<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>European Green Deal &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<atom:link href="https://tiud.org.tr/tag/european-green-deal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<description>Ticaret Uzmanları Derneği</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jan 2026 14:13:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2021/12/cropped-tiud_logo_icon-32x32.png</url>
	<title>European Green Deal &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Düşman Kardeşler: Yeşil ve Dijital Dönüşüm İkilemi</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2026/01/26/dusman-kardesler-yesil-ve-dijital-donusum-ikilemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Can Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 19:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 68]]></category>
		<category><![CDATA[Digitalization]]></category>
		<category><![CDATA[Dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Energy Paradox]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji Paradoksu]]></category>
		<category><![CDATA[European Green Deal]]></category>
		<category><![CDATA[İkiz Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Triple Transition]]></category>
		<category><![CDATA[Twin Transition]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüz Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Mutabakat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=8452</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemde küresel ekonomi, hem iklim krizine karşı alınan yeşil önlemler hem de yapay zekâ, bulut bilişim, nesnelerin interneti ve büyük veri gibi dijital teknolojilerin hızla yayılması ile eşzamanlı olarak iki dönüşüm ekseninde evrilmektedir. Buna karşın, bu çalışmada kâğıt üzerinde birbirini tamamlayan bu iki sürecin, pratikte enerji talebi ve kaynak kısıtları nedeniyle çatışan hedeflere, yani birer "düşman kardeşe" dönüşebileceği ortaya konmaktadır.

Dijital teknolojilerin özellikle veri merkezleri ve yapay zekâ hesaplama yükleri aracılığıyla ortaya çıkardığı yüksek enerji talebi fosil yakıtlardan çıkış stratejilerini zayıflatmakta ve dijitalleşme, karbon ölçümleme, akıllı şebekeler ve dijital ikiz sistemleri gibi yeşil dönüşüm bileşenleri için vazgeçilmez bir altyapı sunmaktadır. Bu ikilem, sadece teknik değil politik-ekonomik bir meseleye dönüşmekte; kritik madenlere olan bağımlılık, gelişmekte olan ülkelerde artan dönüşüm maliyetleri ve kurumsal kapasitelerdeki sınırlılıklar da eklendiğinde, ikiz dönüşüm sürecinin karmaşıklığı derinleşmektedir. Bu kapsamda çalışmayla birlikte dönüşüm süreçlerinin birbirlerini uğrattığı sekte sadece teknik bir sorun olarak değil; kritik madenlere erişim, enerji jeopolitiği ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki "ikiz baskı" gibi politik ekonomi boyutlarıyla ele alınmaktadır.

Çalışmada ayrıca Türkiye için içine yerli dönüşümün de dahil edildiği ‘üçüz dönüşüm’ süreci için politika önerileri geliştirilmekte; dijitalleşme hızının yenilenebilir enerji kapasitesiyle senkronize edildiği ve yerli teknolojik yetkinliklerle desteklendiği bu üçlü yapının, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini sağlayacağı ve küresel değer zincirlerindeki rekabet gücünü sürdürülebilir kılacağı ortaya konmaktadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Son dönemde küresel ekonomi, hem iklim krizine karşı alınan yeşil önlemler hem de yapay zekâ, bulut bilişim, nesnelerin interneti ve büyük veri gibi dijital teknolojilerin hızla yayılması ile eşzamanlı olarak iki dönüşüm ekseninde evrilmektedir. Buna karşın, bu çalışmada kâğıt üzerinde birbirini tamamlayan bu iki sürecin, pratikte enerji talebi ve kaynak kısıtları nedeniyle çatışan hedeflere, yani birer &#8220;düşman kardeşe&#8221; dönüşebileceği ortaya konmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital teknolojilerin özellikle veri merkezleri ve yapay zekâ hesaplama yükleri aracılığıyla ortaya çıkardığı yüksek enerji talebi fosil yakıtlardan çıkış stratejilerini zayıflatmakta ve dijitalleşme, karbon ölçümleme, akıllı şebekeler ve dijital ikiz sistemleri gibi yeşil dönüşüm bileşenleri için vazgeçilmez bir altyapı sunmaktadır. Bu ikilem, sadece teknik değil politik-ekonomik bir meseleye dönüşmekte; kritik madenlere olan bağımlılık, gelişmekte olan ülkelerde artan dönüşüm maliyetleri ve kurumsal kapasitelerdeki sınırlılıklar da eklendiğinde, ikiz dönüşüm sürecinin karmaşıklığı derinleşmektedir. Bu kapsamda çalışmayla birlikte dönüşüm süreçlerinin birbirlerini uğrattığı sekte sadece teknik bir sorun olarak değil; kritik madenlere erişim, enerji