<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gümrük İşlemleri &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<atom:link href="https://tiud.org.tr/tag/gumruk-islemleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<description>Ticaret Uzmanları Derneği</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jan 2026 14:13:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2021/12/cropped-tiud_logo_icon-32x32.png</url>
	<title>Gümrük İşlemleri &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hava Kargo Taşımacılığında Güvenli Tedarik Zinciri ile Kaçakçılıkla Mücadelede Gümrük ve Havacılık İş Birliği (Türkiye Uygulaması ve Örnek Vaka Analizi)</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/hava-kargo-tasimaciliginda-guvenli-tedarik-zinciri-ile-kacakcilikla-mucadelede-gumruk-ve-havacilik-is-birligi-turkiye-uygulamasi-ve-ornek-vaka-analizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gözde Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:04:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Air Cargo Transport]]></category>
		<category><![CDATA[Authorised Agent]]></category>
		<category><![CDATA[Authorised Economic Operator]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinen Gönderici]]></category>
		<category><![CDATA[Customs Procedures]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük İşlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenli Tedarik Zinciri Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Kargo Taşımacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaçakçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Known Consignor]]></category>
		<category><![CDATA[Secure Supply Chain Security]]></category>
		<category><![CDATA[Smuggling]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaretin Kolaylaştırılması]]></category>
		<category><![CDATA[Trade Facilitation]]></category>
		<category><![CDATA[Yetkilendirilmiş Yükümlü]]></category>
		<category><![CDATA[Yetkili Acente]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8442</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz küresel ticaretinde, ürünlerin uluslararası pazarlara hızlı ve etkin bir şekilde ulaştırılması gerekliliği, hava kargo taşımacılığını her geçen gün daha da önemli hale getirmiş; bu alana yönelik artan ihtiyaç, hava kargo taşımacılığını lojistik zincirinin vazgeçilmez bir unsuru konumuna taşımıştır. Ancak, bu taşımacılık türünün hız odaklı yapısı, beraberinde çeşitli güvenlik risklerini de getirmekte ve süreci daha karmaşık hale dönüştürmektedir.

Bu çerçevede, hava yoluyla taşınan gönderilerin güvenliğinin sağlanması yalnızca sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda kalmamakta; aynı zamanda gümrük idarelerinin de etkin ve sürekli iş birliğini gerektiren çok paydaşlı bir süreç niteliği taşımaktadır. Terör tehditleri, kaçakçılık faaliyetleri ve diğer yasa dışı girişimler, hava kargo güvenliğinin sürekli gözden geçirilmesini ve geliştirilen önlemlerle güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, uluslararası standartlarla uyumlu, bütüncül ve entegre güvenlik mekanizmalarının oluşturulması hem ülkelerin güvenliğinin sağlanması hem de artan ticaret hacminin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.

Bu çalışmada, hava kargo taşımacılığı kapsamında uygulanan güvenli tedarik zinciri modelleri ile gümrük idaresi tarafından yürütülen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) karşılaştırmalı olarak ele alınmış, Türkiye’de uygulanan sistemler analiz edilerek, sahada karşılaşılan örnek olaylar üzerinden kurumlar arası veri paylaşımı, risk analizi ve operasyonel koordinasyonun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının oluşturulmasına yönelik değerlendirme ve politika önerilerine yer verilmiştir. Nihai olarak, bu çalışma, hava kargo taşımacılığında hem güvenliği hem de verimliliği artırmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>ÖZET</strong></p>



<p>Günümüz küresel ticaretinde, ürünlerin uluslararası pazarlara hızlı ve etkin bir şekilde ulaştırılması gerekliliği, hava kargo taşımacılığını her geçen gün daha da önemli hale getirmiş; bu alana yönelik artan ihtiyaç, hava kargo taşımacılığını lojistik zincirinin vazgeçilmez bir unsuru konumuna taşımıştır. Ancak, bu taşımacılık türünün hız odaklı yapısı, beraberinde çeşitli güvenlik risklerini de getirmekte ve süreci daha karmaşık hale dönüştürmektedir.</p>



<p>Bu çerçevede, hava yoluyla taşınan gönderilerin güvenliğinin sağlanması yalnızca sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda kalmamakta; aynı zamanda gümrük idarelerinin de etkin ve sürekli iş birliğini gerektiren çok paydaşlı bir süreç niteliği taşımaktadır. Terör tehditleri, kaçakçılık faaliyetleri ve diğer yasa dışı girişimler, hava kargo güvenliğinin sürekli gözden geçirilmesini ve geliştirilen önlemlerle güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, uluslararası standartlarla uyumlu, bütüncül ve entegre güvenlik mekanizmalarının oluşturulması hem ülkelerin güvenliğinin sağlanması hem de artan ticaret hacminin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.</p>



<p>Bu çalışmada, hava kargo taşımacılığı kapsamında uygulanan güvenli tedarik zinciri modelleri ile gümrük idaresi tarafından yürütülen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) karşılaştırmalı olarak ele alınmış, Türkiye’de uygulanan sistemler analiz edilerek, sahada karşılaşılan örnek olaylar üzerinden kurumlar arası veri paylaşımı, risk analizi ve operasyonel koordinasyonun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının oluşturulmasına yönelik değerlendirme ve politika önerilerine yer verilmiştir. Nihai olarak, bu çalışma, hava kargo taşımacılığında hem güvenliği hem de verimliliği artırmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.</p>



<p><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Hava Kargo Taşımacılığı, Güvenli Tedarik Zinciri Güvenlik, Ticaretin Kolaylaştırılması, Kaçakçılık, Gümrük İşlemleri, Yetkilendirilmiş Yükümlü, Bilinen Gönderici, Yetkili Acente</p>



<p><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p>In today&#8217;s global trade environment, the need to deliver products to international markets rapidly and efficiently has rendered air cargo transportation increasingly important. As this need continues to grow, air cargo has become an indispensable component of the logistics chain. However, the speed-oriented nature of air cargo also brings with it a range of security risks, making the process more complex.</p>



<p>In this context, ensuring the security of consignments transported by air has evolved into a multifaceted process that requires not only the involvement of civil aviation authorities but also effective and continuous cooperation with customs administrations. Threats such as terrorism, smuggling, and other illicit activities necessitate the constant review and reinforcement of air cargo security measures. Accordingly, the establishment of integrated and internationally compliant security mechanisms is of vital importance for both national security and the growing volume of global trade.</p>



<p>This study comparatively examines secure supply chain models implemented in air cargo transportation and the Authorized Economic Operator (AEO) status carried out by customs administrations. The systems implemented in Türkiye are analyzed, and the importance of data sharing between institutions, risk analysis, and operational coordination is emphasized through real-life cases encountered in the field. Evaluations and policy recommendations are presented to support the development of a holistic and synchronized security approach between customs and civil aviation authorities. Ultimately, this study aims to contribute to the development of strategies to enhance both the security and efficiency of air cargo transportation.</p>



<p><strong>Keywords</strong>: Air Cargo Transport, Secure Supply Chain Security, Trade Facilitation, Smuggling, Customs Procedures, Authorised Economic Operator, Known Consignor, Authorised Agent</p>



<p><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p>Uluslararası ticaretin hızlı, güvenli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesi, yalnızca ticaret hacminin artışı açısından değil; aynı zamanda sınır güvenliğinin korunması ve kaçakçılığın önlenmesi bakımından da kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, hava kargo taşımacılığı son yıllarda ticaretin en hızlı ve stratejik taşıma yollarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu hızlı yapı, beraberinde güvenlik açıklarını ve kontrol zorluklarını da getirmektedir.</p>



<p>Hava kargo güvenliğinin mevcut şeklini almasındaki en önemli dönüm noktaları, küresel çapta büyük yankı uyandıran terör saldırıları olmuştur. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2010 Yemen olayı, hava yoluyla taşınan gönderilerin potansiyel tehdit aracı olarak kullanılabileceğini acı bir şekilde göstermiş ve uluslararası toplumda derin güvenlik kaygılarına yol açmıştır. Bu olaylar, sadece sivil havacılıkta değil, aynı zamanda uluslararası ticarete konu olan diğer tüm alanlarda güvenlik uygulamalarının dünya genelinde köklü bir şekilde gözden geçirilmesini ve yeni, daha kapsamlı tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu doğrultuda gerek uluslararası sivil havacılık kuruluşları gerekse ulusal otoriteler, <em>“güvenli tedarik zinciri”</em> yaklaşımını benimseyerek risk temelli kontrol mekanizmaları geliştirmiştir. Bu süreçte gümrük idareleri de aktif bir güvenlik oyuncusu olarak devreye girmiştir.</p>



<p>Bu çalışmada, Türkiye özelinde hava kargo taşımacılığına ilişkin güvenli tedarik zinciri uygulamaları incelenerek; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ve Gümrük İdaresi tarafından yürütülen uygulamalar karşılaştırmalı biçimde ele alınacaktır. Ayrıca uygulamada karşılaşılan örnek olaylar ve sistemsel sorunlar üzerinden politika önerileri sunularak, gümrük ve sivil havacılık idareleri arasında entegrasyona dayalı bir güvenlik modelinin oluşturulması hedeflenmektedir.</p>



<p>Bu çalışma kapsamında, güvenli tedarik zinciri kavramı ile gümrük ve sivil havacılık otoriteleri tarafından geliştirilen uygulamalar detaylı biçimde incelenmiş, Türkiye’de yaşanmış örnek olaylara yer verilmiştir. Söz konusu olaylar; sahte belgelerle beyan edilen gönderiler, ilk defa işlem yapan riskli firmalar, güzergâh üzerinden gerçekleştirilen transit kaçakçılık faaliyetleri ve yer hizmetleri personelince yapılan sızma girişimleri gibi ciddi güvenlik zafiyetlerini gözler önüne sermektedir.</p>



<p><strong>1. GÜVENLİ TEDARİK ZİNCİRİ KAVRAMI VE UYGULAMA MODELLERİ </strong></p>



<p>Günümüz küresel ticaret yapısı, sadece ekonomik büyümeyi değil aynı zamanda lojistik ve güvenlik politikalarının bütünleşik bir şekilde ele alınmasını gerektirmektedir. Özellikle sınır ötesi eşya hareketliliğinin hızla arttığı hava kargo taşımacılığı alanında, taşıma zincirinde herhangi bir güvenlik zafiyetinin ciddi uluslararası risklere yol açabileceği anlaşılmış ve bu kapsamda <em>“güvenli tedarik zinciri”</em> kavramı ön plana çıkmıştır.</p>



<p><strong>1.1. Kavramsal Çerçeve</strong></p>



<p>“<em>Güvenli tedarik zinciri</em>”; hava kargo güvenliği için kullanılan önemli yöntemlerden biri olmakla birlikte, kargo işlemine konu eşyanın kaynağında güvenli hale getirilmesini ve uçağa yükleninceye kadar bu güvenlik bütünlüğünün korunmasını amaçlamaktadır. Söz konusu yöntem ile ticarete konu hava kargonun tedarik zinciri boyunca hareketini kolaylaştırmak aynı zamanda da hava kargo güvenliğinde etkinliği artırmak amaçlanmakta ve bu amaç doğrultusunda belirlenen uygulamalar daha da önem kazanarak ülkelerce gerçekleştirilmektedir. Güvenli tedarik zincirinin sağladığı en önemli avantajlardan biri; tedarik zincirinin ana yapısı gereği, uygulanan güvenlik kontrollerinin sorumluluğunu söz konusu zincirde yer alan tüm kuruluş ve işletmecilerce paylaşılarak havaalanı operasyonlarında yükün azaltılması, gönderilerin bir kuruluştan diğerine güvenli olarak aktarılması ve her noktada gerekli güvenlik kontrolleri uygulanması ile gönderinin karşılaşılabilecek yetkisiz müdahalelerden tedarik zinciri boyunca korunmasıdır (ICAO,2017).</p>



<p>Özetlemek gerekirse, güvenli tedarik zinciri; bir gönderinin çıkış noktasından nihai varış noktasına kadar geçen tüm aşamalarda, zincire dâhil olan aktörlerin güvenilirliğinin teyit edilmesi ve bu aktörlerin belirli güvenlik kuralları çerçevesinde faaliyet göstermesi esasına dayanmaktadır. Bu sistemde amaç; taşımanın hızını ve etkinliğini koruyarak, riskli gönderilerin sistem dışında tutulmasıdır. Geleneksel fiziki kontrol yöntemlerine ek olarak, önleyici ve risk temelli yaklaşımlar bu yapının temelini oluşturmaktadır.</p>



<p>Güvenli tedarik zinciri kavramının ortaya çıkışı, yukarıda belirtildiği üzere, uluslararası güvenlik tehditlerine verilen bir yanıt niteliğindedir. 11 Eylül ve Yemen gibi olaylar, hava kargoda yalnızca taşınan eşyanın değil, tüm tedarik zincirindeki aktörlerin ve süreçlerin güvenlik açısından denetlenmesi gerektiği bilincini artırmıştır. Ancak burada kritik nokta, sadece güvenlik boyutuna odaklanmanın ticareti yavaşlatma, maliyetleri artırma ve küresel rekabeti olumsuz etkileme potansiyelidir. Bu nedenle, güvenlik önlemleri ile ticaretin kolaylaştırılması arasında dengeli bir yaklaşım benimsemek esastır. Bu denge, güvenliğin yanı sıra ticaretin kesintisiz akışını sağlamayı hedefleyen &#8220;güvenli tedarik zinciri&#8221; modellerinin temelini oluşturmaktadır.</p>



<p><strong>1.2</strong>. <strong>Uluslararası Kuruluşlar ve Modeller</strong></p>



<p>Hava kargo güvenliğinin artırılması ihtiyacıyla birlikte uluslararası düzeyde çeşitli modeller ve standartlar geliştirilmiştir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından yayımlanan Annex 17 kapsamında, hava yoluyla taşınan tüm gönderilerin uçuş güvenliği açısından risk değerlendirmesine tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.</li>



<li>Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı (ECAC), hava kargo güvenliğini sağlayabilmek adına <em>“güvenilir aktörler modeli”</em>ni önermektedir. Bu modelde başlıca uygulayıcı yapılar şunlardır:
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Bilinen Gönderici (Known Consignor):</strong> Kendi gönderilerini üretip, güvenlik açısından denetime tabi tutan ve bu kapsamda otorite tarafından yetkilendirilmiş firmalardır. Bu firmaların kargoları, havaalanında tekrar detaylı taramaya gerek kalmadan doğrudan taşımaya kabul edilebilir.</li>



<li><strong>Yetkili Acente (Authorised Agent):</strong> Gönderilerin güvenlik taramasını yapan, taşıma sürecinde yer alan ve yetki sahibi lojistik şirketleridir. Bu acenteler, güvenli tedarik zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak kargoların güvenli elleçlenmesini ve taşınmasını sağlarlar.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<p>Bu yapı sayesinde, gönderilerin güvenli olup olmadığı kademeli olarak önceden değerlendirilmekte ve bu sayede havalimanı çıkış noktalarında oluşabilecek yükleme öncesi yoğunluk ve gecikmeler asgariye indirilmektedir. Ayrıca gönderilerdeki risk unsurlarının erkenden tespiti sağlanarak kaçakçılık, yasa dışı ticaret, patlayıcı veya tehlikeli madde sevkiyatları gibi tehditlerin önüne geçilmesi hedeflenmektedir.</p>



<p><strong>1.3. Dünya Gümrük Örgütü (WCO) SAFE Çerçeve Standardı:</strong></p>



<p>Güvenli tedarik zinciri oluşturma süreçlerinde uluslararası alandaki en önemli girişimlerden biri de Dünya Gümrük Örgütü (WCO) tarafından 2005 yılında kabul edilen SAFE Çerçeve Standardı (Framework of Standards to Secure and Facilitate Global Trade)&#8217;dır. Bu standart, dünya genelinde gümrük idareleri arasında güvenlik ve ticaretin kolaylaştırılması konularında uyumu sağlamayı amaçlamaktadır. SAFE Standartlar Çerçevesi, “<em>gümrük idareleri arasındaki iş birliği</em>”, “<em>gümrük ve iş dünyası arasındaki iş birliği</em>” ve “<em>gümrük idareleri ile diğer devlet kurumları arasındaki iş birliği” </em>başlıklı üç temel ayağa odaklanmıştır (WCO,2015). SAFE Çerçevesi&#8217;nin temel direklerinden biri olan Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO &#8211; Authorized Economic Operator) programları, güvenilir şirketlere gümrük işlemlerinde basitleştirme ve hızlandırma imkanları sunarken, aynı zamanda tedarik zinciri güvenliğine katkıda bulunmalarını şart koşar. Türkiye&#8217;deki YYS uygulaması da doğrudan bu SAFE Çerçeve Standardına dayanmaktadır. Bu çerçeve, dünya genelinde güvenli tedarik zinciri uygulamalarının oluşturulması ve karşılıklı tanınması için bir model teşkil etmektedir (Kürüm, 2017).</p>



<p><strong>1.4. Türkiye’deki Sivil Havacılık Uygulamaları</strong></p>



<p>Türkiye’de sivil havacılık güvenliği uygulamaları, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından yürütülmektedir. SHGM tarafından yayımlanan SHT-17.6 Genelgesi çerçevesinde, <em>“bilinen gönderici”</em> ve <em>“yetkili acente”</em> kavramları iç mevzuata entegre edilmiş ve bu kapsamda özel sektör aktörlerinin başvurusu, denetimi ve yetkilendirilmesi prosedüre bağlanmıştır. Bu sistem, özellikle hava kargo taşımacılığında faaliyet gösteren firmalar açısından güvenlik yükümlülüklerini açıkça belirlemekte ve gönderilerin havalimanı güvenlik kontrol noktalarında tekrar taranmasına gerek kalmaksızın doğrudan sevk edilmesine olanak tanımaktadır. Uygulamanın başarısı, sadece mevzuat düzeyinde düzenlemelerle değil; denetim, personel eğitimi, teknolojik altyapı ve veri paylaşımı gibi faktörlerin de sağlıklı işlemesiyle doğrudan ilişkilidir.</p>



<p>Türkiye, stratejik coğrafi konumu itibarıyla hava kargo taşımacılığında Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında bir geçiş noktasıdır. İstanbul Havalimanı başta olmak üzere ülkenin önde gelen havalimanları, ihracat ve transit taşımacılıkta kilit rol oynamaktadır.</p>



<p>Bu bağlamda, Türkiye’de uygulanan YYS sistemi, sadece gümrük işlemlerini hızlandırmakla kalmamakta; aynı zamanda gönderici firmaların hava kargo sistemindeki güvenilirliğini de garanti altına almaktadır. YYS uygulaması, gümrük idaresi ile sivil havacılık otoritesinin örtüşen kontrol alanlarında bir güvenlik protokolü oluşturur. Ancak bu iki kurum arasında doğrudan tanıma, otomatik veri paylaşımı ve risk bazlı eşgüdüm hâlâ sınırlıdır.</p>



<p><strong>1.5. Gümrük İdaresinin Güvenli Zincire Katkısı: Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS)</strong></p>



<p>Dünya ticareti hızlı gelişip küreselleşirken, gümrük idarelerinin artan ticaret karşısında, sınırlarda yasa dışı eşya hareketliliğini engellemeye yönelik görev ve sorumlulukları da her geçen gün artmaktadır. Gümrük idarelerinin yasa dışı eylemleri engellerken yasal ticareti ise kolaylaştırması ve hızlandırması beklenmektedir.</p>



<p>Bu itibarla, söz konusu alanda güvenli tedarik zincirinin sağlanması ve gümrük idaresinin yükünün hafifletilmesi hasebiyle başlatılan uluslararası girişimler kapsamında, ülkemizde gümrük idaresi tarafından uygulanan ve dünyada benzerleri bulunan uygulamalardan biri de Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsüdür. ABD C-TPAT (Customs-Trade Partnership Against Terrorism) Programı, Singapur’un Güvenli Ticaret Ortaklığı Programı, Yeni Zelanda’nın Güvenli İhracat Tertibi Programı uygulamaları Türkiye’de uygulanan bu statü ile eş değer programlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu uygulamalar kapsamında, sivil havacılık sistemine paralel olarak Ticaret Bakanlığı da güvenli tedarik zincirine yönelik bir yapı inşa etmiş ve Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) uygulamasını başlatmıştır (Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (GTB), 2014c). Avrupa Birliği’ndeki AEO (Authorized Economic Operator) sistemine karşılık gelen bu uygulama, ticaret erbabının hem kolaylaştırılmış gümrük işlemlerinden yararlanmasını hem de güvenilir firma olarak tanınmasını sağlamaktadır. YYS sahibi firmalar;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Öncelikli işlem hakkı,</li>



<li>Azaltılmış belge kontrolü,</li>



<li>Yerinde gümrükleme,</li>



<li>Basitleştirilmiş beyan</li>
</ul>



<p>gibi avantajlara sahip olurken, aynı zamanda güvenlik denetimlerine tabi tutulmaktadır.YYS sisteminin hava kargo taşımacılığıyla doğrudan ilişkisi, bu statüye sahip firmaların hem üretici hem de ihracatçı sıfatıyla hava yoluyla gönderi gerçekleştirdikleri durumlarda, sivil havacılık güvenlik zincirinin bir halkası haline gelmelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından yetkilendirilmiş, denetlenmiş ve kayıtlı aktörler üzerinden işleyen çift yönlü bir güvenlik mekanizması ortaya çıkmaktadır.</p>



<p><strong>1.6. Değerlendirme: Farklar ve Uyum Sorunları</strong></p>



<p>Gerek SHGM gerekse Gümrük İdaresi tarafından yürütülen güvenli tedarik zinciri uygulamaları, benzer güvenlik amaçlarına hizmet eden ancak farklı yasal temel, yöntem ve süreçlerle işleyen sistemlerdir. Bu durum, aralarında önemli farklılıklar yaratmakta ve uyum sorunlarına yol açmaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Kurumsal Yetki ve Odak Alanı Farklılığı:</em></strong> YYS, Gümrük idaresinin sorumluluğunda olup gümrük mevzuatına uyum ve yasa dışı ticaretle mücadeleye odaklanmakta; Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente, sivil havacılık otoritelerinin sorumluluğunda olup uçağın ve yolcuların güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı kargo güvenliğini hedeflemektedir.</li>



<li><strong><em>Mevzuat ve Denetim Karmaşası:</em></strong> Her bir programın kendine özgü ulusal ve uluslararası mevzuatı ve denetim mekanizmaları bulunmaktadır. Bir firmanın YYS belgesi alması, otomatik olarak Bilinen Gönderici veya Yetkili Acente statüsü almasını sağlamaz ve bunun tersi de geçerli değildir. Firmalar, her bir statü için ayrı ayrı başvuru yapmak, farklı kriterleri karşılamak ve farklı denetim süreçlerinden geçmek zorundadır. Bu durum, ticari işletmeler için yükümlülüklerin artmasına, bürokratik süreçlerin uzamasına, zaman ve maliyet kayıplarına yol açmaktadır. Sadece güvenlik boyutuna odaklanma veya sadece ticaretin kolaylaştırılmasına odaklanma, uluslararası tedarik zincirinde gereksiz tekrarlara ve maliyetlere yol açarak sistemin genel verimliliğini düşürmektedir.</li>



<li><strong>Veri Paylaşımı ve Koordinasyon Eksikliği:</strong> İki otoritenin kendi içinde güçlü risk analizi ve denetim mekanizmaları olsa da aralarında etkin bir veri paylaşımı ve operasyonel koordinasyonun eksikliği, risklerin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesini engellemektedir. Bu da potansiyel güvenlik açıkları yaratabilmektedir.</li>
</ul>



<p>Bu sistemlerin paralel biçimde değil, bütünleşik bir yapı içerisinde işlenmesi; gerek kaçakçılıkla mücadele gerekse taşımacılıkta etkinliğin artırılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, ilerleyen bölümlerde sistemde tespit edilen sorunlar, vaka örnekleri ve öneriler detaylı biçimde değerlendirilecektir.</p>



<p><strong>2.</strong> <strong>TÜRKİYE&#8217;DE HAVA KARGO OPERASYONLARI VE YYS SİSTEMİ </strong></p>



<p>Son yıllarda Türkiye’nin dış ticaret hacminde yaşanan artış, lojistik altyapının geliştirilmesini ve özellikle zaman açısından avantaj sağlayan hava kargo taşımacılığına yönelimi beraberinde getirmiştir. Gerek ihracat gerekse ithalat işlemlerinde hızlılık, güvenlik ve takip edilebilirlik sağlayan bu taşıma modeli, aynı zamanda gümrük idaresi ile sivil havacılık otoritesinin ortak denetim ve kontrol alanlarından biri haline gelmiştir.</p>



<p><strong>2.1</strong>. <strong>Türkiye’de Hava Kargo Taşımacılığına Genel Bakış</strong></p>



<p>Türkiye’de hava kargo taşımacılığı ağırlıklı olarak İstanbul Havalimanı, Ankara Esenboğa, İzmir Adnan Menderes ve Antalya Havalimanları gibi büyük havalimanları üzerinden gerçekleştirilmektedir. Özellikle İstanbul Havalimanı, Asya ile Avrupa arasında önemli bir transit merkez işlevi görmekte ve çok sayıda uluslararası taşıyıcı şirketin tercih ettiği bir kavşak noktası haline gelmektedir.</p>



<p>Hava kargo operasyonları, yalnızca taşıyıcı firmaların faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp; gönderici firmalar, taşımacılık acenteleri, yer hizmetleri kuruluşları, gümrük müşavirleri ve gümrük idaresi gibi çok sayıda paydaşın koordinasyon içinde çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu sistemin sağlıklı işlemesi için hem lojistik süreçlerin hızlandırılması hem de yasa dışı gönderilerin önlenmesi adına risk analiz mekanizmalarının etkin şekilde kullanılmasını gerektirmektedir.</p>



<p><strong>2.2. Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) Kapsamında Güvenlik Uygulamaları ve Kaçakçılıkla Mücadele</strong></p>



<p>Uluslararası ticaretin artan hacmiyle birlikte sınır güvenliği, kaçakçılıkla mücadele ve tedarik zinciri güvenliğine ilişkin önlemler, modern gümrük idareleri için temel önceliklerden biri haline gelmiştir. Bu doğrultuda, Dünya Gümrük Örgütü’nün SAFE Çerçeve Standartları temelinde geliştirilen Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS), hem ticaretin kolaylaştırılması hem de güvenliğin artırılması yönünde kritik bir araç olarak öne çıkmaktadır.</p>



<p>YYS uygulaması kapsamında, belirli güvenlik ve uyum kriterlerini sağlayan firmalar, dış ticaret işlemlerinde birtakım kolaylıklardan yararlanmakta; bunun karşılığında ise tedarik zincirinde güvenilir aktörler olarak konumlanmaktadır. Bu statünün kazanılabilmesi için firmaların yalnızca mali ve beyan geçmişleri değil, aynı zamanda güvenlik ve emniyet kriterleri de titizlikle değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, fiziki alan güvenliğinden personel güvenilirliğine, kargo kontrol süreçlerinden bilgi sistemleri güvenliğine kadar geniş bir yelpazede yükümlülükler söz konusudur.</p>



<p>Özellikle kaçakçılıkla mücadele açısından YYS’nin etkisi dikkate değerdir. YYS sahibi firmalarda güvenlik kriterlerine uyumun sistematik hale getirilmesi, taşıma ve depolama süreçlerinde izlenebilirliği artırarak yasa dışı eşya taşınması riskini azaltmaktadır. Kaçakçılıkla mücadele, yalnızca gümrük idaresinin sorumluluğu olmaktan çıkmakta; özel sektör de bu süreçte aktif bir rol üstlenmektedir. Zira firmaların fiziksel güvenlik sistemleri (kamera, alarm, çevre güvenliği), çalışan güvenilirliği araştırmaları, kargo kontrol prosedürleri ve olağandışı durumlara ilişkin risk değerlendirme politikaları gibi kriterler, kaçakçılık riskinin sistematik biçimde azaltılmasına fayda sağlamaktadir. (Karakoç, 2019: 113).</p>



<p>Ancak uygulamada, sistemin etkinliğinin sürdürülmesine ilişkin bazı geliştirmeye açık alanlar bulunmaktadır. Örneğin, YYS sahibi firmaların statüyü kazandıktan sonraki süreçte güvenlik standartlarını aynı düzeyde sürdürüp sürdürmediklerinin izlenmesi, risk temelli denetim yaklaşımı çerçevesinde yürütülmekte olup, bu sürecin etkinliğinin güçlendirilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, yetkilendirilmiş firmaların tedarik zinciri içerisinde yer alan alt yükleniciler veya lojistik hizmet sağlayıcılar üzerinden güvenlik risklerinin ortaya çıkabilmesi ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle, güvenliğin yalnızca sertifika sahibi firma ile sınırlı kalmayarak tüm tedarik zinciri boyunca bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. (Kara, 2020).</p>



<p>Tüm bu nedenlerle YYS uygulamasının güvenlik boyutu, yalnızca ticaretin kolaylaştırılmasına odaklı değil; aynı zamanda güvenli ticaret ortamının sağlanması, kaçakçılığın önlenmesi ve sınır güvenliğinin güçlendirilmesi bakımından da stratejik bir önem taşımaktadır. Bu çerçevede, uygulamadaki eksikliklerin giderilmesi, denetim ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi ve risk analiz kapasitesinin artırılması yönünde reformlara ihtiyaç duyulmaktadır.</p>



<p><strong>2.3. Değerlendirme</strong></p>



<p>Hava kargo taşımacılığı dinamik ve hızlı bir alan olmasına rağmen, güvenlik zafiyetlerine oldukça açıktır. Bu nedenle hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından uygulanan kontrol sistemlerinin uyumlu ve entegre biçimde çalışması elzemdir. YYS sistemi, SHGM’nin “bilinen gönderici” ve “yetkili acente” modelleriyle benzer amaçlara hizmet etmekte, ancak farklı yasal temellerle yürütülmektedir. Bu iki sistemin örtüştüğü alanlarda kurumlar arası veri paylaşımı ve eşgüdüm, operasyonel etkinliğin artırılmasında kilit bir role sahiptir.</p>



