<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tüketici &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<atom:link href="https://tiud.org.tr/tag/tuketici/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<description>Ticaret Uzmanları Derneği</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jan 2026 14:13:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2021/12/cropped-tiud_logo_icon-32x32.png</url>
	<title>Tüketici &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Karanlık Ticari Tasarımlar Bağlamında Abonelik Tuzakları Kavramı ve Reklam Kurulu Kararları</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/karanlik-ticari-tasarimlar-baglaminda-abonelik-tuzaklari-kavrami-ve-reklam-kurulu-kararlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melik Can Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:03:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[Advertising]]></category>
		<category><![CDATA[Consumer]]></category>
		<category><![CDATA[Dark Commercial Pattern]]></category>
		<category><![CDATA[Haksız Ticari Uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Karanlık Ticari Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Subscription]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[Unfair Commercial Practice]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8448</guid>

					<description><![CDATA[Dijitalleşme ile birlikte abonelik temelli iş modelleri, mal ve hizmet sunumunda yaygınlaşmış; bu durum tüketiciler ile satıcı ve sağlayıcılar arasındaki zaten mevcut olan bilgi ve güç asimetrisini daha belirgin hale getirmiştir. Dijital arayüzlerin sunduğu tasarım imkânları, tüketicilerin karar alma süreçlerini yönlendirmeye elverişli bir zemin oluşturmuş ve bu bağlamda “karanlık ticari tasarımlar” olarak adlandırılan uygulamalar önem kazanmıştır. Özellikle abonelik sözleşmelerinin kurulması, devamı ve sona erdirilmesi aşamalarında kullanılan bu tasarımlar, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacakları işlemlere yönlendirilmelerine veya istemedikleri sözleşme ilişkilerinin içinde kalmalarına yol açabilmektedir.

Bu çalışmada, karanlık ticari tasarımlar kavramsal ve türsel açıdan ele alınmış ve karanlık ticari tasarımların başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir. Ardından Türk hukuku çerçevesinde karanlık ticari tasarımların hukuki niteliği değerlendirilmiş; özellikle Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile Reklam Kurulu kararları üzerinden uygulamadaki görünümü ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında ise abonelik tuzakları kavramı ele alınarak abonelik tuzaklarının başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijitalleşme ile birlikte abonelik temelli iş modelleri, mal ve hizmet sunumunda yaygınlaşmış; bu durum tüketiciler ile satıcı ve sağlayıcılar arasındaki zaten mevcut olan bilgi ve güç asimetrisini daha belirgin hale getirmiştir. Dijital arayüzlerin sunduğu tasarım imkânları, tüketicilerin karar alma süreçlerini yönlendirmeye elverişli bir zemin oluşturmuş ve bu bağlamda “karanlık ticari tasarımlar” olarak adlandırılan uygulamalar önem kazanmıştır. Özellikle abonelik sözleşmelerinin kurulması, devamı ve sona erdirilmesi aşamalarında kullanılan bu tasarımlar, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacakları işlemlere yönlendirilmelerine veya istemedikleri sözleşme ilişkilerinin içinde kalmalarına yol açabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada, karanlık ticari tasarımlar kavramsal ve türsel açıdan ele alınmış ve karanlık ticari tasarımların başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir. Ardından Türk hukuku çerçevesinde karanlık ticari tasarımların hukuki niteliği değerlendirilmiş; özellikle Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile Reklam Kurulu kararları üzerinden uygulamadaki görünümü ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında ise abonelik tuzakları kavramı ele alınarak abonelik tuzaklarının başlıca türleri hakkında açıklamalara yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Karanlık Ticari Tasarım, Abonelik, Reklam, Haksız Ticari Uygulama, Tüketici</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">With digitalization, subscription-based business models have become widespread in the provision of goods and services; this development has made the already existing information and power asymmetry between consumers and sellers or service providers more pronounced. The design possibilities offered by digital interfaces have created a favorable environment for steering consumers’ decision-making processes, and within this context, practices referred to as “dark commercial patterns” have gained importance. Especially in the stages of establishing, maintaining, and terminating subscription contracts, such designs may lead consumers to engage in transactions to which they would not normally be a party or to remain bound by contractual relationships they do not desire.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this study, dark commercial patterns are examined from conceptual and typological perspectives, and explanations are provided regarding their main types. Subsequently, within the framework of Turkish law, the legal nature of dark commercial patterns is evaluated; in particular, their manifestation in practice is demonstrated through the Regulation on Commercial Advertising and Unfair Commercial Practices and the decisions of the Advertising Board. In the continuation of the study, the concept of subscription traps is addressed, and explanations are given regarding the main types of subscription traps.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Dark Commercial Pattern, Subscription, Advertising, Unfair Commercial Practice, Consumer</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijitalleşme sürecinde yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak mal ve hizmet sunumunda abonelik temelli iş modelleri giderek daha önemli bir hale gelmiştir. Video ve müzik platformları, çevrimiçi oyunlar, mobil uygulamalar gibi birçok dijital hizmet abonelik ilişkisi yoluyla tüketicilere sunulmaktadır. Abonelik temelli iş modellerinin satıcı ve/veya çeşitli avantajları bulunmaktadır. Abonelik temelli iş modelleri satıcı ve sağlayıcılara öngörülebilir gelir ve müşteri bağlılığı sağlamaktadır. Bu nedenle tüketicilerle bir abonelik sözleşmesi kurmak ya da mevcut olan bir abonelik sözleşmesinin devamını sağlamak satıcı ve sağlayıcılar açısından önemli bir yere sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital platformlarda satıcı ve sağlayıcıların sahip olduğu veriler ile tüketicilerin sahip olduğu veriler arasındaki tüketiciler aleyhine oluşan asimetri, dijital platformlardaki işlem yoğunluğu ve karmaşası, yaş küçüklüğü, dijital okuryazarlık eksikliği, satıcı ve sağlayıcıların tüketici davranışlarını yönlendirme imkanının fiziki mecralara kıyasla dijital mecralarda daha kolay olması, elde edilen çok sayıda kişisel veri sayesinde tüketici davranışlarının dijital ortamlarda kolaylıkla izlenebilme imkanının bulunması, dijital ortamlarda tüketici işlemlerinin hızlı bir şekilde gerçekleşmesi gibi çeşitli faktörler karanlık ticari tasarımlar kullanılarak tüketicilerin bir abonelik sözleşmesine taraf olmasını ya da mevcut olan bir abonelik sözleşmesinin tarafı olarak kalmalarını sağlamak konusunda risk oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.1. Abonelik Sözleşmesi Kavramı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmeleri kavramı 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun “Abonelik sözleşmeleri” başlıklı 52’nci maddesinin birinci fıkrasında <em>“Tüketicinin belirli bir mal veya hizmeti sürekli veya düzenli aralıklarla edinmesini sağlayan sözleşmeler” </em>olarak tanımlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.2. Karanlık Ticari Tasarım Kavramı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık ticari tasarım kavramı ilk kez 2010 yılında kullanıcı deneyimi (UX) tasarımcısı Harry Brignull tarafından kullanılmıştır (OECD, 2022:8). Brignull karanlık ticari tasarımları; <em>“web siteleri ve uygulamalarda kullanılan ve bir şeyi satın almak veya bir şeye kaydolmak gibi istemediğiniz şeyleri yapmanızı sağlayan hileler” </em>olarak tanımlamıştır (Brignull ve başk). Karanlık ticari tasarım kavramının literatürde genel kabul görmüş bir tanımı olmamakla birlikte konu hakkında yapılan muhtelif çalışmalarda farklı tanımlara yer verilmiştir. Bu tanımlara birkaç örnek vermek gerekirse;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Genellikle dijital arayüzlerde tüketicileri yönlendiren, aldatan, zorlayan veya çoğu zaman kendi çıkarlarına olmayan seçimler yapmaları için manipüle eden uygulamalara atıfta bulunmak için kullanılan bir kavramdır.” </em>(European Commission, 2022:20).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık tasarımlar, çevrim içi kullanıcı arayüzlerinde yaygın olarak bulunan ve tüketicileri genellikle kendi çıkarlarına olmayan seçimler yapmaya yönlendiren çok çeşitli uygulamalara atıfta bulunan bir şemsiye terimdir.” </em>(OECD, 2022:8).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık tasarımlar” terimi, kullanıcıları başka türlü yapmayacakları seçimler yapmaları için kandıran veya manipüle eden ve zarar verebilecek tasarım uygulamalarını tanımlamak için kullanılmıştır.” </em>(FTC, 2022:2).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık tasarımlar, kullanıcıların kafasını karıştırmak için kasıtlı olarak tasarlanmış kullanıcı arayüzleri olarak tanımlanır.” </em>(Konsumentverket, 2021:11).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Kullanıcıları istenmeyen ve potansiyel olarak zararlı kararlar almaya zorlayarak, yönlendirerek veya aldatarak çevrim içi bir hizmete fayda sağlayan kullanıcı arayüzü tasarım seçimleridir” </em>(Mathur ve başk, 2019:1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık ticari tasarımlar, web sitelerinde ve uygulamalarda kullanılan ve bir şey satın almak veya bir şeye kaydolmak gibi istemediğiniz şeyleri yapmanızı sağlayan hileler olarak tanımlanır.” </em>(Leiser ve Yang, 2022).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Karanlık tasarımlar, çevrim içi bir hizmetten faydalanmak amacıyla kullanıcıları normalde yapmayacakları bir şeyi yapmaya yönlendirmek için kasıtlı olarak tasarlanmış kullanıcı arayüzü öğeleridir.” </em>(Calawen, 2022:1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. KARANLIK TİCARİ TASARIMLARIN TÜRLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık ticari tasarımların tanımı hususunda olduğu gibi sınıflandırılması konusunda da genel kabul görmüş bir görüş bulunmamaktadır. Konu ile ilgili yapılan çalışmalarda birbirinden oldukça farklı sınıflandırma şekillerine yer verilmiştir. Literatürde yapılan sınıflandırma örneklerinin bazılarında çeşitli karanlık ticari tasarım türlerinin bağımsız bir tür olarak ele alındığı buna karşın yapılan diğer sınıflandırmalarda ise başka bir karanlık ticari tasarım çeşidinin alt türü olarak ele alındığı görülmektedir.&nbsp; Aşağıda karanlık ticari tasarım türlerine ilişkin olarak yapılacak açıklamalarda teoride ve pratikte en çok dikkat çeken karanlık ticari tasarım türlerine yer verilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.1. Zorunlu Eylem/İstenmeyen Bir Eyleme Zorlama (Forced Action)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür karanlık ticari tasarımların söz konusu olduğu durumlarda tüketiciler, bir mal veya hizmete erişebilmek için aslında istemedikleri başka bir işlemi yapmaya zorlanmaktadırlar. Bu karanlık ticari tasarım türüne başka bir örnek olarak tüketicilerin sepetlerine ekledikleri ürünlere yönelik satın alma işlemini tamamlayabilmeleri için zorunlu bir ön işlem olarak ilgili elektronik ticaret platformuna üyelik kaydı oluşturmak durumunda bırakılmaları verilebilir.&nbsp; Örneğin aşağıda yer alan görselde, tüketiciler herhangi bir satın alma işlemi yapmadan sadece internet sitesinde gezinmek istedikleri durumda bile ilgili siteye üyelik işlemi yapmaya zorlanmaktadırlar.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="586" height="287" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-1.png" alt="" class="wp-image-8499" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bir-1-300x147.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 1:</strong> “Zorunlu eylem” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: Mathur ve başk, 2019:22)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.2. Arayüz Müdahalesi (Interface Interference)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arayüz müdahalesi olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım türünde seçeneklerin tüketicilere sunuluş biçimi, renk, boyut, şekil, konum, ton gibi arayüz tasarımına ilişkin çeşitli unsurlar kullanılarak tüketicilerin satıcı ve sağlayıcıların lehine durum oluşturacak tercihlerde bulunması sağlanmaktadır. Örneğin aşağıda yer verilen görselde, pazarlama iletişimi almayı kabul etme seçeneği, pazarlama iletişimi almayı reddetme seçeneğine göre görsel olarak daha çok ön plana çıkartılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="586" height="185" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-1.png" alt="" class="wp-image-8500" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/iki-1-300x95.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 2</strong>: “Arayüz Müdahalesi” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: Mathur ve başk, 2019:16)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.3. Israrlı Yönlendirme/Israrlı Bir Şekilde Rahatsız Ederek Yönlendirme (Nagging)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karanlık ticari tasarım türü, tüketicilerin bildirimleri açmak veya konum takibi yapmak gibi işletme lehine olacak bir eylemi yapmaları için tekrarlanan talepleri içermektedir. Bunun sonucunda tüketicinin sınırlı iradesi veya zamanı suistimal edilebilir (OECD, 2022:10). Aşağıda yer verilen görselde, tüketicilerin, bir internet tarayıcısının yeni sürümünü denemeleri yönünde tekrarlanan taleplere ilişkin bir örnek yer almaktadır. Ayrıca bu örnekte yeni sürümü deneme teklifini kalıcı olarak reddetme seçeneğine yer verilmeyip tüketiciler daha sonra dene (later) ve şimdi dene (try now) seçenekleri arasında bir tercih yapmak durumunda bırakılmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="586" height="222" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-1.png" alt="" class="wp-image-8501" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/uc-1-300x114.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 3:</strong> “Rahatsız edici ısrar” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: OECD, 2022:51; https://darkpatterns.uxp2.com/pattern/apple-no-no-option/)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.4. Engelleme (Obstruction)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür karanlık ticari tasarımların söz konusu olduğu durumlarda, tüketicileri bir eylemin yapılmasından caydırmak amacıyla tüketicilerin izlemesi gereken yolun olması gerekenden daha zor hale getirilmesi söz konusudur (Gray ve başk, 2018:5, OECD, 2022:10). Buna örnek olarak bir hizmete kaydolma ya da gizliliğe müdahale eden ayarları kabul etme işlemi kolaylaştırılmasına rağmen hizmetin iptal edilmesi ya da daha gizlilik dostu ayarlardan vazgeçilmesinin zorlaştırılması verilebilir (OECD, 2022:10). &nbsp;Aşağıdaki görselde yer verilen bilgilendirme metninde tek bir tıklama işlemi ile abone olma imkânı sunan bir hizmete ilişkin olarak aboneliğin iptali işlemi yapılmak istendiğinde müşteri hizmetleri biriminin aranması ya da bu birim ile yazışma yürütülmesi gerektiği ifade edilmektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="262" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-1.png" alt="" class="wp-image-8502" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/dort-1-300x134.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 4: </strong>“Engelleme” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım türüne örnek</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: <a href="https://www.deceptive.design/types/hard-to-cancel">https://www.deceptive.design/types/hard-to-cancel</a>)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.5. Sinsilik/Gizli Bir Şekilde Yönlendirme (Sneaking)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada, özellikle maliyetlerle ilgili olmak üzere, tüketicinin kararıyla ilgili bilgilerin saklanması, gizlenmesi veya geciktirilmesi söz konusudur (OECD, 2022:10). Bu tür karanlık ticari tasarımlara damlama fiyatlandırma (drip pricing)<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> olarak ifade edilen fiyatlandırma yöntemleri örnek olarak verilebilir. Damlama fiyatlandırma, bir firmanın, başlangıçta bir ürünün fiyatının yalnızca bir kısmının reklamını yapmasına rağmen ilerleyen süreçte tüketici satın alma noktasına yaklaştıkça kademeli olarak ilave ücretlerin veya masrafların ortaya çıkarılması durumunu ifade etmektedir (Rhodes, 2023:1).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.6. Sosyal Kanıt (Social Proof)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlar, belirli bir davranışı çok sayıda insan yaptığında bunun doğru olduğu sonucuna varma ve bu davranışı takip etme eğilimindedir (Konsumentverket 2021:14). Örneğin, birçok insan belirli bir ürünü satın aldığında, diğerlerinin de satın alma eğilimi artmaktadır (Konsumentverket, 2021:14). Sürü psikolojisinin söz konusu olduğu durumlarda, insanlar, diğer insanlar öyle yaptığı için bir şeye daha yüksek bir değer atfederler (Blasetti, 2022:13). Sosyal kanıt içeren karanlık ticari tasarımlar, diğer tüketicilerin davranışlarına ilişkin gözlemlere dayanarak bir kararın verilmesini tetiklemeye çalışmaktadır. Bu karanlık ticari tasarım türüne, diğer tüketicilerin faaliyetlerine ilişkin bildirimler veya diğer tüketicilerin son satın alımlarına ilişkin yapılan referanslar örnek olarak verilebilir (OECD, 2022:11).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.7. Aciliyet (Urgency)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aciliyet içeren karanlık ticari tasarımlar, tüketiciyi satın almaya zorlamak için bir teklife gerçek veya sahte bir zamansal veya niceliksel sınır koyar ve böylece tüketicilerin kıtlık sezgisini kullanır (OECD, 2022:11).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="225" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-1.png" alt="" class="wp-image-8503" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-1.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/bes-1-300x115.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 5:</strong> &#8220;Aciliyet&#8221; olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: Mathur ve başk, 2019:20)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.8. Utandırma (Confirmshaming)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karanlık ticari tasarım türünde kullanıcıları belirli bir seçim yapmaktan uzaklaştırmak için dil ve duygular kullanılır (Mathur ve başk, 2019:16). Aşağıda yer verilen görselde tüketicilere iki tane seçenek sunulmuştur. Yukarıda yer alan ve kırmızı ile vurgulanan seçenekte <em>“Evet. İndirim istiyorum”</em> ifadesi yer almaktayken bunun altında yer verilen seçenekte <em>“Hayır teşekkürler. İndirimsiz fiyat seviyorum”</em> ifadesi yer almaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="586" height="257" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti.png" alt="" class="wp-image-8504" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti.png 586w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2026/01/alti-300x132.png 300w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil &#8211; 6: </strong>&#8220;Utandırma&#8221; olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım örneği</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Kaynak: Mathur ve başk, 2019:16)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. HUKUKİ ÇERÇEVE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">6502 sayılı Kanun’un Haksız Ticari Uygulamalar başlıklı 62’nci maddesinde, <em>“Bir ticari uygulamanın; mesleki özenin gereklerine uymaması ve ulaştığı ortalama tüketicinin ya da yöneldiği grubun ortalama üyesinin mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozması veya önemli ölçüde bozma ihtimalinin olması durumunda haksız olduğu kabul edilir. Özellikle aldatıcı veya saldırgan nitelikte olan uygulamalar ile yönetmelik ekinde yer alan uygulamalar haksız ticari uygulama olarak kabul edilir. Tüketiciye yönelik haksız ticari uygulamalar yasaktır.”</em> hükmü yer almaktadır. 6502 sayılı Kanun’un 61’inci, 62’nci, 63’ üncü ve 84’üncü maddelerine dayanılarak hazırlanan ve 10.01.2015 tarihli ve 29232 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 28’inci maddesinde haksız ticari uygulamalar düzenlenmektedir. Bahsi geçen maddenin dördüncü fıkrasında Yönetmeliğin ekinde yer alan aldatıcı ticari uygulamalar ve saldırgan ticari uygulamaların her hâlükârda haksız ticari uygulama olarak kabul edileceği hüküm altına alınmıştır. Yönetmeliğin “A &#8211; Aldatıcı Ticari Uygulamalar” başlıklı ekinin 22’nci maddesi Türk Hukukunda karanlık ticari tasarımlara ilişkin temel düzenleme niteliğinde olup ilgili düzenlemede terminolojik olarak “karanlık ticari tasarım” ifadesi kullanılmamasına rağmen karanlık ticari tasarımların dolaylı olarak tanımına yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bahsi geçen düzenlemeye göre, <em>“İnternet ortamında bir mal veya hizmete ilişkin yönlendirici ara yüz tasarımları, seçenekler ya da ifadeler gibi araçlarla tüketicilerin karar verme veya seçim yapma iradesini olumsuz etkileyen ya da normal şartlar altında vereceği kararda satıcı veya sağlayıcı lehine değişikliklere yol açmayı hedefleyen yöntemler kullanmak.”</em> Bir haksız ticari uygulama örneği olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle Türk hukukunda karanlık ticari tasarımlar hukuki niteliği itibariyle “haksız ticari uygulama” olarak kabul edilmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmeliğin “A- Aldatıcı Ticari Uygulamalar” başlıklı ekin çeşitli maddelerinde karanlık ticari tasarımların muhtelif türleri ile ilişkilendirilebilecek haksız ticari uygulama örnekleri yer almaktadır. Örneğin yedinci maddede, “<em>Tüketicinin ani bir karar vermesini sağlamak ve bilinçli bir tercih yapması için gerekli fırsat veya zamandan mahrum bırakmak amacıyla, gerçeğe aykırı olarak bir mal veya hizmetin sadece çok kısıtlı bir süre içerisinde belirli şartlar altında sunulacağını belirtmek.” </em>eylemi haksız ticari uygulama olarak kabul edilmiştir. Bu örnek, aciliyet(urgency) olarak ifade edilen karanlık ticari tasarımlara doğrudan uygulanabilir niteliktedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“A- Aldatıcı Ticari Uygulamalar” başlıklı ekin altıncı maddesinde yer alan <em>“Mal veya hizmetleri belirli bir fiyattan edinmeye davet ettikten sonra, başka bir mal veya hizmeti pazarlamak amacıyla; a) Davete konu olan mal veya hizmeti tüketiciye göstermeyi reddetmek, b) Söz konusu mal veya hizmete ilişkin siparişleri almayı ya da makul bir süre içinde ifa etmeyi reddetmek, c) Mal veya hizmetin ayıplı bir örneğini göstermek.” </em>haksız ticari uygulama örneği ise yem ve değiştirme (bait and switch) olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım türüne örnektir. Bu karanlık ticari tasarım türü, Brignull’un orijinal sınıflandırmasında, en genel ifadeyle, kullanıcıların bir eylemde bulunmak üzere yola çıktığı ancak en nihayetinde farklı ve istemedikleri bir sonuçla karşılaştıkları durumları ifade etmek için kullanılmaktadırlar. (Lieser ve Yang, 2022:8; Brignull, 2010<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>). Bu karanlık ticari tasarım türüne örnek olarak kullanıcıların Windows 10 güncellemesindeki &#8216;X&#8217; düğmesine tıkladığında, normalde bir X düğmesinin yapacağı gibi güncellemenin kapatılması işlemi yerine, “X” düğmesinin aslında istenmeyen güncelleme işlemini başlatması verilmektedir (Berbece, 2019:10).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. ABONELİK TUZAKLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Tüketiciyi Koruma ve Uygulama Ağı (ICPEN) tarafından abonelik hizmetlerine yönelik yapılan karanlık ticari tasarım tarama çalışmasında, taramaya tabi tutulan 642 tacirin %75,70&#8217;inin abonelik hizmetlerini pazarlarken en az bir karanlık ticari tasarım; %66,82&#8217;sinin ise birden fazla karanlık ticari tasarım kullandığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, ilgili tarama çalışmasına tabi tutulan tüm tacirlerden yalnızca 156 tanesinin abonelik hizmetlerini pazarlarken herhangi bir karanlık ticari tasarım kullanmadığı bulgusuna ulaşılmıştır (ICPEN, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik tuzağı olarak değerlendirilen uygulamalara örnek olarak aşağıdaki uygulamalar verilebilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Otomatik yenileme,</li>



<li>Önceden işaretlenmiş onay seçenekleri,</li>



<li>Sözleşmenin sonlandırılmasının engellenmesi veya güçleştirilmesi,</li>



<li>Yanıltıcı ücretsiz deneme uygulamaları,</li>



<li>Psikolojik baskı ve duygusal yönlendirme içeren ifadeler</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.1. Otomatik Yenileme</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir hizmetin abonelik temelli iş modeliyle tüketicilere sunulması, satıcı ve sağlayıcılara müşteri bağlılığı ve öngörülebilir bir gelir elde etme gibi önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu nedenle, tüketiciler ile yapılan abonelik sözleşmelerinin devamının sağlanması satıcı ve sağlayıcılar için öncelikli hedeflerden biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketiciler, otomatik yenileme içeren bir abonelik hizmetinin kabul edildiğine ilişkin onay seçeneğinin önceden seçili gelmesi, abonelik hizmetinin otomatik olarak yenileneceğine ilişkin bilginin kullanıcı arayüzlerinde gizlenmesi, otomatik yenilemeye ilişkin verilmiş onayın geri alınması sürecinin zorlaştırılması gibi çeşitli karanlık ticari tasarım yöntemlerine maruz kalabilirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ICPEN tarafından yapılan tarama sırasında sinsilik/gizli bir şekilde yönlendirme (sneaking) olarak ifade edilen karanlık ticari tasarımlara ilişkin en sık karşılaşılan uygulama, tüketicilerin bir aboneliğin otomatik olarak yenilenmesini kapatamamasıdır (ICPEN, 2024). Bu durum, otomatik olarak yenilenen abonelik hizmeti sunumlarının %81&#8217;inde tespit edilmiştir. Otomatik yenilenen abonelik hizmetlerinde karşılaşılan yaygın uygulamalar ise, kayıt işlemi esnasında iptal adımları hakkında bilgi verilmemesi ve tüketicilere, ücretlendirilmelerinden önce aboneliklerini iptal etmeleri gereken son tarih hakkında bilgi verilmemesidir. Bu uygulamalar otomatik yenilenen aboneliklerde sırasıyla %70 ve %67 oranında gözlemlenmiştir (ICPEN, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık ticari tasarımlar gerçekleştirilerek gerçekleştirilen otomatik yenileme uygulamaları sadece tüketicilere zarar vermekle kalmayıp satıcı ve sağlayıcılar arasındaki rekabetin de bozulmasına yol açmaktadır. Örneğin, müşterileri elde tutarak yüksek pazar payını artırmak veya korumak isteyen bir işletmenin, otomatik yenileme uygulamaları kullanarak sahip olduğu müşterilerin rakiplere geçiş yapmasını önleyebileceği ifade edilmiştir (CMA, 2022:32).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Ticaret Odası (ICC) yapmış olduğu çalışmada, otomatik yenilenen abonelik hizmetlerine ilişkin satıcı ve sağlayıcıların göz önünde bulundurması gereken çeşitli ilkelere yer vermiştir. Bu ilkeler sırasıyla;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>Tek seferlik satın alma yerine otomatik yenileme olarak sunulan mal veya hizmetler, reklam ve pazarlama materyallerinde şeffaf bir şekilde belirtilmelidir.</em></li>



