRAL_e-signature_model_law.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref15" id="_ftn15">[15]</a> <a href="https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/mletr_ebook_e.pdf">https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/mletr_ebook_e.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref16" id="_ftn16">[16]</a><a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref17" id="_ftn17">[17]</a> <a href="https://www.uncitral.org/clout/index.jspx">https://www.uncitral.org/clout/index.jspx</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref18" id="_ftn18">[18]</a> <a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_signatures/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_signatures/status</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref19" id="_ftn19">[19]</a> <a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_transferable_records/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_transferable_records/status</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref20" id="_ftn20">[20]</a> <a href="https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf">https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref21" id="_ftn21">[21]</a> <a href="https://www.sullivanlaw.com/viewpoints/a-game-changer-for-the-trade-and-trade-finance-industry-the-short-and-simple-electronic-trade-documents-act-2023">https://www.sullivanlaw.com/viewpoints/a-game-changer-for-the-trade-and-trade-finance-industry-the-short-and-simple-electronic-trade-documents-act-2023</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref22" id="_ftn22">[22]</a> <a href="https://ticaret.gov.tr/gumruk-islemleri/dijital-gumruk-uygulamalari/edi-xml-referans-mesajlari/istenen-dokuman-kodlari">https://ticaret.gov.tr/gumruk-islemleri/elektronik -gumruk-uygulamalari/edi-xml-referans-mesajlari/istenen-dokuman-kodlari</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref23" id="_ftn23">[23]</a><a href="https://edisciplinas.usp.br/pluginfile.php/1742961/mod_resource/content/1/UNCITRAL_%28model_law_ecommerce%29_may_23%5B1%5D.pdf">https://edisciplinas.usp.br/pluginfile.php/1742961/mod_resource/content/1/UNCITRAL_%28model_law_ecommerce%29_may_23%5B1%5D.pdf</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref24" id="_ftn24">[24]</a> <a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status</a>(er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref25" id="_ftn25">[25]</a> <a href="https://www.uncitral.org/clout/index.jspx">https://www.uncitral.org/clout/index.jspx</a><sup> </sup>(er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref26" id="_ftn26">[26]</a> <a href="https://brooklynworks.brooklaw.edu/bjil/vol34/iss3/4/">https://brooklynworks.brooklaw.edu/bjil/vol34/iss3/4/</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref27" id="_ftn27">[27]</a> <a href="https://www.bilaterals.org/IMG/pdf/jsi_e-commerce_text_28_june_2024.pdf">https://www.bilaterals.org/IMG/pdf/jsi_e-commerce_text_28_june_2024.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref28" id="_ftn28">[28]</a> <a href="https://natlawreview.com/article/80-wto-members-reach-initial-agreement-e-commerce-negotiations">https://natlawreview.com/article/80-wto-members-reach-initial-agreement-e-commerce-negotiations</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref29" id="_ftn29">[29]</a> <a href="https://www.wfw.com/articles/proposed-e-commerce-agreement-text-released-at-the-wto-key-provisions-and-next-steps/">https://www.wfw.com/articles/proposed-e-commerce-agreement-text-released-at-the-wto-key-provisions-and-next-steps/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref30" id="_ftn30">[30]</a> <a href="https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-elektroniklesme/">https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-elektroniklesme/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref31" id="_ftn31">[31]</a> <a href="https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=q:/WT/L/940.pdf&amp;Open=True">https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=q:/WT/L/940.pdf&amp;Open=True</a> &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref32" id="_ftn32">[32]</a> <a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status</a>)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref33" id="_ftn33">[33]</a> <a href="https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf">https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf</a><a href="https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf"></a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref34" id="_ftn34">[34]</a> <a href="https://www.digitalizetrade.org/mletr">https://www.digitalizetrade.org/mletr</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref35" id="_ftn35"></a>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