<p>Diğer yandan, artan ticaret ve değişen dünya uygulamaları kapsamında görev alanlarında da değişikler meydana getirmiş ve havaalanları gümrük idarelerinin en önemli görev alanlarından biri olarak karşımıza çıkmıştır. Gümrük idaresinin bu alanda temel görevi, eşyanın havaalanına gelmesinden uçağa yüklenmesine kadar eşyayı gümrük gözetimi ve denetimine tabi tutmaktır. Bu kapsamda, hava kargo operasyonlarının yapısı gereği yoğun işlem hacmiyle karşı karşıya olması, işlemlerin hızla bitirilmesini zorunlu kılması, birbirinden farklı paydaşları bünyesinde barındırması, kargoların taşıma, depolama, elleçleme gibi birden fazla işleme tabi tutulmasından kaynaklı oluşabilecek tüm güvenli tedarik zinciri aksamaları kaçakçılıkla mücadele kapsamında gümrük idaresi için büyük ehemmiyet arz etmekte ve titizlikle takip etmesi gereken riskler olarak değerlendirmesi ve bu risklere yönelik sürekli kendini güncel tutarak güvenlik önlemleri almasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca hem sivil havacılık idaresi hem de diğer kamu kurum ve kuruluşlarca yüksek güvenlik önlemlerinin alınmasına rağmen hava limanları, karmaşık yapısı ve çok paydaşlı olması sebebiyle terör ve yasa dışı faaliyetler kapsamında çeşitli risklere açık hale gelmektedir. Bu sebeple, söz konusu alanlarda gerçekleştirilen çeşitli kaçakçılık girişimlerinde içeriden ve dışarıdan gelebilecek tüm tehditlere de gümrük idaresince dikkat edilmesinin gümrük idarelerinin kaçakçılıkla mücadele kabiliyetini artıracağı değerlendirilmektedir. Hav kargo taşımacılığı dinamik ve hızlı bir alan olmasına rağmen, güvenlik zafiyetlerine oldukça açıktır (Sarı,2024).</p>



<p><strong>3. KAÇAKÇILIK GİRİŞİMLERİ ÜZERİNE ÖRNEK OLAYLAR VE RİSK ANALİZİ </strong></p>



<p>Hava kargo taşımacılığı, zaman ve maliyet açısından sağladığı avantajlarla dış ticarette yaygın bir tercih haline gelirken; hız ve hacim avantajı, sistemin güvenlik açıklarını da artırmaktadır. Bu nedenle risk temelli kontrol sistemleri, özellikle gümrük idareleri ve sivil havacılık otoriteleri tarafından hava kargoya yönelik uygulamalarda kritik rol oynamaktadır. Türkiye’de gerçekleştirilen gümrük kontrolleri, bu alandaki güvenlik tehditlerinin boyutunu gözler önüne sermektedir. Günümüzde makale kapsamında yer verilen olay örneklerinden bazıları, yalnızca sistemin potansiyel suiistimal alanlarını değil, aynı zamanda hava kargo taşımacılığı sürecinde ortaya çıkabilecek güvenlik risklerini ve bu alanlarda daha güçlü ve bütüncül bir denetim yapısına duyulan ihtiyacı da somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu olaylar, kaçakçılık çerçevesinde ortaya çıkan çeşitli riskleri ve bu risklerin gerçekleşme olasılıklarını net bir şekilde resmetmektedir.</p>



<p><strong>3.1. Olay Örneği 1 – Uyuşturucu Madde (İhracat Gönderisi)</strong></p>



<p>2021 yılında hava yolu kullanılarak ülkemiz üzerinden Avrupa’ya gönderilmek üzere işlem gören bir ihracat kargosunda, beyan edilen eşyalar arasında yer almayan ve koli içlerine gizlenmiş uyuşturucu madde tespit edilmiştir. Gönderici firma ilk defa işlem yapan, daha önce herhangi bir dış ticaret geçmişi olmayan bir şahıs firmasıdır. Risk analizi kapsamında sistemin &#8220;yüksek riskli firma&#8221; uyarısı vermesi üzerine kargo fiziki kontrole alınıp sevkiyat durdurulmuştur. Bu vaka, özellikle ilk kez işlem yapan, geçmişi olmayan firmalara yönelik profil oluşturmanın ve bu tür firmaların sistem içinde riskli olarak işaretlenmesinin önemini göstermektedir. Bu tür yeni veya şüpheli firma profilleri, kaçakçılık girişimlerinin yüksek olasılık taşıyan risk alanlarını oluşturmaktadır.</p>



<p><strong>3.2. Olay Örneği 2 – Transit Gönderi (Güzergâh Riski)</strong></p>



<p>Bir başka olayda, Afrika’dan Avrupa’ya geçişi planlanan transit gönderi, İstanbul aktarmalı olarak havayoluyla taşınmak istenmiştir. Güzergâh üzerinde bulunan ülkenin riskli bölge olarak tanımlanması üzerine gönderi detaylı taramaya alınmış; gönderi içinde kaçak sigara ve gümrüklenmesi yasak eşya ele geçirilmiştir. Bu örnek, yalnızca gönderici veya gönderi türünün değil; güzergâh bilgisinin de risk analizinde ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Belirli güzergahlardan geçen kargoların kaçakçılık riski olasılığı diğerlerine göre daha yüksektir.</p>



<p><strong>3.3. Olay Örneği 3 – Sahte Belge Kullanımı</strong></p>



<p>Bir hava kargo gönderisinde beyan edilen faturanın sahte olduğu, gönderi içeriğiyle faturadaki eşya türlerinin uyuşmadığı tespit edilmiştir. Yapılan araştırmada, gönderici firmanın daha önce başka işlemlerinde de farklı kimlik ve adres bilgileri kullandığı görülmüştür. Bu durum, sadece belge kontrolünün değil; firmaların dijital kimlik takibi yoluyla izlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Belgede sahtecilik, kaçakçılıkta kullanılan yaygın bir yöntem olup, sistemdeki zafiyetleri istismar etme olasılığı yüksek bir risktir.</p>



<p><strong>3.4. Risk Analizi Açısından Değerlendirme</strong></p>



<p>Yukarıdaki örnekler, hava kargo taşımacılığında karşılaşılan tehditlerin yalnızca eşya bazlı değil; firma profili, güzergâh, belge güvenliği ve hatta personel güvenliği gibi çok yönlü faktörlerden kaynaklandığını göstermektedir. Bu nedenle, risk analiz sistemlerinin sadece statik bilgilerle değil, dinamik, sürekli güncellenen bir veri havuzu üzerinden çalışması gerekmektedir. Gümrük idaresi tarafından geliştirilen risk analiz modüllerinin, sivil havacılık otoriteleriyle entegre çalışması; örneğin YYS sahibi firmaların SHGM sisteminde otomatik olarak tanınması gibi çözümler, denetim yükünü azaltırken güvenliği artıracaktır. Bu entegrasyon, farklı risk olasılıklarını bir araya getirerek daha güçlü bir savunma hattı oluşturacaktır.</p>



<p><strong>4. POLİTİKA ÖNERİLERİ VE DEĞERLENDİRME </strong></p>



<p>Hava kargo taşımacılığında hem güvenliğin artırılması hem de ticaretin kolaylaştırılması amacıyla, gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasında bütüncül ve senkronize bir güvenlik yaklaşımının tesis edilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu farklılıkların üstesinden gelerek uluslararası ticaretin akıcılığını sağlamak, kaçakçılıkla mücadele etmek ve özellikle içerden kaynaklı tehditleri minimize etmek için aşağıdaki politika önerileri sunulmaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Mevzuatın Uyumlaştırılması ve Ortak Sertifikasyon Modelleri:</em></strong> Bu kapsamda güvenli tedarik zinciri uygulamaları, yalnızca bir ticaret kolaylaştırma aracı değil, aynı zamanda kaçakçılıkla mücadelede stratejik bir güvenlik hattıdır. Özellikle YYS, Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente sistemlerinin doğru işletilmesi ve bu statülerin arka plan denetimlerinin etkin şekilde yürütülmesi, yasa dışı ticarete karşı ilk savunma hattını oluşturmaktadır. Ancak bu yapıların birbirinden bağımsız yürütülmesi hem mevzuat karmaşasına hem de risklerin bütüncül biçimde yönetilememesine yol açmaktadır. Gümrük ve sivil havacılık mevzuatlarının ortak bir dil ve standartlar çerçevesinde uyumlaştırılması büyük önem taşımaktadır. Firmaların YYS, Bilinen Gönderici ve Yetkili Acente statülerini tek bir başvuru ve denetim süreciyle elde edebileceği entegre veya karşılıklı tanıma modelleri geliştirilmelidir. Bu, bürokratik yükü azaltacak ve süreçleri hızlandıracaktır. WCO SAFE Çerçeve Standardının sağladığı uluslararası uyum ve karşılıklı tanıma prensipleri, bu entegrasyon için önemli bir yol haritası sunmaktadır. Bu sayede kaçakçılık riskleri minimize edilirken, ticaretin akıcılığı korunacaktır.</li>



<li><strong><em>Ortak Veri Paylaşım Platformları:</em></strong> Kurumlar arası güvenli ve anlık veri paylaşımını sağlayacak entegre bilişim sistemlerinin kurulması veya mevcut sistemlerin (örn. Hava Yolu Gümrük Beyan Sistemi &#8211; HGBS) kapasitelerinin artırılması kritik öneme sahiptir. Risk analizi verilerinin ortak havuzda toplanması, şüpheli gönderilerin daha hızlı tespit edilmesine olanak tanır ve kaynakların daha verimli kullanılmasına yardımcı olur. Bu sayede, sadece güvenlik boyutuna odaklanmanın getirdiği bilgi boşlukları ve mükerrer kontroller minimize edilebilir, kaçakçılık olasılıkları daha doğru tahmin edilebilir ve etkin mücadele edilebilir.</li>



<li><strong><em>Teknolojinin Gücü ve Altyapı İyileştirmeleri:</em></strong><em> </em>Havaalanları gümrük idarelerinin, kaçakçılıkla mücadele kabiliyetini artırmak için gelişmiş tarama cihazları, yapay zekâ destekli risk analizi sistemleri ve kapalı devre kamera sistemleri gibi modern teknolojik araçlarla donatılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, operasyonel akıcılık için geçici depolama alanlarının fiziki yetersizliklerinin giderilmesi, ihracat ve ithalat sahalarının ayrılması gibi altyapı iyileştirmeleri şarttır. Bu teknolojik çözümler, kaçakçılık girişimlerinin tespit olasılığını artırırken, süreçlerin hızlanmasına da olanak tanır.</li>



<li><strong><em>Personel Eğitimi, Sıkı Denetimler ve İç Tehditlerle Mücadele:</em></strong> Hava kargo operasyonlarında görev alan tüm kamu ve özel sektör personelinin (gümrük, havacılık, taşıyıcı, acente vb.) güvenlik protokolleri, kaçakçılıkla mücadele yöntemleri ve yeni teknolojiler hakkında düzenli olarak eğitilmesi, farkındalığı artıracaktır. Kurumların ortak denetim ekipleri oluşturması veya denetim sonuçlarını karşılıklı olarak tanıması, mükerrer denetimleri azaltarak verimliliği artıracaktır. Özellikle personel kaynaklı sızma girişimleri (&#8220;içerden tehditler&#8221;) ile mücadele için, işe alım süreçlerinde daha sıkı güvenlik soruşturmaları, periyodik güvenlik eğitimleri, etik davranış kodları ve şüpheli durumlara karşı raporlama mekanizmalarının güçlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Bu, içerden kaynaklanan kaçakçılık olasılıklarını azaltmanın en önemli adımlarından biridir.</li>



<li><strong>Sektörel İş Birliği ve Şeffaflık:</strong> Kamu kurumları ile özel sektör arasındaki iletişimin güçlendirilmesi, ortak çalışma gruplarının oluşturulması ve tedarik zincirinde yer alan tüm paydaşlara yönelik güvenlik ve uyum eğitimlerinin düzenlenmesi, sistemin bütüncül işleyişini destekleyecektir. Tedarik zincirinde şeffaflığı artırmak için ürün özelliklerinin izlenebilirliği açısından teknolojik gelişmelerin (marker kullanımı, blok zinciri tabanlı sistemler vb.) uygulanması da faydalı olacaktır.</li>
</ul>



<p>Hava kargo taşımacılığı yalnızca bir lojistik süreç değil, aynı zamanda sınır güvenliği ve yasa dışı ticaretle mücadelede stratejik bir savunma hattıdır. Bu çalışmada ele alınan örnek vakalar ve sistemsel analizler, Türkiye’deki mevcut yapının güçlü yönlerinin yanı sıra kurumsal eşgüdüm eksikliklerini de ortaya koymaktadır. Güvenli tedarik zincirine ilişkin hem SHGM hem de Gümrük İdaresi tarafından yürütülen sistemlerin daha entegre, dijital ve paylaşım temelli hale gelmesi; kaçakçılığın önlenmesinde olduğu kadar, meşru ticaretin hızlandırılmasında da önemli rol oynayacaktır. Türkiye’nin bölgesel bir hava lojistik merkezi olarak büyümesi, ancak bu bütüncül güvenlik politikalarının etkinliğiyle mümkün olacaktır.</p>



<p><strong>5.</strong> <strong>SONUÇ</strong></p>



<p>Sonuç olarak, hava kargo taşımacılığında güvenliğin sağlanması, sadece gönderi bazlı risklerin önlenmesini değil; aynı zamanda uluslararası ticaretin meşruiyetinin ve güvenliğinin korunmasını ifade etmektedir. Türkiye&#8217;nin hem dış ticaretteki yükselen konumu hem de hava taşımacılığındaki transit rolü düşünüldüğünde, bu alanda geliştirilecek her uygulama, sadece ülke güvenliğine değil, küresel ticaretin güvenliğine de katkı sağlayacaktır. Gümrük ve sivil havacılık otoriteleri arasındaki stratejik iş birliği ise bu sürecin en kilit bileşenidir. Ticaretin hızını kesmeden, güvenliği en üst düzeyde sağlamak; vergi kayıplarını azaltmak, kamu sağlığını ve çevreyi korumak ancak tüm paydaşların entegre bir yaklaşımla hareket etmesiyle mümkündür. Türkiye&#8217;nin bu alandaki deneyimleri ve uygulamaları, kaçakçılıkla mücadelede ve güvenli bir ticaret ortamı oluşturmada atılan önemli adımları ortaya koymaktadır. Gelecekte, daha şeffaf, daha teknoloji odaklı ve daha koordineli bir yapı, hava kargo taşımacılığını sadece hızlı değil, aynı zamanda tamamen güvenli bir taşıma modeli haline getirecektir.</p>



<p><strong>6.</strong> <strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p>ECAC, (2016), “Doc 30 Part II”, Article 4-6.2.1.1, URL: <a href="https://www.ecac-ceac.org/documents/ecac-documents-and-international-agreements">https://www.ecacceac. org/documents/ecac-documents-and-international-agreements</a>, Son Erişim Tarihi: 17 Haziran 2024.</p>



<p>GTB, (2014c), “150 Soruda Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü Rehberi”, URL: <a href="https://ticaret.gov.tr/data/5d48321313b8762b40ceadf3/150%20Soruda%20YYS.pdf">https://ticaret.gov.tr/data/5d48321313b8762b40ceadf3/150%20Soruda%20YYS.pdf</a>, Son Erişim Tarihi: 13 Haziran 2024.</p>



<p>ICAO, (2017), “Doküman 8973, Havacılık Güvenliği El Kitabı”, 10. Baskı, URL: <a href="https://web.shgm.gov.tr/tr/s/404-guvenlik">https://web.shgm.gov.tr/tr/s/404-guvenlik</a>, Son Erişim Tarihi: 10 Mayıs 2024.</p>



<p>ICAO, (2017), “International Standards and Recommended Practices, Annex 17- Security”, 10th Edition, URL: <a href="https://ffac.ch/wp-content/uploads/2020/10/ICAO-Annex-17-Security.pdf">https://ffac.ch/wp-content/uploads/2020/10/ICAOAnnex- 17-Security.pdf.</a>), Son Erişim Tarihi: 5 Mayıs 2024.</p>



<p>KORKMAZ, C. A. (2017), “Hava Kargo Taşımacılığı Güvenliğine Yönelik Tehditlerin Asgari Düzeye İndirgenmesi İçin Alınması Gereken Önlemler”, Kilis 7 Aralık Üniversitesi Fen ve Mühendislik Dergisi, 1(2), ss. 10-11.</p>



<p>KÜRÜM, G. (2017), “Güvenli Tedarik Zincirinde Sivil Havacılık Güvenliği ve Gümrük Uygulamalarının Uyumlaştırılması”, Havacılık Uzmanlığı Tezi, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Ankara.</p>



<p>Sarı, G. (2024). Hava Kargo İşlemlerinde Güvenli Tedarik Zinciri ile Kaçakçılıkla Mücadele Kapsamında İyi Model Uygulamalarının İncelenmesi (Uzmanlık Tezi, Ticaret Bakanlığı, Ankara.</p>



<p>WCO, (2015), “Customs-Business Partnership Guidance”, URL: <a href="https://www.wcoomd.org/en/topics/facilitation/instrument-and-tools/tools/customsbusiness-partnership-guidance.aspx">https://www.wcoomd.org/en/topics/facilitation/instrument-and-tools/tools/customsbusiness-partnership-guidance.aspx</a>, Son Erişim Tarihi: 19 Mayıs 2024.</p>



<p>Karakoç, E. (2019). Gümrüklerde Güvenliğin Sağlanmasında Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsünün Rolü. Gümrük ve Ticaret Dergisi, 12(2), 109-120.</p>



<p>Yılmaz, T. (2022). Güvenli Tedarik Zincirleri ve Gümrüklerde Risk Yönetimi. Uluslararası Güvenlik Araştırmaları Dergisi, 8(1), 75-91.</p>



<p>Dünya Gümrük Örgütü (WCO). (2005). SAFE Framework of Standards to Secure and Facilitate Global Trade.</p>



<p>Kara, H. (2020). <em>Gümrüklerde Risk Analizi ve Seçici Kontrol Sistemi: Türkiye Uygulaması</em>. Ankara Üniversitesi Yayınları.</p>



<p>Ticaret Bakanlığı (2022). <em>Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü Uygulama Rehberi</em>, 4. Baskı. Ankara.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Birliğinden Birlikler Avrupası’na: Gümrük Birliği Örneği</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2025/07/08/avrupa-birliginden-birlikler-avrupasina-gumruk-birligi-ornegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Üzer &#38; Nurhan Verda Ecim]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 10:18:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 67]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Model Yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Customs Procedures]]></category>
		<category><![CDATA[DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Geopolitics and Subsidiarity]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük İşlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[International Paperless Trade]]></category>
		<category><![CDATA[Jeopolitik ve Yetki İkame İlkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Kağıtsız Ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[United Nations Model Laws]]></category>
		<category><![CDATA[WTO Electronic Commerce Agreement]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7992</guid>

					<description><![CDATA[Soğuk Savaş sonrasında yaşanan tek kutuplu dünya düzeni ile ülkemizin grand stratejisi arasındaki gerilimin günümüzde yavaş yavaş azalmasının, Avrupa Birliği ile ülkemiz arasındaki ilişkiler üzerinde etkili olması kaçınılmaz olacaktır. Dünyada yaşanmakta olan büyük jeopolitik kayma, Avrupa Birliği’ni bir arada tutan nedenler üzerinde de büyük bir baskı oluşturmaktadır. Ölçek ekonomilerinin ulus devlet boyutlarını çoktan aştığı 21. Yüzyılda, Avrupa Birliği bu duruma daha fazla ‘birlik’ olarak tepki vermeye hazırlanmaktadır. Bu hazırlığın temel taşlarından birisi de dijitalleşmenin de katkısıyla AB ölçeğinde bir çeşit gümrük idaresi kurulmasıdır. Bu yeni yapılanmanın temel ilkelerinin ise 20. Yüzyılın ortalarından itibaren Birleşmiş Milletler kapsamında tanımlandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yazıda, bu jeopolitik kayma ile ülkemiz grand stratejisi ele alınarak, AB’nin kendi Gümrük Birliğini derinleşme çalışmalarında ülkemizin yer almasının taşıdığı önem vurgulanmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>ÖZET</strong></p>



<p>Soğuk Savaş sonrasında yaşanan tek kutuplu dünya düzeni ile ülkemizin grand stratejisi arasındaki gerilimin günümüzde yavaş yavaş azalmasının, Avrupa Birliği ile ülkemiz arasındaki ilişkiler üzerinde etkili olması kaçınılmaz olacaktır. Dünyada yaşanmakta olan büyük jeopolitik kayma, Avrupa Birliği’ni bir arada tutan nedenler üzerinde de büyük bir baskı oluşturmaktadır. Ölçek ekonomilerinin ulus devlet boyutlarını çoktan aştığı 21. Yüzyılda, Avrupa Birliği bu duruma daha fazla ‘birlik’ olarak tepki vermeye hazırlanmaktadır. Bu hazırlığın temel taşlarından birisi de dijitalleşmenin de katkısıyla AB ölçeğinde bir çeşit gümrük idaresi kurulmasıdır. Bu yeni yapılanmanın temel ilkelerinin ise 20. Yüzyılın ortalarından itibaren Birleşmiş Milletler kapsamında tanımlandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yazıda, bu jeopolitik kayma ile ülkemiz grand stratejisi ele alınarak, AB’nin kendi Gümrük Birliğini derinleşme çalışmalarında ülkemizin yer almasının taşıdığı önem vurgulanmıştır.</p>



<p><strong>Anahtar kelimeler:</strong> Jeopolitik ve Yetki İkame İlkesi, Birleşmiş Milletler Model Yasaları, DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi, Uluslararası Kağıtsız Ticaret, Gümrük İşlemleri</p>



<p><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p>The declining tension between the unipolar world order experienced after the Cold War and Türkiye’s grand strategy will inevitably have an impact on the relations between the European Union and Türkiye. Moreover, the current tectonic geopolitical shift also creates great pressure on the reasons that hold the European Union together. In the 21st century, when economies of scale have long surpassed the average size of a nation state, the European Union is preparing to respond to this situation as a being more &#8216;united&#8217;. One of the cornerstones of this preparation is the establishment of a customs administration on an EU scale with the contribution of digitalization. It would not be wrong to say that the basic principles of this new structure have been defined within the scope of the United Nations since the mid-20th century. In this article, this geopolitical shift and our country&#8217;s grand strategy are discussed and the importance of our country&#8217;s participation in the EU&#8217;s efforts is also emphasized.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>Keywords:</strong> Geopolitics and Subsidiarity, United Nations Model Laws, WTO Electronic Commerce Agreement, International Paperless Trade, Customs Procedures</p>



<p><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p>Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Dünya Ekonomik Forumu’ndaki konuşmasından:</p>



<p>“<em>Rusya&#8217;nın enerji şantajının da gösterdiği gibi tedarik zinciri bağımlılıklarımız bize karşı silah haline getirilmiş, pandemi gibi küresel şokların da uyarı vermeden ortaya çıkması zafiyet haline dönüşmüştür. Ayrıca, bizleri bir araya getiren deniz altı veri kablosu gibi pek çok unsur, Baltık Denizi&#8217;nden Tayvan Boğazı&#8217;na kadar hedef haline gelmiştir. 25 yıl önce hayal ettiğimiz iş birliğine dayanan dünya düzeni gerçeğe dönüşmemiş, fakat bunun yerine sert jeostratejik rekabetin olduğu yeni bir döneme girmiştir. Dünyanın büyük ekonomileri ham maddelere, yeni teknolojilere ve küresel ticaret yollarına erişim için yarışmaktadır. &#8230; Ancak küresel ekonomideki bağları koparmak kimsenin çıkarına değildir. Bunun yerine kuralları modernize etmemiz gerekmektedir. &#8230; Dünya değişiyor, biz de değişmeliyiz. Son 25 yıldır Avrupa, büyüme eğilimini devam ettirebilmek için küresel ticaretteki artış dalgasına güvendi, Rusya&#8217;dan gelen ucuz enerjiye güvendi ve kendi güvenliğini çok fazla dışarıya bağımlı hale getirdi (outsource). <u>Ancak o günler geride kaldı</u></em>.&#8221;<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p>Avrupa tarihi konusunda herhangi bir çalışma yapmış birisi iyi bilir ki, I. ve II. Dünya Savaşlarında insanlık tarihinin en korkunç katliamlarına sahne olmuş bu kıtadaki politik aktörlerin bir arada bulunmamaları için çok fazla neden vardır. Avrupa Birliği tarihi aslında bir yerde bu nedenlerin üstesinden neden ve nasıl gelindiği tarihidir. Avrupa Birliği varlığını II. Dünya Savaşı sonrası küresel güvenlik ve ticaret mimarisine borçlu olduğu kadar, ‘subsidiarity<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>’ ilkesine de borçludur. Bu ilke, alınan Birlik düzeyinde kararların vatandaşa mümkün olan en yakın idari aşama tarafından (ulus devlet, yerel yönetimler vs) hayata geçirilmesini amaçlamakta olup, bu durum Avrupa Birliği düzeyinde kabul edilen hukukun uygulanmasının fiilen ulus devletlere bırakılması anlamına gelmektedir. Her ne kadar Avrupa Birliği liderleri politik hassasiyetler nedeniyle açık bir şekilde belirtmekten kaçınsalar da, yaşamakta olduğumuz küresel jeopolitik depreme AB’nin cevabı bu ilkeyi zayıflatarak, AB’yi sadece hukuk oluşturmakta değil, uygulamada da ‘Birlik’ haline getirme şeklinde olacak gibi durmaktadır. ‘Subsidiarity’ ilkesinin AB’nin tutkalı olarak artık bu şekilde daha az kullanılmasının ülkemizin AB ile ilişkileri açısından da önemli sonuçları olacaktır. Bu yazıda bu sonuçlardan Ticaret Bakanlığını kısa vadede en çok etkileyecek olan ‘Gümrük Birliği’ reformu tartışılacaktır.</p>



<p>Türkiye üç kıtanın geçiş yolları üzerinde, tarihi ve kültürel bağlarının haritası oldukça büyük olan ve ‘küresel düşünen, yerel hareket eden’ orta büyüklükte bir ülkedir. Yakın zamana kadar Avrupa Birliği, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in girişteki ifadesinde de belirttiği üzere, güvenliğini taşerona vermişti (outsource). Bu yüzden Avrupa Birliği yerel düşünen ve&nbsp; (ekonomik anlamda) küresel hareket eden bir devdi. Şimdi AB bunun tam tersini yapmaya hazırlanmaktadır. Kısalan tedarik zincirleri ve artık denizaltı kablosu gibi hepimizi bir araya getiren (kızım ben denizaltı kablosu diyorum gelinim sen Kuzey Akım II anla) unsurların artık daha riskli hale gelmesiyle, Avrupa Birliği de küresel düşünen bir uluslararası aktör haline gelmektedir. İşte bu yeni dönemde AB – Türkiye ilişkilerini ‘Gümrük Birliği modernizasyonu’ kavramı içine sığdırmaya çalışmak artık mümkün değildir. Değişen Avrupa Birliği’dir, değişen dünyadır. Türkiye ise bu yeni dünyadaki yerini zaten önceden büyük bir isabet ve öngörüyle tanımlamıştı.</p>



<p>1990’ların jeopolitik koşulları yakın zamana kadar büyük ölçüde değişmeden kalmıştır. Ancak yakın zamanda yaşanan jeopolitik depremlerin Çin’in yükselişinin geri döndürülemezliği nedeniyle kalıcı olacağı konusunda genel bir mutabakat bulunmaktadır. Dolayısıyla 1990’ların jeopolitik ortamına uygun bir düzenleme olan Türkiye – AB Gümrük Birliği’nin modernizasyonu yerine bambaşka bir müzakere sürecine hazırlanmak faydalı olacaktır. Bu yeni paradigmanın nedensellik zincirini sağlam bir şekilde kurabilmek için temel varsayımlarımızı ve kabullerimizi baştan gözden geçirmek faydalı olabilir. Bu yazıda önce bahsettiğimiz jeopolitik deprem, MacKinder ve Mahan’ın jeopolitik teorileri hem tarihsel hem de günümüz açısından değerlendirilecektir. Daha sonra AB tarafından kendi içinde yürütülmekte olan ve üzerinde halen çalışılan Gümrük Reformu konusunda bilgi verilecektir. Takiben bu Gümrük Reformu’nun ana prensiplerinin daha iyi anlaşılması amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde 1960’lardan bu yana yürütülmekte olan çalışmalar ve bu çalışmaların önemli ölçüde somut çıktısı olarak kabul edilebilecek dijital ticaret ile ilgili Model Kanunlar (Model Laws) hakkında bilgi verilecektir. Bu sayede okuyucunun devam eden sürecin doğası hakkında daha derinlemesine bir sezgi sahibi olması amaçlanmaktadır. Ümidimiz tüm bu amaçları bu yazıda yerine getirebilmemiz halinde, yakın zamanda yaşanan ve halen yaşanmakta olan jeopolitik depremden sonra, Türkiye – AB ilişkilerinin ‘Gümrük Birliği modernizasyonunun’ çok ötesinde bir başka paradigmaya doğru evrilmekte olduğunu açık bir şekilde gösterebilmektir.</p>



<p><strong>JEOPOLİTİĞİ YENİDEN DÜŞÜNMEK</strong></p>



<p>Jeopolitik nedir? Jeopolitik, Mahan, MacKinder ve Spykman açısından bakıldığında, Kuzey Amerika demiryolu ağının denizlere hakim olacak bir donanma üretme kabiliyetinin, her ne pahasına olursa olsun kalpgahı saracak bir demiryolu ağının donanma üretme kabiliyetini engelleme kararlılığına verilen isimdir. Pasifik’te Çin’in yükselişi Kuşak Yol üzerinden bu kararlılığının tehlikede olabileceği konusunda güçlü sinyaller göndermiş ve ABD’nin pozisyonundaki bu güçlü savrulma Avrupa Birliği başta olmak üzere dünyanın her yerinde yine güçlü pozisyon kaymalarına neden olmuştur.</p>



<p>11.Mart.2025 tarihinde Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı von der Leyen tarafından Avrupa Birliği Parlamentosu’nda yapılan konuşma, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan küresel güvenlik mimarisinin temel ilkelerini bilenler açısından güçlü ifadeler içeren tarihi bir konuşmadır.</p>



<p><em>“Bu, güç yoluyla barış için bir zamandır. Bu, ortak savunma çabası için bir zamandır. Avrupa Konseyi&#8217;nde Avrupa savunması konusunda sadece eşi benzeri görülmemiş değil, aynı zamanda sadece birkaç hafta önce tamamen düşünülemez olan bir fikir birliği gördüm. Farklı düşünmemiz ve buna göre hareket etmemiz gerektiği konusunda yeni bir anlayış var. … Avrupa güvenlik düzeni sarsılıyor ve yanılsamalarımızın çoğu paramparça oluyor. … <u>Barış temettüsünün tadını çıkardığımızı düşünüyorduk ama gerçekte sadece bir güvenlik açığı veriyorduk. <strong>Yanılsamaların (illusions) zamanı artık bitti</strong></u>”<a href="#_ftn3" id="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a></em></p>