<li><em>Otomatik yenilemenin önemli şartları, tüketicinin iptal edene kadar mal veya hizmetler için ücretlendirilmeye devam edeceği, tekrarlayan maliyet veya fiyatın nasıl hesaplanacağı, ücretlerin zamanlaması, asgari taahhütler ve iptal politikası dahil olmak üzere, tüketici teklifi kabul etmeden önce tüketiciye açık, belirgin ve net bir şekilde sunulmalıdır.</em></li>



<li><em>Otomatik yenileme, deneme süresi veya deneme süresinin sonunda ücretli (veya daha yüksek fiyatlı) hale gelen başka bir tanıtım teklifiyle başlıyorsa, ücretli dönüşümün şart ve koşulları da tüketici teklifi kabul etmeden önce açık, belirgin ve net bir şekilde açıklanmalıdır.&nbsp;</em></li>



<li><em>Pazarlamacılar, sözleşmenin başlangıcında otomatik yenilemenin önemli koşullarına ilişkin tüketicilerin onayını almalıdır. Önemli koşullara ilişkin onay, özgürce verilmiş, açık, belirgin ve bilgilendirilmiş olmalıdır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</em></li>



<li><em>Tüketicilere; iptal politikası ve iptalin nasıl sağlanacağına dair bilgiler de dahil olmak üzere, otomatik yenilemenin esaslı şartlarının teyidi kalıcı bir veri saklayıcısı ile sunulmalıdır. Söz konusu teyit, makul bir sürede ve en geç malların teslimi anında veya hizmetlerin ifasına başlandığı esnada sağlanmalıdır.</em></li>



<li><em>Otomatik yenilemenin iptali tüketiciler için basit olmalıdır. Tüketicilerin iptal mekanizmalarını bulması kolay olmalı; iptal süreçlerinde tüketicilerin kolayca anlayabileceği bir dil kullanılmalı; aboneliğin iptali gereksiz yere karmaşık olmamalı ve tüketiciler aboneliği iptal ettiklerini kolayca teyit edebilmelidir.&nbsp;&nbsp;</em></li>



<li><em>Daha uzun otomatik yenileme süreleri için (örneğin, yıllık abonelikler), tüketicilere, mal veya hizmetleri almaya devam etmek için ücretlendirilmeden önce bildirim alma seçeneği sunulmalıdır.&nbsp; Otomatik yenilemede önemli değişiklikler yapılmadan önce de tüketiciler bilgilendirilmelidir. Örneğin, fiyat değişikliklerinden önce bildirimde bulunulmalıdır. Tüm bildirimler, tüketicilere bir sonraki ücretlendirmeden önce iptal etmek için makul bir fırsat tanınacak şekilde yeterince önceden yapılmalıdır; makul olanın abonelikten aboneliğe farklılık göstereceği unutulmamalıdır. Bildirimler göze çarpan bir şekilde sunulmalı ve açık ve anlaşılması kolay bir dil kullanılmalıdır.</em> (ICC, 2023:3)</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Otomatik yenilenen aboneliklere karşı tüketicilerin korunması amacıyla yabancı hukuk sistemlerinde çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Kaliforniya İş ve Meslekler Yasasında tüketicilerin otomatik yenileme veya sürekli hizmet teklifini çevrimiçi olarak kabul etmesine izin veren bir işletmenin, tüketicilerin, otomatik yenileme veya sürekli hizmeti yalnızca çevrimiçi olarak, istediği zaman ve tüketicilerin otomatik yenileme veya sürekli hizmeti derhal sonlandırma yeteneğini engelleyen veya geciktiren herhangi bir ek adım atmadan sonlandırmasına izin vermesi gerektiği düzenlenmiştir. Buna ilaveten işletmelerin müşterilerine, (1) “<em>Müşteri hesabında veya profilinde ya da cihaz veya kullanıcı ayarlarında bulunabilen, belirgin bir şekilde konumlandırılmış doğrudan bağlantı veya buton” </em>ya da (2)<em> “Tüketicinin ek bilgiye ihtiyaç duymadan işletmeye gönderebileceği, işletme tarafından biçimlendirilen ve sağlanan, hemen erişilebilir bir fesih e-postası,” </em>yöntemlerinden herhangi birini içeren bir hizmet sonlandırma yöntemi sağlaması yönünde zorunluluk getirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otomatik yenilenen abonelik hizmetlerine karşı tüketicilerin korunması amacıyla alınan bir diğer önleme örnek olarak Hindistan Merkez Bankası (Reserve Bank of India) tarafından yapılan düzenleme verilebilir. 1 Ekim 2021 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeye göre, 5.000 Hindistan Rupisi<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a> üzerindeki yenilenen ödemelerde ek kimlik doğrulaması yoluyla tüketicilerin açık onayının alınması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.2. Önceden İşaretlenmiş Onay Seçenekleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik hizmetlerinin pazarlanması sürecinde önceden işaretlenmiş onay seçenekleri çok farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Bazı durumlarda abonelik hizmetinin kendisi seçili olarak sunulduğu gibi abonelik hizmetinin süresi (aylık abonelik, yıllık abonelik vb.) ve abonelik hizmeti kapsamında tüketiciye sunulan paketler (temel paket, premium paket vb.) gibi tüketicilere sunulan hizmetin çeşitli unsurları tüketicilere seçili olarak sunulabilmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Reklam Kurulunun 17.04.2025 tarihli ve 356 sayılı toplantısında alınan kararın gerekçesinde, <em>“Tüketicilerin hiçbir olumsuz dış etkiye maruz kalmadan tamamen kendi iradelerine dayalı bir şekilde karar verebilmeleri için tüketicilerin lehine ya da aleyhine olduğu fark edilmeksizin hiçbir abonelik hizmeti seçeneğinin önceden seçili olarak tüketicilere sunulmaması gerektiği,&nbsp; Bu nedenlerden ötürü inceleme konusu ticari uygulamanın, tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozabileceği, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacağı bir tüketici işlemine taraf olmasına yol açabileceği gerekçesiyle haksız ticari uygulama niteliğinde olduğu değerlendirmiş olup”</em> ifadelerine yer verilmiştir.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Reklam Kurulu’nun 08.08.2023 tarihli ve 336 sayılı toplantısında alınan kararın gerekçesinde,<em> “Yapılan incelemeler sonucunda; firmaya ait … adresli internet sitesinde platformda yer alan içerikleri izlemek için platforma abone olmak üzere ödeme sayfasına geçildiğinde, halihazırda “Yıllık abonelik seçersen ayda ₺69.9 yerine ₺39.9 %43 indirim” ifadeli yıllık abonelik kısmının seçili halde sunulduğu, abonelik süresinin önceden seçili olmasının tüketicileri, normal şartlar altında taraf olmayacakları bir sözleşmeye taraf olmaya ve platforma uzun süreli abone olmaya zorlanmasına yol açtığı, dolayısıyla online platformlarda abonelik sistemiyle yayın yapan firma tarafından tüketicilere önceden seçili üyelik süresi sunularak tüketicilerin karar verme veya seçim yapma iradesinin olumsuz etkilendiği…değerlendirilmiş olup” </em>ifadelerine yer verilmiştir.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Reklam Kurulu’nun 10.09.2024 tarihli ve 349 sayılı toplantısında alınan kararın gerekçesinde,ise,<em> “… internet sitesinde, &#8220;Aylık Abonelik&#8221; ve &#8220;Yıllık Abonelik&#8221; seçeneklerinin yer aldığı ekranda, &#8220;Yıllık Abonelik&#8221; seçeneğinin önceden seçili olarak tüketicilere sunularak tüketicilerin doğrudan yıllık abonelik paketini seçmeye yönlendirildiği ancak bu durumun tüketicilerin belirli mal veya hizmete yönelik karar alma sürecindeki bağımsızlıklarına zarar verebileceği,&nbsp; tüketicilerin hiçbir olumsuz dış etkiye maruz kalmadan tamamen kendi iradelerine dayalı bir şekilde karar verebilmeleri için tüketicilerin lehine ya da aleyhine olduğu fark edilmeksizin hiçbir abonelik hizmeti seçeneğinin önceden seçili olarak tüketicilere sunulmaması gerektiği, Yıllık abonelik paketi seçildiğinde her bir ay başına düşen ücret miktarının, aylık abonelik paketi seçildiğinde ödenecek olan aylık ücretten daha düşük olmasının, yıllık abonelik paketinin tüketicilere seçili olarak sunulması konusunda makul bir gerekçe olarak kabul edilemeyeceği, bu çerçevede, inceleme konusu ticari uygulamanın, tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozabileceği, tüketicilerin normal şartlar altında taraf olmayacağı bir tüketici işlemine taraf olmasına yol açabileceği gerekçesiyle haksız ticari uygulama niteliğinde olduğu değerlendirmiş olup” </em>ifadelerine yer verilmiştir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.3. Sözleşmenin Sonlandırılmasının Engellenmesi veya Güçleştirilmesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketiciler, karanlık ticari tasarımlarla sadece bir abonelik sözleşmesinin kurulma aşamasında değil aynı zamanda abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında da karşılaşabilmektedir. Örneğin Avustralya’da yapılan bir çalışmada en az bir aktif aboneliği olan 1.000 tüketici ile yapılan anket çalışmasında tüketicilerin %75’inin aboneliklerini iptal etmeye çalışırken olumsuz bir deneyim yaşadığı bulgusuna ulaşılmıştır (CPRC, 2024:6). Abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında tüketicilerin karşılaşabilecekleri karanlık ticari tasarım türleri tıpkı sözleşmenin kurulması sürecinde olduğu gibi farklılık göstermekte olup bu karanlık ticari tasarım türlerinin kullanılması ile amaçlanan aboneliklerin sona erdirilmesi için yapılması gereken işlemler olması gerektiğinden daha zor hale getirilerek tüketicilerde aboneliğin sonlandırılması konusundaki sahip oldukları iradenin zayıflatılmasıdır. Örneğin bunlardan biri literatürde “Hamam Böceği Moteli (Roach Motel)” olarak ifade edilen karanlık ticari tasarım türüdür. Roach Motel, hamam böceklerini yakalamak için tasarlanmış bir cihaz olup sloganı, <em>“Hamam böcekleri içeri girer, ama dışarı çıkmaz! </em>olarak belirlenmiştir. Karanlık ticari tasarım türü olarak Roach Motel (Hamam Böceği Moteli) ise bir hizmete veya aboneliğe kaydolmanın kolay, ancak iptal etmenin çok zor olduğu durumları ifade etmek için kullanılmaktadır (Brignull ve başk).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında tüketicilerin karşılaşabileceği bir diğer karanlık ticari tasarım türü ise “tıklama yorgunluğu (click fatigue)” olarak adlandırılan ve tüketicileri işletme tarafından tercih edilen seçeneği seçmeye yönlendirmek için farklı seçeneklere giden farklı uzunluklarda tıklama yolları oluşturulması durumudur (OECD, 2022:10).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması sürecini engelleyen veya güçleştiren karanlık ticari tasarımlara örnek olarak aboneliğin sonlandırılma gerekçesine ilişkin olarak tüketicilerin çok sayıda çevrimiçi form doldurmak zorunda/seçenek işaretlemek zorunda bırakılması ve bu işlemler tamamlanmadan tüketicilerin aboneliği sonlandırmasına izin verilmemesi verilebilir. Bir başka örnek olarak ise aboneliklerin sonlandırılma sürecini başlatacak butonların/sekmelerin kullanıcı arayüzlerinin fark edilmeyecek yerlerinde gizlenmesi verilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmesinin sonlandırılması sürecinin güçleştirilmesine örnek olarak Reklam Kurulunun 10.09.2024 tarihli ve 349 Sayılı toplantısında alınan karar verilebilir. Bu kararında Kurul,<em> &#8220;…Hesabın kapatılması ve verilerin silinmesi&#8221; aşaması kapsamında ise ilgili internet sitesinde hesap silmek için gidilmesi gereken ekranın hesap oluşturmak için izlenmesi gereken aşamalara göre daha karmaşık seyrettiği ve hesabın kapatılarak verilerin silinmesi için gereken onayın mükerrer olarak talep edildiği,” </em>gerekçesiyle haksız ticari uygulamada bulunan şirket hakkında idari yaptırım kararı uygulanmasına karar verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Norveç Tüketici Konseyinin (Forbrukerrådet) Amazon Prime’ın abonelik iptal sürecine ilişkin yürüttüğü incelemede ise, bir tüketicinin “Amazon Prime” aboneliğini sonlandırabilmesi için ilk önce Amazon hesabına giriş yapması, sonrasında menüyü açarak &#8220;Hesabınız&#8221; seçeneğine tıklaması ve bunun ardından &#8220;Prime Üyeliği&#8221; seçeneğine tıklaması gerektiği tespit edilmiştir. Ancak tüketicilerin gerçekleştirmesi gereken işlemler bununla sınırlı değildir. İlerleyen aşamada, tüketicilerin altı farklı sayfaya tıklayıp bunları kaydırmalı ve en nihayetinde iptal işleminin onaylandığını gösteren &#8220;İptal onaylandı&#8221; metnini görene kadar bir dizi seçim yapması gerektiği tespit edilmiştir. Bu nedenle Norveç Tüketici Konseyi, <em>“You Can Log Out, But You Can Never Leave (Oturumu Kapatabilirsiniz Ama Asla Ayrılamazsınız)”</em> başlıklı raporunda, Amazon Prime’ın iptal prosedürünün oldukça uzun, karmaşık ve manipülatif tasarımlar içerdiğini belirtmiştir. Bu nedenle ilgili tüketiciyi koruma otoritesinden, Amazon Prime’ın tüketicilere sunduğu iptal prosedürünün Pazarlama Kontrol Yasası kapsamında haksız ticari uygulama teşkil edip etmediğinin değerlendirmesini talep edilmiştir (Forbrukerrådet, 2021). Burada Amazon Prime üyeliğinin iptali işlemleri zor ve karmaşık hale getirildiği için hamam böceği moteli (roach motel) ve tıklama yorgunluğu (click fatigue) olarak adlandırılan karanlık ticari tasarım türlerinden bahsedilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde, abonelik sözleşmelerinin sonlandırılmasının engellenmesini veya güçleştirilmesini yasaklayan temel düzenleme 24.01.2015 tarihli ve 29246 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin “Fesih bildirimi” başlıklı 23’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, <em>“Satıcı veya sağlayıcı, abonelik sözleşmesinin feshi için sözleşmenin tesis edilmesini sağlayan yöntemden daha ağır koşullar içeren veya tüketicinin sözleşmeyi feshetmesini zorlaştıran bir yöntem belirleyemez.”</em> hükmüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında tüketicileri karşılaşabilecekleri karanlık ticari tasarımlardan koruyabilmek için mevzuat hükümlerinde satıcı ve sağlayıcılara, fesih süreçlerinin kolaylaştırılması yönünde ilave yükümlülükler getirilmelidir. Bu yönde bir düzenlemeye örnek olarak 17.08.2021 tarihli Federal Resmî Gazetede yayımlanan Adil Tüketici Sözleşmeleri Yasası (Gezets für faire Verbraucherverträge)<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a> ile Alman Medeni Kanunu’na (BGB)<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a> eklenen <em>“Elektronik ticarette tüketici sözleşmelerinin feshi”</em> başlıklı 312k maddesinde yer alan düzenlemeye verilebilir. Bu düzenlemeye göre, tüketicilere sözleşmeyi olağan veya olağanüstü şekilde feshetmek için bir açıklama yapmasını sağlayan bir fesih butonu sunulması yükümlülüğü getirilmiş olup fesih butonunun &#8220;Sözleşmeleri buradan feshet&#8221; veya benzer şekilde açık bir ifadeyle etiketlenmiş olması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Düzenlemeye göre bu buton tüketicileri doğrudan bir onay sayfasına yönlendirmelidir. Buna ilaveten onay sayfasının tüketicilerin fesih açıklamasını yapmasını sağlayan bir onay butonu içermesi ve bu butonun yalnızca &#8220;Şimdi feshet&#8221; veya benzer şekilde açık bir ifadeyle etiketlenmiş olması ve butonlar ile onay sayfasının her zaman kullanılabilir, doğrudan ve kolay bir şekilde ulaşılabilir olması gerektiği düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.4. Yanıltıcı Ücretsiz Deneme Uygulamaları</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ücretsiz deneme uygulamaları tek başına tüketicileri aldatıcı ve yanıltıcı nitelikte olmayıp bunun aksine tüketiciler açısından bazı faydaları beraberinde getirmektedir. Ücretsiz deneme süreçlerinde tüketiciler herhangi bir maddi bedel ödemeden abone olmak istedikleri mal veya hizmeti deneyimleme imkanına sahip olmaktadırlar. Buna ilaveten hizmetten memnun kalınmadığı durumda tüketiciler cayma hakkını kullanmaya gerek kalmadan deneme süreci içinde hizmetten yararlanmayı sonlandırabilirler. Ücretsiz deneme uygulamalarının tüketicilere sağladığı bir diğer fayda ise rakiplerin sunduğu hizmetleri karşılaştırma imkanının elde edilmiş olmasıdır. Ancak ücretsiz deneme hizmetlerine ilişkin tekliflerinin tüketicilere sunulması ve bu hizmetlerden faydalanılması aşamasında da karanlık ticari tasarımlar kullanılabilmektedir. &nbsp;Ücretsiz deneme uygulamalarında karşılaşılan temel sorunlar aşağıdaki durumlar örnek olarak verilebilir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ücretsiz deneme süresi sonunda ücretli bir aboneliğin başlayacağı bilgisinin gizlenmesi,</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ücretsiz deneme süresi sonunda ücretli bir aboneliğin kendiliğinden başlayacağı durumlarda tüketicilerin ücretsiz deneme hizmetini sonlandırmalarının engellenmesi veya güçleştirilmesi,&nbsp;&nbsp;</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Tüketicilerin ücretsiz deneme hizmetinden faydalanabilmeleri için başlangıçta kredi/banka kartı gibi ödeme araçlarına ilişkin bilgilerini paylaşmaya mecbur bırakılması,</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ücretsiz deneme teklifinin gerçeğe aykırı olarak belirli bir zaman veya miktarla sınırlı olduğunun ifade edilmesi,</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşik Krallık Reklam Uygulamaları Komitesi (CAP)<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a> reklamverenler için hazırladığı Rehberde, &#8220;Ücretsiz deneme&#8221; içeren abonelik hizmetlerine ilişkin reklamlarda, deneme süresi bittikten sonra iptal edilmediği sürece ücretli aboneliğin otomatik olarak başlayıp başlamadığı ve aboneliğin iptal edilmemesi durumunda ortaya çıkacak mali yükümlülüğün kapsamı gibi konularda açık bilgilendirme yapılması gerektiğini ifade etmiştir (CAP, 2017:5). Rehber’de ilave olan belirtilen hususlara aşağıda yer verilmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Önemli koşullar belirgin olmalı ve diğer bilgilerden ayrı olarak sunulmalıdır.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Deneme veya teklife yapılan en belirgin atıfların hemen ardından önemli koşullar belirtilmelidir.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Hizmete ilişkin önemli koşullara ilişkin bilgilendirmelerin göze çarpan “ücretsiz deneme” veya tanıtım metni, &#8220;Başlat&#8221; ifadesi gibi belirgin işlem düğmelerinden uzak bir konuma yerleştirilmemelidir.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Önemli koşulların hemen görünür olması gerekmektedir (Rehber’de açılır pencereler yeterli görülmemektedir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Federal Ticaret Komisyonu (FTC) ücretsiz deneme içeren bir teklifi kabul etmeden önce tüketicilerin dikkat etmesi gereken hususlara ilişkin hususlara ilişkin yaptığı açıklamalarda; tüketicilerin, ücretsiz deneme teklifinin koşullarına ilişkin bilgilendirmelere ulaşması gerektiği ve yapılan bilgilendirmelerde tüketicilerin tam olarak neye onay verdiği, ücretsiz deneme süresi ve ücretsiz deneme süresinin sona ermesinin ardından ücret ödemek istemeyen tüketicilerin hizmeti nasıl ve ne zaman sonlandırabileceğine ilişkin bilgilerin yer alması gerektiği ifade edilmiştir. Konuya ilişkin yapılan açıklamaların devamında, bahsi geçen bu bilgilendirmelerin bulunmamasının şirketin iptal ve iade işlemlerini zorlaştıracağının bir işareti olabileceği ifade edilmiştir. Bunlara ilaveten satıcı ve sağlayıcılar hakkında araştırma yapılması (inceleme ve perakende sitelerinden, arama motorlarından ve diğer kaynaklardan gelen&nbsp;kullanıcı yorumları vb.) ve önceden seçili gelen seçeneklere dikkat edilmesi gerektiği ifade edilmiştir (FTC, 2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reklam Kurulu’nun 10.09.2024 tarihli ve 349 sayılı toplantısında,<em> “…7 günlük ücretsiz denemeden yararlanmak için &#8220;Lütfen ödeme bilgilerini gir.&#8221; ibaresiyle yönlendirilen ekranda kredi kartı bilgilerinin eklenmesinin zorunlu tutulduğu, aksi takdirde söz konusu ücretsiz denemeden yararlanılamadığı, ne var ki &#8220;7 Gün Ücretsiz Dene&#8221; ibareleri ile başlı başına &#8220;deneme&#8221; kavramının ortalama tüketici nezdinde uygulamada yapıldığı gibi yeni bir abonelik sürecinin başlatılmasını değil yalnızca belirli bir süre &#8220;deneme&#8221; konusu hizmetten herhangi bir ücret ödemeksizin veya ödeme bilgisi gerekmeksizin faydalanma beklentisini doğurduğu, zira o aşamada zaten tüketicinin henüz abonelik sözleşmesine taraf olup olmama konusunda net bir fikri bulunmadığından kendisine sunulan ücretsiz deneme süresi teklifi ile hizmeti tecrübe ederek sonrasında abone olup olmamaya karar verebileceği, bu anlamda deneme süresinde hizmetten memnun kalınmadığında sürenin bitiminde ayrıca başkaca bir işlem yapmaya gerek olmaksızın hizmetin kendiliğinden son bulması gerektiği, ancak abone olunarak hizmetten yararlanmaya devam etmenin tercih edilmesi halinde ilgili mevzuat uyarınca gerekli bilgilendirmelerin yapılarak ödeme bilgilerinin talep edilebileceği dikkate alındığında mevcut uygulamada tekliften yararlanmak isteyen tüketicilerden zorunlu olarak kredi kartı veya banka kartı bilgileri alınmak suretiyle belirli periyotlarla otomatik olarak yenilenecek bir aboneliğin başlatıldığı, &#8220;ücretsiz deneme&#8221; kavramının ortalama tüketicide yarattığı beklentinin karşılanmadığı ve yanıltıcılık içerdiği, tüketiciye seçeneklerin önceden seçili olarak sunulduğu ve belirli bir işleve erişmek için bir şey yapmaya zorlanması suretiyle karar verme veya seçim yapma iradesini olumsuz etkileyen karanlık ticari tasarım kullanıldığı…” </em>gerekçesiyle ticari uygulamada bulunan şirket hakkında idari yaptırım kararı uygulanmasına karar verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Abonelik temelli iş modellerinin dijital ekonomide giderek yaygınlaşması, tüketici hukukunun klasik sorun alanlarını aşan yeni riskleri beraberinde getirmiştir. Karanlık ticari tasarımlar, dijital arayüzler aracılığıyla tüketicilerin karar verme özgürlüğünü zayıflatan ve ekonomik davranışlarını satıcı veya sağlayıcı lehine şekillendiren uygulamalar olarak öne çıkmaktadır. Bu tasarımların özellikle abonelik sözleşmeleri bağlamında kullanılması, tüketicilerin farkında olmadan uzun süreli mali yükümlülükler altına girmesine veya sözleşme ilişkisini sona erdirememesine yol açmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk hukukunda karanlık ticari tasarım kavramı açıkça tanımlanmamış olmakla birlikte, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nde yer alan düzenlemeler ve Reklam Kurulu kararları aracılığıyla bu tür uygulamaların haksız ticari uygulama olarak değerlendirildiği görülmektedir. Reklam Kurulu’nun abonelik sözleşmeleri bağlamında verdiği kararlar incelendiğinde tüketicilerin irade serbestisini merkeze alan bir yaklaşım benimsendiği görülmektedir. Bununla birlikte, mevcut düzenlemelerin büyük ölçüde sonradan denetim ve yaptırıma dayalı olduğu, önleyici mekanizmaların ise sınırlı kaldığı sonucuna varılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, abonelik sözleşmelerinde karanlık ticari tasarımlarla daha etkin mücadele edilebilmesi için mevzuatta açık, öngörülebilir ve teknik gelişmelere uyumlu düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Özellikle otomatik yenileme sistemleri, fesih süreçleri ve ücretsiz deneme uygulamalarına ilişkin şeffaflık, açık rıza ve kolay iptal ilkelerinin pratikte tüketicilerin yaşadığı sorunları da giderecek ve proaktif bir yaklaşımı esas alacak şekilde daha net biçimde düzenlenmesi önem taşımaktadır. Ayrıca, kullanıcı arayüzü tasarımlarına ilişkin asgari standartların belirlenmesi ve tüketicilerin dijital okuryazarlığının artırılmasına yönelik politikaların geliştirilmesi, karanlık ticari tasarımların etkisini azaltacak tamamlayıcı unsurlar olarak değerlendirilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, abonelik tuzakları ve karanlık ticari tasarımlar yalnızca bireysel tüketici zararları doğurmakla kalmamakta; aynı zamanda rekabetin bozulmasına ve dijital pazarlara duyulan güvenin zedelenmesine de yol açmaktadır. Bu nedenle, tüketicinin korunması ile adil rekabetin sağlanması amacıyla, hukuki düzenlemelerin ve idari uygulamaların bu alandaki gelişmelere paralel olarak güçlendirilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6.</strong> <strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">BERBECE, S. (2019) “Let There Be Light!’ Dark Patterns Under the Lens of the EU Legal Framework”, URL:&nbsp;<a href="https://dx.doi.org/10.2139/ssrn.3472316">https://dx.doi.org/10.2139/ssrn.3472316</a>&nbsp;(E.T.: 10.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">BLASETTI, C. (2022) “The Bright Side of Dark Patterns: A Proposal of Guidelines For The Application of Deceptive Design to UX to Stimulate A More Sustainable And Pata Protection-Oriented Customer Journey”, URL:&nbsp;<a href="https://tesi.luiss.it/34537/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://tesi.luiss.it/34537/</a>&nbsp;(E.T: 06.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">BRIGNULL, H. (2010) “Dark Patterns”, URL:&nbsp;<a href="https://old.deceptive.design/main_page/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://old.deceptive.design/main_page/</a>&nbsp;(E.T: 02.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">BRIGNULL, H., LEISER, M., SANTOS, C., &amp; DOSHI, K “Deceptive Patterns”, URL:&nbsp;<a href="https://www.deceptive.design/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.deceptive.design/</a>&nbsp;(E.T: 02.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">CALAWEN, D. (2022) “Dark Patterns: Effect on Overall User Experience and Site”, URL:&nbsp;<a href="https://doi.org/10.21427/BRW3-HZ03" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://doi.org/10.21427/BRW3-HZ03</a>&nbsp;(E.T: 08.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">COMMITTEE OF ADVERTISING PRACTICE (CAP) (2017) “Guidance on “Free Trial” or Other Promotional Offer Subscription Models”</p>



