<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uluslararası Ticaret &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<atom:link href="https://tiud.org.tr/tag/uluslararasi-ticaret/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<description>Ticaret Uzmanları Derneği</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Jul 2025 11:15:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2021/12/cropped-tiud_logo_icon-32x32.png</url>
	<title>Uluslararası Ticaret &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çok Kutuplu Küresel Ticarette Yeni Açılım Arayışları</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2025/07/08/cok-kutuplu-kuresel-ticarette-yeni-acilim-arayislari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Can Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 10:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 67]]></category>
		<category><![CDATA[Export Diversification]]></category>
		<category><![CDATA[Export-Led Growth Model]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat Çeşitlendirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[İhracata Dayalı Büyüme Modeli]]></category>
		<category><![CDATA[International Trade]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[Sustainable Growth]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret Politikası]]></category>
		<category><![CDATA[Trade Policy]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ticaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7990</guid>

					<description><![CDATA[Bu çalışma, küresel ticaretin son çeyrek yüzyılda geçirdiği çok katmanlı dönüşümü analiz etmekte; özellikle 2008 Küresel Krizi, Kovid-19 salgını, Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD-Çin rekabeti gibi kırılma anlarının, küresel ticaretin doğasını nasıl köklü biçimde yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Küresel ticaret artık yalnızca ekonomik değil; jeopolitik, teknolojik ve çevresel parametreler üzerinden tanımlanan bir alan haline gelmiştir. “friend-shoring”, “nearshoring”, “stratejik kopuş” (strategic decoupling) gibi kavramların yükselişi, verimlilikten ziyade güvenlik ve siyasi uyumun ticaret kararlarını belirlemeye başladığını göstermektedir.

Günümüzde ticaret savaşları etiketi altında gelişen ABD-Çin hattındaki hegemonya mücadelesi, kendini nadir elementler, dijital altyapılar ve kritik ham maddeler gibi alanlarda gösterirken Dünya Ticaret Örgütünün işlevselliğini yitirmesi, Kapsamlı ve İleri Düzey Trans-Pasifik Ortaklığı (CPTPP), Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması (AfCFTA) gibi bölgesel ve tematik ticaret bloklarının yükselişini beraberinde getirmektedir.

Bu bağlamda, yeni dünyada tesis edilen küresel ticaret dönüşümü korumacılıkla açıklanamayacak kadar derin bir yapısal yeniden yapılanma sürecine işaret ederek ülkeler arasındaki mesafenin sadece fiziki olarak değil kültürel, dijital ve yönetişimsel olarak ifade edilmesine sebep olmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin başta AB olmak üzere geleneksel pazarlarda doygunluk seviyesine ulaşmasından hareketle yeni ihracat, rekabet ve büyüme alanları için farklı stratejiler ışığında ürün ve pazar çeşitlendirmesi patikalarını izlemesi faydalı olacaktır.

Türkiye’nin küresel ticarette konumlanmasının, statik değil dijital altyapı, kültürel uyum ve yönetişim kapasitesi gibi yapısal faktörlerle zenginleşen dinamik, çok katmanlı ve çok taraflı bir dış ticaret vizyonuyla yeniden şekillenebileceğini tartışan bu çalışma sonuç olarak Türkiye’nin bu yeni düzen içinde nasıl yeniden konumlanabileceğine ilişkin stratejik öneriler sunmaktadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışma, küresel ticaretin son çeyrek yüzyılda geçirdiği çok katmanlı dönüşümü analiz etmekte; özellikle 2008 Küresel Krizi, Kovid-19 salgını, Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD-Çin rekabeti gibi kırılma anlarının, küresel ticaretin doğasını nasıl köklü biçimde yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Küresel ticaret artık yalnızca ekonomik değil; jeopolitik, teknolojik ve çevresel parametreler üzerinden tanımlanan bir alan haline gelmiştir. “friend-shoring”, “nearshoring”, “stratejik kopuş” (strategic decoupling) gibi kavramların yükselişi, verimlilikten ziyade güvenlik ve siyasi uyumun ticaret kararlarını belirlemeye başladığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde ticaret savaşları etiketi altında gelişen ABD-Çin hattındaki hegemonya mücadelesi, kendini nadir elementler, dijital altyapılar ve kritik ham maddeler gibi alanlarda gösterirken Dünya Ticaret Örgütünün işlevselliğini yitirmesi, Kapsamlı ve İleri Düzey Trans-Pasifik Ortaklığı (CPTPP), Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması (AfCFTA) gibi bölgesel ve tematik ticaret bloklarının yükselişini beraberinde getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, yeni dünyada tesis edilen küresel ticaret dönüşümü korumacılıkla açıklanamayacak kadar derin bir yapısal yeniden yapılanma sürecine işaret ederek ülkeler arasındaki mesafenin sadece fiziki olarak değil kültürel, dijital ve yönetişimsel olarak ifade edilmesine sebep olmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin başta AB olmak üzere geleneksel pazarlarda doygunluk seviyesine ulaşmasından hareketle yeni ihracat, rekabet ve büyüme alanları için farklı stratejiler ışığında ürün ve pazar çeşitlendirmesi patikalarını izlemesi faydalı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin küresel ticarette konumlanmasının, statik değil dijital altyapı, kültürel uyum ve yönetişim kapasitesi gibi yapısal faktörlerle zenginleşen dinamik, çok katmanlı ve çok taraflı bir dış ticaret vizyonuyla yeniden şekillenebileceğini tartışan bu çalışma sonuç olarak Türkiye’nin bu yeni düzen içinde nasıl yeniden konumlanabileceğine ilişkin stratejik öneriler sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Uluslararası Ticaret, Ticaret Politikası, Sürdürülebilir Büyüme, İhracata Dayalı Büyüme Modeli, İhracat Çeşitlendirmesi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Seeking New Perspectives in a Multipolar Global Trade Landscape</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">This study explores the multifaceted transformation of global trade over the past quarter-century, highlighting the disruptive impact of major global events such as the 2008 financial crisis, the COVID-19 pandemic, the Russia–Ukraine war, and the escalating strategic rivalry between the United States and China. These developments have profoundly reshaped the global trade landscape, shifting it beyond traditional economic frameworks toward a domain increasingly defined by geopolitical tensions, technological dependencies, and environmental imperatives.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The emergence of new trade paradigms—such as “friend-shoring,” “nearshoring,” and “strategic decoupling”—underscores a transition from efficiency-based trade models to ones rooted in national security, political alignment, and strategic autonomy. Simultaneously, the declining effectiveness of multilateral institutions like the World Trade Organization has coincided with the rise of regional and thematic trade blocs, including the CPTPP (Comprehensive and Progressive Agreement for Trans-Pacific Partnership), RCEP (Regional Comprehensive Economic Partnership) and AfCFTA (African Continental Free Trade Area), reflecting a more fragmented and multipolar trade order.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this evolving context, the study examines how Türkiye can reposition itself within global trade by adopting a more dynamic, multi-layered strategy. Given the saturation of traditional markets—especially the EU—Türkiye is advised to pursue diversified export pathways that integrate structural elements such as digital infrastructure, cultural adaptability, and governance capacity.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The study concludes by offering policy recommendations for shaping a resilient and forward-looking trade vision that reflects the complex, politicized nature of today’s global trade environment.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> International Trade, Trade Policy, Sustainable Growth, Export-Led Growth Model, Export Diversification</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ekonomide son çeyrek yüzyıldır yaşananlar, dönüşüm sürecinin farklı alanlar itibarıyla çok boyutlu bir yapıda süregeldiğini göstermektedir. 