<p>Peki o zaman güç nedir? Günümüz küresel güç mimarisinin temeli II. Dünya Savaşı’nda atılmıştır. Kısaca hatırlatmak gerekirse, İkinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren, devasa Amerikan savaş makinesinin harekete geçirilebilmesiydi. Bu makine ordu ve donanmadan daha fazlasıdır. Muazzam üretim gücüyle Rusya’nın Almanya karşısında uzun zaman dayanmasını sağlayan ve bu şekilde Alman ordusunu farklı cephelerde yıpranmaya zorlayarak Normandiya Çıkartmasına zemin hazırlanmasını sağlayan bu muazzam üretim gücünün kısa sürede harekete geçirilebilmesi olmuştur.&nbsp;&nbsp; Paul Krugman’ın da belirttiği gibi savaşı son kuruş kimde kaldıysa o kazanmış olur. Ve İkinci Dünya Savaşı’nda son kuruştan çok daha fazlası ABD’de kalmıştı. İşte o kuruş şimdi eriyor çünkü (Henry Kissenger’ın deyimiyle) son yirmi yüzyılın on sekizinde dünyanın en büyük ekonomik gücü olan Çin’in yükselişi, ABD’yi o son kuruşu harcamaya zorlamaktadır. İşte ABD’nin son zamanlardaki bu sert savrulmasının arkasındaki neden budur. ABD kuruşlarını artık Avrupa için harcamak istemiyor çünkü son kuruşa oldukça yaklaşmış durumda. Bir dahaki sefere II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi o muazzam savaş makinesini harekete geçirip geçiremeyeceği şu an için belirsiz ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursala von der Leyen’in yukarıdaki sözlerinin arkasında bu gerçek bulunmaktadır. Yanılsama ifadesini de “ABD’nin son kuruşa yaklaştığını yeni anlamaya başladık” olarak okumak faydalı olabilir.</p>



<p>Ulus devletlerin ortaya çıkışı ile düzenli orduların ortaya çıkışı arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır. Düzenli orduların ‘düzenli’ halde tutulabilmesi için ‘düzenli’ bir gelir gerekmekteydi, bunun için maliye sistemleri modernleştirildi, ‘düzenli’ maliye için gelir tabanının genişletilmesi gerekmekteydi, düzenli ordunun kullanacağı her türlü araç ve ekipmanın modernleştirilmesi ve en son teknolojiye uygun hale getirilmesi ve bunun için de güçlü bir sanayi gerekiyordu, bir süre sonra tüm bu unsurlar birbirini besler hale geldi, güçlü sanayi iş imkanları ve tüketimin de artmasını sağladı, bu sayede nüfus arttı vb. Ulus devletlerin bu kadar büyük üretim gücü ortaya çıkarma kapasitesi ‘savaş makinesi’ kavramını da ortaya çıkarttı. Her ne kadar uluslararası ilişkilerde savaş makinesi kavramı özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra gözden düşmüş olsa da, bugünü anlamak için tarihi, tarihi anlamak için de özellikle sanayileşme çağından sonra da savaş makinesi kavramını anlamak önem arz etmektedir.</p>



<p>II. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın kaybetmesinin nedeni, İngiliz ve Fransızların ve hatta belki Rusların çok iyi savaşmaları değildi. ‘Blitzkrieg’ başlarda önemli başarılar elde etmiş ve tüm Avrupa’yı neredeyse kontrol etmeye başlamıştı. Romanya’da yeteri kadar petrol olmadığının anlaşılması ve Rus direnişi nedeniyle, Asya’nın kaynaklarına ulaşılamamasına ek olarak Atlantik’teki Alman ve İngiliz&nbsp; ABD donanmaları arasındaki savaş, Almanya’nın direnme gücünü kırmıştır ve Alman savaş makinesini bir süre sonra etkisiz hale getirmiştir. Benzer bir durumu Napolyon da yaşamıştır. İngiliz donanmasının faaliyetleri nedeniyle, Fransa kolonilerinden beslenememiş ve savaş makinesinin etkinliği bir süre sonra zayıflamaya başlamıştır. Benzer durum, Japonya’nın da başına gelmiştir. ABD donanmasının ablukası başladıktan sonra, petrol başta olmak üzere değerli kaynaklara ulaşım sıkıntıya girmiş ve Japon savaş makinesi bir süre sonra teklemeye başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin çöküşü de benzer bir yol izlemiştir. Sovyetler Birliği’nin devasa büyüklüğü her ne kadar bu süreci yavaşlatsa da, “containment politikası” bu sürecin çalışmasına katkı sağlamıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan küresel düzenin temel taşlarından birisi de, Alman ve Japon savaş makinelerinin harekete geçmesini engellemek, Sovyet savaş makinesini de boğmaktı. Bu nedenle pek çok kişi bu dönemdeki küresel düzeni satranç oyunundan ziyade, “go oyununa” benzetmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yavaş yavaş seslendirilmeye başlayan gerçekler bulunmaktadır: Çin, kendi savaş makinesini inşa ediyor, Çin’in geniş bir arka bahçesi var, ABD bu arka bahçeye ulaşamamakta ve ABD’nin ‘iki buçuk savaş’<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a> kavramı geçerliliğini yitirmektedir.</p>



<p>Avrupa Birliği yetkilileri bugünlerde Avrupa Savunma Birliği konusunu sıklıkla gündeme getirmektedirler. Bu konuşmalarda ortak bir ordu kurulmasına daha az değinilmekte, esas ağırlık noktası AB çapında güçlü bir savunma sanayi kurmak olarak ortaya çıkmaktadır. Bu şu anlama gelmektedir: Avrupa kendi savaş makinesini inşa etmelidir. Bunun için başlangıçta 800 milyar Euro gibi çok büyük bir miktar telaffuz edilmektedir. Peki neyin güvenliği? Doğal kaynak fiyatlarında hatırı sayılır bir artış ve küresel go oyununda ticaret açısından daha avantajlı pozisyon üzerinde barışçıl bir mutabakat artık mümkünken, Ukrayna karşısında bu kadar zorlanan ve nüfusunu yaşlanma nedeniyle yavaş yavaş kaybetmekte olan Rusya, neden Avrupa’yı işgal etmek istesin? Avrupa’yı işgal etmek demek genç erkek nüfusunun en verimli kısmını cepheye sürmek demektir, ki Rusya’nın böyle bir lükse sahip olmadığını anlamak önem arz etmektedir.</p>



<p>Avrupa Birliği’nin güvenlik kaygısını daha iyi anlamak için, 20. Yüzyıl başına ABD grand stratejisinin önemli jeopolitik yazarlarından Alfred Mahan’a bakmak gerekmektedir. 19. Yüzyılın sonlarında iç savaştan yeni çıkmış ABD, demiryolu başta olmak üzere iç ulaşım hatları ve sanayi inşası ile meşguldü. Donanması o zamanın koşullarında zayıftı, çünkü Kuzey Amerika’nın bir başka güç tarafından işgal edilmesi beklenen bir durum değildi ve bu yüzden de güçlü bir donanmaya ihtiyaç duymamaktaydı. Mahan, işgal ihtimali bu kadar zayıf olmasına rağmen ABD’nin yine de güçlü bir donanma sahibi olmasının önemine dikkat çekmiştir. Mahan’a göre, Amerikan sanayisi güçlenmekte olup, ABD’li üreticiler sadece iç pazara değil, dış pazarlara da ulaşma konusunda önemli atılımlar yapmaktaydılar. Mahan, ABD menşeli yük taşıyan ticaret gemilerinin güvenliğinin sağlanmasının, İngiltere donanması tarafından sağlandığı, ancak bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını vurgulayarak, ABD menşeli yük taşıyan gemilerin korunması için bir donanma inşasına başlanması gerektiğini öne sürmüştür. Daha açık bir ifadeyle, ticaret güvenlikten bağımsız değildir, Kuzey Amerika gibi yüksek üretim gücüne sahip bir dev dünya sahnesine çıkmaktadır ve bu sürecin doğru yönetilebilmesi için okyanuslardaki taşımacılığın güvenliğinin artık bizzat ABD tarafından sağlanması gerekmektedir. Elbette bu güvenliği sağlamak maliyetli bir iştir ve maliyeti güvenlik tedariği hizmeti olarak diğer devletlerden tahsil edilmesi için pek çok yol bulunmaktadır.</p>



<p>ABD donanması açık denizlerde güvenliği sağlamasından kaynaklanan senyoraj hakkını ABD doları ve tamamının uzun vadede geri ödenmesi kuşkulu borçlanma araçları üzerinden geri alabilmiştir. Avrupa ülkeleri dünyanın her yerine ürünlerini güvenle taşıyabilmişlerdir ve bunun için de görünüşte yüksek maliyetlere katlanmak zorunda kalmamışlardır. Görünüşte ABD donanması sadece ve sadece dünya barışı ve insanlığın yükselişine katkı sağlamak için bu kadar maliyetli bir hizmeti on yıllarca devam ettirmiştir. Gerçekte ise Japonya başta olmak üzere ülkenin üretim fazlasını borçlanma, sigorta ve nakliye maliyetleri, diplomatik sessizlik, askeri donukluk vb yöntemlerle geri almıştır. Bu durum gerçekten de küreselleşmeyi hızlandırarak, tüm insanlığın bir şekilde birbiriyle daha fazla diyalog kurmasına ve küresel refahın artmasına neden olmuştur. Ancak, hiçbir şey sonsuza kadar devam etmez.</p>



<p>Çin donanmasının gittikçe güçlenmesi ve Çin’in de ABD gibi işgal edilemeyecek bir ülke olmasına ek olarak, Çin’in üretim gücünün bu kadar kısa zamanda bu noktalara geleceğinin tahmin edilememiş olması, uzun mesafe taşımacılığın açık denizlere bu kadar bağımlı olduğu bir dünyada işlerin önemli ölçüde değişmekte olduğuna işaret etmektedir. Soru esas olarak şudur: Çin, savaş makinesini harekete geçirir mi? Türkiye bu sorunun cevabını bulmaya çalışırken, İkinci Dünya Savaşı stratejistlerinin gündeminde olmayan iki noktanın daha dikkate alınması gerekmektedir. Nükleer silahlar, oyunu çoktan değiştirmiştir ve Çin dahil dünya nüfusu yaşlanmaktadır. Bu iki husus şuna işaret etmektedir: Karşı tarafın savaş makinesini durdurmak mümkün olmuyorsa, yavaşlatmak için ordular dışında başka yollar da bulunmaktadır: savaş makinelerinin beslenmesini engellemek. II. Dünya Savaşı sonuna kadar ABD Japonya’yı işgal etmemiştir, petrolün ulaşımını engellemesi ile nükleer iki bomba (ki bugünkü nükleer kapasiteler ile karşılaştırıldığında bu bombalar çata pat gibi kalırdı) bu hedefi biraz zaman alsa da gerçekleştirmiştir. Zamanı, müttefik olarak yanına çekmek iyi bir stratejidir. (Kendi enerjini harcama, bırak karşı tarafın yıkıcı iç enerjileri, senin için bu işi yapsın. Bunun için de karşı tarafın beslendiği kaynakları zayıflat.)</p>



<p>II. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın arka bahçesi yoktu, işte bu yüzden II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ile anlaşmak ve boyun eğmek zorunda kaldı. Ancak, Çin’in arka bahçesi bulunmaktadır. Peki aynı durum Avrupa Birliği için de geçerli midir? İşte Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı’nın konuşmasındaki tehdit algısını yorumlamak için bu jeopolitik arka plana ihtiyaç duymaktayız. Avrupa Birliği bugüne kadar II. Dünya Savaşı Japonya’sı gibi bir arka bahçeye ihtiyaç duymamıştı çünkü, Mahan’ın işaret ettiği üzere ticaret gemilerinin güvenliği ABD donanması tarafından sağlanıyordu, SSCB tehlikesi, büyük ölçüde ABD nükleer şemsiyesi tarafından gideriliyordu ve Batı Avrupa devletlerinin yapması gereken tek şey, çeşitli yollarla (uzun mesafe taşımacılık sigorta primi, yüksek petrol faturası, geri ödenmesi zamana bırakılmış ABD Hazine kağıtları alma gibi üstü kapalı şekilde) bunun ücretini düzenli olarak ödemekteydi. Sorun yoktu. Ama artık var. Çünkü ABD Çin yüzünden bu üstü kapalı sözleşmeyi feshediyor. Küreselleşmede yeni bir dönem başladı.</p>



<p>Jeopolitik, aslında uzun mesafe taşımacılık hatlarının güvenliği ile yakından ilişkilidir. Bu konuyu daha anlamak için yine Mahan’a dönmemiz faydalı olacaktır. Mahan denizde stratejik olarak önem arz eden bir kıyı bölgesini kontrol edebilmek için bu bölgeye güç yığmanın anlamlı olmadığını, bunun yerine çevik, hızlı hareket edebilen ve etkili ateş gücüne sahip bir deniz gücü yoluyla daha az maliyet ve kaynak kullanımıyla bu bölgenin daha rahat kontrol edilebileceğini ifade etmekteydi. Dolayısıyla açık denizler kontrol edilebildiği sürece, karaları kontrol edebilmek daha kolaylaşabilir. ABD küresel askeri stratejisi buna göre oluşturulmuştur.</p>



<p>Ancak uzun mesafe taşımacılık hatlarının güvenliğini sağlamanın bir başka yolu daha bulunmaktadır, bunun en iyi örneği Montrö’dür. Pek sık bahsi geçmese de, Montrö Sözleşmesi küresel güvenlik mimarisinin önemli taşlarından birisidir. Montrö bugüne kadar biri sıcak diğeri soğuk, iki dünya savaşını ve 90’ların tek kutuplu dünyasını başarıyla atlatmıştır. Montrö’nün başarısındaki kilit unsur, grand stratejilerin inşasında fayda zarar hesaplamalarını barışın tesisi lehine yapılmasını sağlamaktır. Bunu şöyle düşünelim. Bir futbol maçı var. Ama sahamız düz değil, bir tarafın kalesine doğru eğimli. Bu durumda yüksekte kalan kaleyi koruyan takım avantajlı olur, çünkü karşı takım hücuma geçtiğinde daha fazla efor harcaması germektedir, ancak yüksekteki kaleye sahip takım hücuma geçtiğinde çok daha kolay karşı takımın kalesine ulaşır, attığı şutlar daha uzun mesafe gidebilir vs. İşte Montrö küresel güvenlik mimarisinde barışa daha fazla şans tanımaktadır. Çünkü Rus jeopolitiği açısından ticaret gemilerinin güvenliğini bir dereceye kadar garanti ederek barışın kalesini yükseltmekte ve Türkiye gibi barış destekçisi ülkelerin şutlarının daha uzun mesafeye ulaşmasını sağlamaktadır. Montrö’deki dehayı Asya’nın geri kalanına yaymalıyız. İşte bu yeni küresel paradigmada AB – Türkiye ilişkilerinin temeline bu dehayı mutlaka koymalıyız. Bu yazının konusu bu tespit olup, bu uzun girişin de gelmek istediği nokta burasıdır.</p>



<p><strong>YENİ PARADİGMADA JEOPOLİTİK VE GÜMRÜKLER</strong></p>



<p>Ticaret gemilerinin sorunsuz şekilde limanlar arasında hareket edebilmesi örneğine geri dönelim. Gemilerin güvenliğinin sağlanması toplam maliyetleri etkileyen etkenlerden sadece bir tanesidir. Ticaret doğası gereği sürekli olmalıdır, gemilere yapılacak saldırılar kadar fırtınalar, güçlü akıntılar vb. unsurlar toplam maliyeti artırır. Benzer şekilde, gümrüklerde sık yaşanan sorunlar da ticaret üzerinde benzer bir etki gösterir, ama fırtınaları ve akıntıları durdurmak veya devasa buz kitlelerini kırmak çoğunlukla mümkün değilken, uluslararası iş birliği ile gümrük sorunlarını ve ticaret maliyetlerini azaltmak mümkündür. Bu iş karada yapıldığında ise büyük donanmalara ihtiyaç yoktur. Çünkü açık denizlerin sahibi yok iken, karaların (çok küçük alanlar haricinde) sahibi vardır. İşte bu ulusal egemenler arasındaki işbirliği, tek bir küresel donanma ihtiyacını ortadan kaldırır ve dolayısıyla da küresel ticaretin kesintisiz ve düşük maliyetle devamı için gerekli ortamı hazırlayabilir. Yaşlanan bir dünyada ulus devletlerin çok, sürekli ve fazla da emek gerekmeyen paraya ihtiyacı olacaktır, hatta bu durum yavaş yavaş yaşanmaktadır. Rusya II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, 10 milyondan fazla genç çalışma yaşındaki erkeği kaybetme lüksünü göze alamaz. Çünkü en iyimser nüfus projeksiyonları bile Rus demografik yapısındaki bu eğilimin geri döndürülemeyeceğini göstermektedir. Evet Rusya, ABD jeopolitik sözleşmesini feshetmekte olduğu için AB ülkelerinin tamamını bir süreliğine işgal edebilir, ama bunun bedelini nüfus anlamında çok ağır öder. Fakat kara uzun mesafe hatlarının güvenliğine katkı sağladığı (veya hiçbir şey yapmayacağı) için kazanç sağladığı sürdürülebilir bir dengeyi tercih edeceğini beklemek anlamlı olacaktır<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a>. Sonuç olarak, AB’nin güvenliği meselesini kavramak için Rusya’dan daha fazlasına bakmak gerekmektedir.</p>



<p>ABD Başkanı Trump’ın seçilmesiyle başlayan süreci doğru okumak, Türkiye – Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceği hakkında doğru öngörülerin yapılabilmesi açısından önem arz etmektedir. Daha açık söylemek gerekirse, yakın zamanda AB’nin artan güvenlik söylemlerinin ne anlama geldiğini, hatta daha da açık söylemek gerekirse, AB yetkililerinin dilinin altında ne olduğunu net bir şekilde anlamak, Türkiye’nin ticaret ve güvenlik stratejilerinin taktik düzeyde şekillendirilmesi açısından önem arz etmektedir. Türkiye kendi güvenlik ve ticaret politikalarını grand strateji düzeyinde çoktan şekillendirmiş ve seçimlerini yapmıştır. Bu grand strateji Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine gömülü durumdadır, sadece bu durumun aynı zamanda Ebedi Barış’a da hizmet edeceğini insanlık kollektif bilincinin anlaması gerekmektedir. İşte Avrupa Birliği’nin Hegel’in kavramlarıyla ‘an sich’ durumundan ‘für sich’ durumuna geçmeye başlamasının da katkısıyla, Türkiye’nin temellerine gömülü durumdaki bu grand stratejinin hayata geçmesi sayesinde, insanlığın tarihi yolculuğunda önemli bir aşamanın da geçilmesine katkı sağlama olasılığı bulunmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Bu noktada esas soruyu sormanın vakti geldi: ABD’nin bu kadar hızlı ve radikal bir şekilde savrulmasının nedeni nedir? Elbette konu sadece Cumhuriyetçilerin Demokratları sevmemesi değildir. Konunun ekonomik temellerini anlamadan, ABD’nin neden son kuruşa yaklaşmakta olduğunu hissettiğini kavramak mümkün olmayabilir. Bu sorunun cevabı Başkan Yardımcısı J.D. Vance tarafından 18 Mart 2025 tarihinde ‘American Dynamism Summit’de yaptığı konuşmada net bir şekilde verilmiştir<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a>:</p>



<p>“<em>Küreselleşmeye konusunda, ABD’de yönetici sınıfının iki kibirli düşüncesi vardı. Birincisi, ürünlerin yapımını ürünlerin tasarımından ayırabileceğimizi varsaymaktı. Zengin ülkelerin değer zincirinde zamanla daha yukarılara çıkacağı, fakir ülkelerin ise daha basit ürünler yapacağı bir çeşit küreselleşme fikri bulunmaktaydı. …. Ancak, zamanla üretim yapan yerlerin genellikle ürün tasarımında daha iyi oldukları ortaya çıkmaktadır. Hepinizin çok iyi anladığı gibi ağ etkileri (network effects) bulunmaktadır. Ürünleri tasarlayan firmalar, doğal olarak üretim yapan firmalarla çalışmaktadırlar. Fikri mülkiyeti paylaşırlar, en iyi uygulamaları paylaşırlar ve hatta bazen kritik çalışanları paylaşırlar. Diğer ulusların değer zincirinde her zaman arkamızdan geleceğini varsayıyoruz ama, bu ülkelerin değer zincirinin alt kısımlarında daha iyi hale geldikçe, üst kısımlara da ulaşmaya başladıkları ortaya çıkmaktadır. Yani her iki uçtan da sıkıştırılıyoruz. Bu, küreselleşmenin bahsettiğim ilk kibirli düşüncesidir.&nbsp; İkinci kibirli düşünce ise, ucuz işgücünün temelde yeniliği engelleyen bir krize neden olduğu, hatta çok sayıda Amerikan firmasının bağımlı olduğu bir uyuşturucu haline gelmesi ile ilgilidir. Bir ürünü daha ucuza üretebilirsiniz, bunu yapmak yenilik yapmaktan çok daha kolaydır. Fabrikaları ucuz işgücü ekonomilerine taşımamız veya göç sistemi aracılığıyla ucuz işgücü ithal etmemiz Batı ekonomilerini bu uyuşturucuya bağımlı hale getirmiştir. Kanada&#8217;dan İngiltere&#8217;ye kadar büyük miktarda ucuz işgücü ithal eden ülkelere bakarsanız, hemen hemen hepsinde üretkenliğin durgunlaştığını görürsünüz</em>.”</p>



<p>Ekonomi kuramları açısından bakıldığında, bu konuşma, Ricardo’yu yanlışlamakta, jeoekonomik teorileri ise doğrulamaktadır. Ricardo kendi döneminin İngiltere’sinin tekstil, Portekiz’inin ise şarap üretimi yapması ve bu iki ürünün değişimi durumunda her iki tarafın refahının en üst düzeye çıkacağını öne sürmüştür. Jeoekonomik teoriler ise tekstil üretimi ile şarap üretiminin aynı olmadığı, tekstil üretiminin (o zamanın koşullarında) sınai know how’ın daha hızlı ilerlemesi yanında, buhar ve makine teknolojisindeki hızlı ilerlemeler nedeniyle askeri gücün de zamanla daha hızlı artacağını, bu nedenle tekstil üreten ülkenin askeri gücünün daha hızlı artması nedeniyle şarap üreten ülkeyi eninde sonunda bir şekilde egemenliği altına alacağını öne sürmektedir. Tarih ve Sayın Vance jeoekonomiyi haklı çıkarmaktadır.</p>



<p>Dolayısıyla ABD’nin bu hızlı ve radikal savrulmasının arkasında ABD entelijansiyasının Ricardo’dan jeoekonomiye geçmiş olduğunun su yüzüne çıkmış olması yatmaktadır. II Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ABD küresel hegemon olduğu için, şarap mı yoksa tekstil üreteceğine kendisi karar verebiliyordu, bu nedenle dünyaya Ricardo temelli neoklasik düşünceyi küresel üniversite ağı üzerindeki etkisi sayesinde rahatça kabul ettirebildi. Ancak, küresel hegemonyasının Çin’in güçlenişi nedeniyle nispi olarak azalmakta olması nedeniyle, artık şarap üretmeye zorlanabileceğini hissetmeye başladı. II Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel güvenlik mimarisindeki bu sarsıntı, kendini ilk olarak küresel para sisteminde ABD hegemonyasının zayıflaması nedeniyle göstermeye başladı.</p>



<p>Peki ABD’nin manevra alanı tam olarak ne kadar daralmış durumdadır? Atlantik Konseyi’nin bir raporunda aşağıdaki tespitler yapılmaktadır:</p>



<p>“<em>1985&#8217;te Fransa, Almanya, Japonya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nden maliye bakanları, New York Şehri&#8217;ndeki Plaza Oteli&#8217;nde ABD dolarını kasıtlı olarak devalüe etmek için bir anlaşmaya vardılar. Plaza Anlaşması&#8217;ndan önceki beş yılda, ABD dolar değerini iki katına çıkararak küresel ticareti altüst etme ve uluslararası finans sistemini istikrarsızlaştırma tehdidinde bulundu. Bugün, Washington bir kez daha bir para birimi anlaşması olasılığı hakkında konuşmaktadır. Bu sefer, mekan Trump&#8217;ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi&#8217;nin yeni başkanı Stephen Miran&#8217;ın &#8220;Mar-a-Lago Anlaşması&#8221; olarak tanımladığı şey için güneye taşınabilir. Miran, Eylül ayındaki bir raporda, ABD dolarının aşırı değerlenmesinin &#8220;ekonomik hoşnutsuzluğun köklerinden&#8221; sorumlu olduğunu ilan etti. &#8230; <u>Elbette sorun, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin en yüksek ticaret açığına sahip olduğu ülkelerin artık bu güvenlik şemsiyesine bağımlı müttefikler olmamasıdır.</u> Amerika Birleşik Devletleri, 1985&#8217;te Fransa, Almanya, Japonya ve Birleşik Krallık için güvenlik garantisi sağladı. Plaza Anlaşması&#8217;nın bu imzacıları, 80&#8217;lerde tüm denizaşırı ABD askeri üslerinin neredeyse dörtte birine ev sahipliği yapıyordu. 2025&#8217;te ne Çin, ne Meksika ne de Vietnam ABD ordusuna güvenmiyor. Paylaşılan güvenlik teşviği olmadan, sadece tarifeler müttefik olmayanları bir para birimi anlaşmasına itmek için yeterli midir? Çin için yeterli görünmemektedir. Direnişin önemli bir nedeni, Pekin&#8217;in Plaza Anlaşması&#8217;ndan sonra Japonya&#8217;nın deneyimini uyarıcı bir hikaye olarak görmesidir.”<a href="#_ftn7" id="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a> </em>(Japon ekonomisi bu Anlaşmadan sonra günümüze kadar yavaşladı ve kendini bir daha toparlayamadı).</p>



<p>ABD’nin dünya ekonomisindeki pozisyonu sadece uzun mesafe ticaret hatlarının güvenliğini sağlaması ile sınırlı değildir. Ticaret yapmak için az veya çok karşılıklı güven gerekir, koskoca bir dünyada herkesin birbirini tanıması mümkün değildir, o yüzden ödemelerin ve teslimatların zamana yayıldığı durumlarda para, kredi ve bankacılık mekanizması bu boşluğu doldurur. ABD’nin üretim ve savaş gücü, tüm insanlığa mevcut düzenin bir şekilde devam edeceğinin garantisini verdiği için doların bahse konu güven boşluğunu bir dereceye doldurulmasına katkı sağlamıştır. Sonuçta elinizde dolar varsa eninde sonunda bir şeyler alabileceğini bilirsiniz, çünkü ABD dünyanın neresinde olursanız olun sizin ihtiyaç duyacağınız şeyleri üretme ve kapınıza teslim etme kabiliyetine sahiptir, en fazla biraz daha pahalı olur. Ama şimdi Çin artan üretim ve innovasyon kabiliyetine ek olarak ile Kuşak Yol İnisiyatifi ile aynı taahhüdü yerine getirmeye başlamıştır. Ancak, ABD açısından tek sorun yeni bir rakibin ortaya çıkması değildir, bir başka sorun daha bulunmaktadır.</p>



<p>Trump&#8217;ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi&#8217;nin yeni başkanı Miran ABD’nin bu diğer sorununu Triffin paradoksu üzerinden açıklamaktadır: “(Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra) <em>büyük jeopolitik rakipleri olmayan ABD liderleri, azalan endüstriyel tesislerin önemini en aza indirebileceklerine inanıyorlardı. Ancak Çin ve Rusya&#8217;nın sadece ticaret değil, güvenlik tehditleri olması nedeniyle, sağlam ve iyi çeşitlendirilmiş bir üretim sektörüne sahip olmak yenilenmiş bir gerekliliktir. Silah ve savunma sistemleri üretebileceğiniz bir tedarik zinciriniz yoksa, ulusal güvenliğiniz de yoktur. Başkan Trump&#8217;ın iddia ettiği gibi, &#8220;çeliğiniz yoksa, bir ülkeniz de yoktur.</em></p>



<p><em>Triffin dünyasında, rezerv varlık </em>(para, hazine tahvili vb)<em> üreticisi, rezerv varlıklarını ihraç etmenin diğer yüzü olarak sürekli cari hesap açıkları vermelidir. ABD Hazine menkul kıymetleri, küresel ticaret sistemini besleyen ihraç edilen ürünler haline gelmiştir. Bunları ihraç ederek, Amerika daha sonra genellikle ithal mallara harcanan dövizi temin etmektedir. Amerika, çok fazla ithalat yaptığı için değil, rezerv varlıkları sağlamak ve küresel büyümeyi kolaylaştırmak için Hazine menkul değerleri ihraç etmek zorunda olduğu için çok fazla ithalat yapmaktadır.</em></p>



<p><em>ABD ekonomisi küresel GSYİH&#8217;ye oranla küçüldükçe, küresel ticareti ve tasarruf havuzlarını finanse etmek için yönetmesi gereken cari hesap veya mali açık, yerel ekonomiye oranla büyümektedir. Bu nedenle, dünyanın geri kalanı büyüdükçe, kendi ihracat sektörlerimiz için sonuçlar (ithalatı teşvik eden aşırı değerli dolar) katlanılması daha zor hale gelir ve ekonominin o kısmına verilen açık artar. … Sonunda (teoride), bu tür açıkların rezerv varlığında kredi riskini tetikleyecek kadar büyüdüğü bir Triffin &#8220;eşik noktasına&#8221; ulaşılır. Rezerv ülke rezerv statüsünü kaybedebilir ve küresel istikrarsızlık dalgasına yol açabilir ve buna Triffin &#8220;ikilemi&#8221; denir. Gerçekten de, rezerv para birimi olmanın paradoksu, kalıcı ikiz açıklara yol açmasıdır ve bu da zamanla kamu ve dış borcun sürdürülemez bir şekilde birikmesine yol açar ve bu da sonunda böyle büyük bir borçlu ekonomisinin güvenliğini ve rezerv para birimi statüsünü zayıflatır.”<a href="#_ftn8" id="_ftnref8"><strong>[8]</strong></a></em></p>



<p>Aslında dahası da var. Doların değerinin diğer para birimleri karşısında düşürülmesinin tek etkisi, ihracatın daha rekabetçi olması değildir. Para piyasalarında devletlerin hazine birimleri tarafından kutsal kâseden daha iyi saklanan sır, enflasyona ek olarak paranın (eğer faizlerde hızlı bir artış olmazsa) değer kaybetmesinin toplam borcu zamanla eritmesidir. Paranız diğer paralar karşısında değer kaybederse, borcunuzu geri ödemek için daha çok çaba harcamanız gerekir. Daha net konuşmak gerekirse, ABD’nin gelecek yıllardaki sadece borçları değil, toplam yükümlülükleri de hesaba katılırsa finansal durumu kötüleşmektedir. Daha da kesin ve gerçekçi konuşmak gerekirse, mevcut haliyle devam etseydi, 2050’lerde ABD’de emekli olmak kötü bir fikir olabilirdi, çünkü sermaye ve hisse piyasalarındaki para çoktan başka kıtalara taşınmış olabilir. Bu durumda da, devlet tarafından yürütülen bir emeklilik sisteminin büyük ölçüde olmadığı ABD’de, mevcut özel ve yarı kamusal emeklilik sistemi, tarihin gördüğü en büyük finansal kusurlu taahhüt olarak ortaya çıkabilirdi.</p>