<p class="wp-block-paragraph">COMPETITIONS AND MARKETS AUTHORITY (CMA) (2022) “Online Choice Architecture-How Digital Design Can Harm Competition And Consumers”</p>



<p class="wp-block-paragraph">CONSUMER POLICY RESEARCH CENTER (CPRC) (2024) “Let Me Out – Subscription Trap Practices in Australia”</p>



<p class="wp-block-paragraph">EUROPEAN COMMISSION (2022) “Behavioural Study On Unfair Commercial Practices In The Digital Environment: Dark Patterns and Manipulative Personalisation-Final Report”</p>



<p class="wp-block-paragraph">FEDERAL TRADE COMMISSION (FTC) (2022) “Bringing Dark Patterns to Light”, URL:&nbsp;<a href="https://www.ftc.gov/reports/bringing-dark-patterns-light">https://www.ftc.gov/reports/bringing-dark-patterns-light(07.01.2026)</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">FEDERAL TRADE COMMISSION (FTC) (2024) “Getting In and Out of Free Trials, Auto-Renewals, and Negative Option Subscriptions”</p>



<p class="wp-block-paragraph">FORBRUKERRÅDET (2021), URL:<a href="https://www.forbrukerradet.no/news-in-english/amazon-manipulates-customers-to-stay-subscribed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.forbrukerradet.no/news-in-english/amazon-manipulates-customers-to-stay-subscribed/</a>&nbsp;(E.T: 03.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">GRAY, C., KOU, Y., BATTLES, B., HOGGATT, J., &amp; TOOMBS, A. (2018). “The Dark (Patterns) Side of UX Design”, Conference: <em>CHI&#8217;18: Proceedings of the 2018 CHI Conference on Human Factors in Computing Systems</em>, Montréal, URL: <a href="https://doi.org/10.1145/3173574.3174108">https://doi.org/10.1145/3173574.3174108</a> (E.T: 13.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">ICPEN. (2024) “ICPEN Dark Patterns in Subscription Services Sweep Public Report”, URL:<a href="https://icpen.org/news/1360" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://icpen.org/news/1360</a>&nbsp;(E.T: 04.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">INTERNATIONAL CHAMBER OF COMMERCE (ICC) (2023) “ICC Principles on Automatic Subscription Renewals”</p>



<p class="wp-block-paragraph">KONSUMENTVERKET (2021) “Barriers To A Well-Functiong Digital Market – Effects of Visual Design And Information Disclosures On Consumer Detriment” URL:<a href="https://publikationer.konsumentverket.se/produkter-och-tjanster/ovriga-omraden/underlagsrapport-20211-barriers-to-a-well-functioning-digital-ma" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://publikationer.konsumentverket.se/produkter-och-tjanster/ovriga-omraden/underlagsrapport-20211-barriers-to-a-well-functioning-digital-ma</a>&nbsp;(E.T.: 05.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">LEISER, M., &amp; YANG, W.-T. (2022) “Illuminating Manipulative Design: From ‘dark Patterns’ to Information Asymmetry and The Repression of Free Choice Under The Unfair Commercial Practices Directive”, URL:&nbsp;<a href="https://doi.org/10.31235/osf.io/7dwuq%20">https://doi.org/10.31235/osf.io/7dwuq </a>&nbsp;(E.T: 07.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">MATHUR, A., ACAR, G., FRIEDMAN, M., LUCHERINI, E., MAYER, J., CHETTY, M., &amp; NARAYANAN, A. (2019)” Dark Patterns at Scale: Findings from a Crawl of 11K Shopping Websites”, Proceedings of the ACM on Human-Computer Interaction, 3(CSCW), ss. 1-32, URL:&nbsp;<a href="https://dl.acm.org/doi/10.1145/3359183" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://dl.acm.org/doi/10.1145/3359183</a>&nbsp;(E.T: 08.01.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">OECD (2022) “Dark Commercial Patterns”, OECD Digital Economy Papers, No: 33, Paris, OECD Publishing, URL:&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1787/44f5e846-en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://doi.org/10.1787/44f5e846-en</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">RESERVE BANK OF INDIA (2020) URL: <a href="https://www.rbi.org.in/Scripts/NotificationUser.aspx?Id=12002&amp;Mode=0">https://www.rbi.org.in/Scripts/NotificationUser.aspx?Id=12002&amp;Mode=0</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">RHODES, A. (2023) “A Survey on Drip Pricing and Other False Advertising” URL:&nbsp;<a href="https://dx.doi.org/10.2139/ssrn.4430453" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://dx.doi.org/10.2139/ssrn.4430453</a>&nbsp;(E.T: 11.01.2026) TİCARET BAKANLIĞI, URL:&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/tuketici/ticari-reklamlar/reklam-kurulu-kararlari" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://ticaret.gov.tr/tuketici/ticari-reklamlar/reklam-kurulu-kararlari</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> 2005/29/EC sayılı Direktif’e ilişkin olarak hazırlanan Rehber’de, damlama fiyatlandırmanın, tacirlerin satın alma süreci boyunca, örneğin kaçınılmaz olan ve en başından itibaren fiyata dahil edilmesi gereken ücretleri ekleyerek veya başka bir şekilde nihai fiyatı keyfi olarak artırarak maliyet eklediği durumları kapsadığı ifade edilerek bu tür bir uygulamanın Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi’ni (UCPD) ihlal eden yanıltıcı bir eylem veya ihmal anlamına gelebileceği ifade edilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> bkz: <a href="https://old.deceptive.design/main_page/">https://old.deceptive.design/main_page/</a>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> 5.000 Hindistan Rupisi olarak belirlenen limit ilerleyen süreçte 15.000 Hindistan Rupisine yükseltilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> https://www.bmjv.de/SharedDocs/Downloads/DE/Gesetzgebung/BGBl/Bgbl_Faire_Verbrauchervertraege.html</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> Bürgerliches Gezetsbuch</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> Committee of Advertising Practice</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim-Hasta İlişkisinin Tüketici İşlemi Kapsamında Değerlendirilmesi ve Avrupa Birliği Bakış Açısı</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2023/12/24/hekim-hasta-iliskisinin-tuketici-islemi-kapsaminda-degerlendirilmesi-ve-avrupa-birligi-bakis-acisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Ünal Yeşilyurt &#38; Burcu Köse]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Dec 2023 14:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 64]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hekim]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Pazar]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=6926</guid>

