<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İhracat &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<atom:link href="https://tiud.org.tr/tag/ihracat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<description>Ticaret Uzmanları Derneği</description>
	<lastBuildDate>Sat, 29 Jun 2024 11:20:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2021/12/cropped-tiud_logo_icon-32x32.png</url>
	<title>İhracat &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Aktörler, Kurumlar ve Stratejiler Bağlamında Türk Ticari Diplomasi Faaliyetleri: Asya-Pasifik Bölgesi Örneği</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2024/06/28/aktorler-kurumlar-ve-stratejiler-baglaminda-turk-ticari-diplomasi-faaliyetleri-asya-pasifik-bolgesi-ornegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Oğuz Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2024 12:18:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 65]]></category>
		<category><![CDATA[Asya-Pasifik]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Ticari Diplomasi]]></category>
		<category><![CDATA[Yumuşak Güç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7222</guid>

					<description><![CDATA[Diplomasi uluslararası ticaret ve yatırım alanlarında önemli bir fonksiyona sahiptir. Geleneksel diplomasinin ciddi bir değişime uğradığı günümüz dünyasında ülkelerinin önceliklerine, teknolojik gelişim ve ihtiyaçlara, ticaret sistemindeki dönüşüme ve artan rekabet şartlarına göre diplomasisini yeniden yapılandıran devletlerin küresel ekonomide daha fazla güce sahip olduğu görülmektedir. Bu açıdan Türkiye ekonomisi için strateji ve küresel rekabette öne çıkan sektör ve ürün gruplarının tespit edilerek, bu sektör ve ürün gruplarının doğru diplomasi kanallarıyla uluslararası ticarete ve yatırıma konu edilmesi büyük önem arz etmektedir. Kamu ve özel sektördeki farklı aktörler tarafından ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi, sorunların çözülmesi ve bir ülkenin dışarıdan yatırım çekmesini teminen gerçekleştirilen faaliyetler olarak tanımlanabilecek ticari diplomasi küresel pazarlardaki ihracat hedeflerini yakalamak ve geliştirmek için en sık kullanılan araçlardan biridir. Bu çalışmada kavramsal çerçeve ve alan yazında kullanılış biçiminin ele alınmasının ardından aktörler ve kurumlar bağlamında Türk ticari diplomasi faaliyetleri Asya-Pasifik bölgesi örneği üzerinden değerlendirilecek olup belirlenen 13 ülke bakımından Türkiye’nin dış ticaret ve yurt dışı temsilciliklerine ilişkin veriler ışığında geleneksel pazarlar yerine rotanın çevrildiği yeni hedef pazarlara yönelik politika ve stratejiler tartışılacaktır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Diplomasi uluslararası ticaret ve yatırım alanlarında önemli bir fonksiyona sahiptir. Geleneksel diplomasinin ciddi bir değişime uğradığı günümüz dünyasında ülkelerinin önceliklerine, teknolojik gelişim ve ihtiyaçlara, ticaret sistemindeki dönüşüme ve artan rekabet şartlarına göre diplomasisini yeniden yapılandıran devletlerin küresel ekonomide daha fazla güce sahip olduğu görülmektedir. Bu açıdan Türkiye ekonomisi için strateji ve küresel rekabette öne çıkan sektör ve ürün gruplarının tespit edilerek, bu sektör ve ürün gruplarının doğru diplomasi kanallarıyla uluslararası ticarete ve yatırıma konu edilmesi büyük önem arz etmektedir. Kamu ve özel sektördeki farklı aktörler tarafından ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi, sorunların çözülmesi ve bir ülkenin dışarıdan yatırım çekmesini teminen gerçekleştirilen faaliyetler olarak tanımlanabilecek ticari diplomasi küresel pazarlardaki ihracat hedeflerini yakalamak ve geliştirmek için en sık kullanılan araçlardan biridir. Bu çalışmada kavramsal çerçeve ve alan yazında kullanılış biçiminin ele alınmasının ardından aktörler ve kurumlar bağlamında Türk ticari diplomasi faaliyetleri Asya-Pasifik bölgesi örneği üzerinden değerlendirilecek olup belirlenen 13 ülke bakımından Türkiye’nin dış ticaret ve yurt dışı temsilciliklerine ilişkin veriler ışığında geleneksel pazarlar yerine rotanın çevrildiği yeni hedef pazarlara yönelik politika ve stratejiler tartışılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar kelimeler:</strong> Ticari diplomasi, Ticaret, Asya-Pasifik, Yumuşak Güç, İhracat</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Diplomacy plays an important role in the fields of international trade and investment. Today, where traditional diplomacy has undergone significant changes, it is observed that states restructuring their diplomacy according to their priorities, technological advancements and needs, transformation in the trade system, and increasing competitive conditions have more power in the global economy. From this perspective, identifying the sectors and product groups that stand out in terms of strategy and global competition for the Turkish economy, and subjecting these sectors and product groups to international trade and investment through the right diplomatic channels, is of great importance. Commercial diplomacy, which can be defined as activities carried out to develop bilateral trade between countries, resolve conflicts, and attract foreign investment, by different actors in the public and private sectors, is one of the most used tools to achieve and improve export targets in global markets. In this study, after examining the conceptual framework and way of use in the literature, Turkish commercial diplomacy activities will be evaluated through the example of the Asia-Pacific region in terms of actors and institutions, and policies and strategies directed towards new target markets where the route is shifted from traditional markets will be discussed based on data related to Türkiye’s foreign trade and commercial representations for the 13 identified countries.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Commercial Diplomacy, Trade, Asia-Pacific, Soft Power, Export</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">En temel tanımıyla ülkeler arasındaki ticari ilişkileri geliştirmek ve dış ticaret hacminin artmasını sağlamak maksadıyla kullanılan bir diplomasi biçimi olarak ifade edilebilecek ticari diplomasi, geleneksel diplomasiye benzer şekilde ülkeler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, sorunların çözülmesi ve ortak çıkarların sağlanması için tercih edilen önemli enstrümanlardan biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticari diplomasi, ticaret anlaşmalarının müzakeresi ve yürütülmesi, ticaret engellerinin kaldırılması, yatırım teşvikleri ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi gibi konuları kapsar. Bu çerçevede, hükümetlerin ticari diplomasiyi kullanarak ticari ilişkileri güçlendirmek, ekonomik kalkınmayı teşvik etmek ve uluslararası pazarlarda rekabet avantajı elde etmek için çaba gösterdiklerini vurgulamak gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, küreselleşme ve dijital çağın başlangıcı ile ülkeler arasındaki ilişkiler derinleşmiş bu da ticari diplomasiyi daha önemli, bir yandan da karmaşık hale getirmiştir. Bu nedenle, birçok ülke ticari diplomatik ilişkilerini güçlendirmek için özel ticari diplomatik misyonlar oluşturmuş veya ticari diplomatik birimler kurmuştur. Kültürel, tarihsel, ticari ve siyasal ilişkilerimiz bakımından ülkemiz için önemli potansiyel barındıran Asya-Pasifik bölgesinin ticari diplomasinin aktör, kurum ve stratejileri bağlamında incelenmesinin ihracat vizyonunun çerçevelendirilmesine ışık tutması beklenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son yirmi yıldır dünyanın önemli jeopolitik merkezi haline gelen Asya-Pasifik bölgesinin tecrübe ettiği değişim, dünya çapında güç dengelerini yeniden şekillendirmektedir. “Asya’nın Yükselişi”nin bu manada dünya çapında bu yüzyılın ana konusu olması söz konusudur. Her ne kadar bu yükseliş metaforu önceleri daha çok Çin merkezli algılanmakla birlikte, özellikle ekonomik ve ticari anlamda tüm Asya-Pasifik coğrafyasının bir kalkınma hamlesi içinde olduğu ve bu ülkelerin geleceğin önemli aktörleri olarak görülmeye başlandığı hususu da genel kabul görmektedir. (Dışişleri Bakanlığı, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmanın ana odağını Asya-Pasifik bölgesi örneği üzerinden aktörler, kurumlar ve stratejiler bağlamında Türk ticari diplomasi faaliyetleri oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticari diplomasi kavramına ilişkin çalışmalar her ne kadar ulusal literatürde henüz beklenen seviyede yer bulamadıysa da uluslararası ilişkiler ve uluslararası ticaret alanında çalışan akademisyenlerin ilgili duyduğu alanlardan biri olduğunu ifade etmek mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kavramı kendi ülkesi ile bulunduğu ülke arasında iş geliştirme amacıyla diplomatik statüye sahip devlet temsilcileri tarafından yürütülen bir faaliyet olarak özetleyen Naray’ın (2008) tarifinin yanında Lee (2004) ticari diplomasiyi diplomatik kanallar ve süreçleri kullanarak ticari ilişkileri yöneten bir kamusal ve özel aktör şebekesinin faaliyeti olarak tanımlamaktadır. James &amp; Berridge (2003, s.42) ise “diplomatik misyonların çalışmaları, kendi ülkesine hedef ülkedeki ticaret durumu ve yatırım fırsatları hakkında bilgi vermek, ülkesinden gelen özellikle küçük işletmeler başta olmak üzere iş insanlarına gerekli bilgiyi vererek aydınlatmak ve ticaret seyahatlerine gerekli destekleri sağlamak, bulunduğu ülkedeki iş insanları ve ticaret odaları ile teması sürdürmek” şeklinde daha ayrıntılı bir tanım yapar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Literatürde ekonomi diplomasisi (economic diplomacy) ve ticari diplomasi (commercial diplomacy) kavramlarının genellikle birbirinin yerine kullanıldığı görülse de bu iki kavramı birbirinden ayıran bazı çalışmalar da mevcuttur. Reuvers (2012, s.2) ticari diplomasinin, ekonomi diplomasisinin bir alt kümesi şeklinde yorumlandığını hatırlatır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, ekonomi diplomasisi ile yakından ilişkili olmasına rağmen, ticari diplomasinin ticaretin yanı sıra içe ve dışa yatırımın teşvik edilmesini içermektedir (James &amp; Berridge, 2003, s.108). Ancak ticari diplomasi ve ekonomi diplomasisinin ayrı olduğu anlamına gelmez; bunlar vazgeçilmez bir biçimde iç içe geçmiş durumdadır: aynı amaca sahip ticari diplomasi, karşılaştırmalı üstünlük avantajlarından yararlanmayı amaçlarken, ekonomi diplomasisinin yarattığı uluslararası fırsatlardan ve piyasaların gelişiminden yararlanmayı hedeflemektedir (Potter, 2004, s.55; Aktan &amp; Gür, 2023, s.6575).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik diplomasi ve ticari diplomasi faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelere örnek teşkil etmesi bakımından Rana ve Chatterjee’nin (2011) sınıflandırmasına Şekil 1’de yer verilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 1.</strong> Ekonomik Diplomasi ve Ticari Diplomasi Faaliyetleri</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="645" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image1-1024x645.png" alt="" class="wp-image-7223" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image1-1024x645.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image1-300x189.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image1-768x484.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image1-1536x968.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image1.png 1731w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Kaynak:</strong> Rana &amp; Chatterjee, 2011, s.4.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, MÜSİAD tarafından 2018 yılında hazırlanan “Ekonomik Refah ve Güvenlik Bağlamında Ticaret Diplomasisi” başlıklı araştırma raporunda ekonomik diplomasiden farklılaşan ticaret diplomasisinin genel olarak kamunun veya kamu hizmeti sağlayıcılarının iş dünyası, ticaret odaları, sanayiciler vs. ile karşılıklı bir anlayış içerisinde uluslararası ticaret ve yatırım ortamını ülkeleri lehine geliştirmelerini ifade ettiğinin altı çizilmektedir (MÜSİAD, 2018). Genel olarak ticaret diplomasisi faaliyetleri iki temel çerçeveden oluşmaktadır: Ticaretle ilgili politika yapım süreçlerini ilgilendiren faaliyet ve süreçler; ihracat ve yatırımları destekleyici ve teşvik edici faaliyet ve süreçler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret kavramı doğrudan iki veya ikiden fazla taraf arasında gerçekleştirilen mal veya hizmet alışverişini, bir diğer deyişle ülkeler arası bağlamda ihracat veya ithalatı (dış ticaret) ifade etmektedir. Ticari diplomasi kavramsallaştırmasındaki ticari ise yalnızca ticaretle ilgili konuları değil, yatırım, turizm, mülkiyet hakları vs. ekonomik yönü olan diğer alanları da kapsadığı için çok daha geniş bir anlama sahip olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu çalışmada da daha genişletilmiş bir perspektiften yola çıkılarak ihracat ve yatırımların arttırılması için kamu/özel sektör iş birliğinin yurtdışındaki faaliyetlerinin ve tercih edeceği enstrümanlarının etkinleştirilmesi anlamı üzerinde durulmaktadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AKTÖRLER VE KURUMLAR: TEMSİLCİLİKLER, KAMU VE ÖZEL SEKTÖR KURULUŞLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticari diplomasinin daha iyi anlaşılması için tüm aktörlerin ve aralarındaki ilişkinin anlaşılması kritiktir. Bu nedenle önce aktör kavramı tanımlanmalıdır. Devlet ve devlet-dışı aktörler şu dört özelliğe sahip yapılar olarak tanımlamaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Amaçları ve çıkarları üzerinde bağımsız karar verme yeteneğine sahip olmaları;</li>



<li>Hedefleri gerçekleştirmek için gerekli kaynakları seferber edebilme kapasitesine sahip olmaları ve küresel düzeyde iş birliği yapma konusunda hevesli olmaları;</li>



<li>Eylemleri ve faaliyetleri, devletlerarası ilişkileri veya diğer devlet-dışı aktörlerin küresel sistemdeki davranışlarını etkileyecek kadar önemli olmaları;</li>



<li>Diğer aktörlerle diplomatik ilişkiler kurabilme kabiliyetine sahip olmaları (Okan, 2010, s.48).</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla ticari diplomaside aktör, uluslararası sistemdeki karar alıcılarla müzakere edebilmek, diplomatik ilişki kurabilmek, politik ve ekonomik hedeflere ulaşabilmek için birtakım enstrümanlar geliştirebilme ve uygulayabilme kabiliyetine sahip birimler olarak tanımlanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, Balkan (2023) ticari diplomasinin aktörlerinin yurt içinde ticaret ile ilgili kamu görevlileri ile diplomatik statüyü haiz yurt dışında görev yapan ticaret temsilciliği idarecisi ya da diplomatik misyonun ticaret ile ilgili personeli olduğunu vurgular. Söz konusu ticari diplomatlar, ticaret müşaviri, ticaret ataşesi, ticaret temsilcisi gibi unvanlarda faaliyetlerini yürütebilmektedir. Ticari diplomatlar ülkelerin ticari ateşeleri olabileceği gibi, ticari danışman, ticari temsilci, seçilmiş lobi şirketleri, ajanslar, STKlar vs. şeklinde kişi ya da kuruluşlar da olabilir. Öte yandan, ticari diplomasi faaliyetleri kimi durumlarda devlet başkanları, cumhurbaşkanları, bakanlar, milletvekilleri, büyükelçiler ile diğer büyükelçilik personeli tarafından da yerine getirilebilmektedir. Bu bağlamda, ticari diplomasi çalışmaları, başta Dışişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı gibi kurumlar tarafından yurtdışında görevlendirilen diplomatlar tarafından gerçekleştirilen faaliyetlerdir (Hocking &amp; Lee, 2010, s.1222).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk ticari diplomasi faaliyetleri, Asya-Pasifik bölgesindeki aktörler, kurumlar ve stratejiler bağlamında incelendiğinde şu ana unsurlara odaklanılabilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Hükümetler ve Ticaret Bakanlıkları: Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesindeki ticari diplomasi faaliyetlerinin önemli bir bileşeni, Türk hükümeti ve özellikle Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Bakanlık bölgedeki pazarları analiz eder, ticaret anlaşmalarını müzakere eder ve Türk şirketlerinin bu pazarlara erişimini kolaylaştırmak için çeşitli stratejiler geliştirir.</li>



<li>Ticaret Odaları ve İş Konseyleri: Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesindeki ticari diplomatik çabalarında ticaret odaları ve iş konseyleri önemli bir rol oynar. Bu kuruluşlar, Türk şirketlerinin bölgedeki iş dünyasıyla bağlantı kurmasına ve iş birliği olanaklarını değerlendirmesine yardımcı olur.</li>



<li>Türk İş Dünyası: Türk iş dünyası, Asya-Pasifik bölgesindeki ticari fırsatları değerlendirmek ve iş birliği olanaklarını araştırmak için çeşitli stratejiler izler. Bu şirketler, bölgedeki taleplere ve pazar dinamiklerine uygun ürün ve hizmetler sunmak için pazar araştırması yapar ve yerel iş ortaklarıyla koordine olur.</li>



<li>Kültürel ve Eğitim Kurumları: Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesindeki ticari diplomatik faaliyetleri, kültürel ve eğitim kurumlarının iş birliğini de içerebilir. Kültürel etkileşim ve eğitim de ticari ilişkilerin güçlenmesine katkıda bulunabilir ve bölgedeki Türk varlığını güçlendirebilir.</li>