<p>ABD Doları’nın küresel rezerv para birimi olma durumunu kaybetme tehlikesi henüz tam anlamıyla ortaya çıkmamış olsa da, Triffin eşik noktası yaklaşmaktadır ve ABD ilk adım olarak tarifeler yoluyla rezerv para birimi olma maliyetini düşürmeye çalışmaktadır. Burada sorun ikinci adımı atıp atamayacağıdır. Çünkü Çin donanması, ABD donanması ile karşılaştırılabilir duruma gelmektedir ve Plaza Anlaşması 2.0’ın yeniden hayata geçirilmesi mümkün olmayabilir, çünkü küresel güvenlik ile ticaret arasındaki bağ şekil değiştirmektedir. ABD Triffin eşik noktasından kaçınmak ve çifte açıkları (ticaret ve bütçe açıkları) azaltmak için diğer ülkeleri tarifler üzerinden zorlamaya başladı, çünkü artık dünya ne 1980’lerin dünyası ne de ABD 1980’lerin ABD’sidir. İkinci bir Plaza Anlaşmasının da mümkün olmayabileceği ortaya çıkmaktadır. Bu durum da, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in ifadesiyle, Avrupa Birliği’nin derin bir yanılsamadan uyanmasına neden olmuştur.&nbsp;</p>



<p>Sonuç olarak Rusya (veya Afrika veya Ortadoğu’dan hızlı ve beklenmedik bir göç dalgasına ek olarak tedarik hatlarında ani ve beklenmedik kesintiler gibi) herhangi bir güvenlik tehdidine karşı koyabilmek için Avrupa Birliği’nin savaş makinesini çalıştırmaya başlaması gerekmektedir, bunun için de çok ama çok girdiye ve güçlü tedarik hatlarına ihtiyacı bulunmaktadır. Ancak, eğer ABD donanması artık açık denizlerin güvenliğini eskisi kadar sağlayamamaya başlarsa, o zaman karasal tedarik hatları daha güvenilir ve sürdürülebilir bir hale gelebilir. Nihayetinde, Napolyon Fransa’sı, Weimar ve Hitler Almanyaları ile Sovyetler Birliği gibi pek çok örnek karşısında, ABD donanması Pasifiğe taşınmaya hazırlanırken ve ABD’nin iki buçuk savaş konsepti çökerken, Türkiye olarak, Avrupa Birliğinin sağlıklı bir tarihsel ve jeopolitik okuma yapacağını varsaymak durumundayız.</p>



<p>Bu konuyu daha da açmak gerekirse, daha önce açık denizlere dayanan tedarik hatlarını kullanabilmek için sadece ABD’yi memnun etmek yeterliydi, bunun için de tamamının faiziyle birlikte uzun vadede geri ödenmesi kuşkulu olan ABD Hazine tahvilleri almak ve ‘yerel düşünüp (ABD küresel hedefleri doğrultusunda) küresel davranmak’ iyi bir stratejik seçimdi. (Çin de bu durumdan uzun on yıllar boyunca faydalanmış, Dünya Ticaret Örgütü’ne üyelik bunun somutlaşmış adımı olmuştur). Ancak tedarik hatlarının güvenliği havucu riske girmiş durumdadır ve Avrupa Birliği’nin algıladığı esas tehdit de budur. Avrupa Birliği’nin bu riski azaltmak için yapabileceği tek şey, tedarik hatlarını çeşitlendirmektir. ‘Yumurtaları aynı sepete koymamak’ olarak adlandırabileceğimiz bu strateji, Türkiye gibi kıtaların kavşak noktasında olan ve uzun geçmişe sahip devlet ve ordu geleneğine sahip bir ülke de, farklı sepet imkanları sunma konusunda mükemmel bir konumda olabilir. Türkiye ise bu yeni durum sayesinde ‘yurtta barış dünyada barış’ ilkesini hayata daha fazla geçirebilir.</p>



<p><strong>AVRUPA BİRLİĞİNDEN BİRLİKLER AVRUPASINA</strong></p>



<p>Avrupa Birliğinin ‘subsidiarity’ ilkesi (yetki ikamesi ilkesi), uygulamayı büyük ölçüde ulus devletlerin inisiyatifine bırakarak ve Avrupa Birliği’nin inşasında bir çeşit etkin bir şekilde çalışan kısa yol oluşturarak, Birliğin dağılmasına neden olabilecek güçlerin etkisinin azalmasına katkı sağlamıştır. Bu ilke sayesinde, mevcut gerilimler AB Komisyonu, Konseyi ve Parlamentosu’na ek olarak Üye Devletler Hükümet Başkanları arasındaki günlük işleyiş ve pazarlıkların içinde önemli ölçüde eritilebilmiş ve bu gerilimlere rağmen ‘Birlik’ inşası süreci çeşitli zorlukların etrafından dolaşarak bugüne kadar devam edebilmiştir. Ancak özellikle AB Komisyon Başkanı Von der Leyen başta olmak üzere AB liderleri ile AB sanayisi temsilcilerinin açıklamalarından anlaşılan, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Avrupa savunmasını ikram etmekten vazgeçmesini yüksek sesle söylemesi nedenleriyle, artık Birliğin bir arada kalmak için iktisadi refahtan çok daha güçlü nedenlere sahip olduğunun yavaş yavaş anlaşılmasıdır. Avrupa Birliğinin bu duruma daha çok ‘birlik’ olarak cevap vermeye hazırlanmaktadır. Bu durum da, açık bir şekilde belirtilmese de, sadece Avrupa Birliğinin ‘birlik olarak’ artık yavaş yavaş hukuk inşası aşamasından, yürütme ve hatta yargı aşamalarını da güçlendirmeye başladığı / başlayacağı anlamına gelmektedir. Ancak, bu süreç aynı zamanda Avrupa Birliği’nin ihtiyaç duyacağı esnekliğin azalacağı anlamına gelecektir. Bu konuda liderlerden henüz net bir açıklama gelmese de, bu sorunun Avrupa Birliği’nden tekrar Avrupa Birliklerine geçiş ile çözüleceği yönünde bir tahminde bulunmak mümkün olabilir. Üye devletler uygun gördükleri Birliğe hemen üye olabilirler, diğerleri için ise müzakereler zamana yayılabilir. Bu şekilde Avrupa Birliği, hem mevcut küresel tektonik değişimler karşısında hızlı hareket edebilir, hem de varlığı açısından elzem olan esneklik bir ölçüde korumuş olabilir. Avrupa Birliği (Birlikleri) matriksini de yatay kolonda Birliklerin ismi, dikey kolunda Üye devletleri ismi olduğu bir çeşit matrikse dönüşebilir. Bu durumda da, dış politika konusunda coğrafi ve tarihi nedenlerle haklı, farklı ve ciddi kaygıları olan AB ve Türkiye gibi iki uluslararası aktörün, daha esnek ve yapıcı bir zeminde daha derin, kapsamlı ve sürdürülebilir bir işbirliğine girmesine imkan sağlayabilir. Sonuçta Türkiye, Avrupa Birliklerinden bazılarına girmiş olur, Avrupa da bu iş birliğinden sağlayabileceği faydaları, üye devletlerden gelecek bazı itirazları en aza indirerek hayata geçirebilir.</p>



<p>Avrupa Birliği’ndeki çeşitli gelişmelerin takip edilmesinden, kurulması veya güçlendirilmesi konuşulan ‘Birliklerin’ sayısının her geçen gün arttığını görmektedirler. Bazılarını saymak gerekirse, ‘<em>Savunma Birliği’, ‘Yatırım ve Tasarruf Birliği’, ‘Enerji Birliği’, ‘İstihbarat Birliği’, ‘İstihdam Birliği’ ‘Gümrük Birliği’, ‘Yetenekler Birliği (Skills Union), ‘İnovasyon Birliği’ vb</em> (bazılarının adı zamanla değişebilir). Bilindiği üzere, mevcut durumda Avrupa Birliği, Avrupa Para Sistemi ve Schengen ülke kümeleri tam örtüşmemekte, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen ülkenin (Norveç, İzlanda, İsviçre gibi) durumunu bildikten sonra karmaşık bir durum ortaya çıkmamaktadır. Ancak, Birliklerin sayısı arttıkça bu durum karmaşık bir hal alabilir. İşte ortaya çıkmakta olan bu desen veya matriks, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu müzakere esnekliği için gerekli yapısal koşulları oluşturacak olabilir.</p>



<p>Tarihin akışının Türkiye ile Avrupa Birliğini yeniden sözleşmeye hazırlandığı bu dönemde, Gümrük Birliği modernizasyonu yerine, ortaya çıkmakta olan bu matrikste Türkiye’nin yerini belirlemeye çalışmak daha iyi bir hazırlık stratejisi olacaktır. Gelişmeler baş döndürücü hızla gitmekte ve gelecek pek çok belirsizlik taşımaktadır. Ancak bu aşamada şunu söyleyebiliriz ki, şekillenmekte olan sözkonusu matrikste AB tarafından kurulmakta olan ‘Gümrük Birliği’, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde en kısa sürede ve en kapsamlı şekilde yol alınabilecek işbirliği ve bütünleşme alanıdır. Bu alan, ayrıca, diğer alanların işleyişi için de ‘spill over’ (yayılma) etkisini de devam ettirecektir<a href="#_ftn9" id="_ftnref9">[9]</a>.</p>



<p>Avrupa Birliği’nin kurmaya hazırlandığı ve önemli ölçüde yol aldığı ‘Gümrük Birliği’ ile geçmiş ‘Avrupa Ekonomik Topluluğu’ (AET) kapsamında hayata geçirilen bütünleşme uygulamaları karıştırılmamalıdır. Bu ikisi arasındaki fark en iyi yukarıda değinilen ‘subsidiarity’ ilkesi üzerinden anlaşılabilir. Konuyu basit bir şekilde şöyle anlatalım. Bir ürünü AB’ye ithal etmek istiyoruz. Bu ürüne uygulanacak vergi oranı ile istenecek sağlık belgeleri vs ile ilgili düzenlemeler topluluk düzeyinde belirlenmektedir. Ancak, mal gümrüğe geldikten sonra bu vergi oranının uygulanması, menşe tespitlerinin yapılması, sağlık ve güvenlik şartlarının sağlanıp sağlanmadığının kontrolü vs ulusal gümrük idarelerince yapılmaktadır. Bu durum, ‘subsidiarity’ ilkesine iyi bir örnek oluşturmaktadır. Ancak, hayata geçmekte olan ‘AB Gümrük Birliği’ ile ilk giriş gümrük idaresinin yetkileri artırılmakta, bir ülkede kurulan bir firmanın başka bir ülkede de ithalat ihracat yapabilmesinin önü daha fazla açılmakta ve kayıtların Birlik içinde tek bir yerde ve mümkün olduğunca dijital olarak tutulması için gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Daha net bir ifadeyle, gümrük işlemlerinin fiilen yürütülmesi, vatandaşa en yakın birimden, yavaş yavaş AB düzeyindeki kurumlara aktarılması yönünde çalışmalar devam etmektedir.</p>



<p><strong>BARIŞIN KALESİNİ YÜKSELTMEK: ELEKTRONİK TİCARET VE GÜMRÜK REFORMU</strong></p>



<p>Kant’ın Ebedi Barış’ı mümkün müdür? Eskilerin güzel bir sözü vardır: ‘Taşıma suyla değirmen dönmez, içinden kaynamalı’. Bu yüzden uluslararası ilişkiler üzerinde yazılan kütüphaneler dolusu çalışmanın bir kısmı şu sorunun cevabını aramaktadır: Eğer tek tek ulus devletlerin üzerinde, bu ulus devletlerin alacakları dış politika kararlarını etkileyen bir yapı (veya sistem) varsa bu durumda, öncelikle bu sistem anlaşılmalı ondan sonra ulus devletlerin tek tek davranışları mercek altına alınmalıdır. İki kutuplu, tek kutuplu, küresel düzen vb tartışmaların temelinde de bu durum vardır. Bu tartışmalar çoğunlukla uluslararası taşımacılık hatlarının kontrolü konusuna çok fazla değinmezler, çünkü bu sorunun basit ve anlaşılabilir cevabı bulunmaktadır. Küresel uzun mesafe taşımacılık hatları denizler üzerinden yapılmakta, karasal uzun mesafe taşımacılığa ise diğer hegemonun (SSCB – Rusya) toprakları üzerinde yapıldığı sürece izin verilmekteydi. Ancak, Çin ile ABD arasında yavaş yavaş şekillenen ikinci Soğuk Savaş’da denizlerin güvenliği birincisinde olduğu kadar rahat sağlanamayabilir. Çin, coğrafi açıdan Rusya’ya kıyasla çok daha avantajlı bir konumdadır. Bu durum ise, son derece ironik bir şekilde, Ebedi Barış gemisinin sadece denizlerde değil, karalarda da yüzdürülmesine alan açmaktadır.</p>



<p>Ebedi Barış’ın yaşlanma ve sürdürülebilir kazanç paylaşımı üzerinden yeniden inşa edilmesi ve zamanın denizinde yüzdürülmesinin mümkün olduğunu düşünmemiz için çok fazla neden bulunmaktadır. Her geminin bir omurgası olması gerekir, işte Ebedi Barış’ın omurgası da Orta Koridor olacaktır. (Aslında Orta Koridoru sadece uzun bir tren hattı olarak değil de, MacKinder tarzı bir çeşit ağ olarak düşünmek faydalı olacaktır.) Bu omurga ne kadar sağlam inşa edilirse, o kadar güçlü fırtınalara dayanabilir. Bu inşa da sadece basitçe ray döşemek değildir, uluslararası iş birliğinin de iyi tanımlanması gerekmektedir. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek bulunmamaktadır, elimizde bir tane yapılmışı vardır: Montrö Sözleşmesi. Türkiye Asya’nın Montrö’süne giden yolu açmak için çaba gösterilmelidir. Ayrıca Montrö Sözleşmesi’nde (doğal olarak) olmayan dijital gümrük işlemleri üzerinde çalışılmalıdır. Bunun için de yine Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek bulunmamaktadır, çünkü yine yapılmışları bulunmaktadır: konuyla ilgili Birleşmiş Milletler Model Yasaları. Bir de yapılmakta olanı vardır: AB Gümrük Birliği ve Gümrük Reformu. Yazının geri kalanında bu iki konu hakkında bilgi verilecektir.</p>



<p><strong>AVRUPA BİRLİĞİNİN GÜMRÜK BİRLİĞİ VE GÜMRÜK REFORMU</strong></p>



<p>Bir bakış açısıyla, Avrupa Birliği yetkililerinin II Dünya Savaşından kurulan küresel düzenin çatırdamakta olduğunu Trump gelmeden çok önceden sezdiklerini söylemek mümkündür. ABD Başkan Yardımcısı Vance’ın yukarıda globalizasyon ile ilgili söylediği iki algılama değişikliğine Avrupa Birliği’nin tarifeler yerine farklı bir yaklaşımı çok önceden uygulamaya başladığını belirtebiliriz. Vance, üretim ile innovasyonun aslında birbirine sımsıkı bağlı olduğunu ve ucuz işgücü tuzağının innovasyonun en güçlü düşmanlarından birisi olabileceğini vurgulamıştı. ABD bu yeni algılamaya, gümrük vergilerini yükselterek cevap vermeye hazırlanmaktadır. Avrupa Birliği ise çok daha erken, daha 2019 yılında, bu geçişi daha yumuşak bir şekilde yapmaya başlamıştı. 2019 yılında açıklanan Green Deal ile (Yeşil Mutabakat) Avrupa Birliği tarafından sadece ürün bazında değil, üretim yöntemlerini de dikkate alan gümrük engelleri inşa edilmeye başlanmıştı. Başta Dünya Ticaret Örgütü olmak üzere, uluslararası ticaretin kuralları ürün bazlıdır, Avrupa Birliği ise 2019 yılında açıkladığı Yeşil Mutabakat ile bu kuralları üretim bazlı yapmaya hazırlandığını, doğal olarak pek vurgulamaktan kaçınsa da, açıklamıştır.</p>



<p>Yeşil Mutabakat ile hazırlanmakta olan yeni gümrük engelleri o kadar karmaşıktır ki, alışageldiğimiz gümrük idarelerinin bu karmaşıklıkla başa çıkması mümkün bulunmamaktadır. Örnek vermek gerekirse, bir kilo falanca ürünün gümrük vergisi ya değer üzerinden yüzde şu kadar, ya ağırlık üzerinden yüzde bu kadar, ya da falanca ülkeden gelince yüzde şu kadar, ama anlaşma yaptığım diğer ülkeden gelince bu kadar vb konular etrafında şekilleniyordu. Öncelikle AB’nin kurmakta olduğu yeni sistemde bu ilave yeni vergilere gümrük vergisi demeyeceğiz, karbon vergisi diyeceğiz. Ayrıca, hayata geçmesi takvime bağlanan bu yeni duruma göre ya karbon vergisi ödeyeceğiz ya da pahalı ama yeşil enerji ile ürettiğimiz ürünleri ihraç edeceğiz. (Tabi üretim araçlarının yeşil olanını Avrupa Birliğinden alacağız). İleriki aşamada da yeşil gemi, tren, TIR veya kamyonlarla yeşil limanlar (deniz kıyısında veya kuru) üzerinden taşınan ve yeşil finansman ile üretilmiş bu ürünleri yeşil dükkânlardan yeşil satıcıların önerileri doğrultusunda alacağız. Ancak, ürünlerin yeşilinin tonunu hesaplamak için (yani ihracatçı ülkenin mümkün olduğunca kafasını karıştırarak itiraz tazyikini azaltmak için) ihracatçı ve ithalatçı ülkelerin kamu idareleri arasında bir kapasite asimetrisi yaratılmalıdır. Diğer bir değişle, ihracatçı ülkelerin kamu idarelerini karmaşık hesaplamalar içine sokarak, detaylar içinde uzun müzakereler yoluyla itirazların enerjisinin uzun vadede sönümlenmesini sağlamak da bir çeşit dış ticaret politikası aracı olarak karşımıza çıkacaktır ve çıkmaktadır. Bunun için Avrupa’da devasa veri merkezlerinin inşa edilmesi ve bu merkezler üzerinden çalışacak ve karmaşık veri yığınları ve kurallarla başa çıkacak bir çeşit bilgi işleme sisteminin hazırlanması gerekmektedir. Avrupa Birliği içindeki üreticilerin dijitalleşme yoluyla daha kolay iş yapabilmesi de, dışarıdaki üreticilerin sahip olmadığı fazladan bir avantaj tesis edilmesine katkı sağlayacaktır. Avrupa Birliği, Nobel Ekonomi Ödüllü Donald R. Coase’ın ifadesiyle işlem maliyetleri, OECD’nin ifadesiyle ise ticaret maliyetlerini dışarıda artırırken, içeride azaltma yolunda ilerlemektedir. Sonuç olarak, yumurta kapıya dayandığında ABD züccaciye dükkanındaki fil gibi davranırken, Avrupa Birliği minare kılıfını çoktan dikmeye başlamıştı. Bu kılıfın devasa veri yığınları ve bilgi işleme ihtiyaçlarıyla olabilecek en seri bir şekilde başa çıkması gerekmektedir, ki Avrupa Birliği buna Gümrük Birliği reformu adını vermektedir. Ayrıca, kolayca tahmin edileceği gibi, Birlik düzeyindeki innovasyon sisteminin güçlendirilmesi Yeşil Mutabakatın en kritik unsurlarından birisi olup, çok kısa zamanda nükleer silah üretebilecek bir Almanya’nın ürkütücü ve yaşlanan Rusya tehlikesi karşısında aynı zamanda güçlü bir innovasyon katalizörü olacak Avrupa Savunma Birliği’ni inşa etmeye başlaması da, innovasyon sistemi ile üretim hacmi arasındaki ABD Başkan Yardımcısı Vance tarafından vurgulanan bağın daha da işler hale getirilmesine katkı sağlayacaktır. Daha net bir ifadeyle, Avrupa Birliğine mal ve hizmet ihraç etmek isteyen ihracatçılar ya yüksek (gümrük) vergisi ödeyecekler ya da innovasyon duvarlarına çarpacaklardır (yani çevresel teknoloji konusunda Avrupa Birliği’ne bağımlı olacaklardır). Avrupa Birliği her zamanki gibi bilimsel olarak kanıtlanması şartıyla eşdeğer teknoloji gibi kavramları da hayata geçirecektir, ancak, kendi innovasyon sistemi sağlıklı ve etkin bir şekilde çalıştığı sürece, neye eş değer sorusu her yıl değişecektir.</p>



<p>Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 16 Temmuz 2019&#8217;da yayımlanan Komisyon siyasi görev metninde &#8220;<em>Gümrük Birliği&#8217;ni bir sonraki seviyeye taşımanın, vatandaşlarımızı ve tek pazarımızı daha iyi korumamızı sağlayacak daha güçlü bir çerçeveyle donatmanın zamanı geldi</em>&#8221; ifadesini kullanmıştır. Komisyonun &#8220;<em>gümrük risk yönetimini güçlendirmek ve Üye Devletler tarafından etkili kontrolleri desteklemek için entegre bir Avrupa yaklaşımı</em>&#8221; önereceğini belirtmiştir<a href="#_ftn10" id="_ftnref10">[10]</a>. Bu çerçevede, yayımlanan Aksiyon Planında, gümrük kuralları ve işlemlerine ilişkin modernleştirilmiş bir yasal çerçevenin 2016 yılından bu yana yürürlükte olduğu, <em>Gümrük Birliği&#8217;ni modern, birbirine bağlı ve tamamen kâğıtsız bir ortam haline getirmek üzere tasarlanan elektronik sistemlerin güncellenmesi ve geliştirilmesine yönelik çalışmaların en geç 2025 yılı sonunda AB genelinde tamamlanması gerektiği belirtilmiştir.</em> Komisyon tarafından 2018 yılında hazırlanan “<strong>AB’de 2040&#8217;ta Gümrüklerin Geleceği</strong>” adlı proje kapsamında, gümrükler için mevcut ve gelecekte ortaya çıkabilecek zorluklarla başa çıkma yolları konusunda ortak ve stratejik bir anlayış oluşturmak ve AB gümrüklerinin 2040&#8242; vizyonunu inşa etme hedefleri belirlenmiştir.<a href="#_ftn11" id="_ftnref11">[11]</a> Bu vizyon kapsamında AB Gümrük Birliğinin hayata geçirilebilmesi için aşağıdaki hedefler belirlenmiştir:</p>



<p>• Meşru ticaretin etkili bir şekilde kolaylaştırılması ve tedarik zincirlerinin akıllı, risk tabanlı denetimi yoluyla toplumu, çevreyi ve AB ekonomisini korumak;</p>



<p>• Paydaşlarla sorunsuz bir şekilde çalışarak proaktif olmak, inovasyon ve sürdürülebilirliğe bağlı olmak ve dünya çapında gümrükler için referans olmak;</p>



<p>• Bir ve bütün olarak hareket edildiğinin ortaya konulması.</p>



<p>Bu çerçevede, 2020 tarihli Aksiyon Planında temel dört eylem başlığı aşağıda belirlenmiştir:</p>



<p>a) Üye devletlerin gümrük makamları, ortak risk kriterleri ve standartları, risk bilgilerinin değişimine yönelik önlemler ve elektronik risk analizinin gerçekleştirilmesinden oluşan AB çapında ortak bir risk yönetimi çerçevesi kapsamında ortak risk yönetimini zaten gerçekleştirmektedirler. Merkezi ilke ise iki unsur etrafında ifade edilmiştir: (i) önceden değerlendirme ve (ii) malların AB gümrük bölgesine gelmeden önce veya sonra ne zaman ve nerede kontrol edilmesi ile ilgili değerlendirme. Ancak, risk yönetimi ilkelerinin tüm Üye Devletlerde aynı şekilde uygulanmadığı konusunda endişeler de bulunmaktadır. Aksiyon Planında ayrıca, Üye Devletlerin risk değerlendirme sistemleri, bilgilerin Üye Devletler arasında toplanmaması veya paylaşılmaması veya Üye Devletlerin kendi ulusal verilerini yorumlamalarına olanak sağlayacak Birlik çapında karşılaştırmalı verilere sahip olmaması nedeniyle önemli bilgileri kapsamayabilir. AB düzeyinde veri analizinin, uluslararası gümrük iş birliği de dahil olmak üzere tüm kaynaklardan gelen verilerin daha iyi ve daha kapsamlı bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve risk yönetimi, gümrük kontrolleri ve dolandırıcılığa karşı eylemlerdeki bağlantıları kolaylaştırmak için gerekli olduğu da belirtilmektedir.</p>



<p>b) E-ticareti İyi Yönetmek. E-ticaret, özellikle KOBİ&#8217;ler ve tüketiciler olmak üzere işletmelere sağladığı faydalar nedeniyle olumlu karşılanmaktadır. Ayrıca, bu faaliyeti kolaylaştırmak Dijital Tek Pazar Stratejisinin temel taşıdır. Ancak, Vergi ve Gümrük Makamları çevrimiçi satın alınan malların vergi ve gümrük uyumluluğunu sağlamada ciddi zorluklar da yaşamaktadırlar. Gümrük makamlarının, AB güvenliği, emniyeti, fikri mülkiyet hakları ve diğer standartlar dahil olmak üzere çok çeşitli finansal olmayan amaçlar için malları kontrol etme ek yükümlülüğü de bulunmaktadır.&nbsp; Üye devletlerin gümrük idarelerinin bu ithalat kapsamı eşyayı etkili bir şekilde kontrol edebilmesini sağlamak için uluslararası iş birliği de dahil olmak üzere ek eylemlere ihtiyacı bulunmaktadır.</p>



<p>c) Uyumluluğun teşvik edilmesi. Gümrük idarelerinin şüpheli mal hareketlerine odaklanmasını sağlamak için, uyumluluğun güçlendirilmesi ve kolaylaştırılması önem taşımaktadır. AB gümrük mevzuatında belirtilen kriterlere uymaları durumunda güvenilir firmalara daha kolaylaştırıcı imkanlar halen sağlanmakta ve yaygın olarak kullanılmaktadır, ancak kötüye kullanımı önlemek için daha iyi yönetilmesi gerekmektedir. Üçüncü ülkelerle AB&#8217;nin mevcut tercihli düzenlemelerinin uygulanmasını izlerken ve kurallarını uygularken, ikili ve çok taraflı düzeyde kilit uluslararası ortaklarla iş birliğini geliştirmeye devam etmek, uyumluluğun bir diğer önemli unsurudur.</p>



<p>d) Gümrük makamlarının tek bir birim olarak hareket etmesi. Üye Devletler halihazırda birçok alanda birbirleriyle iş birliği yaparken, gümrüklerin temel önceliklerinin yerine getirilmesini sağlamak için gümrük makamları arasında tematik veya coğrafi bir temelde daha geniş ve daha operasyonel bir iş birliği olmalıdır. Gümrük makamları ile diğer ulusal makamlar arasındaki iş birliği de iyileştirilmeli ve AB uluslararası düzeyde gümrük konularında tek bir birim olarak hareket etmelidir. Özellikle tüm Üye Devletlerin yeterli ve eğitimli insan kaynaklarına ve modern ve güvenilir gümrük kontrol ekipmanlarına sahip olmasını sağlayarak gümrük kontrollerinde Üye Devletler arasındaki dengesizliklerin giderilmesi gerekmektedir. Gümrük işlemlerinin ve görevlerinin performansı doğru bir şekilde ölçülerek, Birlik ilk giriş sınır kapılarında kontrolleri yürütmenin sonuçlarının eşdeğerliği de sağlanmalıdır. Her şeyden önce, son Covid-19 salgını gibi krizlerin nasıl ele alınacağı; gümrük elektronik sistemlerinin maliyetlerinin nasıl yönetileceği; gümrük araçlarının, eğitim ve yöntemlerinin ve örgütsel yapıların yeterli ve uygun olmasının nasıl sağlanacağı ile gümrüklerin toplumdaki rolünün ve görünürlüğünün nasıl temin edileceği ve gümrükte çalışmak üzere yetenekli ve motive olmuş kişilerin nasıl çekileceği gibi daha temel soruların ele alınması gerekmektedir.</p>



<p><strong>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER MODEL YASALARI</strong></p>



<p>Küreselleşme ve uluslararası ticaret hacminin her geçen gün daha da büyümesi, kullanıcı kolaylığı için elektronik hizmetlerin sunulması, bilgi teknolojilerinin yaygın kullanımı ve e-ticaretin artması, ülkelerde bunlara ilişkin yasal düzenlemelerin yapılmasını gerektirmiştir.</p>



<p>Bilgi teknolojilerinin daha fazla kullanılmasıyla uluslararası ticarette kullanılan kâğıt ortamındaki belgeler elektronik ortamda düzenlenebilir, gümrük işlemleri daha basitleştirilir, hızlandırılır, gümrük idarelerinin kontrol kapasitesi en üst düzeye çıkarılabilir ve böylece firmalar için maliyetler daha düşürülebilir hale gelmiştir.</p>



<p>Uluslararası alanda ortak bilgisayarlı işlemlerin kullanımı, yasal düzenlemelerinin uyumlaştırılması, ülkeler arasında bilgi alışverişini, firmalar için eşdeğer yükümlülükleri ve işlemi, uluslararası ticaretin sorunsuz veya daha az sorunlu bir şekilde işlemesini sağlar. Bu nedenle uluslararası kağıtsız ticaret sistemlerini kurarken hangi yasal ve teknik hususlara dikkat edilmesi gerektiği konusunda Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) tarafından, ülkelere yasa hazırlamalarında örnek olmak üzere üç model yasa hazırlanmıştır; a) 12.06.1996&nbsp; tarihli Elektronik Ticaret Model Yasası (MLEC); elektronik bilgilerin&nbsp; ve sözleşmelerin hukuken tanınmasına ilişkin hükümler içermektedir, b) 12.12.2001 tarihli Elektronik İmzalara İlişkin Model Yasası (MLES) elektronik imzalarla ilgili genel esasları belirlemektedir, c) 07.12.2017 tarihli&nbsp; Elektronik Aktarılabilir Kayıtlara İlişkin UNCITRAL Model Yasası<a href="#_ftn12" id="_ftnref12">[12]</a><sup>, </sup><a href="#_ftn13" id="_ftnref13">[13]</a><sup>,</sup><a href="#_ftn14" id="_ftnref14">[14]</a><sup>,</sup><a href="#_ftn15" id="_ftnref15">[15]</a>.</p>



<p>UNCITRAL Elektronik Ticaret Model Yasasına dayanan veya Model Yasa&#8217;dan uyarlanan mevzuat 87 Eyalette ve toplam 170 yargı bölgesinde, Elektronik İmzalara İlişkin Model Yasasına dayanan veya Model Yasasından uyarlanan mevzuat 40 Eyalette ve toplam 42 yargı bölgesinde, Elektronik Aktarılabilir Kayıtlara İlişkin UNCITRAL Model Yasasına dayanan veya Model Yasasına dayanan mevzuat 10 Eyalette ve toplam 10 yargı alanında kabul edilmiştir <a href="#_ftn16" id="_ftnref16">[16]</a><sup>,<a href="#_ftn17" id="_ftnref17">[17]</a>,<a href="#_ftn18" id="_ftnref18">[18]</a>,<a href="#_ftn19" id="_ftnref19">[19]</a>,<a href="#_ftn20" id="_ftnref20">[20]</a></sup>.</p>