2008 Küresel Ekonomik Kriz’den itibaren hız kazanan bu çok boyutlu ve katmanlı dönüşüm, Kovid-19 salgını ve sonrasındaki süreçle birlikte derinleşmiş; Rusya – Ukrayna savaşı, ABD – Çin ticari ve stratejik rekabeti ile iklim krizi gibi gelişmelerle daha karmaşık bir hal almıştır. Bu gelişmeler, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasal, teknolojik ve çevresel boyutları olan yeni bir küresel düzenin şekillenmekte olduğunu bizlere göstermektedir. Ticaret, yeniden tesis edilen bu düzenin belki de en dinamik ve en çok etkilenen alanlarından biri olarak, geleneksel kavramları ve kalıpları geride bırakan yeni bir döneme kapılarını aralamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kovid-19 salgını tedarik zincirlerinin kırılganlığını gözler önüne sererken sonrasındaki süreçle birlikte uluslararası üretim ve değer zincirlerinin yeniden yapılandırılması gereği kendisini, artan korumacılık eğilimleri, bölgeselleşme ve ticaretin jeopolitik bir enstrümana dönüşmesi; ülkelerin dış ticaret stratejilerini baştan gözden geçirmeleri gibi unsurlarla göstermektedir. Günümüzde “friend-shoring”, “nearshoring” gibi kavramların yükselişi, sadece ekonomik verimliliği değil, aynı zamanda güvenlik ve siyasi uyum unsurlarını da dikkate alan yeni bir ticaret mantığının egemen olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, yalnızca ekonomik rasyonalite değil, aynı zamanda stratejik öngörü, diplomatik uyum ve yönetişim kapasitesi de dış ticaretin yönünü tayin eden belirleyiciler hâline gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaret düzleminde gözlemlenen bu dönüşüm süreci aslında teknik bir yeniden yapılanmadan ziyade bir vizyon dönüşümü olarak da tanımlanabilir. Ticaretin ekonomi bir unsur olmasının yanında aynı zamanda derin bir jeopolitik öğe olarak yeniden tanımını, liberal düzenin varsayımlarını kökten değiştiren sistemik bir kırılma olarak nitelendirmek mümkün. Bugün, dünyada en fazla ticaret hacmine sahip ülkelerin ‘savaşa’ dönüşen ‘dalaşlarının’ aslında klasik bir ticaret savaşından ziyade bir küresel hegemonya mücadelesi şeklinde tezahürü de bunun en basit örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">‘Trump 1.0’ olarak adlandırılan dönemde özellikle çelik ve alüminyum sektörleri için hayata geçirilen gümrük tarifesi artışları ve ithalat artışları aslında bugünün ayak sesleri olarak değerlendirilebilir. ABD o zaman da Çin&#8217;den ithal edilen yüz milyarlarca dolarlık ürüne ek vergiler getirerek yalnızca ticaret açığını azaltma niyeti gütmemiş, aynı zamanda Çin&#8217;in ekonomik, teknolojik ve stratejik yükselişini dizginlemeyi hedeflemiştir. Buna karşılık Çin’in simetrik misillemeleri ve küresel kamuoyunda ticaret savaşı olarak nitelendirilen bu süreç, özünde bir güç rekabetinin ticaret üzerinden yürütüldüğünün de yakın geçmişteki en belirgin örneği kabul edilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde takip etmesi hayli karmaşık bir hal alan ve çok hızlı bir haber akışının ürünü haline dönüşen ABD – Çin arasındaki gerilimi sadece bir ticaret savaşı olarak görmek yanıltıcı olacaktır. Aslında yaşanan, Soğuk Savaş sonrası dönemin çok kutuplu bir düzene evrilmesiyle bağlantılı, kapsamlı bir sistemsel güç rekabetidir. Çin&#8217;in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI), dijital para teknolojilerindeki ilerlemesi, Afrika ve Latin Amerika’da artan ekonomik etkisinin, ABD açısından yalnızca ekonomik değil, stratejik bir tehdit olarak algılandığı aşikâr. Nitekim, ABD&#8217;nin Çin’e karşı geliştirdiği kısıtlama politikaları —örneğin Çin menşeli teknoloji firmalarına yönelik yaptırımlar, ihracat kontrolleri ve yabancı yatırımlara ilişkin sınırlamalar— bu rekabetin ticaretin ötesine taşındığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hele ki Çin’in nadir elementler ve kritik ham maddeler alanlarında sahip olduğu jeostratejik güç, bu çekişmenin aynı zamanda bir güvenlik meselesi haline dönüştüğünün de göstergesidir. AB Komisyonu’nun raporuna göre Çin, dünya genelinde kritik olarak belirlenen 34 ham maddenin 25’inde dünyanın en büyük tedarikçi konumundadır (AB Komisyonu, 2023). Bununla birlikte, Çin’in izlediği ‘üretimden politikaya’ entegre stratejisi, kritik minerallerde sadece rekabetçiliğe değil aynı zamanda da jeostratejik ve jeoekonomik bir üstünlüğe sahip olmasını da beraberinde getiriyor. Bu gelişmeler ışığında, ABD Başkanı Donald J. Trump’ın ‘Grönland çıkışlarını’, Ukrayna ile kritik mineraller alanında anlaşmaya varabilmek için Ukrayna – Rusya Savaşı’nı konu etmesini bu bağlamda okumakta fayda var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün ABD’nin bu müdahaleci yaklaşımının yalnızca Çin’e yönelik değil, genişleyen Asya-Pasifik eksenine karşı geliştirilmiş stratejik bir yönelimi de içerdiği görülmektedir. Güney Kore, Vietnam, Endonezya gibi yükselen üretim üslerinin artan rekabet gücü, ABD’nin küresel değer zincirlerinde daha kontrollü ve dost temelli bir yeniden yapılanma ihtiyacını gündeme getirmiştir. İşte tam bu noktada, çalışmanın başında da zikredilen “friend-shoring” “near-shoring” ve “strategic decoupling” gibi kavramların yükselişi tesadüf değildir. Bu yeni yapı, yalnızca verimlilik değil, aynı zamanda jeopolitik uyum ve değer temelli ortaklıkları öne çıkaran bir ticaret mimarisi doğurmaktadır. İşte tam da bu yüzden ABD, tedarik zincirlerinde Asya’ya olan bağımlılığı azaltmak amacıyla siyasi olarak uyumlu – ya da uyumlanabileceğini düşündüğü – ülkelerle üretim ağlarını yeniden yapılandırmayı hedeflemekte, bu hedefini de yalnızca ekonomik rasyonaliteye değil, aynı zamanda jeopolitik güvenliğe dayalı bir seçici küreselleşme modelini teşvik ederek yerine getirme yönünde adımlar atmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan günümüz ayrıca, Atlantik’in iki yakasının tarihte hiç olmadığı kadar birbirinden soğuduğu bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçmişte Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) gibi tarihte hacmi ve kapsamı bakımından eşine benzerine zor rastlanır bir iş birliğinin kıyısından dönen ABD ve AB, geçmiş günlerin aksine bugün çıkar çatışmaları sebebiyle kamuoyunun önünde ‘düşman’ ya da ‘rakip’ tabirlerini dahi kullanmaktan çekinmeyen bir konumda. ABD’nin iç ekonomisini korumaya yönelik olduğunu ifade ederek attığı adımlar AB tarafından açıkça ticaretle bağdaşmayan, korumacı adımlar olarak değerlendirilmiş ve misillemeyle karşılık verileceği ifade edilmiştir. Bütün bu gelişmeler de Batı dünyasının dahi kendi içinde bir ticaret uyumsuzluğuna sahip olduğunu ve aslında bu uyumsuzluğun jeopolitik taraflarının dikkate alınması gerektiğini bizlere göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçtiğimiz yıl Ekonomi Gazetesi’nde yayımlanan bir köşe yazımda uluslararası kuruluşların giderek daha işlevsiz hale gelişini bir Pirus Zaferi’ne benzeterek büyük beklentilerle düzenlenen zirvelerin, konferansların, konseylerin; söz konusu uluslararası kuruluşların işlevsizliğini biraz daha gözler önüne seren birer ‘sözde zafer’den ibaret olduğunu ifade etmiştim (Duman, 2024). Söze başladığımız andan itibaren çerçevesini çizmeye çalıştığımız dönüşüm sürecinde Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) işlevselliği de ciddi biçimde sorgulanır hale gelmiştir. 1990’lardan itibaren küresel ticaretin kurallarını belirleyen temel yapı olan DTÖ hem karar alma süreçlerindeki tıkanmalar hem de anlaşmazlık çözüm mekanizmasının devre dışı kalması nedeniyle etkisini büyük ölçüde yitirmiştir. Özellikle ABD’nin temyiz organı atamalarını engellemesi, DTÖ&#8217;nün norm koyucu ve hakemlik rolünü fiilen askıya almıştır. Bu gelişme, çok taraflı kurallar sisteminden uzaklaşmayı hızlandırmış ve bölgesel ve tematik ticaret bloklarının ön plana çıkmasına yol açmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim bu dönemde, yeni nesil ticaret ortaklıkları uluslararası ekonomik etkileşimde belirleyici aktörler haline gelmiştir. Kapsamlı ve İleri Düzey Trans-Pasifik Ortaklığı (CPTPP), Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması (AfCFTA), Latin Amerika’daki MERCOSUR gibi ticaret ve yatırım ortaklıkları, klasik DTÖ yaklaşımının ötesine geçen, veri paylaşımı, dijital ticaret, sürdürülebilirlik ve yatırım koruması gibi konuları da içeren çok boyutlu düzenlemeler içermektedir. Bu yeni nesil anlaşmalar, yalnızca mal ticaretini değil, aynı zamanda stratejik teknoloji paylaşımını ve yatırım yönetişimini de kapsamına alarak, ticareti jeoekonomik düzenin bir parçası haline getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, küresel ticaretin günümüzdeki dönüşümü; korumacılık ve serbestleşme arasındaki basit bir salınım değil, çok katmanlı bir yapısal yeniden yapılanma sürecidir. Bu süreçte ticaret, yalnızca arz-talep dengesine göre değil; güvenlik, teknoloji, çevre ve jeopolitik uyum parametrelerine göre yeniden tanımlanmaktadır. Türkiye gibi yükselen ekonomiler için bu yeni düzen hem belirsizlikleri hem de yeniden konumlanma fırsatlarını içinde barındırmaktadır. Bölgesinde güçlü ve küresel ticaret zemininde yükselen bir aktör olarak Türkiye’nin de bu dönüşüm karşısında dış ticaret stratejilerini statik bir anlayışla değil, dinamik, çok katmanlı ve çok taraflı bir perspektifle yeniden inşa etmesi zaruridir. Bu bağlamda, başta “Uzak Ülkeler Stratejisi” gibi ticari açılım politikalarının başarısı, bu dönüşümün doğru okunması ve stratejinin bu yeni küresel gerçekliğe uyarlanmasıyla doğrudan ilişkilidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜRKİYE YENİDEN TESİS EDİLEN KÜRESEL TİCARET DÜZLEMİNİN NERESİNDE?