<li>Yatırım Teşvikleri ve Ticaret Fuarları: Türkiye, Asya-Pasifik bölgesindeki yatırımları teşvik etmek ve Türk ürünlerini tanıtmak için çeşitli ticaret fuarları ve etkinliklere katılır. Bu tür etkinlikler, Türk şirketlerinin bölgedeki iş birliği olanaklarını değerlendirmelerine ve ticari diplomatik ilişkileri güçlendirmelerine olanak tanır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesindeki ticari diplomatik faaliyetleri, bölgedeki ekonomik dinamiklere ve pazar taleplerine uygun stratejiler geliştirerek, iş birliği olanaklarını maksimize etmek için çeşitli aktörlerle birlikte çalışmayı içerir. Bu çabalar, Türkiye&#8217;nin bölgedeki varlığını güçlendirmeye ve ticari ilişkilerini genişletmeye yöneliktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticari diplomasi faaliyetleri esas itibariyle Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Yurt dışında temsil edilen kurumlar, Dışişleri Bakanlığı büyükelçilik ve başkonsolosluklara bağlı olarak çalışmakta olduğundan, bu bakanlık ilişki ve görev anlamında, ticari diplomasi faaliyetlerinin içerisinde yer almaktadır (Yıldırımlıdal, 2023). Bunun yanında, faaliyetleri doğrudan ticari diplomasi kapsamında olmamakla birlikte, görevleri gereği ticari diplomasi faaliyetlerine etki edebilecek Türk İşbirliği Kalkınma Ajansı (TİKA), Yunus Emre Enstitüsü başta olmak üzere bazı bakanlık ve kurumlar da mevcuttur (Can, 2020, s.122).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, Şekil 2’de Türk ticaret ve ekonomi diplomasisi faaliyetlerinde aktif olarak rol alan Dışişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığına bağlı idareler ile Türk Eximbank, DEİK, TOBB, TİM, TÜSİAD ve MÜSİAD gibi diğer bazı yapılara yer verilmiştir. Bu kuruluşlar kamusal kurumlar ve özel kuruluşlar veya sivil toplum kuruluşları olarak iki grup altında tasnif edilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 2.</strong> Ticari Diplomasi Faaliyetleri (Kurumlar)</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="678" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image2-1024x678.png" alt="" class="wp-image-7224" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image2-1024x678.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image2-300x199.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image2-768x508.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image2-1536x1017.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/aktorler_kurumlar_ve_stratejiler_image2.png 2003w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GELENEKSEL PAZARLAR, HEDEF PAZARLAR VE UZAK ÜLKELER STRATEJİSİ ÇERÇEVESİNDE TİCARİ DİPLOMASİ FAALİYETLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin yakın kara havzası, kara sınırlarının doğrudan bağlı olduğu üç bölgeyi kapsar; Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu. Türkiye gerek tarihi birikimi gerekse coğrafi konumu itibariyle bu yakın havzanın değişmez bir parçası durumundadır. Ülkenin uluslararası düzeydeki siyasi, ekonomik ve kültürel ağırlığı bu havzadaki sahip olduğu etkinliğe ve performansa bağlı olmaya devam edecektir. Bu bağlamda, ekonomik ve kültürel nitelikli mekanizmalar, politik kaynaklı gerginliklerin tansiyonunu düşürebilmekte, ayrıca Türkiye’ye bölgesel güçlere alternatif politika üretme olanağı sağlayabilmektedir. Turgut Özal’ın Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya ve Karadeniz bölge ülkeleriyle, ekonomik iş birliği, su ve enerji nakil hatları, KEİ gibi bölgesel ekonomik iş birliği kuruluşlarının temelini atmak gibi derin ve karşılıklı işbirliği girişimleri bu potansiyeli kullanma amaçlı şeklinde yorumlanmaktadır (Ünay, 2010, s.29).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan dış ticaretin bölgesel bazda çeşitlendirilmesi, ihracata dayalı faaliyette bulunan sektörler için dış ticaretten kaynaklı talep risklerini azaltmak için kullanılması gereken politikalardan birisidir. Bu politika aynı zamanda ülkeye özgü istikrasızlıkları da azaltabilmektedir (Çınar &amp; Türkmen, 2010, s.30). Belirli bir ihracat pazarında büyüme ile artan rekabet, firmaları yeni pazar araştırmalarına zorlamakta, gelişen teknoloji ve ulaşım imkânları ise yeni pazarlara ulaşmada kolaylık sağlayabilmektedir (Çınar &amp; Türkmen, 2010, s.51).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihsel perspektiften bakıldığında ise 1980’lerde coğrafi yakınlık olgusuna dayanarak, iç pazara yönelik üretim yapan firmaların üretim fazlalarını dış pazarlara, özellikle yakın komşulara satmaları üzerine kurulu, fakat süreklilik arz etmeyen satışların firmaların döviz gelirleri elde etmelerinin yanında dış pazarlarla tanıştıkları, yabancı pazarlara açılmanın ilk evresi olan ihracat pazarlaması stratejisiyle yakın Ortadoğu pazarları üzerinden dünyaya açılma sürecine giren Türkiye, birtakım bölgesel istikrarsızlıklar ve yeni hedef pazarlar arayışı ile bu tarihlerden sonra daha istikrarlı ve alım gücü yüksek pazarlara yönelmeye başlamıştır. Dolayısıyla her ne kadar coğrafi avantaj, teknik iş birliği, gümrük ve sınır güvenliği gibi konulardaki ortaklıklar komşu ve yakın konumdaki ülkelerle ticaret hacmi bakımından güçlü yönleri teşkil etse de alım düzeyi düşük komşu ve çevre ülke pazarları gibi yerel bir perspektif yerine küresel bir bakış açısı benimsemesi ve pazarlamanın nihai evresi global pazarlamaya uygun, küresel perspektifi olan ticaret stratejileri izlemesi, bilgi ve teknoloji yoğun ürünlerin komşularla sınırlandırmaksızın global ölçekte pazarlara sunması önerilmektedir (Ayman ve diğerleri, 2007, s.256). Dolayısıyla bu, ihracatta rotanın uzak pazarlara çevrilmesi anlamına gelmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, 2005 yılında uygulamaya konan ve 24 ülkeyi kapsayan Asya-Pasifik Ülkeleri ile Ticari ve Ekonomik İlişkileri Geliştirme Stratejisi kapsamında, dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındıran ve dünyanın en hızlı büyüyen ekonomik alanını teşkil eden ve dolayısıyla dünya ticaretinde önemli bir yere sahip bulunan Asya-Pasifik bölgesi hedef pazarlar içine dahil edilmiştir (Ticaret Bakanlığı, 2007, s.29). Asya-Pasifik ülkeleri stratejisinin temelini, bölgeyle ticari ve ekonomik ilişkilere genel bir ivme kazandırmak ve bölge pazarlarından gerekli payı almak, ihracatta karşılaşılan en büyük yapısal sorun olan sektörel ve bölgesel bağımlılığı bertaraf etmek, bölge ülkelerinden yapılan ve ihracatta ana-ara girdi olarak kullanılan ürünlerin ithalatında gerekli disiplini sağlamak, önemli sermaye birikimine sahip bölge ülkelerinden yatırım çekmek, müteahhitlik, müşavirlik ve mühendislik firmalarının Asya-Pasifik ülkelerindeki pazar paylarını artırmak ve savunma sanayi sektörünün sahip olduğu potansiyeli kullanmak gibi belirli hedefler oluşturmaktadır. Dolayısıyla, Asya-Pasifik bölgesinde yer alan ülkeler ile ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve özellikle bölgeye yönelik ihracatın arttırılması çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla ticaret ve yatırım promosyonuna yönelik ticari diplomasi faaliyetleri çerçevesinde KEK toplantıları, ortak is konseyi toplantıları, ticaret heyetleri, bölgede düzenlenen ticaret fuarlarına milli katılımlar ve dış ticaret köprüsü etkinlikleri düzenlenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asya-Pasifik bölgesi geniş bir coğrafi alanı kapsar ve çeşitli ülkeleri içerir. Bu bölgedeki ülkeler şu şekildedir; Avustralya, Çin, Endonezya, Filipinler, Güney Kore, Hindistan, Japonya, Kamboçya, Malezya, Singapur, Tayland, Vietnam, Yeni Zelanda. Anılan ülkelerin her biri ekonomik, kültürel ve siyasi açıdan farklı dinamiklere sahip olduğundan Türkiye’nin dış ticaret politikasında söz konusu unsurlar belirleyici ve yönlendirici rol oynar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin Asya’da Hindistan müteahhitlik ve teknik müşavirlik sektörü açısından yeni bir ülke olmasına rağmen önemli miktarlarda projelerin alındığı, Malezya ve diğer bazı uzak doğu ülkeleri ise sektörün son yıllarda projeler aldığı ülkeler olmuşlardır. Ticaret müşaviri ataması sonrasında Türk müteahhitlik firmalarının bu ülkelere ciddi şekilde yerleşmeye başladıklarını, göstermektedir (Can, 2020, s.243). Ancak coğrafi uzaklık, kültürel farklılıklar, iş yapma şeklindeki değişiklikler, sektörün bu pazarlarda hemen büyümesine engel durumlar şeklinde görülebilecektir. Öte yandan, geçen süreçte kazanılan tecrübelerle önümüzdeki yıllarda daha fazla proje alınması beklenebilecek bir durumdur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda Türkiye’nin geleneksel olarak etkin olduğu Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu coğrafi bölgeleri haricinde yeni pazarlarda tutundurma faaliyetlerine ağırlık vermesi ithalatta alternatif arayan ülkeler için bir seçenek olarak kalıcı hale gelmesini sağlayabilecektir. Bu çalışma kapsamında ele alınmak üzere – sonraki başlıkta daha detaylı değinileceği üzere &#8211; 13 ülke belirlenmiştir. Bahse konu 13 ülkeden 10’u aynı zamanda “Uzak Ülkeler Stratejisi” kapsamında yer alan ülkelerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2022 yılı Temmuz ayında Ticaret Bakanlığı tarafından kamuoyu ile detayları paylaşılan Uzak Ülkeler Stratejisi “uzak ülkelere yönelik özel bir dış ticaret stratejisinin ortaya konulması gerekliliği”nden hareket etmektedir. Covid-19 salgını nedeniyle küresel üretim ve tedarik zincirinde yaşanan aksamaları da fırsat olarak değerlendirerek Türkiye’nin küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmek için yola çıkılan bu eylem planında ihracatın geleneksel ürün-pazar yapısını bir ileri aşamaya taşıyarak yeni ürün ve yeni pazar çeşitliliğine odaklanılmaktadır (Ticaret Bakanlığı, 2022). Bu anlayışla Ticaret Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen analitik çalışmalar neticesinde Türkiye’ye 2 bin 500 kilometreden uzak mesafede bulunan, dünyadan ithalatı 60 milyar doların üzerinde olan ve ithalatından alınan payın yüzde 1’in altında olduğu 18 ülke hedef olarak belirlenmiş olup bu ülkelerin yarıdan fazlası Asya-Pasifik bölgesinde yer almaktadır. İkili ticaretin geliştirilmesine yönelik atılan en somut adımlardan biri ise ihracat desteklerin arttırılmış oranda uygulanıyor olmasıdır. Türkiye’nin söz konusu ülkelere yönelik ticari diplomasi faaliyetlerini anlamak ve dış ticaret hacmine daha yakından bakmak üzere sonraki bölümde bazı veri ve istatistiklere yer verilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ASYA-PASİFİK BÖLGESİ İLE DIŞ TİCARETTE GENEL GÖRÜNÜM VE TÜRK TİCARİ DİPLOMASİ FAALİYETLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Asya-Pasifik bölgesinde konumlanan ve bu çalışma özelinde incelenen 13 ülke ile Türkiye’nin dış ticaret istatistiklerine Tablo 1’de yer verilmektedir. Buna göre daha detaylı bakıldığında ilk sırayı 3,3 milyar Dolar ihracat ile Çin’in aldığı görülmektedir.&nbsp; Hindistan, Güney Kore, Avustralya ve Singapur ise ilk beş içerisinde yer alan diğer ülkelerdir. Bu ülkeler arasında Avustralya, Türkiye’nin dengeli bir dış ticaret hacmi olan ülkeler arasında olup toplam ihracat ve ithalat değerleri birbirine yakındır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tablo 1. </strong>Türkiye’nin Asya-Pasifik Bölgesine Toplam İhracatı (Bin Dolar)</p>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td><strong>Ülke</strong></td><td><strong>2021</strong></td><td><strong>2022</strong></td><td><strong>2023</strong></td></tr><tr><td><strong>Çin</strong></td><td>3.662,8</td><td>3.281,1</td><td>3.309,2</td></tr><tr><td><strong>Hindistan</strong></td><td>1.304,9</td><td>1.637,5</td><td>1.644,0</td></tr><tr><td><strong>Güney Kore</strong></td><td>987,4</td><td>1.051,6</td><td>1.042,2</td></tr><tr><td><strong>Avustralya</strong></td><td>971,0</td><td>965,7</td><td>944,8</td></tr><tr><td><strong>Singapur</strong></td><td>888,5</td><td>800,1</td><td>756,9</td></tr><tr><td><strong>Japonya</strong></td><td>529,7</td><td>664,0</td><td>645,4</td></tr><tr><td><strong>Malezya</strong></td><td>445,2</td><td>478,3</td><td>489,9</td></tr><tr><td><strong>Vietnam</strong></td><td>336,7</td><td>343,8</td><td>426,0</td></tr><tr><td><strong>Endonezya</strong></td><td>313,0</td><td>367,3</td><td>409,9</td></tr><tr><td><strong>Tayland</strong></td><td>236,2</td><td>282,5</td><td>280,8</td></tr><tr><td><strong>Filipinler</strong></td><td>112,5</td><td>308,8</td><td>208,8</td></tr><tr><td><strong>Yeni Zelanda</strong></td><td>128,0</td><td>118,8</td><td>122,6</td></tr><tr><td><strong>Kamboçya</strong></td><td>26,3</td><td>26,3</td><td>25,7</td></tr><tr><td><strong>Toplam</strong></td><td><strong>9.942,4</strong></td><td><strong>10.325,7</strong></td><td><strong>10.306,4</strong></td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Kaynak:</strong> Trademap, 2024.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgeye yönelik önceliklendirme ve strateji ortaya konmadan bir vizyon geliştirilmesi kısa vadede ihracat paylarını artırabilecekse de daha uzun soluklu ve istikrarlı bir ilişki kurabilmek adına ihracat perspektifinde potansiyel arz eden bazı sektörlerin belirlenmesi ve üzerine çalışılması önemli olacaktır. Örneğin Türkiye müteahhitlik sektöründe dünyanın önemli ülkeleri arasındadır. Dünyanın değişik bölgelerinde kazanmış oldukları tecrübeler, yeni bilinmeyen pazarlara girişlerinde önemli bir avantajdır. Ayrıca konunun akademik olarak daha fazla çalışılması, sektörün potansiyel pazar imkanlarının değerlendirmesine pozitif katkı yapacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine hizmet ihracatının önemli kalemlerinden turizm (özellikle de sağlık turizmi) ve eğitim konusuna daha stratejik yaklaşılarak özellikle Avustralya, Yeni Zelanda, Singapur ve Japonya gibi refah düzeyi yüksek ülkelere yönelik planlama yapılabilir. Bu noktada, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi, ülkeler arası resmi ziyaret ve heyetler ile Türkiye’nin Asya-Pasifik ülkelerinde somut temas noktaları oluşturması ticari diplomasinin işletilmesi konusunda işlevsel araçlar teşkil eder. 2009 yılında Pekin’de bir Türk Ticaret Ofisi açılması sonrasında Asya-Pasifik ülkelerine yönelik ihracatın bir önceki yıla göre % 44 oranında artış gösterdiği ve 5,54 milyar Dolar civarında gerçekleştiği tespit edilmiştir. İhracat artış hızı, stratejinin yürürlüğe girdiği 2005 yılından bu yana genel ihracat artış ortalamasının üzerinde gerçekleşmiştir. Türkiye için önemli bir doğrudan yabancı yatırım kaynağı Japonya, emek yoğun sektörlerde Çin ve yükselen bilişim sektörlerinde de Hindistan gibi en büyük potansiyel rakipleri bu bölgede bulunmaktadır. (Özberk, 2010).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir başka örnekle, geleneksel pazarlar arasında olmayan uzak doğuda Moğolistan, Tayland, Vietnam, Filipinler gibi ülkelerde, 2003 yılı sonrasında (ağırlıklı olarak 2010 yılından sonra) ticaret müşaviri ataması sonrasında Türk firmalarının ilk defa müteahhitlik ihaleleri aldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca Can (2020) çalışmasında, ilk defa ticari diplomatın atandığı veya mevcut sayının artmış olduğu ülke, hangi kıta veya bölgeye bakılmaksızın o ülkeye olan ihracatının olumlu etkilendiğini saptamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, Ticaret Bakanlığı’nın yurt dışı ticari diplomasi faaliyetleri 119 ülkede 179 merkezde faaliyet gösteren ticaret temsilcilikleri vasıtasıyla yürütülmektedir. Bakanlık yurt dışı ticaret temsilcilerinin görevlerinden bazıları, firmalara danışmanlık hizmeti, Türk ürünlerinin tanıtımı, ürünlerin pazara girişte karşılaştığı sorunların tespiti ve çözümü, fuarlara katılım, ticaret heyetleri, alım heyetleri ve basın ziyaretlerinin organizasyonları, kabul eden ülkedeki büyük ihaleler ile ithalat taleplerinin firmalara bildirilmesi, potansiyel yatırımcılar ile ithalatçıların belirlenip ülkemiz firmalarına iletilmesi, seminerler ve organizasyonları düzenlenme, ülkemizi ikili ve çok taraflı platformlarda temsil etmek olarak sayılabilir (Balkan, 2023).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tablo 2. </strong>Ticaret Bakanlığı Yurtdışı Teşkilatı (Asya-Pasifik Bölgesi)</p>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><td><strong>Ülke</strong></td><td><strong>Temsilcilik</strong></td><td><strong>Temsilci Sayısı</strong></td></tr></thead><tbody><tr><td rowspan="2">Avustralya</td><td>Melburn</td><td rowspan="2">2</td></tr><tr><td>Sidney</td></tr><tr><td rowspan="4">Çin Halk Cumhuriyeti</td><td>Guanco</td><td rowspan="4">8</td></tr><tr><td>Hong Kong</td></tr><tr><td>Pekin</td></tr><tr><td>Şanghay</td></tr><tr><td>Endonezya</td><td>Cakarta</td><td>2</td></tr><tr><td>Filipinler</td><td>Manila</td><td>1</td></tr><tr><td>Güney Kore</td><td>Seul</td><td>1</td></tr><tr><td rowspan="3">Hindistan</td><td>Yeni Delhi</td><td rowspan="3">4</td></tr><tr><td>Haydarabad</td></tr><tr><td>Mumbai</td></tr><tr><td>Japonya</td><td>Tokyo</td><td>2</td></tr><tr><td>Kamboçya</td><td>Punom Pen</td><td>1</td></tr><tr><td>Malezya</td><td>Kuala Lumpur</td><td>2</td></tr><tr><td>Singapur</td><td>Singapur</td><td>1</td></tr><tr><td>Tayland</td><td>Bangkok</td><td>1</td></tr><tr><td>Vietnam</td><td>Hanoi</td><td>1</td></tr><tr><td>Yeni Zelanda</td><td>Wellington</td><td>-*</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Kaynak:</strong> Ticaret Bakanlığı, 2024.<br>*Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’da münhal kadro bulunmaktadır.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Konuya ilişkin alan yazında rastlanan bazı çalışmalar ticari diplomasi üzerindeki söz konusu etkiyi doğrular niteliktedir (Bedir, 2021). Devlet ve hükümet başkanlarından oluşan üst düzet heyetlerin yurtdışı ziyaretlerinin uluslararası ticaret üzerindeki olumlu etkisini tespit eden Okan (2019), dış temsilciliklerin uluslararası ticarete olan olumlu etkisini ve yurtdışındaki her yeni ek konsolosluk için yaklaşık %6-10 arttığını ortaya koyan Rose (2007) ve diğer devletlerle ikili ve çok taraflı ticaret anlaşmaları imzalamak ve diplomatik temsilcilik açmak gibi kullandığı ticari diplomasi yöntemlerinin dış ticaret ve yatırım akışları üzerinde olumlu etkisinin olduğunu tespit eden AlTaffaq’ın (2019) çalışmaları örnek olarak sayılabilecektir. Aktan ve Gür (2023) ise Körfez ülkelerinde görev yapmış ve ticari diplomasinin önemli aktörleri olan kamu çalışanları (ticaret müşavirleri ve ataşeleri) ile özel sektörden uluslararası ticaret alanında uzman, bir diğer deyişle şirket yetkilileri ile gerçekleştirdikleri derinlemesine mülakatların sonucunda kamu ve özel sektörün arasındaki iletişim mekanizmasının önemine vurgu yapmış, söz konusu araştırmada kamu kurumlarının, bölgede ticari faaliyeti gösteren bu ülkelerin iş kültürünü iyi bilen tecrübeli özel sektör firma yetkilileri ile birlikte ortak projeler yürütebileceklerinin altı çizilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla beraber, Endonezya ve Malezya gibi ülkeler ile kültürel ve tarihsel bağlara vurgu yapılması hizmet ihracatı (örneğin dizi-film ihracatı ve diğer kreatif endüstriler) konusunda Ortadoğu ve Güney Amerika’dan sonra yeni alanlar açabilecektir. Benzer şekilde Avustralya ve Yeni Zelanda için tamamlayıcı yönüyle kültürel diplomasi işletilebilir ve bir yumuşak güç unsuru olarak kullanılabilecektir. Kamu, ekonomik, ticari, insani, hukuki ve kültürel diplomasi birbirlerini tamamlayan ve koordineli bir şekilde yapıldığı taktirde uzun vadede Türkiye lehine olumlu sonuçlar üretecek bir güce sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin ihracat hedeflerine ulaşabilmesi ve zaman farkı, uzaklık-mesafe ve lojistik sorunlar gibi unsurlardan en az etkilenecek şekilde dış ticaret hacmini artırabilmesi için yeni pazarlara yönelmesi ve bunu yaparken de ticari diplomasiyi en etkin şekilde kullanması gereği açıktır. Çalışmada vurgulandığı üzere Asya-Pasifik bölgesi birçok açıdan bu araçların aktifleştirilebileceği, orta-uzun vadede güçlü ilişkiler tesis edilebilecek bir coğrafyadır. Bu anlamda, ihracat pazarlarımızın çeşitlendirilmesi, ülkemize doğrudan yabancı yatırım çekilmesi ve siyasi pozisyonlarımıza uluslararası alanda destek sağlanması amaçlarına yönelik olarak Güneydoğu Asya ülkeleri ve bölgedeki başat kuruluş olan ASEAN ile ilişkilerimizin geliştirilmesine önem atfedilmektedir. Kuşak-Yol Projesi ve Çin ile olan ilişkilere etkisi, Çanakkale Savaşları ve Anzaklar ile olan tarihsel bağların Okyanusya ile Türkiye arasında karşılıklı ticari ilişkilerin ve turizm potansiyelinin devamına etkisi gibi konular daha derin şekilde ele alınmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelişmiş ülkelerde özellikle kültürel diplomasi ve yurt dışındaki eğitim kurumları ile uluslararası düzeyde teknik yardım kuruluşlarının faaliyet amaçlarından birisi arasında; yurt dışında ülke firmalarına yeni pazar olanakları sağlamak da yer aldığından TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü’nün faaliyetlerinin bu amaçları önceleyecek şekilde yeniden kurgulanabileceği değerlendirilmektedir. Özellikle ihracat yönüyle Çin ve Japonya gibi pazarlardaki potansiyellerin daha iyi değerlendirilebilmesi ve pazar özelliklerinin daha iyi tespit edilmesi, açısından ülke içi alt bölgeleri de içine alan spesifik bir çalışmaya tabi tutulmalarında fayda vardır. KEİ, D-8 gibi oluşumların Türkiye’nin ihracatını olumlu olarak etkilediği görülmekle birlikte ihracat yönüyle D-8 üyesi ülkelerden Endonezya ve Malezya gibi ülkelerin potansiyellerinin yeterince değerlendirilemediği görülmektedir. Bu pazarlar coğrafi olarak uzakta olsa da özellikle dini yönüyle kültürel yakınlık dolayısıyla ülke potansiyellerinin daha iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim Asya-Pasifik bölgesinde Endonezya, Malezya, Avustralya, Japonya, Singapur ve Tayvan gibi ülkeler GSYİH’leri yüksek ancak potansiyellerinden yeterince faydalanılamayan ülkelerdir. Coğrafi uzaklık, kültürel farklılıklar pazara girişleri zorlaştıran unsurlar olsa da bir süredir bu ülke pazarlarını hedef pazar olmasında yönelik uygulanan politikaların daha da başarılı olabilmesi için akademik çalışmalarda da ele alınması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">AKTAN, H. &amp; GÜR, B. (2023). Ticari Diplomasinin Uluslararası Ticaret Açısından Önemi Üzerine Derinlemesine Mülakat: Türkiye’nin Körfez Ülkeleri ile Ticari Diplomasi Örneği. International Social Sciences Studies Journal, 9(110), 6574-6591. DOI: <a href="http://dx.doi.org/10.29228/sssj.69153">http://dx.doi.org/10.29228/sssj.69153</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">ALTAFFAQ, F. O. (2019). The Impact of Economic Diplomacy of the UAE Foreign Policy on on Bilateral Foreign Investment and Trade. Doktora Tezi. Sharjah: United Arab Emirates University Business Administration Dissertations.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AYMAN, S. G., SEZER, A., &amp; KILIÇDAĞI, T. A. (2007). <em>Avrupa Birliği’ne Katılım Sürecinde Türkiye’nin Komsu ve Çevre Ülkeler Politikası-Stratejik Yaklaşımlar.</em> İstanbul: TÜSİAD.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BALKAN, B. (2023). <em>Türkiye’de Ticari Diplomasi ve Kurumları.</em> Türkiye Yüzyılına Girerken Diplomasi Üzerine Ekonomi-Politik Yazılar. Ankara: TİAV Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BEDİR, U. (2021). Türkiye’de Düşünce Kuruluşlarının Dış Politika Bağlamında Kamu Diplomasisi İşlevleri. İleti-ş-im Özel Sayı, 6. DOI: <a href="http://dx.doi.org/10.16878/gsuilet.868147">http://dx.doi.org/10.16878/gsuilet.868147</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">CAN, M. (2020).&nbsp; Ticari Diplomasi ile İhracat Ve Uluslararası Müteahhitlik Hizmetleri İlişkisi: Türkiye Örneği. <em>Doktora Tezi.</em> Konya: Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ÇINAR, Y. &amp; TÜRKMEN, G. (2010). İhracatta Bölgesel Çeşitlendirme ve İstikrar. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 65(2), 29-57.</p>



<p class="wp-block-paragraph">DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER KURULU. (2024). “Sektörel İş Konseyleri”.&nbsp; Erişim Tarihi 14 Ocak 2024, <a href="https://www.deik.org.tr/sektorel-is-konseyleri">https://www.deik.org.tr/sektorel-is-konseyleri</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">HOCKING, B. &amp; LEE, D. (2010). <em>Economic Diplomacy</em> in Robert A.Denemark (ed.) The International Studies Encyclopedia. New Jersey: Wiley Blackwell.</p>



<p class="wp-block-paragraph">JAMES, A., &amp; BERRIDGE, G. (2003). <em>A Dictionary of Diplomacy.</em> Second Edition London: Palgrave Macmillan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">LEE, D. (2004).“The Growing Influence of Business in U.K. Diplomacy. International Studies Perspectives, 5(1), 50-56.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MÜSİAD. (2018). <em>Ekonomik Refah ve Güvenlik Bağlamında Ticaret Diplomasisi.</em> MÜSİAD Araştırma Raporları: İstanbul.</p>



<p class="wp-block-paragraph">NARAY, O. (2008). Commercial Diplomacy: A Conceptual Overview. In 7th World Conference of TPOs, The Hague, 2 Nisan 2024, <a href="https://www.intracen.org/uploadedFiles/intracenorg/Content/Trade_Support_Institutions/TPO_Network/Content/Conferences/2008/NarayConferencepaper.pdf">https://www.intracen.org/uploadedFiles/intracenorg/Content/Trade_Support_Institutions/TPO_Network/Content/Conferences/2008/NarayConferencepaper.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">OKAN, C. (2019). Ekonomik Diplomasi Aracı Olarak Devlet ve Hükûmet Başkanlarının Yurtdışı Ziyaretlerinin Uluslararası Ticarete Etkisi: Türkiye Analizi. <em>Yüksek Lisans Tezi</em>. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ÖZBERK, N. (2010). İhracat ve Yatırım için Diplomasi: Türkiye’nin Ticari Diplomasi Uygulaması. <em>Yüksek Lisans Tezi.</em> İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">POTTER, E. H. (2004). Branding Canada: The Renaissance of Canada’s Commercial Diplomacy. International Studies Perspectives, 5(1): 55–60.</p>