					<description><![CDATA[Bu makale, Türkiye'deki hekim-hasta ilişkisinin tüketici işlemi niteliğine odaklanmaktadır. Özellikle, 2014 yılında yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un hekimlik sözleşmesine getirdiği yeni boyut, bu ilişkiyi tüketici işlemi kavramı kapsamına almaktadır. Avrupa Birliği uygulamalarında, hekim-hasta ilişkilerine yönelik bakış açısı, hizmet sunma özgürlüğü ve tek pazar hedefinden türetilmiş olup hastayı tüketici, hekimi hizmet sağlayıcısı olarak değerlendirmektedir. Makalede, özellikle Türk hukukunda bağımsız çalışan hekim ile hasta ilişkisinin sözleşmesel boyutu hukuki dayanaklarıyla kapsamlı bir şekilde ele alınırken, konuya ilişkin AB perspektifi incelenmektedir. Sonuç olarak, hekim ile hasta ilişkisine tüketici hukuku perspektifinden bakılmasına ilişkin doktrinsel görüşlere yer verilerek konunun avantajlı ve dezavantajlı noktaları irdelenmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makale, Türkiye&#8217;deki hekim-hasta ilişkisinin tüketici işlemi niteliğine odaklanmaktadır. Özellikle, 2014 yılında yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun&#8217;un hekimlik sözleşmesine getirdiği yeni boyut, bu ilişkiyi tüketici işlemi kavramı kapsamına almaktadır. Avrupa Birliği uygulamalarında, hekim-hasta ilişkilerine yönelik bakış açısı, hizmet sunma özgürlüğü ve tek pazar hedefinden türetilmiş olup hastayı tüketici, hekimi hizmet sağlayıcısı olarak değerlendirmektedir. Makalede, özellikle Türk hukukunda bağımsız çalışan hekim ile hasta ilişkisinin sözleşmesel boyutu hukuki dayanaklarıyla kapsamlı bir şekilde ele alınırken, konuya ilişkin AB perspektifi incelenmektedir. Sonuç olarak, hekim ile hasta ilişkisine tüketici hukuku perspektifinden bakılmasına ilişkin doktrinsel görüşlere yer verilerek konunun avantajlı ve dezavantajlı noktaları irdelenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Hekim, Hasta, Tüketici, Avrupa Birliği, Tek Pazar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">This article focuses on the consumer transaction nature of the physician-patient relationship in Turkey. Specifically, the new dimension introduced by Law No. 6502 on the Protection of Consumers, which came into effect in 2014, encompasses this relationship within the concept of a consumer transaction. In the European Union practices, the perspective on physician-patient relationships is derived from the freedom to provide services and the goal of a single market, considering the patient as a consumer and the physician as a service provider. The article extensively examines the contractual dimension of the relationship between an independent practicing physician and a patient in Turkish law, along with its legal foundations, while also delving into the EU perspective on the matter. In conclusion, doctrinal opinions regarding viewing the physician-patient relationship from a consumer law perspective are presented, and the advantages and disadvantages of this approach are discussed.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Physician, Patient, Consumer, European Union, Single Market.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bireylerin en temel insan hakları arasında yer alan “Sağlıklı yaşam hakkı” başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi&#8217;nin 3. maddesi, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi&#8217;nin 12. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 2. maddesi olmak üzere çeşitli uluslararası belgelerde koruma altına alınmıştır. Ülkemizde yer alan düzenlemeler yönünden ise Anayasa’nın 17. maddesi ve 56. maddesi hükümleri ile kişilerin sağlıklı yaşam hakkı anayasal güvence ile teminat altına alınmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu gibi yasal düzenlemeler yanında Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği gibi ülkemizde tıbbi faaliyetlerle ilgili çeşitli mevzuat düzenlemeleri bulunmasına rağmen, söz konusu düzenlemelerde hekim-hasta ilişkisi yönünden hekimlerin sorumluluğu gibi asli düzenlemelerin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>. Bu kapsamda hekim ve hasta arasındaki ilişkisinin hukuki niteliğinin esas olarak doktrin ve yargı içtihatları çerçevesinde belirlendiği gözlemlenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genel anlamda hekim kavramı, “hukuk düzeni tarafından kendisine tıp mesleğini icra etme yetkisi tanınmış kişiler”<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> olarak ifade edilmekte olup, hasta kavramı ise “Sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan kimse”<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a> şeklinde tanımlanmaktadır. Hekim ile hasta ilişkisinin çeşitli hukuk disiplinlerine temas eden noktalarının bulunduğu doktrinde kabul edilmektedir<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a>. Hekim ile hasta arasındaki ilişki, 28 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a> ile yeni bir boyut kazanarak tüketici işlemleri kapsamında değerlendirilmeye başlanmış ve hekim-hasta ilişkisinden kaynaklı uyuşmazlıklarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu ve tüketici hukuku esaslarının gündeme geldiği bir dönem başlamıştır. Bu çerçevede, çalışmada Türk Hukukunda hekim-hasta ilişkisinin sözleşmeye dayalı tüketici işlemi kısmı ele alınmış olup, tüketici işlemi kapsamına girmediğinden haksız fiilden kaynaklı sorumluluk boyutu ele alınmamaktadır<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a>. Ayrıca, hekimlerin suç niteliği arz eden fiil ve davranışları bakımından ceza hukuku ve kamu hastaneleri bünyesinde yer alan hekim-hasta ilişkileri yönünden idare hukuku boyutu kapsam dışında bırakılmaktadır. Diğer taraftan, Avrupa Birliği’nin konuya ilişkin özel bir düzenlemesi bulunmaması nedeniyle genel olarak bakış açısı ortaya konulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği’nde Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları ve Avrupa Birliği organları, Avrupa Birliği&#8217;nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın &#8220;Birlik içinde hizmet sunma özgürlüğüne getirilen kısıtlamaların yasaklanmasını&#8221; öngören 56. maddesinden ve Avrupa’nın tek pazar olması amacından yola çıkarak hekim-hasta ilişkilerine konu hususu tüketici perspektifinden ele almakta, hastanın bir tüketici, hekimin bir servis sağlayıcısı, kullanılan veya satın alınan sağlık ürünlerini ise tüketici ürünü olarak değerlendirmektedir. Bu bakış açısı da farklı yönleriyle doktrinde ve tıp camiasında eleştirilere yol açmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede söz konusu çalışmanın ilk bölümünde hekim-hasta ilişkisinin hukuki niteliği, ikinci bölümde bu ilişkinin tüketici işlemi olarak değerlendirilmesi hususu ele alınmakta olup, üçüncü bölümde de konuyla bağlantılı Avrupa Birliği uygulamaları ve bakış açısı değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. HEKİM &#8211; HASTA İLİŞKİSİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin belirlenmesi, tarafların hak ve yükümlülüklerinin tespiti, hekimin sorumluluğunun kaynağı, uyuşmazlıkların çözümlenmesi gibi konular bakımından önem arz etmektedir. Özel hastanelerde çalışan hekimler yönünden doktrin ve Yargıtay kararları çerçevesinde özel hastane ve hasta arasında sözleşmesel bir ilişki mevcut iken hekim ile hasta arasında sözleşmesel bir ilişkinin bulunmadığı kabul edilmekte olup,<a href="#_ftn7" id="_ftnref7">[7]</a> yalnızca bağımsız çalışan hekim ve hasta ilişkisinde sözleşmesel sorumluluk bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yakın tarihli bir kararında da<a href="#_ftn8" id="_ftnref8">[8]</a> ; <em>“Öte yandan Devlet, üniversite, belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait hastaneler ile doktorlar arasındaki ilişki kamusal bir ilişki olduğundan hasta ile doktor arasında sözleşme ilişkisi söz konusu değildir.” </em>açıklamasına yer verilerek yalnızca bağımsız çalışan hekimler yönünden hasta ile sözleşmesel bir ilişkinin söz konusu olabileceği ifade edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hekim ile hasta arasındaki sözleşme ilişkisi “tedavi sözleşmesi” ya da “hekimlik sözleşmesi” olarak isimlendirilmektedir. İlgili sözleşmesinin taraflarını hekim ve hasta oluşturmaktadır. Hekimin, hukuken tıp mesleğini yürütmeye haiz olması ve ayrıca serbest çalışan bağımsız bir hekim olması gereklidir<a href="#_ftn9" id="_ftnref9">[9]</a>. Hekim ve hasta arasında tıbbi müdahaleye ilişkin açık veya zımni bir sözleşme olması halinde hekimin hukuki sorumluluğunun kaynağını sözleşme oluşturmaktadır<a href="#_ftn10" id="_ftnref10">[10]</a>. Anılan sözleşme kapsamında hekim gerekli teşhisi koymak ve bu teşhise uygun tedaviyi seçerek uygulamak, hasta ise ücret ödemeyi kabul etmek yükümlülüğündedir<a href="#_ftn11" id="_ftnref11">[11]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doktrinde hekim ile hasta arasındaki sözleşmesel ilişkinin hukuki niteliğinin, vekalet sözleşmesi, hizmet sözleşmesi, eser sözleşmesi, kendine özgü sözleşme olduğu yönünde görüşler bulunmakla birlikte<a href="#_ftn12" id="_ftnref12">[12]</a> baskın görüş bağımsız çalışan hekim ve hasta arasındaki hekimlik sözleşmesinin “vekalet sözleşmesi” olarak kabul edildiği yönündedir<a href="#_ftn13" id="_ftnref13">[13]</a>. İçtihatlar yönünden konu değerlendirildiğinde; Yargıtay’ın hekimlik sözleşmesini vekâlet sözleşmesi olarak nitelendiren kararlarının istikrar kazandığı tespit edilebilmektedir<a href="#_ftn14" id="_ftnref14">[14]</a>. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yakın tarihli bir kararında<a href="#_ftn15" id="_ftnref15">[15]</a> hekimin mesleki faaliyetlerini serbest olarak icra etmesi durumunda hekimle hasta arasında bir sözleşmenin söz konusu olduğu, hekimin bu sözleşme ile bir sonuç borcunu değil özenli iş görme borcu altına girdiğinden bu sözleşmenin Türk hukukunda genel olarak vekâlet sözleşmesi olarak kabul edildiği ifade edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Borçlar Kanunu’nun<a href="#_ftn16" id="_ftnref16">[16]</a> 502. ve devamı maddelerinde vekalet sözleşmesi düzenlenmektedir. Mezkur Kanun’da vekalet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Vekâlet sözleşmesinin konusu, bir işin görülmesi ya da bir işlemin yapılmasıdır. Hekim de hastaya karşı tıbbi müdahalelerde bulunarak örneğin teşhis, tedavi, iyileştirme çabası gibi eylemlerle iş görme edimini yerine getirmektedir. Vekalet sözleşmesinde iş görme borcu, zaman sınırlaması olmadan ve sonucun elde edilmesi garantilenmeden taahhüt edilmektedir. Vekil yüklendiği işi özenle yerine getirmekle yükümlü olup, sonucun gerçekleşmemesinden sorumlu değildir. Hekimle hasta arasındaki hekimlik sözleşmesinde, hekimin hastayı iyileştirmeyi garanti etmemesi ve bir sonuç taahhüt etmemesi vekalet sözleşmesi olarak kabul edilmesini sağlayan en önemli özelliğidir. Vekalet sözleşmesinde süre unsuru bulunmamaktadır. Hekimlik sözleşmesinde de bu anlamda hekim ve hasta arasında, tıbbi faaliyetler için belirli bir süre kararlaştırılmamaktadır. Hekim hastanın durumuna ve hastalığın türüne göre, hastaya karşı belirsiz bir süre için iş görme borcu altına girmektedir. Vekalet sözleşmesine ilişkin düzenlemeler uyarınca vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Aynı yükümlülük, hekimin hastasına karşı olan davranışları için de bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hekim hastaya karşı yükümlülüklerini yerine getirirken ona bağımlı olarak hareket etmez. Hekim ve hasta arasında “nisbi bağımsızlık” ilişkisi bulunmaktadır. Bu unsur da vekalet sözleşmesinin belirleyici unsurlarındandır. Vekalet sözleşmesinde vekalet veren, vekâletin gereği gibi ifası için vekilin yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte ödemek ve yüklendiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Bu açıdan hastaya yüklenen sorumluluk bilgi ve belge verme, hekimin verdiği talimatlara uyma ve ücret ödeme sorumluluklarıdır<a href="#_ftn17" id="_ftnref17">[17]</a>. Yer verilen açıklamalar neticesinde; hekimlik sözleşmesi yönünden vekâlet sözleşmesi hükümlerinin geçerli olacağı kanaatine varılmakla birlikte, sonucun garanti edilebildiği durumlarda ise eser sözleşmesi söz konusu olabilmektedir<a href="#_ftn18" id="_ftnref18">[18]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eser sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenmektedir. Mezkur Kanun’da eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme, şeklinde tanımlanmıştır. Eser sözleşmesinin konusu, ücret karşılığında bir eserin oraya çıkarılmasıdır. Başka bir ifadeyle eser sözleşmesinin asli unsuru maddi veya maddi bir varlığı olmayan bir sonucun taahhüt edilmesidir. Eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilen hekim-hasta ilişkisi, bir sonucun taahhüt edildiği çoğunlukla diş hekimi ve hasta arasında ortaya çıkan tıbbi müdahaleler ve estetik amaçlı yapılan cerrahi müdahalelerdir<a href="#_ftn19" id="_ftnref19">[19]</a>. Yargıtay, estetik amaçlı ameliyatların bir sonucu garantilemesi unsuru ağır bastığından bu ameliyatlar nedeniyle oluşan hukuki ilişkiye eser sözleşmesi hükümlerini uygulamaktadır<a href="#_ftn20" id="_ftnref20">[20]</a>. Yine Yargıtay’a göre, diş tedavisinde, hasta ile hekim arasındaki hukukî ilişki vekâlet sözleşmesiyken diş protezinde ise, eser sözleşmesidir.<a href="#_ftn21" id="_ftnref21">[21]</a> Yer verilen tüm bu açıklamalar çerçevesinde; bağımsız hekim ve hasta arasındaki sözleşme kaynaklı ilişkinin “vekâlet sözleşmesi” ya da “eser sözleşmesi” şeklinde karşımıza çıkabildiği değerlendirilmektedir<a href="#_ftn22" id="_ftnref22">[22]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. HEKİM &#8211; HASTA İLİŞKİSİNİN TÜKETİCİ İŞLEMİ OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">28 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un amacı; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek şeklinde düzenlenmektedir. İlgili düzenlemede tüketicilerin sağlığının korunması hususunun açıkça belirtildiği anlaşılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezkur Kanun’un kapsamını ise her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamalar oluşturmaktadır. Bu çerçevede anılan Kanun’da tüketici; “<em>Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi</em>” şeklinde tanımlanırken tüketici işlemi ise; “<em>Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem</em>” şeklinde tanımlanmaktadır.&nbsp; Bu çerçeve önceki bölümde belirtildiği üzere hekim ve hasta arasında sözleşme kaynaklı ilişki vekalet veya eser sözleşmesi şeklinde vuku bulduğundan 6502 sayılı Kanun kapsamında bir tarafını ticari veya mesleki amaçla hareket etmeyen tüketicinin(hastanın) oluşturduğu diğer tarafını ise bağımsız faaliyet gösteren hekimin oluşturduğu sözleşme ilişkisinde bir tüketici işlemi söz konusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6502 sayılı Kanun’un 3. maddesinde yer alan tüketici işlemi tanımında açıkça vekalet ve eser sözleşmesinin zikredilmesi dolayısıyla doktrin ve içtihatlar yönünden de aynı kabulün söz konusu olduğu görülmektedir<a href="#_ftn23" id="_ftnref23">[23]</a>. Örneğin, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2016/23304 E. ve&nbsp; 2019/11117 K. sayılı kararında; “<em>Somut olayda, davacılar ile davalı doktor &#8230; arasındaki ilişki vekalet akdi niteliğindedir ve dairemizin öteden beri değişmeyen uygulaması da bu yöndedir. Vekalet akdi ise 28.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı yasa kapsamına alınmış olup, 28.5.2014 tarihinden sonra açılan davalarda, Tüketici Mahkemeleri görevlidir.”</em> gerekçeleri ile hekim ve hasta arasındaki vekalet sözleşmesinin 6502 sayılı Kanun kapsamında olduğu ifade edilmektedir. Benzer şekilde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2016/28586 E.&nbsp; ve 2020/2243 K sayılı kararında da; “<em>davacı ile davalı doktor arasındaki ilişki vekalet akdi niteliğindedir ve Dairemizin öteden beri değişmeyen uygulaması da bu yöndedir. Vekalet akdi ise 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Yasa kapsamına alınmış olup, 28.05.2014 tarihinden sonra açılan davalarda, Tüketici Mahkemeleri görevlidir.”</em> denilmektedir. Diğer taraftan daha önce de belirtildiği üzere yargı içtihatlarında kamu hastanelerinde görevli hekim ve hasta ilişkisinden kaynaklı uyuşmazlıklarda 6502 sayılı Kanun kapsamında bir tüketici işleminin söz konusu olmadığı kabul edilmektedir<a href="#_ftn24" id="_ftnref24">[24]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4077 sayılı mülga Kanun döneminde verilen Yargıtay kararlarında kanun ile getirilen amaç ve tüketici işlemi tanımı çerçevesinde hekim ve hasta ilişkisini içerir vekalet veya eser sözleşmelerinde uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde genel mahkemede görülmesi gerektiği yönünde kararlar tesis edilmekteydi<a href="#_ftn25" id="_ftnref25">[25]</a>. İlgili durum ise 4077 sayılı Kanun’un mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsayacağı hükmüne yer verilmesi, anılan Kanunun 3/e maddesinde tüketicinin; bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişi olarak tanımlanması, Kanunda dar kapsamlı mal ve hizmet ilişkilerinin tüketici işlemi kapsamına alınması,&nbsp; bu çerçevede bir hukuki işlemin 4077 sayılı Kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerektiği kabulünden kaynaklanmaktadır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un da yer alan kanuni düzenlemede ise tüketici işlemi kavramının kapsamını daha geniş tutularak önceki dönemde kapsam dışında kalan bazı sözleşme türleri ve hukuki işlemler açıkça sayılarak tüketici işlemi tanımında yer almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, 6502 sayılı Kanun’un 8. maddesinde ayıplı mal kavramı, 13. maddesinde ayıplı hizmet tanımlanmış olup, ayıplı maldan sorumluluk kapsamında tüketicinin seçimlik hakları 11. madde ve ayıplı hizmetten sorumluluk kapsamında seçimlik hakların kullanımı 14. maddede düzenlenmektedir. Bu çerçevede doktorun hastasını yanlış tedavisi, taraflar arasında kararlaştırılandan farklı sonuç doğuran estetik ya da lazer operasyonları da tüketici işlemi tanımında kaynaklı olarak ayıplı hizmet kapsamında değerlendirilmekte, tüketicinin kullandığı tıbbi ilaçlar gibi ürünler de ayıplı mal kavramı altında uyuşmazlığa konu olabilmektedir. Benzer bir şekilde, hasta ve hekim arasındaki sözleşme dolayısıyla haksız şart hükümleri, 6502 sayılı Kanun’un 4. maddesinde düzenlenen temel ilkeler gibi hükümlerin uygulama alanı bulması da gündeme gelebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu itibarla, sözleşme kaynaklı hekim-hasta ilişkisinin tüketici işlemi olarak değerlendirilmesi doğrultusunda tüketici hakem heyetleri veya tüketici mahkemelerine başvurulabilmektedir. Zira 6502 sayılı Kanun’un 73. maddesinde bu Kanun’un uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını düzenlenmektedir. Ayrıca anılan Kanun’da belirtilen miktarlar çerçevesinde tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu söz konusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. HEKİM &#8211; HASTA İLİŞKİSİNİN TÜKETİCİ İŞLEMİ OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİNDE AVRUPA BİRLİĞİ BAKIŞ AÇISI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Genel olarak, sağlık hizmetlerine ilişkin AB düzeyinde çok az düzenleme bulunmaktadır, ulusal sağlık sistemleri içerisinde bu tür hizmetlerin organizasyonu ve sunumu ulusal hukukun konusudur. Bu kapsamda, AB hukukunun kapsamı sınırlıdır ve profesyonel bakım etiğine, hasta koruma ve güvenliğine veya kamu hizmeti sunumuna dayalı ulusal yaklaşımlar yürürlükte kalmaya devam etmektedir. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) ve diğer Avrupa Birliği kurumları sağlık hizmetlerini bir tüketici hizmeti olarak kavramsallaştırmaktadır<a href="#_ftn26" id="_ftnref26">[26]</a>. AB hukuku, sosyal ilişkileri ekonomik sistemin içine gömülü olarak görmekte, bunun tersini düşünmemekte ve sonuç olarak toplumdaki ilişkileri esasen sözleşmeye dayalı olarak görmektedir. ABAD bunu yaparken hastaları bir pazar veya pazarlar içerisinde sağlık hizmetlerinin tüketicileri olarak yeniden çerçevelendirmiştir. Sağlık sistemlerini ve sağlık hizmetlerini, bir hizmetin (örneğin tıbbi tedavi, tıbbi tavsiye) veya bir ürünün (örneğin ilaçlar, tıbbi cihazlar) tüketicisi ile bu hizmetin veya ürünün sağlayıcısı arasındaki ilişki merceğinden kavramsallaştırmaktadır. Bu durum, AB&#8217;nin tek pazarı içerisinde serbest ticaretin faydalarına ilişkin AB iç pazar hukuku fikriyle bağdaşır. Konuya ilişkin varsayım, sağlık ürün ve hizmetlerinin esasen AB içinde tüketicilere yasal olarak sunulan diğer mal ve hizmetlerle aynı şekilde muamele görmesi gerektiğidir. Bununla birlikte, tüketimci çerçeve sınırsız ticaret özgürlüğüne ya da sözleşme özgürlüğüne dayanmamaktadır, zira sözleşmenin bir tarafının (tüketici) diğer tarafa göre daha güçsüz bir konumda olduğu (örneğin, bir ürün ya da hizmetten kaynaklanan riskler ve faydalar konusunda daha az bilgiye sahip olması nedeniyle) fikrini de içermektedir<a href="#_ftn27" id="_ftnref27">[27]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB&#8217;nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (ABİHA) &#8220;Birlik içinde hizmet sunma özgürlüğüne getirilen kısıtlamaların yasaklanmasını&#8221; öngören 56. maddesi konunun yasal başlangıç noktasıdır<a href="#_ftn28" id="_ftnref28">[28]</a>. ABAD bu hükmü, bireylerin hizmet almak için başka bir üye devlete seyahat etmelerine yönelik tüketici temelli bir hak tesis edecek şekilde yorumlamıştır. Bir &#8216;hizmet&#8217; ücret karşılığında sunulmalıdır ve özel olarak ücretlendirilen sağlık hizmetleri, Antlaşma&#8217;nın hizmet sunma özgürlüğüne ilişkin hükümleri kapsamına girmektedir. Ancak, ücretin doğrudan hizmet alıcısından gelmesi gerekmemektedir. Hastanın kendisi sağlık profesyonelleriyle kurabileceği ilişkiyi, &#8216;doktor en iyisini bilir&#8217; türünden bir ilişkiden, hastanın kendisinin kendi sağlık gereksinimleri konusunda uzman olduğu bir konuma doğru yeniden şekillendirmektedir<a href="#_ftn29" id="_ftnref29">[29]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB serbest dolaşım hukukunun temelinde yatan düşünce, nihai olarak tüketicilerin tek bir Avrupa pazarı yaratmanın doğasında var olan daha büyük ölçek ekonomilerinden faydalanması gerektiğidir. Ticari aktörlerin (ilaç endüstrisi gibi) AB hukukuna dayalı taleplerde bulunduğu durumlarda, bu talepler nihai tüketicisinin çıkarları tarafından desteklenmektedir. AB hukuku temelinde açılan bu tür davalar, aslında pazar içindeki tüketici ilişkileri açısından kurgulanmaktadır. Sağlık hizmetleri elektronik iletişimle giderek daha fazla desteklendiğinden, AB sağlık hukukunun bu alanı da gelişmektedir ve daha da gelişme potansiyeline sahiptir. Bununla birlikte, ayıplı ürünlerin tüketicilere verdiği zararlar için kusursuz sorumluluk getiren Ürün Sorumluluğu Direktifi<a href="#_ftn30" id="_ftnref30">[30]</a> de üye devletlere, ürünün dolaşıma girdiği tarihteki bilimsel ve teknik bilgi durumunun kusuru tespit etmek için yetersiz olduğu hallere istisna getirebileceği düzenlenmiştir. Bu durumun nedeninin, tüketicinin korunması ile endüstride yenilikçilik arasında bir denge sağlamak olduğu savunulmaktadır<a href="#_ftn31" id="_ftnref31">[31]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB iç pazar hukukunun hastalar ve sağlık sistemleri arasındaki ilişkilerin &#8216;tüketicileştirilmesine&#8217; ilişkin bazı etkileri, AB&#8217;nin bu alandaki en son yasal müdahalesi olan 2011/24/EU sayılı Sınır Ötesi Sağlık Hizmetlerinde Hasta Hakları Direktifi<a href="#_ftn32" id="_ftnref32">[32]</a> ile yumuşatılmıştır. Bu Direktifin ikili yasal dayanağı ABİHA&#8217;nın 114. maddesi (iç pazar) ve ABİHA&#8217;nın 168’inci maddesi (kamu sağlığı) olup, bir hizmetin alıcılarından ziyade hastalar ve sağlık hizmetleriyle ilgili bir kavramsallaştırmaya işaret etmektedir. Sağlık hizmetlerinin iç pazardaki hizmetlere ilişkin 2006/123/EC sayılı Genel Direktif&#8217;in<a href="#_ftn33" id="_ftnref33">[33]</a> dışında bırakılması da bu durumla tutarlıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hastaları tüketici olarak tanımlayan ilk kişiler 1930&#8217;larda Amerikalı tıbbi ekonomistler olmuştur<a href="#_ftn34" id="_ftnref34">[34]</a>. Ancak bu kavramın Birleşik Krallık&#8217;ta yaygınlık kazanması 1960&#8217;ları bulmuştur. 1962&#8217;de kurulan Hastalar Derneği gibi hasta örgütleri ve 1956&#8217;da kurulan Tüketiciler Derneği gibi tüketici grupları, hastaların kendi tedavilerinde ve daha geniş anlamda sağlık hizmetleriyle ilgili kararlarda daha büyük bir rol oynamaları için lobi yapmak üzere tüketici ideolojisinden yararlandılar. Bu tür kuruluşların ilk amaçlarının başında hastalar için daha fazla özerklik geliyordu. 1960&#8217;larda hastalara hastalıkları ve hastalığın tedavisi hakkında çok az şey söylenmesi alışılmadık bir durum değildi. Uluslararası araştırma kılavuzlarının gelişimi ve biyoetiğin yükselişi, hasta özerkliği ilkesini yerleştirmek için katkıda bulundu. Hastaların daha fazla tüketici gibi davranması için, hasta grupları ve diğerleri de hastaların bilgiye daha iyi erişmesi gerektiğini kabul etti. Geçmişte, bireysel seçim genellikle daha fazla özerklik, şikayet edebilme, daha fazla bilgi alma ve hasta hakları gibi diğer önemli konulara göre ikincil bir endişe kaynağı olmuştur<a href="#_ftn35" id="_ftnref35">[35]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hekimler bir bütün olarak tıbbi tüketicilik yaklaşımından hoşlanmamakta ve birçok akademisyen de bu konuda şüpheci davranmaktadır. Tüketicilik, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki ilk günlerinden itibaren tıp dünyasında istenmeyen bir husus olmuştur. Hasta merkezli ve kişiselleştirilmiş bakım tıp mesleğinin onayını kazanmıştır, ancak tüketiciler olarak hastalar bu kadar olumlu karşılanmamaktadır. Doktrinde de bu konu farklı eleştirilere yol açmıştır. Hastaların hekim otoritesine meydan okumaları, hasta ve hekim arasındaki ilişkileri kötüleştirebileceği, uzun süreli çatışmalara yol açabileceği, hastaların tedavilere uyumunu azaltabileceği, odaklanılan hizmetin ticareti yapılabilen bir meta olamayacağı öne sürülmektedir<a href="#_ftn36" id="_ftnref36">[36]</a>. Ayrıca, hasta haklarının esasen tüketici hakları haline gelmesi durumunda, AB sağlık hukukunda sağlık haklarının insan hakları olarak tanınmasının azaldığı, AB Temel Haklar Şartları’nda da yer alan kolektif “sağlık hizmeti hakkı”nı da zayıflattığı ileri sürülmektedir. Çünkü bu hak kapsamında bireylerin sağlık kaynaklarına erişimi bir bireysel hak olarak yer alırken, bu perspektifin bunu zayıflattığı savunulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketicilerin isteklerinin onların en çok yararına olacağına dair tüketimci argümanları tıp uzmanlarının kabul etmesi zordur. Tüketici teriminin sağlık hizmetlerindeki değişiklikleri anlamada sınırlı bir değere sahip olduğunu, karşılıklı beklentilerin özgürce iletilmesine olanak tanıyan olumlu, uzun vadeli, saygılı klinik ilişkiler arzusu da dahil olmak üzere tüketiciler (hastalar) ve sağlayıcılar (profesyoneller) arasındaki güveni sarstığı ileri sürülmektedir. Politika yapıcılar hastaların seçimini savunduklarını iddia ederken, bazı sağlık profesyonelleri Google veya diğer internet aramaları ile yanlış bilgilendirilen hasta-tüketicinin &#8220;yanlış&#8221; şeyler talep ettiğinden şikayet etmektedir<a href="#_ftn37" id="_ftnref37">[37]</a>. Sağlık politikalarını belirleyenler, daha geniş bir nüfusun ihtiyaçlarını dengelerken bireysel hasta-tüketicilerin isteklerini karşılama zorluğuyla karşı karşıyadır. Hekimleri tetikte tutmak için daha fazla dava sorumluluğuyla karşı karşıya bırakılmalarını önermenin, hekim/hasta ilişkisini baltalayacıyı bir girişim olduğu, tıbbi çalışmaların çoğunun hassas ve gizli doğası, kamu sırrının ve mesleki itibarının önemi nedeniyle böyle bir eylemin, hekimleri görevlerini yerine getirmede zorlaştıracağı öne sürülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne kadar doktrinde eleştirilerse de akademisyenler tarafından tıbbi tüketiciliğin avantajlarına değinilen görüşler olduğu da görülmektedir<a href="#_ftn38" id="_ftnref38">[38]</a>. Sağlık hizmetlerinde tüketicilik sürecinde hastaların profesyonel otoritenin bazı yönlerine meydan okumaya başladığı, tüketicilerin genellikle seçeneklere sahip olduğu ve maliyetlerin kontrol altına alınmasına olanak sağladığı, bakım kalitesinin iyileştirilmesine, klinik araştırma ve savunuculuk faaliyetlerine katılınmasını arttırdığı ve sağlık hizmetlerinin verimliliğini artırmaya teşvik edildiği ileri sürülmektedir. Özel tıbbın hızla genişlemesi hususunun tüketici seçimini teşvik ediyor olduğu, hekimleri tarafından daha iyi hizmet verildiği ve rekabetçi standartları koruduğu da savunulmaktadır<a href="#_ftn39" id="_ftnref39">[39]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada, hekim-hasta ilişkileri tüketici işlemi olarak incelenerek hem Türk hukuku hem de Avrupa Birliği perspektifinden irdelenmiştir. Türk hukukunda, hekim ile hasta arasındaki ilişkinin mahiyeti ve bu ilişkiye dair sözleşmesel yükümlülükler, genellikle bağımsız çalışan hekimlerle sınırlı olarak vekâlet sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde, özellikle bağımsız çalışan hekimler arasındaki hekim-hasta ilişkisi, genellikle vekalet sözleşmesi olarak kabul edilse de özellikle estetik amaçlı yapılan cerrahi müdahalelerde eser sözleşmesi hükümleri uygulanabilmektedir. Diğer taraftan, hekim-hasta ilişkisinin tüketici işlemi olarak değerlendirilmesi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında mümkündür. Dolayısıyla, tüketici hakem heyetleri veya tüketici mahkemelerine başvuru yapma hakkı söz konusu olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği perspektifinde, AB hukuku hastaları tüketiciler olarak değerlendirmekte ve sağlık hizmetlerini bir tüketici hizmeti olarak kavramsallaştırmaktadır. AB iç pazar hukuku, hastaların sağlık hizmetlerinden sınırsızca faydalanma haklarını güvence altına almaktadır. Ancak, tüketicilik kavramının hastalar üzerinde olumlu bir etkisi olup olmadığı, bu yaklaşımın hekim-hasta ilişkisi üzerindeki etkileri, tartışmalı bir konu olarak durmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, 1960’lı yıllardan itibaren ortaya çıkan sağlık hizmetlerine tüketici perspektifinden bakılması, hastaların tedavilerinde gerekli bilgiye sahip olabilmeleri, özerkliklerinin arttırılması ve hak ettikleri hizmetleri alabilmeleri ile bunun savunuculuğunu yapabilmeleri amacıyla ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu durumun tüketici bakış açısıyla ele alınmasının da gerek sağlık hizmetleri gerekse de tüketici konumundaki hastaların korunması açısından birçok avantajı bulunmaktadır. Hastaların tüketici kapsamında değerlendirilmesi ve özel tıp hizmetlerinin gelişmesiyle birlikte, bu bakış açısının rekabeti arttırıcı, kaliteli hizmetin sunulmasına teşvik edici yönleri sağlık sistemlerinin daha iyi hale gelmesine yol açmaktadır. Diğer taraftan, mahkemelere başvurmanın masraflı olması, uzun süren yargı süreçleri gibi olumsuzluklar hekim-hasta ilişkilerinin tüketici işlemi sayılmasıyla birlikte tüketici hakem heyetleri ve tüketici mahkemelerinde uyuşmazlığın çözüm yoluna hızlı, masrafsız ve kolay bir şekilde erişimin sağlanması ile bir nebze de olsa giderilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan, konunun tüketici boyutuyla ele alınmasının güvene dayalı hekim-hasta ilişkisini temelden sarsacağı, hekimlerin mesleklerine yerine getirirken hareket etme alanlarını sınırlandıracağı, hekimlerin yanlış bilgi sahibi hastalarca yanlış tedavi talepleriyle karşılaşmaları ve sağlığa erişim hakkının insan hakkı boyutundan uzaklaşılması sonucunu doğurabileceği tartışmalarını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu bağlamda, hekim ile hasta ilişkisinin tüketici işlemi olarak kabulüne kıyasla ilgili alanın daha bilimsel ve karmaşık yapısından ve hasta ile hekim ilişkisinin metalaştırılamaz doğasından dolayı hekimlik sözleşmesinin kendine özgü bir sözleşme olarak yeniden kavramlaştırılması ve hekim-hasta ilişkisine ilişkin uyuşmazlıkların çözümünün tıp alanında uzmanlaşmış “Tıp İhtisas Mahkemesi” gibi özel nitelikli mahkemelerce sağlanmasının daha uygun olacağı göz önünde bulundurulmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ARSLAN, Firdevs. (2020), “Hekimin Sorumluluğunun Belirlenmesi Bakımından Hekim ile Hasta Arasındaki İlişkinin Hukuki Mahiyeti”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi. Cilt 26, Sayı 1, s.400-422.</p>



<p class="wp-block-paragraph">HERVEY, Tamara K., MCHALE, Jean V. (2015) “European Union Health Law&nbsp;<em>Themes and Implications</em>”, Cambridge University Press.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İPEKYÜZ YAVUZ, Filiz. (2015). “Hekimin Tazminat Sorumluluğu”, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 20, Sayı 33, s.19-61.</p>



<p class="wp-block-paragraph">KÖK, Ahmet Nezih. (2015). “Hekim &#8211; Hasta İlişkisi Tüketici Hukuku Anlayışı İle Bağdaşır Mı?”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi. Cilt 1, Sayı 5, s.605-616.</p>



<p class="wp-block-paragraph">LLIFFE, Steve, MANTHORPE, Jill (2020). “Medical Consumerism in the UK, From ‘Citizen’s Challenge’ To The ‘Managed Consumer’—A Symbol Without Meaning?”, Health Expect. S.24, s. 182–187.</p>



<p class="wp-block-paragraph">LLOYD, Peter, LUPTON, Deborah, DONALDSON, Cam (1991). “Consumerism in the Health Care Setting: An Exploratory Study of Factors Underlying The Selection And Evaluation Of Primary Medical Services” Australian and New Zealand Journal of Public Health, C.15, S.3, s.194-201.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MAARTEN, Hajer, LAWS, David (2006). “Ordering Through Discourse’ in Moran”, Oxford Handbook of Public Policy, Oxford University Press.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MOLD, Alex (2015). “Making British Patients İnto Consumers”, The Art Of Medicine, C.385, S.9975, s.1286-1287.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">ÖZMUMCU, Seda. (2015). “6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un Hükümleri ve Yargıtay Kararları Çerçevesinde Tüketici Mahkemelerinin Görev Alanına Giren Uyuşmazlıklara Genel Bir Bakış”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 16, s. 831-871.</p>



<p class="wp-block-paragraph">PETEK, Hasan. (2014). “Tıbbî Müdahalelerden Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un Uygulanması”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. Cilt 15, Özel S., s.969-1017.</p>



<p class="wp-block-paragraph">YÖRDEM, Yılmaz. (2019). “Hekimin Hatalı Tıbbi Uygulamaya Bağlı Hukuki Sorumluluğu”, TAAD, Yıl 11, Sayı 39, s.129-155.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.olcuhukuk.com.tr/hasta-ile-hekim-arasindaki-hukuki-iliskinin-mahiyeti">https://www.olcuhukuk.com.tr/hasta-ile-hekim-arasindaki-hukuki-iliskinin-mahiyeti</a> Erişim Tarihi: 01/11/2023</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.corpus.com.tr/">https://www.corpus.com.tr/</a> Erişim tarihi: 01/11/2023</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> YÖRDEM, 2019: s.132.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a>&nbsp; AYAN, 199: s. 5. Akt. İPEKYÜZ, 2015 s. 19.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Hasta Hakları Yönetmeliği, Resmî Gazete Tarihi: 01.08.1998 Resmî Gazete Sayısı: 23420.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a> ARSLAN,2020: s.400-401. <a href="http://www.olcuhukuk.com.tr">www.olcuhukuk.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> Resmî Gazete Tarihi: 28.11.2013, Resmî Gazete Sayısı: 28835.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> ÖZMUMCU, 2015: s.867. PETEK, 2014: s.972. İPEKYÜZ, 2015: s.24.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn7" href="#_ftnref7">[7]</a> KÖK, 2015: s. 610. <a href="http://www.olcuhukuk.com.tr">www.olcuhukuk.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023. İPEKYÜZ, 2015: s. 24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2002/13-1011, K. 2002/1047 T. 11.12.2002; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/13-669 K. 2020/346 T. 4.6.202025. <a href="http://www.corpus.com.tr">www.corpus.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn8" href="#_ftnref8">[8]</a> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2020/592 K. 2022/356 T. 22.03.2022.  <a href="http://www.corpus.com.tr">www.corpus.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref9" id="_ftn9">[9]</a> ARSLAN, 2020: s. 403.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref10" id="_ftn10">[10]</a> ARSLAN, 2020: s. 403.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref11" id="_ftn11">[11]</a> YÖRDEM, 2019: s.133.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn12" href="#_ftnref12">[12]</a> <a href="http://www.olcuhukuk.com.tr">www.olcuhukuk.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref13" id="_ftn13">[13]</a>ARSLAN, 2020: s. 404. YÖRDEM, 2019: s.135.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn14" href="#_ftnref14">[14]</a> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2018/(13)3-849 K. 2021/1385 T.11.11.2021. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 1991/8375 K. 1991/14336 T. 18/11/1991, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E.2016/5920 K.  2016/9175 T.17.10.2016. <a href="http://www.corpus.com.tr">www.corpus.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn15" href="#_ftnref15">[15]</a> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2020/592 K. 2022/356 T.22.03.2022. <a href="http://www.corpus.com.tr">www.corpus.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref16" id="_ftn16">[16]</a> Resmî Gazete Tarihi: 04.02.2011, Resmî Gazete Sayısı: 27836.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref17" id="_ftn17">[17]</a> YÖRDEM, 2019: s. 135. ARSLAN, 2020: s. 410. KÖK, 2015: s. 610.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref18" id="_ftn18">[18]</a> PETEK, 2014: s.990.; KÖK, 2015: s.610.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref19" id="_ftn19">[19]</a> ARSLAN, 2020: s. 412- 413.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref20" id="_ftn20">[20]</a> YÖRDEM, 2019: s. 135.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn21" href="#_ftnref21">[21]</a> Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E.2006/4800 K.2007/5945 T.03.10.2007. <a href="http://www.corpus.com.tr">www.corpus.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref22" id="_ftn22">[22]</a> KÖK, 2015: s. 609.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn23" href="#_ftnref23">[23]</a> ÖZMUMCU, 2015: s. 863. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi   E. 2016/23304 K. 2019/11117 K., Yargıtay 13. Hukuk Dairesi   E.2016/31244 K. 2019/12793. <a href="http://www.corpus.com.tr">www.corpus.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn24" href="#_ftnref24">[24]</a> Yargıtay 11.Hukuk Dairesi E. 2018/4358 K. 2018/6839 T.07.11.2018. <a href="http://www.corpus.com.tr">www.corpus.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn25" href="#_ftnref25">[25]</a> Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E.2013/1177 K.2013/9534 T.15.04.2013. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi T.24.01.2013 E. 2021/22501 K. 2013/1065. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E. 2005/ 7314 K. 2005/ 9444 T. 08.07.2005. <a href="http://www.corpus.com.tr">www.corpus.com.tr</a> Erişim tarihi: 01/11/2023.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref26" id="_ftn26">[26]</a> Hajer ve Laws, 2008: s.251-268.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref27" id="_ftn27">[27]</a> Hervey ve McHale, 2015: s.74.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref28" id="_ftn28">[28]</a> Treaty on the Functioning of the European Union (TFEU), 1957.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref29" id="_ftn29">[29]</a> Hervey ve McHale, 2015: s.81.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref30" id="_ftn30">[30]</a> 85/374/AET sayılı Direktif, RG. L 210/29.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref31" id="_ftn31">[31]</a> Hervey ve McHale, 2015: s.99.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref32" id="_ftn32">[32]</a> 2011/24/EU sayılı Direktif, RG. L 88/45.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref33" id="_ftn33">[33]</a> 2006/123/AT sayılı&nbsp;Direktif, RG. L 376/36</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref34" id="_ftn34">[34]</a> Mold, 2015: s. 1286.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref35" id="_ftn35">[35]</a> Mold, 2015: s. 1286.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref36" id="_ftn36">[36]</a> Iliffe ve Manthorpe, 2020: s.183.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref37" id="_ftn37">[37]</a> Mold, 2015: s. 1286.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref38" id="_ftn38">[38]</a> Haug ve Lavin, 1983.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref39" id="_ftn39">[39]</a> Llyod, Lupton ve Donaldson, 1991: s.194.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6 Şubat Depremleri İle Oluşan Zararlar Kapsamında Tüketici Hakem Heyetlerine Başvurulması</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2023/07/17/6-subat-depremleri-ile-olusan-zararlar-kapsaminda-tuketici-hakem-heyetlerine-basvurulmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Hazal Sayalgı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 06:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 63]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici Hakem Heyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=6387</guid>

					<description><![CDATA[6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde sırasıyla 7,8 ve 7,7 büyüklüğünde oluşan şiddetli depremler Doğu Anadolu Fay Hattı üzerindeki 11 ilde büyük can ve mal kaybına yol açmıştır.