<p>Dünya Ticaret Örgütü, UNCITRAL Elektronik Ticarete İlişkin Model Yasası ve Elektronik Aktarılabilir Kayıtlar Model Yasası ile uyumlu yasaları benimsemeye çalışmayı kabul etmiş, Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasını düzenlemiş 22.02.2017 tarihinde yürürlüğe girmiş, 26.07.2024 tarihinde 164 üyeden 82’ si, elektronik ticarete ilişkin <strong>elektronik ticaret sözleşmesini kabul etmiştir.</strong></p>



<p>Ülkemiz ise elektronik ticaret, elektronik imza ve elektronik aktarılabilir kayıtlara ilişkin ulusal yasal düzenlemeler sözkonusu iken uluslararası düzenlemeler henüz sözkonusu değildir.</p>



<p>Model Yasalar ve DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi, jeopolitik konumu ile uluslararası ticaret ve uluslararası taşımacılıkta önemli bir yeri olan ülkemiz için önem arz etmektedir.</p>



<p><strong>1. UNCITRAL Elektronik Ticarete İlişkin Model Yasası (MLEC) 1996</strong></p>



<p>Model kanunlar, uluslararası hukuk kurallarının iç hukuka aktarılarak elektronik ticaret belgelerinin kullanımının hukuki yapısını oluşturabilecekleri bir çerçeve (legislative template) niteliği taşımaktadır<a href="#_ftn21" id="_ftnref21">[21]</a>. Model yasalar ile ticari faaliyetlerde kullanılan elektronik belge ve bilgilerin geçerliliği, tanınması, kabulü ve hukuki sonuçları düzenlenmektedir.</p>



<p>Model Yasası (MLEC), ulusal yasa koyuculara yasal engelleri kaldırmayı, elektronik ticaret için elektronik araçlar kullanılarak yürütülen ticareti mümkün kılmayı ve kolaylaştırmayı, ülkeler arasında tam bir uyum yaratmayı amaçlamaktadır. Özellikle, kağıt şeklinde düzenlenen ticari belgelerin hukukiliğini, elektronik muadillerine de tanımak, uluslararası ticarette kolaylığı sağlamak için gereklidir. Kağıt şeklindeki ticari belgeler kaldırılmamakta, elektronik olarak düzenlenen belgelerin de aynı hukuki değere sahip olduğu, geçerliliği hüküm altına alınarak kullanılması sağlanmaktadır.</p>



<p>Bu Yasa önerileri, uluslararası ticaretle ilgili faaliyetlerde kullanılan her türlü bilgi ve belge, tüketicinin korunmasına yönelik hukuk kuralı için de geçerlidir.</p>



<p>&#8220;Elektronik ticaret belgesi&#8221;, kağıt ticari belge kriterlerine sahip olan, eşyaların ticaretinde, taşınmasında, ticaret veya taşımanın finansmanında kullanılan bir belgeyi ifade eder. Model yasalarında örnek olarak fatura, konşimento, döviz alım belgesi, depo makbuzu ve deniz sigortası poliçesi gibi eşyaların sevkiyatı, sigortası için yaygın olarak kullanılan belgeler verilmiştir. Ancak uluslararası ticarette kullanılan belgelerin çeşitleri dikkate alındığında, model yasasında belirtilenlerin örneklerle sınırlı olmadığı daha başka belgelerin de olduğu görülür<a href="#_ftn22" id="_ftnref22">[22]</a>.</p>



<p>&#8220;Ticari&#8221; deyimi, sözleşmeyle ilgili olsun veya olmasın, ticari nitelikteki tüm ilişkilerden doğan işlemleri kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır. Ticari nitelikteki ilişkiler, bu sayılanlar ile sınırlı olmamak üzere aşağıdaki işlemleri içermektedir: mal veya hizmetlerin tedariki veya değişimi için herhangi bir ticari işlem; dağıtım anlaşması; ticari temsilcilik veya acentelik; faktöring; finansal kiralama; danışmanlık; mühendislik; lisanslama; yatırım; finansman; bankacılık; sigorta; işletme sözleşmesi veya imtiyazlar; ortak girişim ve diğer endüstriyel veya ticari işbirliği biçimleri; malların veya yolcuların hava, deniz, demiryolu veya karayolu ile taşınmasını ifade etmektedir.</p>



<p>Elektronik sözleşmeler, kağıt kalem şekli yerine, elektronik biçimde yapılan sözleşmelerdir. Elektronik sözleşmede yer alan bilgiler geçerli olacak ve kabul edilecektir. E-sözleşmeler, e-ticaretin kalbidir. Sözleşme olmadan ticaretten söz edilemez.&nbsp; Bu nedenle, veri mesajlarının alış verişi yoluyla ve veri mesajları şeklinde yapılan sözleşmelerin yasal geçerliliği ve uygulanabilirliği, geleneksel kağıt sözleşmelerle eşit geçerliliğe ve uygulanabilirliğe sahiptir.</p>



<p>“İmza”: kişiyi tanımlamak ve bu kişinin bilgi mesajında yer alan bilgileri onayladığını belirtmek için kullanılan bir yöntem, <em>özel bir kod sistemi,</em> işaretin tasviridir. K<em>ullanıldığı belgelere resmiyet kazandırır ve kimliğin doğrulanmasını sağlar.</em></p>



<p>MLEC ayrıca, büyük ticaret ülkelerinde (ABD, Birleşik Krallık, Çin, Hindistan gibi) ve büyük coğrafi etki dağılımına sahip gelişmekte olan ülkelerde model alınmış, yasal düzenlemeler yapılmıştır.<a href="#_ftn23" id="_ftnref23">[23]</a><sup>,<a href="#_ftn24" id="_ftnref24">[24]</a>,<a href="#_ftn25" id="_ftnref25">[25]</a>,<a href="#_ftn26" id="_ftnref26">[26]</a></sup></p>



<p><strong>2. UNCITRAL Elektronik İmzaya İlişkin Model Yasası (MLES) 2001</strong></p>



<p>2001 yılında kabul edilen Elektronik İmza Model Yasası (MLES), elektronik ve el yazısı imzalar arasındaki eşdeğerlik için teknik güvenilirlik kriterleri belirleyerek elektronik imzaların kullanımını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.</p>



<p>&#8220;Elektronik imza&#8221;, belgeyi imzalayan kişiyi tanımlamak, kişinin belgenin içeriğini onayladığını belirtmek ve el yazısı imzaya eş değer bir elektronik biçimdeki bilgiyi ifade eder.</p>



<p>&#8220;İmza Sahibi”, belge konusuna ilişkin bilgi sahibi olan, kendi adına veya temsil ettiği tüzel kişi / diğer kişiler adına hareket eden kişi anlamına gelir.</p>



<p><strong>“Ayrımcılık Yapmama İlkesi”:</strong> kağıt üzerinde sağlanan bilgiler ile elektronik olarak iletilen veya saklanan bilgiler arasında ayrımcılık yapılmaması, el yazısıyla yazılmış muadiliyle aynı hukuki statüye sahip olduğu, kabul edileceği ilkesini ifade eder. Model Kanun, genellikle &#8220;teknoloji tarafsızlığı&#8221; olarak adlandırılan bu ilke ile, elektronik olarak bilgi iletmek veya arşivlemek için kullanılabilecek çeşitli teknikler arasında ayrım yapılmaması gerektiği ilkesini de aynı şekilde ifade etmektedir.</p>



<p><strong>“Yasal Tanıma ilkesi”:</strong> söz konusu kişinin tanımlanması, kişinin veri mesajında yer alan bilgileri onayladığını belirtmek için bir yöntem kullanması, <em>&nbsp;</em>bu yöntemin güvenilir olması, bir Devlet otoritesi, özel bir akredite kuruluş veya tarafların kendileri tarafından Model Yasası&#8217;nda belirtilen teknik güvenilirlik kriterlerini karşıladığı kabul edilebilecek elektronik imza yöntemlerini tasarlanması bu tür bir tanımanın avantajı, bu tür elektronik imza tekniklerinin kullanıcılarına, elektronik imza tekniğini fiilen kullanmadan önce kesinlik kazandırmasıdır.</p>



<p>&#8220;Sertifika&#8221;, imza sahibi ile imza oluşturma verileri arasındaki bağlantıyı onaylayan bir veri mesajı veya başka bir kaydı ifade eder.</p>



<p>&#8220;Veri mesajı&#8221;, elektronik veri değişimi (EDI), elektronik posta, telgraf, teleks veya tele-fotokopi dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere elektronik, optik veya benzer yollarla oluşturulan, gönderilen, alınan veya saklanan bilgiler anlamına gelir. A<em>lıcının elektronik kaydı yazdırma, saklama ve kayıt etmesine izin verilmesi, </em>&nbsp;<em>değiştirmesinin engellenilmesi gerekir.</em></p>



<p>&#8220;Sertifikasyon hizmeti sağlayıcısı&#8221;, elektronik imzalarla ilgili sertifikalar veren ve diğer hizmetleri sağlayabilen kişiyi ifade eder.</p>



<p>&#8220;Bağlı Olan Taraf&#8221;, bir sertifikaya veya elektronik imzaya dayanarak hareket edebilen bir kişi anlamına gelir.</p>



<p><strong>3. UNCITRAL Elektronik Devredilebilir Kayıtlara İlişkin Model Yasası (MLETR) 2017</strong></p>



<p>13 Temmuz 2017 tarihinde kabul edilen Elektronik Aktarılabilir Kayıtlara İlişkin UNCITRAL Model Yasası, elektronik devredilebilir belgelerin yurt içinde ve uluslararası alanda yasal olarak kullanılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. MLETR, devredilebilir belgelere işlevsel olarak eşdeğer olan elektronik devredilebilir belgeler için geçerlidir. Devredilebilir belgeler, sahibine edimin ifasını istemesini sağlayan ve belgenin mülkiyetini devretmesine izin veren kağıt tabanlı belgelerdir. Devredilebilir belgeler genel olarak konşimentoları, döviz senetlerini, senetleri ve depo makbuzlarını içerir. Fakat bunlar ile sınırlı değildir.</p>



<p>Elektronik devredilebilir belgeler, özellikle ulaşım, lojistik, finans (&#8220;fintech&#8221;) gibi belirli iş alanları ile krediye erişimi kolaylaştırmak ve elektronik depo makbuzları için de geçerli olabilir.</p>



<p>Elektronik devredilebilir belgeler, ticaretin kolaylaştırılmasına önemli bir fayda sağlayan kağıtsız bir ticaretin temel bir unsurudur.</p>



<p>MLETR, elektronik ticaretle ilgili tüm UNCITRAL metinlerini destekleyen elektronik belgelerin kullanımına karşı ayrımcılık yapmama, işlevsel eşdeğerlik ve teknoloji tarafsızlığı ilkelerine dayanmaktadır. Bu nedenle, tüm teknolojilerin belirteçler,&nbsp; defter ve kayıtlar, belgeler gibi tüm hususların kullanımını karşılayabilir.</p>



<p>MLETR, doğası gereği kağıt tabanlı devredilebilir bir belgeye veya araca dahil edilemeyen bilgilerin elektronik devredilebilir bir kayda, belgeye dahil edilmesini sağlar. MLETR ayrıca, diğer belgelerin yanı sıra elektronik aktarılabilir bir kaydı yönetmek için kullanılan yöntemin güvenilirliğinin değerlendirilmesi ve ortam değişikliği (elektronikten kağıda ve tam tersi) konusunda rehberlik sağlamaktadır. MLETR, yabancı belgeye karşı ayrımcılık yapmama veya elektronik devredilebilir bir belgenin yurtdışında kullanımını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.</p>



<p>Tüm Devletlerin, elektronik aktarılabilir belgeler ile ilgili mevzuatı gözden geçirirken veya kabul ederken, Elektronik Aktarılabilir Kayıtlara İlişkin UNCITRAL Model Yasasını olumlu bir şekilde dikkate almalarını tavsiye ve Model Yasayı kullanan Devletleri Komisyona bu konuda tavsiyede bulunmaya davet eder.</p>



<p>&#8220;<em>Elektronik kayıt</em>&#8220;, eş zamanlı olarak oluşturulmuş olsun ya da olmasın, elektronik yollarla oluşturulan, iletilen, alınan veya saklanan bilgileri,</p>



<p>&#8220;<em>Devredilebilir belge veya araç</em>&#8220;, sahibine belge veya araçta belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmesini, eşyanın teslimini, edimin ifasını talep etme hakkını veren, kağıt üzerinde düzenlenen bir belge veya araçları ifade eder.</p>



<p><strong>4. DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi <a href="#_ftn27" id="_ftnref27"><strong>[27]</strong></a></strong></p>



<p>Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), devlet tedarikleri, devlet otoritesindeki hizmetler ve bir tarafça tutulan belirli bilgiler hariç, elektronik olarak yürütülen ticaret için geçerli olan Elektronik Ticaret Anlaşması&#8217;nı 26 Temmuz 2024&#8217;te kabul etti<a href="#_ftn28" id="_ftnref28">[28]</a>.</p>



<p>E-Ticaret Anlaşması (AEC) &nbsp;sekiz bölümden, 38 maddeden oluşmaktadır. Madde hükümlerini ise e-imzalar, e-sözleşmeler, e-fatura, e-ödemeler, kağıtsız ticaret ve bilgi gönderimi için tek pencere, <strong>elektronik ticaret ortamındaki güveni artırmak amacıyla siber güvenlik, çevrimiçi tüketicinin korunması, istenmeyen ticari elektronik mesajlar (</strong><em>spam</em><strong>) ve kişisel verilerin korunmasına yönelik hükümler, elektronik uçurumun kapatılmasına yardımcı olmak amacıyla az gelişmiş ülkelere geçiş dönemleri sağlanması gibi </strong>çerçeveler oluşturmaktadır.</p>



<p>Tarafların, e-ticaret kullanıcılarının kişisel verilerini korumak için önlemler almaları ve çözümler ve kurumsal uyumluluk için rehberlik de dahil olmak üzere bu korumalar hakkında bilgi yayınlamaları gerekmektedir.</p>



<p>Elektronik ticarete ilişkin çok taraflı DTÖ Anlaşmanın temel hükümleri arasında katılımcıların şu taahhütleri yer almaktadır<a href="#_ftn29" id="_ftnref29">[29]</a>:</p>



<p>i) Elektronik iletilere gümrük vergisi uygulanmaması taahhüdü,</p>



<p><strong>ii) UNCITRAL Elektronik Ticaret Model Yasası ve Elektronik Devredilebilir Kayıtlar Model Yasası ile tutarlı yasaların kabulü</strong>.</p>



<p>iii) Elektronik imzaların kullanılmasına ve özel tarafların işlemleri için uygun elektronik kimlik doğrulama veya imza biçimini belirlemelerine olanak sağlamak;</p>



<p><strong>iv) Gümrük formlarının elektronik olarak kullanılabilirliği</strong> ve elektronik olarak sunulmasının kabulü.</p>



<p>v) Kamuya açık hükümet verilerinin daha az kısıtlamayla daha erişilebilir ve kullanılabilir olmasını sağlamak;</p>



<p>vi) Elektronik ticarette yanıltıcı ve aldatıcı davranışları önlemek de dahil olmak üzere tüketici koruma önlemlerini benimsemek;</p>



<p><strong>vii) Spam veya istenmeyen ticari elektronik mesajların düzenlenmesi</strong>.</p>



<p><strong>viii) Kullanıcıların kişisel verilerini korumaya yönelik önlemler</strong><strong>in alınması</strong><strong></strong></p>



<p>DTÖ Elektronik İletiler Moratoryumu ve veri lokalizasyonu alanlarında Türkiye’nin pozisyonu ile ilgili önerileri daha önceki makalemizde ele aldığımız için, bu makalede fiziki ticaret için düzenlenen belgelere, kayıt ve imzalara ilişkin hususları ele alacağız <a href="#_ftn30" id="_ftnref30">[30]</a>.&nbsp;</p>



<p>DTÖ Elektronik Ticaret Sözleşmesi, UNCITRAL Model Yasaları ile Dünya Ticaret Örgütü Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması esas alınarak hazırlandığından, “Kanunlar lafzı ve ruhuyla hüküm ifade eder” ilkesi uyarınca bu Yasaları özet olarak inceliyoruz.</p>



<p>Dünya Ticaret Örgütü 22 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe giren Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması<a href="#_ftn31" id="_ftnref31">[31]</a> ile Üyelere eşyaların sınır gümrük idarelerinde gümrük kontrollerini, ithalatı, ihracatı ve transit geçişi ile ilgili işlemlerinde idarelerin birbirleriyle işbirliği yapmasını, ticareti kolaylaştırmak için faaliyetlerini koordine etmesini Tek Pencere Sistemi, gümrük idarelerince tahsil edilen vergi, resim ve harçların elektronik ortamda ödenmesine imkan veren Elektronik Ödeme&nbsp; Sistemi, ithalat, ihracat, ve transit işlemleri için gerekli olan belgelerin matbu veya elektronik kopyalarını kabul etmeyi amaçlamaktadır.</p>



<p>Her Üye, uygun olduğu ölçüde, bu tür belgelerin varış öncesi işleme konulması için belgelerin elektronik formatta önceden teslim edilmesini sağlayacaktır.&nbsp; Böyle bir düzenleme, ancak Üyelerin makamlarının/idarelerinin elektronik yollarla birbirine bağlı olması durumunda mümkündür. Bir Üye, Tek Pencere Sistemini faaliyete geçirdiğinde, ilgili DTÖ Komitesi bu pencereden haberdar edilecektir.&nbsp; Ticaret merkezleri, ticaret portalları ve liman topluluk sistemleri, Tek Pencere konseptinin bir parçası olarak işletmeler arası etkileşime izin veren tesislere örnektir.</p>



<p><strong>Sözleşmenin ana noktaları:</strong></p>



<p><strong>A) Elektronik İşlemlerin Çerçevesi</strong></p>



<p>Üye ülkeler, elektronik ve kağıt tabanlı bilgi ve belgeler arasında eşit muameleyi kabul eden Elektronik Ticaret Model Yasası ilkeleriyle uyumlu yasal çerçeveleri sürdürmeyi kabul edecektir. Ülkeler elektronik yollarla yapılan sözleşmelerin veya belgelerin&nbsp; yasal geçerliliğini veya uygulanabilirliğini tanımayı kabul edecek ve geleneksel formatlarda yürütülenlere eşdeğer yasal etkilerine güvence sağlayacaklardır.</p>



<p>Ülkeler, e-ticaret düzenlemesinde sürekli iyileştirmeyi teşvik etmeyi, elektronik devredilebilir belgelerin tanınmasını, kabul edilmesini, kimlik doğrulama ve elektronik imza gibi temel kavramların tanımlanmasını, farklı yargı makamları arasında elektronik imzaların birlikte çalışabilirliğini ve tanınmasının teşvik edilmesini taahhüt edeceklerdir.</p>



<p><strong>B) Elektronik Kimlik Doğrulama ve Elektronik İmzalar</strong></p>



<p>&nbsp;&#8220;Elektronik kimlik doğrulama&#8221;, elektronik iletişim veya işlemin taraflarından birinin kimliğini doğrulama, bir elektronik iletişimin bütünlüğünü sağlama işlemi veya eylemi anlamına gelir.</p>



<p>&#8220;Elektronik imza&#8221;, elektronik işlem ile ilgili olarak imza sahibini tanımlamak ve imza sahibinin bilgede yer alan bilgileri onayladığını belirtmek için kullanılabilecek elektronik şeklindeki bilgileri ifade eder.</p>



<p>Taraflardan biri, kanun veya yönetmeliklerinde aksi belirtilmedikçe, bir elektronik imzanın yasal etkisini, geçerliliğini veya yasal işlemlerde delil olarak kabul edilebilirliğini kabul edecektir.</p>



<p><strong>C) Elektronik Sözleşmeler</strong></p>



<p>Yasalarında veya yönetmeliklerinde aksi belirtilmedikçe, Taraflardan biri, sözleşmenin elektronik yollarla yapılması halinde, sözleşmenin yasal etkisini, yasal geçerliliğini veya uygulanabilirliğini ret etmeyecek, kabul edecektir.</p>



<p><strong>D) Elektronik Faturalandırma</strong></p>



<p>&#8220;Elektronik faturalama&#8221;, faturanın elektronik formatta düzenlenerek satıcı ve alıcı arasında kabul edilmesi, verilmesi ve alınmasını ifade eder. Kağıt olarak düzenlenen fatura, elektronik ortama da yüklenebilir.</p>



<p>&nbsp;Kanun veya yönetmeliklerinde aksi belirtilmedikçe, Taraflardan biri, faturanın sadece elektronik olarak düzenlenmesi nedeniyle, faturanın yasal kovuşturmasında kanıt olarak yasal etkisini veya kabul edilebilirliğini kabul edecek, ret etmeyecektir.</p>



<p><strong>E) Kağıtsız Ticaret</strong></p>



<p>&#8220;Gümrük makamı&#8221;, gümrük, kambiyo, dış ticaret, kaçakçılık ve sair mevzuatı uygulayan her bir Tarafın makamı anlamına gelir.</p>



<p>&nbsp;&#8220;Destekleyici belgeler&#8221;, eşyaların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi için bir Tarafın gümrük idaresine sunulan bilgileri desteklemek için gerekli olan herhangi bir belge anlamına gelir. Destekleyici belgelere faturalar, uluslararası taşımacılıkta kullanılan CMR Belgesi, TIR Karnesi, Konşimento, çeki listeleri ve para transferlerine ilişkin belgeler örnek olarak gösterilebilir ve bu örnekler çoğaltılabilir.</p>



<p>&#8220;Elektronik format&#8221;, elektronik yollarla oluşturulan, iletilen, alınan veya saklanan görüntüleri ve formları içerir. Kağıt veya fiziksel belgeler gibi geleneksel formatların aksine, elektronik formatlar daha fazla esneklik, erişilebilirlik ve paylaşım kolaylığı sağlar.</p>



<p>Mal ticareti için kağıtsız bir ticaret ortamı yaratmak amacıyla, Taraflardan her biri, eşyaların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi için gerekli olan kağıt form ve belgelerin ortadan kaldırılmasını kabul etmektedir. Bu amaçla, Taraflar, uygun olduğu şekilde, kağıt formları ve belgeleri ortadan kaldırmaya, formları ve belgeleri bilgi tabanlı formatlarda kullanmaya geçmeye teşvik edilir.</p>



<p>&nbsp;Taraflardan her biri, kendi ülkesinden eşyaların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi için gümrük idaresi tarafından düzenlenen veya kontrol edilen herhangi bir formu elektronik formatta ilgililere açık hale getirecektir. Gümrük idaresi dışında herhangi bir devlet idaresi tarafından eşyaların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi için düzenlenen veya kontrol edilen bir formu, belgeyi elektronik formatta ilgililere açık hale getirmeye ve bu formların kağıt şekline yasal eşdeğeri olarak kabul etmeye gayret edilecektir.&nbsp;</p>



<p><strong>F) Tek Pencere Bilgi Değişimi ve Sistem Birlikte Çalışabilirliği</strong></p>



<p>Ulusal Tek Pencere sisteminin odak noktası, gümrük idaresi ile diğer ilgili idareler arasındaki iş birliği, işlemlerin hızlandırılması ve kolaylaştırılmasıdır.&nbsp; Uluslararası Tek Pencere ise, ticaret işlemlerini ve uluslararası bilgi akışlarını daha da basitleştirmek için&nbsp; hükümetler arasındaki bir işbirliğidir.</p>



<p>Uluslararası ticaret işlemine ilişkin bilgiler, ithalatın, ihracatın yapıldığı ülkededir. Ülkeler kara sınırlarında işbirliği yaptığında eşyanın varış ülkesine nakliyesi için transit ülkelerden geçerken, yapılan denetimleri daha hızlı ve kolaylaştırır, kara sınırını paylaşan ülkelerin uluslararası anlaşmalarla bir &#8216;<em>tek duraklı sınır idaresini&#8217;</em> oluşturabilirler.&nbsp; Bu anlaşmalar, sınırın her iki tarafındaki gümrük idareleri arasında yakın işbirliğini sağlar, böylece ithalat, ihracat veya transit geçiş ile ilgili işlemler tekrarlanmaz, fazla zaman almaz.</p>



<p>Bir tarafın tek penceresi, eşyaların kendi gümrük bölgesine geldiğinde serbest dolaşıma giriş işlemlerini hızlandırmak amacıyla, eşyaların gelmesinden önce işlemlere başlanılması için belgelerin veya bilgilerin önceden elektronik olarak sunulmasına izin verir.</p>



<p>Gümrük idareleri, Gümrük Konularında Gümrük İşbirliği ve Karşılıklı İdari Yardım Anlaşmaları aracılığıyla hassas bilgileri paylaşmak için halihazırda birbirleriyle işbirliği yapmaktadır. Anlaşma, büyük ölçüde kaçakçılık da dahil, uluslararası suçlarla mücadeleyle de ilgilenir.&nbsp; Bununla birlikte, özellikle eşyaların uluslararası transit geçişi hakkında bilgi alışverişi açısından başka iş birliği alanları da vardır: Hareket gümrük idaresi, eşyaların sorunsuz bir şekilde transit edildiğine dair varış gümrük idaresinden onay alır ve bu onay uyarınca kayıtlarını kapatır.&nbsp; Ülkeler arasında işbirliği gerektiren başka alanlar da vardır.&nbsp; Örneğin, bir ülkede verilen lisanslar, sertifikalar ve izinlerin, başka bir ülkede kullanılması gerekebilir. Bunların kullanılması da Tek Pencerenin uluslararası veya bölgesel boyutu olarak adlandırılır.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;Tek Pencere Sistemi gümrük idareleri tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç ve ek mali yükümlülüklerin tam ve doğru olarak tahsilini, koordineli risk yönetimini, paylaşılan operasyonel kontrolleri ve kurumlar arası işlemlerinin ve iş akışlarının düzenlenmesini de içerir.&nbsp; Tek Pencereye yerleştirilmiş &#8216;akıllı zeka&#8217;, taraflara işlemlerine entegre bir genel bakış sağlamayı mümkün kılar.&nbsp;</p>



<p><strong>G) Elektronik Ödemeler</strong></p>



<p>&nbsp;Elektronik ödemeler, uluslararası ticarette satıcı tarafından kabul edilebilen ve elektronik yollarla yapılan, parasal bir alacağın ödenmesini veya devrini ifade eder.</p>



<p>Taraflar, malların ithalatı, ihracatı veya transit geçişi ile ilgili olarak gümrük idareleri tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harçların elektronik olarak ödenmesi seçeneğine izin vermek için &#8216;uygulanabilir olduğu ölçüde&#8217; işlemleri kabul etmeleri ve sürdürmeleri gerekmektedir.&nbsp;</p>



<p>Anlaşma, firmaların yurt içinde ve uluslararası alanda elektronik ödemelerinin düzenlenmesini sağlar. Düzenlemelerin geliştirilmesi için bir temel oluşturur, şeffaflığı kolaylaştırır ve uluslararası standartların benimsenmesini teşvik eder.</p>



<p><strong>5. Ülkemizde Genel Durum</strong></p>



<p>Ülkemizde elektronik ticaretin yapılmasına ilişkin kurallar, 23.10.2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Yasası ve 26.8.2015 tarihli ve 29457 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Elektronik Ticarette Hizmet Sağlayıcı ve Aracı Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir. E- ticaret yapan firmaların&nbsp; kayıt altına alınması, elektronik bilgilerin toplanması ve denetlenmesi amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından 11.08.2017 tarihli Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi ve Bildirim Yükümlülükleri Hakkında Tebliğ hazırlanmış ve yürürlüğe konmuştur.</p>



<p><strong>E</strong><strong>-fatura sistemi</strong> 05.03.2010 tarihinde, 397 sıra no.lu <strong>Vergi Usul Kanunu Tebliği</strong> ile uygulamaya girmiştir. Geleneksel kağıt faturalar ile aynı hukuki geçerliliğe sahiptir. Alıcı ve satıcı arasındaki fatura gönderim işlemi elektronik ortamda gerçekleşmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri gereği bir faturada yer alması gereken bilgileri içeren, satıcı ve alıcı arasındaki iletiminin merkezi bir platform (GİB) üzerinden gerçekleştirildiği elektronik bir belgedir.</p>



<p>E-imza kullanımı, 23.01.2004 tarihli ve 25355 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ile düzenlenmiştir. İmzalanan belgelerin bütünlüğünü, doğruluğunu, kimlik doğrulamasını ve dijital belgelerin ıslak imzalı kağıt belgelerle eşdeğer hale gelmesini sağlar.</p>



<p><a href="https://ticaret.gov.tr/uygulamalar">https://ticaret.gov.tr/uygulamalar</a> adresinden de yine tüm işlemler yapılmaktadır.</p>



<p>UNCITRAL Model Yasaları ile ilgili Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde uygulanan Tekdüzen Elektronik İşlemler Yasası (UETA) ve Küresel ve Ulusal Ticarette Elektronik İmzalar Yasası (ESIGN Yasası), AB, Birleşik Krallık, Çin, Hindistan gibi birçok ülke stratejik adımını attı/atıyorlar<a href="#_ftn32" id="_ftnref32">[32]</a>, <a href="#_ftn33" id="_ftnref33">[33]</a> <a href="#_ftn34" id="_ftnref34">[34]</a>.</p>



<p>Ülkemizde de Model Yasalar dikkate alınarak hukuki çalışmaların başlatılması, hukuki düzenlemelerini yapan ülkeler ile ticaretimiz açısından, önemlidir.</p>



<p><strong>SONUÇ:</strong></p>



<p>Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana, kıtasal uzun mesafe hatlarının geçiş ve kesişim hatları üzerinde olan, kendi nüfusuna ek olarak karşılıklı gönül bağlarının da genişlettiği ilişki coğrafi alanlarını da dikkate alması sıklıkla gündeme gelen, buna karşılık kaynakları sınırlı ve çatışmalarla dolu bir sorunlu bir coğrafyada ilkeli dış politika yürütmeye çalışan bir ülke olmuştur. Uluslararası sistemde orta büyüklükte bir oyuncudur, her işbirliğini kendi şartlarına göre inşa edemez. Bütün orta büyüklükteki ülkeler gibi ikinci en iyi tercihinin hayata geçmesini başarı olarak kabul etmek durumundadır. İşte bu koşullarda Türkiye’nin yeniden şekillenmekte olan dünyada Avrupa Birliği ile ilişkilerini derinleştirmesi en iyi seçenek olacaktır. Ancak Avrupa Birliği konusunda Türkiye en başından bu yana şöyle bir sorun yaşamaktadır: Türkiye yukarıda anlatılan nedenlerden dolayı küresel düşünüp yerel davranmak zorunda olan bir ülkedir. Avrupa Birliği ise yerel düşünüp küresel davranan bir yapıydı. Yakın zamanda yaşanan hızlı küresel değişim Avrupa’yı daha küresel düşünmeye zorlamaya başladı. İşte bu noktada her iki taraf da birbirine yakınlaşmaya başladı. İşte bu yakınlaşmadan sağlıklı sonuçlar çıkarabilmek için dünyada tam olarak ne olup bittiğinin doğru anlaşılması, bunun için de kök nedenlerin net bir şekilde ortaya koyulması gerekmektedir.</p>