<p class="wp-block-paragraph">RANA, K., &amp; CHATTERJEE, B. (2011). <em>Introduction: The Role of Embassies.</em> Economic Diplomacy India’s Experience, Jaipur: CUTS International.</p>



<p class="wp-block-paragraph">REUVERS, S. (2012). Research on Commercial Diplomacy: Review and Implications. <em>Master Tezi.</em> Enschede: University of Twente, Faculty of Management and Governance Business Administration International Management.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ROSE, A. K. (2007). The Foreign Service and Foreign Trade: Embassies as Export Promotion. The World Economy, 30(1) 22-38.</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. TİCARET BAKANLIĞI. (2008). 2007 Yılı Faaliyet Raporu. Ankara: Ticaret Bakanlığı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI. (2024). “Asya-Pasifik Ülkeleri İle İlişkiler”. Erişim Tarihi 25 Mart 2024, <a href="https://www.mfa.gov.tr/dogu-asya-ve-pasifik-ulkeleri-ile-iliskiler.tr.mfa">https://www.mfa.gov.tr/dogu-asya-ve-pasifik-ulkeleri-ile-iliskiler.tr.mfa</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. TİCARET BAKANLIĞI. (2024). “Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Uzak Ülkeler Stratejisi Tanıtım Toplantısında Konuştu”. Erişim Tarihi 9 Ocak 2024, <a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakani-mehmet-mus-uzak-ulkeler-stratejisi-tanitim-toplantisinda-konustu">https://ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakani-mehmet-mus-uzak-ulkeler-stratejisi-tanitim-toplantisinda-konustu</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. TİCARET BAKANLIĞI. (2024). “Yurt Dışı Temsilciliklerimiz”. Erişim Tarihi 28 Nisan 2024, <a href="https://ticaret.gov.tr/yurtdisi-teskilati/yurt-disi-temsilciliklerimiz">https://ticaret.gov.tr/yurtdisi-teskilati/yurt-disi-temsilciliklerimiz</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">TRADEMAP (2024). “List of Importing Markets From Selected Countries for a Product Exported by Türkiye”. Erişim Tarihi 28 Nisan 2024, <a href="https://www.trademap.org/">https://www.trademap.org/</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">ÜNAY, S. (2010). Economic Diplomacy for Competitiveness: Globalization and Turkey’s New Foreign Policy. PERCEPTIONS Journal of International Affairs, (Autumn-Winter 2010), XV (3-4), 21-48.</p>



<p class="wp-block-paragraph">YILDIRIMLIDAL, İ. (2023). Ticari Liberalizm Kuramı Çerçevesinde Türk Ticaret Diplomasisi Faaliyetlerinin Değerlendirilmesi. <em>Doktora Tezi.</em> Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Sistemin By-Pass İhtiyacı</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2024/06/28/kuresel-sistemin-by-pass-ihtiyaci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Can Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2024 09:57:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 65]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Yönetişim]]></category>
		<category><![CDATA[Refah Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Kuruluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ticaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7208</guid>

					<description><![CDATA[Küresel sorunların iş birliği ve kapsayıcılık vizyonu çerçevesinde çözüme kavuşturulması amacıyla kurulan uluslararası kuruluşlar, dünyanın karşı karşıya kaldığı sınamalar ve zorluklarla giderek daha işlevsiz hale gelmekte; söz konusu kuruluşlar sorunun kendisi haline dönüşmektedir. Bu çalışmada, uluslararası kuruluşların işlevsizleşmesinden hareketle Dünya Ticaret Örgütü’nün küresel ticaretin büyümeyi ve refahı desteklemekten uzaklaştığı bu dönemdeki güncellenme ihtiyacı ve bununla birlikte küresel ticaretin yeniden inşa edilmesi süreci tartışılmaktadır. 21. yüzyılın son çeyreğinde yaklaşık olarak küresel büyümenin iki katı oranında büyümeyi başaran küresel ticaret 2010’lu yıllar ile birlikte küresel ekonomik aktivitedeki artıştan daha zayıf bir performans sergilemiştir. Ticaret savaşları, salgın, iklim krizi gibi küresel sınamalar ülkelerin daha korumacı bir politika setine sahip olmasına ve küresel ticareti desteklemesi beklenen Dünya Ticaret Örgütü’nün kurumsal aksaklıklarıyla birlikte ticaretin büyüme ve refahı geliştiremeyen bir yapıya bürünmesine sebep olmaktadır. Bu çalışmayla birlikte, önümüzdeki dönemde küresel ticaretin yeniden inşası için başta Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) yeniden yapılandırılması olmak üzere uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi, ticaret engellerinin azaltılması, dijital ticaretin desteklenmesi, sürdürülebilir ticaretin teşviki ve eşitlikçi ticaret politikalarının benimsenmesi gibi politikalar ele alınmış ve Türkiye’nin sahip olduğu konum, üretim ve ihracat yapısı ile bölgesel ve çok taraflı iş birlikleri dikkate alınarak bu dönüşüm sürecinde üstlenebileceği rol değerlendirilmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel sorunların iş birliği ve kapsayıcılık vizyonu çerçevesinde çözüme kavuşturulması amacıyla kurulan uluslararası kuruluşlar, dünyanın karşı karşıya kaldığı sınamalar ve zorluklarla giderek daha işlevsiz hale gelmekte; söz konusu kuruluşlar sorunun kendisi haline dönüşmektedir. Bu çalışmada, uluslararası kuruluşların işlevsizleşmesinden hareketle Dünya Ticaret Örgütü’nün küresel ticaretin büyümeyi ve refahı desteklemekten uzaklaştığı bu dönemdeki güncellenme ihtiyacı ve bununla birlikte küresel ticaretin yeniden inşa edilmesi süreci tartışılmaktadır. 21. yüzyılın son çeyreğinde yaklaşık olarak küresel büyümenin iki katı oranında büyümeyi başaran küresel ticaret 2010’lu yıllar ile birlikte küresel ekonomik aktivitedeki artıştan daha zayıf bir performans sergilemiştir. Ticaret savaşları, salgın, iklim krizi gibi küresel sınamalar ülkelerin daha korumacı bir politika setine sahip olmasına ve küresel ticareti desteklemesi beklenen Dünya Ticaret Örgütü’nün kurumsal aksaklıklarıyla birlikte ticaretin büyüme ve refahı geliştiremeyen bir yapıya bürünmesine sebep olmaktadır. Bu çalışmayla birlikte, önümüzdeki dönemde küresel ticaretin yeniden inşası için başta Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nün (DTÖ) yeniden yapılandırılması olmak üzere uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi, ticaret engellerinin azaltılması, dijital ticaretin desteklenmesi, sürdürülebilir ticaretin teşviki ve eşitlikçi ticaret politikalarının benimsenmesi gibi politikalar ele alınmış ve Türkiye’nin sahip olduğu konum, üretim ve ihracat yapısı ile bölgesel ve çok taraflı iş birlikleri dikkate alınarak bu dönüşüm sürecinde üstlenebileceği rol değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Uluslararası Kuruluşlar, Uluslararası Ticaret, Küresel Yönetişim, İhracat, Refah Ekonomisi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>By-Pass Need of the Global System</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">International organizations were established with the aim of solving global problems through cooperation and inclusivity; however, they have become increasingly dysfunctional in the face of the challenges and difficulties the world is coping with, implying that these international organizations are turning into the problem themselves. This study basically discusses necessity of an update in the face of the dysfunction of international organizations, focusing on the World Trade Organization&#8217;s (WTO) departure from supporting global trade growth and prosperity, and the process of rebuilding global trade. Global trade, which achieved approximately twice the rate of global growth in the last quarter of the 21st century, has exhibited weaker performance compared to the increase in global economic activity since the 2010s. Global challenges such as trade wars, Covid-19 pandemic, and the climate crisis lead countries to adopt more protectionist policy sets, causing the expected supporter of global trade, the WTO, to become a structure that cannot promote trade growth and prosperity due to institutional shortcomings. This study, at this regard, addresses policies such as strengthening international cooperation, reducing trade barriers, supporting digital trade, promoting sustainable trade, and adopting egalitarian trade policies for the reconstruction of global trade in the coming period, primarily focusing on the restructuring of the WTO, considering Türkiye’s geostrategic position, production and export structure, and evaluating the role it can play in this transition process within its regional and multilateral cooperation framework.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords</strong>: International Organizations, International Trade, Global Governance, Export, Welfare Economics</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KÜRESEL SİSTEMİN BY-PASS İHTİYACI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihin en derini mi bilinmez ancak günümüz dünyası birçok farklı alandaki sınamanın eşanlı ortaya çıktığı karmaşık ve derinlemesine sorunlarla dolu bir labirente benzemekte. Uluslararası ilişkilerin halihazırdaki karmaşıklığı; siyaset biliminin dehlizleri, salgın, ekonomik eşitsizlikler, bölgesel savaşlar, iklim değişikliği, ikiz dönüşümün sancıları gibi birçok küresel sınamayla birlikte daha da derinleşmektedir. Sınamalar adeta birbiriyle yarışırken bu sorunları çözüme ulaştırmak için tesis edilen kuruluşlar giderek işlevsizleşmekte, hatta çoğu zaman sorunları kendisi haline gelmektedir. Geçmişin sorun çözmesi için kurulan kuruluşları bugünün asli görevlerini yerine getirmekten uzaklaşan, küresel sistemin tıkanan damarları rolüne bürünür hale gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin, küresel arenada sorunların ortak mutabakat ve iş birliği ile çözümünde etkin olması beklenen Birleşmiş Milletler, çoğunlukla karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklar sebebiyle başta küresel barışı sağlamak olmak üzere pek çok arzulanan sonucu elde etmekten giderek uzaklaşmaktadır. ‘Yüz yılda bir olur’ niteliğindeki Kovid-19 salgını, Dünya Sağlık Örgütü’nün yetersizliğini, hazırlıksızlığını ve koordinasyonsuzluğunu ortaya koyan bir gelişme olmuştur. İklim kriziyle beraber her geçen gün biraz daha tehlikeye giren sürdürülebilir gıda üretimi, asli görevi bunu tesis etmek olan Dünya Gıda Örgütü’nün sorumlu olduğu sorunları çözüme ulaştırmaktan uzak olduğunun bir göstergesi olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlara ilaveten, küresel ekonomik büyümenin oksijeni niteliğindeki uluslararası ticaretin düzenlenmesi ve kolaylaştırılması amacıyla tesis edilen Dünya Ticaret Örgütü bugün küresel ticareti destekleyen, besleyen ve kolaylaştıran bir yapıdan çok küresel ticareti çıkmaza sürükleyen birçok farklı soruna çözüm bulmaktan uzaklaşan bir kurum haline dönüşmüş durumdadır. Dünyanın karşı karşıya kaldığı eşanlı sınamalar sebebiyle tüm dünyada esmekte olan korumacılık rüzgarları, dünya ticaretini düzenlemekle mesul kuruluşun da işlevsizleşmesiyle birlikte küresel ajandaya giderek çok daha yoğun bir şekilde hâkim olmaktadır. Hiç şüphesiz, küresel ticaretin korumacılık rüzgarlarıyla salınması, dış ticaretten büyümeye doğru geçişkenliğin giderek daha da zayıflamasını beraberinde getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, küresel sistemdeki bu çıkmazları ve uluslararası kurumların işlevsizliğini anlamak, küresel düzenin yeniden tesisinin gerekli hale geldiği günümüzde kurumsal dönüşümün de anahtarı olacaktır. Bu çalışmada, küresel sınamaların çözümü için kurulan kurumların nasıl sorunların kendisi haline geldiği, özellikle Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nün işlevsizliğinin küresel ticaret üzerindeki etkileri, ticaret sisteminin yeniden inşası ve güç kazanması için atılması gereken politika adımları ve Türkiye&#8217;nin bu süreçte oynayacağı rolü tartışılmakta; bu vesileyle uluslararası sistemin yeniden canlandırılması ve küresel çıkmazların aşılması için bir perspektif sunulması amaçlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>KÜRESEL KURULUŞLARIN İŞLEVSİZLEŞMESİ VE ULUSLARARASI SINAMALARLA BAŞA ÇIKMA YETENEĞİNİN ZAYIFLIĞI</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuruluş amaçları itibarıyla uluslararası kuruluşlar, küresel sorunlara çözüm bulma, bölgesel ve küresel barışı tesis etme, dünya çapında yaşanan sınamalara müdahale etme, bölgesel ve küresel çözümler geliştirme, uluslararası iş birliği ve dayanışmayı sağlama gibi birçok amaç doğrultusunda hayati bir rol üstlenmektedir. Ancak son dönemde bu kuruluşların işlevsizleşmesi ve kimi zorluklar karşısında zayıflıklarının ortaya çıkması dünyada ciddi kaygılara yol açmaktadır. Birçok açıdan, bu kuruluşlar artık sadece sorunların bir parçası olmakla kalmayıp, çözüm üretmek için kurulmuş olmalarına rağmen sorunların kendisi haline gelmişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşmiş Milletler temel olarak uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması, insan haklarının korunması ve uluslararası krizlerin çözümü gibi önemli misyonlarla kurulmuştur. Ancak, BM&#8217;nin karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklıklar ve üye ülkeler arasındaki siyasi çekişmeler, kurumun etkinliğini ciddi şekilde sarsmıştır. Özellikle, son yıllarda Rusya-Ukrayna Savaşı, Suriye İç Savaşı ve Filistin-İsrail Savaşı gibi krizlerde Birleşmiş Milletler’in yetersizliği uluslararası toplumun güvenini zedelemekte ve gerek bölgesel gerekse de küresel barışın tesis edilmesi noktasında ciddi endişelere sebep olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Sağlık Örgütü, küresel sağlık krizlerine müdahale etmek ve hastalıkların yayılmasını önlemek için kurulmuştur. Ancak, Kovid-19 salgını gibi bir kriz karşısında Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırlıksızlığı ve etkin bir koordinasyon sağlayamaması, kurumun güvenilirliğini ciddi şekilde sorgulanır hale getirmiştir. Salgının başlangıcında, Dünya Sağlık Örgütü’nün hastalığın ciddiyetini hafife aldığı ve gerekli önlemleri zamanında alamadığı eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle ki, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, yüz milyonlarca insanın ise doğrudan etkilediği bir salgın hastalığın isminin, niteliğinin ve ciddiyetinin belirlenmesi noktasında dahi Dünya Sağlık Örgütü’nde yaşanan belirsizlikler, önümüzdeki dönemde bu acil durumların tekrarının yaşandığı takdirde insanlığın bugünden daha fazla kırılganlıklarla karşı karşıya kalması riskini doğurmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Gıda Örgütü, açlıkla mücadele ve küresel gıda güvenliğinin sağlanması amacıyla kurulmuştur. Ancak, iklim değişikliği gibi faktörlerin tarımsal üretimi etkilemesi ve kaynakların adil bir şekilde dağıtılmaması, Dünya Gıda Örgütü’nün etkin bir liderlik sergileme yeteneğini zayıflatmıştır. Son yıllarda, dünya genelinde artan açlık ve yetersiz beslenme sorunları, Dünya Gıda Örgütü’nün yetersiz kaldığını ve küresel gıda güvenliği konusunda başarısız olduğunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşmiş Milletler çatısı altında faaliyet gösteren beş uzman kuruluşun ortaklığında yayımlanan Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu Raporu, sadece 2019’dan bu yana dünyada 122 milyondan fazla ilave insanın açlıkla karşı karşıya kaldığına işaret etmektedir. İklim değişikliğiyle birlikte tarımsal üretimin derinden etkilenmesi güvenli ve sürdürülebilir gıda üretimini risk altına almaya devam etmektedir. Açlık ve yetersiz beslenme insanlığın tehdit ederken Dünya Gıda Örgütü bu tehdidi bertaraf etmede etkin bir liderlik sergileyemiyor ve kaynakların adil bir şekilde dağıtılmasında yetersiz kalmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel sorunlarla başa çıkma gayesiyle tesis edilen uluslararası kuruluşların giderek daha büyük bir hızda işlevsizleşmesi, insanlığın küresel sınamalara karşı elini giderek zayıflatmakta ve özellikle uluslararası toplumun önünde duran acil sorunlara etkin bir şekilde yanıt verme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu durum, uluslararası iş birliği ve koordinasyonun giderek daha da önem kazandığı bir dönemde hiç şüphe yok ki uluslararası toplumun güvenini zedelemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ İLE BERABER ŞEKİLLENEN TİCARETTEKİ DÖNÜŞÜM İHTİYACI</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel sistemin by-pass ihtiyacı ve uluslararası kuruluşların işlevsizleşmesi tartışılırken hiç şüphe yok ki küresel ajandanın önceliklerinden olan ekonomik büyüme ve ticaret bağının zayıflamasının değerlendirilmesi de gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmanın bu bölümünde yapılacak tartışmalara bir altyapı oluşturması açısından Dünya Ticaret Örgütü’nün misyonu ve tarihsel sürecine değinilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) 1995 yılında Uruguay Round görüşmeleri sonunda küresel ticaretin kolaylaştırılması amacıyla kurulmuş, II. Dünya Savaşı sonrasındaki süreçte gelişen Genel Anlaşma ve Ticaret Tarifeleri’nin (GATT) bir ardılı olarak kabul edilmektedir. En temel amacıyla Dünya Ticaret Örgütü, küresel ticaretin kolaylaştırılmasının teşviki, ticaret engellerinin kaldırılması, uluslararası ticaretin ortak kurallarının belirlenmesi amaçlarıyla tesis edilmiştir. Kuruluş bu misyonunu ticaret politikalarının şeffaf ve adil bir şekilde tasarlanması, adaletli bir ticaret sisteminin oluşturulması ve sonuç olarak küresel ticaretin ekonomik büyümeyi destekleyen yapısının süregelmesi vizyonuyla yerine getirmeyi hedeflemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak yakın geçmişte küresel ticarette ve dolayısıyla ekonomik büyümeyle olan ilişkisinde yaşanan kırılganlıklar Dünya Ticaret Örgütü’nün misyonunu, etkinliğini ve işlevini sorgulanır hale getirmiştir. Ulaştığımız noktada Dünya Ticaret Örgütü özellikle karar alma mekanizmasının tıkanması ve üye ülkeler arasındaki siyasi anlaşmazlıkların uluslararası ticaretin kuruluş misyonundaki unsurlardan uzaklaşması sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, geçmişten günümüze süregelen görüşmelerin de anılan sebepler ile birlikte tıkanması da Dünya Ticaret Örgütü’ne ticaret engellerini azaltma ve ticaretin serbestleştirilmesi konusundaki misyonunu zayıflatmaktadır. Örneğin Örgütün Doha Development Agenda (DDA) olarak bilinen görüşmeleri 2001 yılında başlamış ancak sonuçsuz kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü’nün işlevsizleşmesi, küresel ticaretin hızlı dönüşümü ve hızla değişen dinamiklerine karşı kuruluşun aynı hızda kendini güncelleyememesinden kaynaklanmaktadır. Son yıllarda, küresel ticaretteki değişen eğilimler ve yeni teknolojiler, DTÖ&#8217;nün kurallarının ve mekanizmalarının eskiyen yapısını sorgulamamıza neden olmuştur. Özellikle, dijital ekonomi, hizmet ticareti ve fikri mülkiyet hakları gibi alanlarda, DTÖ&#8217;nün mevcut kuralları ve anlaşmaları bu alanların ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Bu durum, DTÖ&#8217;nün işlevsizliğine ve etkinliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlaveten, uluslararası ilişkiler ile ikili-çoklu siyasi konjonktürel gelişmeler de DTÖ’nün karar alma mekanizmalarının tıkanmasına ve toplanan zirvelerin, gerçekleştirilen konferansların sonuçsuz kalmasına, masanın etrafına toplanan üye ülkelerin kendi çıkarları uğruna küresel ticaretin gelişimini feda etmesine sebep olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>BÜYÜMENİN OKSİJENİ NİTELİĞİNİ KAYBETMEYE BAŞLAMASI ÇIKMAZLARI BERABERİNDE GETİRİYOR</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret tarih sahnesine çıktığından beri ekonomik büyüme ve refahın önemli bir kaynağı olmuştur. Adam Smith&#8217;in Ulusların Zenginliği adlı eserinde dış ticaretin ülkeler arasında karşılıklı fayda sağlayarak ekonomik büyümeyi teşvik ettiğini ve refahı artırdığını ifade eder. Ancak, son yıllarda küresel ticaretin içinde bulunduğu zorlu dönem, bir dizi faktörün etkisiyle belirsizlik ve durgunlukla karşı karşıyadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Dünya Ekonomik Görünüm veri tabanından elde edilen verilere göre, 1980-2023 dönemi için küresel ekonomik büyüme ortalama %3,4 düzeyinde gerçekleşirken aynı dönemde küresel ticaretin büyümesi ise %5 olmuştur. Bu sonuç hiç şüphe yok ki, Adam Smith ile başlayan ve daha sonra ticaretin serbestleşmesinin ülkeler ve küresel ekonomi için büyüme ve refah kaynağı olduğuna ilişkin tartışmalara dair önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun dönemli görünüme büyüteç ile biraz yakınlaştığımızda farklı dönemler itibarıyla küresel büyüme ve ticaret arasındaki bağıntının değişime uğradığını ve özellikle son on yıllık dönemde ticaretin büyümeyi besler rolünü biraz olsun yitirdiğini görmekteyiz. Tablo 1 farklı dönemler itibarıyla büyüme ve ticaret arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tablo: 1980 – 2029 Döneminde Küresel Büyüme ve Ticaret Hacmi Görünümü</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td>Dönemler</td><td>Küresel Büyüme Ortalaması (%)</td><td>Küresel Ticaret Hacmi Artışı Ortalaması (%)</td><td>Küresel İhracat Artışı Ortalaması (%)</td></tr><tr><td>1980-89</td><td>3.2</td><td>4.6</td><td>4.9</td></tr><tr><td>1990-99</td><td>3.1</td><td>6.7</td><td>6.9</td></tr><tr><td>2000-09</td><td>3.8</td><td>5.2</td><td>5.1</td></tr><tr><td>2010-19</td><td>3.7</td><td>4.6</td><td>4.5</td></tr><tr><td>2020-23</td><td>2.6</td><td>2.1</td><td>2.2</td></tr><tr><td>2012-23 &#8211; (Salgın Hariç)</td><td>3.4</td><td>3.2</td><td>2.5</td></tr><tr><td>2024-29 (Öngörü)</td><td>3.1</td><td>3.3</td><td>3.2</td></tr><tr><td>Uzun Dönemli (1980 -2023)</td><td>3.4</td><td>5.0</td><td>5.0</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Kaynak: </em></strong><em>IMF.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Buna göre, 1980’i, 1990’lı ve 2000’li yıllarda küresel ticaretteki artış küresel büyümenin üzerinde gerçekleşmiş, ticaret ekonomik büyüme için bir oksijen rolü üstlenmiştir. Ancak 2010’lu yıllarla birlikte hem dünya ekonomisini büyüme hızı hem de ticaretin büyüme hızı gerilemeye başlamış ve 2020’li yıllar ile birlikte ticaretin büyümesi küresel büyümenin altında kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 1: 1980 – 2029 Döneminde Küresel Büyüme ve Ticaret Hacmi Görünümü</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="537" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-1024x537.png" alt="" class="wp-image-7209" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-1024x537.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-300x157.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-768x402.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-1536x805.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image1-2048x1073.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Kaynak: </em></strong><em>IMF.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında bu gelişme 2020’li yıllar ile başlamamış; 2009 Küresel Ekonomik Krizi ve hemen ardından Avrupa’da yaşanan borç krizi sonrasında küresel ekonominin toparlanma sürecinde küresel ticaret büyüme önceki dönemlere kıyasla daha zayıf bir destek verebilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 2: 2010 – 2023 Döneminde Küresel Büyüme ve Ticaret Hacmi Görünümü</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="584" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-1024x584.png" alt="" class="wp-image-7210" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-1024x584.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-300x171.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-768x438.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-1536x876.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image2-2048x1168.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Kaynak: </em></strong><em>IMF.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle ki, 2012-2023 yılları arasındaki dönemde salgın sebebiyle ekonomik aktivitenin hızlı düştüğü ve sonrasında da baz etkisiyle hızlı yükseldiği 2020 ve 2021 yıllarını dışarıda bıraktığımızda küresel büyüme %3,4 düzeyinde gerçekleşirken bu dönemde küresel ticaret hacminin büyümesi %3,2 olarak gerçekleşmiş, küresel ihracattaki artış ise yalnızca %2,5 düzeyinde kalmıştır. Son dönemde büyümenin üzerindeki performansını biraz olsun kaybeden küresel ticaretin önümüzdeki dönemde yeniden eski performansına yakınsaması yönünde öngörüler yapılsa da hiç şüphe yok ki bu durum ancak başta Dünya Ticaret Örgütü olmak üzere uluslararası ticaretin kurumsal dönüşümün başarıyla gerçekleşmesiyle mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şekil 3: 2000 – 2029 Döneminde Küresel Büyüme ve Ticaret Hacmi Görünümü ve Öngörüleri</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="607" src="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-1024x607.png" alt="" class="wp-image-7211" srcset="https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-1024x607.png 1024w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-300x178.png 300w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-768x455.png 768w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3-1536x910.png 1536w, https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2024/06/kuresel_sisteme_by-pass_ihtiyaci_image3.png 2025w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Kaynak: </em></strong><em>IMF.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası ticaretin etki alanının zayıflaması döneminin dinamiklerini incelemek istediğimizde, özellikle ABD ile Çin arasında başlayan ticaret savaşlarının küresel ticareti zorlu bir döneme soktuğunu ifade etmek gerekir. Dünyanın en büyük iki ekonomisi ve ticaret ortağı arasında önce ticaret dalaşları olarak başlayan ancak sonrasında ticaret savaşlarına dönüşen dönem, tüm dünyayı etkileyecek şekilde ticaret engellerinin artmasına ve ticarette korumacılık politikalarının yaygınlaşmasına sebep olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin&#8217;in yükselişi ve ekonomik gücünün artmasıyla birlikte, ABD&#8217;nin ticaret açığı endişeleri ve fikri mülkiyet haklarının ihlali gibi konular ticaret savaşlarının temel nedenlerinden biri haline gelmiştir. Ticaret savaşları, gümrük vergilerinin artması, ticaret kısıtlamalarının getirilmesi ve tedarik zincirlerinin bozulması gibi sonuçlar doğurmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticarette korumacılık rüzgarlarının estiği dönemin hemen ardından ise hem iç ticarette hem de dış ticarette ezberleri bozan, sadece oyunun kurallarını değiştirmekle kalmayıp oyunu baştan dönüştüren Kovid-19 salgını ve sonrasındaki dönem de uluslararası ticareti derinden etkilemiştir. Küresel tedarik zincirlerinin bozulması ekonomik dönüşüm gereğini beraberinde getirirken sonrasındaki <em>‘yeni normal’</em> dönemde küresel ticaretin ve ekonomik büyümenin toparlanma çabaları halen devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın eşanlı mücadele etmek zorunda kaldığı sınamaların en önemlileri arasında iklim değişikliği gelmektedir. Hayatın her alanını doğrudan etkileyen iklim değişikliği, kuraklık, kıtlık, olağanüstü meteorolojik olayların ortaya çıkardığı ekonomik kayıp, iklim değişikliğine karşı geliştirilen yeşil ve dijital dönüşüm politikalarının ekonomik ve kurumsal maliyeti gibi hususlarla birleştiğinde küresel ekonomik aktiviteyi ve uluslararası ticareti zayıflatan bir yapıya bürünmüştür. Bununla birlikte, yakın gelecekte ticarette yeşil ve dijital dönüşümün bir gereği olarak hayata geçirilecek karbon fiyatlaması düzenlemeleri de uluslararası ticaretteki karmaşıklığı daha da artıracaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu zorlu dönemde uluslararası ticaretin yeniden ekonomik büyümeyi destekleyen yapıya kavuşması için küresel ticaret sisteminin yeniden değerlendirilmesi ve inşa edilmesi gerekmektedir. Geçmiş tecrübeler göstermektedir ki, korumacı dönemler küresel ekonomik aktiviteyi ve refahı baskılamaktadır. Günümüzün sorunlarının başında ise korumacı politikalarla birlikte kurumsal işlevsizleşme sıkıntılarının, sorunlara çözüm bulması amacıyla tesis edilen uluslararası kuruluşlara sirayet etmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><strong>TİCARET SİSTEMİNİN YENİDEN İNŞASI İÇİN ÖNERİLER VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Zor zamanlar köklü dönüşümleri ve etkili adımları gerektirir. Tıkanan dünya ticaret sistemi de büyüme-ticaret ilişkisinin etkinliğinin yeniden değerlendirildiği inşa adımları politikasını da gerekli kılmaktadır. Ticaretin serbestleştirilmesi, ticaret engellerinin kaldırılması ve küresel ticaretin yeniden canlandırılması için daha fazla çaba sarf edilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, iklim krizi gibi yeni zorluklarla başa çıkmak için ticaretin sürdürülebilir ve yeşil bir şekilde yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, küresel liderlerin ve uluslararası kuruluşların işbirliği yaparak, ticaretin yeniden büyümenin oksijeni niteliğine kavuşmasını sağlayacak politikaları belirlemeleri ve uygulamaları hayati önem taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün geldiği noktada, DTÖ&#8217;nün yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi öncelikli yapılması gerekenler arasındadır. Kuruluşun karar alma mekanizmalarının revize edilmesi, üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesi ve kurallarının güncellenmesi gerekmektedir. Ayrıca, DTÖ&#8217;nün yeni ticaret eğilimlerine uyum sağlaması ve dijital ekonomi gibi yeni alanlarda daha etkili olması için reformlar yapılmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaret sisteminin büyümeyi ve refahı güçlendirecek doğrultuda dönüşümü için hayata geçirilmesi gereken hususlar şöyle sıralanabilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve kurumsal reformlar</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaret sisteminin yeniden inşası için öncelikli olarak tıkanan damarların açılması önem arz etmektedir. Bu bağlamda, küresel ticaretin yeniden büyümeye destek verecek şekilde biçimlendirilmesi öncelikli amacıyla uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve bu doğrultuda kurumsal reformların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bugün gelinen noktada ülkelerin kendi çıkarlarını öne koyan bir vizyon ile masaya oturması, Dünya Ticaret Örgütü tarafından organize edilen zirvelerin ya da toplantıların sonuçsuz bir şekilde sona ermesine sebep olurken ortaya sunulan politika önerileri de uluslararası ticareti desteklemekten hayli uzaktadır. Ülkelerin kapsayıcı bir iş birliği içerisinde ticaret kurallarının günümüz dinamiklerine uygun şekilde modernizasyonuna, ticaret anlaşmazlıklarının kapsayıcı bir vizyon ile çözüme ulaştırılmasına ve bu doğrultuda uluslararası ticaretin daha şeffaf ve adil bir şekilde gelişiminin sağlanmasına destek verecek yaklaşımda olmaları da önemlidir. Bu noktada, küresel ticaretin yönetişiminin güçlendirilmesi ve küresel ticaretin daha sürdürülebilir bir şekilde gelişmesi Dünya Ticaret Örgütü’nün yeniden hayata geçirebileceği bir misyon olarak şekillenmeli, Örgüt küresel ticaretin yeniden inşası noktasında aktif bir rol üstlenmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ticaret engellerinin azaltılması ve serbest ticaretin teşviki</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün yaşanan sorunların temelinde yatan kurumsal aksaklıkların çözüme kavuşturulmasıyla birlikte ticaretin yeniden büyümenin oksijeni rolü kazanması için atılacak bir diğer önemli adım da ticaret engellerinin azaltılması ve serbest ticaretin yeniden, günümüz konjonktürel gelişmeleri ışığında teşvik edilmesi olacaktır. Bu bağlamda, gümrük vergilerinin, ilave yükümlülüklerin ve ticaret kısıtlamalarının küresel ticaretin gelişimi yönünde yeniden değerlendirilmesi küresel büyümeyi ve refahı artıracak unsurlar olacaktır. Ticaretin daha kolay ve daha güvenli gerçekleştirilmesi pozitif yayılma etkisiyle maliyet avantajı ile birlikte iş yapma ortamını iyileştirmektedir. Dolayısıyla, kurumsal aksaklıkların giderilmesiyle birlikte ticaretin serbestleştirilmesine yönelik atılacak adımlar ekonomik büyümenin ve refahın besleyicileri olarak aktif rol üstlenecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dijital ticaretin desteklenmesi ve yenilikçilik</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaretin yeniden inşası için diğer bir politika önerisi olarak dijital ticaretin desteklenmesi ve yenilikçiliğin teşvik edilmesi değerlendirilebilir. Günümüzde, dijital teknolojilerin hızla gelişmesi ve dijital ekonominin önemi giderek artmaktadır. Bu nedenle, dijital ticaretin teşvik edilmesi ve desteklenmesi, küresel ticaretin büyümesini ve sürdürülebilirliğini artırabilir. Dijital dönüşüme yönelik atılacak adımlarla şekillenecek politikalar dijital ticaretin engellerinin kaldırılmasını, dijital ticaretin düzenlenmesini ve dijital ticaretin sınırlar ötesi işlemlerini kolaylaştırmayı içermektedir. Dijitalleşmeyle birlikte küresel bir vizyonda yenilikçiliği teşvik edilmesi de ticaret vesilesiyle ortaya çıkabilecek yeni fırsatların avantaja çevrilmesini mümkün kılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sürdürülebilir ticaret ve yeşil ekonomi</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphe yok ki önümüzdeki dönem dijitalleşmeyle birlikte yeşil dönüşümün de küresel ajandanın ilk sırasında yer aldığı bir dönem olacaktır. İklim krizi ve çevresel sorunlar, küresel ticaretin dönüşümünü ve sürdürülebilirlik anlayışının güçlenmesini gerektirmektedir. Dünya Ticaret Örgütü’nün kurumsal iyileşmesinin dijitalleşme ve yeşil dönüşümün unsurları olan yeşil teknolojilerin ve çevre dostu ürünlerin ticaretinin teşvik edilmesi, sürdürülebilir tedarik zincirlerinin oluşturulması ve küresel ticaretin hem karbon emisyonlarının artmasının önüne geçen hem de kaynakların etkin olarak kullanıldığı bir vizyonda gerçekleştirilmesiyle harmanlanması, küresel ticaretin yeniden inşasının aynı zamanda sürdürülebilir olmasının önünü açacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Eşitlikçi ticaret politikaları ve kapsayıcı büyüme</strong>:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkelerin korumacı eğilimlerle kendi çıkarlarını ön plana koymaları ticaret politikalarının kapsayıcılığını ve eşitliğini sekteye uğratmaktadır. Küresel ticaretin yeniden inşası sürecinde, ticaret politikalarının daha adil ve kapsayıcı olması önem arz etmektedir. Bu bağlamda, düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkelerin ticarette daha fazla fırsata erişiminin sağlanması, küçük işletmelerin ve kadın girişimcilerin ticarette daha fazla yer almasının teşvik edilmesi ve uluslararası ticaretin küresel gelir adaletsizliğini azaltma hedefine sahip olması önem arz etmektedir. Ancak bu şekilde, küresel ticaretin yeniden ekonomik büyümeyi desteklediği kadar refahı da artıran bir yapıya bürünmesi mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Ticaret Örgütü’nün kurumsal güncellemesi ve küresel ticaret sisteminin yeniden inşası sürecinde Türkiye’nin aktif bir rol oynaması gerekmekte ve beklenmektedir. Türkiye, bölgesinde güç kazanan bir aktör olarak DTÖ&#8217;nün yeniden yapılanması sürecine katkı sağlayabilir, küresel ticaretin serbestleştirilmesini teşvik edebilir, uluslararası ticaretin kurallarının güncellenmesine destek verebilir ve kendi ticaret politikasını bu doğrultuda şekillendirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincil olarak, Türkiye, coğrafi konumu ve transit ticaret potansiyeli sayesinde küresel ticaretin kavşağında yer almaktadır. Avrupa ile Asya arasındaki köprü konumundaki Türkiye, lojistik ve taşımacılık alanlarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, Türkiye&#8217;nin transit ticaretin kolaylaştırılması ve lojistik altyapısının güçlendirilmesi yoluyla küresel ticaretin gelişimine katkıda bulunması beklenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi, Türkiye&#8217;nin ürün ve pazar çeşitliliğine bağlı ihracat yapısı ve özellikle otomotiv, tekstil, gıda, inşaat ve hizmetler gibi alanlarda yoğunlaşan güçlü endüstriyel yapısı Türkiye’ye küresel rekabette avantaj sağlamaktadır. Bölgesindeki ve küresel aktörlerle ikili ve/ya çoklu iş birlikleri ile Türkiye sahip olduğu rekabet avantajını kendi faydasına kullanabilir. Hiç şüphe yok ki, Türkiye’nin bu doğrultudaki kararlılığı küresel ticaretin yeniden şekillenmesi sürecine de momentum sağlayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&#8217;nin bölgesel ve çok taraflı ticaret anlaşmaları aracılığıyla ticaretteki engelleri kaldırması ve iş birliğini artırması, küresel ticaretin gelişimine katkı sağlayabilir. Türkiye’nin başta Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesi olmak üzere ticaret ortaklarıyla sahip olduğu iş birliklerinin güncellenmesi ve bu yol ile güçlendirilecek bölgesel ticaret iş birlikleri ve çok taraflı ticaret girişimleri, ticaret sisteminin dönüşüm sürecinde Türkiye’nin karşısına çıkan fırsatları avantaja çevirmesinde faydalı olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede sürdürdüğü mücadelede başta Sıfır Atık Projesi olmak üzere küresel çaptaki başarıları da yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma alanında küresel dönüşüm sürecine ivme kazandırabilir. Bu noktada, özellikle Türkiye’nin en büyük ticaret partneri olan Avrupa Birliği’ndeki gelişmeler yakından takip edilerek yeni öneme uyum sağlanmalı ve Türk ticaret erbabının bu dönüşüm sürecinden fayda sağlaması tesis edilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu faktörler göz önüne alındığında, Türkiye&#8217;nin ticaret açısından rolü, küresel ticaretin yeniden inşası ve çıkmazların çözüme kavuşturulması sürecinde önemlidir. Türkiye, stratejik konumu, güçlü ekonomisi ve kararlı ticaret politikalarıyla küresel ticaretin gelişimine ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ YERİNE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaretin çıkmazlarla ve birçok sınamayla dolu bir dönemden geçtiği ve ticaretin yeniden inşası için çözümlerin arandığı bir zaman diliminde, önümüzdeki dönemin Türkiye ve küresel ticaret adına doğru değerlendirilmesi kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmada küresel kuruluşların işlevsizleşmesi süreciyle birlikte temel olarak incelenen küresel ticaretin karşı karşıya kaldığı zorluklar, yeni dönemin başta kurumsal altyapı olmak üzere ticaret sisteminin yeniden inşasını zaruri kılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Dünya Ticaret Örgütü’nde çıkmaza giren karar alma mekanizmalarının ülkelerin iş birliğini ve politikaların kapsayıcılığını önceleyen şekilde güncellenmesi ve bu yönde kurumsal reformların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ticaretin yeniden inşasında, uluslararası kuruluşların daha etkili bir şekilde çalışması ve ticaret kurallarının güncellenmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, ticaret engellerinin azaltılması, dijital ticaretin desteklenmesi, sürdürülebilir ticaretin teşviki, eşitlikçi ticaret politikalarının benimsenmesi ve kapsayıcı büyümenin teşviki gibi politika seçenekleri de küresel ticaretin yeniden inşasının sütunlarını oluşturmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ticaretin yeniden büyümenin ve refah artışının besleyicisi olma rolünü üstlenmesi açısından ticaretin dönüşümünde ticari engellerin azaltılması, küresel ticarette yeniden serbestleşme rüzgarlarının hüküm sürmesi ve gerek ikili gerekse de çoklu iş birlikleriyle ticaretin tüm dünyada daha kolay yapılması büyük önemi haizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bu hususlar ışığında Türkiye, bu dönüşüm sürecinde doğru politika adımlarıyla küresel ticaretin yeniden inşası ve çıkmazların çözüme kavuşturulması sürecinde aktif rol üstlenmelidir. Çalışmada anılan politika önerileriyle birlikte Türkiye’nin sahip olduğu stratejik konumu ve rekabet avantajını hem küresel ticaretin yeniden canlandırılması hem de yeni dönemin Türkiye’nin çıkarına şekillenmesi amacıyla avantaja dönüştürmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünümü 2023. Erişim Tarihi: 1 Mayıs 2024</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ticaret Yollarından Tedarik Zincirlerine Tarihsel Dönüşüm</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2023/12/24/ticaret-yollarindan-tedarik-zincirlerine-tarihsel-donusum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Can Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Dec 2023 14:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 64]]></category>
		<category><![CDATA[Export]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat]]></category>
		<category><![CDATA[İkiz Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Supply Chains]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sustainability]]></category>
		<category><![CDATA[Tedarik Zincirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret Rotaları]]></category>
		<category><![CDATA[Trade Routes]]></category>
		<category><![CDATA[Twin Transformation]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=6931</guid>