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisi için ihracat, büyümenin sürdürülebilirliği ve cari dengenin iyileştirilmesi açısından bir oksijen işlevi görür. 2000’li yıllardan itibaren ihracat odaklı kalkınma yaklaşımı doğrultusunda birçok ülkeye erişim artırılmış; ancak özellikle Avrupa Birliği başta olmak üzere geleneksel pazarlarda doygunluk seviyesine ulaşılmıştır. Duman (2024) yerleşik yüksek payının kazanımı zorlaştırdığını ortaya koyarak Türkiye’nin Gümrük Birliği Anlaşması ile birlikte geride kalan çeyrek yüzyılda pazar payını iki katından fazla artırdığı Avrupa Birliği pazarında bundan sonraki süreçte ihracat rekabetçiliğini güçlendirecek daha stratejik adımlar gerektiğini ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pazar farklılaştırması etkin olarak hayata geçirildiğinde firmaların ve ülkelerin ihracat performansını faktörlerin başında gelir. Hesse (2008) özellikle gelişmekte olan ülkeler için ihracatın çeşitlendirilmesinin ihracat gelirlerindeki dalgalanmaları azaltarak ve hammadde ticaretinden kaynaklanan olumsuz etkilere karşı koruma sağlayarak ekonomik büyümeyi destekleyen güçlü bir araç olduğunu vurgulayarak ekonomik kalkınma sürecini ülkelerin “yoksul ülke mallarından” “zengin ülke mallarına” geçişini gerektiren bir süreç olduğuna ve dolayısıyla ihracatın çeşitlenmesi bu yapısal dönüşümün merkezinde yer alarak kişi başı gelir artışını istatistiki olarak anlamlı biçimde olumlu etkilediğine işaret eder. Xuefeng ve Yaşar (2016) ihracat pazarlarını çeşitlendiren firmaların başlangıçta bilgi ve deneyim eksikliği nedeniyle verimlilik kaybı yaşasalar da belirli bir eşiği aştıktan sonra ölçek ve kapsam ekonomilerinin etkisiyle daha düşük ortalama maliyetlere ve daha yüksek verimliliğe ulaştıklarını, dolayısıyla ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesinin uzun vadede firma performansını artıran stratejik bir yatırım olduğunu ortaya koymaktadır. Guo vd. (2020) ise ihracatta pazar farklılaştırmasının, sadece mevcut pazarlara yakınlıkla değil, uzak pazarlara erişimi de içeren yeni yöntemlerle ekonomik kalkınma ve ihracatın niteliğini artırmanın anahtarı olduğunu ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Literatürün ışığında Ticaret Bakanlığınca kamuoyuyla paylaşılan Uzak Ülkeler Stratejisi de Türkiye’nin ihracat performansını güçlendirmek amacıyla pazar farklılaştırmasının hayata geçirilmesini hedeflemektedir. Strateji kapsamında belirlenen 18 ülke, ülkemize uzak mesafede bulunan, 2018 – 2020 yılları ortalama ihracatımızın ülke ithalatından aldığı payın ülkemizin dünya ihracatından aldığı yaklaşık pay olan %1’in altında olduğu ve 2018 – 2020 yılları ortalama dünyadan ithalatı 60 milyar dolar ve üzerinde olan ülkeler olarak seçilmiştir. Dönemin Ticaret Bakanı Sn. Mehmet Muş tarafından <em>“Ortalama 3 bin 65 kilometre olan ihracat menzilimizi dünya ortalaması olan 4 bin 744 kilometrenin üzerine çıkarmak için harekete geçiyoruz. İhracatımızın geleneksel ürün-pazar yapısını bir ileri aşamaya taşıyarak yeni ürün ve yeni pazar çeşitliliğine odaklanıyor, böylece rotamızı uzak ülkelere çeviriyoruz. Bu anlayışla Bakanlığımızca yapılan analitik çalışmalar neticesinde ülkemize 2 bin 500 kilometreden uzak mesafede bulunan, dünyadan ithalatı 60 milyar doların üzerinde olan ve ithalatından aldığımız payın %1’in altında olduğu 18 ülkeyi Uzak Ülkeler Stratejisi kapsamında ticaretimizin geliştirilmesine yönelik hedef ülkeler olarak belirledik.”</em> sözleriyle kamuoyuna açıklanan Uzak Ülkeler Stratejisi doğrultusunda pazara giriş stratejileri, ticaret heyetleri, alım heyetleri, ticari istihbarat faaliyetleri, fuar katılımları ve lojistik destekleri gibi çok sayıda politika aracı öngörülmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığınca 2022 yılında resmen ilan edilen ve 2025 yılında da güncellenen Uzak Ülkeler Stratejisi, Türkiye’nin dış ticaret politikasında stratejik bir yön değişikliğini temsil etmektedir. Stratejinin temel amacı, Türkiye’nin mevcut ihracat yapısında ağırlığı olan coğrafi yakın pazarların ötesine geçerek; Latin Amerika, Sahra Altı Afrika, Güney ve Doğu Asya gibi fiziksel olarak uzak ancak yüksek büyüme potansiyeline sahip ülkelere ihracatın artırılmasıdır. Ancak bugünün küresel ticaretinin yönünü belirleyen dinamikler, yalnızca arz ve talep koşullarından ibaret değildir. Hedef pazarlarda makroekonomik istikrarın yanı sıra yönetişim kalitesi, hukukun üstünlüğü, ticaretin dijitalleşme düzeyi ve karbon ayak izine dayalı ticaret normları gibi karmaşık yapısal unsurlar, ülkelerin dış ticaret stratejilerinde temel belirleyiciler hâline gelmiştir. Dolayısıyla, günümüzde uzaklık, sadece fiziki uzaklıktan ibaret değil daha katmanlı bir yapıda değerlendirilebilir. Kültürel uzaklık, kurumsal uzaklık, dijital altyapı farklılıkları, iş yapma ortamının öngörülebilirliği ve diplomatik ilişkilerin düzeyi gibi yapısal faktörler, bugünün ticaret yapısında rekabet eden ülkelerin rekabetçilik stratejilerinin belirleyicileri arasında kendisine yer bulur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde küresel ticaret kompozisyonunun stratejik derinleşmesi ve yapısal dönüşümü ne var ki, Uzak Ülkeler Stratejisi&#8217;nin etkinliğini sadece coğrafi mesafenin aşılmasıyla değil, aynı zamanda bu pazarların ekonomik, kurumsal, teknolojik ve diplomatik özelliklerinin derinlikli biçimde analiz edilmesiyle mümkün olmasını beraberinde getiriyor. Günümüzde ticaretin coğrafyasını belirleyen temel faktörler; makroekonomik istikrar, yönetişim kalitesi, dijital ve yeşil dönüşüm kapasitesi ile bölgesel jeopolitik aidiyetler haline gelmiştir. Bu bağlamda, Türkiye’nin Uzak Ülkeler Stratejisi’ni günümüz küresel dönüşüm dinamikleri ışığında yeniden ele alması ve stratejisini bu yapısal gerçekliklere göre yeniden değerlendirilmesi, Türkiye’nin ihracata dayalı büyüme modelinin etkin ve daha güçlü bir şekilde uygulaması için zaruri bir durum ihtiva etmektedir. Bu bağlamda ülkemizin, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, bölgesel bloklaşmanın derinleştiği, korumacılığın arttığı ve ticaretin çok taraflı kurallardan uzaklaştığı bir ortamda, ihracat çeşitlendirmesi politikalarını yeniden yapılandırılmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>PEKİ YA NASIL?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Zor, oyunu bozar diye bir söz vardır. Kovid-19 salgınıyla birlikte küresel ticarette ezberlerin bozulduğu, günümüz ticaret politikalarıyla birlikte ise bozulan bu ezberlerin yerine oyunun baştan kurulduğu bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Bu noktada, ülkemizin güçlü ve sürdürülebilir büyüme performansının devamı ve bu performansta ihracatın payının giderek çok daha fazla güçlenmesi için ticaret politikamızın çok boyutlu ve yapısal bir önceliklendirme modeli ile yeniden kurgulanması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki bu noktada, Türkiye’nin ürün ve Pazar farklılaştırmasında yeni dünya dinamiklerini de dikkate alarak ne önerebiliriz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önerimizden ilki, ülkeler arasındaki ‘mesafeyi’ sadece kilometre olarak değil düzenlemeler, dünyaya bakış açısı, sürdürülebilirlik hedefleri ve diplomatik ilişkiler bağlamında da ele alan bir stratejik uyum endeksinin dikkate alınması olabilir. Hedef ülkelerin fiziki mesafelerine ek olarak, ekonomik karmaşıklık düzeyleri (ECI), yönetişim göstergeleri (World Governance Indicators), ticarette dijitalleşme kapasiteleri, çevresel sürdürülebilirlik hedefleri ve Türkiye ile olan diplomatik ilişkileri dikkate alan kompozit bir endeks ile ülke önceliklendirmesi yapılmalıdır. Bu sayede &#8220;fırsat maliyeti yüksek ama potansiyeli sınırlı&#8221; ülkeler elenirken, gerçek anlamda stratejik iş birlikleri kurulabilecek pazarlar önceliklendirilmiş olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci olarak Türkiye’nin rekabet avantajına sahip olduğu sektörler (ör. otomotiv yan sanayi, makine-teçhizat, gıda işleme, savunma sanayii) ile hedef ülkelerin ihtiyaç duyduğu ürün ve hizmetler arasında sektörel uyum analizleri yapılmalı, kümelenme temelli ihracat destekleri bu ülkelere yönlendirilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üçüncü olarak yeni dünyanın olmazsa olmazları olan yeşil ve dijital dönüşümü önceleyerek hedef ülkelere yönelik ihracat politikaları, Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemesi ve dijital ticaret gibi yeni normlara uygun şekilde tasarlanmalıdır. Türkiye’nin yeşil dönüşüm süreci ile entegre olmayan bir stratejinin, uzun vadede rekabet gücü sağlayamayacağı açıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son olarak, ülkelerle ticari ilişkiler kurmanın ön koşullarından birinin yalnızca ürün satmak değil, o ülkenin ekonomi politiğini anlamak ve buna uygun kurumsal varlıklar geliştirmek olduğu ışığında, ticaret müşavirliklerinin güçlendirilmesi, ticaret ve yatırım ofislerinin açılması, diaspora ağlarının aktif kullanımı ve kamu-özel iş birliği modellerinin teşvik edilmesi, yani ticaret diplomasisi uygulamalarımızın güçlenmesi, yeni dönem ticaret politikamızın kurumsal boyutunu sağlamlaştıracaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ YERİNE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ekonomi ve ticaret yapısı, içinde bulunduğumuz dönemde sadece konjonktürel değil, yapısal ve paradigmatik bir dönüşüm geçirmektedir. Ticaret artık yalnızca rekabet gücüne değil, aynı zamanda jeopolitik pozisyonlanmaya, teknolojik kapasiteye, çevresel sürdürülebilirliğe ve stratejik uyuma dayalı olarak şekillenmektedir. Bu yeni düzen, ülkeleri dış ticaret stratejilerini yeniden düşünmeye ve klasik pazarlara bağımlılığı azaltarak alternatif ve daha dirençli ticaret rotaları geliştirmeye zorlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin 2022 yılında ilan ettiği Uzak Ülkeler Stratejisi, bu doğrultuda atılmış önemli bir politika adımıdır. Strateji, ihracatın coğrafi dağılımını çeşitlendirmeyi, yüksek büyüme potansiyeline sahip ancak ihmal edilmiş pazarlara erişimi artırmayı ve böylece dış ticarette yapısal bir açılım gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Ancak bu stratejinin etkinliği, yalnızca fiziki uzaklık ilkesine dayalı bir ülke listesiyle değil, küresel sistemdeki dönüşümün çok boyutlu doğasına cevap verebilecek nitelikte bir stratejik çerçeveyle mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışma kapsamında ortaya konan tartışmalar şunu göstermektedir: ticaretin yeni doğasında başarıya ulaşmak için coğrafi mesafe kadar, hatta ondan daha fazla, kurumsal yakınlık, siyasi uyum, dijitalleşme kapasitesi ve yeşil dönüşüm potansiyeli gibi göstergeler önem kazanıyor. Ayrıca ticaretin yönünü sadece arz ve talep dengesi değil, büyük güç rekabeti, bölgesel entegrasyon dinamikleri ve teknoloji temelli küresel ayrışmalar da belirlemektedir. Bu bağlamda, Türkiye&#8217;nin Uzak Ülkeler Stratejisi&#8217;nin yeni dönem dinamikleri kapsamında gözden geçirilmesi hem ülkemizin ihracat rekabetçiliğinin güçlenmesi hem de ihracata dayalı büyüme performansımızın ivmelenmesi açısından büyük önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmamızla birlikte Türkiye’nin küresel ticaretin yeni yapısına uyum sağlayabilmesi ve stratejik açılım arayışlarını daha sürdürülebilir bir zemine oturtabilmesi için bir dizi politika önerisi geliştirilmeye çalışılmıştır. Bunlar arasında hedef ülke seçiminde çok değişkenli önceliklendirme çerçevesi oluşturulması, sektör bazlı eşleştirmelerin yapılması, kurumsal ticaret diplomasisinin güçlendirilmesi, dijital ve yeşil uyum kriterlerine göre ihracat desteklerinin yeniden yapılandırılması ve kamu-özel iş birliği temelinde risk paylaşımı mekanizmalarının kurulması öne çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye için yeni dönemde sadece ihracat hacmini artıracak dış ticaret hamlelerinden ziyade yeni küresel düzende stratejik konumlanma fırsatı sunan çok boyutlu bir dönüşümü hayata geçirecek politika setlerinin hayata geçirilmesi daha hayati öneme sahiptir. Bu nedenle yeni dönemde dış ticaret politikamızın etkinliği, yapısal bir perspektifle yeniden ele alınarak, bütüncül bir politika mimarisiyle desteklenerek ve uygulamada kurumsal kararlılık gösterilerek çok daha güçlenecektir. Hiç şüphe yok ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın işaret ettikleri Türkiye Yüzyılı’nda ülkemizin çok kutuplu dünyada rekabetçi, esnek ve dirençli bir aktör haline gelmesi, ancak bu tür uzun soluklu ve entegre yaklaşımlarla mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Duman, M. C. (2024). ‘Uluslararası kuruluşların Pirus Zaferi: Galibiyet mi yenilgi mi?’, Ekonomi Gazetesi, 26 Mart 2024, <em>Erişim: <a href="https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/uluslararasi-kuruluslarin-pirus-zaferi-galibiyet-mi-yenilgi-mi/735777">https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/uluslararasi-kuruluslarin-pirus-zaferi-galibiyet-mi-yenilgi-mi/735777</a></em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Duman, M. C. (2024). Türkiye’nin İhracat Rekabetçiliğinin Belirleyicileri ve Değişen Dinamikler, II. İktisat ve Toplum Kongresi, Ankara.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (2023). Directorate-General for Internal Market, Industry, Entrepreneurship and SMEs, Grohol, M. and Veeh, C., Study on the critical raw materials for the EU 2023 – Final report, Publications Office of the European Union, <em>Erişim: <a href="https://data.europa.eu/doi/10.2873/725585">https://data.europa.eu/doi/10.2873/725585</a></em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Guo, Q., Zhu, S., &amp; Boschma, R. (2020). Networks of export markets and export market diversification. Industrial and Corporate Change, 29(6), 1381-1397.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hesse, H. (2008). Export diversification and economic growth (Vol. 21, pp. 1-23). Washington, DC: Commission on Growth and Development.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Bakanlığı (2022). Uzak Ülkeler Stratejisi, <a href="https://ticaret.gov.tr/data/62c696dd13b876ae383fd792/uus_rapor.pdf">https://ticaret.gov.tr/data/62c696dd13b876ae383fd792/uus_rapor.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Xuefeng, Q., &amp; Yaşar, M. (2016). Export market diversification and firm productivity: Evidence from a large developing country. World Development, 82, 28-47.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Sistemin By-Pass İhtiyacı</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2024/06/28/kuresel-sistemin-by-pass-ihtiyaci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Can Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2024 09:57:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 65]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Yönetişim]]></category>
		<category><![CDATA[Refah Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Kuruluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ticaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7208</guid>

					<description><![CDATA[Küresel sorunların iş birliği ve kapsayıcılık vizyonu çerçevesinde çözüme kavuşturulması amacıyla kurulan uluslararası kuruluşlar, dünyanın karşı karşıya kaldığı sınamalar ve zorluklarla giderek daha işlevsiz hale gelmekte; söz konusu kuruluşlar sorunun kendisi haline dönüşmektedir. Bu çalışmada, uluslararası kuruluşların işlevsizleşmesinden hareketle Dünya Ticaret Örgütü’nün küresel ticaretin büyümeyi ve refahı desteklemekten uzaklaştığı bu dönemdeki güncellenme ihtiyacı ve bununla birlikte küresel ticaretin yeniden inşa edilmesi süreci tartışılmaktadır. 21. yüzyılın son çeyreğinde yaklaşık olarak küresel büyümenin iki katı oranında büyümeyi başaran küresel ticaret 2010’lu yıllar ile birlikte küresel ekonomik aktivitedeki artıştan daha zayıf bir performans sergilemiştir. Ticaret savaşları, salgın, iklim krizi gibi küresel sınamalar ülkelerin daha korumacı bir politika setine sahip olmasına ve küresel ticareti desteklemesi beklenen Dünya Ticaret Örgütü’nün kurumsal aksaklıklarıyla birlikte ticaretin büyüme ve refahı geliştiremeyen bir yapıya bürünmesine sebep olmaktadır. Bu çalışmayla birlikte, önümüzdeki dönemde küresel ticaretin yeniden inşası için başta Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) yeniden yapılandırılması olmak üzere uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi, ticaret engellerinin azaltılması, dijital ticaretin desteklenmesi, sürdürülebilir ticaretin teşviki ve eşitlikçi ticaret politikalarının benimsenmesi gibi politikalar ele alınmış ve Türkiye’nin sahip olduğu konum, üretim ve ihracat yapısı ile bölgesel ve çok taraflı iş birlikleri dikkate alınarak bu dönüşüm sürecinde üstlenebileceği rol değerlendirilmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel sorunların iş birliği ve kapsayıcılık vizyonu çerçevesinde çözüme kavuşturulması amacıyla kurulan uluslararası kuruluşlar, dünyanın karşı karşıya kaldığı sınamalar ve zorluklarla giderek daha işlevsiz hale gelmekte; söz konusu kuruluşlar sorunun kendisi haline dönüşmektedir. Bu çalışmada, uluslararası kuruluşların işlevsizleşmesinden hareketle Dünya Ticaret Örgütü’nün küresel ticaretin büyümeyi ve refahı desteklemekten uzaklaştığı bu dönemdeki güncellenme ihtiyacı ve bununla birlikte küresel ticaretin yeniden inşa edilmesi süreci tartışılmaktadır. 