08.02.2023 tarihli ve 32098 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6785 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde 08.02.2023 Çarşamba günü saat 01.00’den itibaren üç ay süreyle olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. OHAL ilanı sonrasında, 120 sıra sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “Yargı alanında alınan tedbirler” başlıklı 2’nci maddesine göre; başvuru, şikayet, itiraz, dava açma, ihtar, bildirim, ibraz, zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler, zorunlu idari başvuru süreleri gibi bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin süreler durdurulmuştur.

Oluşan tüm hasar segmentleri açısından tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılıp yapılamayacağı işbu makalede irdelenmeye çalışılmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde sırasıyla 7,8 ve 7,7 büyüklüğünde oluşan şiddetli depremler Doğu Anadolu Fay Hattı üzerindeki 11 ili etkilemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Depremler çok geniş bir alanda, (Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Gaziantep, Malatya, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Elazığ ve Şanlıurfa’da) ağır bir tahribata yol açarak ciddi bir ekonomik, psikolojik ve sosyolojik hasar meydana getirmekle beraber en son rakamlara göre de ölü sayısı 50 bini geçmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere Richter ölçeği depremlerin aletsel büyüklüğünü hesaplamak için kullanılmaktadır. Buna göre büyüklük hesaplama formülü 10 tabanlı bir logaritma içerdiği için depremin büyüklüğünün Richter ölçeğine göre 1 birim artması gerçek büyüklüğünün 10 katına çıkması anlamına gelmektedir. Bu yöntemle yapılan değerlendirme kapsamında Richter ölçeğine göre; 7,7 büyüklüğündeki 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depreminin gerçek büyüklüğü 7,4 büyüklüğündeki 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin yaklaşık 2 katı olduğu tahmin edilmektedir.<a href="#_ftn1" id="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul Teknik Üniversitesi Ön İnceleme Raporu’na göre; <em>“…yıkılan binaların enkaz haline gelmesi hususunda birçok parametre etkin olmakla beraber binaların yaşı, temellerin oturduğu zeminlerin taşıma kapasitelerinin düşük olması, inşaatlarda kullanılan malzeme kalitesinin, kolonlar ve kirişlerin en kesit boyutlarının ve donatı miktarlarının yetersizliği, inşa edildiği yıllarda yürürlükte olan yönetmeliklere uygun olarak taşıyıcı sistem elemanlarının inşa edilmemiş olmaları, diğer yapım kusurları ile bitişik nizamda inşa edilen binaların kat seviyelerinin farklı olmaları gibi hususlar en belirgin yıkım nedenleri olarak görülmüştür. (…) Hatay-Antakya ve Adıyaman-Gölbaşı gibi bölgelerde zemin sıvılaşması etkisiyle binaların temel sistemi özelliklerine bağlı zemine batarak ya binanın tamamı yana yatarak ya da kısmen sıvılaşan zemine batarak eğik vaziyette göçtüğü de görülmüştür.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">08.02.2023 tarihli ve 32098 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6785 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde 08.02.2023 Çarşamba günü saat 01.00’den itibaren üç ay süreyle olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. OHAL ilanı sonrasında, 120 sıra sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “Yargı alanında alınan tedbirler” başlıklı 2’nci maddesine göre; başvuru, şikayet, itiraz, dava açma, ihtar, bildirim, ibraz, zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler, zorunlu idari başvuru süreleri gibi bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin süreler durdurulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oluşan tüm hasar segmentleri açısından tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılıp yapılamayacağı işbu makalede irdelenmeye çalışılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Tüketici, Tüketici Hakem Heyeti, Deprem, Tazminat, Sorumluluk</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YÜZYILIN FELAKETİ: 6 ŞUBAT DEPREMLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Bilirkişilik Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan “Deprem Nedeniyle Yıkılan veya Ağır Hasar Gören Binalarla İlgili Delil Toplama veya Delil Tespiti Hakkında Bilirkişilik Kılavuzu” başlıklı rehberde<a href="#_ftn2" id="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Hasarsız ve Az Hasarlı Yapı”; Deprem nedeniyle hiç hasar görmemiş binalar hasarsız, taşıyıcı sistemi hasar görmemiş ancak taşıyıcı olmayan duvarlarında meydana gelen çatlaklar, sıva çatlakları, boya/kaplama dökülmeleri gibi hasarlar gözlemlenen binalar ise az hasarlı olarak derecelendirilmektedir. Bu yapılarda, yapının taşıyıcı sisteminde hasar yoktur veya kılcal çatlaklar oluşabilir. Taşıyıcı olmayan bölme duvarlarında çatlaklar meydana gelebilir. Bazı bölme duvarlar devrilebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Orta Hasarlı Yapı”; Deprem nedeniyle gördüğü hasar bakımından güçlendirme gerektirecek derecede hasar gören binadır. Bu tür binaların güçlendirme yapılmadan kullanılmasına izin verilmez. Bu yapılarda, yapının taşıyıcı elemanlarında önemli derecede hasar meydana gelir. Ancak bu hasarın onarım ve güçlendirmesi ekonomik olarak mümkündür. Kirişleri ağır derecede hasar görmüş, ancak kolonları az ve orta derecede hasar görmüş bir bina orta derecede hasarlıdır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Ağır Hasarlı Yapı”; Deprem nedeniyle onarımı mümkün olmayacak derecede hasar gören ve tekrar kullanımı mümkün olmayan binalar ağır hasarlı olarak derecelendirilir. Bu yapılarda, yapının taşıyıcı elemanlarının çoğunda ekonomik olarak onarımı mümkün olmayan hasarlar oluşur. Katlar arasında kalıcı ötelenme görülür. Kolon boylarında kısalma oluşur. Kolon boyuna donatılarında burkulmalar meydana gelmiş, kat yüksekliği azalmış bir bina ağır derecede hasarlıdır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">şeklinde tanımlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜKETİCİ HAKEM HEYETLERİNE VE MAHKEMELERE BAŞVURU AÇISINDAN</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere 6502 sayılı Kanun’da “Ayıplı mal” tüketiciye teslimi anında, objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan mal olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine yüklenici ile yapı maliki arasında yapılan Eser Sözleşmesi’nde yer alan projeye aykırı hareket edilmiş ise yüklenicinin ayıplı hizmetinden söz edilebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla inşaatlarda kullanılan malzeme kalitesinin, kolonlar ve kirişlerin en kesit boyutlarının ve donatı miktarlarının yetersizliği, inşa edildiği yıllarda yürürlükte olan yönetmeliklere uygun olarak taşıyıcı sistem elemanlarının inşa edilmemiş olmaları, projeye aykırı hareket edilmesi ve diğer yapım kusurları ayıplı mal ile ayıplı hizmet kapsamında değerlendirilebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna göre, depremler sebebiyle oluşan zararların ayıplı mal veya hizmetten kaynaklandığı düşünülüyorsa, tüketicilerin tüketici hakem heyetine başvurmaları için aşağıdaki koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Uyuşmazlık bedeli 66.000 TL altında olmalı,</li>



<li>Taraflardan biri ticari veya mesleki amaçla hareket etmeyen tüketici, diğeri ise ticari veya mesleki amaçla hareket eden satıcı/sağlayıcı olmalı,</li>