<p>Bu yazıda, ABD Başkan Yardımcısı Vance’ın bir konuşmasında değindiği hususların kök nedenlerin tanımlanmasında doğru hareket noktası olduğu öne sürülmüştür. Vance dolaylı bir şekilde kısaca Ricardo’nun artık geçersiz, jeoekonominin ise geçerli olduğunu ilan etmiştir. Dolaysız ve uzunca bir şekilde ise mevcut küreselleşme düşüncesinin iki temel varsayımının yanlış olduğunu ilan etmiştir. Birincisi küreselleşme düşüncesi açıkça olmasa da imalat ile innovasyon arasında güçlü bir bağın olduğunu inkar etmektedir. Daha net bir ifadeyle, yakın zamana kadar geçerli olan küreselleşme düşüncesine göre ulusal innovasyon sistemi inşası ve yürütülmesinde davul ABD’de tokmak ise başka bir ülkelerde olabilir ve bu durum sorun teşkil etmez. Vance ise imalat ve innovasyon arasında kuvvetli bir bağın olduğunu, imalat yoksa bir süre sonra ulusal innovasyon sisteminin de çökeceğini ilan etmiştir. Küreselleşmenin yanlışlanan ikinci varsayımı ise üretimin ucuz işgücü peşinde dünyaya yayılmasının veyahut ucuz işgücünün bizzat ABD’ye yayılmasının, ulusal innovasyon sistemine zarar vermeyeceği düşüncesidir. Kendisinin ifadesiyle ucuz işgücü bir çeşit uyuşturucudur ve bu uyuşturucu ABD’nin innovasyon kabiliyetini köreltmektedir. İşte küresel tedarik hatlarının kısalmasına neden olan şey, beş yıl önce olmuş bitmiş pandemi veya yaşlanmakta olan Rusya tehlikesi değil, dünya ekonomik sistemine içkin olan özelliklerin yavaş yavaş küresel hegemon açısından da sorun olmaya başladığının gün yüzüne çıkmasıdır.</p>



<p>Küresel ekonomik sisteme içkin olan bu sorunlara Avrupa Birliği; Yeşil Mutabakat, Draghi Raporu, Savunma Birliği inşası ve ‘subsidiarity’ ilkesinin zayıflatılması ile cevap vermeye hazırlanmaktadır. 1996 yılında hayata geçirilen AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği, 1995 yılındaki küresel şartlara göre inşa edilmişti. 2026 yılında Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yeni bir yapı kurulacak olsaydı 2025 yılı şartlarına göre inşa edilirdi. 2025 yılında da Avrupa Birliği’nin ‘Drang nach Osten’ politikasını artık bu sefer barışçıl yöntemlerle hayata geçirmeyi düşünmekte olduğu konusunda elimizde çok güçlü işaretler bulunmaktadır. Barışçıl karakterdeki bu yaklaşım, Avrupa Birliğinin kollektif grand stratejisini, Türkiye’nin temelleri yüzyıl önce atılmış ve Cumhuriyete içkin grand stratejisi ile yakınlaştırmaktadır. Bu yeni paradigmada orta ölçekli bir ülke olan Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı gibi ehemi mühime tercih etme dış politika ilkesinden vazgeçmemelidir<a href="#_ftn35" id="_ftnref35">[35]</a>.</p>



<p>Bu yeni küresel paradigma, Avrupa Birliğinin Türkiye ile ilişkilerinin geliştirilmesinde Türkiye lehine iki açıdan avantaj ortaya çıkarmaktadır. Türkiye dünyada çok özel koşullara sahip bir ülkedir. Coğrafyası, tarihi, kültürü, tehditleri, fırsatları, imkânları ve kısıtları Avrupa Birliği ülkelerinden önemli ölçüde ayrılmaktadır. Avrupa Birliği’nin ‘subsidiarity’ ilkesini sessiz bir şekilde zayıflatarak bunun yerine Birlikler Avrupa’sına geçmeye başlaması, Türkiye’nin kendi özel ihtiyaçlarına göre daha esnek ama daha güçlü ve sürdürülebilir bir ilişki kurma potansiyelini artırmaktadır. Bu yeni veya güçlendirilmekte olan Birliklerin Avrupa Birliğini katı bir yapı olmaktan çıkararak, daha esnek, daha hızlı hareket edebilen ancak buna karşın daha güçlü ve etkin bir yapıya dönüştürmesi beklenebilir. İşte Avrupa Birliğindeki bu köklü yapısal dönüşüm sayesinde başta Kıbrıs olmak üzere sorunlu alanların daha kolay yönetebilmesini ve işbirliği yapılabilecek alanlarda ise daha hızlı ve çözüm odaklı hareket edilebilmesini sağlayacaktır. İkinci avantaj ise, Avrupa Birliği sanayisini besleyen uzun mesafe tedarik hatlarının Asya’nın içlerine uzanması, Türkiye’nin grand stratejisine önemli ölçüde enerji ve manevra alanı kazandıracak olmasıdır. Türk Devletleri Teşkilatı ve bu çatı altında özellikle Rusya ve Çin açısından barışçıl bir şekilde hayata geçirilen çalışmalar, dünyanın çok uzun zamandır ne kadar doğru okunduğu ve gelişmelerin ne kadar isabetli bir şekilde çok önceden tahmin edilebildiğini açık bir şekilde göstermektedir.</p>



<p>Toparlamak gerekirse, dış politika iki konuda uzun vadeli çalışma gerektirir: Birincisi sadece karşı tarafın nasıl hareket edeceğini değil, aynı zamanda karşı tarafın alacağı kararları belirleyen koşulları şekillendirme kabiliyetini inşa etmeye de vurgu yapmaktadır. Karşı taraf karar alırken dikkate alacağı koşulları genelde Türkiye gibi orta büyüklükte ülkeler şekillendiremez, ancak, bazı durum ve koşullarda bunu kısmen de olsa yapabilme imkanına sahip olabilirler. İşte buna jeopolitik önem adı verilmektedir. İkinci unsur ise, ikinci en iyi seçenekler sanatını başarıyla yürütebilmektir. Her ülkenin en çok istediği senaryolar vardır, ancak bunlar genelde gerçekleşmez. Özellikle küreselleşme, yaşlanma ve nükleer silahlar nedeniyle günümüzde hiçbir ülke en çok istediği seçeneği hayata geçiremez. Günümüzde uluslararası barış, ikinci en iyi seçeneklerin uyumunu temin edebilme başarısına bağlıdır. Bu da aslında iyi bir şeydir. Küresel bağlantısallığın artması, ikinci en iyi seçeneklerin uyumu konusunda Türkiye’nin manevra alanını artırmaktadır.</p>



<p>Sonuç olarak, sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda Asya’daki uzun mesafe karasal taşımacılık hatları üzerinde yer alan ülkelerin de Avrupa Birliği Gümrük Reformu’na uyum sağlamaları, Türkiye’nin grand stratejisi açısından önemlidir. Bu sürecin başlatılması ve sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için de, Avrupa Birliği Gümrük Reformu’nun, Birleşmiş Milletler Model Yasaları ile uyumlu olması önem arz etmektedir. Ayrıntıların gümrük konularında ne kadar önemli olduğu dikkate alındığında, Avrupa Birliği’nin yükselmekte olan yeşil gümrük duvarlarını Avrupa Birliği dışına taşıyabilmek için Birleşmiş Milletler Model Yasalarının ortak norm inşa etme gücünden faydalanılması önem arz etmektedir.</p>



<p>Bu noktada ülkemiz açısından en önemli yapısal sorun, inovasyon sisteminin ihtiyaç duyduğu üretim ölçeklerinin artık ulus devlet büyüklüğünü çoktan aşmış olmasıdır. İnovasyon sistemi, tarımsal, sınai ve hizmet üretimine ek olarak üniversiteler, çeşitli start-up’lar, melek sermaye, çok çeşitli STK’lar, kuluçka merkezleri, çeşitli kamu alım politikaları, ulusal savunma politikası ihtiyaçları vb gibi pek çok unsuru kapsamakta olup, bunların uyumlu bir şekilde çalışabilmeleri için sistemin belirli bir ölçeğe ulaşmış olması gerekmektedir. Türkiye’nin sınai, tarımsal ve hizmet üretim kapasitesi bu ölçeğin çok altında kalmaktadır. Türkiye, sadece ticaret ve güvenlik gibi klasik alanlarda değil, innovasyon ve dijital yönetişim alanlarında da Avrupa Birliği ile ilişkilerini derinleştirmelidir. Türkiye’nin etrafı istikrarsızdır, bu nedenle de Avrupa Birliği ikinci en iyi seçenek olarak ortaya çıkmaktadır. Çin’in düşünülenden çok daha hızlı ve büyük ölçekli harekete geçmeye başladığı, Rusya’nın bitmek tükenmez jeopolitik sorunlarla boğuştuğu ve ABD’nin izolasyonist politikaların bir türüne evrildiği bir dünyada, Türkiye ile Birlikler Avrupa’sının grand stratejilerini yakınlaştırmaya çalışmak iyi bir seçenek olarak çıkmaktadır. Bu durumdan her iki taraf da fayda sağlayacaktır. Türkiye siyasi yapısını bozmadan belirli ölçeklere ulaşabilecek, Avrupa Birliği ise gittikçe istikrarsızlaşan uzun mesafe deniz taşımacılığına güçlü bir alternatifi Türkiye stratejik ortaklığı sayesinde inşa edebilecektir. Müzakere masasında alternatifi olan güçlüdür, bu durum da Avrupa’yı bir süre sonra dünyanın geri kalanına karşı daha fazla peşin satan pozisyonuna koyabilecektir. Türkiye ile kuracağı yeni stratejik ortaklık kapsamında üstleneceği yükümlülükler de ikinci en iyi seçenek bedeli olarak ortaya çıkabilecektir. İşte Türkiye bu yükümlülükleri tanımlama konusunda fikir çalışması yapmaya şimdiden başlamalıdır, ki temel ilke ve yönelimler Cumhuriyetimizin köklerinde zaten bulunmaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> ‘Special Adress by Ursula von der Leyen |World Economic Forum Annual Meeting 2025”, (21 Ocak 2025), Davos, İsviçre, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=hMx0DJXyV3Q">https://www.youtube.com/watch?v=hMx0DJXyV3Q</a>, İsviçre, (dak: 5:30 – 22.30)</p>



<p><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> <a href="https://eur-lex.europa.eu/EN/legal-content/glossary/principle-of-subsidiarity.html">https://eur-lex.europa.eu/EN/legal-content/glossary/principle-of-subsidiarity.html</a></p>



<p><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Ursula von der Leyen, ‘Unity and Security: President von der Leyen’s Remarks During the Eurpean Parliament Plenary’, 11 Mart 2025, Youtube, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=XYmS_8GEU8Y">https://www.youtube.com/watch?v=XYmS_8GEU8Y</a></p>



<p>(<em>This is a moment for peace through strength. This is the moment for common defense effort. At the European Council I saw level of concensus on European defense which is not just unprecented bu completely unthinkible only a few weeks ago. There is a new understanding that we must think diffently and act accordingly. … The European security order is being shaken and so many of our illusions are being shattered. … We thought we are enjoying the peace dividend but in reality we were just running a security deficit. The time of illusions are over now.)</em></p>



<p><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> İki buçuk savaş kavramı: ABD askeri gücünün üst sınırı aynı anda iki buçuk ülke ile savaş yürütmek olarak belirtilmiştir ama Çin’in ormanda on bir kaplan gücünde olmaya başladığı her geçen gün daha fazla anlaşılmaktadır.</p>



<p><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> Bu yılki Antalya Diploması Forumunda Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’a ‘AB’nin Hazar Geçişli Koridor’a 10 milyar dolar yatırmaya hazırlandığı, bunun Rusya’nın kuzey güney ve doğu batı hatlarına zarar verip vermeyeceği’ konusunda ne düşündüğü soruldu. Kendisi, bölgesel veya küresel bağlantısallığı artıran herhangi bir koridorun tehdit olarak algılanmadığı, bu tip projeleri hiçbir zaman bloke etmeyi çalışmadıkları, sadece Kuzey Akım gibi kendi projelerinin sabote edilmesine karşı olduklarını, daha fazla seçeneğin her zaman daha iyi olacağını düşündükleri, ancak hız ve etkinlik açısından kendi kuzey güney koridorlarının daha ilerlemiş bir aşamada olduğu, Hint Okyanusuna daha iyi ulaşım için Kazakistan, Hindistan ve İran ile çalıştıkları ve bu hattın halihazırda işler durumda olduğu, diğer hatların da geliştirilmesine destek verilmesi ve gerçek bir rekabete zemin hazırlanması gerektiğini vurgulamıştır.</p>



<p>‘Full Speech in English: Putin Aide Lavrov Shocks Trump With BRICS Payment Move Despite US Threats’, Youtube, Hindustan Times, (10:50), <a href="https://www.youtube.com/watch?v=Lx8Uz9zWfs8">https://www.youtube.com/watch?v=Lx8Uz9zWfs8</a></p>



<p><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> ‘Vance criticizes failed globalization experiment: ‘Cheap labour became the drug of Western economies’, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın ‘American Dynamism Summit’de yaptığı konuşmadan, YouTube, New York Post, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=U1bd-D1PIZg">https://www.youtube.com/watch?v=U1bd-D1PIZg</a></p>



<p><a href="#_ftnref7" id="_ftn7">[7]</a> Josh Lipsky, Jessie Yin, ‘Meeting in Mar-a-Lago: Is a new currency deal plausible?’ Econographics, Atlantic Council, 13 Mart 2025, 7. ve 8.paragraflar, <a href="https://www.atlanticcouncil.org/blogs/econographics/meeting-in-mar-a-lago-is-a-new-currency-deal-plausible/">https://www.atlanticcouncil.org/blogs/econographics/meeting-in-mar-a-lago-is-a-new-currency-deal-plausible/</a></p>



<p><a href="#_ftnref8" id="_ftn8">[8]</a> Stephen Milan, ‘A User’s Guide to Restructuring the Global Trading System’, Hudson Bay Capital, Kasım 2024, sayfa 6 ve 7, <a href="https://www.hudsonbaycapital.com/documents/FG/hudsonbay/research/638199_A_Users_Guide_to_Restructuring_the_Global_Trading_System.pdf">https://www.hudsonbaycapital.com/documents/FG/hudsonbay/research/638199_A_Users_Guide_to_Restructuring_the_Global_Trading_System.pdf</a></p>



<p><a href="#_ftnref9" id="_ftn9">[9]</a> Yatırım ve Tasarruf Birliği, İnovasyon Birliği ve Yetenekler (Skills) Birliği de orta vadede düşünülebilecek konular olabilir.</p>



<p><a href="#_ftnref10" id="_ftn10">[10]</a> ‘Communication from The Commission to the European Parliament, the Council And the European Economic And Soiıal Committee Taking the Customs Union To The Next Level: A Plan For Action’, Com/2020/581 Final, <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=COM:2020:581:FIN">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=COM:2020:581:FIN</a> (eng, pdf, sayfa 2)</p>



<p><a href="#_ftnref11" id="_ftn11">[11]</a> Ghiran, A., Hakami, A., Bontoux, L. Scapolo, F., ‘The Future of Customs in the EU 2040, 12.09.2020, <a href="https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859">https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC121859</a></p>



<p><a href="#_ftnref12" id="_ftn12">[12]</a> <a href="https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/19-04970_ebook.pdf">https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/19-04970_ebook.pdf</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref13" id="_ftn13">[13]</a> <a href="https://advocatetanmoy.com/model-law-on-electronic-commerce-adopted-by-the-un-commission-on-international-trade-law-1996/">https://advocatetanmoy.com/model-law-on-electronic-commerce-adopted-by-the-un-commission-on-international-trade-law-1996/</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref14" id="_ftn14">[14]</a> <a href="https://unece.org/fileadmin/DAM/cefact/forum_grps/tbg/tbg15/project_docs/UNCITRAL_e-signature_model_law.pdf">https://unece.org/fileadmin/DAM/cefact/forum_grps/tbg/tbg15/project_docs/UNCITRAL_e-signature_model_law.pdf</a></p>



<p><a href="#_ftnref15" id="_ftn15">[15]</a> <a href="https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/mletr_ebook_e.pdf">https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/mletr_ebook_e.pdf</a></p>



<p><a href="#_ftnref16" id="_ftn16">[16]</a><a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref17" id="_ftn17">[17]</a> <a href="https://www.uncitral.org/clout/index.jspx">https://www.uncitral.org/clout/index.jspx</a></p>



<p><a href="#_ftnref18" id="_ftn18">[18]</a> <a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_signatures/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_signatures/status</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref19" id="_ftn19">[19]</a> <a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_transferable_records/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_transferable_records/status</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref20" id="_ftn20">[20]</a> <a href="https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf">https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf</a></p>



<p><a href="#_ftnref21" id="_ftn21">[21]</a> <a href="https://www.sullivanlaw.com/viewpoints/a-game-changer-for-the-trade-and-trade-finance-industry-the-short-and-simple-electronic-trade-documents-act-2023">https://www.sullivanlaw.com/viewpoints/a-game-changer-for-the-trade-and-trade-finance-industry-the-short-and-simple-electronic-trade-documents-act-2023</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref22" id="_ftn22">[22]</a> <a href="https://ticaret.gov.tr/gumruk-islemleri/dijital-gumruk-uygulamalari/edi-xml-referans-mesajlari/istenen-dokuman-kodlari">https://ticaret.gov.tr/gumruk-islemleri/elektronik -gumruk-uygulamalari/edi-xml-referans-mesajlari/istenen-dokuman-kodlari</a></p>



<p><a href="#_ftnref23" id="_ftn23">[23]</a><a href="https://edisciplinas.usp.br/pluginfile.php/1742961/mod_resource/content/1/UNCITRAL_%28model_law_ecommerce%29_may_23%5B1%5D.pdf">https://edisciplinas.usp.br/pluginfile.php/1742961/mod_resource/content/1/UNCITRAL_%28model_law_ecommerce%29_may_23%5B1%5D.pdf</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref24" id="_ftn24">[24]</a> <a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status</a>(er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref25" id="_ftn25">[25]</a> <a href="https://www.uncitral.org/clout/index.jspx">https://www.uncitral.org/clout/index.jspx</a><sup> </sup>(er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref26" id="_ftn26">[26]</a> <a href="https://brooklynworks.brooklaw.edu/bjil/vol34/iss3/4/">https://brooklynworks.brooklaw.edu/bjil/vol34/iss3/4/</a> (er t: 22.01.2025)</p>



<p><a href="#_ftnref27" id="_ftn27">[27]</a> <a href="https://www.bilaterals.org/IMG/pdf/jsi_e-commerce_text_28_june_2024.pdf">https://www.bilaterals.org/IMG/pdf/jsi_e-commerce_text_28_june_2024.pdf</a></p>



<p><a href="#_ftnref28" id="_ftn28">[28]</a> <a href="https://natlawreview.com/article/80-wto-members-reach-initial-agreement-e-commerce-negotiations">https://natlawreview.com/article/80-wto-members-reach-initial-agreement-e-commerce-negotiations</a></p>



<p><a href="#_ftnref29" id="_ftn29">[29]</a> <a href="https://www.wfw.com/articles/proposed-e-commerce-agreement-text-released-at-the-wto-key-provisions-and-next-steps/">https://www.wfw.com/articles/proposed-e-commerce-agreement-text-released-at-the-wto-key-provisions-and-next-steps/</a></p>



<p><a href="#_ftnref30" id="_ftn30">[30]</a> <a href="https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-elektroniklesme/">https://tiud.org.tr/2024/12/29/21-yuzyilda-turk-dis-ticaret-politikasi-gumrukler-ve-elektroniklesme/</a></p>



<p><a href="#_ftnref31" id="_ftn31">[31]</a> <a href="https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=q:/WT/L/940.pdf&amp;Open=True">https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=q:/WT/L/940.pdf&amp;Open=True</a> &nbsp;</p>



<p><a href="#_ftnref32" id="_ftn32">[32]</a> <a href="https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status">https://uncitral.un.org/en/texts/ecommerce/modellaw/electronic_commerce/status</a>)</p>



<p><a href="#_ftnref33" id="_ftn33">[33]</a> <a href="https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf">https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf</a><a href="https://www.dsi.iccwbo.org/_files/ugd/8e49a6_c49ba4c876854604b7ac5758529fc148.pdf"></a></p>



<p><a href="#_ftnref34" id="_ftn34">[34]</a> <a href="https://www.digitalizetrade.org/mletr">https://www.digitalizetrade.org/mletr</a></p>



<p><a href="#_ftnref35" id="_ftn35"></a>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AB Yeşil Mutabakatı (CBAM), Karbon Vergisi ve Gümrük İşlemleri</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2023/12/24/ab-yesil-mutabakati-cbam-karbon-vergisi-ve-gumruk-islemleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Üzer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Dec 2023 14:10:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 64]]></category>
		<category><![CDATA[AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM)]]></category>
		<category><![CDATA[CBAM sertifikası]]></category>
		<category><![CDATA[Cezalar]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrük İşlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Karbon Vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yetkili CBAM Makamı]]></category>
		<category><![CDATA[Yetkili ithalatçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=6977</guid>

					<description><![CDATA[Küresel ticaret sistemi, başarılı ve istikrarlı çalışmaları sayesinde büyümüş ve çalışma alanları çeşitlenmiş büyük bir aileye benzemektedir. Bu aile, kendi başarısı ve içinde bulunduğu koşulların hızlı bir şekilde değişmesi nedenleriyle daha büyük ve daha işlevsel bir eve ihtiyaç duymakta ve mevcut evini de kapsayacak şekilde yeni bir ev inşa etme planları yapmaktadır. Bu planların önemli bir kısmının fikirsel hazırlık aşaması tamamlanmış olup, Şubat 2023’de yayımlanan Avrupa Birliği CBAM Tüzüğü, bu evin inşasında ilk kazmanın vurulması olarak değerlendirilebilir. Küresel ticaret sisteminde önümüzdeki yıllarda yaşanması beklenen köklü değişiklikleri aktarmak için bir makale yeterli olmayacaktır, ancak CBAM Tüzüğünün ve CBAM sertifika bedelinin (karbon vergisinin) detaylı bir anlatımı, gelişmelerin hangi yönde devam edeceğinin anlaşılması açısından katkı sağlayacaktır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>ÖZET</strong></p>



<p>Küresel ticaret sistemi, başarılı ve istikrarlı çalışmaları sayesinde büyümüş ve çalışma alanları çeşitlenmiş büyük bir aileye benzemektedir. Bu aile, kendi başarısı ve içinde bulunduğu koşulların hızlı bir şekilde değişmesi nedenleriyle daha büyük ve daha işlevsel bir eve ihtiyaç duymakta ve mevcut evini de kapsayacak şekilde yeni bir ev inşa etme planları yapmaktadır. Bu planların önemli bir kısmının fikirsel hazırlık aşaması tamamlanmış olup, Şubat 2023’de yayımlanan Avrupa Birliği CBAM Tüzüğü, bu evin inşasında ilk kazmanın vurulması olarak değerlendirilebilir. Küresel ticaret sisteminde önümüzdeki yıllarda yaşanması beklenen köklü değişiklikleri aktarmak için bir makale yeterli olmayacaktır, ancak CBAM Tüzüğünün ve CBAM sertifika bedelinin (karbon vergisinin) detaylı bir anlatımı, gelişmelerin hangi yönde devam edeceğinin anlaşılması açısından katkı sağlayacaktır.</p>



<p><strong>Anahtar kelimeler:</strong> AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), Yetkili CBAM Makamı, CBAM sertifikası, Karbon Vergisi, Yetkili ithalatçı, Gümrük İşlemleri, Cezalar.</p>



<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>



<p>Küresel ticaret sistemi halihazırda yeniden tasarlanmakta ve bu sürecin önem arz eden nedenleri arasında iklim değişikliği; dijitalleşme, yapay zeka ve büyük verinin her geçen gün daha fazla kullanılmaya başlanması; orta koridor ve arktik hattı gibi yeni uzun mesafe taşımacılık hatlarının ortaya çıkmaya başlaması; Çin’in yükselişi ve bu süreçte Rusya gibi ülkelerin işbirliğini kazanması ile COVID ve muhtemel yeşil vergiler nedenleriyle küresel katma değer zincirlerinin kısalmakta oluşu vb. sayılabilir. Bu yazıda, iklim değişikliğinin uygarlığımız üzerindeki etkisinin nasıl ve neden olacağı tartışılmayacaktır. Zira bu konu farklı disiplinlerin konusu olup, bu yazıda tasarımı çoktan yapılmış ve kısa bir zaman önce ilk kazması vurulmuş (veya gemi inşa diliyle ilk sac kesimi yapılmış) yeni küresel ticaret mimarisi hakkında bir bakış açısı sunmak amaçlanmaktadır.</p>



<p>Küresel çevre sorunları ile mücadele konusunda bugüne kadar çok fazla yol alındığı söylenmesi mümkün bulunmamaktadır. Ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımının azaltılmasına ilişkin Montreal Protokolü hariç tutulursa, çevre alanında uluslararası işbirliği anlamında bugüne kadar çok fazla yol alındığını söylemek zordur. Ancak, artık işlerin değiştiğini ve küresel anlamda çevre koruma önlemlerinin uluslararası gündemin üst sıralarına çıktığını söylemek mümkündür. Örnek olarak, ABD’nin bütçe sorunları nedeniyle erken ayrılmak zorunda kaldığı Japonya’da 20 Mayıs 2023 tarihinde yapılan G-7 toplantısı sonuç bildirgesinde (41 sayfa), küresel çevre konusuna verilen önem ele alınabilir<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>. Söz konusu Bildirge’nin aşağı yukarı yarısı küresel çevre sorunları ile dijitalleşmeye ayrılmış olup, İklim Kulübü<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> yaklaşımı nedeniyle bu inisiyatifin etkilerinin uzun erimli olacağını söylemek mümkün bulunmaktadır. Zira, örnek olarak, GATT Anlaşması’nın İkinci Dünya Savaşından sonra sınırlı sayıda ülke katılımı ile başladığını, ancak, zamanla, özellikle de Rusya ve Çin’in katılımıyla küresel bir boyut kazandığını hatırlamakta fayda bulunmaktadır. Benzer şekilde, ülkemiz başından bu yana Avrupa Birliği üyelik sürecine sıcak bakmış, ancak henüz üyelik gerçekleşmemiş olsa da, bu süreç ülkemizin 21. yüzyılda dünyada saygın bir ülke haline gelmesine katkı sağlayacak iç dinamiklerin güçlenmesine büyük katkı sağlamıştır. Bu çerçevede, Avrupa Birliği tarafından 2019 yılında ilan edilen Yeşil Mutabakatın, gerekli önlemlerin alınması halinde ülkemiz açısından bir sonraki kaldıraç olacağı söylenebilir. Ayrıca, ülkemizin bu konuda edineceği tecrübelerin, yürümekte olan Türk Devletleri Teşkilatı’nın kuruluş sürecinin baştan itibaren küresel gelişmelere uygun bir şekilde ilerlemesine büyük katkı sağlama potansiyeli de dikkate alınmalıdır.</p>



<p>Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz sadece ihracat ve ithalat rakamlarının karşılaştırılmasına sıkıştırılmamalıdır. Bilimsel araştırma projelerine katılım veya dijitalleşme süreçlerine uyum gibi imkanları sadece parasal değerlere sıkıştırmak yanlış olacaktır. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ilişkisi pek çok kaldıraç imkânı yaratabilecek özelliklere sahiptir. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat ile ilgili kaynakları incelendiğinde, dijitalleşme ve Ar-Ge çalışmalarının, bu sürecin en önemli ayaklarından ikisini oluşturduğunu söylemek mümkündür<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a>. Bu iki unsur, aynı zamanda, ülkemizi 21. Yüzyıla hazırlayacak önemli unsurlardır. Mevcut sorunlarda çatışma yönetimi stratejileri uygulanması şartıyla, işbirlikleri her zaman kazandıracaktır.</p>



<p>Bu yazıda, Yeşil Mutabakatın ülkemiz tarafından hemen hemen ilk olarak etkisinin hissedilecek aşaması olan ve Şubat 2023’de AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmış Sınırda Karbon Düzenlemesi Tüzüğü ile diğer ilgili mevzuat ve uygulamalar değerlendirilecektir. TÜRKAK’ın kurulmuş ve işlerlik kazanmış ve CE işareti başta olmak üzere teknik mevzuat uyumu kapsamında ülkemizde diğer kurumsal yapılanmaları başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiş olması, Yeşil Mutabakata uyum konusunda ülkemize avantaj sağlayacak hususlardır.</p>



<p><strong>II. AVRUPA BİRLİĞİ EMİSYON TİCARET SİSTEMİ (ETS) VE SINIRDA KARBON DÜZENLEME MEKANİZMASI (CBAM)</strong></p>



<p>Bilindiği üzere, Paris Anlaşması, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler_%C4%B0klim_De%C4%9Fi%C5%9Fikli%C4%9Fi_%C3%87er%C3%A7eve_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi">Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi</a> kapsamında küresel ısınmanın azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı için 2016 yılında yürürlüğe giren uluslararası bir anlaşma olup, küresel ortalama sıcaklıktaki artışı sanayi devrimi öncesi seviyelerin 2 °C&#8217;nin çok altında tutma ve sıcaklık artışını sanayi devrimi öncesi seviyelerin 1,5 °C üzerinde sınırlama çabalarını sürdürme hedefine ulaşmayı hedeflemektedir. Avrupa Birliği, Paris Anlaşması doğrultusunda 2050 yılına kadar iklim nötr bir AB hedefine ulaşmak için, sera gazı (GHG) emisyonlarını 1990 yılındaki seviyelere kıyasla önemli ölçüde azaltmayı hedeflemiştir.&nbsp; Bu çerçevede iklim, enerji, arazi kullanımı, ulaşım ve vergilendirme politikalarının 2030 yılına kadar 1990 yılındaki seviyesine kıyasla %55 emisyon azaltımı sağlanacak şekilde gözden geçirilmesi için, “Fit for 55 (55’e Uyum)” mevzuat değişikliği paketi Avrupa Komisyonu’nca 14 Temmuz 2021’de yayımlanmıştır. Paketin uluslararası ticareti etkileyecek en önemli düzenlemelerinden biri, dünyada ilk defa uygulamaya konulacak olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasıdır (Carbon Border Adjustment Mechanism &#8211; CBAM). Avrupa Komisyonu 14 Temmuz 2021 tarihinde Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kurma önerisini kabul etmiş, karar onaylanmış, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi&#8217;ne iletilmiş ve uluslararası alanda bağlayıcı hale getirilmiştir. Komisyon ayrıca, AB Eylem Planı ile, hava, su ve toprak için Sıfır Kirliliğe Doğru, “kirleten öder” ilkesini daha iyi uygulamak için ilgili araçların ve teşviklerin teşvik edilmesini ve böylece karbonsuzlaştırma ile sıfır kirlilik mücadelesi arasındaki sinerjiyi en üst düzeye çıkarmak amacıyla “ücretsiz kirliliğin” aşamalı olarak kaldırılmasını tamamladığını açıklamıştır.</p>