21. yüzyılın son çeyreğinde yaklaşık olarak küresel büyümenin iki katı oranında büyümeyi başaran küresel ticaret 2010’lu yıllar ile birlikte küresel ekonomik aktivitedeki artıştan daha zayıf bir performans sergilemiştir. Ticaret savaşları, salgın, iklim krizi gibi küresel sınamalar ülkelerin daha korumacı bir politika setine sahip olmasına ve küresel ticareti desteklemesi beklenen Dünya Ticaret Örgütü’nün kurumsal aksaklıklarıyla birlikte ticaretin büyüme ve refahı geliştiremeyen bir yapıya bürünmesine sebep olmaktadır. Bu çalışmayla birlikte, önümüzdeki dönemde küresel ticaretin yeniden inşası için başta Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nün (DTÖ) yeniden yapılandırılması olmak üzere uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi, ticaret engellerinin azaltılması, dijital ticaretin desteklenmesi, sürdürülebilir ticaretin teşviki ve eşitlikçi ticaret politikalarının benimsenmesi gibi politikalar ele alınmış ve Türkiye’nin sahip olduğu konum, üretim ve ihracat yapısı ile bölgesel ve çok taraflı iş birlikleri dikkate alınarak bu dönüşüm sürecinde üstlenebileceği rol değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Uluslararası Kuruluşlar, Uluslararası Ticaret, Küresel Yönetişim, İhracat, Refah Ekonomisi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>By-Pass Need of the Global System</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">International organizations were established with the aim of solving global problems through cooperation and inclusivity; however, they have become increasingly dysfunctional in the face of the challenges and difficulties the world is coping with, implying that these international organizations are turning into the problem themselves. This study basically discusses necessity of an update in the face of the dysfunction of international organizations, focusing on the World Trade Organization&#8217;s (WTO) departure from supporting global trade growth and prosperity, and the process of rebuilding global trade. Global trade, which achieved approximately twice the rate of global growth in the last quarter of the 21st century, has exhibited weaker performance compared to the increase in global economic activity since the 2010s. Global challenges such as trade wars, Covid-19 pandemic, and the climate crisis lead countries to adopt more protectionist policy sets, causing the expected supporter of global trade, the WTO, to become a structure that cannot promote trade growth and prosperity due to institutional shortcomings. This study, at this regard, addresses policies such as strengthening international cooperation, reducing trade barriers, supporting digital trade, promoting sustainable trade, and adopting egalitarian trade policies for the reconstruction of global trade in the coming period, primarily focusing on the restructuring of the WTO, considering Türkiye’s geostrategic position, production and export structure, and evaluating the role it can play in this transition process within its regional and multilateral cooperation framework.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords</strong>: International Organizations, International Trade, Global Governance, Export, Welfare Economics</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KÜRESEL SİSTEMİN BY-PASS İHTİYACI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihin en derini mi bilinmez ancak günümüz dünyası birçok farklı alandaki sınamanın eşanlı ortaya çıktığı karmaşık ve derinlemesine sorunlarla dolu bir labirente benzemekte. Uluslararası ilişkilerin halihazırdaki karmaşıklığı; siyaset biliminin dehlizleri, salgın, ekonomik eşitsizlikler, bölgesel savaşlar, iklim değişikliği, ikiz dönüşümün sancıları gibi birçok küresel sınamayla birlikte daha da derinleşmektedir. Sınamalar adeta birbiriyle yarışırken bu sorunları çözüme ulaştırmak için tesis edilen kuruluşlar giderek işlevsizleşmekte, hatta çoğu zaman sorunları kendisi haline gelmektedir. Geçmişin sorun çözmesi için kurulan kuruluşları bugünün asli görevlerini yerine getirmekten uzaklaşan, küresel sistemin tıkanan damarları rolüne bürünür hale gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin, küresel arenada sorunların ortak mutabakat ve iş birliği ile çözümünde etkin olması beklenen Birleşmiş Milletler, çoğunlukla karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklar sebebiyle başta küresel barışı sağlamak olmak üzere pek çok arzulanan sonucu elde etmekten giderek uzaklaşmaktadır. ‘Yüz yılda bir olur’ niteliğindeki Kovid-19 salgını, Dünya Sağlık Örgütü’nün yetersizliğini, hazırlıksızlığını ve koordinasyonsuzluğunu ortaya koyan bir gelişme olmuştur. İklim kriziyle beraber her geçen gün biraz daha tehlikeye giren sürdürülebilir gıda üretimi, asli görevi bunu tesis etmek olan Dünya Gıda Örgütü’nün sorumlu olduğu sorunları çözüme ulaştırmaktan uzak olduğunun bir göstergesi olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlara ilaveten, küresel ekonomik büyümenin oksijeni niteliğindeki uluslararası ticaretin düzenlenmesi ve kolaylaştırılması amacıyla tesis edilen Dünya Ticaret Örgütü bugün küresel ticareti destekleyen, besleyen ve kolaylaştıran bir yapıdan çok küresel ticareti çıkmaza sürükleyen birçok farklı soruna çözüm bulmaktan uzaklaşan bir kurum haline dönüşmüş durumdadır. Dünyanın karşı karşıya kaldığı eşanlı sınamalar sebebiyle tüm dünyada esmekte olan korumacılık rüzgarları, dünya ticaretini düzenlemekle mesul kuruluşun da işlevsizleşmesiyle birlikte küresel ajandaya giderek çok daha yoğun bir şekilde hâkim olmaktadır. Hiç şüphesiz, küresel ticaretin korumacılık rüzgarlarıyla salınması, dış ticaretten büyümeye doğru geçişkenliğin giderek daha da zayıflamasını beraberinde getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, küresel sistemdeki bu çıkmazları ve uluslararası kurumların işlevsizliğini anlamak, küresel düzenin yeniden tesisinin gerekli hale geldiği günümüzde kurumsal dönüşümün de anahtarı olacaktır. Bu çalışmada, küresel sınamaların çözümü için kurulan kurumların nasıl sorunların kendisi haline geldiği, özellikle Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nün işlevsizliğinin küresel ticaret üzerindeki etkileri, ticaret sisteminin yeniden inşası ve güç kazanması için atılması gereken politika adımları ve Türkiye&#8217;nin bu süreçte oynayacağı rolü tartışılmakta; bu vesileyle uluslararası sistemin yeniden canlandırılması ve küresel çıkmazların aşılması için bir perspektif sunulması amaçlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>KÜRESEL KURULUŞLARIN İŞLEVSİZLEŞMESİ VE ULUSLARARASI SINAMALARLA BAŞA ÇIKMA YETENEĞİNİN ZAYIFLIĞI</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuruluş amaçları itibarıyla uluslararası kuruluşlar, küresel sorunlara çözüm bulma, bölgesel ve küresel barışı tesis etme, dünya çapında yaşanan sınamalara müdahale etme, bölgesel ve küresel çözümler geliştirme, uluslararası iş birliği ve dayanışmayı sağlama gibi birçok amaç doğrultusunda hayati bir rol üstlenmektedir. Ancak son dönemde bu kuruluşların işlevsizleşmesi ve kimi zorluklar karşısında zayıflıklarının ortaya çıkması dünyada ciddi kaygılara yol açmaktadır. Birçok açıdan, bu kuruluşlar artık sadece sorunların bir parçası olmakla kalmayıp, çözüm üretmek için kurulmuş olmalarına rağmen sorunların kendisi haline gelmişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşmiş Milletler temel olarak uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması, insan haklarının korunması ve uluslararası krizlerin çözümü gibi önemli misyonlarla kurulmuştur. Ancak, BM&#8217;nin karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklıklar ve üye ülkeler arasındaki siyasi çekişmeler, kurumun etkinliğini ciddi şekilde sarsmıştır. Özellikle, son yıllarda Rusya-Ukrayna Savaşı, Suriye İç Savaşı ve Filistin-İsrail Savaşı gibi krizlerde Birleşmiş Milletler’in yetersizliği uluslararası toplumun güvenini zedelemekte ve gerek bölgesel gerekse de küresel barışın tesis edilmesi noktasında ciddi endişelere sebep olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Sağlık Örgütü, küresel sağlık krizlerine müdahale etmek ve hastalıkların yayılmasını önlemek için kurulmuştur. Ancak, Kovid-19 salgını gibi bir kriz karşısında Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırlıksızlığı ve etkin bir koordinasyon sağlayamaması, kurumun güvenilirliğini ciddi şekilde sorgulanır hale getirmiştir. Salgının başlangıcında, Dünya Sağlık Örgütü’nün hastalığın ciddiyetini hafife aldığı ve gerekli önlemleri zamanında alamadığı eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle ki, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, yüz milyonlarca insanın ise doğrudan etkilediği bir salgın hastalığın isminin, niteliğinin ve ciddiyetinin belirlenmesi noktasında dahi Dünya Sağlık Örgütü’nde yaşanan belirsizlikler, önümüzdeki dönemde bu acil durumların tekrarının yaşandığı takdirde insanlığın bugünden daha fazla kırılganlıklarla karşı karşıya kalması riskini doğurmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Gıda Örgütü, açlıkla mücadele ve küresel gıda güvenliğinin sağlanması amacıyla kurulmuştur. Ancak, iklim değişikliği gibi faktörlerin tarımsal üretimi etkilemesi ve kaynakların adil bir şekilde dağıtılmaması, Dünya Gıda Örgütü’nün etkin bir liderlik sergileme yeteneğini zayıflatmıştır. Son yıllarda, dünya genelinde artan açlık ve yetersiz beslenme sorunları, Dünya Gıda Örgütü’nün yetersiz kaldığını ve küresel gıda güvenliği konusunda başarısız olduğunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşmiş Milletler çatısı altında faaliyet gösteren beş uzman kuruluşun ortaklığında yayımlanan Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu Raporu, sadece 2019’dan bu yana dünyada 122 milyondan fazla ilave insanın açlıkla karşı karşıya kaldığına işaret etmektedir. İklim değişikliğiyle birlikte tarımsal üretimin derinden etkilenmesi güvenli ve sürdürülebilir gıda üretimini risk altına almaya devam etmektedir. Açlık ve yetersiz beslenme insanlığın tehdit ederken Dünya Gıda Örgütü bu tehdidi bertaraf etmede etkin bir liderlik sergileyemiyor ve kaynakların adil bir şekilde dağıtılmasında yetersiz kalmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel sorunlarla başa çıkma gayesiyle tesis edilen uluslararası kuruluşların giderek daha büyük bir hızda işlevsizleşmesi, insanlığın küresel sınamalara karşı elini giderek zayıflatmakta ve özellikle uluslararası toplumun önünde duran acil sorunlara etkin bir şekilde yanıt verme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu durum, uluslararası iş birliği ve koordinasyonun giderek daha da önem kazandığı bir dönemde hiç şüphe yok ki uluslararası toplumun güvenini zedelemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ İLE BERABER ŞEKİLLENEN TİCARETTEKİ DÖNÜŞÜM İHTİYACI</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel sistemin by-pass ihtiyacı ve uluslararası kuruluşların işlevsizleşmesi tartışılırken hiç şüphe yok ki küresel ajandanın önceliklerinden olan ekonomik büyüme ve ticaret bağının zayıflamasının değerlendirilmesi de gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmanın bu bölümünde yapılacak tartışmalara bir altyapı oluşturması açısından Dünya Ticaret Örgütü’nün misyonu ve tarihsel sürecine değinilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) 1995 yılında Uruguay Round görüşmeleri sonunda küresel ticaretin kolaylaştırılması amacıyla kurulmuş, II. Dünya Savaşı sonrasındaki süreçte gelişen Genel Anlaşma ve Ticaret Tarifeleri’nin (GATT) bir ardılı olarak kabul edilmektedir. En temel amacıyla Dünya Ticaret Örgütü, küresel ticaretin kolaylaştırılmasının teşviki, ticaret engellerinin kaldırılması, uluslararası ticaretin ortak kurallarının belirlenmesi amaçlarıyla tesis edilmiştir. Kuruluş bu misyonunu ticaret politikalarının şeffaf ve adil bir şekilde tasarlanması, adaletli bir ticaret sisteminin oluşturulması ve sonuç olarak küresel ticaretin ekonomik büyümeyi destekleyen yapısının süregelmesi vizyonuyla yerine getirmeyi hedeflemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak yakın geçmişte küresel ticarette ve dolayısıyla ekonomik büyümeyle olan ilişkisinde yaşanan kırılganlıklar Dünya Ticaret Örgütü’nün misyonunu, etkinliğini ve işlevini sorgulanır hale getirmiştir. Ulaştığımız noktada Dünya Ticaret Örgütü özellikle karar alma mekanizmasının tıkanması ve üye ülkeler arasındaki siyasi anlaşmazlıkların uluslararası ticaretin kuruluş misyonundaki unsurlardan uzaklaşması sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, geçmişten günümüze süregelen görüşmelerin de anılan sebepler ile birlikte tıkanması da Dünya Ticaret Örgütü’ne ticaret engellerini azaltma ve ticaretin serbestleştirilmesi konusundaki misyonunu zayıflatmaktadır. Örneğin Örgütün Doha Development Agenda (DDA) olarak bilinen görüşmeleri 2001 yılında başlamış ancak sonuçsuz kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü’nün işlevsizleşmesi, küresel ticaretin hızlı dönüşümü ve hızla değişen dinamiklerine karşı kuruluşun aynı hızda kendini güncelleyememesinden kaynaklanmaktadır. Son yıllarda, küresel ticaretteki değişen eğilimler ve yeni teknolojiler, DTÖ&#8217;nün kurallarının ve mekanizmalarının eskiyen yapısını sorgulamamıza neden olmuştur. Özellikle, dijital ekonomi, hizmet ticareti ve fikri mülkiyet hakları gibi alanlarda, DTÖ&#8217;nün mevcut kuralları ve anlaşmaları bu alanların ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Bu durum, DTÖ&#8217;nün işlevsizliğine ve etkinliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlaveten, uluslararası ilişkiler ile ikili-çoklu siyasi konjonktürel gelişmeler de DTÖ’nün karar alma mekanizmalarının tıkanmasına ve toplanan zirvelerin, gerçekleştirilen konferansların sonuçsuz kalmasına, masanın etrafına toplanan üye ülkelerin kendi çıkarları uğruna küresel ticaretin gelişimini feda etmesine sebep olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>BÜYÜMENİN OKSİJENİ NİTELİĞİNİ KAYBETMEYE BAŞLAMASI ÇIKMAZLARI BERABERİNDE GETİRİYOR</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret tarih sahnesine çıktığından beri ekonomik büyüme ve refahın önemli bir kaynağı olmuştur. Adam Smith&#8217;in Ulusların Zenginliği adlı eserinde dış ticaretin ülkeler arasında karşılıklı fayda sağlayarak ekonomik büyümeyi teşvik ettiğini ve refahı artırdığını ifade eder. Ancak, son yıllarda küresel ticaretin içinde bulunduğu zorlu dönem, bir dizi faktörün etkisiyle belirsizlik ve durgunlukla karşı karşıyadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Dünya Ekonomik Görünüm veri tabanından elde edilen verilere göre, 1980-2023 dönemi için küresel ekonomik büyüme ortalama %3,4 düzeyinde gerçekleşirken aynı dönemde küresel ticaretin büyümesi ise %5 olmuştur. Bu sonuç hiç şüphe yok ki, Adam Smith ile başlayan ve daha sonra ticaretin serbestleşmesinin ülkeler ve küresel ekonomi için büyüme ve refah kaynağı olduğuna ilişkin tartışmalara dair önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun dönemli görünüme büyüteç ile biraz yakınlaştığımızda farklı dönemler itibarıyla küresel büyüme ve ticaret arasındaki bağıntının değişime uğradığını ve özellikle son on yıllık dönemde ticaretin büyümeyi besler rolünü biraz olsun yitirdiğini görmekteyiz. Tablo 1 farklı dönemler itibarıyla büyüme ve ticaret arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tablo: 1980 – 2029 Döneminde Küresel Büyüme ve Ticaret Hacmi Görünümü</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td>Dönemler</td><td>Küresel Büyüme Ortalaması (%)</td><td>Küresel Ticaret Hacmi Artışı Ortalaması (%)</td><td>Küresel İhracat Artışı Ortalaması (%)</td></tr><tr><td>1980-89</td><td>3.2</td><td>4.6</td><td>4.9</td></tr><tr><td>1990-99</td><td>3.1</td><td>6.7</td><td>6.9</td></tr><tr><td>2000-09</td><td>3.8</td><td>5.2</td><td>5.1</td></tr><tr><td>2010-19</td><td>3.7</td><td>4.6</td><td>4.5</td></tr><tr><td>2020-23</td><td>2.6</td><td>2.1</td><td>2.2</td></tr><tr><td>2012-23 &#8211; (Salgın Hariç)</td><td>3.4</td><td>3.2</td><td>2.5</td></tr><tr><td>2024-29 (Öngörü)</td><td>3.1</td><td>3.3</td><td>3.2</td></tr><tr><td>Uzun Dönemli (1980 -2023)</td><td>3.4</td><td>5.0</td><td>5.0</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Kaynak: </em></strong><em>IMF.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Buna göre, 1980’i, 1990’lı ve 2000’li yıllarda küresel ticaretteki artış küresel büyümenin üzerinde gerçekleşmiş, ticaret ekonomik büyüme için bir oksijen rolü üstlenmiştir. Ancak 2010’lu yıllarla birlikte hem dünya ekonomisini büyüme hızı hem de ticaretin büyüme hızı gerilemeye başlamış ve 2020’li yıllar ile birlikte ticaretin büyümesi küresel büyümenin altında kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 1: 1980 – 2029 Döneminde Küresel Büyüme ve Ticaret Hacmi Görünümü</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="537" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-1024x537.png" alt="" class="wp-image-7209" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-1024x537.