<li>Zamanaşımı süresi dolmamış olmalı.</li>



<li>Delil tespiti yapılmış olmalı (her ne kadar THH’ye (Tüketici Hakem Heyeti) başvuru için zorunlu olmasa da iddianın ispatı ve sorumluluğun tespiti için heyet tarafından bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulacaktır)</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Görülen o ki; uyuşmazlık bedeli göz önüne alındığında yukarıda yer alan tanımlamalardan yalnızca <em>“Hasarsız ve Az Hasarlı Yapı”</em>larda meydana gelen;<em> duvarlardaki çatlaklar, sıva çatlakları, boya/kaplama dökülmeleri gibi hasarlar için </em>tüketicilerin konutun ayıplı olduğu hususunda tüketici hakem heyetlerime başvuruda bulunabilecekleri değerlendirilmektedir. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri uyarınca maddi ve manevi tazminatı da parasal sınır içerisinde kalmak kaydı ile talep edebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Orta ve Ağır Hasarlı Yapı”</em>larda binanın tamamında güçlendirme yapılması gerekmekte veya ekonomik olarak onarımı mümkün olmayan hasarlardan bahsedildiğinden tüketici hakem heyetlerinin görev alanında olan uyuşmazlık bedelinin çok üzerinde masraflar çıkacağı ortadadır. Bu boyutta olan tazminat talepleri için mahkemeye başvurulması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinden yararlanabilmek için zamanaşımı süresi kanun koyucu tarafından belirlenmiştir. Bunun dışındaki sürelerden faydalanmak için diğer Kanun hükümlerine başvurulabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla 6502 sayılı Kanun anlamında; kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, tüketiciler söz konusu depremlerden doğan zararın tazmini için, konutu teslim aldıkları tarihten itibaren beş yıl içerisinde depreme yakalanmaları halinde tüketici hakem heyetine başvurabileceklerdir. İkinci el satışlarda ise satıcının ayıplı konuttan sorumluluğu üç yıldan az olamayacağı gibi eğer ayıp, satıcının/sağlayıcının ağır kusuru ya da hilesi ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin 13 yıllık bir binanın bir başka tüketiciden alınması durumunda, deprem neticesinde binada az hasar meydana gelmiş ve sıva çatlakları oluşmuş ise bunun onarımı ya da tazmin bedeli 20.000 TL olsa dahi tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulamayacaktır. Yine bir diğer örnekte; 1 yıl önce teslim edilmiş ve tüketici tarafından müteahhitten satın alınmış konutta deprem neticesinde az hasar meydana gelerek sıva çatlakları oluşmuş ise bunun onarımı ya da tazmin bedeli için 60.000 TL talep edilmesi halinde tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulabilecekken 100.000 talep edilmesi halinde tüketici mahkemesine dolayısıyla öncelikle dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulabilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer Kanun hükümlerine bakıldığında ise; TBK’ya göre Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, sözleşmelerden kaynaklı her alacak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar için 5 yıllık zamanaşımı uygulanır. Eğer satıcının ağır kusuru varsa 20 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Haksız fiil sorumluluğunda tazminat istemi ise 2 yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.&nbsp; Burada 2 yıl depremden dolayı zararın ortaya çıktığı an yani deprem anında başlamaktadır. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Ürün sorumluluğu için ise zaman aşımı deprem anından başlayacak şekilde 3 yıl olarak belirlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zamanaşımına ilişkin Yargıtay 4. HD’nin 29.04.2003 tarihli E. 2002/12847, K. 2003/5544 sayılı bir kararında; “<em>Davacı, 17 Ağustos&nbsp;1999&nbsp;tarihinde meydana gelen&nbsp;deprem&nbsp;nedeniyle binanın çökmesi sonucu zarara uğradığını, zararın oluşumuna davalının hukuka aykırı eyleminin neden olduğunu belirterek tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı, süresi içinde zamanaşımı savunmasında bulunmakla birlikte, sorumluluğunun bulunmadığını da ileri sürmüştür… İlk derece Mahkemesince,&nbsp;deprem&nbsp;nedeniyle binanın yıkılması sonucu zararın meydana geldiği, binanın yapılmasından bu yana on yıldan daha fazla bir sürenin geçtiği, böylece on yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği belirtilerek istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir…Yıkılan bina 2/5/1971 tarihinde inşa edilmiştir. Davacı iddiasında, davalının yönetmeliklere uygun yapı yapmadığını, meydana gelen&nbsp;depremin etkisiyle binanın yıkıldığını, yapı, hukuksal düzenlemelerde öngörülen kurallara uygun yapılsaydı hasarın, bunun sonucu olarak da zararın doğmayacağını, bu yüzden davalının kusurlu olduğunu ileri sürmüştür. Uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı koşuluna gelince, dava konusu zararlandırıcı sonuç,&nbsp;depremin meydana gelmesi ile gerçekleşmiştir. Şu durumda&nbsp;deprem&nbsp;olmasaydı, zararda meydana gelmezdi biçimindeki olgu gözönünde tutulduğunda, sanki zararın salt&nbsp;depremin varlığının bir sonucu olduğu düşünülebilir. Ancak görünürdeki sonuç böyle ise de, iddia, davalıların binayı&nbsp;depreme dayanıklı durumda yapmamalarıdır. Eğer bina, yazılı bulunan yapı yönetmeliklerine ve teknik koşullara uygun yapılsaydı, buna karşın&nbsp;deprem&nbsp;nedeniyle yıkılsaydı, bu durumda, zararla hukuka aykırı eylem arasındaki uygun illiyet bağı kesilmiş olacağından davalının sorumluluğuna gidilmeyecekti…İstemin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı sorununa gelince, Somut olayda, hukuka aykırı eylem yapının yapıldığı tarihte, zarar ise&nbsp;depremin meydana gelmesi ile gerçekleşmiştir. Bir kimsenin, tazminat isteminde bulunabilmesi için öncelikle bir zararın doğması ilk koşuldur. Bu tür bir zarar olmayınca, davacının eldeki gibi böyle bir dava açma olanağı da bulunamayacağı doğaldır. Binanın yapımı, yönetmeliğe aykırı olsa bile, o tarihte zarar doğmadığından davacının anılan tarihte bir talep hakkı da olamayacaktır. Bir hakkın, bu bağlamda tazminat isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar. Tüm bu olgular gözönünde tutulduğunda, istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddedilmiş olması usule, yasaya ve dosyadaki somut olgulara uygun düşmemektedir. Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA…” </em>şeklinde hüküm kurulmuştur</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer bir incelenmesi gereken konusu ise az hasarlı bir konutta sıva çatlakları dışında depremdeki sallantı şiddetinden dolayı televizyon düşmüş, cam eşyalar kırılmış, buzdolabı devrilerek bozulmuş ise bu zararlardan sorumlu olunacak mıdır? Olunacaksa kim sorumlu olacaktır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapı hasarı; kullanımdan doğan hasarlar hariç, yapının fen ve sanat kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu yapılması nedeniyle yapıda meydana gelen ve yapının kullanımını engelleyen veya yapıda değer kaybı oluşturan her türlü hasarı ifade etmektedir. Dolayısıyla kendi kullanımımız sebebiyle yapıya zarar verdiysek örneğin dolap yaptırırken sıva çatlağına sebep olduysak, ya da televizyonumuz depremin şiddetli sallaması sebebiyle yere düşüp kırıldıysa bundan dolayı yüklenici ile beraber yapı denetim ile ilgili diğer kişilerin (müteahhit, mimar, mühendis…) sorumlu tutulamayacağı değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere 6 Şubat depremleri sonrasında hasar tespit komisyonları kurulmuştur. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan rehberde<a href="#_ftn3" id="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>; hasar tespitinin, meydana gelen depremler sonrası mimar ve mühendislerden oluşan teknik heyet tarafından depremin binaya verdiği hasarın gözlemsel olarak değerlendirilerek hasarsız, az, orta, ağır/yıkık olarak sınıflandırılması işlemi olduğu ifade edilmiş ve depremden sonraki ilk on gün içerisinde hasar tespitin tamamlanacağı belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İleride açılacak davalar veya yapılacak başvurularda kullanılmak amacıyla delil tespiti son derece önemlidir. Binaların mevzuata uygun ya da aykırı yapıldığına ilişkin delillerin tespitinde betondan karot örnekleri alınarak yapılan testler dikkat çekmektedir. Betonun ve içinde kullanılan inşaat demirinin (donatı) kalitesi önemlidir. Beton karışımında büyük taş kullanılma olasılığı da göz önünde bulundurularak 10 cm çapında karot numunesi alınması önerilmekte ve karot alımı esnasında taşın maksimum tane büyüklüğü fotoğraf çekilerek kayıt altına alınmalıdır. 6 Şubat depremlerinde çok sayıda göçmüş bina bulunduğundan ve işin aciliyeti ile imkânlar dahilinde 3 adet karot numunesi alınması önerilmiştir. Karot numuneleri örselenmemiş ve bütünlüğünü tamamen korumuş bir taşıyıcı elemandan alınmalıdır. Alınan karot numuneleri özenle saklanmalı ve zarar görmemeleri sağlanmalıdır. Bu amaçla her karot numunesi patpatlı naylonlar ile özenle sarılmalıdır. Karot numuneleri ilgili Bakanlığın sertifikalı laboratuvarlarında kırılmalıdır. Buna ek olarak drone vasıtasıyla binanın yıkımının nasıl ve ne yöne olduğunu gösteren alan çekimleri de delil tespitinde önem taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>DEPREM; CEZA, İDARİ VE ÖZEL HUKUK ALANINDA SONUÇLAR DOĞURMAKTADIR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>A) Ceza Hukukundan Kaynaklanan Sorumluluk</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Topluma Karşı Suçlar” Kısmında yer alan “Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması” başlıklı 171 inci maddesinde; kusurlu bir hareket sonucu “Yangına”, “Bina çökmesine”, “toprak kaymasına”, “çığ düşmesine”, “sel veya taşkına” neden olma halleri suç sayılıp yasaklanmıştır. Taksirle bu durumlarda birine neden olan kişi; fiilin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Önceki Türk Ceza Yasası döneminde “bina çökmesi” kavramı açıkça yer alamamakta iken 2004 tarihli Türk Ceza Kanunu ile yasada yerini almıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belli kişilere değil, belirsiz sayıdaki kişilere yönelen, onların hayatlarını; vücut tanrılıklarını, hürriyetlerini veya sağlıklarını büyük tehlikeye sokarak ortak ve genel bir tehlike tehdidi oluşturan eylemler kamu esenliğini zedelerler. Eşyaya büyük çapta zarar veren ya da böyle bir zarar tehlikesini doğuran eylemler de kamu esenliği kavramına girer.<a href="#_ftn4" id="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> Bina yıkılmasının, anılan suçu oluşturabilmesi için, bir musibet, bir felaket sayılabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Bu da, binanın yıkılması sonucu, mal ya da kişilere yönelik tehlikeden dolayı kamu esenliğinin derin ve yaygın şekilde sarsılmış olması ile mümkündür. Yine anılan suçun oluşması bakımından, tahribat ve musibetle oluşan genel tehlikenin fiilen gerçekleşmesi yeterlidir. Yıkılma (çökme) halinin derecesi, yapının bütünüyle yıkılmaması, tehlikenin boyutu gibi hususlar suçun oluşumuna etki etmemektedir. Diğer taraftan bir yapının yıkılması olayında, kentleşme koşulları da göz önünde tutulmalı, yapının başka yapıları etki alanına alması, insanların ortak kullanımına ait cadde, sokak, kaldırım gibi ortak sahaları etkilemesi, fazla sayıda bağımsız bölümden meydana gelen yapılarda ise yararlananların çokluğu, bu tür yapılarda gerek mülkiyet gerekse diğer nedenlerle kişilerin ve yapının kullanım şeklinin zaman içinde sürekli olarak değişkenlik göstermesi gibi olgular ile yapının kullanım şekli, niteliği, konumu, tahsis edildiği amaç gibi unsurların her somut olayda irdelenmesi gereklidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TCK’da taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmış, taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan cezanın failin kusuruna göre belirleneceği kaleme alınmıştır. Kanun’un “Taksirle öldürme” başlıklı 85 inci maddesinde; <em>“(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” </em>hükmü yer almaktadır. Buna göre örneğin depremin etkisiyle yapının yıkılması ya da çökmesi, failin yapıyı yaparken deprem yönetmeliğinde öngörülen kurallara uymamasından, eksik veya uygun olmayan malzeme kullanılmasından kaynaklanmalıdır. Harici bir etken olan depremin illiyet bağını kesecek derecede kaçınılmaz sayılıp ceza sorumluluğunu bertaraf edebilmesi için, insan faktörünün oluşan zararlı sonucu etkilememesi, başka bir deyişle yapının hukuki ve teknik kurallara uygun olarak yapılmış olması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ceza dava zamanaşımı&nbsp; TCK’nın 66 ncı maddesinde; <em>“(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; …Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl, Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl, Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer…Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda <u>suçun işlendiği günden</u>…itibaren işlemeye başlar.” </em>şeklinde kaleme alınmıştır. Bu itibarla suç hareketin yapıldığı yer ve zamanda işlenmiş olduğunda zamanaşımı o andan itibaren işlemeye başlayacaktır. Ancak neticesi hareketten ayrı olan suçlarda ise, suçun tamam olması için ihlali belirten hareketten başka kanuni tarifte yer alan neticenin de gerçekleşmesi lazımdır. Neticesi hareketten ayrı suçlardan olan genel bir tehlikeyi içerecek biçimde binanın çökmesine neden olma suçunun gerçekleşme anı, sonucun yani çökmenin gerçekleştiği andır. Bu nedenle suç tarihi de yıkılma (göçme-çökme) anıdır. Diğer taraftan taksirle yaralama/öldürme suçu ise genel bir tehlikeyi içerecek biçimde yıkılan binanın, yasada öngörülen yaralanma ya da ölüm sonucuna yol açtığı anda işlenmiş sayılır. Dolayısıyla, yaralanma ya da ölüm anı, suçun işlenme tarihi olduğundan, bu suç yönünden öngörülen dava zamanaşımının da binanın yıkıldığı tarihten itibaren hesaplanması gerektiği değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>B) İdare Hukukundan Kaynaklanan Sorumluluk</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İdare hukukunda idari sorumluluğun iki alt başlığı bulunmaktadır. Bunlar “kusurlu sorumluluk” ve “kusursuz sorumluluk”tur. Kusurlu sorumluluk, “hizmet kusuru” kavramına dayanılarak açıklanmaktadır. Hukukumuzda hizmetin “hiç işlememesi”, “geç işlemesi” veya “kötü işlemesi” hizmet kusuru olarak değerlendirilmekte idarenin ortaya çıkan zararı tazmin etmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Deprem” literatürde mücbir sebebe verilen klasik örneklerin başında yer almaktadır. Mücbir sebep, idari faaliyetlerin dışında cereyan eden, önceden tahmin edilmesi ve karşı konulması imkansız olan olaylardır.<a href="#_ftn5" id="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla 6 Şubat depremlerinde kişilerin ne kadar süre içerisinde enkazdan kurtarılması gerektiği ve kurtarma çalışmalarında geç kalındığı sonucuna varılması halinde bu durum idarenin hizmet kusuru sayılacak mıdır? Yoksa söz konusu depremlerin yıkıcı şiddeti ve etki alanının büyüklüğü ile 9 saat arayla ikinci depremin meydana gelmesi, yolların zarar görmesi gibi fiziksel engeller idarenin sorumluluğunu ortadan kaldıracak mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere yapı denetim şirketlerine ruhsat verme yetkisi İçişleri Bakanlığında olduğundan bunların hizmet kusuruna gitmek mümkündür. Belediyeler, Valilik ve İçişleri Bakanlığı muhatap gösterilerek tam yargı davası açılabilir. Mahkemelerce yapılacak incelemeler neticesinde idarenin kusuru olduğu değerlendirilirse ilgili idare tazminat ödemeye mahkum edilebilecektir. İdare de bunu sorumlu kişilere rücu edebilir. Dava açılmadan önce İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) md 11 ve 13 kapsamında gerekiyorsa ilgili idareye başvuru yapılmalıdır. Ancak 3194 sayılı İmar Kanunu’na 11/5/2018 tarihinde eklenen Geçici 16 ncı madde ile imar barışından yararlanılarak Yapı Kayıt Belgesi alanların deprem dolayısıyla meydana gelen zararlarından idareyi (Belediyeyi) sorumlu tutmaları mümkün değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1999 Gölcük depremiyle meydana gelen zararları tazmin eden idarenin ilgililere rücu etmesiyle ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2015 tarihli E. 2013/1706, K. 2015/1205 sayılı bir kararında; <em>“Uyuşmazlık;&nbsp;1999&nbsp;depreminde yıkılan binanın yapım aşamasında görev alan davalıların kusurlarının bulunup bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır. Somut olaya gelince; dava konusu zarar 17.08.1999&nbsp;depreminde meydan gelmiştir.&nbsp;Deprem&nbsp;nedeni ile yapım aşamasında davalıların görev aldığı bina çökmüş ve davacı idare bu nedenle lojmanda ikamet eden ve zarar gören personeline idare mahkemesi kararına istinaden maddi ve manevi tazminat ödemiştir… Davalılar, binanın yıkılmasında bir sorumluluklarının bulunmadığını davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece, depremde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınması gerektiği, binaların yıkılmasında depremin şiddeti, zemin sıvılaşması gibi bir takım faktörlerin de büyük rol oynadığı, binanın kamu binası olması sebebiyle birtakım değişikliklerin yapılıp yapılmadığının belirlenemeyeceği ve İl Özel İdaresi tarafından yaptırılarak davacıya satıldığı her aşamasında İl Özel İdaresi tarafından kontrollerin yapıldığı, standartlara uygun yapılmamış olsaydı ilgili idarenin bunu teslim almayacağı gibi hususlar dikkate alınarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir…Davaya konu binanın 17 Ağustos 1999 yılı depremi sonucu yıkıldığı, ölen 5 kişinin mirasçılarına davacı kurum tarafından ödeme yapıldığı, konu ile ilgili ceza mahkemesinde yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporunda, davalıların kusurlu olduklarının tespit edildiği anlaşılmasına rağmen, davanın tümden reddi doğru olmamıştır…Bu nedenle rücuya konu olan zarar tutarının ne kadarlık kısmından davalıların sorumlu olacağının tam olarak tespit edilememesi halinde mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu 43. maddesi gereğince depremin belirtilen niteliği ve olumsuz etkisi de dikkate alınarak adalete uygun karar verilmesi gereklidir. Zararın tamamen giderilmesini amaçlayan “tam tazmin” ilkesinin katı uygulaması, haksız ve adil olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenledir ki, bazı hallerde somut olayda gerçekleşen özel sebepler nedeniyle tazminatta bazı indirimlerin yapılmasının hakkaniyete daha uygun düşeceği kabul edilmektedir… direnme kararının yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle BOZULMASINA</em>…” karar verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>C) Özel Hukuktan Kaynaklanan Sorumluluk</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel hukuktan kaynaklanan tazminat sorumluluğu “sözleşmelerden” ve “haksız fiillerden” kaynaklanmaktadır. Hukukumuzda esas olarak benimsenen “kusur” sorumluluğudur. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Dolayısıyla sorumluluk olması için kusur ile zarar arasında bunu sağlayan bir illiyet bağı olmalıdır. Örneğin bir konutu bir tüketiciye satan müteahhidin depremden dolayı oluşan zarara kusurunun sebep olduğundan bahsedebilmek için bir kısım kolonları kesmiş olması ya da yapının usule uygun olmadığını bildiği halde satması ayıptan kaynaklanan sorumluluğunu doğuracaktır. Satan ve satın alan taraflara bakıldığında bunun bir tüketici işlemi olduğu kabul edilir ve 6502 sayılı Kanun’daki ayıptan sorumluluk hükümlerine bunun dışında da Türk Borçlar Kanunu hükümlerine başvurulabilir. Malın ayıplı olması ya da hizmetin ayıplı ifa edilmesi sebebiyle depremle beraber yapı hasar gördüyse tüketicinin seçimlik haklarından “bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme” hakkını kullanabileceği değerlendirilmektedir. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte TBK hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir. Bu hükümlere göre zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler ve tazminatın kapsamını ile ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak tespit eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunlara ek olarak zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Dolayısıyla zarar gören, yapının kusurlu olduğunu biliyorsa, kendisi yapıyı tehlikeye atacak bir tadilat yaptıysa, kolonları kestirdiyse bu gibi kendi kusurları illiyet bağını kesmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TBK’nın “Sebeplerin yarışması” başlıklı 60 ncı maddesi kapsamında; <em>“Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.”</em> hükmü çerçevesinde 69 uncu maddede yer alan “Yapı malikinin giderim yükümlülüğü” incelendiğinde; <em>“Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür…Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.” </em>Yani binanın yapımındaki bozukluklardan ve bakım eksikliklerinden dolayı yapı maliki kusursuz sorumlu olup bunlar açısından kurtuluş kanıtı getiremeyecektir. Buna göre illiyet bağını kesen başka bir sebep olmalıdır. Bu anlamda “deprem” bir mücbir sebep olarak oluşan zarara ilişkin illiyet bağını kesecek midir? Depreme rağmen kusursuz sorumluluktan bahsetmek mümkün müdür?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel hukuk yargılamasında Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. Yine hem özel hem idari olarak dava açıldıysa bekletici mesele yapmaya gerek yok, hangisi önce sonuçlanırsa öteki mahkeme onu kullanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda bahsi geçen sorulara bir cevap olması açısından incelenen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1999 Gölcük depremiyle ilgili 06.03.2013 tarihli E. 2012/786, K. 2013/318 sayılı kararında; <em>“Dava, davacıların binasının&nbsp; davalı yüklenici tarafından ayıplı olarak yapılması ve depremde hasar oluşması nedeniyle uğranılan maddi zararın yükleniciden tazmini istemine ilişkindir. Dava konusu zarar, 17 Ağustos&nbsp;1999&nbsp;günü gerçekleşen&nbsp;deprem&nbsp;nedeniyle oluşmuştur. <u>Bina; plan ve projesine, imar düzenlemelerine ve&nbsp;deprem&nbsp;yönetmeliğine uygun yapılmış olsa bile, gerçekleşen&nbsp;depremin 7,4 şiddetinde olduğu göz önüne alındığında binanın&nbsp;deprem&nbsp;nedeniyle hasara uğraması kaçınılmazdır</u>. Belirlenen tazminat tutarından Borçlar Yasası&#8217;nın 43. maddesi uyarınca uygun bir indirim yapılmamış olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir&#8230;gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Özel Daire bozma kararına uyularak belirlenen tazminat miktarından BK&#8217;nun 43. maddesi uyarınca uygun bir indirim yapılması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır…”</em> şeklinde hüküm kurulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir başka akıllara gelen soru ise bir binanın yıkılarak önünde park halindeki arabayı ezmesi halinde yüklenicinin sorumluluğunun doğup doğmayacağı konusudur. Yargıtay 4. HD’nin 01.11.2011 tarihli E. 2010/9417, K. 2011/11454 sayılı bu yöndeki bir kararında; <em>“Dava, davacının depremde&nbsp;yıkılan binanın altında kalarak zarar gören aracın hasarının ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece alınan bilirkişi raporlarında, davalılardan yüklenici, müteahhit ve TUS sorumlularının binanın yapımında kusurlu davrandıkları ve imar düzenlemelerine uygun davranmadıkları gerekçesiyle kusurlu bulunmuşlar, mahkemece zarardan tüm davalıların müşterek ve müteselsilen sorumlu olduklarına karar verilmiş ve BK 43. maddesi gereğince&nbsp;depremin şiddeti dikkate alınarak % 35 indirim uygulanmıştır. Bina zararlarında,&nbsp;depremin şiddeti nedeniyle belirli bir oranda hasar meydana gelmesinin kaçınılmaz olduğu değerlendirilerek, belirlenen tazminattan Borçlar Yasası&#8217;nın 43. maddesi gereğince uygun bir tutarda indirim yapılması sadece bina ve eşya zararına ilişkindir. Aynı kuralın araç zararında uygulanmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle hesaplanan tazminattan&nbsp;depremin şiddeti nedeniyle indirim yapılması yerinde değildir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, saptanan tazminattan % 35 indirim yapılmış olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.”</em> şeklinde hüküm kurulmuştur. Bu noktada yüklenicinin binaya ait ve projede yer alan park alanlarını yapıp yapmadığı, tüm önlemleri alıp almadığı gündeme gelecek ve yeni bir kusur oranı belirlenmesi gerekecektir. Oluşan zarar açısından hiç kusur atfedilemiyorsa sorumluluğu doğmayacağı değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda bahsi geçen tazminatlar için mahkemeye başvurulmadan önce DASK’a başvuru yapılması mümkündür. 2000 yılında kurulan Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), ülkemizde Zorunlu Deprem Sigortası edindirme, uygulama ve yönetimi faaliyetlerinden sorumlu tüzel kimlikli bir kamu kuruluşudur.<a href="#_ftn6" id="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a> DASK sigortasının yaptırıldığı firmaya başvuru yapılarak DASK’tan faydalanılabilir. DASK sigorta primlerini düzenli yatıran için tavan ödemesi 2023 yılı için 640.000 TL olarak gerçekleşmiş olup geri kalan sorumluluk için yüklenicilere başvurulabileceği değerlendirilmektedir. Bu miktar maddi zararlar için geçerli olup manevi zararlar için yine diğer ilgililere gidilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİNDEN SONRA ALINAN ÖNLEMLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">17 Ağustos 1999 Gölcük depreminden sonra; can ve mal güvenliğini teminen, imar plânına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak amacıyla hazırlanan 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun 2001 yılında yayımlanmış ve yayımı tarihinden otuz gün sonra yürürlüğe girmiştir. Önce Kanunda Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Düzce, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Yalova olarak sayılan Pilot illerde uygulanan söz konusu Kanun 2011 yılından itibaren tüm Türkiye’de uygulanmaya başlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anılan Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamına giren her türlü yapı; Bakanlıktan aldığı izin belgesi ile çalışan ve münhasıran yapı denetimi ile uğraşan tüzel kişiliğe sahip yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir. Yapı denetim kuruluşlarının; denetçi mimar ve mühendisler ile yardımcı kontrol elemanları istihdam etme; yapının inşa edileceği arsa veya arazinin zemin ve temel raporları ile uygulama projelerini ilgili mevzuata göre inceleme, ilgili idareye uygunluk görüşünü bildirme; yapının, ruhsat ve ekleri ile mevzuata uygun olarak yapılmasını denetleme; yapım işlerinde kullanılan malzemeler ile imalatın proje, teknik şartname ve standartlara uygunluğunu kontrol etme; malzemeler ve imalatla ilgili deneyleri yaptırma gibi yükümlülükleri mevcuttur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapı denetim kuruluşları, denetçi mimar ve mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri ve yapı müteahhidi ile birlikte yapının ruhsat ve eklerine, fen, sanat ve sağlık kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu yapılmış olması nedeniyle ortaya çıkan yapı hasarından dolayı yapı sahibi ve ilgili idareye karşı, kusurları oranında sorumludurlar. Bu sorumluluğun süresi; yapı kullanma izninin alındığı tarihten itibaren, yapının taşıyıcı sisteminden dolayı 15 yıl, taşıyıcı olmayan diğer kısımlarda ise 2 yıldır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapıda, yapı kullanma izni alındıktan sonra, ilgili idareden izin alınmadan yapılacak esaslı tadilattan doğacak yapı hasarından, izinsiz tadilat yapanlar sorumludur. Yapı denetim kuruluşu; yazılı ihtarına rağmen yapı sahibi tarafından önlemi alınmayan, parsel dışında meydana gelen ve yapıda hasar oluşturan yer kayması, çığ düşmesi, kaya düşmesi ve sel baskınından doğan hasarlardan sorumlu değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapı denetim kuruluşlarından bu Kanunda ve ilgili mevzuatta öngörülen esaslara göre denetim görevini yerine getirmedikleri tespit edilenlere, tespit edilen fiil ve hâllerin durumuna göre Bu Kanun hükümlerinin uygulanması sırasında, yapı denetim kuruluşunun sorumluluklarını yerine getirmemesi ve mevzuata aykırı davranması sebebiyle idari para cezası verilebileceği gibi yine bu Kanun hükümlerinin uygulanması sırasında, yapı denetim kuruluşunun icraî veya ihmalî davranışla yeni iş almaktan men cezası uygulanmasını gerektiren fiiller nedeniyle görevini kötüye kullanan ortakları, yöneticileri, mimar ve mühendisleri, yapı müteahhidi, şantiye şefi, proje müellifi gerçek kişiler ile laboratuvar görevlileri, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yapı denetim kuruluşunun ortak ve yöneticileri, mimar ve mühendisleri ile laboratuvar görevlileri bu Kanun hükümleri çerçevesinde yapmaları gereken denetimi yapmadıkları hâlde yapmış gibi veya yapmalarına rağmen gerçeğe aykırı olarak belge düzenlemeleri hâlinde Türk Ceza Kanununun resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yayımından 1 yıl sonra yani 12.03.2021 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren ve bu tarihten sonra teslim edilen binalar için dikkate alınacak olan 12.03.2020 tarihli ve 31066 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun “Ürün sorumluluğu tazminatı” başlıklı 6 ncı maddesinde ise; <em>“(1) Ürünün, bir kişiye veya bir mala zarar vermesi halinde, bu ürünün imalatçısı veya ithalatçısı zararı gidermekle yükümlüdür. (2) İmalatçı veya ithalatçının sorumlu tutulabilmesi için, zarar gören tarafın uğradığı zararı ve uygunsuzluk ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmesi zorunludur. (3) Ürünün sebep olduğu zarardan birden fazla imalatçı veya ithalatçının sorumlu olması halinde, bunlar&nbsp;müteselsilen&nbsp;sorumlu tutulurlar. (4) İmalatçı veya ithalatçıyı üründen kaynaklanan tazminat sorumluluğundan kurtaran ya da bu sorumluluğu azaltan sözleşmelerin ilgili maddeleri hükümsüzdür. (5) Ürünün sebep olduğu zarar nedeniyle ödenecek maddi ve manevi tazminat miktarının belirlenmesinde&nbsp;11/1/2011&nbsp;tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. (6) Tazminat talebi için zamanaşımı süresi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren üç yıl ve her halde zararın doğduğu tarihten itibaren on yıldır. (7) Diğer kanunlardaki tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.”</em><a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup><strong><sup>[7]</sup></strong></sup></a><em> </em>hükmü yer almaktadır.Buna göre12.03.2021 tarihinden sonra teslim edilen binalar için; yapıyı imal eden kişinin kusursuz sorumluluğu bulunabileceğine değinilmiştir. Anılan hükmün dördüncü fıkrası kapsamında yapıyı imal etmede imalatçı kusursuz sorumluluğuna başvurulabileceği değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">6 Şubat depremlerinin; tüketici hakem heyetleri ile ilgili olan; satıcı/sağlayıcılar, eşyalarını veya hizmeti parasını ödemesine rağmen henüz teslim almamış tüketiciler, kargo merkezlerinde bekleyen parası ödenmiş kargolar, garanti onarım için servisteki ürünler, bilirkişiye teslim edilmiş mallar gibi çok geniş bir alanı etkilediği değerlendirilmektedir. Mağazaların, işyerlerinin, kargo merkezlerinin, dükkanların yıkıldığı değerlendirilirse kimin sorumluluğuna gidileceği düşündürücüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorumluluk hukukunun genel kuralı gereğince, bir kimsenin haksız eylem nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için, öncelikle hukuka aykırı bir eylemin bulunması, bir zararın meydana gelmesi, zararın meydana gelmesinde kusurun bulunması ve haksız eylemle zarar arasında da uygun illiyet bağının olması gerekmektedir. Binalar; yazılı bulunan yapı yönetmeliklerine ve teknik koşullara uygun yapılmasına rağmen&nbsp;salt deprem&nbsp;nedeniyle yıkılsaydı, bu durumda, zararla hukuka aykırı eylem arasındaki uygun illiyet bağı kesilmiş olacağından ilgililerin maddi ve cezai sorumluluğuna gidilemeyeceği değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6 Şubat depremleri sebebiyle OHAL bölgesinde yer alan tüketici hakem heyetleri 06.04.2023 tarihi itibarıyla iş ve işlemlerine (bazı illerimizdeki fiziki şartların zorluğuna rağmen) kaldıkları yerden devam etmektedirler. Hakem heyetindeki dosyaların inceleme süreci 6 ay olduğundan, duran sürelerin başvurusu deprem öncesi yapılmış dosyaların inceleme sürecine eklenebileceği tüketicilerimizce dikkate alınmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıkılan her bir bina özelinde oluşan her bir zarar çerçevesinde yani somut olaya göre inceleme yapılması gerekmektedir dolayısıyla başvurulacak mercii gerek mahkeme gerek tüketici hakem heyeti olsun delillerin tespiti son derece önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://bilirkisilik.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/kilavuzu14022023080803" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://bilirkisilik.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/kilavuzu14022023080803</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://bilimteknik.tubitak.gov.tr/system/files/makale/6_subat.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://bilimteknik.tubitak.gov.tr/system/files/makale/6_subat.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200312-1.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200312-1.htm</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://webdosya.csb.gov.tr/db/kilis/duyurular/hasar_tesp-t-sunum-20230214114704.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://webdosya.csb.gov.tr/db/kilis/duyurular/hasar_tesp-t-sunum-20230214114704.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.corpus.com.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.corpus.com.tr/</a> (Yargıtay kararları)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200312-1.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200312-1.htm</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bucaktepe, Adil, Depremden Dolayı İdarenin Sorumluluğu, Dergipark</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> <a href="https://bilimteknik.tubitak.gov.tr/system/files/makale/6_subat.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://bilimteknik.tubitak.gov.tr/system/files/makale/6_subat.pdf</a>, 30.05.2023</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> <a href="https://bilirkisilik.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/kilavuzu14022023080803" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://bilirkisilik.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/kilavuzu14022023080803</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> <a href="https://webdosya.csb.gov.tr/db/kilis/duyurular/hasar_tesp-t-sunum-20230214114704.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://webdosya.csb.gov.tr/db/kilis/duyurular/hasar_tesp-t-sunum-20230214114704.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.03.2003 tarihli E. 2002/314, K. 2003/15 sayılı kararı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Bucaktepe, Adil, Depremden Dolayı İdarenin Sorumluluğu, Dergipark</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a> <a href="https://dask.gov.tr/tr/dask-hakkinda" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://dask.gov.tr/tr/dask-hakkinda</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a> <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200312-1.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/03/20200312-1.htm</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenilenmiş Ürün ve Tüketici: Güncel Gelişmeler Işığında İlgili Yasal Düzenlemeler</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2023/07/17/yenilenmis-urun-ve-tuketici-guncel-gelismeler-isiginda-ilgili-yasal-duzenlemeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Oğuz Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 06:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 63]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci El]]></category>
		<category><![CDATA[Kullanılmış Ürün]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[Yenilenmiş Ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=5865</guid>