					<description><![CDATA[Tedarik zincirlerinin evriminin değerlendirildiği bu çalışmada tarihsel ticaret rotalarından günümüzdeki modern yapıya dönüşümü ortaya konmaktadır. Tarihte Coğrafi Keşifler ve Sanayi Devrimi ile birlikte küresel ticarette önce yeni rotaların keşfi, daha sonrasında ise üretim süreçlerindeki mekanizasyon ve standardizasyon tedarik zincirlerinin uluslararası boyutta dönüşümünü ve entegrasyonunu hızlandırmıştır. Günümüze yaklaştığımızda ise Kovid-19 salgınıyla birlikte küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığı ve bağımlılığı ortaya çıkmış, salgın sonrasındaki yeni normal süreçte üretimde ve tedarikte yerelleşme eğilimleri, sürdürülebilir biz vizyon ile dijitalleşmenin daha etkin kullanımı dikkat çekmiştir. Çalışmanın tedarik zincirlerinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı bölümünde ise yapay zekâ, otomasyon ve akıllı uygulamaların dönüşümde daha etkin rol alacağı ve veri analitiğinin tedarik zincirlerindeki öneminin artacağı değerlendirilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye’nin söz konusu dönüşüm sürecindeki yeri ve önemine değinilerek teknolojiye odaklı yatırım vizyonu, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm unsurları, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir odaklı politikaların benimsenmesinin Türkiye’nin tedarik zincirlerindeki entegrasyonunu güçlendireceği değerlendirilmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tedarik zincirlerinin evriminin değerlendirildiği bu çalışmada tarihsel ticaret rotalarından günümüzdeki modern yapıya dönüşümü ortaya konmaktadır. Tarihte Coğrafi Keşifler ve Sanayi Devrimi ile birlikte küresel ticarette önce yeni rotaların keşfi, daha sonrasında ise üretim süreçlerindeki mekanizasyon ve standardizasyon tedarik zincirlerinin uluslararası boyutta dönüşümünü ve entegrasyonunu hızlandırmıştır. Günümüze yaklaştığımızda ise Kovid-19 salgınıyla birlikte küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığı ve bağımlılığı ortaya çıkmış, salgın sonrasındaki yeni normal süreçte üretimde ve tedarikte yerelleşme eğilimleri, sürdürülebilir biz vizyon ile dijitalleşmenin daha etkin kullanımı dikkat çekmiştir. Çalışmanın tedarik zincirlerinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı bölümünde ise yapay zekâ, otomasyon ve akıllı uygulamaların dönüşümde daha etkin rol alacağı ve veri analitiğinin tedarik zincirlerindeki öneminin artacağı değerlendirilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye’nin söz konusu dönüşüm sürecindeki yeri ve önemine değinilerek teknolojiye odaklı yatırım vizyonu, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm unsurları, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir odaklı politikaların benimsenmesinin Türkiye’nin tedarik zincirlerindeki entegrasyonunu güçlendireceği değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Tedarik Zincirleri, Ticaret Rotaları, İhracat, İkiz Dönüşüm, Sürdürülebilirlik</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>HISTORICAL TRANSFORMATION FROM TRADE ROUTES TO SUPPLY CHAINS</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">In this study, where the evolution of supply chains is evaluated, the transformation from historical trade routes to today&#8217;s modern structure is revealed. With the Geographical Discoveries and the Industrial Revolution, first the discovery of new routes in global trade, and then the mechanization and standardization in production processes accelerated the transformation and integration of supply chains on an international scale. As we approach today, the fragility and dependency of global supply chains have emerged with the Covid-19 pandemic, and in the new normal process after the pandemic, localization trends in production and supply, a sustainable vision and more effective use of digitalization have attracted attention. In the section of the study where evaluations are made regarding the future of supply chains, it is evaluated that artificial intelligence, automation and smart technologies will play a more active role in the transformation and the importance of data analytics in supply chains will increase. In the last part of the study, Turkiye’s role and importance in this transformation process is touched upon and it is evaluated that technology-oriented investment vision, digitalization, and green transformation elements, strengthening of logistics infrastructure and adoption of sustainable-oriented policies will strengthen Turkiye’s integration in supply chains.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Supply Chains, Trade Routes, Export, Twin Transformation, Sustainability</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlık tarihinde ticaretin var oluşuyla beraber ilk çağlardan itibaren materyallerin ve bilgi birikiminin alışverişine konu olan ticaret yolları aynı zamanda taraflar arasındaki ikili veya çoklu diplomatik ilişkilerin kurulmasına, tarafların sadece ekonomik değil aynı zamanda kültürel olarak da birbirlerinden istifade etmesine imkân sağlamıştır. Uzak coğrafyalardaki farklı medeniyetlerin bir araya gelebilmesinin en kolay ve etkin yollarından birisi olan ticaret, siyasi gelişmeler ışığında farklı rotalar itibarıyla gerçekleşmeye ve gelişmeye devam etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın en eski ve belki de ticaret yolları dediğimizde akla gelen ilk örneği İpek Yolu. Çin’den başlayan ve Batı Roma İmparatorluğu’nda sonlanan İpek Yolu, farklı dönemlerde ticarete konu farklı ürünlerle dönüşüm geçirmiştir. Başlarda Doğu’nun ipeğini, kağıdını, değerli taşlarını Batı’ya taşıyan ve oradaki üretime konu eden İpek Yolu, 16. yüzyılda Avrupalı soyluların lüks eşya ve sanat eserleri tedarikinde, 19. Yüzyıl sonrasında petrol ile birlikte enerji tedarikinde, 21. yüzyılda ise yeni adıyla Kuşak-Yol Projesi ile teknoloji ürünleri başta olmak üzere farklı ürün gamlarının temininin ve tedarikinin sağlandığı bir yapıya dönüşmüş durumdadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İpek Yolu, Baharat Yolu, Amber Yolu, Kral Yolu, Çay Yolu, At Yolu… Örnekler çoğaltılabilir elbette. Doğu ile Batı arasında ticarete konu ürünlerin değiş tokuşunu sağlayan ticaret yolları aynı zamanda fikirlerin de değiş tokuşunu mümkün hale getirmiş, farklı coğrafyalar arasında kültürel alışverişi teşvik etmiş ve bilim, sanat ve felsefe gibi alanlarda da etkileşimi artırmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlık tarihi boyunca kaynaklara daha etkin erişimi tesis etmek, ürünlerin takasını sağlamak ve kültürel etkileşimi güçlendirmek hedefiyle kullanılan ticaret rotaları aynı zamanda günümüz tedarik zinciri kavramının da kökenini oluşturmaktadır. Tedarik zinciri temel olarak hammaddelerin üreticiden nihai kullanıcıya kadar olan tüm süreçlerdeki akışını ifade eder. Bu yönüyle, ticaret yolları yalnızca ürün değiş tokuşu değil, ilerleyen duraklardaki ihtiyaçların bir önceki duraklar tarafından karşılanmasını da mümkün kıldığı için tedarik zinciri kavramına da zemin oluşturmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Antik çağlarda hammaddelerin önemli üretim merkezlerinden tüketim bölgelerine taşınması olarak şekillenen ticaret yolları yol üzerinde taşıma, depolama ve dağıtım gibi unsurları da içinde barındırarak aslında bütün bu yönleriyle de birer tedarik zinciri olarak şekillenmiştir. Takvimler Orta Çağ ve Yeni Çağ’ı gösterdiğinde ise Coğrafi Keşiflerle birlikte hem ticaret yolları genişlemiş hem de tedarik zincirleri daha karmaşık hale gelmiştir. Bu dönemde deniz ticareti, kıtalar arası ticaretin ana omurgasını oluşturmuş ve tedarik zinciri, deniz taşımacılığı, liman işlemleri ve depolama gibi unsurları içeren daha karmaşık bir yapıya evrilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">18. yüzyıla gelindiğinde ise buhar gücünün üretimde kullanılmasıyla kıvılcımı yanan ve daha sonra büyük bir aleve dönüşecek olan Sanayi Devrimi, İngiltere’den başlayan bir rüzgâr ile kısa zamanda tüm dünyayı hükmü altına almıştır. Buhar gücü ve makineleşme gibi yenilikler, üretim süreçlerinde devrim yaratmış ve fabrika sistemlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Coğrafi Keşifler ile yapısında gelişim gözlemlenen tedarik zincirleri ise bu dönemde daha hızlı ve köklü bir değişim ve dönüşüm sürecinin tam ortasında yer alarak çok daha büyük ölçekli ve karmaşık bir yapıya dönüşmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayi Devrimi ile birlikte ticaret yolları daha da gelişmiş ve tedarik zinciri, demiryolları, buharlı gemiler ve daha sonraları kamyon ve konteyner taşımacılığı gibi modern ulaşım ve lojistik sistemleriyle şekillenmiştir. Bu dönemde tedarik zinciri, üretimden tüketicilere kadar olan süreçte önemli bir optimize edilme ve hızlanma sağlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayi Devrimi, tarihin dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir ve üretim süreçlerinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Bu dönemde, teknolojik ilerlemeler ve seri üretim kavramı, tedarik zinciri yönetimini ve ticaret yollarını tamamen dönüştürmüştür. Sanayi Devrimi&#8217;nin, 18. yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın başlarına kadar olan süreçte gerçekleştiği düşünülür ve bu dönemdeki değişiklikler modern ekonomik ve endüstriyel yapıyı oluşturmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphe yok ki, Sanayi Devrimi dendiğinde akıllara gelen ilk kavram olan seri üretim kavramı, üretim süreçlerinin bir yerden başka bir yere hızlı ve köklü bir şekilde yol almasının da ilk adımı olarak kabul edilebilir. Sanayi Devrimi ile birlikte seri üretim yöntemlerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, üretimde artık makine gücünün kullanılmasıyla birlikte endüstrinin başkalaşması, zaten bütün bu gelişmelerin de isminin verildiği üzere birer devrim niteliğindedir. Seri üretim ile beraber birçok üründe standartlaşma ve tekrarlanma mümkün hale gelerek üretim süreçlerinin bu unsurlar etrafında yeniden şekillenmesi, bunun sonucunda da daha hızlı ve verimli yapıya bürünmesi sağlanmıştır. Üretimin hızlanması hammadde ihtiyacının artmasını, hammadde ihtiyacının artması ise üreticiden nihai kullanıcıya kadar geçen yolu ifade eden tedarik zincirlerinin de temelinden yeniden biçimlenmesi gereğini beraberinde getirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerekler sonuçları doğurur sözünü doğrularcasına Sanayi Devrimi ile birlikte dönüşüm ihtiyacı içerisinde olan tedarik zinciri yönetimi artık lojistik süreçleri de yanına alarak üretim, tedarik, iletim kavramlarını yeniden şekillendirmiştir. Endüstri Devrimi ile beraber gelen üretim süreçlerindeki standartlaşma, hammaddenin tedarikinden ürünün nihai tüketiciye ulaşmasına kadar olan süreçlerde daha etkin ve verimli lojistik süreçlerin geliştirilmesine imkân sağlamıştır. Bununla birlikte, bu dönemde demiryolu ağlarının gelişimi, limanların modernizasyonu ve depolama sistemlerindeki ilerlemeler de tedarik zincirinin daha hızlı ve daha etkin işlemesini sağlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarih sahnesinin tanıştığı seri üretim kavramı, etkin ve hızlı tedarik ve lojistik süreçleri ile doğduğu topraklar olan Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’dan kısa zamanda dünyanın kalan kısmına yayılmış ve dünyanın farklı bölgelerinde küresel ticaretin yeniden şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bahsi geçen süreçlerin hızlanması, tedarik zincirinin yavaş yavaş küresel bir vizyon kazanmasıyla birlikte hammaddelerin ve ürünlerin daha hızlı ve geniş ölçekte taşınması mümkün hale gelmiş; bu durum küresel ticaret ağlarının oluşumuna zemin hazırlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">20. yüzyılın ikinci yarısı ise teknolojinin gelişimiyle birlikte elektrik ve bilgisayar teknolojilerinin üretim faktörü olarak kendilerine yer bulmasını ve tıpkı buhar gücünün üretimde kullanılmaya başlandığı dönemde olduğu gibi üretim süreçlerinin hızlı ve köklü değişim ve dönüşümünü sağlamıştır. Birbirini besleyen faktörler olan sanayileşme ve teknolojik gelişmeler üretim süreçlerinin daha fazla otomasyon ve verimlilik ile gerçekleşmesine imkân sağlamıştır. Coğrafi Keşifler’den başlayan tedarik zinciri yönetiminin süregelen köklü değişim ve dönüşüm süreci kendini bu dönemde de sürdürmüş; tedarik zincirleri daha karmaşık ve bütünleşmiş bir yapıya bürünmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayi Devrimi’nin seri üretim armağanıyla başlayan süreç elektrifikasyon ve teknolojik ilerlemelerle birlikte küresel ticaret ağlarının oluşumuna, tedarik zincirlerinin karmaşık ve entegre yapılarının dünyanın her bir ülkesinin üretim süreçlerinin bir aşamasına dahil olduğu küresel bir zincire dönüşmesine; böylece modern ekonomik ve endüstriyel düzenin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Bahsini geçirdiğimiz dönemdeki hızlı değişiklikler ve gelişmeler, günümüz tedarik zinciri yönetimi ve üretim süreçlerinin de temelini oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TEKNOLOJİK GELİŞMELERLE BİRLİKTE TEDARİK ZİNCİRLERİNDE YENİ DÖNEM</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle 20. yüzyılın son çeyreğiyle beraber hızlanan teknolojik ilerlemeler ticaret yollarının ağlara dönüşmesine, tedarik zincirlerinin giderek daha küresel bir hal almasına ve karmaşıklaşan söz konusu unsurların ticaretteki yeri ve öneminin giderek daha da artmasına vesile olmuştur. 21. yüzyıl ile beraber hayatımıza giren büyük veri analitiği, yapay zekâ, bulut bilişim, otomasyon gibi kavramlar, yeni teknolojilerin tedarik zincirlerinde ve lojistik süreçlerinde kullanılmasıyla birlikte söz konusu süreçlerin verimliliğinin, esnekliğinin ve hızının önemli bir derece artmasını sağlamıştır. Coğrafi Keşifler ile birlikte denizyolu taşımacılığının, Sanayi Devrimi ile birlikte ise demiryolu taşımacılığının ticaretteki rolünün artmasıyla hızlanan tedarik süreçleri, teknolojinin nimetlerinden yararlandığımız günümüzde IoT (Nesnelerin İnterneti) teknolojisi ile birlikte anbean takip edilen, gerçek zamanlı analizi yapılan bir hale dönüşmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teknolojik gelişmeler tedarik zincirleri kavramında yeni bir sayfayı sonuna kadar açmıştır. Hızlı teknolojik gelişmelerle birlikte hayatın her alanında olduğu gibi ticarette ve tedarik zincirlerinde de hızlı dijitalleşme ve optimizasyon kavramları önemli role sahip duruma gelmiştir. Öyle ki, günümüzün lojistik süreçleri iletişimden taşımacılığa, depolamadan süreç yönetimine, veri analizinden geri bildirimlere kadar her bir aşamasının detaylı ve kapsamlı bir şekilde değerlendirilip incelenebildiği bir hale dönüşmüştür. Bununla birlikte, antik çağlarda hammaddelerin kaynağından muhatabına taşınmasından ibaret olan tedarik zinciri kavramı zamanla birlikte yavaş yavaş bir zincir haline dönüşmüş, hızlı gelişmeler ışığında ise küresel ticaretin ve üretimin kökünden değişerek modern tedarik zincirleri haline evrilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada, teknolojik gelişmeler ışığında tedarik zinciri kavramındaki gelişim ve dönüşümü incelediğimizde öne çıkan teknolojik unsurların ortaya çıkardığı değişim ve dönüşüm hususlarından bahsetmek gerekir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bilgi teknolojilerinin gelişimiyle birlikte bilgisayarların, yazılım sistemlerinin ve özellikle internetin üretim ve tedarik süreçlerinde daha yoğun kullanılması, tedarik zincirlerinin daha verimli yönetilmesine ve karar alma süreçlerinin daha hızlı hale gelmesine vesile olmuştur. Böylece tedarik zinciri yönetiminde tedarik ve talep dengesi daha etkin (efficient) bir şekilde yönetilebilmektedir.</li>