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-300x157.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-768x402.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-1536x805.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-2048x1073.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Kaynak: </em></strong><em>IMF.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında bu gelişme 2020’li yıllar ile başlamamış; 2009 Küresel Ekonomik Krizi ve hemen ardından Avrupa’da yaşanan borç krizi sonrasında küresel ekonominin toparlanma sürecinde küresel ticaret büyüme önceki dönemlere kıyasla daha zayıf bir destek verebilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 2: 2010 – 2023 Döneminde Küresel Büyüme ve Ticaret Hacmi Görünümü</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="584" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-1024x584.png" alt="" class="wp-image-7210" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-1024x584.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-300x171.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-768x438.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-1536x876.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-2048x1168.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Kaynak: </em></strong><em>IMF.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle ki, 2012-2023 yılları arasındaki dönemde salgın sebebiyle ekonomik aktivitenin hızlı düştüğü ve sonrasında da baz etkisiyle hızlı yükseldiği 2020 ve 2021 yıllarını dışarıda bıraktığımızda küresel büyüme %3,4 düzeyinde gerçekleşirken bu dönemde küresel ticaret hacminin büyümesi %3,2 olarak gerçekleşmiş, küresel ihracattaki artış ise yalnızca %2,5 düzeyinde kalmıştır. Son dönemde büyümenin üzerindeki performansını biraz olsun kaybeden küresel ticaretin önümüzdeki dönemde yeniden eski performansına yakınsaması yönünde öngörüler yapılsa da hiç şüphe yok ki bu durum ancak başta Dünya Ticaret Örgütü olmak üzere uluslararası ticaretin kurumsal dönüşümün başarıyla gerçekleşmesiyle mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 3: 2000 – 2029 Döneminde Küresel Büyüme ve Ticaret Hacmi Görünümü ve Öngörüleri</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="607" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-1024x607.png" alt="" class="wp-image-7211" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-1024x607.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-300x178.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-768x455.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-1536x910.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3.png 2025w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Kaynak: </em></strong><em>IMF.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaretin etki alanının zayıflaması döneminin dinamiklerini incelemek istediğimizde, özellikle ABD ile Çin arasında başlayan ticaret savaşlarının küresel ticareti zorlu bir döneme soktuğunu ifade etmek gerekir. Dünyanın en büyük iki ekonomisi ve ticaret ortağı arasında önce ticaret dalaşları olarak başlayan ancak sonrasında ticaret savaşlarına dönüşen dönem, tüm dünyayı etkileyecek şekilde ticaret engellerinin artmasına ve ticarette korumacılık politikalarının yaygınlaşmasına sebep olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin&#8217;in yükselişi ve ekonomik gücünün artmasıyla birlikte, ABD&#8217;nin ticaret açığı endişeleri ve fikri mülkiyet haklarının ihlali gibi konular ticaret savaşlarının temel nedenlerinden biri haline gelmiştir. Ticaret savaşları, gümrük vergilerinin artması, ticaret kısıtlamalarının getirilmesi ve tedarik zincirlerinin bozulması gibi sonuçlar doğurmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticarette korumacılık rüzgarlarının estiği dönemin hemen ardından ise hem iç ticarette hem de dış ticarette ezberleri bozan, sadece oyunun kurallarını değiştirmekle kalmayıp oyunu baştan dönüştüren Kovid-19 salgını ve sonrasındaki dönem de uluslararası ticareti derinden etkilemiştir. Küresel tedarik zincirlerinin bozulması ekonomik dönüşüm gereğini beraberinde getirirken sonrasındaki <em>‘yeni normal’</em> dönemde küresel ticaretin ve ekonomik büyümenin toparlanma çabaları halen devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın eşanlı mücadele etmek zorunda kaldığı sınamaların en önemlileri arasında iklim değişikliği gelmektedir. Hayatın her alanını doğrudan etkileyen iklim değişikliği, kuraklık, kıtlık, olağanüstü meteorolojik olayların ortaya çıkardığı ekonomik kayıp, iklim değişikliğine karşı geliştirilen yeşil ve dijital dönüşüm politikalarının ekonomik ve kurumsal maliyeti gibi hususlarla birleştiğinde küresel ekonomik aktiviteyi ve uluslararası ticareti zayıflatan bir yapıya bürünmüştür. Bununla birlikte, yakın gelecekte ticarette yeşil ve dijital dönüşümün bir gereği olarak hayata geçirilecek karbon fiyatlaması düzenlemeleri de uluslararası ticaretteki karmaşıklığı daha da artıracaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu zorlu dönemde uluslararası ticaretin yeniden ekonomik büyümeyi destekleyen yapıya kavuşması için küresel ticaret sisteminin yeniden değerlendirilmesi ve inşa edilmesi gerekmektedir. Geçmiş tecrübeler göstermektedir ki, korumacı dönemler küresel ekonomik aktiviteyi ve refahı baskılamaktadır. Günümüzün sorunlarının başında ise korumacı politikalarla birlikte kurumsal işlevsizleşme sıkıntılarının, sorunlara çözüm bulması amacıyla tesis edilen uluslararası kuruluşlara sirayet etmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>TİCARET SİSTEMİNİN YENİDEN İNŞASI İÇİN ÖNERİLER VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Zor zamanlar köklü dönüşümleri ve etkili adımları gerektirir. Tıkanan dünya ticaret sistemi de büyüme-ticaret ilişkisinin etkinliğinin yeniden değerlendirildiği inşa adımları politikasını da gerekli kılmaktadır. Ticaretin serbestleştirilmesi, ticaret engellerinin kaldırılması ve küresel ticaretin yeniden canlandırılması için daha fazla çaba sarf edilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, iklim krizi gibi yeni zorluklarla başa çıkmak için ticaretin sürdürülebilir ve yeşil bir şekilde yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, küresel liderlerin ve uluslararası kuruluşların işbirliği yaparak, ticaretin yeniden büyümenin oksijeni niteliğine kavuşmasını sağlayacak politikaları belirlemeleri ve uygulamaları hayati önem taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün geldiği noktada, DTÖ&#8217;nün yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi öncelikli yapılması gerekenler arasındadır. Kuruluşun karar alma mekanizmalarının revize edilmesi, üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesi ve kurallarının güncellenmesi gerekmektedir. Ayrıca, DTÖ&#8217;nün yeni ticaret eğilimlerine uyum sağlaması ve dijital ekonomi gibi yeni alanlarda daha etkili olması için reformlar yapılmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaret sisteminin büyümeyi ve refahı güçlendirecek doğrultuda dönüşümü için hayata geçirilmesi gereken hususlar şöyle sıralanabilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve kurumsal reformlar</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaret sisteminin yeniden inşası için öncelikli olarak tıkanan damarların açılması önem arz etmektedir. Bu bağlamda, küresel ticaretin yeniden büyümeye destek verecek şekilde biçimlendirilmesi öncelikli amacıyla uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve bu doğrultuda kurumsal reformların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bugün gelinen noktada ülkelerin kendi çıkarlarını öne koyan bir vizyon ile masaya oturması, Dünya Ticaret Örgütü tarafından organize edilen zirvelerin ya da toplantıların sonuçsuz bir şekilde sona ermesine sebep olurken ortaya sunulan politika önerileri de uluslararası ticareti desteklemekten hayli uzaktadır. Ülkelerin kapsayıcı bir iş birliği içerisinde ticaret kurallarının günümüz dinamiklerine uygun şekilde modernizasyonuna, ticaret anlaşmazlıklarının kapsayıcı bir vizyon ile çözüme ulaştırılmasına ve bu doğrultuda uluslararası ticaretin daha şeffaf ve adil bir şekilde gelişiminin sağlanmasına destek verecek yaklaşımda olmaları da önemlidir. Bu noktada, küresel ticaretin yönetişiminin güçlendirilmesi ve küresel ticaretin daha sürdürülebilir bir şekilde gelişmesi Dünya Ticaret Örgütü’nün yeniden hayata geçirebileceği bir misyon olarak şekillenmeli, Örgüt küresel ticaretin yeniden inşası noktasında aktif bir rol üstlenmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ticaret engellerinin azaltılması ve serbest ticaretin teşviki</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün yaşanan sorunların temelinde yatan kurumsal aksaklıkların çözüme