					<description><![CDATA[Tüketim ve talebin gün geçtikçe artması ile birlikte kullanılmış bir ürünü satmak ve bir şekilde elinden çıkarmak isteyip bunu sağlayabilecek güvenilir bir kanal bulamayan tüketicilerin elinde bulunan cihazlar için ertelenmiş bir talep olduğu aşikardır. Ayrıca bugün reel ekonomik düzen içinde ikinci el pazarlar da en az birinci el pazarlar kadar kritik noktaya gelmiştir. İlgili kamu otoritelerinin iş birliği sayesinde tüketicinin güven ve ekonomik çıkarı zedelenmeden bu konuda atılabilecek adımlar somut bir çerçeveye oturtulmuştur. Tüketicinin yenilenmiş ürün ile “sağlıklı” bir şekilde buluşmasına dair esasları düzenleyen ilgili yönetmelik 2020 yılında yürürlüğe girmiş ve bir yıl sonra yeniden gözden geçirilerek birtakım iyileştirici düzenlemeler yapılmıştır. Nisan 2023 tarihinde ise halihazırdaki ürünlerin skalasının genişletilmesi bakımından mevzuatımızda değişiklik gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, tüketicinin değişen tercihleri ile beraber ikinci el ürünlere yönelim ve yenilenmiş ürün kavramının ele alınması ve konu ile ilgili yasal düzenlemelere yönelik güncel bir bakış sunulması amaçlanmaktadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketim ve talebin gün geçtikçe artması ile birlikte kullanılmış bir ürünü satmak ve bir şekilde elinden çıkarmak isteyip bunu sağlayabilecek güvenilir bir kanal bulamayan tüketicilerin elinde bulunan cihazlar için ertelenmiş bir talep olduğu aşikardır. Ayrıca bugün reel ekonomik düzen içinde ikinci el pazarlar da en az birinci el pazarlar kadar kritik noktaya gelmiştir. İlgili kamu otoritelerinin iş birliği sayesinde tüketicinin güven ve ekonomik çıkarı zedelenmeden bu konuda atılabilecek adımlar somut bir çerçeveye oturtulmuştur. Tüketicinin yenilenmiş ürün ile “sağlıklı” bir şekilde buluşmasına dair esasları düzenleyen ilgili yönetmelik 2020 yılında yürürlüğe girmiş ve bir yıl sonra yeniden gözden geçirilerek birtakım iyileştirici düzenlemeler yapılmıştır. Nisan 2023 tarihinde ise halihazırdaki ürünlerin skalasının genişletilmesi bakımından mevzuatımızda değişiklik gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, tüketicinin değişen tercihleri ile beraber ikinci el ürünlere yönelim ve yenilenmiş ürün kavramının ele alınması ve konu ile ilgili yasal düzenlemelere yönelik güncel bir bakış sunulması amaçlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar kelimeler</strong>: Yenilenmiş Ürün, Tüketici, İkinci El, Kullanılmış Ürün</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>REFURBISHED PRODUCT AND CONSUMER: RELATED LEGAL REGULATIONS IN THE LIGHT OF RECENT DEVELOPMENTS</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">With the increase in consumption and demand, it is evident that there is a delayed demand for devices in the hands of consumers who want to sell and dispose of a used product in some way but cannot find a reliable channel. In addition, in the real economic order today, second-hand markets have reached a critical point at least as much as first-hand. Thanks to the cooperation of the relevant public authorities, the steps that can be taken in this regard have been put into a concrete framework without harming the confidence and economic interests of the consumer. The related regulation, which structures the principles regarding the “healthy” meeting of the consumer with refurbished products, entered into force in 2020 and a year later some remedial amendments were made after a review. In April 2023, amendments were made to the legislation to expand the scale of products covered by this category. In this study, the consumer&#8217;s changing preferences, the orientation to second-hand products, and the concept of refurbished products will be discussed, and it is aimed to present an up-to-date view of legal regulations on the subject.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Refurbished Product, Consumer, Second-Hand, Used Product</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde ikinci el pazarlar, birçok alanda birinci el pazarlar için birer rakip durumundadır. Çünkü ikinci el ürünler de tıpkı birinci el ürünler gibi tüketici istek ve gereksinimlerini yeterince karşılamaktadır. Tüketiciler, özellikle otomobil, konut, cep telefonu gibi birçok ürünün ikinci elini bir diğer deyişle kullanılmışını, çeşitli nedenlerle tercih etmektedirler (Kılıç, 2019).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki, tüketiciler bu ikinci el ürünleri satın almak istediklerinde veya satın aldıktan sonraki aşamada birtakım mağduriyetlerle karşılaşabilmektedir. Ülkemizde tüketicinin korunmasına yönelik politika oluşturmak ve bu politikalara yön verirken ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak ve gerekli koordinasyonu sağlamak ile görevli kurum olan Ticaret Bakanlığı – Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü bu konuda somut adım atarak hukuki altyapının oluşturulmasına yönelik hazırlık gerçekleştirmiş ve kanun koyucunun gerekli tedbirleri almasına ön ayak olmuştur. Bu çalışmada yenilenmiş ürünlere yönelik tüketicinin korunması bağlamında yasal düzenlemelerde yapılan değişiklikler ele alınacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İKİNCİ EL ÜRÜNLERE YÖNELİM</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Artan fiyatların, pek çok üründe olduğu gibi mobil cihazlarda da ikinci ele olan talebe yönelik adeta bir patlama yarattığını ifade etmek gerekmektedir. Bu bağlamda sektör bugüne kadar görmediği ilgiyle karşılaşınca; kullanılmış telefon, tablet ve bilgisayarlar her köşe başında satılmaya başlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, sektöre belirli bir disiplin getirmek ve kayıt dışının önüne geçmek için harekete geçen Ticaret Bakanlığı’nın öncülüğünde hazırlanan ve sonraki bölümde daha detaylı irdelenecek olan “Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik”, 22 Ağustos 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş, böylelikle ilk adım atılmıştır. Ülkemizde ilk kez uygulanacak sistemin kurallarının belirlenmesini oluşturan ikinci aşama da tamamlanmıştır</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kullanılmış cep telefonu ve tabletlerin yenilenmesi, sertifikalandırılması ve yeniden satışa sunulmasını sağlayacak yenileme merkezleri için standartlar belirlenmiş, bu anlamda Türk Standardları Enstitüsü (TSE), uygulamanın altyapısı için aylardır üzerinde çalıştığı raporu neticelendirmiştir. İkinci el yenileme merkezleri için 5 başlık ve 52 maddeden oluşan kuralları belirleyen rapor sektörün görüşüne açılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni sistemin ikinci el piyasasına önemli bir düzenleme getireceği öngörüsü Mobil İletişim Araçları ve Bilgi Teknolojileri İş Adamları Derneği (MOBİSAD) Başkanı Mustafa Kemal Turnacı tarafından <em>“İkinci elde başıboş bir ticaret alanı var. Vergisiz olduğu gibi fatura ve belge olmadan el değiştirmeler yaşanıyor. Kayıt dışılığın çok fazla yaşandığı bir sektör haline gelmiş durumda. İşini hakkıyla yapan işletmelerimize karşı da bir haksız rekabet yaratıyor. Bu ticaretten vergi geliri de elde edilemiyor. Sektörün kayıt altına alınması çok doğru bir adım oldu.”</em> şeklinde dile getirilmektedir (Dünya, 2021)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu anlamda, düzenlemeyle birlikte teknolojik ürünlerin yeniden ekonomiye kazandırılmasının ve kullanım ömrünün uzatılmasının mümkün hale geleceği öngörülmüştür. Vergilerle birlikte cep telefonunda 4 milyar dolarlık bir hacim bulunurken, bu ticaretin yüzde 20’den fazlasına karşılık gelen bölümü ekonomiye yeniden kazandırılabilecektir. Türkiye çapında cep telefonu, tablet, bilgisayar başta olmak üzere mobil iletişim araç satışı olan bayi ağına sahip firmaların temsilcilerine bakıldığında, bu sayede, ithalatta 500 milyon dolarlık bir azalma tahmininde bulunulduğu görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, yeni standartla birlikte tüketicilerin uygun fiyatla güvenli bir şekilde ikinci el telefon ve tabletlere ulaşmasının mümkün hale geleceği yorumunda bulunulabilir. Tüketici güvenli bir şekilde yetkilendirilmiş merkezlerden alışveriş yapabilecektir. Dolayısıyla hem ürünü satmak hem de satın almak için yasal ve güvenilir bir zemin yaratılmış olacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenmiş ikinci el cep telefonları için en az bir yıllık garanti süresi sağlama şartı bulunmaktadır. Garanti belgesi yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcıyla müşteriye verilecektir. Garantinin yanı sıra ürün sigortası gibi hizmetlerin de zamanla geliştirileceği ifade edilebilir. Böylece ikinci el piyasası yenileme merkezleri, satış ağları, hizmet sağlayıcılarıyla istihdam sağlayan önemli bir sektör haline gelecektir. Yenileme merkezleri ikinci el telefonu kullanıcıdan alırken bir dizi işlemden geçirecektir. Öncelikle kullanıcıyla olan illiyet bağı kaldırılacak ve gerekiyorsa cihazlar onarılarak sonraki kullanıcıya hazır hale getirilecektir. Telefonunu merkeze satış için getirecek kullanıcıya değerleme sonucu 5 iş günü içinde tamamlanarak bildirilecektir. Satıcıdan alınan kullanılmış telefonu, tüm işlemleri tamamlandıktan sonra sertifikalandırılarak, yeniden satışa çıkarılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu işi yapacak firmalar, aynı zamanda bu cihazların sorumluluğunu da üstlenecek ve yönetmelikte belirtilen şekilde cihazları sertifikalandırıp garanti sürecini başlatacaklardır. Halen bu alanda faaliyet gösteren firmaların yeni düzende yer almakla ilgili talebi olduğu gibi yeni yatırımcılar da ilgi göstermektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenileme merkezi olarak faaliyet göstermek isteyen işletmelerin, personel yeterlilik şartları dahil olmak üzere, tesislerinin standarda uygunluğuna dair TSE’ye belgelendirme başvurusu yapmaları gerekecektir. Kurumdan alınacak uygunluk belgesi ile Ticaret Bakanlığı’ndan yenileme yetki belgesi alarak faaliyete başlanabileceği ifade edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YENİLENMİŞ ÜRÜN KAVRAMI VE YASAL DÜZENLEMELERDE GÜNCEL DEĞİŞİKLİKLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenmiş ürün hukuki tanım olarak, “yenileme merkezi tarafından yapılan yenileme ve sertifikalandırma işleminden sonra satışa sunulan kullanılmış mal” şeklinde ifade edilmektedir. Anlam olarak çok yakın gibi gözüken ikinci el ürün kavramından farklı olarak yenilenmiş ürün, daha önce kullanılmış olsalar bile yenileme tesislerinde yenilenerek, sıfıra en yakın hale getirilmiş ve uzun süre güvenle kullanmaya uygun ürün (cihazlar) olarak tarif edilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca yenileme merkezi olarak faaliyet gösterecek firmaların 10 milyon TL ödenmiş sermayeye sahip olması ön şart olarak bulunmaktadır. Bu meblağ Nisan 2023 tarihli mevzuat değişikliği ile 10 milyon TL’den 30 milyon TL’ye çıkarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önceki bölümde de değinildiği üzere, cep telefonu ve tablet gibi ikinci el piyasada sıklıkla alışverişe konu olan teknolojik ürünlerin belirli bir standartta yenilenmesi; sertifikalı ve garantili bir şekilde tekrar satışa sunulmasına yönelik uygulama, usul ve esaslarını düzenlemek üzere Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan “Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik” 22.08.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılan düzenlemeyle, kullanılmış cep telefonları ve tabletlerin, Ticaret Bakanlığınca onaylı yenileme merkezleri tarafından yenilenmesi, yenileme merkezlerinin ve yenileme işlemlerinin standartlarının Türk Standardları Enstitüsü (TSE) tarafından belirlenmesi, yenilenmiş ürünlere en az 12 ay garanti verilmesi gibi hususlar düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu düzenleme ile tüketicilerin kullanılmış ikinci el ürünleri alırken veya satarken güvenli bir şekilde alışveriş yapmalarının sağlanması, satın alınan ürüne ilişkin karşılaşılan ekonomik, maddi ve hukuki sorunlarda hem garantiden hem de ayıplı maldan kaynaklı haklarını kullanabilmeleri ve ithal girdi kalemlerinde sağlanacak tasarruf ile cari açığın azaltılması ile ekonomik ömrü dolmayan ürünlerin yeniden ekonomiye katkısının sağlanması amaçlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, 02/09/2021 tarihli 31586 sayılı Resmi Gazete’de Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayımlanarak bu tarih itibariyle yürürlüğe girmiştir. Yapılan değişikliklerin detayına inildiği takdirde şu hususlar gözlemlenmektedir;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Cep telefonu ve tabletler için en az 1 yıllık veri trafiği şartı</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Düzenlemenin ilk halinde cep telefonlarının yenilenebilmesi için en az bir yıl süreyle kullanılmış olması ve veri trafiğinin bulunması zorunlu tutulmuşken, yapılan değişiklikle “Elektronik kimlik bilgisi bulunan kullanılmış malların yenilenebilmesi için en az bir yıl öncesine ilişkin data, ses ya da kısa mesaj kullanım trafiğinin bulunması zorunludur” hükmü yer almıştır. Böylece ilk durumda sadece cep telefonlarını kapsayan en az 1 yıl kullanım ve veri trafiği şartı, tabletler için de açıkça belirtilerek ek olarak data, ses ya da kısa mesaj kullanım trafiğinin bulunması da zorunlu hale getirilmiştir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Aldatıcı reklamlara karşı alınan tedbirler</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Teknolojik ürün pazarında tüketici yanıltıcı birçok işlemle karşı karşıya kalınmaktadır. Bunların en sık başvurulanı, aldatıcı reklamlar ile tüketicilerin ilgisini çekmeye çalışmak olarak ifade edilebilir. Yönetmeliğe getirilen yeni bir madde ile bu alanda reklam yasağının kapsamı belirlenmiştir: “Yenileme yetki belgesi bulunmayanlar veya bu belgeye sahip firmalara bağlı yetkili alıcı ve yetkili satıcı vasfını taşımayanlar tarafından yenilenmiş ürün algısı oluşturacak şekilde reklam ve ticari uygulama yapılamaz.” Bu durum, aykırılık durumunda idari yaptırımla karşı karşıya kalınacağını ifade etmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Garanti belgesi, fatura gibi belgelerin zorunluluğunun kaldırılması</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenmeye tabi tutulacak cihazın varlığını ispatlayan belgeler ile ilgili bir esnemeye gidilmiştir. Buna göre yetkili satıcı, cihazın IMEI kaydını kontrol ederek beyaz listede olup olmadığını belirleyecektir. Ancak ilk düzenlemede zorunlu tutulan garanti belgesi, fatura vb. gibi ürüne ait belgeler eğer varsa saklanacaktır: “Yetkili alıcı, elektronik kimlik bilgisi bulunan kullanılmış mallar için Dijital Türkiye Portalı (e-Devlet) üzerinden malın “Beyaz Liste”de olup olmadığını kontrol eder. Varsa Garanti belgesi, fatura veya fatura yerine geçen perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihaz fişi, gider pusulası ve benzeri belgelerin kontrolünü yapar ve bu kontrole ilişkin işlem kayıtlarını saklar.”</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Değerleme süresinin kısaltılması</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Ürünün değerinin belirlenme süresinde azalmaya gidilmiştir. İlk durumda 5 iş günü olan bu süre “Yetkili alıcı, kullanılmış malın değerleme işlemini malın kendisine teslim edildiği veya ulaştığı tarihi takip eden üç işgünü içinde sonuçlandırır ve bu süre içinde tüketicinin bu değerlemeyi kabul ettiğine ilişkin onayını yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısıyla alır” hükmüyle 3 iş gününe indirilmiştir. Yetkili alıcı, tüketicinin onayı alındığında tüketiciye ödemeyi yapar veya yapılmasını sağlar. Ödeme süresi, tüketiciye önceden bildirilmesi ve onayının alınması koşuluyla 3 iş gününe kadar uzatılabilir. Bu ödeme miktarı, tüketicinin yeni bir mal satın aldığı durumda, yeni malın fiyatından indirilebilir.&nbsp;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Düzenlemenin ilk halinde yer alan “veri trafiği” ifadesinin detaylandırılması</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Yenileme merkezi, elektronik kimlik bilgisi bulunan kullanılmış malların en az bir yıl öncesine ilişkin data, ses ya da kısa mesaj kullanım trafiği bulunduğunu Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu kayıtlarından kontrol eder. Bu şartları sağlamayan kullanılmış mallara yenileme işlemi yapamaz.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>TSE sertifika formu kullanılması zorunluluğu&nbsp;</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenmiş telefonun güvenilir olup olmadığı sorusuna yanıt olacak bir değişiklik getirilmiştir. Ürün sertifikalandırmasına ilişkin olarak TSE’nin hologramlı formunun kullanılması zorunlu tutulmuştur: “Yenileme merkezi yenilediği kullanılmış malın sertifikalandırma işlemini, Türk Standardları Enstitüsü tarafından numaralandırılmış hologramlı sertifika formunu kullanarak ve ticari unvanı, iletişim bilgileri, yenileme yetki belgesi ve yenileme işlemine ilişkin bilgileri içeren karekod ile güvenliğini sağlayacak şekilde yapar ve bu sertifikanın yenilenmiş ürünle birlikte yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısıyla verilmesini sağlar.”</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Şube oluşturma imkanı</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmelikteki bir diğer değişiklik ile sunulan yenileme hizmetlerinin yurt geneline yaygınlaştırılması amacıyla yenileme merkezlerine kendilerine bağlı şube oluşturabilme olanağı sağlanmıştır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Etiket zorunluluğu&nbsp;</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Yenileme işlemi yapılmadan ikinci el ticarete konu olan kullanılmış malların (cep telefonları ve tabletler), tüketicinin kolaylıkla görebileceği ve okuyabileceği şekilde, malın mevcut durumunu ve varsa yapılan işlemleri gösteren bilgilendirme etiketi ile satılması zorunluluk haline getirilmiştir. Bu madde bilgilendirme yükümlülüğü kapsamındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, 18 Nisan 2023 tarihi itibarıyla Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Yapılan ve aşağıda değerlendirilecek olan önemli değişikliklerin yanı sıra Yenilenerek Satışa Sunulabilecek Kullanılmış Mallar Listesine, cep telefonları ve tabletlere ek olarak;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Akıllı saatler</li>



<li>Bilgisayarlar (Dizüstü, masaüstü)</li>



<li>Oyun konsolları</li>



<li>Modemler eklenmiştir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketicilerin giderek daha fazla ve farklı alanda teknolojik ürünleri kullanıyor olması ve ürün çeşitliliğinin artması ile bu yeni kategorilerin listeye eklenmesi mevzuat yapıcının global çapta da yaşanan teknolojik gelişme ve yeniliklere kayıtsız kalmadığının göstergesidir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, yapılan değişiklikle birlikte pil kapasitesi yüzde 85’in altında olan kullanılmış cep telefonlarının yenilenmiş ürün şeklinde satışa sunulabilmesi için pillerinin değiştirilmesi zorunlu tutulurken yenileme merkezleri, ilgili standarda göre alınmış hizmet yeri yeterlilik belgesine sahip olması şartıyla ayrıca yenileme yetki belgesi almasına gerek olmaksızın yönetmelikte belirlenen tüm ürünler için yenileme yapabilecek hale gelmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu merkezler, yönetmelikle belirlenen ürünlerin üreticisi veya ithalatçısı ile yetkili servis sözleşmesi imzalayabilecek ve belirlenen ürünlerin üreticisi veya ithalatçısı olan ticari işletmelerin yenileme merkezleri, bu ürünler için kurulması zorunlu yetkili servis istasyonlarından biri olarak faaliyet gösterebilecektir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenmiş bir ürün, birden çok yenilemeye tabi tutulabilecektir. Ayrıca Yönetmelikte, yenileme merkezlerinin şubeleşmesine ilişkin de düzenlemeye gidildiğini görmekteyiz. Buna göre, yenileme merkezi, yönetmelik kapsamında yürütülen faaliyetlerin tamamının veya bir kısmının gerçekleştirilmesi için sermaye şartı dışında diğer şartları sağlayan kendisine bağlı şubeler kurabilecek. Şubenin faaliyete geçebilmesi için Bakanlıkça veya Türk Standartları Enstitüsü tarafından şubeler için belirlenen düzenleme veya standartlarda yer alan özelliklere uygun olarak alınmış hizmet yeri yeterlilik belgesine sahip olması ve Bakanlığa bildirimde bulunması gerekecek. Yönetmelik kapsamında şubeler tarafından yürütülen faaliyetler bakımından şube ve bağlı oldukları yenileme merkezi müteselsilen sorumlu tutulacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmelik değişikliğinin en dikkat çekici yanlarından biri ise yenilenmiş ürünlerin ayırt edilmesi bakımından, Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenen, ayırt edici logo reklam ve tanıtımlarında kullanılabilecek hale gelmesidir. Bu konu önemlidir çünkü yalnızca yenilenmiş ürünler değil konunun aldatıcı ve yanıltıcı reklamlara karşı tüketicinin korunması boyutunu da ilgilendiren bir husustur. Yenilenmiş ürünler ile bu statüde olmayan ürünlerin nihai fiyatları arasında fark olabileceği gibi bu koşulların tüketicinin doğru bilgilendirilmesi hususunu sekteye uğratmaması gerekmektedir. Bu anlamda gerçekleştirilen değişikliğin oldukça anlamlı olduğu değerlendirilmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde kullanılmış bir ürününü – özellikle de teknolojik bir cihaz ise – satmak isteyip de güvenilir bir kanal bulamayan tüketicilerin elinde bulunan mobil cihazlar için ertelenmiş bir talep söz konusudur. Ticaret Bakanlığı ve Türk Standardları Enstitüsü iş birliği sayesinde tüketicilerin güveni ve ekonomik çıkarları zedelenmeden bu konuda atılabilecek adımlar somut bir çerçeveye oturtulmuştur ve bu çalışmada da ele alındığı üzere geçtiğimiz yıl ilgili yönetmelik yürürlüğe girmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmelik, ikinci el tüketici ürünlerinin yeniden satışı ile ilgili ilk düzenleme olması yönüyle büyük önem arz etmektedir. Bununla birlikte, ikinci el cep telefonu ve tablet satışı yapmak veya yenileme faaliyetleri yürütmek isteyen tüm şirketler Yönetmelik’teki düzenlemeleri dikkatle incelemeli, gerekmesi halinde yetki belgesi başvurusunda bulunmalı, Bakanlığın bu konudaki duyurularını yakından takip etmeli ve mevzuata uyum için gerekli adımları atmalıdır. Nitekim faaliyete geçtiğinden itibaren bu merkezlere yoğun bir talep olduğu gözlemlenmektedir. Yenilenmiş ürün sisteminin daha sağlıklı bir şekilde işleyebilmesini sağlayabilmek amacıyla anılan Yönetmelikte yapılan son değişiklikler ile tüketicilerin evrensel tüketici haklarından olan “bilgilenme hakkı” kapsamında tam ve doğru olarak bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla, yenileme yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın ikinci el cep telefonu ve tabletlerin bilgilendirme etiketiyle satılması zorunluluğu getirilmiştir. Yönetmelikle yapılan standartlara uygun yenileme işlemi yapılmayan malların yenilenmiş ürün algısı oluşturacak şekilde reklam ve satışı yasaklanarak tüketici mağduriyetlerinin önlenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte, kullanılmış cep telefonu ve tabletler tüketiciler tarafından yenileme merkezlerine satılırken fiyat tespitine ilişkin değerleme ve bedel ödeme süreleri tüketici lehine olacak şekilde üç iş günü ile sınırlandırılmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“İkinci el cep telefonu satışında Türk standardı belirlendi.” (2021). Dünya Gazetesi. Erişim Tarihi 30 Kasım 2021, <a href="https://www.dunya.com/ekonomi/ikinci-el-cep-telefonu-satisinda-turk-standardi-belirlendi-haberi-608853" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.dunya.com/ekonomi/ikinci-el-cep-telefonu-satisinda-turk-standardi-belirlendi-haberi-608853</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">KILIÇ, S. (2019). <em>Tüketi̇ci̇leri̇n İki̇nci̇ El (Kullanılmış) Ürünlere Yöneli̇k Alışveri̇ş Güdüleri̇ ve Satın Alma Ni̇yetleri̇.</em> Turkish Studies Economics, Finance, Politics.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TİCARET BAKANLIĞI. (2021). <em>Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik.</em> Erişim Tarihi 01 Ekim 2021, <a href="https://ticaret.gov.tr/duyurular/yenilenmis-urunlerin-satisi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yon" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://ticaret.gov.tr/duyurular/yenilenmis-urunlerin-satisi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yon</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik. (2020, 22 Ağustos). <em>Resmi Gazete</em> (Sayı: 31221). Erişim Tarihi 30 Ocak 2022, <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/08/20200822-6.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/08/20200822-6.htm</a> adresinden elde edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. (2021, 2 Eylül). <em>Resmi Gazete</em> (Sayı: 31586). Erişim Tarihi 18 Aralık 2021, <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/09/20210902-2.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/09/20210902-2.htm</a> adresinden elde edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik. (2023, 18 Nisan). <em>Resmi Gazete</em> (Sayı: 32167). Erişim Tarihi 10 Mayıs 2023, <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/04/20230418-4.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/04/20230418-4.htm</a> adresinden elde edildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüketici Hakem Heyetlerine İlişkin Yapılan Mevzuat Değişiklikleri Üzerine Bir Değerlendirme</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2022/12/22/tuketici-hakem-heyetlerine-iliskin-yapilan-mevzuat-degisiklikleri-uzerine-bir-degerlendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Hazal Sayalgı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2022 06:50:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 62]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Mevzuat Değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici Hakem Heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=5893</guid>

					<description><![CDATA[24/3/2022 tarihli ve 7392 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Kat Mülkiyeti Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un bazı hükümlerinde düzenlemeler yapılmıştır. 1/4/2022 tarihli ve 31796 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren hükümlerden “tüketici hakem heyetlerine” ilişkin hükümlerin yürürlük tarihi 1/10/2022 tarihi olarak belirlenmiştir.

Bu kapsamda diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına nazaran; tüketici uyuşmazlıklarının adil, hızlı, basit ve en düşük kaynakla çözümü için kolay ulaşılabilir yargı dışı karar merci olarak kurulan tüketici hakem heyetlerinde etkinlik ve verimliliği artıracak ve daha fazla tüketici işlemini kapsayacak düzenlemeler yapılmıştır. Nitekim bu düzenlemelerden en önemlisi şüphesiz; il ve ilçe tüketici hakem heyetleri arasındaki görev sınırını belirleyen parasal sınırın ortadan kaldırılması ve tek bir parasal limitin belirlenmiş olmasıdır.

Hayata geçirilen düzenlemelere ek olarak, tüketici hakem heyetlerine elektronik ortamda başvuru yapılırken ve de tüketici hakem heyetleri tarafından iş ve işlemlerin yürütülürken kullanılan Tüketici Bilgi Sisteminin (TÜBİS) kamu kaynaklarının daha etkin kullanımı amacıyla diğer kurumların alt yapısı ile entegrasyonu güçlendirilerek teknik altyapısı iyileştirilmiş, aynı zamanda tüketici hakem heyetlerinin kurumsal alt yapısının da ele alınarak yenilenme yolunda adımlar atıldığı görülmüştür.

Diğer taraftan 6502 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ile sistemsel geliştirmelerin Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğine aktarılması ve uygulamada karşılaşılan sorunların çözümü amaçlarıyla 27/11/2014 tarihli ve 29188 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği yerine yeni bir Yönetmelik hazırlanmış ve yeni Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği 21/9/2022 tarihinde yayımlanarak, 6502 sayılı Kanun’da getirilen düzenlemelerle eş zamanlı olarak 1/10/2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>24/3/2022 tarihli ve 7392 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Kat Mülkiyeti Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un bazı hükümlerinde düzenlemeler yapılmıştır. 1/4/2022 tarihli ve 31796 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren hükümlerden “tüketici hakem heyetlerine” ilişkin hükümlerin yürürlük tarihi 1/10/2022 tarihi olarak belirlenmiştir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu kapsamda diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına nazaran; </em><em>tüketici uyuşmazlıklarının adil, hızlı, basit ve en düşük kaynakla çözümü için kolay ulaşılabilir yargı dışı karar merci olarak kurulan tüketici hakem heyetlerinde etkinlik ve verimliliği artıracak ve daha fazla tüketici işlemini kapsayacak düzenlemeler yapılmıştır. Nitekim bu düzenlemelerden en önemlisi şüphesiz; il ve ilçe tüketici hakem heyetleri arasındaki görev sınırını belirleyen parasal sınırın ortadan kaldırılması ve tek bir parasal limitin belirlenmiş olmasıdır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hayata geçirilen düzenlemelere ek olarak, tüketici hakem heyetlerine elektronik ortamda başvuru yapılırken ve de tüketici hakem heyetleri tarafından iş ve işlemlerin yürütülürken kullanılan Tüketici Bilgi Sisteminin (TÜBİS) kamu kaynaklarının daha etkin kullanımı amacıyla diğer kurumların alt yapısı ile entegrasyonu güçlendirilerek teknik altyapısı iyileştirilmiş, aynı zamanda tüketici hakem heyetlerinin kurumsal alt yapısının da ele alınarak yenilenme yolunda adımlar atıldığı görülmüştür.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Diğer taraftan 6502 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ile sistemsel geliştirmelerin Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğine aktarılması ve uygulamada karşılaşılan sorunların çözümü amaçlarıyla 27/11/2014 tarihli ve 29188 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği yerine yeni bir Yönetmelik hazırlanmış ve yeni Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği 21/9/2022 tarihinde yayımlanarak, 6502 sayılı Kanun’da getirilen düzenlemelerle eş zamanlı olarak 1/10/2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Tüketici, Tüketici Hakem Heyeti, Mevzuat Değişikliği, Kanun, Yönetmelik</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜKETİCİ HAKEM HEYETLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketici Hakem Heyetleri ilk kez 8 Eylül 1995 tarihinde (mülga) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile “Tüketici Sorunları Hakem Heyeti” adı altında kurulmuş ve yargı dışı kendine özgü karma nitelikli bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olarak geçmişten günümüze yaklaşık 27 yıldır varlığını sürdüren bir kurumdur. Anayasa Mahkemesi 31.05.2007 tarih ve E.2007/53. K.2007/61 sayılı kararında tüketici hakem heyetlerinin mahkeme niteliğinde olmadığını belirtmiş ise de hukuki niteliği ve yapısal özelliği bakımından bir açıklamaya yer vermemiştir. Nitekim doktrinde tüketici hakem heyetlerinin yapısı bir nevi “mecburi tahkim/zorunlu tahkim” olarak değerlendirilmiştir.<a href="#_edn1" id="_ednref1"><sup>[1]</sup></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mülga 4077 sayılı Kanun’un ilk halinde tüketici hakem heyetleri daha pasif bir yapıya sahipti. Sadece tüketiciler ile satıcılar arasındaki uyuşmazlıkları çözmek amacıyla kurulmuştu ve yalnızca delil niteliğinde karar verilebiliyordu.<a href="#_edn2" id="_ednref2"><sup>[2]</sup></a> Bu delil ise kesin delil değil takdiri delil kategorisinde yer almaktaydı.<a href="#_edn3" id="_ednref3"><sup>[3]</sup></a> Buradan yola çıkarak hakim ve taraflar açısından bağlayıcı olmayacağı açıktı. 6502 Sayılı Kanun’da ise “tüketici işlemleri ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek” uyuşmazlıkları inceleyebilmekte ve tarafları bağlayıcı nitelikte karar alabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun doğrultusunda tüketicilerin ekonomik çıkarlarını koruyucu tedbirleri almak ve bu hususta gerekli düzenlemeleri yapmak üzere; tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla tüketici hakem heyetleri oluşturma görevi Ticaret Bakanlığı’na verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1995 yılından beri faaliyetlerine devam eden tüketici hakem heyetleri bu 27 yıllık sürecin uzun bir kısmı sonunda tüketici hakem heyeti sayısı 1011 adede kadar ulaşmış, ancak gelinen noktada yapılan ihtiyaç değerlendirmesi ve elektronik ortamdaki başvuruların artması (tüm başvuruların yaklaşık %60’ı) sonucunda, 1/8/2018 tarihinden geçerli olmak üzere 211 adet tüketici hakem heyeti oluşturulmasının yeterli olacağına kanaat getirilmiş ve tüketici hakem heyeti oluşturulmayan tüm ilçelerde, Kaymakamlıklarda bulunan irtibat personeli aracılığıyla tüketicilerin başvurularının alınmasına imkan sağlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son 5 yılda tüketici hakem heyetlerine yapılan başvuru sayıları incelendiğinde;</p>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılında 561.576,</p>