<p>Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması CBAM, başlangıçta yalnızca AB ülkelerine ithal edilecek demir &#8211; çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen üretimi emisyonlarına ilişkin ek bir tarife olacaktır. Bu, AB&#8217;ye ihracat yapan firmalar için&nbsp; ek tarife, mali yük anlamına gelir. Bu nedenle, AB CBAM&#8217;ın ihracatçılar üzerindeki pazar etkisi, AB&#8217;ye eşya ihracatlarını azaltabilir ve bunun yerine AB üyesi olmayan ülkelere satışları artırabilir veya ihracatçıların CBAM&#8217;dan etkilenmemesi için kendi ETS sistemini kurabilir ve AB ile uyumlaştırabilir. Ülkemizde ETS’nin kurulması halinde, AB ile Türkiye arasında ithalat ve ihracatta alınan ek mali yükümlülükler uygulamadan kaldırılır veya ithalatçı, ithal edilen maldaki gömülü emisyonlar için ülkemizde ödenen CBAM sertifikalarının düşüm yapılmasını talep edebilir. Üretim aşamalarında emisyon oranlarını düşürme seçeneği de olabilir ki bu da, en düşük emisyon aynı zamanda en düşük karbon bedeli olur.</p>



<p>2023-2025 yılları geçiş dönemi olacak ve bu aşamada bu ürünleri ithal eden AB’deki ithalatçılar herhangi bir ödeme yapmayacak, sadece ithal edilen söz konusu malların üretimi aşamasında salınan karbon emisyonları ile malların üretiminde tüketilen elektriğin üretiminden kaynaklı (dolaylı) emisyonların raporlamasını yapacaktır. 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayacak asıl uygulamada ise, ithalatçılar, yetkili CBAM ulusal idarelerine kayıt olacak, AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)’ndeki piyasa mekanizması kapsamında haftalık belirlenen karbon bedellerini ödeyerek ithalat yapmaya başlayacaklardır. Sertifikaların fiyatı, salınan CO<sub>2</sub> € / ton cinsinden hesaplanacaktır. İthalatçılar, ETS sistemi kurulu olan üçüncü ülke üreticilerinden gelen doğrulanmış bilgilere dayanarak, ithal edilen malların üretimi sırasında zaten bir karbon fiyatının ödendiğini belgelendirebilirse, karşılık gelen miktarı sertifika miktarından düşecektir.</p>



<p><strong>1) CBAM Amacı, Kapsamı Mal ve Sera Gazları</strong></p>



<p>Amaç,ithalatçıların ithal ettiği AB ETS kapsamındaki mallardan CBAM sertifika ücreti tahsil edilerek yerli üreticilerle aynı karbon fiyatını ödemelerini sağlamak, AB’de faaliyette bulunan firmalar ile ithalatçılara eşit muamele yapılarak karbon sızıntısını önlemektir.</p>



<p>AB&#8217;nin Karbon Sınır Ayarlama Mekanizması (CBAM) Yönetmeliği geçiş aşamasına 1 Ekim 2023&#8217;te girdi. İlk aşamada, AB gümrük bölgesine ithal edilecek üçüncü ülke menşeli çimento, elektrik, gübre, demir-çelik ve alüminyum ile dahilde işleme rejimi sonunda elde edilen ürünleri kapsayacaktır.&nbsp; İthalatçılar CBAM mallarının üretimi sırasında yayılan sera gazları hakkında bilgi toplamak ve raporlamak zorundadır. Ayrıca&nbsp; emisyon bilgilerini AB üyesi olmayan ülkelerdeki üretici, ihracatçı firmalardan da toplanması gerektiğinden, üretici ve ihracatçıların da emisyon bilgilerini raporlama, saklama ve ithalatçıya vermekle yükümlüdür. Tedarik zincirlerinin karmaşıklığı göz önüne alındığında, bu zincirler ithalatçı ve üçüncü ülke tesisleri arasında birden fazla aktörü içerebilir. Bu nedenle mallarınızı AB Üye ülkelerdeki ithalatçılara ihraç ediyorsanız, bu durumda CBAM sizi etkileyecektir.&nbsp;</p>



<p>Hükümetler, eşdeğer miktarda emisyon azaltımını sağlayacak mali ve diğer önlemleri alırsa, belirli küçük tesisler bu sistemin dışında tutulabilecektir. Mevcut Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)’nin sıkılaştırılması, yeni sektörlere genişletilmesi, havacılık sektöründeki serbest tahsisatların kademeli olarak kaldırılması ve emisyon azaltımında istenen seviyede artış sağlanamayan karayolu taşımacılığı ile binalar için yeni bir ETS tesis edilmesi öngörülmektedir.</p>



<p>“Otomobiller ve Kamyonetler için CO2 Emisyon Standartlarını Belirleyen Yönetmelik”te değişiklik yapmayı amaçlayan taslak yönetmelik ile, otomobil ve kamyonetler için emisyon standartlarının güçlendirilmesi ve yeni araçların karbon salımının 2030 yılında %55, 2035 yılında %100 oranında azaltılması hedeflenmektedir. Böylece, 2035 yılı itibarıyla tüm araçların “sıfır-emisyonlu araç” olarak kaydedilmesi sağlanacaktır. “Alternatif Yakıtlar Altyapı Tüzüğü”nün yenilenmesi ile, sıfır emisyonlu araçların ihtiyaç duyacağı araç şarj kapasitesinin sağlanması amaçlanmaktadır.</p>



<p>&nbsp;“ReFuelEU Havacılık Girişim” ve “FuelEU Denizcilik Girişimi” ile havayolu ve denizyolu taşımacılığında kullanılan temiz yakıt miktarının artırılması hedeflenmektedir. Havacılık sektöründe 31 Aralık 2023 tarihine kadar AB ETS, sadece Avrupa Ekonomik Bölge (EEA) içerisinde yer alan havaalanları arasındaki uçuşlara uygulanacaktır</p>



<p>“Enerji Vergilendirmesi Direktifi”nin yenilenmesi ile enerji ürünlerinin vergilendirilmesinin AB’nin enerji ve iklim politikaları ile uyumlu hale getirilmesi, temiz teknolojilerin desteklenmesi hedeflenmektedir.</p>



<p>CBAM’a tabi mal kapsamı, 2030 yılına kadar halihazırda Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında olan tüm sektörleri kapsayacak şekilde genişletilecektir. CBAM tüzüğü Ek I&#8217;de her bir mal, HS (harmonize sistem) kodu ile listelenmiş ve tanımlanmıştır. CBAM Tüzüğü kapsamındaki gazlar karbondioksit, azot oksit ve perflorokarbon emisyonu olup, bu çerçevede, sadece karbon dioksit salınımını değil, bu gazların salınımını yapan üretim aşamaları da CBAM kapsamında değerlendirilecektir.</p>



<p><strong>CBAM’a tabi malların istinası ise,</strong> maksimum 150 avro değere sahip ürünler ile askeri faaliyetler bağlamında kullanılacak mallar için uygulanmayacaktır. Ancak AB Gümrük Reformu kapsamında yapılan çalışmada, 150 € altında kalan eşyalara sağlanan muafiyetin kaldırılması planlanmaktadır.</p>



<p><strong>2) CBAM’a Tabi Ülkeler</strong></p>



<p>CBAM, AB ülkeleri ile Avrupa Birliğinin bir parçası olan İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre gibi AB ETS&#8217; ne katılmayan ve kendi emisyon ticaret sistemini uygulayan ülkelerden yapılan ithalatlar için geçerli olmayacak, AB dışındaki tüm ülkelerden ithal edilen kapsam dahilindeki eşyalar için uygulanacaktır.</p>



<p>Dünyada 28 ülkede ETS programı uygulanmaktadır ve ülkemiz dahil 9 ülke de değerlendirme aşamasındadır<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a>. ETS olan ve karbon vergisi uygulayan ülkeler; Avrupa Birliği, Arjantin, Kanada, Şili, Çin, Kolombiya, Danimarka, Japonya, Kazakistan, Güney Kore, Meksika, Yeni Zelanda, Norveç, Singapur, Güney Afrika, İsveç, İngiltere ve Ukrayna’dır. ETS ve karbon vergisi uygulamasını değerlendirme aşamasında olan ülkeler; Brezilya, Brunei, Endonezya, Pakistan, Rusya, Sırbistan, Tayland, Türkiye ve Vietnam’dır.</p>



<p><strong>3) CBAM Tanımları</strong></p>



<p><strong>Beyan sahibi:</strong> Kendi adına bir gümrük beyanında bulunan veya adına beyanda bulunulan kişiyi,</p>



<p><strong>Yetkili İthalatçı:</strong> CBAM makamı tarafından ithalata izin verilen kişiyi,</p>



<p><strong>Ekonomik İşletmeciler Kayıt ve Kimlik Numarası (EORI numarası):</strong> Gümrük idaresi tarafından gümrük işlemleri için yapılan mükellef kayıt işlemini ve verilen numarayı (şifreyi),</p>



<p><strong>AB gümrük bölgesi:</strong> AB üyesi 27 ülkenin siyasi sınırları, karasuları, iç suları ve hava sahasını,</p>



<p><strong>Ton CO2e</strong>: Bir metrik ton karbondioksit (&#8216;CO2&#8217;) veya CO2&#8217;nin eşdeğer küresel ısınma potansiyeline göre ayarlanmış CBAM Tüzüğü Ek I&#8217;de listelenen diğer sera gazı miktarını,</p>



<p><strong>Doğrudan emisyonlar:</strong> Üretim sırasında tüketilen ısıtma ve soğutma üretiminden kaynaklanan emisyonlar ile, malların üretim aşamalarında yapılan emisyonları,</p>



<p><strong>Dolaylı emisyonlar:</strong> Malların üretimi sırasında tüketilen elektrik üretiminden kaynaklanan emisyonları,</p>



<p><strong>Gömülü emisyonlar:</strong> Bir ürünün üretimi sırasında salınan doğrudan emisyonlar ile tüketilen elektrik üretiminden kaynaklanan (salınan) dolaylı emisyonların toplamını,</p>



<p><strong>CBAM sertifikası:</strong> Mallardaki gömülü emisyonların bir ton CO<sub>2</sub>&#8216;sine karşılık gelen bedelin ödenmesine ilişkin elektronik formattaki bir sertifikayı,</p>



<p><strong>Karbon fiyatı:</strong> Üçüncü ülkede, bir karbon emisyonu azaltma programı kapsamında sera gazları üzerinden hesaplanan vergi, resim, harç veya ek mali yükümlülükler şeklinde tahsil edilen tutarı,</p>



<p><strong>Operatör:</strong> Üçüncü ülkede bir tesisi işleten veya kontrol eden herhangi bir kişiyi,</p>



<p><strong>Karbon Sızıntısı:</strong> İklim politikalarıyla ilgili maliyetler nedeniyle emisyon kısıtlamalarına tabi işletmelerin üretimlerini üçüncü ülkelere kaydırmaları durumunda ortaya çıkabilecek durumu ifade eder.</p>



<p><strong>4) Yetkili Makamlar</strong></p>



<p>Her AB üyesi ülke, CBAM tüzüğünde belirtilen görevleri yerine getirmek için CBAM yetkili makamını ve gümrük idarelerini belirleyecek, bu hususu AB Komisyonuna bildirecektir. AB Komisyonu, yetkili makamlara yardımcı olacak ve ulusal CBAM kayıtlarını kontrol etmek, CBAM sertifika fiyatını belirlemek ve hangi üçüncü ülkelerin ve bölgelerin CBAM muafiyetlerine tabi olduğuna karar vermek gibi temel iş akışlarından sorumlu olmaya devam edecektir.</p>



<p>Gümrük idareleri, yetkili ithalatçılar dışındaki kişiler tarafından sözkonusu malın ithal edilmemesini de sağlamakla görevlendirildikleri için, izleme sürecine de dahil edilecektir. Ayrıca, gümrük idareleri, malların GTİP’nu, miktarlarını ve menşe ülkeleri açısından inceleyecek, gümrük mevzuatına göre işlemi tekemmül ettirecektir.</p>



<p>Ülkemizde İklim Yasası taslağında ETS’ni kurmaya yetkili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı&#8217;nın belirtilmesi nedeniyle, CBAM makamı olarak da sözkonusu Bakanlık görevlendirilebilir. Bu durumda ithalatçının CBAM konusu malların ithali için Bakanlığa başvurması, sertifika ile ilgili işlemlerin yapılması, gümrük idarelerinin Tek Pencere Sisteminden kontrolünü ve ithal işlemini yapması, ülkemizin CBAM yetkili makamı ve gümrük idareleri yönüyle de ETS’ye uyumu konusunda hazır olduğunu göstermektedir.</p>



<p>AB ile teknik mevzuat uyumu kapsamında, uygunluk değerlendirme kuruluşlarını akredite etmek, bu kuruluşların ulusal ve uluslararası standartlara göre faaliyette bulunmalarını ve bu suretle uygunluk değerlendirme kuruluşlarınca düzenlenen belgelerin ulusal ve uluslararası alanda kabulünü temin etmek amacıyla 27.10.1999 tarihinde 4457 sayılı kanunla TÜRKAK (Türk Akreditasyon Kurumu) kurulmuş ve AB’nin ilgili kurumları tarafından karşılıklı tanınma gerçekleşmiştir. CE işareti ve yeni yaklaşımın öngördüğü idari sistemin başarıyla çalışıyor olması, ülkemizde bir emisyon ticaret sisteminin kurulmasını kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Bu sistemin varlığı durumunda, karbon vergisinin sadece daha düşük olması veya hiç olmaması yanında, toplanacak verginin AB bütçesi yerine ülkemiz bütçesine yönlendirilmesi mümkün olacaktır.</p>



<p><strong>5) Firma Kaydı</strong></p>



<p>Birlik gümrük bölgesinde kurulan firmalar, gümrük işlemlerini yapabilmek için kuruldukları yerdeki gümrük idarelerine kayıt yaptırırlar. Birlik gümrük bölgesinde yerleşik olmayan firmalar da, gümrük işlemlerini yapacakları yerdeki gümrük idarelerine kayıt yaptırırlar. Ekonomik Operatörler Kayıt ve Kimlik numarası (EORI) kendilerine verilir.</p>



<p>Kayıt; Beyan sahibinin adı, adresi ve iletişim bilgileri,&nbsp; Ekonomik Operatör Kayıt ve Kimlik numarası (EORI), CBAM hesap numarası, her bir ithalatçı için CBAM sertifikalarının kimlik numarası, satış fiyatı, satış tarihi ve teslim tarihi, geri satın alınması veya iptal tarihi ile CBAM kayıt defterinin ayrı bir bölümünde, üçüncü ülkelerdeki operatörler ve tesisler hakkındaki bilgileri içerecektir.</p>



<p>Ülkemizde gümrük işlemlerini yapmak isteyen gerçek/tüzel kişiler, Ticaret Bakanlığı <a href="https://ticaret.gov.tr/uygulamalar">https://ticaret.gov.tr/uygulamalar</a>&nbsp; web sayfasında yer alan Gümrük Eşya Takip ve Analitik Performans Programı (GET-APP) üzerinden başvuruda bulunmaktadır. Firma adına başvuruyu, Yükümlü Kayıt ve Takip Sisteminde kayıtlı, firmayı doğrudan temsile yetkili kişi yapmaktadır. Başvuru sahibinin şirketi temsile yetkili olup olmadığı sistem tarafından Yükümlü Kayıt ve Takip Sisteminden kontrol edildikten sonra, otomatik olarak bir kullanıcı kodu tanımlanmaktadır. Belirlenen kullanıcı kodu, Yükümlü Kayıt ve Takip Sisteminde kayıtlı firma e-posta adresine iletilmektedir.</p>



<p>İthalatçı Tek Pencere Sistemi yetkisi için, Ticaret Bakanlığı e-işlemler menüsünden Tek Pencere Sistemi hizmetine ilişkin şifre başvurusunda bulunur.&nbsp; Başvuruları uygun bulunan ithalatçılara sistem tarafından 1004 (TPS-Gümrük Statü Belgesi) kodlu e-belge ile bu belgeye ait 23 haneli numara verilir. İthalatçılar&nbsp; ilgili bakanlıklara e-devlet üzerinde tek pencere sistemi vasıtasıyla müracaatını yapar, gerekli izinleri alır ve alınan izin ve belgeler beyannamenin detaylı BİLGE II programı Beyan Bölümünde ekli belgeler kısmında görülür. Emisyon Ticaret Sistemi uygulanmaya başladığında, ithalatçı veya gümrük müşaviri Tek Pencere Sisteminden malın ithali için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına müracaatını yapar, aldığı sertifika sayı ve tarihini gümrük beyannamesinin 44 no’lu “Ek Belge”&nbsp; hanesine yazar, gümrük memuru da ithalata yetkili olduğunu gördükten sonra ithale izin verir. Bu nedenle gümrüklerde beklemeler olmaz ve bir takım aksamalar da meydana gelmez.</p>



<p><strong>6) CBAM Sicilindeki Bilgilerin Gizliliği ve İfşası</strong></p>



<p>Yetkili makam veya Komisyon tarafından görevlerin yapılması nedeniyle edinilen, doğası gereği gizli olan veya sır olarak verilen tüm bilgiler mesleki sır yükümlülüğü kapsamındadır. Bu bilgiler, yetkili makam veya Komisyon tarafından, onu sağlayan kişi veya makamın önceden açık izni olmaksızın veya Birlik ulusal yasaları gereğince açıklanmayacaktır. Bir operatör, adını, adresini ve iletişim bilgilerini halka açık hale getirmemeyi tercih edebilir. Yetkili idareler ve Komisyon, bu kişilerin Tüzük kapsamındaki yükümlülüklerine uymalarını ve gümrük mevzuatının uygulanmasını sağlamak amacıyla bu bilgileri birbirleriyle, gümrük idareleriyle, idari veya adli cezaları uygulayacak idarelerle, Avrupa Kamu Savcılığı Ofisiyle paylaşabilecektir.</p>



<p>Ülkemizde firmaların bilgilerinin gizliliği sözkonusudur ve gümrük idarelerinde yetkili memur ancak ilgili makam tarafından istenilen bilgiyi vermek için o firmanın vergi numarası ile Karar Destek Sistemine girmekte ve bilgiyi aldıktan sonra girme nedenini sitemde belirtmektedir. Aksi halde 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili madde hükümlerine göre cezalandırılması sözkonusudur.</p>



<p><strong>7) İthal İzni Başvurusu</strong></p>



<p>AB üyesi ülkede yerleşik ithalatçı malın ithal izni için önce yetkili CBAM makamına başvuracaktır. Başvuruyu gümrük temsilcisi veya müşaviri vasıtasıyla da yapabilecektir. Üçüncü bir ülkenin firması Avrupa Birliği gümrük bölgesine mal ithal etmek isterse ne olur? İthalatçının AB’de yerleşik olmaması halinde, başvurusunu gümrük temsilcisi vasıtasıyla yapacak ve yine gümrük işlemlerini de gümrük temsilcisi ile gerçekleştirecektir.</p>



<p>İthalatçı CBAM kaydı için yetkili makama başvurduğunda, makam CBAM sertifikaları ile ilgili bilgilerine ilişkin bir elektronik veri tabanı CBAM kaydını oluşturacak, kendisine benzersiz bir CBAM hesap numarası (şifresi) ile ithalat yetkisi verecek ve bilgilendirecektir. CBAM şifresi ile CBAM sertifikası alınabilecek, düşümünü ve iadesi yapılabilecektir. Ekonomik faaliyetini durdurması veya yetkisinin iptal edilmesi halinde, Komisyon hesabını kapatacaktır. CBAM makamı sicildeki bilgileri otomatik ve eş zamanlı olarak gümrük idareleri ile diğer yetkili idarelere bildirecektir.</p>



<p>Merkezi AB’de olan firmanın üçüncü ülkedeki şubesinden ithal etmesi halinde durum değişmeyecek, yine CBAM sertifika bedeli ödenecektir. Aradaki ilişki sadece GATT Anlaşması’nın VII. maddesine göre gümrük kıymetini etkileyip etkilemediği bakımından önem arz edecektir. CO2/ton üzerinden alınacağı için malın kıymeti değil, ağırlığı önemli olacaktır.</p>



<p>CBAM makamı, izin başvurusunda bulunan ithalatçıya, başvurunun yapıldığı üye ülkede kurulmuş ve EORİ numarası almış olması (firma kaydının yapılmış olması), gümrük mevzuatı, vergi mevzuatı ile piyasa suiistimali (emniyet ve güvenilirlik koşulu) kurallarının ciddi bir ihlaline veya mükerrer ihlallerine karışmamış ve başvurudan önceki beş yıl içinde ekonomik faaliyetiyle ilgili ciddi suç kaydı olmaması durumunda yetki verecektir. CBAM mevzuatı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek için malın cinsini, GTİP’ni ve operasyonel kapasitesini de beyan edecektir. Başvurusunu istediği zaman geri çekebilecek ve yetkinin verilmesinden sonra yetkiyi etkileyebilecek bir değişikliği, CBAM hesabı aracılığıyla yetkili makama gecikmeksizin bildirecektir.</p>



<p>Yetkili makam, belirtilen koşulların yerine getirilmediğini, sahte belgelerin verildiğini tesbit etmesi, istenilen bilgi ve belgelerin süresinde verilmemesi, beyan sahibinin başvurunun iptalini talep etmesi halinde, yetki talebi ret edilecektir. Ret etme kararında ret sebebi belirtilecektir. İthalatçı, ret kararına karşı ilgili idareye itiraz edebilecek ve yargı yoluna gidebilecektir.</p>



<p><strong>8) CBAM Sertifikalarının Satışı</strong></p>



<p>CBAM makamı, üye ülkede yerleşik yetkili ithalatçılara sertifikaları satacaktır.&nbsp; CBAM sertifikasını benzersiz bir birim kimlik kodu ile oluşturacak satış fiyatını ve satış tarihini, onu satın alan ithalatçının hesabına ulusal sicile kaydedecektir. CBAM ile ithalatçıların AB ETS kapsamındaki yerli üreticilerle aynı karbon fiyatını ödemeleri sağlanacak, AB&#8217;de üretilen ürünler ile başka ülkelerden yapılan ithalatlara eşit muamele yapılacak ve karbon sızıntısı önlenecektir.</p>



<p>O yıl için kotası dolan ithalatçılar ithalatlarını azaltabilecekleri&nbsp; gibi, fazlası olanlardan ek ödenekler de satın alabileceklerdir. Örnek olarak A ve C ithalatçıları, her ikisi de yılda 200 ton mal ithal edeceğini tahmin ediyor. AB&#8217;nin tahsis aşaması kapsamında her birine 200 CBAM sertifikası veriliyor. A ithalatçısı yıl sonunda 180 metrik ton emisyon içeren mal ithal etmiştir. 20 CBAM fazla sertifikası vardır ve bu fazla ödeneklerini satmakta serbesttir. C ithalatçısının ise, 20 Mt CO2 içeren daha fazla mal ithaline ihtiyacı vardır ve C, A’dan ödenekleri satın alabilecektir. Net etki, karbon azaltımına yapılan yatırımın en ucuz yerde gerçekleşmesi ve CO2 emisyonlarının her iki tesise de verilen 400 ödenekle sınırlı olmasıdır.</p>



<p><strong>9) CBAM Sertifikalarının Fiyatı</strong></p>



<p>Komisyon, CBAM sertifikalarının fiyatını, açık artırma ile satılan haftalık sertifika ücretlerinin ortalaması olarak belirleyecektir.</p>



<p>&nbsp;CBAM sertifikalarının fiyatının, açık artırma ile satılan haftalık sertifika ücretlerinin ortalaması olarak belirlenmesi, mevzuatımıza uygun olmasa da, bu konuda özel bir&nbsp; düzenleme yapılabilir. Bu düzenleme fiyat dalgalanmalarını önler, sertifika ücretlerinin hesaplanmasında idari açıdan ve ithalatçı için bir kolaylık sağlar.</p>



<p><strong>10) CBAM Sertifikalarının Teslimi</strong></p>



<p>İthalatçılar veya gümrük müşavirleri, her yıl 31 Mayıs’a kadar bir önceki yılda ithal edilen mallardaki gömülü doğrudan ve dolaylı emisyonları, var ise yurtdışında ödenen herhangi bir karbon vergisini CBAM beyannamesi ile CBAM makamına beyanda bulunacak, emisyonlara karşılık gelen CBAM sertifikalarının CBAM hesabından düşümünü yapacaktır. İthalatçı, her ithalatı için hesabında gerekli sayıda CBAM sertifikasının mevcut olmasını sağlayacak ve gümrük idaresi de yeterli sertifikanın olup olmadığını bedelinin ödenip ödenmediği kontrol edilecektir.</p>



<p><strong>11) CBAM Sertifikalarının Yeniden Satın Alınması</strong></p>



<p>İthalatçı, CBAM sertifikalarını her yıl 31 Mayıs’a kadar teslim ettikten sonra 30 Haziran’a kadar geri alım talebinde bulunabilecek, CBAM sertifikalarını tekrar satın alabilecektir. Geri alıma tabi sertifikaların sayısı, bir önceki yılda ithalatçı tarafından satın alınan toplam CBAM sertifikalarının üçte biri ile sınırlı olacaktır. Her bir CBAM sertifikası için geri satın alma fiyatı, satın alma sırasında o sertifika için yetkili ithalatçı tarafından ödenen fiyat olacaktır.</p>



<p><strong>12) CBAM Sertifikalarının İptali</strong></p>



<p>CBAM makamı her yıl 1 Temmuz’da, bir önceki yıldan önceki yıl içinde satın alınan ve ithalatçının CBAM hesabında kalan tüm CBAM sertifikalarını herhangi bir iade ödeme yapmaksızın iptal edecektir. Örneğin içinde bulunan 2024 yılından bir önceki yılın önceki yılı olan 2022 yılının kalan tüm sertifikaları, geri iade yapılmaksızın iptal edilecektir. İptal edilecek CBAM sertifikalarının miktarına ilişkin bir itirazın olması halinde, itiraz sonuçlanıncaya kadar CBAM makamı sertifikalarının iptalini bekletecektir. Bu hususa göre CBAM sertifikalarının geçerlilik süresi iki yıldır.</p>



<p><strong>13) Gümrük İdaresince Yapılacak İşlemler</strong></p>



<p>CBAM’a tabi malların gümrük işlemleri, AB gümrük mevzuatı kapsamında yapılacaktır. Ülkemizde de CBAM’a tabi malların Serbest Dolaşıma Giriş Rejimi, Dâhilde İşleme Rejimi, Gümrük Kontrolü Altında İşleme Rejimi ve Nihai Kullanıma tabi tutulması halinde, ithalatçılar gümrük beyannameleri ile gümrük tarife pozisyonları (GTİP), kıymeti, menşei ülkesi,&nbsp; malın ton cinsinden miktarını beyan eder. Yetkili Bakanlığın Tek Pencere Sistemi üzerinden elektronik olarak düzenleyeceği CBAM&nbsp; sertifikasını gümrük idareleri kontrol eder ve iznin olması halinde işlemini gümrük mevzuatına göre yapar. Sertifika bedelinin gümrük idaresince tahsil edilmemesi halinde, KDV matrahına dahil edilmez. CBAM sertifikasını vermeye yetkili Bakanlık ile gümrük idareleri tek pencere sistemini kullandıkları için, CBAM’a yetkili bakanlık ithalatçının mükellef numarasını, CBAM hesap numarasını, ithal edilen malın GTİP’nu, miktarını, menşe ülkesini, gümrük beyannamesinin tarih ve sayısını aynı anda görür ve takibini yapar, ithalatın sonunda CBAM hesabından sertifika miktarının düşümünü yapar.</p>



<p><strong>14) Gömülü Emisyonların Doğrulanması</strong></p>



<p>İthalatçı, gömülü emisyonların raporlanması için 31 Mart&#8217;a kadar ulusal akredite doğrulayıcı kuruluşa müracaat edecek, akreditasyon kuruluşu Ek VI’ da belirtilen esaslara göre, yerleşik gömülü emisyonları ton-kWh olarak tesbit ettikten sonra, düzenlediği belgeyi ithalatçıya verecek ve belge CBAM beyannamesine eklenecektir. Üçüncü ülkedeki tesislerde üretilen mallardaki gömülü emisyonlar için ithalatçı, kendisine ihracatçı tarafından rapor edilen doğrulanmış bilgileri kullanmayı da seçebilecektir.</p>



<p>Ülkemizde 17.05.2014 tarihli ve 30258 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Tüzük” kapsamında toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yarısını teşkil eden sera gazı emisyonları, tesis seviyesinde izlenmektedir. Doğrulama iş ve işlemlerinde teknik ve idari hususlar ile uyulması gereken genel kurallar, 02.12.2017 tarihli ve 29068 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Sera Gazı Emisyon Raporlarının Doğrulanması ve Doğrulayıcı Kuruluşların Akreditasyonu Tebliği” ile belirlenmiştir.</p>



<p><strong>15) İthalatçının Yükümlülüğü</strong></p>



<p>İthalatçı veya gümrük müşaviri her yıl 31 Mayıs’a kadar bir önceki yılda ithal edilen malların GTİP ve ton cinsinden miktarını, menşei ülkesini, malların üretimi için kullanılan teknolojiyi gösterir üretim yollarını ve (dahilde işleme rejimi kapsamında ithal edilen mallar dahil) toplam gömülü emisyonları, megavat-saat elektrik başına ton CO2 emisyonu, ithal edilen mallara gömülü emisyonlar için menşe ülkede ödenen karbon fiyatı bilgilerini&nbsp; beyan edecek, akredite doğrulayıcılar tarafından düzenlenen doğrulama raporlarının nüshasını beyannameye ekleyecektir. Beyanname ile, emisyonlara karşılık gelen CBAM sertifikalarını teslim edecek, sertifika bedelini ödeyecektir. Hariçte işleme rejimi kapsamında işlenmiş ürünler olması halinde, sadece Birliğin gümrük bölgesi dışında gerçekleştirilen işleme faaliyetinin emisyon raporlarını beyan edecektir. Hariçte işleme faaliyeti yapılan ülkede CBAM sertifikası ödendiğinden, yurda girişte ayrıca ödenmeyecektir.&nbsp; İthal edilen malların mahrece iade edilmesi halinde, bu mallara ilişkin toplam gömülü emisyonları ‘sıfır’&nbsp; olarak beyan edecek ve ödediği sertifika bedeli hesabına iade edilecektir.</p>