kavuşturulmasıyla birlikte ticaretin yeniden büyümenin oksijeni rolü kazanması için atılacak bir diğer önemli adım da ticaret engellerinin azaltılması ve serbest ticaretin yeniden, günümüz konjonktürel gelişmeleri ışığında teşvik edilmesi olacaktır. Bu bağlamda, gümrük vergilerinin, ilave yükümlülüklerin ve ticaret kısıtlamalarının küresel ticaretin gelişimi yönünde yeniden değerlendirilmesi küresel büyümeyi ve refahı artıracak unsurlar olacaktır. Ticaretin daha kolay ve daha güvenli gerçekleştirilmesi pozitif yayılma etkisiyle maliyet avantajı ile birlikte iş yapma ortamını iyileştirmektedir. Dolayısıyla, kurumsal aksaklıkların giderilmesiyle birlikte ticaretin serbestleştirilmesine yönelik atılacak adımlar ekonomik büyümenin ve refahın besleyicileri olarak aktif rol üstlenecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dijital ticaretin desteklenmesi ve yenilikçilik</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaretin yeniden inşası için diğer bir politika önerisi olarak dijital ticaretin desteklenmesi ve yenilikçiliğin teşvik edilmesi değerlendirilebilir. Günümüzde, dijital teknolojilerin hızla gelişmesi ve dijital ekonominin önemi giderek artmaktadır. Bu nedenle, dijital ticaretin teşvik edilmesi ve desteklenmesi, küresel ticaretin büyümesini ve sürdürülebilirliğini artırabilir. Dijital dönüşüme yönelik atılacak adımlarla şekillenecek politikalar dijital ticaretin engellerinin kaldırılmasını, dijital ticaretin düzenlenmesini ve dijital ticaretin sınırlar ötesi işlemlerini kolaylaştırmayı içermektedir. Dijitalleşmeyle birlikte küresel bir vizyonda yenilikçiliği teşvik edilmesi de ticaret vesilesiyle ortaya çıkabilecek yeni fırsatların avantaja çevrilmesini mümkün kılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sürdürülebilir ticaret ve yeşil ekonomi</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphe yok ki önümüzdeki dönem dijitalleşmeyle birlikte yeşil dönüşümün de küresel ajandanın ilk sırasında yer aldığı bir dönem olacaktır. İklim krizi ve çevresel sorunlar, küresel ticaretin dönüşümünü ve sürdürülebilirlik anlayışının güçlenmesini gerektirmektedir. Dünya Ticaret Örgütü’nün kurumsal iyileşmesinin dijitalleşme ve yeşil dönüşümün unsurları olan yeşil teknolojilerin ve çevre dostu ürünlerin ticaretinin teşvik edilmesi, sürdürülebilir tedarik zincirlerinin oluşturulması ve küresel ticaretin hem karbon emisyonlarının artmasının önüne geçen hem de kaynakların etkin olarak kullanıldığı bir vizyonda gerçekleştirilmesiyle harmanlanması, küresel ticaretin yeniden inşasının aynı zamanda sürdürülebilir olmasının önünü açacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Eşitlikçi ticaret politikaları ve kapsayıcı büyüme</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkelerin korumacı eğilimlerle kendi çıkarlarını ön plana koymaları ticaret politikalarının kapsayıcılığını ve eşitliğini sekteye uğratmaktadır. Küresel ticaretin yeniden inşası sürecinde, ticaret politikalarının daha adil ve kapsayıcı olması önem arz etmektedir. Bu bağlamda, düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkelerin ticarette daha fazla fırsata erişiminin sağlanması, küçük işletmelerin ve kadın girişimcilerin ticarette daha fazla yer almasının teşvik edilmesi ve uluslararası ticaretin küresel gelir adaletsizliğini azaltma hedefine sahip olması önem arz etmektedir. Ancak bu şekilde, küresel ticaretin yeniden ekonomik büyümeyi desteklediği kadar refahı da artıran bir yapıya bürünmesi mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü’nün kurumsal güncellemesi ve küresel ticaret sisteminin yeniden inşası sürecinde Türkiye’nin aktif bir rol oynaması gerekmekte ve beklenmektedir. Türkiye, bölgesinde güç kazanan bir aktör olarak DTÖ&#8217;nün yeniden yapılanması sürecine katkı sağlayabilir, küresel ticaretin serbestleştirilmesini teşvik edebilir, uluslararası ticaretin kurallarının güncellenmesine destek verebilir ve kendi ticaret politikasını bu doğrultuda şekillendirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincil olarak, Türkiye, coğrafi konumu ve transit ticaret potansiyeli sayesinde küresel ticaretin kavşağında yer almaktadır. Avrupa ile Asya arasındaki köprü konumundaki Türkiye, lojistik ve taşımacılık alanlarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, Türkiye&#8217;nin transit ticaretin kolaylaştırılması ve lojistik altyapısının güçlendirilmesi yoluyla küresel ticaretin gelişimine katkıda bulunması beklenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi, Türkiye&#8217;nin ürün ve pazar çeşitliliğine bağlı ihracat yapısı ve özellikle otomotiv, tekstil, gıda, inşaat ve hizmetler gibi alanlarda yoğunlaşan güçlü endüstriyel yapısı Türkiye’ye küresel rekabette avantaj sağlamaktadır. Bölgesindeki ve küresel aktörlerle ikili ve/ya çoklu iş birlikleri ile Türkiye sahip olduğu rekabet avantajını kendi faydasına kullanabilir. Hiç şüphe yok ki, Türkiye’nin bu doğrultudaki kararlılığı küresel ticaretin yeniden şekillenmesi sürecine de momentum sağlayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&#8217;nin bölgesel ve çok taraflı ticaret anlaşmaları aracılığıyla ticaretteki engelleri kaldırması ve iş birliğini artırması, küresel ticaretin gelişimine katkı sağlayabilir. Türkiye’nin başta Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesi olmak üzere ticaret ortaklarıyla sahip olduğu iş birliklerinin güncellenmesi ve bu yol ile güçlendirilecek bölgesel ticaret iş birlikleri ve çok taraflı ticaret girişimleri, ticaret sisteminin dönüşüm sürecinde Türkiye’nin karşısına çıkan fırsatları avantaja çevirmesinde faydalı olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede sürdürdüğü mücadelede başta Sıfır Atık Projesi olmak üzere küresel çaptaki başarıları da yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma alanında küresel dönüşüm sürecine ivme kazandırabilir. Bu noktada, özellikle Türkiye’nin en büyük ticaret partneri olan Avrupa Birliği’ndeki gelişmeler yakından takip edilerek yeni öneme uyum sağlanmalı ve Türk ticaret erbabının bu dönüşüm sürecinden fayda sağlaması tesis edilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu faktörler göz önüne alındığında, Türkiye&#8217;nin ticaret açısından rolü, küresel ticaretin yeniden inşası ve çıkmazların çözüme kavuşturulması sürecinde önemlidir. Türkiye, stratejik konumu, güçlü ekonomisi ve kararlı ticaret politikalarıyla küresel ticaretin gelişimine ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ YERİNE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaretin çıkmazlarla ve birçok sınamayla dolu bir dönemden geçtiği ve ticaretin yeniden inşası için çözümlerin arandığı bir zaman diliminde, önümüzdeki dönemin Türkiye ve küresel ticaret adına doğru değerlendirilmesi kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmada küresel kuruluşların işlevsizleşmesi süreciyle birlikte temel olarak incelenen küresel ticaretin karşı karşıya kaldığı zorluklar, yeni dönemin başta kurumsal altyapı olmak üzere ticaret sisteminin yeniden inşasını zaruri kılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Dünya Ticaret Örgütü’nde çıkmaza giren karar alma mekanizmalarının ülkelerin iş birliğini ve politikaların kapsayıcılığını önceleyen şekilde güncellenmesi ve bu yönde kurumsal reformların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ticaretin yeniden inşasında, uluslararası kuruluşların daha etkili bir şekilde çalışması ve ticaret kurallarının güncellenmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, ticaret engellerinin azaltılması, dijital ticaretin desteklenmesi, sürdürülebilir ticaretin teşviki, eşitlikçi ticaret politikalarının benimsenmesi ve kapsayıcı büyümenin teşviki gibi politika seçenekleri de küresel ticaretin yeniden inşasının sütunlarını oluşturmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaretin yeniden büyümenin ve refah artışının besleyicisi olma rolünü üstlenmesi açısından ticaretin dönüşümünde ticari engellerin azaltılması, küresel ticarette yeniden serbestleşme rüzgarlarının hüküm sürmesi ve gerek ikili gerekse de çoklu iş birlikleriyle ticaretin tüm dünyada daha kolay yapılması büyük önemi haizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bu hususlar ışığında Türkiye, bu dönüşüm sürecinde doğru politika adımlarıyla küresel ticaretin yeniden inşası ve çıkmazların çözüme kavuşturulması sürecinde aktif rol üstlenmelidir. Çalışmada anılan politika önerileriyle birlikte Türkiye’nin sahip olduğu stratejik konumu ve rekabet avantajını hem küresel ticaretin yeniden canlandırılması hem de yeni dönemin Türkiye’nin çıkarına şekillenmesi amacıyla avantaja dönüştürmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünümü 2023. Erişim Tarihi: 1 Mayıs 2024</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