jeopolitiği ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki &#8220;ikiz baskı&#8221; gibi politik ekonomi boyutlarıyla ele alınmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışmada ayrıca Türkiye için içine yerli dönüşümün de dahil edildiği ‘üçüz dönüşüm’ süreci için politika önerileri geliştirilmekte; dijitalleşme hızının yenilenebilir enerji kapasitesiyle senkronize edildiği ve yerli teknolojik yetkinliklerle desteklendiği bu üçlü yapının, Türkiye&#8217;nin enerji arz güvenliğini sağlayacağı ve küresel değer zincirlerindeki rekabet gücünü sürdürülebilir kılacağı ortaya konmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> İkiz Dönüşüm, Yeşil Mutabakat, Dijitalleşme, Enerji Paradoksu, Üçüz Dönüşüm.<strong><br></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Recently, the global economy has evolved along two simultaneous transformation axes: green initiatives addressing the climate crisis and the rapid proliferation of digital technologies such as artificial intelligence, cloud computing, the Internet of Things, and big data. This study demonstrates that, despite their complementary nature on paper, these two processes can, in practice, become “enemy siblings,” confronting each other due to energy demand and resource constraints.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The high energy demand generated by digital technologies—particularly through data centers and AI computation—can undermine fossil fuel phase-out strategies, while digitalization provides an indispensable infrastructure for green transition components such as carbon monitoring, smart grids, and digital twin systems. This dilemma extends beyond technical concerns, encompassing political-economic dimensions: dependency on critical minerals, rising transition costs in developing countries, and institutional capacity constraints collectively deepen the complexity of the twin transition. Accordingly, this study frames the disruptions caused by these transformations not only as technical challenges but also through political economy perspectives, including access to critical minerals, energy geopolitics, and the “twin pressure” on developing economies.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Furthermore, the study develops policy recommendations for Türkiye within a “triple transition” framework that incorporates domestic technological capabilities. By synchronizing the pace of digitalization with renewable energy capacity and supporting it through local technological competencies, this triple framework can enhance Türkiye’s energy security and sustain its competitiveness within global value chains.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Twin Transition, European Green Deal, Digitalization, Energy Paradox, Triple Transition<strong><br></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ekonominin son 10-15 yılda geçirdiği dönüşüm, üretim süreçlerinden ticaret sistemlerine, enerji politikalarından rekabet stratejilerine kadar çok geniş bir alanda kendini göstererek hemen her alanın yapısal değişiminin kaynağı olmuştur. İklim değişikliğinin artık temel insan haklarını tehdit eden yıkıcı etkilerini en aza indirmek ve yakın gelecekte karbon-nötr bir ekonomik düzene geçmek amacıyla enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve döngüsel ekonomi politikalarını önceleyen bir paradigma değişimine yapay zekânın önlenemez yükselişi bulut bilişim, büyük veri, nesnelerin interneti ve yüksek kapasiteli dijital altyapıların ekonomik faaliyetlerin ekonomik konjonktürün merkezine yerleşimi eşlik etmiş; bu köklü evrilme süreçleri kendilerine ‘ikiz dönüşüm’ olarak isim bulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürdürülebilirlik kavramının küresel ajandaya girişi de aslında oldukça yenidir; 1987’de Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunun yayınladığı raporda bugünün ihtiyaçlarının geleceğin imkânlarını tüketmeden karşılanması gerektiği vurgulanmış, bu yaklaşım daha o dönemden itibaren ekonomik büyüme ile çevresel korunumu aynı denklemde ele almanın zorunluluğuna işaret etmiştir (Duman, 2024). Hiç şüphe yoktur ki, her dönüşüm sürecinin rasyonel olan uzun vadeli amaçları büyürken bunu sürdürülebilir kılabilmek, üretim ve ticaret süreçlerini daha rekabetçi hale getirebilmek, piyasa aksaklıklarını giderebilmek ve bütün bunları kaynakların gelecek nesiller tarafından da etkin şekilde kullanımını sağlayarak gerçekleştirebilmektir. Ancak kâğıt üzerinde söz konusu rasyonel hedeflere giden yolda medeniyetin elini güçlendiren unsurlar olarak görülen dönüşüm süreçleri, zaman içinde birbirini tamamlayıcı