<li>Otomasyon ve robotik teknolojilerin gelişmesi, üretim ve depolama süreçlerinde büyük bir değişim yaratmıştır. Otomasyon sayesinde, üretim süreçleri daha hızlı, daha verimli ve daha hatasız hale gelmiştir. Ayrıca, robotlar depolama ve paketleme süreçlerinde insan gücünü tamamlayıcı bir rol oynamış ve tedarik zincirinin daha verimli işlemesine olanak sağlamıştır.</li>



<li>Veri analitiği ve yapay zekâ, tedarik zincirinin yönetiminde ve planlamasında önemli bir rol oynamıştır. Büyük veri analizi sayesinde, tedarik zinciri yöneticileri, stok yönetimi, talep tahmini ve lojistik planlamasında daha doğru ve etkili kararlar alabilmektedirler. Yapay zekâ, karmaşık tedarik zinciri sorunlarını çözmekte ve süreçlerin otomatik olarak optimize edilmesine yardımcı olmaktadır.</li>



<li>Gelişmiş ulaşım teknolojileri ve küresel lojistik ağları, tedarik zincirlerinin dünya çapında daha hızlı ve daha etkin işlemesine imkân sağlamıştır. Hava kargo, deniz yolu taşımacılığı ve yüksek hızlı trenler gibi gelişmiş taşıma sistemleri, tedarik zincirinin daha hızlı ve daha güvenilir bir şekilde küresel ölçekte yönetilmesini sağlamıştır.</li>



<li>E-ticaret ve dijital ticaret platformları, tedarik zincirinin perakende ve tüketici aşamalarında büyük değişimlere yol açmıştır. Bu platformlar, tedarik zinciri yöneticilerine müşteri taleplerini daha iyi anlama ve bu taleplere hızlı bir şekilde yanıt verme imkânı sunmuştur. Ayrıca, bu platformlar, tedarik zincirinin daha esnek ve müşteri odaklı olmasını sağlamıştır. 2022 yılı sonu itibarıyla küresel çapta 5,5 trilyon dolar hacme ulaşan e-ticaret sektörünün önümüzdeki dönemdeki hızlı büyümesinin devam etmesi beklenmektedir. Öyle ki tahminler, söz konusu hacmin 2023 yılı sonu itibarıyla 7 trilyon dolara yaklaşacağını öngörmektedir (World E-Commerce Forum, 2022).</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, 20. yüzyılın son çeyreğinden günümüze teknolojideki hızlı gelişmeler, tedarik zinciri yönetiminin temelinde köklü bir dönüşüm yaratmıştır. Bu dönüşüm, tedarik zincirinin daha hızlı, daha verimli, daha esnek ve daha müşteri odaklı bir yapıya evrilmesini sağlamıştır. Teknolojideki ilerlemelerin devam etmesiyle birlikte, tedarik zinciri yönetiminin daha da optimize edilmesi ve geliştirilmesi beklenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TEDARİK ZİNCİRLERİNİN HIZLI DÖNÜŞÜMÜNE SALGIN KESİNTİSİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2019 yılının sonlarında Çin’den gelen haberler ile sarsılan dünya, önünde bekleyen tehlikenin henüz farkına varamamıştı. Çin’de bilinmeyen bir sebepten dolayı ortaya çıkan hastalık sebebiyle insanlar hızla hayatlarını kaybediyor, hastalığın bulaşıcılık hızına dikkat çeken uzmanlar kötümser senaryolar çiziyordu. Korkulan oldu ve 2020 yılıyla birlikte Avrupa’ya hızla taşınan Kovid-19 hastalığı bir pandemiye (dünyada birden fazla ülkede veya kıtada, çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel isim; çalışmanın devamında salgın olarak anılacaktır) dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üretim kapasitesindeki hızlı ve güçlü büyüme sebebiyle küresel tedarik zincirinin ilk halkası Çin’de bulunuyordu. Uzunca bir süredir küresel ticaret için mucizevi bir rol biçilen küresel tedarik zincirleri, Çin’de salgın sebebiyle yaşanan kapatmalar yüzünden daha ilk halkadan kopmaya başlamıştı. Kovid-19 ile birlikte insanlığın uzun bir süredir inşa ettiği modern tedarik zincirlerindeki kırılganlık derin bir şekilde gözler önüne serilmiş oldu. Salgın, uluslararası tedarik zincirlerinde kesintilere, mal ve hizmet temininde aksamalara ve talep değişikliklerine neden olurken özellikle Asya ülkelerinden yapılan ithalatın durmasıyla birlikte Batı’daki birçok endüstride birçok endüstride üretim durma noktasına gelerek büyük krizleri beraberinde getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tedarik zincirlerinin antik çağlarda ticaret yollarıyla başlayan, daha sonra Coğrafi Keşifler ve Endüstri Devrimi ile başka bir faza geçen, takip eden dönemde ise hızlı teknolojik gelişmeler ile birlikte köklü bir dönüşüm sürecine giren hikayesinde, Kovid-19 salgını küresel tedarik zincirlerinin büyülü yapısına da sekte vurmuştur. Salgın ile küresel tedarik zincirlerine duyulan güven kökünden sarsılmış ve söz konusu süreçler bu sefer de başka bir yöne doğru değişim ve dönüşüm geçirmeye başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu değişim unsurlarından belki de en önemlisi, kendisine duyulan güvenin temelinden sarsıldığı küresel tedarik zincirlerinin yerini giderek daha da yerelleşen zincirlerin alması olmuştur. Kovid-19 salgını, tedarik zincirlerinde stratejik değişikliklerin hızlanmasına ve alternatif tedarik kaynaklarının araştırılmasına neden olmuştur. Birçok şirket, tedarik zincirlerini krizlere karşı daha dirençli hale getirmek için daha esnek ve yerel tedarik zinciri modellerine geçiş yapmıştır. Aynı zamanda, dijitalleşme ve otomasyonun hızlandırılması, tedarik zincirlerinin daha hızlı uyum sağlamasına olanak tanımıştır. Çok kullanılan haliyle ‘yeni normal’ dönemde ülkeler ve firmalar tedarik zincirlerini hızlı bir şekilde gözden geçirerek daha yerelleştirilmiş tedarik zinciri modellerine yönelmiştir. Salgın, tedarik zincirlerinin zayıflıklarını ve kırılganlıklarını net bir şekilde göstermiş ve küresel ekonominin dönüşüm sürecinde önemli bir kilometre taşı olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, Kovid-19 salgını, küresel tedarik zincirlerinin tek bir kaynağa ya da bölgeye bağımlılığının yarattığı riskleri açıkça ortaya koymuştur. Ülkeler ve firmalar, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve farklı bölgelerde üretim yapılarak riskin dağıtılması konusunda daha duyarlı hale gelmişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ek olarak, daha önce hayali bile kurulamayan kapatmaların üretim ve tedarik süreçlerinde ne denli büyük sorunlara sebep olabileceği de tecrübeyle sabit hale gelmiştir. Salgın döneminde, lojistik ve ulaşım alanında yaşanan zorluklar tedarik zincirlerinin zayıflıklarını ortaya çıkarmıştır. Sınır kapanmaları, lojistik ağlardaki aksamalar, artan taşıma maliyetleri ve ulaşım zorlukları, tedarik zincirlerinin kırılganlığını artırmış ve firmaları alternatif tedarik modelleri üzerine düşünmeye yöneltmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Salgın döneminde talebin durma noktasına gelmesi, kademeli normalleşme dönemiyle birlikte ise talepte yaşanan patlama (boom) etkisi, daha önceleri gereken önemin verilmediği stok yönetimi ve talep analizi konularına olan önemin de artmasına vesile olmuştur. Salgın sırası ve sonrasındaki dönemlerde yaşanan ani talep değişiklikleri ve stok sıkıntıları, tedarik zincirlerinin esnekliğini sınırlamış ve bu durum firmaların stok yönetimi ve talep tahmini süreçlerini gözden geçirmelerine neden olmuştur. Bununla birlikte salgın dijital dönüşümün hızlanması ve tedarik zincirlerinin daha esnek ve adapte edilebilir hale getirilmesi gerekliliğini göstermiştir. Daha fazla dijitalleşme ve veri analitiği ile birlikte tedarik zincirlerinin risk analizi ve yönetimini daha başarılı gerçekleştiren, krizlere ilişkin esnekliğin ve adaptasyonunun yükseldiği bir yapıya bürünmesi önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hoyweghen vd. (2021), De Marchi ve Alford (2022), Gereffi vd. (2022), Awan vd. (2022) ve Feyaerts vd. (2019) küresel tedarik zincirlerine olan yerel entegrasyonun farklı coğrafyalardaki örneklerini değerlendirirken yerel tedarik zincirlerindeki rekabetçiliğin artmasıyla birlikte pozitif yayılma etkisiyle birlikte yatırım, teknik altyapı, kurumsal gelişmişlik gibi unsurlarda da tedarik zincirlerindeki dönüşüm ile beraber gelen gelişimin etkilerinin görülebileceğini ifade etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kökeni binlerce yıla dayanan tedarik zincirleri kavramının gelişiminde Kovid-19 salgınının da yeri bir hayli büyüktür. Kovid-19 salgını, tedarik zincirlerinin dönüşüm sürecinde zayıf noktalarını ve kırılganlıklarını net bir şekilde göstermiştir. Bu süreç, tedarik zinciri yönetiminin daha esnek, çevik ve krizlere daha dirençli bir yapıya evrilmesi için firmaları ve ülkeleri yeni stratejiler geliştirmeye ve değişime yönlendirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YENİ NORMAL TEDARİK ZİNCİRLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlığın Kovid-19 salgınından çıkardığı birçok dersten birisi de önceki dönemlerde kendisine mucizevi bir rol biçilen küresel tedarik zincirlerinin aslında krizlere hazırlıksızlığının ve kırılganlığının gözler önüne serilmesi ve bunun yerine yerelleştirilmiş tedarik zincirlerinin alması olmuştur. Yerel tedarik zincirleri, sürdürülebilirlik, hızlı teslimat süreleri ve krizlere karşı daha dirençli olma gibi bir dizi avantaj sunmaktadır. Bu tedarik zincirleri, bölgesel ekonomilere katkıda bulunurken, yerel üreticilere destek olmaktadır. Ayrıca, karbon ayak izini azaltma ve çevresel sürdürülebilirlik açısından da önemli bir rol oynayarak insanlığın iklim değişikliğiyle mücadelesine katkı sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada şunun altını çizmek gerekir ki; tıpkı salgın öncesi dönemde olduğu gibi bir kavrama tam bağımlılık, krizlere dayanıksızlığı ve kırılganlığı da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, yeni normal olarak adlandırabileceğimiz salgın sonrasındaki dönemde, edinilen tecrübelerden de hareketle tedarik zincirlerinin küresel ve yerel vizyonu arasında da optimum bir denge sağlanması büyük önemi haizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerel ve küresel tedarik zincirleri arasında denge kurmak, işletmelerin krizlere karşı daha dirençli olmalarını sağlamanın yanı sıra, küresel pazarda rekabet avantajı elde etmelerine olanak tanır. Bu denge, tedarik zincirlerinin maliyet etkinliğini korurken, yerel topluluklara ve çevreye de katkıda bulunmayı hedeflemelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kovid-19 salgını, küresel tedarik zincirlerinde derin ve köklü bir dönüşüm sürecini tetiklemiştir. Bu süreçte, pek çok firma ve ülke, stratejik vizyonlarını ve adımlarını gözden geçirmiş ve tedarik zinciri kavramının yeniden şekillenmesine odaklanmıştır. Yeni normalde, tedarik zincirlerinin daha esnek, daha sürdürülebilir ve daha dirençli olması hedeflenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, günümüz teknolojilerine en iyi şekilde ayak uyduran ülkelerin ve firmaların tedarik zincirlerini şekillendirmede daha fazla dijitalleşme ve akıllı sistemlere odaklandığı gözlemlenmektedir. Bu noktada, büyük veri analitiği, yapay zeka ve otomasyon gibi teknolojik yenilikler, tedarik zincirlerinin daha etkin ve verimli yönetilmesine olanak sağlarken süreçlerin daha çevik ve esnek olmasına da vesile olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Risk yönetiminin en temel unsurlarından birisi olan riskin dağıtılması hususu da küresel ticarette ve tedarik zincirlerinin dönüşümünde ülke ve firmaların yerelleştirme ve çeşitlendirme stratejileri vesilesiyle karşımıza çıkmaktadır. Ülkelerin ve firmaların yürüttüğü üretim ve tedarik kaynaklarının farklı bölgelere dağıtılması stratejisi, riskin dağıtılması ve tedarik zincirlerinin daha dirençli hale getirilmesine yardımcı olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YENİ DÖNEMİN BİR OLMAZSA OLMAZI DAHA: YEŞİL VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni normal dönemde tedarik zincirlerinin yerelleştirilmesi ve riskin dağıtılması kadar söz konusu zincirlerin sürdürülebilirlik vizyonuyla çevre dostu hale dönüşmesi de büyük öneme sahiptir. İklim değişikliği ve çevresel sınamaların etkilerinin artmasıyla, şirketler ve kuruluşlar tedarik zincirlerini çevre dostu ve sürdürülebilir hale getirme konusunda ciddi adımlar atmaya başlamışlardır. Bu dönüşüm, çevresel etkileri azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda işletmelerin maliyetleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tedarik zincirlerinin yeşil ve sürdürülebilir hale dönüşmesinde birkaç anahtar faktör bulunmaktadır. Bunlar arasında;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><u>Sürdürülebilir Malzeme Seçimi</u></strong><strong>:</strong> Tedarik zincirlerinin sürdürülebilir hale gelmesi için malzeme seçimi oldukça kritiktir. Doğal kaynakları koruyan, geri dönüştürülebilir veya yenilenebilir malzemelerin kullanımı, çevresel etkiyi azaltmak için önemli bir adımdır.</li>