<p>Örneğin, AB’ de yerleşik ithalatçı veya gümrük müşaviri 2023 yılında 1.000 ton CBAM sertifikasına tabi mal ithal ettiğinde, 31 Mayıs 2024 tarihine kadar yukarıda belirtilen bilgileri yetkili makama beyan edecek ve doğrulayıcılar tarafından düzenlenen doğrulama raporlarının nüshasını beyannameye ekleyecektir. Avrupa Birliği’nin Emisyon Ticareti Programı’nda (ETS) işlem gören emisyon ödeneklerinin fiyatı, Şubat 2023’te metrik ton CO2 başına 15,7 € olduğu dikkate alındığında, ithalatçının ödeyeceği 1000 ton x 15.7 € = 15.700 € olacaktır.</p>



<p><strong>16) Üretici ve İhracatçının Yükümlülüğü</strong></p>



<p>AB’deki ithalatçının&nbsp; emisyon bilgilerini AB üyesi olmayan ülkelerdeki üretici, ihracatçı firmalardan da toplaması ülkelerdeki tesislerde üretilen mallardaki gömülü emisyonlar için akredite kuruluş tarafından verilen raporu kullanabilmesi ve ihracatçı tarafından ödenen sertifika bedelinin düşüm yapılmasını talep edebilmesi için, üretici ve ihracatçıların da emisyon bilgilerini raporlama, saklama ve ithalatçıya vermesi gerekecektir.</p>



<p><strong>17) Gömülü Emisyonların Hesaplanması</strong></p>



<p>Gömülü emisyonlar, bir malın üretimi sırasında ortaya çıkan karbon emisyonlarının toplamıdır.&nbsp; Ek I listede belirtilen mallardan çimento, gübre ve elektrik için gömülü emisyonlar, Ek II’de listede yer alan demir-çelik, Alüminyum ve hidrojen için de doğrudan emisyonlar Ek IV’te belirtilen yöntemlere göre hesaplanacaktır. Ek I de listelenen elektrik dışındaki mallardaki gömülü emisyonlar, Ek IV’ün 2. Ve 3. Maddelerinde belirtilen yöntemlere uygun olarak fiili emisyonlara dayalı olarak hesaplanacaktır. Dolaylı emisyonların yanı sıra gerçek emisyonların yeterince belirlenemediği durumlarda, gizli emisyonlar, Ek IV’ün 4.1 maddesinde belirtilen yöntemlere uygun olarak varsayılan değerlere göre belirlenecektir.</p>



<p>Dolaylı emisyonlar, malların üretimi sırasında tüketilen elektrik üretiminden kaynaklanan emisyonlar anlamına gelmektedir.</p>



<p>Spesifik gömülü emisyonlar, bir ton malın gömülü emisyonları anlamına gelir ve bir ton mal başına ton CO2 e emisyonu olarak ifade edilir.</p>



<p>Gömülü emisyon hesaplamasında, malların “basit mal” veya “karmaşık mal” olmasına göre hesaplama unsurları da değişecektir.</p>



<p>Basit mallar: Yalnızca sıfır gömülü̈ emisyona sahip girdi malzemeleri ve enerjiler (örneğin rüzgar, güneş enerjisi gibi) ile üretilen mallar anlamına gelir. Bu tür mallara örnek olarak yiyecek, içecek, tütün ve fosil yakıtlar, maden cevherleri veya hurda metal ile biyokütle yakıtları verilebilir. Basit malların spesifik fiili gömülü emisyonlarının hesaplanmasında, doğrudan ve dolaylı emisyonlar hesaba katılacaktır.</p>



<p>Karmaşık Mallar: Üretim sürecinde girdi olarak kullanılan basit mallar ile hammadde olarak kullanılan endüstriyel mallardır.</p>



<p>Karmaşık mallar için hesaplama: malın üretim aşamasında tüketilen malzemelerin gömülü emisyonları ile diğer üreticilerden alınan CBAM kapsamındaki girdilerin üretiminde salınan sera gazlarının toplamı üzerinden hesaplanacaktır.</p>



<p><strong>18) Üçüncü Ülkede Ödenen Karbon Bedeli</strong></p>



<p>İthal edilen maldaki gömülü emisyonlar için menşe ülkede ihracatçı tarafından sertifika bedelinin ödenmesi halinde, ithalatçı CBAM sertifikalarının düşüm yapılmasını talep edebilecektir. Sertifika bedelinin düşümünün yapılabilmesi için, ihracatçının bulunduğu ülkede Emisyon Ticaret Sisteminin kurulması ve AB ile aralarında ETS’lerini bağlayan bir anlaşmanın olması gerekir.</p>



<p>İthalatçı, beyan edilen gizli emisyonların, malların menşe ülkesinde fiilen ödenmiş bir karbon fiyatına tabi olduğunu göstermek için gereken bilgilerin kayıtlarını tutacak ve beyanın sunulduğu yıldan sonra dördüncü yılın sonuna kadar saklayacaktır. Bu belgelerde yer alan bilgiler, ithalatçıdan ve menşe ülke idarelerinden bağımsız bir kuruluş tarafından onaylanacaktır. Bu bağımsız kuruluşun adı ve iletişim bilgileri belgelerde yer alacaktır. Ayrıca karbon fiyatının fiilen ödendiğine dair belgeleri de saklayacaktır.</p>



<p><strong>19) Üçüncü Ülkelerdeki Operatörlerin Tescili</strong></p>



<p>AB Komisyonu, üçüncü bir ülkede bulunan bir üretici firma sahibi veya temsilcisinin talebi halinde CBAM siciline kaydını yapacak, kendisine bildirecektir. Kayıt, tesisi işletene tebliğ tarihinden itibaren beş yıllık bir süre için geçerli olacaktır.</p>



<p>Operatör, firmada üretilen eşyanın cinsine göre, Ek IV&#8217;te belirtilen yöntemlere göre hesaplanan gömülü emisyonları belirlemek, gömülü emisyonların, akredite edilmiş bir doğrulayıcı tarafından Ek VI&#8217;da belirtilen doğrulama ilkelerine uygun olarak doğrulanmasını sağlamak, doğrulama raporunun bir nüshasını ve ayrıca Ek V&#8217;te belirtilen gerekliliklere uygun olarak mallardaki gömülü emisyonları hesaplamak için gereken bilgilerin kayıtlarını, doğrulamanın gerçekleştirilmesinden sonra dört yıllık bir süre boyunca saklamak hakkına sahip olacaktır. Gömülü emisyonların doğrulanmasına ilişkin bilgileri ithalatçıya verebilecek, ithalatçı da yükümlülüğünü yerine getirmek için kendisine verilen bilgileri kullanabilecektir.</p>



<p>Operatör, istediği zaman CBAM sicilinden kaydının silinmesini isteyebilir. Komisyon, bu tür bir talep üzerine bu operatöre ve kurulumuna ilişkin bilgileri CBAM kayıt defterinden siler. Komisyon, söz konusu işletmecinin verdiği bilgilerin doğru olmadığını tespit etmesi halinde de, işletmeciye (operatöre) dinlenilme imkanı verir, ilgili makamların da görüşünü aldıktan sonra kaydını siler. Komisyon, kayıt silme işlemlerini CBAM makamına ve gümrük idaresine bildirir.</p>



<p><strong>20) Kayda Bağlı İhracat</strong></p>



<p>Devlet tarafından planlamasının yapılabilmesi amacıyla, söz konusu malların ihracatı yapılmadan önce İhracatçılar Birliğine kayıt ettirilmesi, ihracı kayda bağlı ihracatın yapılması anlamındadır. Elektronik ortamda yürüyen bu işlem, Gümrük Beyannamesi Birlik Onayı aşamasında yapılır ve her hangi bir ilave iş yükü getirmez. Şu anda gübre, çimento kayda bağlı ihracat listesindedir. CBAM kapsamı diğer mallar da listeye alınabilir.</p>



<p><strong>21) Serbest Bölgeler</strong></p>



<p>CBAM, AB dışındaki ülkelerden AB gümrük bölgesine ithal edilen kapsam dahilindeki ürünler için geçerli olacaktır. Avrupa Birliğinin gümrük bölgesi, 27 üye ülkenin siyasi sınırları, karasuları, iç suları ve hava sahasını kapsar. Serbest bölgeler milli sınırlar içinde olmakla birlikte, gümrük işlemlerinin uygulanması bakımından yurt dışı sayılan hallerden sayılmaktadır. Üçüncü ülkelerden AB serbest bölgelerine yapılan ithalat, ihracat CBAM kapsamına girmez, CBAM hükümleri uygulanmaz.</p>



<p><strong>22) Cezalar</strong></p>



<p>Bir önceki yılda ithal edilen mallara gömülü emisyonlara karşılık gelen CBAM sertifikalarının her yıl 31 Mayıs&#8217;a kadar teslim edilmemesi halinde ithalatçı, her bir ton fazla emisyon için ortalama 110 € emisyon cezası ile cezalandırılacaktır. Ceza ile sertifika bedelini de ödeyecektir. Örnek olarak 30 ton X 110 = 3.300 avro emisyon cezası ve 30 tona tekabül eden sertifika bedeli tahsil edilecektir.</p>



<p>İthalata yetkisi olmayan kişi tarafından ve CBAM tüzüğünde belirtilen yükümlülüklere uymadan AB gümrük bölgesine mal ithal veya ithale teşebbüs edilmesi halinde, bu kişi yukarıda belirtilen cezanın üç ila beş katı arasında bir tutar ile cezalandırılacaktır. Cezaya karşı idareye itiraz edilebilecek ve yargı yoluna gidilebilecektir.</p>



<p><strong>III. CBAM SERTİFİKASININ HUKUKİ YÖNÜ</strong></p>



<p>Bir mal veya hizmetin verginin konusu olabilmesi yani vergilendirilebilmesi için, standartlaştırılması, standardizasyona tabi tutulması ve sertifika (bir hakkı belirten resmi belge) verilmesi gerekir. Sera Gazları da ISO (Uluslararası Standardizasyon Örgütü) tarafından standartlaştırılmış, 14064-3 2019 ile Sera Gazı Beyanlarının Doğrulanması ve Onaylanması Standardı belirlenmiştir.</p>



<p>AB’nin iç piyasasını düzenleyen “Emisyon Ticaret Sisteminin” tamamlayıcı parçası olan CBAM sertifikası, ek bir mali yük olsa da vergi olarak tanımlanmamıştır. Fakat CBAM Tüzüğü 4. Bütçe Uygulamaları<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a>&nbsp; bölümünde yer alan CBAM idareleri tarafından elde edilen gelirlerin çoğunun AB bütçesine aktarılacağı hususu dikkate alındığında, CBAM sertifikasının vergi olarak adlandırılmamasına rağmen, bütçeye gelir kaydedilmesi nedeniyle, bir amme alacağı, kamu geliri olduğu söylenebilir. Adının vergi, resim, harç veya sertifika olması, kamu geliri olması niteliğini değiştirmez.</p>



<p>Dış ticarette herhangi bir mali yükümlülük vergi olarak isimlendirildiği takdirde, Dünya Ticaret Örgütü’nün sınırlamalarına tabi olmaktadır ve bu nedenle Avrupa Birliği de CBAM sistemi vergi veya ek mali yükümlülük olarak tanımlamaktan kaçınıp, “ayarlama/uyarlama” kavramlarını tercih etmektedir.</p>



<p><strong>IV. ÜLKEMİZDE ETS İLGİLİ DÜZENLEME</strong></p>



<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan İklim Kanunu taslağının&nbsp; 7/(2) maddesinde &#8220;Emisyon Ticareti Sistemi kapsamında yer alan işletmelerin, sera gazı emisyonuna neden olan faaliyetlerini yürütebilmesi için İklim Değişikliği Başkanlığından&nbsp; sera gazı emisyon izni alması zorunludur&#8221; hususu ile salındığı kabul edilen karbonun piyasasının&nbsp; düzenlemesi ve tahsisatların tanımı ve fiyatının belirlenmesinde kullanılacak yöntemlere ilişkin 8/1 Maddesinde &#8221; Tahsisatlar; farklılaştırılmamış nitelikte, devredilebilen, kaydi olarak ihraç edilen ve belirli bir süre boyunca bir ton karbondioksit eşdeğerinde emisyon izni sağlayan 6362 sayılı Kanun 3 üncü maddesinde belirtilen anlamda sermaye piyasası araçlarıdır&#8221; hususları yer almış, CBAM’a tabi mallar, malların ithali, ithal izni, ithale yetkili ithalatçı, CBAM sertifikası, alımı, satışı, iadesi, düşümü, gümrük idarelerince yapılacak işlemlere ilişkin hususlar yer almamıştır. CBAM konusu malların ithalinin de sertifikaya tabi olması vb. düzenlemelerin yapılması, AB’ ETS ile uyumlaştırılması gerekir ki AB ve ülkemizdeki ithalatçılar ödeyecekleri sertifikadan indirim yapılmasını karşılıklı olarak talep edebilmeliler.</p>



<p><strong>V. SONUÇ</strong></p>



<p>Yeşil Dönüşüm dijitalleşme ile birlikte düşünüldüğünde, büyük miktarda hammadde (özellikle nadir toprak elementleri) ve enerjiye gereksinim duyulacaktır. Bu dönüşümün, her ne kadar açık bir şekilde söylenmese de, sadece güneş veya rüzgâr gibi enerji kaynaklarıyla hayata geçirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Kesintisiz bir şekilde ve yüksek düzeyde enerjiye ihtiyaç duyan demir-çelik fabrikalarını veya veri merkezlerini doğanın keyfine kalacak şekilde sadece güneş ve rüzgâr enerjisiyle ayakta tutmayı planlamak akılcı değildir. Bırakın demir çelik fabrikasını, aklı başında bir aile reisi bile kışın soğuğu geldiğinde evindeki bebeğin kaderini güneşin rüzgarın keyfine bırakamaz. Kaldı ki, yenilebilir enerjinin depolanması konusunda önemli sıkıntıların olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu nedenlerle, AB’nin füzyon nükleer enerji araştırma projesi olan ITER, TOKAMAK veya Asya ülkelerinde yapılan füzyon nükleer enerji araştırmalarının somut sonuçları ortaya çıkmadan, ne yakın zamanda Japonya&#8217;da gerçekleştirilen G7 Bildirgesi&#8217;nde vurgulanan iddialı hedefler, ne de AB Yeşil Mutabakatının iyi tasarlanmış zaman çizelgesi ve hedeflerini hayata geçirmek mümkün bulunmamaktadır. Basından takip edildiğinde, bu çalışmaların belirli bir aşamaya geldiği, ancak insanlığın bir sonraki enerji tabanım oluşturma konusunda zamana ihtiyacı olduğu görülecektir. İşte tam bu noktada Türkiye&#8217;nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde yarım yüzyıldan daha uzun bir zamandır yaptığı yatırım ve ülkemizin kurulduğu tarihten bu yana güvenilir ciddi bir ülke olmasının olumlu sonuçlarının bir kez daha alınabileceği bir aşamayı yaşamaktayız. Çerçeve Programları gibi Birlik programlarına aktif katılım sağlayarak bu teknolojilere ülkemizin katılımcı olarak ulaşımını sağlamak, 21. yüzyılda dünyadaki hızlı değişime bir kez daha başarılı bir şekilde uyum sağlamış Türkiye olarak ortaya çıkmanın önem arz eden koşullarından birisidir. Bu konu sadece devletin yapacağı bir iş değildir; akademi, özel sektör ve üniversitelerin başarılı işbirlikleri gerçekleşmeleri halinde, yeşil dönüşümün alt yapısının kurulması ve firmalarımızın hızlı ve düşük maliyetli bir şekilde kendilerini uyarlayarak, Türkiye&#8217;nin 10-15 yıl içinde ortaya çıkması öngörülen İklim Kulübü içinde yer almasını sağlamaları mümkün bulunmaktadır. Bu durum sadece Türkiye&#8217;nin değil, etrafımızdaki kardeş halklar ve Türki Cumhuriyetler için de önemli avantajlar sağlayacaktır.</p>



<p>Toparlamak gerekirse denebilir ki, CBAM süreci gibi süreçler için zor olan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurmak değildir, Tek Pencere Sistemini uygulamak da değildir, zira Türkiye bu konularda önemli tecrübe sahibi olup, bu sistemleri kolayca kurabilecek beşeri sermaye ve donanıma da sahiptir. Önemli olan yeni yüzyılın ihtiyaç duyulan teknolojilerine milli bir şekilde ulaşım sağlayabilmektir.</p>



<p>Ülkemizin Gümrük Birliği&#8217;ne girişi toplumsal mutabakatın temin edilmesi açısından zorlu bir süreç olmuştu. O günlerde bu sürecin ülkemize olumlu katkıları konusunda kuşku duyanlara hak vermemek mümkün değildi, çünkü süreç pek çok belirsizlik taşıyordu. Ancak artık ülkemiz çok daha deneyimlidir ve pek çok küresel gelişmeyi kendi lehine kaldıraç olarak kullanabilecek konum ve beceriye sahiptir. Bu nedenle, bu sefer benzer tartışmalar yaşanmadan, her kesim bir an önce ülkemizde hâlihazırda yapılmakta olan çalışmalara nasıl katkı sağlayabilirim çabası içinde olması gerekmektedir.</p>



<p>Sonuç olarak, AB ile Gümrük Birliğimiz CBAM konusunda bir muafiyet sağlamamaktadır. Bu nedenle, yeşil enerji ve üretime uyum konusunda yukarıda belirtilenlere ek olarak, aşağıdaki hususların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir.</p>



<p>&#8211; AB’nin ETS’si ile uyumlu bir Emisyon Ticaret Sisteminin kurulması,</p>



<p>&#8211; AB ile ETS&#8217;yi bağlayan bir anlaşmanın yapılması,</p>



<p>&#8211; CBAM konusu malların ithalinde de ülkemizde CBAM sertifikasının tahsil edilmesi,</p>



<p>&#8211; Uluslararası doğrulayıcı kuruluşlar tarafından emisyon oranlarının raporlanmasının sağlanması ve bu sürecin mümkün olduğu kadar yerel kuruluşlar tarafından yapılması yönünde çaba gösterilmesi.</p>



<p>Bu durumda AB&#8217;deki ithalatçı, karbon fiyatının menşe ülkede fiilen ödenen karbon vergisinin veya sertifikasının indirimini talep edebilecek ve &#8220;kirleten öder” ilkesi gereğince de bu ek mali yükümlülüğü ihracatçıya yansıtmayacaktır. Ülkemizin oluşturacağı etkili bir CBAM ve emisyon salınımını kontrol sisteminin AB&#8217;nin oluşturduğu sistem ile eşleşmesi ve bu durumun AB tarafından tanınması durumunda, ihracatçılarımız CBAM&#8217;ın getirdiği ek mali yükümlülüklerden indirim talep edilebilecek veya ödemeyeceklerdir. Ülkemizin en büyük ticaret ilişkisi olan AB&#8217;nin CBAM ile uyumlu çevre ve karbon fiyatlama politikaları izlemesi ve aynı politikayı izleyen ülkeler ile ticaretini geliştirme yönünde bir dış ticaret politikası izlemesi ülkemizin lehine olacaktır. Ayrıca, CBAM sertifikası ödemesinin AB&#8217;ye yapılmaması, ülkemiz bütçesine gelir kaydedilmesi ve böylece yeşil ve dijital dönüşüm projelerinin finansmanında kullanılması, yeşil ve dijital dönüşümün hızını artırırken daha az sıkıntılı bir süreç yaşanmasına katkı sağlayacaktır.</p>



<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p>‘Carbon Border Adjustment Mechanism: Questions and Answers’, Avrupa Birliği Web Sayfası, <a href="https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/qanda_21_3661">https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/qanda_21_3661</a>, son ulaşım: 19.06.2023</p>



<p>‘International Carbon Market’, Avrupa Birliği Web Sayfası, <a href="https://climate.ec.europa.eu/eu-action/eu-emissions-trading-system-eu-ets/international-carbon-market_en">https://climate.ec.europa.eu/eu-action/eu-emissions-trading-system-eu-ets/international-carbon-market_en</a>, son ulaşım: 19.06.2023</p>



<p>‘Regulation (EU) 2023/956 Of The European Parliament and of the Council Of 10 May 2023 Establishing A Carbon Border Adjustment Mechanism’, Avrupa Birliği Web Sayfası, <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32023R0956">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32023R0956</a>, son ulaşım: 19.06.2023</p>



<p>‘Regulation (EU) No 952/2013 of the European Parliament and of the Council of 9 October 2013 Laying Down the Union Customs Code’, Avrupa Birliği Web Sayfası, <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex%3A32013R0952">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex%3A32013R0952</a>, son ulaşım: 19.06.2023</p>



<p>‘Commission Implementing Regulation (EU) 2018/2067 of 19 December 2018 on the Verification of Data and on the Accreditation of Verifiers Pursuant To Directive 2003/87/EC of the European Parliament and of the Council’, Avrupa Birliği Web Sayfası, <a href="https://eur-lex.europa.eu/eli/reg_impl/2018/2067/oj,">https://eur-lex.europa.eu/eli/reg_impl/2018/2067/oj,</a> son ulaşım: 19.06.2023</p>



<p><a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/HTML/?uri=CELEX:52021PC0564&amp;rid=9">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/HTML/?uri=CELEX:52021PC0564&amp;rid=9</a>&nbsp; son ulaşım: 10.10.2023</p>



<p>‘CBAM Certificates’, Glowacki Law Firm, <a href="https://emissions-euets.com/cbam-certificates">https://emissions-euets.com/cbam-certificates</a>&nbsp; son ulaşım: 19.06.2023</p>



<p>‘Which Countries Have a Carbon Emissions Trading System?, 2020’, Our World in Data, <a href="https://ourworldindata.org/grapher/carbon-emissions-trading-system">https://ourworldindata.org/grapher/carbon-emissions-trading-system</a>, son ulaşım: 19.06.2023</p>



<p>Timothé Beaufils, Hauke Ward, Michael Jakob, Leonie Wenz, ‘Assessing Different European Carbon Border Adjustment Mechanism Implementations and Their Impact on Trade Partners’, <a href="https://www.nature.com/articles/s43247-023-00788-4">https://www.nature.com/articles/s43247-023-00788-4</a>&nbsp; son ulaşım: 19.06.2023</p>



<p>Sigit Perdana, Marc Vielle, ‘Making the EU Carbon Border Adjustment Mechanism Acceptable and Climate Friendly for Least Developed Countries’ <a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0301421522004645">https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0301421522004645</a>&nbsp; son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>David E. Bond, James Killick, Sara Nordin, William De Catelle, Guillermo Giralda Fustes, William Grazebrook, Matt Solomon, ‘The EU Agreement on a Carbon Border Adjustment Mechanism’, <a href="https://www.whitecase.com/insight-alert/eu-agreement-carbon-border-adjustment-mechanism#:~:text=Reporting">https://www.whitecase.com/insight-alert/eu-agreement-carbon-border-adjustment-mechanism#:~:text=Reporting</a> obligations during transition period,the end of each quarter, son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘Greenhouse Gases — Part 3: Specification with Guidance for the Verification and Validation of Greenhouse Gas Statements’,&nbsp; International Organization for Standardization</p>



<p><a href="https://www.iso.org/obp/ui/#iso:std:iso:14064:-3:ed-2:v1:en">https://www.iso.org/obp/ui/#iso:std:iso:14064:-3:ed-2:v1:en</a> son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘ISO 14064-3 2019 Standardı Nedir Sera Gazı Beyanlarının Doğrulanması ve Onaylanması Standardı’, AURA Belgelendirme Doğrulama Muayene Eğitim <a href="https://www.seragazidogrulama.com/iso-14064-3-standardi-nedir-sera-gazi-beyanlarinin-dogrulanmasi-ve-onaylanmasi-standardi">https://www.seragazidogrulama.com/iso-14064-3-standardi-nedir-sera-gazi-beyanlarinin-dogrulanmasi-ve-onaylanmasi-standardi</a>, son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘Customs Formalities for Low Value Consignments’, Avrupa Birliği Web Sayfası, <a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs-4/customs-procedures-import-and-export-0/customs-procedures/customs-formalities-low-value-consignments_en">https://taxation-customs.ec.europa.eu/customs-4/customs-procedures-import-and-export-0/customs-procedures/customs-formalities-low-value-consignments_en</a>, son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘Consolidated text: Commission Implementing Regulation (EU) 2018/2067 of 19 December 2018 on the Verification of Data and on the Accreditation of Verifiers pursuant to Directive 2003/87/EC of the European Parliament and of the Council’, Avrupa Birliği Web Sayfası, <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A02018R2067-20210101">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A02018R2067-20210101</a>, son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘Emissions Reporting for the EU Emissions Trading System and Information on Release of Verified Emissions Data and Compliance Information for 2019’, Avrupa Birliği Web Sayfası <a href="https://climate.ec.europa.eu/news-your-voice/news/emissions-reporting-eu-emissions-trading-system-and-information-release-verified-emissions-data-and-2020-03-26_en">https://climate.ec.europa.eu/news-your-voice/news/emissions-reporting-eu-emissions-trading-system-and-information-release-verified-emissions-data-and-2020-03-26_en</a>, son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>Average Closing Spot Prices of European Emission Allowances (EUA) from 2010 to 2022, <a href="https://www.statista.com/statistics/1329581/spot-prices-european-union-emission-trading-system-allowances/">https://www.statista.com/statistics/1329581/spot-prices-european-union-emission-trading-system-allowances/</a>, son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘European Union: “FIT FOR 55”- Carbon Border Adjustment Mechanism Regulation Signed’, <a href="https://www.globalcompliancenews.com/2023/05/18/https-insightplus-bakermckenzie-com-bm-tax-european-union-fit-for-55-european-union-carbon-border-adjustment-mechanism-regulation-signed_05112023/">https://www.globalcompliancenews.com/2023/05/18/https-insightplus-bakermckenzie-com-bm-tax-european-union-fit-for-55-european-union-carbon-border-adjustment-mechanism-regulation-signed_05112023/</a>, son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>Chrıstiana Jansen, ‘3 Leading Countries in Climate Policy’, <a href="https://earth.org/countries-climate-policy/#:~:text=In%20order%20to%20alleviate%20the,leading%20countries%20in%20climate%20action">https://earth.org/countries-climate-policy/#:~:text=In%20order%20to%20alleviate%20the,leading%20countries%20in%20climate%20action</a>. son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>Ahmet Atıl Aşıcı, ‘Türkiye’nin Yeşil Ekonomi Yolculuğu ve İklim Hedefleri’, <a href="https://www.ilkeanaliz.net/2023/06/05/turkiyenin-yesil-ekonomi-yolculugu/?utm_source=yesilbuyume.beehiiv.com&amp;utm_medium=newsletter&amp;utm_campaign=yesil-buyume-">https://www.ilkeanaliz.net/2023/06/05/turkiyenin-yesil-ekonomi-yolculugu/?utm_source=yesilbuyume.beehiiv.com&amp;utm_medium=newsletter&amp;utm_campaign=yesil-buyume-</a> , son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘G7 Hiroshima Leaders’ Communiqué May 20, 2023’, European Council, <a href="https://www.consilium.europa.eu/media/64497/g7-2023-hiroshima-leaders-communiqu%C3%A9.pdf&nbsp; ">https://www.consilium.europa.eu/media/64497/g7-2023-hiroshima-leaders-communiqu%C3%A9.pdf&nbsp; </a>son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘Research and Innovation for the European Green Deal, AB Komisyonu, <a href="https://research-and-innovation.ec.europa.eu/strategy/strategy-2020-2024/environment-and-climate/european-green-deal_en">https://research-and-innovation.ec.europa.eu/strategy/strategy-2020-2024/environment-and-climate/european-green-deal_en</a>&nbsp; son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>ETS ve Karbon Fiyatlandırma Uygulayan Ülkeler, International Carbon Action Partnership, <a href="https://icapcarbonaction.com/en/ets">https://icapcarbonaction.com/en/ets</a>&nbsp; son ulaşım: 14.10.2023</p>



<p>‘G7 Climate Club’,  Avrupa Parlamentosu,<a href="https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/ATAG/2023/739385/EPRS_ATA(2023)739385_EN.pdf">https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/ATAG/2023/739385/EPRS_ATA(2023)739385_EN.pdf</a>  son ulaşım: 14.10.2023</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a> <a href="https://www.consilium.europa.eu/media/64497/g7-2023-hiroshima-leaders-communiqu%C3%A9.pdf">https://www.consilium.europa.eu/media/64497/g7-2023-hiroshima-leaders-communiqu%C3%A9.pdf</a></p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a> Bir iklim kulübünün ardındaki fikrin kökleri, ilk olarak 1965&#8217;te Buchanan tarafından önerilen kulüp teorisine dayanmaktadır. Kulüp teorisi, uluslararası anlaşmalardaki bedavacılık (free riding) eğiliminin üstesinden gelmek için bir &#8220;kulüpler&#8221; mekanizmasına ihtiyaç duyulduğunu varsayar. 2015 yılında, Nobel Ödülü sahibi William Nordhaus ise hedef karbon fiyatları ile ticari yaptırımları birleştiren iklim kulüpleri önererek çevre politikası bağlamında sözkonusu konsepti daha da geliştirmiştir. 2021&#8217;de, dönemin Almanya maliye bakanı Olaf Scholz, uluslararası toplumun iklim dostu bir dönüşüme yönelik ortak adımlar atmasına yardımcı olacak bir uluslararası iklim kulübü oluşturma fikrini destekledi. Haziran 2022&#8217;de Almanya Schloss Elmau&#8217;daki zirvesinde G7, yeni bir uluslararası iklim formatı &#8211; bir iklim kulübü &#8211; keşfetme niyetini açıklamış ve bu konuda bir bildiri kabul etmiştir. <a href="https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/ATAG/2023/739385/EPRS_ATA(2023)739385_EN.pdf">https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/ATAG/2023/739385/EPRS_ATA(2023)739385_EN.pdf</a></p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a> <a href="https://research-and-innovation.ec.europa.eu/strategy/strategy-2020-2024/environment-and-climate/european-green-deal_en">https://research-and-innovation.ec.europa.eu/strategy/strategy-2020-2024/environment-and-climate/european-green-deal_en</a></p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a> <a href="https://icapcarbonaction.com/en/ets">https://icapcarbonaction.com/en/ets</a></p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a> <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/HTML/?uri=CELEX:52021PC0564&amp;rid=9">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/HTML/?uri=CELEX:52021PC0564&amp;rid=9</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