<p class="wp-block-paragraph">2019 yılında 547.235,</p>



<p class="wp-block-paragraph">2020 yılında 594.270,</p>



<p class="wp-block-paragraph">2021 yılında 538.090,</p>



<p class="wp-block-paragraph">2022 yılında 1 Ocak’tan 5 Ekim’e kadar ise yaklaşık 459.056<a href="#_edn4" id="_ednref4"><sup>[4]</sup></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">adet başvuru yapılmıştır. Yapılan başvuruların neredeyse %95’inin 5.000 TL altında kalması ve heyetlerin iş yükünü fazla zorlamayacağına ilişkin yapılan ön değerlendirmeyle; enflasyonist ortamdaki piyasa fiyatlarının kabarık görünümü sebebiyle tüketici hakem heyetinin muhatap olduğu mevcut ürün gruplarını koruyabilmek adına başvuru parasal sınırında her yıl yapılan yeniden değerleme oranındaki artıştan önce, yasal değişiklikle, yaklaşık %100’lük bir oranda artırıma gidilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2022 yılı itibariyle ilçe tüketici hakem heyetleri 10.280 TL’ye kadar, il tüketici hakem heyetleri ise 15.430 TL&#8217;ye kadar olan uyuşmazlıklarda tarafları bağlayıcı nitelikte karar vermekte iken 1/10/2022 tarihinden itibaren il ve ilçe tüketici hakem heyetlerinin görev sınırını belirleyen parasal sınırlar ortadan kaldırılmış, tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı 30.000 TL’ye çıkarılmıştır. Buna göre 29.999 TL tutarındaki uyuşmazlık için tüketici hakem heyetlerine başvurulması zorunlu iken, 30.000 TL tutarındaki başvuru için tüketici mahkemelerine başvurulmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvuruların masrafsız olması ve herhangi bir yargılama gideri ya da harç alınmaması tüketici hakem heyetlerine başvuruyu cazip hale getirmektedir. Nitekim Avrupa Birliği 2013/11 Sayılı Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Direktifinin ikinci bölümünde yer alan “Etkililik” başlığı altında düzenlenen 8/c maddesinde; <em>“AUÇ prosedürünün tüketiciler için ücretsiz ya da sembolik bir ücret karşılığında” </em>olması gerektiği ifade edilmiştir.<a href="#_edn5" id="_ednref5"><sup>[5]</sup></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">6502 sayılı Kanun’un “Tüketici mahkemeleri” başlıklı 73 üncü maddesinde;<em>“…(2)Tüketici mahkemeleri nezdinde Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılan davalar 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununda düzenlenen harçlardan muaftır.”</em> hükmü yer almaktadır. Anlaşılan odur ki tüketici hakem heyeti kararlarına itiraz eden “ticari veya mesleki amaçla hareket eden” taraf ise yani satıcı veya sağlayıcı (Kanundaki diğer tanımları kapsadığını varsayarak imalatçı, ithalatçı vs…) ise ilgili harçları ödeyecektir. Ancak, tüketici hakem heyeti kararına tüketici mahkemesinde itiraz eden hangi taraf olursa olsun davacı tarafından dava açılırken “gider avansı” yatırılması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜKETİCİ MAHKEMELERİ VE ARABULUCULUK KURUMU PERSPEKTİFİNDEN</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde tüketici hakem heyetlerinin oluşturulmasının başlıca amacı; mahkemelere başvurmaktan çeşitli nedenlerle çekinen tüketicilerin, haklarına, özellikle değeri düşük uyuşmazlıklar bakımından hızlı, basit, masrafsız bir yoldan ulaşmalarını sağlamaktır.<a href="#_edn6" id="_ednref6"><sup>[6]</sup></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir o kadar önemli amaçlardan biri de yargının iş yükünü azaltmaktır. Keza bu amaçla; 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 59 uncu maddesi ile 6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi olarak “Dava şartı olarak arabuluculuk” mekanizması getirilmiş ve doğrudan tüketici mahkemelerine açılacak davalardan önce tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk yoluna başvurmak dava şartı olarak kabul edilmiştir.<a href="#_edn7" id="_ednref7"><sup>[7]</sup></a> Dava şartı arabuluculuk, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması ve arabuluculuk sürecinin tamamlanmış olmasının, zorunlu olması anlamındadır. İş ve ticari uyuşmazlıklardan sonra tüketici uyuşmazlıklarında da dava yoluna gidilmeden önce arabuluculuk sürecinin işletilmesi ve bu süreçte taraflar arasında anlaşma sağlanamaması halinde yargı yoluna gidilmesi öngörülmüştür. Dava açıldığı esnada arabuluculuk yolunun tüketilmemiş olduğunun anlaşılması halinde açılan dava “dava şartı yokluğundan” yani “usulden” reddedilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim T.C. Adalet Bakanlığı tarafından oluşturulan “2021 yılı Adalet İstatistikleri” başlıklı yıllık Raporda; tüketici mahkemelerinde meydana gelen dava sayılarındaki azalışın sebebi, 31/12/2017 tarihli ve 30287 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 68 inci ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 6 ncı maddelerinde yer alan parasal sınırların artırılmasına ilişkin tebliğ ile parasal sınırların yeniden düzenlenmesi<a href="#_edn8" id="_ednref8"><sup>[8]</sup></a> olarak ifade edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anılan İstatistikte; 2021 yılı içerisinde, tüketici hakem heyeti kararına yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesine gelen dosyalar ile parasal limiti aşması sebebiyle doğrudan tüketici mahkemesine yapılan itiraz sayısı “Gelen Dava” başlığı altında 69.963 olarak ifade edilmiştir. Tüketici Mahkemelerinde 2021 yılında toplam 148.036 dava bulunmakta olup, 74.659’u geçen yıldan devredilmiştir. Karara bağlanan dava sayısı ise 78.141’dir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine anılan Rapora göre; 2021 yılında tüketici mahkemelerinde; satıcı tarafından açılan tüketici davalarının sayısı 25.661 iken, tüketici tarafından açılan davaların sayısı 45.255’dir. Tüketiciler tarafından açılan davaların yaklaşık %15’i, satıcılar tarafından açılan davaların ise yaklaşık %36’sı sübut bulmadığı (ispatlanamadığı)&nbsp; için reddedilmiştir. Anılan Raporda sayısal olarak devirlerde oluşan tutarsızlıkların, adli sistemde yapılan geriye dönük veri güncellemelerinden kaynaklandığı ifade edilmiş ise de genel olarak bir değerlendirme yapılmasına elverişli veriler barındırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketici hakem heyetlerine 2021 yılında yoğun bir şekilde başvuru yapıldığı görülmektedir. Yerine getirdiği önemli hizmetler nedeniyle tüketici haklarının korunması konusunda lokomotif görevi üstlenmiş olan tüketici hakem heyetlerine 2021 yılında toplam 537.479 adet başvuru yapılmış olup, bir önceki yıldan devreden başvurular dahil toplamda 630.852 adet karar verilmiştir. Tüketici hakem heyetleri tarafından 2021 yılında görülen uyuşmazlıkların yaklaşık %52’si tüketiciler lehine sonuçlanmıştır.<a href="#_edn9" id="_ednref9"><sup>[9]</sup></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya, Adana, Denizli, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya, Konya, Mersin, Kayseri, Samsun, Çorum, Trabzon, Malatya, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır<a href="#_edn10" id="_ednref10"><sup>[10]</sup></a> olmak üzere toplam 20 ilimizde ihtisas mahkemesi olan “Tüketici Mahkemesi” kurulmuş olup, bunların dışında kalan illerimizde Asliye Hukuk Mahkemesi “tüketici mahkemesi sıfatıyla” davalara bakmaktadır. 2021 yılında “Tüketici Mahkemesinde Açılan Dava Sayısı” ile “Asliye Hukukta Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla Açılan Dava Sayısı” toplamı 99.115 olup, bunların 18.737 tanesi satıcının hakem kurulu kararına itirazı, 9.115 tanesi ise tüketicinin hakem kurulu kararına itirazı iledir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunlara ek olarak Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın Tüketici Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk İstatistikleri (28.07.2020 &#8211; 04.05.2022) başlıklı Raporunda ise; Türkiye geneli 2020 yılının Temmuz ayından itibaren Tüketici Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk uygulamasına ilişkin; arabulucu görevlendirilmesi yapılan dosya sayısının 150.297 adet olduğu, gelen tutanaklardan karara bağlanan dosyaların %52&#8217;sinde (69.820 adet) anlaşma ile sonlandığı, %48&#8217;inde (63.339 adet) ise anlaşmama olarak sonlandığı ifade edilmiştir.<a href="#_edn11" id="_ednref11"><sup>[11]</sup></a> Yaklaşık 2 yıllık süreçte 150 bin küsur dosya arabuluculuk sürecinde görüşülmüşken, aynı dönemde 1 milyondan fazla başvuru çok daha az personel ile tüketici hakem heyetlerinde çözüme bağlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GETİRİLEN YENİ DÜZENLEMELER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">6502 sayılı Kanun’un 1 Ekim 2022 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren tüketici hakem heyetlerine ilişkin hükümleri ve yine anılan Kanun’la eş zamanlı olarak yürürlüğe giren yeni Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nde yer alan düzenlemeler kapsamında; tüketicilerin tüketici hakem heyetlerinde yargı öncesi hak arama yolları genişletilmiş ve kolaylaştırılmıştır. Yeni Yönetmelik ile tüketici hakem heyetlerinde başvuruların alınması, incelenmesi, toplantı yapılması, karara bağlanması ve karar sonrası yapılması gereken işlemler ile ilgili süreçlere ilişkin yeni düzenlemeler yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılan yeni düzenlemeler aşağıdaki şekilde özetlenebilir;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Başvuru parasal limiti 15.430 TL’den 30.000 Türk Lirasına yükseltilmiştir. Bu sayede tek bir parasal sınır bulunması sebebiyle görev konusunda tüketiciler açısından hangi heyete başvuracağı noktasında karmaşa yaşanmaması amaçlanmıştır. Buna göre 29.999 TL tutarındaki uyuşmazlık için tüketici hakem heyetlerine başvurulması zorunlu iken, 30.000 TL tutarındaki uyuşmazlık için tüketici mahkemelerine başvurulmalıdır.</li>



<li>6502 sayılı Kanun’un 66 ncı, 68 inci ve 73 üncü maddeleri gereğince tüketici hakem heyetlerine yapılan başvurular ile mahkemelerde açılmış olan davalar için söz konusu başvuruların yapıldığı ve davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan görev ve yetkiye ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre örneğin 20.09.2022 tarihinde 17.000 TL’lik uyuşmazlık için tüketici mahkemesine doğrudan dava açıldığında, 01.10.2022 tarihinde tüketici mahkemesi “görevsizlik” kararı vermeyecek, davaya bakmaya devam edecektir.</li>



<li>İl ve İlçe parasal sınır ayrımı kaldırılmıştır. Dolayısıyla tüketicilerin, tercihlerine bağlı olarak başvuru yapabilecekleri yetki çevreleri genişletilmiştir. Tüketici; yerleşim yeri il veya ilçe THH’si ya da işlemin yapıldığı yer il veya ilçe THH’sinden dilediğine başvurabilecektir.</li>



<li>Tüketici hakem heyetinin bulunmaması durumunda yetkili tüketici hakem heyetine iletilmek üzere (irtibat personeli aracılığıyla) o yer kaymakamlıklarına başvuru yapılmaktadır.</li>



<li>Tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine ilaveten tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde itiraz edilebileceği kaleme alınmıştır.</li>



<li>Başvuruların geçerli olabilmesi için başvuru formunun (ya da dilekçenin) eksiksiz ve tutarlı olarak doldurulması gerekmektedir. Dolayısıyla başvuru esnasında zorunlu bilgiler artırılmıştır.</li>



<li>Tüketici hakem heyetlerinin hangi hukuki durumlarda (konusuz kalma, derdestlik, kesinleşen karar veya kesin hükmün varlığı gibi) ne karar vereceği konusu netleştirilmiştir.</li>



<li>Savunma hakkının kullanılması konusundaki “tüketici uyuşmazlığı konusuna ilişkin her türlü bilgi ve belge taraflardan istenir” hükmü “emredici” nitelikte kaleme alınmış ve takdire bağlılığı ortadan kaldırılmıştır.</li>



<li>Tüketici hakem heyetlerinin kurumsal alt yapısı iyileştirilmiş, bu doğrultuda heyete üye olabilmenin koşulları yeniden düzenlenmiştir (lisans mezunu üye bulunamadığı takdirde en az lise mezunu olma şartı getirilmiş ve üyelerin mazeretsiz olarak 4 toplantıya katılmama durumu iki toplantıya düşürülmüştür)</li>



<li>Tüketici hakem heyetlerinin teknik alt yapısı iyileştirilmiş, bu doğrultuda elektronik ortamda yazışma ve tebligat sistemleri güçlendirilmiştir (TÜBİS, UYAP, KATP, KETSİS, UETS) Ancak halen avukatların kullandığı UYAP altyapısında vekalet ile tüketici hakem heyetine müvekkili adına başvuru yapabilmesine imkan bulunmamaktadır.Tüketici hakem heyeti tarafından tebliği gereken evrakın taraflara veya vekillerine 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre elektronik ortamda tebliği yapılmakta, bu kapsamda elektronik ortamda tebligat yapılamadığı durumlarda&nbsp;11/2/1959&nbsp;tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uygulanmaktadır.</li>



<li>Raportör kadrolarının artırılmasına ağırlık verilmiştir. Tüketici hakem heyetlerinde hali hazırda bulunan kadrolu raportörlere son dönemde alınan raportörler de eklenince yaklaşık 500 adet kadrolu raportör mevcut olup, alımlar daha çok hukuk ve adalet meslek yüksek okulu kökenli kişiler arasından tercih edilerek sürece katkı sağlamaları hedeflenmiştir.</li>



<li>Başvuruda bulunması gereken zorunlu bilgilerde eksiklik ya da tutarsızlık bulunması durumunda, tüketici hakem heyeti tarafından başvurular hakkında ret kararı verilmeden önce yedi gün süre verilmek suretiyle başvuru sahibinden ek bilgi veya belge istenmesi zorunluluğu getirilerek tüketicilere, tüketici hakem heyetinden faydalanabilmeleri adına ikinci bir şans tanınmıştır. Aksi takdirde tüketiciler verilen bu ret kararına karşı sadece mahkemeye itiraz yolunu kullanabileceklerdir.</li>



<li>Taraflardan her biri, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde, ilk başvurusunda yer alan talepleriyle ilgili olarak tüketici hakem heyetince karar verilmeyen hususlarda, kararın tamamlanmasını isteyebileceği yönündeki “Tamamlama Kararı” kurumuyla yargı öncesi çözüm olanakları artırılmıştır. Nitekim benzer şekilde Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 305/A maddesinde “Hükmün tamamlanması” olarak yer alan hükümden esinlenen Yönetmelik maddesinin yürürlük tarihi 1/1/2023 olarak belirlenmiştir. Bu hüküm ile amaçlanan tüketici hakem heyetlerinin tüketicinin taleplerinden; “görevi kapsamındaki” ve “hukuken değerlendirilebilir nitelikteki” her birini değerlendirerek karara çıkması, unutulan veya değerlendirilmeyen taleplerle ilgili olarak tüketicilerin karara itiraz yoluyla mahkemeye gitmek zorunda kalmamaları hedeflenmiştir.</li>



<li>Mevcut olduğu halde tüketici hakem heyetine sunulmayan bilgi veya belgenin itiraz aşamasında tüketici mahkemesine sunulması nedeniyle kararın iptali halinde tüketici aleyhine yargılama giderine ve vekâlet ücretine hükmedilemeyecektir. Söz konusu hüküm tüketici mahkemesi hakimleri tarafından uygulamada esas alınan hususlardan olması sebebiyle yapılan düzenlemelerle yasalaşmış ve tüketici hakem heyetlerinde yapılan incelemeler esnasında bilerek bilgi veya belge sunmayan sorumluların yargılama giderlerine katlanması öngörülmüştür.</li>



<li>Mağduriyetlerin daha hızlı çözümlenmesi adına tüketici hakem heyetlerinin karar alma süresi kısaltılarak tüketici hakem heyetlerinin toplam inceleme süresi hızlandırılmıştır. Önceki mevzuat döneminde 6 AY (inceleme süresi) + 6 AY (ilave süre) yerine yeni Yönetmelik’te 6 AY (inceleme süresi) +3 AY (ilave süre) olarak benimsenmiştir.</li>



<li>Tebligat ve bilirkişi ücretlerinin tahsiliyle ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre söz konusu ücretler; tüketici aleyhine karar verilmesi halinde Bakanlıkça karşılanırken kararın tüketici lehine sonuçlanması durumunda, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde karşı tarafça ilgili vergi dairesi müdürlüğüne ödenir. Uyuşmazlığın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi durumunda ise, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde feragat veya kabul beyanında bulunan tarafça ilgili vergi dairesi müdürlüğüne ödenir. Bu noktada uyuşmazlığın konusuz kalmasına tüketici sebep olduysa bu ücretler yine Bakanlıkça karşılanacaktır. Tamamlama ve düzeltme kararlarına ilişkin yazışmalara ilişkin tebligatlar ise yine Bakanlık tarafından karşılanır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tablo 1: Tüketici Hakem Heyetleri Başvuru, Karar ve Süreleri</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="577" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2022/12/tuketici_-hakem_heyetlerine_iliskin_-yapilan_mevzuat_degisiklikleri_uzerine_bir_degerlendirme_tablo-1024x577.jpg" alt="" class="wp-image-5897" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2022/12/tuketici_-hakem_heyetlerine_iliskin_-yapilan_mevzuat_degisiklikleri_uzerine_bir_degerlendirme_tablo-1024x577.jpg 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2022/12/tuketici_-hakem_heyetlerine_iliskin_-yapilan_mevzuat_degisiklikleri_uzerine_bir_degerlendirme_tablo-300x169.jpg 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2022/12/tuketici_-hakem_heyetlerine_iliskin_-yapilan_mevzuat_degisiklikleri_uzerine_bir_degerlendirme_tablo-768x433.jpg 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2022/12/tuketici_-hakem_heyetlerine_iliskin_-yapilan_mevzuat_degisiklikleri_uzerine_bir_degerlendirme_tablo-570x320.jpg 570w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2022/12/tuketici_-hakem_heyetlerine_iliskin_-yapilan_mevzuat_degisiklikleri_uzerine_bir_degerlendirme_tablo.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a></a>Tüketici hakem heyetlerinin iş ve işlemlerine ilişkin olarak yapılan değerlendirmeler neticesinde; heyetler arasında farklı uygulamaların görülmesi, yapılan başvuruların dengeli dağılmaması, görevlendirilen raportörlerin sık sık değişmesi nedeniyle raportörlerin yeterince etkin olamaması, heyetlerin ortalama karar sürelerinde artış yaşanması, aynı uyuşmazlığa ilişkin verilen kararlarda yeknesaklık olmaması gibi daha sayılabilecek birçok sebepten ötürü 211 tüketici hakem heyetinin dağılım ve teşkilat yapısının gözden geçirilerek günün gelişen ve değişen şartlarına uygun bir şekilde yeniden yapılandırılması ihtiyaç ve gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu yapılandırma tüketici hakem heyetlerinin yetki çevrelerini değiştirmeye/kaydırmaya/ birleştirmeye yönelik olabileceği gibi heyetlerin farklı konularda ihtisaslaşması veya ürün grupları bazında heyetler arasında dağılıma gidilmesi gibi çözümler de tüketici hakem heyetlerinin etkinliğinin artırılması ile hizmetin kalitesi ve devamlılığı açısından değerlendirilebilecek farklı yapılandırma yöntemlerinden bazılarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan 27 yıllık geçmişi olan tüketici hakem heyetleri ile 2,5 yıllık geçmişe sahip olan tüketici uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk kurumu birbiriyle yarışacak nitelikte alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olmayıp, birlikte mahkemelerin iş yükü hafifletmenin yanı sıra tüketicileri ve satıcı/sağlayıcıları uzun soluklu bir mahkeme maratonundan da kurtaracak şekilde ortak hareketle sürece katkı sağlamalıdır. Keza ülkemizde tüketici uyuşmazlıklarına ilişkin olarak yer alan diğer alternatif uyuşmazlık yollarının başvuru ağırlığı terazinin bir kefesine konsa diğer kefede tüketici hakem heyetlerinin ağırlığı yadsınamaz derecede baskın gelecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir diğer taraftan 1/10/2022 tarihinden itibaren 30.000 TL’ye yükseltilen başvuru parasal sınırının, 1/1/2023 tarihinden itibaren geçerli olacak yeni değerinin belirlenebilmesine esas alınacak veriler 3 Kasım 2022 tarihinde TÜİK tarafından açıklanmış<a href="#_edn12" id="_ednref12"><sup>[12]</sup></a> ve buna göre 2023 yılı vergi, harç ve cezalara uygulanmak üzere 2022 yılına ilişkin yeniden değerleme oranına esas olan veri % 122,93 oranında artış olarak gerçekleşmiştir. Buna göre Cumhurbaşkanı, Vergi Usul Kanunu kaynaklı %50 artırma veya %50 azaltma yetkisini kullanmazsa yeni yılda tüketici hakem heyetlerine zorunlu olarak başvuru parasal sınırının en az 66.000 TL olması beklenmektedir. %50 azaltma yetkisini kullandığı varsayılır ise tüketici hakem heyetlerine başvuru sınırının en az 48.000 TL civarında olacağı değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvuru parasal sınırının 15.430 TL’den 30.000 TL’ye artırılması ilçe tüketici hakem heyetlerine yapılan başvuru sayısını kritik düzeyde etkilememiş, ancak bazı büyükşehir il tüketici hakem heyetlerine yapılan başvurular 4-5 katına ulaşmıştır.<a id="_ednref13" href="#_edn13"><sup>[13]</sup></a> Tüketici tercihlerinin il tüketici hakem heyetlerine kaymasına ilişkin sebepler ile söz konusu başvuru parasal sınırının yeni yıldan itibaren 48.000-66.000 TL bandına yükselmesi neticesinde il tüketici hakem heyetlerinde meydana gelebilecek kapasite sorunu ve öngörülemeyen diğer tüm açmazlar uzun vadede değerlendirilebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref1" id="_edn1"><sup>[1]</sup></a> TUTUMLU, M. Akif, Türk Hukuk Sisteminde Tüketici Hakem Heyetleri, (Ocak 2019), Seçkin Yayınevi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref2" id="_edn2"><sup>[2]</sup></a> Prof. Dr. ZEVKLİLER, Aydın, (Kasım 2016), Tüketicinin Korunması Hukuku, Seçkin Yayıncılık</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref3" id="_edn3"><sup>[3]</sup></a> TUTUMLU, M. Akif, Türk Hukuk Sisteminde Tüketici Hakem Heyetleri, (Ocak 2019), Seçkin Yayınevi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_edn4" href="#_ednref4"><sup>[4]</sup></a> SAYALGI, Tuğba Hazal, Son Değişikliklerle 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği Sunumu, Türkiye Barolar Birliği Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Uygulamaya Etkileri Sempozyumu, <a href="https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanunda-yapilan-degisiklikler-ve-uygulamaya-etkileri-sempozyumu-83075">https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanunda-yapilan-degisiklikler-ve-uygulamaya-etkileri-sempozyumu-83075#</a>, 08/10/2022</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref5" id="_edn5"><sup>[5]</sup></a> (E-kaynak: <a href="https://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:L:2013:165:0063:0079:EN:PDF">https://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:L:2013:165:0063:0079:EN:PDF</a> , 14/11/2022)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref6" id="_edn6"><sup>[6]</sup></a> Prof. Dr. ÇABRİ, Sezai, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi (2021), Adalet Yayınevi, s.1133</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref7" id="_edn7"><sup>[7]</sup></a> (E-kaynak: <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/07/20200728-14.htm">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/07/20200728-14.htm</a> , 14/11/2022)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref8" id="_edn8"><sup>[8]</sup></a> (E-kaynak: <a href="https://adlisicil.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/9092022143819adalet_ist-2021.pdf">https://adlisicil.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/9092022143819adalet_ist-2021.pdf</a> ,14/11/2022)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref9" id="_edn9"><sup>[9]</sup></a> (E-kaynak: <a href="https://tuketici.ticaret.gov.tr/haberler/tuketici-hakem-heyetlerinin-2021-yili-istatistiklerine-iliskin-basin-duyurusu">https://tuketici.ticaret.gov.tr/haberler/tuketici-hakem-heyetlerinin-2021-yili-istatistiklerine-iliskin-basin-duyurusu</a>, 14/11/2022)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref10" id="_edn10"><sup>[10]</sup></a> (E-kaynak: <a href="https://adlisicil.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/9092022143819adalet_ist-2021.pdf">https://adlisicil.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/9092022143819adalet_ist-2021.pdf</a>,14/11/2022)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_edn11" href="#_ednref11"><sup>[11]</sup></a> (E-kaynak: <a href="https://adb.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/9052022162408t%C3%BCketici%20%2004.05.2022.pdf">https://adb.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/9052022162408t%C3%BCketici%20%2004.05.2022.pdf</a>, 14/11/2022)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref12" id="_edn12"><sup>[12]</sup></a>(E-kaynak: &nbsp;<a href="https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yurt-Ici-Uretici-Fiyat-Endeksi-Ekim-2022-45859">https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yurt-Ici-Uretici-Fiyat-Endeksi-Ekim-2022-45859</a>, 14/11/2022)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ednref13" id="_edn13"><sup>[13]</sup></a> UZUNOĞLAN, Bayram, Türkiye Barolar Birliği Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Uygulamaya Etkileri Sempozyumu, <a href="https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanunda-yapilan-degisiklikler-ve-uygulamaya-etkileri-sempozyumu-83075">https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanunda-yapilan-degisiklikler-ve-uygulamaya-etkileri-sempozyumu-83075#</a>, 08/10/2022</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