<li><strong><u>Düşük Karbon Ayak İzi Taşımacılık</u></strong><strong>:</strong> Taşımacılık, tedarik zincirlerindeki en önemli unsurlardan biridir. Düşük karbon ayak izine sahip taşımacılık yöntemlerinin tercih edilmesi, sera gazı emisyonlarını azaltarak çevresel etkileri minimize etmeye yardımcı olabilir.</li>



<li><strong><u>Yeşil Enerji Kullanımı</u></strong><strong>:</strong> Üretim tesislerinde ve lojistik ağlarında yeşil enerji kullanımı, tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği açısından kritik bir öneme sahiptir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş, çevresel etkilerin azaltılmasına ve enerji maliyetlerinin düşürülmesine yardımcı olabilir.</li>



<li><strong><u>Atık Yönetimi ve Döngüsel Ekonomi Uygulamaları</u></strong><strong>:</strong> Atıkların azaltılması, geri dönüşümün teşvik edilmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarının benimsenmesi, tedarik zincirlerinin yeşil ve sürdürülebilir bir hale gelmesine katkı sağlayabilir.</li>



<li><strong><u>Tedarik Zinciri Şeffaflığı ve İzlenebilirlik</u></strong><strong>: </strong>Tedarik zincirlerinin sürdürülebilir hale getirilmesi için şeffaflık ve izlenebilirlik kritik öneme sahiptir. Hammaddelerin kaynağının izlenmesi, çevresel ve sosyal standartlara uygunluğun sağlanması, tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği için önemli bir adımdır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu faktörlerin dikkate alınması, şirketlerin sürdürülebilir bir tedarik zinciri yönetimine geçiş yapmasına ve iklim değişikliğiyle mücadelede aktif rol almasına yardımcı olabilir. Bu adımlar hem çevresel sürdürülebilirliği sağlamak hem de şirketlerin uzun vadeli büyüme ve başarılarını desteklemek için önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜRKİYE&#8217;NİN TEDARİK ZİNCİRİ DÖNÜŞÜMÜNDEKİ ROLÜ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye, jeostratejik konumu, gelişmiş lojistik altyapısı ve üretim potansiyeliyle küresel tedarik zincirlerinde kritik bir role sahiptir. Ülkemizin dijital dönüşüm, teknoloji yatırımları ve eğitim konusundaki atılımları, küresel tedarik zincirlerinde rekabet avantajı elde etmesine yardımcı olmaktadır. Ayrıca, sürdürülebilirlik ve çevresel koruma konusundaki stratejik adımlar, Türkiye&#8217;nin uluslararası alanda liderlik rolü üstlenmesine katkıda bulunacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kovid-19 salgını sonrasında, Türkiye tedarik zinciri dönüşümünde kritik bir rol oynamaya adaydır. Türkiye&#8217;nin stratejik coğrafi konumu, gelişmiş lojistik altyapısı, genç ve dinamik nüfusu, çeşitlendirilebilir üretim kapasitesi ve güçlü sanayi altyapısı, tedarik zinciri yönetiminde öne çıkmasını sağlayan önemli faktörlerdir. Öyle ki, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda en kapsayıcı ve kararlı politika metinlerinin başında gelen Avrupa Yeşil Mutabakatınca da Avrupa Birliği’nin daha yerel tedarik merkezleriyle iş birliği yapmasının altı çizilmektedir. Bu noktada, hem geçmişe dayanan güçlü ticaret bağları hem de coğrafi konumu sebebiyle Türkiye’nin Avrupa kıtası için yeni dönemin üretim ve tedarik merkezi olma potansiyeli bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, Türkiye&#8217;nin sahip olduğu güç ve potansiyel, yeni tedarik zinciri yaklaşımları ve beklentiler ışığında önümüzdeki dönemde şu noktalara odaklanabilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><u>Lojistik ve Ulaşım Altyapısının Geliştirilmesi</u></strong><strong>:</strong> Türkiye&#8217;nin gelişmiş lojistik ve ulaşım altyapısı, bölgesel ve küresel tedarik zincirlerinde önemli bir rol oynamaktadır. Önümüzdeki dönemde, lojistik altyapının daha da geliştirilmesi ve modernize edilmesi, Türkiye&#8217;nin tedarik zinciri yönetimindeki rolünü daha da güçlendirecektir. Dünya Bankası’nın hazırladığı Lojistik Performans Endeksi’nin 2023 Raporu sonuçlarına göre Türkiye 2018 yılına kıyasla 9 sıra yükselerek 38. sırada yer almış; endeksi oluşturan alt kırılımlar bazında ise 26 ila 47. sıralar arasında kendisine yer bulmuştur. 2023 Raporu’nda Türkiye’nin 9 sıra yükselmesinin belirleyicileri arasında uluslararası sevkiyatlar ve zamanlılık konularındaki başarısı dikkat çekmektedir. Öte yandan ülkelerin lojistik performansları ile rekabetçilik arasındaki pozitif yönlü doğrusal ilişki de giderek daha çetin bir hale gelen küresel ticarette ülkelerin neden lojistik altyapılarını geliştirmeyi amaçlaması gerektiğinin de bir göstergesidir (Duman, 2023).&nbsp;</li>



<li><strong><u>Yerelleştirme ve Üretim Çeşitliliğinin Artırılması</u></strong><strong>:</strong> Türkiye, üretim çeşitliliği ve esneklik açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Önümüzdeki dönemde, üretimde çeşitliliğin artırılması ve yerelleştirme stratejilerinin benimsenmesi, Türkiye&#8217;nin tedarik zinciri yönetimindeki rolünü güçlendirecek ve krizlere karşı daha dirençli bir yapı oluşturacaktır.</li>



<li><strong><u>Teknolojik İnovasyon ve Dijital Dönüşüm</u></strong><strong>: </strong>Türkiye&#8217;nin teknolojik inovasyon ve dijital dönüşüm alanındaki potansiyeli, tedarik zinciri yönetiminde önemli bir avantaj sağlamaktadır. Önümüzdeki dönemde, dijital tedarik zinciri yönetimi ve akıllı lojistik sistemleri gibi teknolojik yeniliklerin benimsenmesi, Türkiye&#8217;nin tedarik zinciri alanında rekabet gücünü artıracaktır. Türkiye’nin AR-GE harcamalarının milli gelire oranına bakıldığında son 20 yılda %0,53’ten %1,4 seviyesine çıkmasıyla birlikte özellikle ihracatın temelini oluşturan imalat sanayiinde teknolojik kompozisyonun iyileşmesi mümkün hale gelmiştir (TÜİK, 2023). Bununla birlikte Orta Vadeli Program 2024-2026 Belgesi’nde de sanayide ve stratejik sektörlerde AR-GE kapasitesinin, yenilikçilik ve tasarım alanlarının artırılarak üretimde ve ihracatta teknolojik dönüşümün hızlanmasına yönelik politikaların hayata geçirileceği ifade edilmektedir (SBB, 2023).</li>



<li><strong><u>Sürdürülebilirlik ve Yeşil Tedarik Zinciri Modelleri</u></strong><strong>:</strong> Türkiye&#8217;nin sürdürülebilirlik ve çevre dostu üretim konusundaki potansiyeli, tedarik zinciri yönetiminde önemli bir fırsat sunmaktadır. Önümüzdeki dönemde, sürdürülebilir üretim modellerinin benimsenmesi ve yeşil tedarik zinciri stratejilerinin uygulanması, Türkiye&#8217;nin çevresel etkiyi azaltan ve sürdürülebilir tedarik zinciri modelleri oluşturmasını sağlayacaktır.</li>



<li><strong><u>Stratejik İş Birlikleri ve Pazar Erişimi</u></strong><strong>:</strong> Türkiye&#8217;nin küresel ticaret ağlarına entegre olması ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmesi, tedarik zinciri yönetimindeki rolünü daha da güçlendirecektir. Önümüzdeki dönemde, Türkiye&#8217;nin uluslararası pazarlara erişimi ve küresel iş birliklerini artırması, tedarik zinciri yönetimindeki etkinliğini ve rekabet gücünü artıracaktır. Türkiye’nin küresel ihracattan aldığı pay 2002 yılında %0,55 seviyesinde iken bu oran 2023 yılı itibarıyla %1,04 seviyesine yükselmiştir. Küresel pazarlarla entegrasyonunu güçlendiren ihracatımız aynı zamanda teknolojik dönüşümünü de hızlandırarak ihracatın katma değerinde de yükseliş sağlamıştır. Önümüzdeki dönem için Orta Vadeli Program 2024-2026 Belgesi’nde de ifade edildiği gibi mal ve hizmet ihracatının küresel gelişmelere uyumlu olarak artırılmasına yönelik politikaların izlenmesi, öncelikli sektörler ve pazarlar başta olmak üzere katma değeri yüksek sektörlere yönelik yatırımların desteklenmesi, dış ticarette güvenli ve hızlı ticaret işlemlerinin gelişimiyle birlikte ikili veya çoklu stratejik iş birliklerinin geliştirilmesi Türkiye’nin tedarik zinciri yönetimindeki yerini ve rolünü daha da güçlendirecektir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&#8217;nin yeni tedarik zinciri yaklaşımı, sahip olduğu güçlü altyapı, üretim kapasitesi, teknolojik potansiyel ve coğrafi konumuyla önümüzdeki dönemde küresel tedarik zincirlerinde önemli bir aktör olmasını sağlayacaktır. Türkiye&#8217;nin bu alanlardaki potansiyelini daha da geliştirmesi, tedarik zinciri yönetimindeki etkinliğini ve rekabet gücünü artıracaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ YERİNE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tedarik zincirlerinin tarihsel evrimi, antik çağlardan günümüze kadar sürekli değişen ve dönüşen bir süreç olmuştur. Coğrafi keşifler, Sanayi Devrimi ve teknolojik ilerlemelerin hızıyla birlikte, tedarik zincirleri köklü bir dönüşüm yaşamış ve bu süreçte kritik öneme sahip olmuştur. Bugün ise, ikiz dönüşüm olarak adlandırılan yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm kavramları, tedarik zincirlerinin geleceğini şekillendirecek belirleyici unsurlar haline gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ikiz dönüşüm gerçeği altında, tedarik zincirlerinin önümüzdeki dönemde karşılaşabileceği noktaları belirlemek kritik bir adım haline gelmektedir. Dijitalleşme, veri analitiği ve yapay zekâ gibi teknolojik gelişmeler, tedarik zincirlerinin daha verimli, esnek ve hızlı olmasını sağlayacaktır. Yeşil dönüşüm ise, çevresel sürdürülebilirliği sağlayarak doğal kaynakların korunmasına ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya ajandasında tedarik zincirlerinin bu dönüşümünü sağlamak için öncelikli olarak aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulmalıdır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><u>Kapsayıcı İş Birliği ve Ortaklık</u></strong><strong>:</strong> Uluslararası platformlarda iş birliği ve ortaklık kurularak, küresel tedarik zinciri ağlarının sürdürülebilir ve etkili bir şekilde yönetilmesi sağlanmalıdır.</li>



<li><strong><u>Teknolojik Altyapının Güçlendirilmesi</u></strong><strong>:</strong> Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojik altyapıların geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin daha verimli ve hızlı işlemesini sağlayacaktır.</li>



<li><strong><u>Sürdürülebilirlik Standartlarının Belirlenmesi</u></strong><strong>:</strong> Uluslararası çapta sürdürülebilirlik standartlarının belirlenmesi ve bu standartlara uyumun teşvik edilmesi, çevresel etkilerin azaltılmasına yardımcı olacaktır.</li>



<li><strong><u>Eğitim ve Farkındalık Oluşturma</u></strong><strong>:</strong> Sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi konusunda eğitim programları ve farkındalık kampanyaları yoluyla toplumun bilinçlendirilmesi ve bilinç düzeyinin artırılması gerekmektedir.</li>



<li><strong><u>Yenilikçi Politikaların Teşviki</u></strong><strong>: </strong>Hükümetlerin, sürdürülebilirlik üzerine odaklanan teşvik ve politikalarla şirketleri yeşil dönüşüme teşvik etmesi ve desteklemesi gerekmektedir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Tedarik zincirleri ticaretin tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte farklı coğrafyaların bir araya gelebildiği, söz konusu coğrafyaların üretim kapasiteleri doğrultusunda hammadde temini ile nihai ürün üretimi arasındaki sürecin ticaret yollarıyla gerçekleştirildiği bir yapıdan zaman içerisinde karmaşık, çok taraflı ve entegre bir şekle evrilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Antras ve Chor (2022) yakın dönemde giderek daha karmaşıklaşan üretim ve tedarik süreçlerinden hareketle tedarik zincirlerinin küresel büyüme ve kalkınmaya sunabileceği katkıları ampirik çalışmalarla ortaya koymuştur. Öte yandan, Kovid-19 salgınıyla birlikte dünyada ezberlerin bozulması, önceleri bir mucize gibi aksettirilen küresel tedarik zincirlerine olan güveni sarsmış; bunun yerine firmalar ve ülkeler daha yerel ve erişilebilir bir tedarik yönetimine doğru yol almaya başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye, stratejik coğrafi konumu ve dinamik iş gücüyle tedarik zinciri yönetimi sürecinin dönüşümünde önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye&#8217;nin, yenilikçi politikalarla ve uluslararası iş birlikleriyle sürdürülebilir ve yeşil bir tedarik zinciri ağı oluşturmak için çaba göstermesi ve bu alanda liderlik rolü üstlenmesi kritik bir öneme sahiptir. Ayrıca, sürdürülebilirlik bilincinin toplumda artırılması ve eğitim düzeyinin yükseltilmesi yoluyla Türkiye&#8217;nin üzerine düşen ödevleri yerine getirmesi, tedarik zincirlerinin geleceği için kritik bir faktör olacaktır. Bu kapsamlı dönüşüm sürecinde, Türkiye&#8217;nin sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi alanında liderlik rolünü üstlenmesi ve yenilikçi çözümler sunması hem ulusal ekonomisine hem de tedarik zinciri ağlarına olumlu katkılar sağlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Antras, P. ve Chor D. (2022). Global Value Chains, Handbook of International Economics, Volume 5, 297-376.</li>



<li>Awan, U. Sroufe, R., Bozan, K. (2022). Designing Value Chains for Industry 4.0 and a Circular Economy: A Review of the Literature, Sustainability, 14 (12), 7084.</li>



<li>De Marchi, V. ve Alford M. (2022). State policies and upgrading in global value chains: A systematic literature review, Journal of International Business Policy, 5, 888 – 111.</li>



<li>Duman, M. C. (2023). Ekonomilerin Yaşam Kaynakları, Ticari Hayat Gazetesi, (Erişim: <a href="https://www.ticarihayat.com/ekonomilerin-yasam-kaynaklari">https://www.ticarihayat.com/ekonomilerin-yasam-kaynaklari</a>, Erişim Tarihi: 1 Kasım 2023).</li>



<li>Feyaerts, H. Van den Broeck, G. Maertens, M. (2019). Global and local food value chains in Africa: A review, Agricultural Economics, 51 (1), 143-157.</li>



<li>Gereffi, G., Pananond, P., Pedersen, T. (2022) Resilience Decoded: The Role of Firms, Global Value Chains, and the State in COVID-19 Medical Supplies, California Management Review, 64 (2).</li>



<li>Hoywehghen, K. V., Fabry, A., Feyaerts, H., Wade, I. Maertens, M. (2021). Resilience of global and local value chains to the Covid-19 pandemic: Survey evidence from vegetable value chains in Senegal, Agricultural Economics, Volume 52 (3), 423-440.</li>



<li>T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (2023). Orta Vadeli Program 2024-2026, (Erişim: <a href="https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2023/09/Orta-Vadeli-Program_2024-2026.pdf">https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2023/09/Orta-Vadeli-Program_2024-2026.pdf</a>, Erişim Tarihi: 1 Kasım 2023).</li>



<li>TÜİK (2023). Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması 2021, (Erişim: <a href="https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Arastirma-Gelistirme-Faaliyetleri-Arastirmasi-2021-45501">https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Arastirma-Gelistirme-Faaliyetleri-Arastirmasi-2021-45501</a>, Erişim Tarihi: 1 Kasım 2023).</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhracat Vizyonumuzda En Uzak Rota: Avustralya</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2023/12/24/ihracat-vizyonumuzda-en-uzak-rota-avustralya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Oğuz Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Dec 2023 14:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 64]]></category>
		<category><![CDATA[Anzacs]]></category>
		<category><![CDATA[Anzaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Australia]]></category>
		<category><![CDATA[Avustralya]]></category>
		<category><![CDATA[Commercial Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Export]]></category>
		<category><![CDATA[Far Countries Strategy]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat]]></category>
		<category><![CDATA[Ticari Diplomasi]]></category>
		<category><![CDATA[Uzak Ülkeler Stratejisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=6933</guid>

					<description><![CDATA[Yaklaşık 15 bin kilometre uzaklık, 8 saat zaman farkı ve Güney Yarımküre’de konumlanması sebebiyle Türkiye’ye dünya üzerinde belki de en uzak rotalardan biri olan Avustralya kültürel, ticari ve siyasal ilişkilerimiz bağlamında aslında bu mesafeden çok daha yakın kabul edilebilir. 2022 yılı verilerine göre iki ülke arasındaki toplam dış ticaret hacmi 2 milyar Doları geçmiştir. Ülkemiz ile Avustralya arasındaki ticari çerçevede demir-çelik ürünleri, inşaat malzemeleri, kuru meyveler ve hazır giyim-tekstil gibi öne çıkan ve ihracatta potansiyel taşıyan farklı alanlar mevcuttur. Bununla birlikte, geçmişten gelen ve iki ülke arasında yadsınamayacak bir bağ oluşturan I. Dünya Savaşı koşulları uzun soluklu ikili ilişkilerin başlangıcı ve filizlenmesine de ön ayak olmuştur. Cumhuriyetimizin 100. Yılında son beş yılın en yüksek oranı yakalanmış olup elbette istenilen düzeye henüz ulaşılmamıştır. Bu bağlamda Ticaret Bakanlığı’nın girişimleri ile başlatılan Uzak Ülkeler Stratejisi geniş açılımlara imza atarak ticari diplomaside farklı kapıların aralanmasını sağlayan çok paydaşlı bir eylem planını ihtiva etmektedir. Bu çalışmada Türkiye-Avustralya kültürel ve tarihsel ilişkileri bağlamında iki ülke arasındaki dış ticaretin genel fotoğrafı çekilerek ticari diplomasi fırsatlarına değinilecek olup orta ve uzun vadede ne tür girişimlerde bulunulabileceği tartışılacaktır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>İHRACAT VİZYONUMUZDA EN UZAK ROTA: AVUSTRALYA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaklaşık 15 bin kilometre uzaklık, 8 saat zaman farkı ve Güney Yarımküre’de konumlanması sebebiyle Türkiye’ye dünya üzerinde belki de en uzak rotalardan biri olan Avustralya kültürel, ticari ve siyasal ilişkilerimiz bağlamında aslında bu mesafeden çok daha yakın kabul edilebilir. 2022 yılı verilerine göre iki ülke arasındaki toplam dış ticaret hacmi 2 milyar Doları geçmiştir. Ülkemiz ile Avustralya arasındaki ticari çerçevede demir-çelik ürünleri, inşaat malzemeleri, kuru meyveler ve hazır giyim-tekstil gibi öne çıkan ve ihracatta potansiyel taşıyan farklı alanlar mevcuttur. Bununla birlikte, geçmişten gelen ve iki ülke arasında yadsınamayacak bir bağ oluşturan I. Dünya Savaşı koşulları uzun soluklu ikili ilişkilerin başlangıcı ve filizlenmesine de ön ayak olmuştur. Cumhuriyetimizin 100. Yılında son beş yılın en yüksek oranı yakalanmış olup elbette istenilen düzeye henüz ulaşılmamıştır. Bu bağlamda Ticaret Bakanlığı’nın girişimleri ile başlatılan Uzak Ülkeler Stratejisi geniş açılımlara imza atarak ticari diplomaside farklı kapıların aralanmasını sağlayan çok paydaşlı bir eylem planını ihtiva etmektedir. Bu çalışmada Türkiye-Avustralya kültürel ve tarihsel ilişkileri bağlamında iki ülke arasındaki dış ticaretin genel fotoğrafı çekilerek ticari diplomasi fırsatlarına değinilecek olup orta ve uzun vadede ne tür girişimlerde bulunulabileceği tartışılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar kelimeler:</strong> Avustralya, İhracat, Uzak Ülkeler Stratejisi, Anzaklar, Ticari Diplomasi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>THE FARTHEST ROUTE IN OUR EXPORT VISION: AUSTRALIA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Due to approximately 15 thousand kilometres distance, 8 hours time difference and being located at Southern Hemisphere, Australia which is probably one of the most distant destinations in the world to Turkey, can actually be considered much closer than this distance, in terms of our cultural, commercial and political relations. According to 2022 data, total foreign trade volume between two countries has exceeded 2 billion Dollars. In the frame of trade between our country and Australia, there are different areas such as iron and steel products, construction materials, dried fruits and ready-to-wear clothing-textiles that stand out and have potential in exports. In addition, the conditions of World War I, which have created an undeniable bond between two countries from the past, paved the way for the beginning and blossoming of long-term bilateral relations. In the 100th anniversary of our Republic, the highest rate of the last five years has been achieved, but of course the desired level has not yet been reached. In this context, the Far Countries Strategy, launched with the initiatives of the Ministry of Trade, includes a multi-stakeholder action plan that opens different doors in commercial diplomacy by signing wide openings. In this study, in the context of Turkey-Australia cultural and historical relations, via taking a general picture of foreign trade between two countries the opportunities will be elaborated and what kind of initiatives can be taken in the medium-long term will be discussed.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Australia, Export, Far Countries Strategy, Anzacs, Commercial Diplomacy</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya kültürel, ticari ve siyasal ilişkilerimiz bağlamında ülkemizde esasında göründüğünden daha yakın bir coğrafyadır. I. Dünya Savaşı çetin koşulları iki ülkenin insanları arasında tarihsel ve duygusal bir bağ oluşumunun zeminini hazırlamıştır. Buna karşın ticaret, turizm ve kültürel etkileşim halen umut edilen düzeyde değildir. Yine de son yıllarda ülkemiz ile Avustralya arasındaki toplam dış ticaret hacmi 2 milyar Doları geçmiştir. İthalat ve ihracat bakımından dengeli bir ticaretimi olan Avustralya ile ülkemiz arasındaki demir-çelik ürünleri, inşaat malzemeleri, kuru meyveler ve hazır giyim-tekstil gibi ürünler öne çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KISA TARİHÇE VE TÜRKİYE-AVUSTRALYA İLİŞKİLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın en büyük ada ve kıta ülkesi olan Avustralya’ya ilk yerleşenler 50.000 yıl önce Güneydoğu Asya’dan göç ederek adaya çıkan ve kısaca “Aborjin” adı verilen yerlilerdir. İlk kez 1606 yılında Hollandalı kâşif Williem Janszoon tarafından keşfedilen Avustralya kıtasının kıyı haritasını, daha sonraki yüzyılda Avrupa tacir ve kâşifleri çizmeye devam etmişlerdir. 1770 yılında İngiliz Donanması’ndan James Cook’un, Krallık adına kıtanın doğu kıyılarına çıkması ve o bölgeye “New South Wales” adını vermesiyle Avustralya tanınmaya başlanmıştır. İngiltere 1835’te “sahipsiz toprak” olarak tanımladığı Avustralya’yı başlangıçta bir ceza kolonisi olarak kullanmış ve yarısı mahkumlardan oluşan yaklaşık 1500 kişiyi taşıyan 11 gemilik bir filo Sidney Limanına 26 Ocak 1788’de gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya başlangıçta kürek mahkumları ile İngiltere’de istenmeyen diğer suçluların gönderildiği bir yerken, daha sonra 1850 ve 1860 yıllarında altın madenlerinin keşfedilmesi, yün sanayisinin gelişmesiyle İngiltere, ABD ve Çin’den önemli oranda göç almış ve böylelikle ilk koloniler oluşmaya başlamıştır. İngiltere ve İrlanda’dan devam eden göçün neticesinde başta New South Wales, Tasmania, Batı Avustralya ve Queensland’de olmak üzere koloniler kurulmuş, bu koloniler 1901 yılında tek bir anayasa altında birleşerek ‘Commonwealth of Australia’yı oluşturmuştur. Böylece Avustralya ilk kez 1901 yılında, İngiliz Milletler Topluluğu’nun (Commonwealth) bir üyesi olarak Dünya Devletlerine katılmıştır. Yeni kurulan bu federatif devlet, ilk dönemlerinde katı bir göçmen politikası ve korumacı bir tarife sistemi uygulamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1900’lü yılların başına kadar özellikle kömür ağırlıklı olmak üzere enerji, koyun yünü, büyükbaş hayvancılık ve tarım gibi alanlarda hızla yol alan Avustralya’nın sahip olduğu yer altı zenginliğini, ülkenin geleceğini de etkileyen ana faktörlerden biri olarak nitelemek mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1914-1918 yılları arasına gelindiğinde 400.000 Avustralyalının ANZAK ordusu ile Birinci Dünya Savaşı’na katıldığını hatırlatmak gerekir. Avustralya’nın ilk büyük muharebesi olan Gelibolu Savaşı’nda yaklaşık 9.000 kayıp vererek mağlup olmalarına rağmen Gelibolu Avustralya ulusal kimliğinin ortaya çıkışında tarihi bir rol oynamıştır. 1919 yılında imzalanan Versay Barış Anlaşması ise Avustralya’nın imzaladığı ilk uluslararası anlaşma olarak tarihe geçmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkenin çok zengin doğal kaynakları, tarım ve imalat sanayilerinin hızla geliştirilmesinde bir lokomotif olarak kullanılmış, bu yolla ayrıca İngiltere Krallığı’na I. ve II. Dünya Savaş’ları boyunca önemli destekler sağlanmıştır. İşgücünün azlığı, kıtanın büyüklüğü, çiftçilik, madencilik ve ticaret alanındaki imkanlar Avustralya’yı bir fırsatlar ülkesi haline getirmiştir. 1788’den 1970’lere kadar göçmenlerin çoğunluğu Avrupa kıtasından gelmişse de günümüzde Avustralya başta Asya olmak üzere her kıtadan göçmen almaktadır ve ulusal göçmenlik istatistiklerine göre Afrika ve Orta Doğu’dan alınan göçmen sayısı 1996 yılından bugüne yaklaşık iki kat artmıştır. Özetle, bugün Avustralya işgücü azlığını göç yolu ile karşılamakta, göçmen konusunda belli kriterlere dayandırdığı, ayrımcılık gözetmeyen bir politika izlemekte, çok çeşitli ülkelerden gelen çok milliyetli ve çok kültürlü bir ülke konumunda bulunmaktadır. Ülkenin uzun vadeli endişeleri arasında; kirlilik, ozon tabakasının zamanla yok oluşu, çevrenin ve bitki örtüsünün korunması ve sınırların uzunluğu dolayısıyla kıyı bölgelerinin idaresi ve korunmasındaki güçlükler gelmektedir (İnan, 2012).</p>



<p class="wp-block-paragraph">I. Dünya Savaşının Türkiye ile Avustralya arasındaki tarihsel ilişkiler bakımından rolü kritiktir. Savaş sırasında Britanya yönetimi tarafından Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirilen Anzaklar, Çanakkale dışında Libya gibi farklı cephelerde görevlendirilmiştir. Ancak Çanakkale Savaşı’nın farklı bir anlamı ve önemi vardır çünkü bu savaş, yukarıda değinildiği üzere Avustralya’nın bağımsız bir ülke olmasını takiben katıldığı ilk savaştır. Diğer yandan savaşın önemine kıyasla savaş sonrasında yaşananlar ve benimsenen yaklaşımlar, iki ülke arasındaki dostluk bağının kuvvetlenmesi açısından daha önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, savaş sonrasında Mustafa Kemal Atatürk tarafından söylenen “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır” sözleri, Türkiye’nin ve Türk vatandaşlarının Avustralya nezdinde farklı ve önemli bir konuma taşımasının ötesinde tarih boyunca sorunsuz devam eden ilişkilerin de temelini oluşturmuştur. Başkent Kanberra’daki Atatürk Anıtı’nda yer alan bu ifadenin yanı sıra Atatürk’ün konuyla ilgili söylediği daha az bilinen önemli bir söz de vardır. Melburn’de yayımlanan Star gazetesine iletilerek gazetenin 25 Nisan 1934 tarihli sayısında “Türkiye, Eski Düşman, Hatırlıyor” (Turkey, Old Foe, Remembers) manşetiyle yayımlanan bu sözleri şu şekildedir: “25 Nisan 1915 Gelibolu ihraç (çıkarma) hareketi ve bu Yarımada’da cereyan eden bütün muharebeler, dünyaya orada kanlarını dökenlerin kahramanlığı ile beraber, bu mücadelenin sebep olduğu zayiatın milletleri için ne kadar elemli olduğunu göstermiştir” (Türkiye Cumhuriyeti Melburn Başkonsolosluğu 2019).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ile Avustralya arasındaki bağların kuvvetli olmasını sağlayan faktörlerden biri de göçtür. Bu anlamda iki ülke arasındaki resmî göç süreci, yeni bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Avustralya’nın 1960’lı yıllarda uyguladığı göç politikası, “Beyaz Avustralya Politikası” olarak adlandırılıyordu ve bu politika doğrultusunda ülkeye sadece Avrupa’dan gelen göçmenler kabul edilebiliyordu. Avustralya hükûmeti bu noktada, Türkiye’yi Asya ülkeleri kategorisinden çıkartıp Avrupa kategorisine koymuş ve Türkiye’den resmî göç sürecinin önünü açmıştır (Tezcan, 1988).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya’ya ilk yıllarda göç eden Türklerin büyük bölümünün belirli maddi kazanç elde ettikten sonra anavatana geri dönmeyi amaçlaması, Avustralya’daki sosyal hayata katılımlarını da erteleyen bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak Avustralya’ya göç eden Türklerin ilerleyen yıllarda ülkeye tamamen yerleşmeye karar vermesi ve buna bağlı olarak çocuklarını Türkiye’deki yakınlarının yanına göndermek yerine Avustralya’daki okullarda okutmaya başlaması gibi faktörler Avustralya’daki Türk toplumunun varlığını güçlendirmeye başlamıştır (Young, 2023). İlk zamanlarda Avustralya’ya yerleşen vatandaşlarımız daha ziyade emek yoğun sektörlerde çalışmış olmalarına karşın, günümüzde Türk toplumu Avustralya ekonomisinde esnaf, iş insanı ve sanayici olarak çok çeşitli alanlara yayılan etkin bir rol almaktadır. Avustralyalı Türk iş insanları esas olarak, MÜSİAD Sidney, Avustralya Türk İş Konseyi (Melburn merkezli), Avustralya Türk Sanayiciler ve İşadamları Derneği (Melburn merkezli) adı altında üç ayrı grup halinde örgütlenmişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÜLKEMİZ İLE DIŞ TİCARET VE ÖNE ÇIKAN ÜRÜNLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya, ihracatının yaklaşık üçte birini Çin’e yapmaktadır. Çin, Avustralya’nın, başta madencilik ürünleri olmak üzere, en büyük ihracat pazarıdır. Avustralya’nın Çin’e ihracatında kömür ihracatı önemli yer tutmaktadır. Diğer yandan, Çin ekonomisindeki büyümenin yavaşlaması ve AB ekonomisindeki zayıflama, Asya bölgesi ve Avustralya ekonomisindeki gelişimi olumsuz yönde etkilemektedir. Bu yönde yeni pazarlar arayan Avustralya’nın yönü daha farklı ülkelere kayma eğilimindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan, ülkemizin son yıllarda komşu ülkelerin yansıra yeni pazarlar bulma çabası, Avustralya ile olan ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. İthalatının %70’ini imalat sanayi ürünlerinin, ihracatının ise yine %70’lik bölümünü hammadde ve tarımsal ürünlerin oluşturduğu Avustralya’nın, son yıllarda etkin ikili ve çok taraflı bir ticaret politikası izlemesi ve her iki ülke ekonomilerinin birbirlerini tamamlayıcı bir nitelik taşıması, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından uygun bir ortam yaratmaktadır. Ancak ikili ticaret rakamlarımıza bakıldığında, iki ülkenin de bu fırsatlarından verimli şekilde yararlanamadığı görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, Avustralya’ya ihracatımız, 2020 yılında bir önceki yıla göre %2,3 artışla 782 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. 2021 yılında ise ihracatımız bir önceki yıla göre %26,2 artışla 987 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. 2022 yılında kaydedilen ihracat ise 661 milyon dolardır. 2022 yılına gelindiğinde ise Avustralya’ya ihracatımız bir önceki yıla göre %6,8 artış göstererek 1 milyar 54 milyon dolara ulaşmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya’dan ithalatımız ise, 2020 yılında bir önceki yıla göre %19,2 azalarak 275 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. 2021 yılında ise ithalatımız bir önceki yıla göre %216,5 artışla 871 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. 2022 yılına gelindiğinde ise ithalatımız bir önceki yıla göre %17 artış göstererek 1 milyar 54 milyon dolara ulaşmıştır. Geçmiş yıllara bakıldığında ise 2018 yılında Avustralya’dan ithalatımızda yaklaşık %51’lik azalmanın altın alımlarımızdaki büyük düşüşten kaynaklandığı görülmektedir. Ülkemiz tarafından 2017 yılında bir önceki yıla yıla göre %549 artışla 1,5 milyar dolarlık altın ithalatı gerçekleştirmişken; 2018 yılında %75 düşüşle 388 milyon dolar; 2019 yılında ise altın ithalatımız 300 milyon dolar düzeyine inmiştir. Diğer yandan, 2020 yılında ise kömür ithalatımızda %82’lik bir azalma gerçekleşmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başlıca ihraç ürünlerimiz: İnşaat malzemeleri, kuru gıda, doğal taş, ticari taşıtlar, mücevher, elektrikli ev eşyaları, halı ve hazır giyim ürünleri olarak sayılabilirken başlıca ithal ürünlerimiz Taş kömürü, pamuk, ilaç, kuru meyve, demir, kağıt, makina, altın, ısıtıcı ve soğutucu cihazlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, iki ülke arasında yürürlükte olan anlaşma ve protokoller aşağıdaki tabloda listelenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tablo 1:</strong> Yürürlükteki Anlaşmalar</p>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><td><strong>Anlaşma Adı</strong></td><td><strong>İmza Tarihi</strong></td><td><strong>RG Tarih ve No’su</strong></td></tr></thead><tbody><tr><td>Ticaret, Ekonomik ve Teknik İş birliği Anlaşması</td><td>21/11/1988, Ankara</td><td>16 Ocak 1989-20051</td></tr><tr><td>Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması</td><td>16/06/2005, Kanberra</td><td>29 Haziran 2009- 27263</td></tr><tr><td>Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması</td><td>28/04/2010, Ankara</td><td>31 Ocak 2013-28545</td></tr><tr><td>Türkiye-Avustralya 5. Dönem KEK Protokolü</td><td>15/11/2005, Ankara</td><td>&nbsp;</td></tr><tr><td>Türkiye-Avustralya 6. Dönem KEK Protokolü</td><td>23/02/2009, Kanberra</td><td>10 Temmuz 2009-27284</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph">İki ülke yatırım ilişkilerinin yasal altyapısını oluşturan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması 2005 yılında imzalanmış, 29 Haziran 2009’da yürürlüğe girmiştir. TCMB istatistiklerine göre, Avustralyalı firmaların ülkemizde 2021 yılı sonu itibarıyla 7 milyon ABD Doları düzeyinde doğrudan yatırımları bulunmaktadır. Ülkemizden ise muhtelif firmalar açtıkları şubeler, temsilcilikler ve mağazalar ile Avustralya’da faaliyet göstermektedir. Ayrıca, Avustralya’da yerleşik Türk vatandaşlarının inşaat malzemeleri, doğal taş ve gıda başta olmak üzere muhtelif sektörlerde orta ve büyük ölçekte işletmeleri ve hizmet sektöründe küçük ölçekli birçok işletmesi bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya’nın ülkemizden 2022 yılında ürün bazında ithalatı incelendiğinde, ülkemizin bu dönemde Avustralya’ya gerçekleştirdiği 1 milyar 54 milyon $’lık ihracatın yaklaşık yarısını oluşturan ilk on üründen, demir-çelikten eşya (gizli/açıklanmayan ürünler), taze meyveler, inşaat malzemeleri, mücevherat, giyim eşyası ve demir, çelik, alüminyum yapılar ihracatımızın arttığı buna karşın, ticari taşıtlar, elektrikli ve elektriksiz ev eşyası ile halılar ve yer kaplamaları ihracatımızda ise düşüş yaşandığı görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya’nın 2022 yılında ülkemize yönelik ihracatında, en önemli kalemi oluşturan taş kömürü ihracatının bu dönemde de artış gösterdiği, ayrıca pamuk, meyve, makineler, kağıt ve kartonlar ile deri kösele ve kırpıntıları ihracatında da artış görüldüğü, buna karşılık altın ve ilaç ihracatında gerileme yaşandığı, diğer yandan 2021 yılında ülkemize yönelik herhangi bir ihracat yapılmamakla birlikte 2022 yılında demir cevheri ile demir çelik yassı hadde mamulleri alanında ihracat gerçekleştirildiği görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UZAK ÜLKELER STRATEJİSİ BAĞLAMINDA EN UZAK ROTA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracatımızın arttırılması, ticaretimizde pazar çeşitliliğinin sağlanması ve farklı ülkelere yönelik ticaretimizin geliştirilmesini teminen geleneksel pazarların dışında kalan uzak ülkelerle ticaretin geliştirilmesine yönelik olarak Ticaret Bakanlığımızca 2022 yılında uygulamaya konulan Uzak Ülkeler Stratejisi kapsamında yer alan 18 ülke arasında bulunmaktadır. Bu çerçevede, ülkemizde yerleşik ihracatçı firmalarımıza sağlanan ihracatta ve e-ihracatta devlet yardımları, Uzak Ülkeler Stratejisi kapsamında Avustralya’ya yönelik olarak arttırılmış oranlarda uygulanmaktadır. Aynı zamanda, strateji kapsamında oluşturulan eylem planı doğrultusunda, Avustralya ile ikili ticaret ve yatırım ilişkilerimizin kalıcı şekilde güçlendirilmesine yönelik kapsamlı bir faaliyet takvimi yürütülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede, özellikle Avustralya’da birçok sektörde alıcı firmaların ve nihai tüketicilerin ürün satıcılarının ülkede yerleşik olması yönündeki beklentisi göz önüne alındığında, ihracatçı firmalarımızın, başta mağaza/showroom/ofis/depo kiralama yoluyla olmak üzere, Avustralya’ya dönük faaliyetlerini ülke içinde sürdürmelerinin, ülkeye ihracatımızın artışında önemli bir rol oynayabileceği değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracatçılarımız Avustralya pazarına doğrudan girebilecekleri gibi, Avustralya’da yaygın olarak görülen acente ve distribütör kullanımı, lisans/teknoloji transferi anlaşmaları, franchise anlaşmaları, ortak yatırım, şube veya ofis açma yöntemlerinden birini pazara giriş yöntemi olarak kullanılabilirler. Bu bağlamda, Türkiye için önemli bir avantajı Avustralya’da yaşayan ve ticaretle uğraşan Türk asıllı vatandaşlar oluşturmaktadır. Avustralya’daki Türk ticaret odaları ile irtibata geçilmesi, firmalarımızın pazara girişlerinde ve pazarda kalıcı olmalarında yardımcı bir unsuru oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’den Avustralya’ya doğrudan deniz ulaşımı bulunmamaktadır. Genellikle ürünlerin nakliyesi Pire, İskenderiye veya Singapur limanları kanalıyla yabancı firmalarla aktarmalı geldiği için ulaşım ve nakliye maliyetleri ve süresi uzadığından rekabet avantajı elde edilememektedir. Ayrıca, yabancı ülke menşeli taşıma şirketleri tarafından zaman zaman Türk firmalarına, ürünlerinin miktarı, nakliye zamanı ve ücreti konusunda sıkıntı yaratılabilmektedir. Bundan hareketle, Türk ihraç ürünlerinin Asya Pasifik bölgesine taşınmasında Türk deniz taşımacılığı firmalarının devreye girmesinin bahse konu sorunların aşılmasında ve bölgeye olan ihracatımızın artırılmasında önemli bir rol oynayacağı düşünülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avustralya ile Türkiye arasında karşılıklı ticari ilişkilerinin devamını veya iş hayatını etkileyecek siyasi veya ticari herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Ancak Türkiye’nin Avustralya’ya ihracatının daha fazla arttırılmasının önündeki en büyük engel, zaman farkı, uzaklık ve Avustralya’nın Çin, Vietnam, Tayland, Hindistan gibi ucuz mal üreten ülkelere yakın olması ve bölge ülkeleri ile ticarete ağırlık vermesi olduğu düşünülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyetimizin 100. yılına yönelik konulan 300 milyar dolar hedefe ulaşılabilmesi için Türkiye’nin Avustralya gibi kültürel ve tarihsel bağı olan, vatandaşlarının birbirine sempati duyduğu bir coğrafyadaki fırsatları çok verimli bir şekilde değerlendirmesi kritik önem taşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İNAN, M. (2012). Çok-kültürlülük Tartışmaları Bağlamında Avustralya’da Yaşayan Türklerin Kimlik Algısı. <em>Yüksek Lisans Tezi</em>. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI MELBURN BAŞKOLONSOLUĞU, “Atatürk’ün Anzak Annelerine Hitabı”. Erişim Tarihi 25 Kasım 2022, <a href="http://melburn.bk.mfa. gov.tr/Mission/ShowInfoNote/218747">http://melburn.bk.mfa. gov.tr/Mission/ShowInfoNote/218747</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. TİCARET BAKANLIĞI. (2022). İki Ülke Arasında Ticaretin Altyapısını Oluşturan Anlaşmalar ve Protokoller. Erişim Tarihi 18 Aralık 2022, <a href="https://ticaret.gov.tr/yurtdisi-teskilati/ avusturalya/avustralya/ikili-anlasmalar/iki-ulke-arasinda-ticaretin-altyapisini-olusturan-anlasmalar-ve-protokoller">https://ticaret.gov.tr/yurtdisi-teskilati/ avusturalya/avustralya/ikili-anlasmalar/iki-ulke-arasinda-ticaretin-altyapisini-olusturan-anlasmalar-ve-protokoller</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. TİCARET BAKANLIĞI. (2022). Avustralya Ülke Profili 2022. Erişim Tarihi 30 Kasım 2022, <a href="https://ticaret.gov.tr/data/5ebeecbe13b876cbbc36550e/AVUSTRALYA-Ülke%20Profili_2022.pdf">https://ticaret.gov.tr/data/5ebeecbe13b876cbbc36550e/AVUSTRALYA-Ülke%20Profili_2022.pdf</a>, 12 Aralık 2022’de erişildi</p>



<p class="wp-block-paragraph">TEZCAN, M. (1988). Avustralya’daki Türkler ve Kültürel Kimlikleri Üzerine Bir Araştırma. Ankara University Journal of Faculty of Educational Sciences (JFES), 21 (1) , 299-321 . DOI: 10.1501/Egifak_0000000989</p>



<p class="wp-block-paragraph">YOUNG, S. (2023). <em>Türkiye’de Avustralya Çalışmaları-I. içinde Türkiye Ve Avustralya Arasında Daha Fazla İş Birliği Mümkün Mü?.</em> Ankara Üniversitesi Asya-Pasifik Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları: Ankara.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son Düzenlemeler Çerçevesinde İhracat Bedellerinin Yurda Getirilmesi</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2022/12/22/son-duzenlemeler-cercevesinde-ihracat-bedellerinin-yurda-getirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Özkoç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2022 06:49:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 62]]></category>
		<category><![CDATA[Döviz]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat Bedelinin Yurda Getirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat Bedelleri]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat Bedellerinin Tahsili]]></category>
		<category><![CDATA[İhracat Bedellerinin Tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[Kambiyo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=5883</guid>

					<description><![CDATA[1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara istinaden hazırlanan, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No: 2018-32/48) ile 4 Eylül 2018 tarihinden itibaren ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenerek; altı ay süresince ihracat bedellerinin yurda getirilme süresi eşyanın fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemeyecek ve söz konusu bedellerin ise en az % 80’inin bankalara satılması zorunlu hale getirilmiş idi. Tebliğ’in “Yürürlük” maddesinde yer alan 6 ay süresince geçerlidir hükmü veya süresi 3 Mart 2019 tarihli Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/53) ile 4 Eylül 2019 tarihine (1 yıl süresince geçerlidir); 31 Ağustos 2019 tarihli Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/55) ile de 4 Mart 2020 tarihine (18 ay geçerlidir) kadar uzatıldı. 31 Aralık 2019 tarihli Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/56) ile yeniden bir düzenleme yapılarak; Tebliğ hükümlerinin uygulama veya yürürlük süresine ilişkin süre şartı kaldırılarak, Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedellerin ihracata aracılık eden bankaya transfer edilmesi veya getirilmesi ile yurda getirilme süresi yine fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçmemekle birlikte, bu bedellerin en az % 80’inin bir bankaya satılması zorunluluğu kaldırıldı. Ancak daha sonra Merkez Bankası tarafından İhracat Genelgesi ve Uygulama Talimatı yürürlüğe girerek; ihracat bedellerinin tasarrufunun serbest bırakıldığı ülkeler (ihracat bedellerinin yurda getirilmesinde istisna tanınan ülkeler) ve durumlar hariç olmak üzere, fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içerisinde ihracat bedeli dövizin % 40’ının (18.04.2022 tarihine kadar bu oran % 25 idi) Merkez Bankasına satılmak üzere bankalara satılması zorunluluğu getirildi. Bu çalışmada; konuya ilişkin yapılan son ve yeni düzenlemeler üzerinde durulmuştur.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara istinaden hazırlanan, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No: 2018-32/48) ile <strong>4 Eylül 2018 tarihinden itibaren</strong> ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenerek; <strong>altı ay süresince</strong> ihracat bedellerinin yurda getirilme süresi eşyanın <strong>fiili ihraç tarihinden</strong> itibaren 180 günü geçemeyecek ve söz konusu bedellerin ise en az % 80’inin bankalara satılması zorunlu hale getirilmiş idi. Tebliğ’in “Yürürlük” maddesinde yer alan <strong>6 ay süresince geçerlidir</strong> hükmü veya süresi 3 Mart 2019 tarihli Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/53) ile 4 Eylül 2019 tarihine (1 yıl süresince geçerlidir); 31 Ağustos 2019 tarihli Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/55) ile de 4 Mart 2020 tarihine (18 ay geçerlidir) kadar uzatıldı. 31 Aralık 2019 tarihli Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/56) ile yeniden bir düzenleme yapılarak; Tebliğ hükümlerinin uygulama veya yürürlük süresine ilişkin süre şartı kaldırılarak, Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin <strong>bedellerin </strong>ihracata aracılık eden bankaya transfer edilmesi veya getirilmesi ile yurda getirilme süresi yine <strong>fiili ihraç tarihinden</strong> itibaren 180 günü geçmemekle birlikte, bu bedellerin<strong> en az % 80’inin bir bankaya satılması zorunluluğu kaldırıldı.</strong> Ancak daha sonra Merkez Bankası tarafından İhracat Genelgesi ve Uygulama Talimatı yürürlüğe girerek; ihracat bedellerinin tasarrufunun serbest bırakıldığı ülkeler (ihracat bedellerinin yurda getirilmesinde istisna tanınan ülkeler) ve durumlar hariç olmak üzere, <strong>fiili ihraç tarihinden</strong> itibaren <strong>180 gün içerisinde</strong> ihracat bedeli dövizin <strong>% 40’ının</strong> (18.04.2022 tarihine kadar bu oran <strong>% 25 </strong>idi) Merkez Bankasına satılmak üzere bankalara satılması zorunluluğu getirildi. Bu çalışmada; konuya ilişkin yapılan son ve yeni düzenlemeler üzerinde durulmuştur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Döviz, İhracat, İhracat Bedelleri, İhracat Bedellerinin Tasarrufu, İhracat Bedelinin Yurda Getirilmesi, İhracat Bedellerinin Tahsili, Kambiyo, Kambiyo Takibatı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>JEL Sınıflandırması:</strong> F31</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere kambiyo mevzuatı veya işlemleri; 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve bu Karara dayanılarak Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası tarafından çıkarılan tebliğ, genelge ve tasarruflu yazılar çerçevesinde yürütülmektedir. Burada kambiyo mevzuatı içerisinde yer alan ihracat bedellerinin ülkemize getirilmesi veya tasarrufu konusunda yapılan son ve yeni düzenlemeler çerçevesinde bazı değerlendirmeler yapılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun gereğince, Türk parasının kıymetinin korunması konusunda kararlar alınmasında Cumhurbaşkanı yetkilidir. Cumhurbaşkanı bu yetkisini Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ile kullanarak, kambiyo mevzuatının temel esaslarını belirlemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kambiyo mevzuatında, ihracat bedellerinin yurda getirilmesi zorunluluğu ve tahsili ile diğer benzer hususlarda 7/8/1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve bu Karara dayanılarak çıkarılan tebliğ ve genelgelerde, son dönemlerde ekonomik ve ticari sebeplerden ötürü bazı radikal değişiklikler yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve bu Karara ilişkin tebliğ ve genelgeler, bugüne kadar birçok değişikliğe uğramış ve bundan önceki en son esaslı ve temel değişiklik ise 8 Şubat 2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’da Değişiklik Yapılmasına Dair 2008/13186 sayılı Karar idi. Bu Karar ile kambiyo mevzuatında köklü bir değişiklik yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın 2008/13186 sayılı Karar ile değişik <strong>“<em>İhracat</em>”</strong> kenar başlıklı 8’inci maddesinde;<strong> “<em>(1) İhracat bedellerinin tasarrufu serbesttir.</em></strong><em> <strong>Bakanlık ihtiyaç duyulması halinde ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin düzenleme yapmaya yetkilidir.</strong></em><strong>”</strong> hükmü yer almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">28/02/2008 tarihli ve 26801 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’a ilişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’in <strong>“<em>Transit ticaret</em>” </strong>kenar başlıklı 7’nci maddesinde; “<strong><em>(1)</em></strong><em> <strong>Transit ticaret satış bedellerinin tasarrufu serbesttir.</strong></em><strong>”</strong> hükmü yer almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düzenlemeler ile Türk parası kıymetini koruma mevzuatına ilişkin transit ticaret ve ihracat hesaplarının kapatılması yükümlülüğü de sona ermiş idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8 Şubat 2008 tarihinden önce, ihracat bedellerinin yurda getirilmesi belli bir süre ve şarta bağlanmış ve zamanında getirilmemesi halinde ilgililer hakkında kambiyo suçu gereği takibat yapılıyordu. 8 Şubat 2008 tarihinde yapılan düzenleme ile; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’da değişiklik yapılarak, ihracat bedeli dövizlerin yurda getirilmesi mecburiyetine son verilmiş; 08/02/2008 tarihinden itibaren ihracattaki kambiyo takibatı kaldırılmış ve ihracatçılar ihracat bedellerini diledikleri tarihlerde ve miktarlarda yurda getirebileceklerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">11/08/1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 8’inci maddesine istinaden hazırlanan ve Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan 4 Eylül 2018 tarihli ve 30525 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48) ile ihracat bedellerinin tasarrufuna ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenmiş ve buna göre; ihracat bedellerinin Türkiye’ye getirilmesi zorunluluğu yeniden yürürlüğe girerek, ihracat bedellerinin ihraç tarihinden itibaren 6 ay içinde yurda getirilmesi gerekmekte idi. İhracat bedellerinin yurda getirilme süresi eşyanın <strong>fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemeyecek ve söz konusu bedellerin ise en az % 80’inin bankalara satılması zorunlu hale getirilmişti.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 31/12/2019 tarihli ve 30995 (5. mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No: 2018-32/48)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2019-32/56) ile yeni bir düzenleme yapılarak; ihracat bedellerinin yurda getirilmesinin esas olduğu, Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin <strong>bedellerin </strong>ihracata aracılık eden bankaya transfer edilmesi veya getirilmesi ile yurda getirilme süresi yine <strong>fiili ihraç tarihinden</strong> itibaren 180 günü geçmemekte, ancak gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin <strong>bedellerin ise en az % 80’inin bir bankaya satılması zorunluluğu kaldırıldı.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuya ilişkin; 7/8/1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve 4/9/2018 tarihli ve 30525 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)’e dayanılarak hazırlanan 16 Ocak 2020 tarihli Merkez Bankası İhracat Genelgesi ve buna ilişkin Uygulama Talimatı ile yeni değişiklikler ve düzenlemeler yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KONUYLA İLGİLİ MEVZUAT DÜZENLEMESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">31/12/2019 tarihli ve 30995 (5. mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2019-32/56) ile değişik 4 Eylül 2018 tarihli ve 30525 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)’de; ihracat bedellerinin yurda getirilmesi, ihracat işlemlerinde sorumluluk, hesap kapatma, ihbar ve ek sürelere ilişkin çeşitli hükümler yer almaktadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">7/8/1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve 4/9/2018 tarihli ve 30525 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)’e dayanılarak hazırlanan ve ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin usul ve esasların yeniden düzenlendiği 16 Ocak 2020 tarihli Merkez Bankası İhracat Genelgesi’nde; ihracat bedellerinin yurda getirilmesi, ihracat bedellerinin tahsil şekilleri, peşin döviz, özelliği olan ihracat, ihracat bedelinin tahsili ve kabulü, ihracat bedelinin tespiti, efektif olarak getirilen ihracat bedelleri, ihracatçının serbest kullanımına bırakılan dövizler, ihracat hesabının kapatılması, ihracat hesabının kapatılmasında ibrazı zorunlu belgeler, ihracat bedelinin tahsilinde ve ihracat hesabının kapatılmasında sorumluluk ve İhracat Bedeli Kabul Belgesine ilişkin çeşitli hükümler yer almakla birlikte;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“<em>İhracat Bedellerinin Merkez Bankasına Satışı</em>” kenar başlıklı <em>Ek Madde 1</em>’de;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“(1) Bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren İBKB’ye veya DAB’a bağlanan <strong>ihracat bedellerinin %40&#8217;ı</strong> İBKB’yi veya DAB’ı düzenleyen bankaya satılır. Bu bedeller bankaca Merkez Bankası tarafından ilan edilen ve işlem günü için geçerli döviz alış kuru üzerinden aynı gün Merkez Bankasına satılır ve Merkez Bankasının banka nezdindeki hesabına aktarılır. Söz konusu tutarın tam karşılığı banka tarafından ihracatçıya Türk parası olarak ödenir.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“<a></a>Döviz olarak beyan edilen ihracat bedellerinin Türk Lirası olarak kabulü” kenar başlıklı Geçici Madde 1’de;</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“(1) Ukrayna ve Rusya&#8217;ya gerçekleştirilmiş veya gerçekleştirilecek ihracat işlemleriyle ilgili olarak ihracat bedellerinin döviz cinsinden beyan edilmiş olsa dahi Türk Lirası olarak da kabulü mümkündür.”</em> hükümleri yer almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48) ile Merkez Bankasının 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesine istinaden hazırlananve<strong> 3 Ocak 2022 tarihinde yürürlüğe giren </strong><em>“İhracat Genelgesinin Ek 1’inci Maddesi Kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına Yapılacak Döviz Satışına İlişkin Uygulama Talimatı”</em>nda da; ihracat bedeli dövizin Merkez Bankasına satılması, işleme esas döviz cinsleri ve yürürlüğe giriş tarihi konusunda çeşitli &nbsp;hükümler yer almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KONUYA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konuda uzun zamandır sorun yaşamayan ihracatçıları kısmen de olsa rahatsız edebilecek ve aynı zamanda rekabet güçlerini de azaltabilecek olan bu yeni düzenlemeler yürürlüğe girdi. Buna göre; ihracat bedellerinin tamamının ve/veya bir kısmının tasarrufunun serbest bırakıldığı ülkeler (ihracat bedellerinin yurda getirilmesinde istisna tanınan ülkeler) ve durumlar hariç olmak üzere; <strong>dolar</strong>, <strong>euro</strong> ve <strong>sterlin</strong> cinsi ihracat bedellerinin tamamının fiili ihraç tarihinden itibaren yurda getirilmesi ve bir kısmının da Türk lirasına çevrilmesi zorunlu hale getirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuya ilişkin yapılan en radikal değişiklik; fiili ihracatı gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin ihracat bedeli dövizin <strong>% 40</strong>’ının (18.04.2022 tarihine kadar bu oran <strong>% 25 </strong>idi), düzenlendiği tarihteki işlem kuru üzerinden Merkez Bankasına satılmak veya aktarılmak üzere bir bankaya satılması veya bozdurulmasıdır. Bu düzenlemelerle; fiili ihracatı gerçekleştirilen işlemlere ilişkin ihracat bedellerinin yurda getirilme süresinin fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemeyeceği ve fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içerisinde ihracat bedeli dövizin bir kısmının ihracat bedellerinin süresi içerisinde yurda getirildiğini tevsik eden <strong>ihracat bedeli kabul belgesini</strong> veya ihracatçının dövizi bankaya sattığını gösteren ve belgelendiren <strong>döviz alım belgesini</strong> düzenleyen bir bankaya satılması veya bozdurulması zorunluluğu getirilmiştir. 18 Nisan 2022 tarihinden itibaren ihracat bedeli kabul belgesi veya döviz alım belgesine bağlanan ihracat bedeli dövizin <strong>% 40’ı</strong>, ihracat bedeli kabul belgesi veya döviz alım belgesinin düzenlendiği tarihteki işlem kuru üzerinden Merkez Bankasına satılmak üzere ihracat bedeli kabul belgesi veya döviz alım belgesini düzenleyen aracı bankaya satılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracat bedellerinin tahsilinden, süresinde yurda getirilmesinden ve ihracat hesabının süresinde kapatılmasından ihracatçıların sorumlu olduğu; ihracata aracılık eden bankaların ise ihracat bedellerinin yurda getirilmesini ve kabulünü izlemekle yükümlü veya sorumlu tutuldukları, ayrıca bedellerin süresi içerisinde yurda getirildiğine dair ihracat bedeli kabul belgesini düzenledikleri ve ihracat ile ilgili hesapların da gümrük beyannamesi örneği veya gümrük beyannamesi bilgileri ve satış faturası gibi belgelerin ibraz edilmesi halinde de aracı bankalar nezdinde kapatıldığı görülmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracat işlemlerine ilişkin bedellerin; akreditifli ödeme, vesaik mukabili ödeme, mal mukabili ödeme, kabul kredili akreditifli ödeme, kabul kredili vesaik mukabili ödeme, kabul kredili mal mukabili ödeme ve peşin ödeme şekillerinden birine göre yurda getirilebileceği ve işleme esas alınacak döviz cinsleri olarak; ABD doları, euro ve İngiliz sterlini cinsinden ihracat bedeli kabul belgesi veya döviz alım belgesine bağlanan ihracat bedeli dövizlerin bu uygulama kapsamına alındığı hüküm altına alınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracat bedellerinin beyan edilen Türk parası veya döviz üzerinden yurda getirilmesinin esas olduğu, ancak döviz üzerinden yapılacağı beyan edilen ihracat karşılığında farklı bir döviz cinsinin ve/veya Türk parası üzerinden yapılacağı beyan edilen ihracat karşılığında yurda döviz getirilmesinin de mümkün olduğu görülmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yolcu beraberinde efektif olarak getirilen ihracat bedelinin yurt dışından getirildiğinin tespiti gümrük idarelerince onaylı nakit beyan formu ile yapılacağı ve fiilen gerçekleştirilen mal ihracı kapsamında yolcu beraberinde efektif olarak getirilen ve nakit beyan formu ile gümrük idarelerine beyan edilmesi zorunlu olan ihracat bedelleri için de ihracat bedeli kabul belgesi düzenlendiği anda söz konusu tutarın % 40’ının Merkez Bankasına satılmak üzere aracı bankaya satılması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özelliği olan ihracat kapsamında; yurt dışına müteahhit firmalarca yapılacak ihracatın bedelinin 365 gün içinde; konsinye yoluyla yapılacak ihracatta bedellerin 180 gün içinde; geçici ihracat ve finansal kiralama durumunda ise 90 gün içinde yurda getirilmesi ve peşin bedelli döviz karşılığındaki ihracatın da ek süreler saklı kalmak kaydıyla 24 ay içinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracat bedellerine ilişkin tasarruf serbestisinin kapsamı genişletilerek; hizmet ihracatı, transit ticaret, Türkiye&#8217;de ikamet etmeyenlere özel fatura ile yapılan satış, Türkiye&#8217;de ikamet etmeyenlere KDV hesaplanarak yapılan satış, mikro ihracat ve serbest bölge işlem formu kapsamında gerçekleştirilen 5.000 ABD doları veya karşılığı döviz ya da Türk lirasını geçmeyen tutardaki ihracat işlemlerinde bedellerin tamamı ihracatçının serbest kullanımına bırakılan ve bu uygulamanın dışında tutulan işlemlerdir. Dolayısıyla, bu kapsamdaki ihracatların bedellerinin yurda getirilme zorunluğu bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muafiyet kapsamında yer alan yani ihracat bedellerinin yurda getirilmesinde ayrıcalık veya istisna tanınan; Afganistan, İran, Suriye ve Suudi Arabistan gibi bazı ülkelere yapılan ihracat işlemlerine ilişkin bedellerin tamamı ihracatçının serbest kullanımına bırakılmışlardır. İhracat işlemlerinde ihracat bedelinin yurda getirilmesinde gümrük beyannamesinde yer alan tutarın yüzde ellisinin ihracatçının tasarrufunda serbest bırakılan ülkeler ise; Azerbaycan, Cezayir, Fas, Mısır, Yemen, Tunus ve Ukrayna gibi ülkelerdir. Ayrıca; Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketleri tarafından yapılan ihracat işlemleri de muafiyet kapsamına alınarak (ihracatı serbest kullanıma bırakılan), bu şirketler tarafından yapılan ihracatlara ilişkin bedellerinin de yurda getirilme zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ukrayna ve Rusya&#8217;ya gerçekleştirilmiş veya gerçekleştirilecek ihracat işlemleriyle ilgili olarak ihracat bedelleri döviz cinsinden beyan edilmiş olsa dahi Türk Lirası olarak da kabulü mümkün hale getirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracat bedellerinin süresi içerisinde yurda getirilmemesi veya yurda getirilmesi ancak bankalara satılmaması durumunda uygulanacak yaptırım veya müeyyide ile ilgili olarak 2018-32/48 sayılı Tebliğ ve İhracat Genelgesi’nde özel bir hüküm olmamakla birlikte, söz konusu Genelge ve Tebliğin dayanakları; 11/08/1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve bu Karar’ın da dayanağı olan 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma hakkında Kanun olduğu için; 32 sayılı Karar ve bu Kararın uygulanması amacıyla Bakanlıkça yayımlanacak tebliğlere muhalefet 1567 sayılı Kanun ve bu Kanuna ek ve tadillerine de muhalefet sayıldığından, ihracat bedellerinin yurda getirilmemesi, yurda getirilmesi ancak bankalara satılmaması veya hesapların süresi içerisinde kapatılmaması halinde, yaptırım veya müeyyide olarak 1567 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinde yer alan idari para cezaları uygulanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İhracat bedellerine ilişkin yapısal düzenleme; 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve 07/08/1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karardır. 32 sayılı Karar uyarınca; <strong>1989 yılından 2008 yılına kadar ihracat bedellerinin yurda getirilmesi zorunlu idi.</strong> 8 Şubat 2008 tarihinde Karar’da yapılan değişiklik ile ihracat bedellerinin tasarrufu serbest bırakılarak, <strong>ihracat bedelleri üzerindeki kambiyo takibatı kaldırıldı. </strong>Söz konusu bu serbestlik 04.09.2018 tarihine kadar da devam etti. 4 Eylül 2018 tarihli Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48) ile <strong>ihracatta kambiyo takibatı başlangıçta süreli olarak daha sonra ise süre şartı olmadan tekrar geri getirildi.</strong> Buna göre; ihracat işlemlerine ilişkin bedeller fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içinde yurda getirilerek en az % 80’inin bir bankaya satılması zorunlu idi. 31 Aralık 2019 tarihli Tebliğ (Tebliğ No: 2019-32/56) ile ihracat <strong>bedellerinin en az % 80’inin bir bankaya satılması zorunluluğu kaldırıldı.</strong> Ancak daha sonra Merkez Bankası döviz rezervlerinin de desteklenmesi ve/veya arttırılması amacıyla Merkez Bankası tarafından ihracat genelgesi ve uygulama talimatı yürürlüğe girerek; <strong>fiili ihraç tarihinden</strong> itibaren <strong>180 gün içerisinde</strong> ihracat bedeli dövizin yurda getirilmesi ve <strong>% 40’ının</strong> (18.04.2022 tarihine kadar bu oran <strong>% 25 </strong>idi) da Merkez Bankasına satılmak üzere aracı bankalara satılması zorunluluğu getirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum, yani döviz olarak bankaya transfer edilen veya yurda getirilen ihracat bedellerinin bir kısmının döviz alım belgesine bağlanması yani Türk lirasına çevrilmesi zorunluluğu, ihracatçılar açısından önce Türk lirasına çevirme ve daha sonra ihtiyaç olduğunda ise tekrar döviz alınması gibi bir maliyet yaratmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yanı sıra; döviz ve sermaye kontrolü ve/veya son dönemlerde yükselen döviz kuru nedeniyle alınan tedbirler kapsamında; ihracat bedellerinin serbestçe tasarrufunu kısmen de olsa kaldıran bu düzenlemeler veya talimatların uygulamada yaratacağı olumlu veya olumsuz etkileri zamanla ortaya çıkacaktır. Öte yandan, küresel veya global ekonomilerde uzun süredir yaşanan pandemi veya salgın, ambargolar, enerji, petrol ve gıda fiyatlarında yaşanan artışlar veya yüksek enflasyon ile birlikte komşularımızda başlayan savaş ve/veya yaşanan kriz sürecinin yarattığı olumsuz ekonomik etkiler karşısında; ihracat bedellerinin yurda getirilmesi ve bir kısmının da satılması uygulamasının serbest döviz piyasasına olan etkisini, ihracatı ithalata bağlı olan bir yapıda yani ithalata bağımlı bir sektörde oluşacak kur farklarından kaynaklı olası zararları, ihracatı zorlaştırıp zorlaştırmayacağını, dünya pazarlarına giriş ile uyum sağlanması açısından rekabet gücümüzü ne kadar etkileyeceğini ise gelecek zaman gösterecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong> KAYNAKÇA</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>20/02/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun</li>



<li>07/08/1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar</li>



<li>Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)</li>



<li>Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)</li>



<li>Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/53)</li>



<li>Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/55)</li>



<li>Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2019-32/56)</li>



<li>Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No:2018-32/48)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2020-32/58)</li>



<li>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesi</li>



<li>İhracat Genelgesinin Ek 1’inci Maddesi Kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına Yapılacak Döviz Satışına İlişkin Uygulama Talimatı</li>



<li><a href="https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Banka">https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Banka</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