ilişkilerinden sıyrılabilmekte, dönemler itibarıyla karşılıklı riskler oluşturan unsurlara dönüşebilmektedir. Öyle ki, bu çalışma kapsamında yeşil ve dijital dönüşüm süreçleri için kullanılan “düşman kardeşler” metaforu, tam da bu duruma işaret etmektedir: aynı stratejik hedefe yönelen iki köklü değişim ve dönüşüm sürecinin, özellikle enerji talebi üzerinden birbirinin ilerleyişini geciktirebilen dinamikler üretmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teknolojinin nimetlerini en fazla şekilde değerlendirmeyi amaçlayan dijital dönüşüm ile birlikte hayatımıza giren birçok yeni uygulama ve kavram, dünya nüfusunun hızla artmasıyla birlikte zaten artış eğilimindeki elektrik talebinde daha çarpıcı artışları beraberinde getirmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı (2023a) yalnızca veri merkezlerinin küresel elektrik talebinde %4’lük artışa sebep olabileceğine ve yapay zekâ ve dijital hizmetlerdeki büyümeyle bu oranın daha da artabileceğine işaret etmektedir. Benzer şekilde, bulut depolama, video akışı, kripto madenciliği gibi yoğun veri tüketen dijital hizmetleri de bu hesaba dahil ettiğimizde oranın çok daha yüksek düzeylere çıkacağını tahmin etmek çok zor olmayacaktır. Bu durum, yenilenebilir enerji yatırımları henüz talebi karşılayacak ölçekte gelişmediği için fosil yakıtlardan çıkışın kâğıt üzerinde planlandığı kadar kolay olamayacağı bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan yeşil dönüşümün kendisi de giderek dijital teknolojilere bağımlı hale gelmektedir. Yenilenebilir enerji üretimi için gereken aksam üretimi, karbon ölçümleme, izlenebilirlik, tedarik zinciri şeffaflığı, akıllı şebekeler ve şehirleşme vb. gibi unsurlar dijital teknolojileri yeşil politikanın olmazsa olmaz bir bileşenine dönüştürmektedir (UNCTAD, ). Bu durum akıllarımıza ‘Meksika açmazı tanımını da getirebilir. Artık bir kriz haline dönüşen iklim değişikliğiyle mücadele için hayatımızın tam merkezine konumlanan sürdürülebilir kalkınma ve yeşil dönüşüm sürecinin teknolojinin imkânlarından çok daha fazla yararlanarak dijital dönüşüme bağımlı hale gelmesi, dijital dönüşümün hızla yükselişinin enerji talebini de hızla artırması, artan enerji talebinin karşılanmasının arzulandığı gibi yenilenebilir kaynaklardan karşılanamaması sonucunda fosil kaynakların hala önemini muhafaza etmesi ve hikâyenin sonunda yeşil dönüşümün sekteye uğraması… Domino taşlarının devrilişini takip edemeyen okuyucularımız için şöyle özetleyebiliriz: yeşil ve dijital dönüşüm büyüdükçe kendilerine zarar veriyor. Nitekim, Turton’un (2022) ifade ettiği üzere, ikiz dönüşüm hem tamamlayıcı hem rekabetçi etkilere sahiptir ve bu karmaşık etkileşim ancak politik-ekonomik bir perspektifle açıklanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmanın çıkış noktası da tam olarak bu gerilimdir. Söz konusu ikilemi kavramsal ve analitik düzeyde inceleyerek enerji talebi, karbon emisyonları, kritik madenler, dijital altyapı gereksinimleri ve sanayi politikaları üzerinden yeşil-dijital dönüşüm arasındaki çok boyutlu ilişkiyi ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma,&nbsp; yeşil ve dijital dönüşümün “düşman kardeşliği” çerçevesinde ortaya çıkan çatışmalı alanların sebeplerini analiz etmekte ve ikiz dönüşümün ülkemiz için üçüz dönüşüm haline evrilerek uyumlu bir şekilde ilerlemesine yönelik politika önerileri geliştirmeyi hedeflemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE: YEŞİL VE DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜN KESİŞİM NOKTALARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm, çağdaş ekonomik yapıların yeniden kurgulanmasında birbirini eşzamanlı etkileyen iki temel süreç olarak öne çıkmaktadır. Yeşil dönüşüm, karbon nötrlüğe geçiş, döngüsel üretim, kaynak verimliliği ve enerji tasarrufu gibi hedefler üzerine inşa edilirken (European Commission, 2019), dijital dönüşüm; yapay zekâ (YZ), bulut bilişim, nesnelerin interneti (IoT), büyük veri analitiği ve robotik teknolojiler gibi yenilikçi bileşenlerle üretim ve hizmet süreçlerini yeniden tanımlamaktadır (OECD, 2021). Bu iki dönüşüm alanı, akıllı enerji yönetimi, sanayi 4.0 uygulamaları, akıllı şehir planlaması ve sürdürülebilir tedarik zincirleri gibi çeşitli kesişimlerde birbirini güçlendirme potansiyeli taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Sorrell’in (2020) de tanımladığı üzere ortaya çıkan enerji paradoksu, artan dijitalleşme seviyelerinin yüksek enerji talebi ortaya çıkarmasına, bu iki süreci çoğu zaman tamamlayıcı değil, ikilemli bir ilişkinin tarafları hâline getirdiğine işaret etmektedir. Uluslararası Enerji Ajansının (2023a ve 2024) raporlarına göre küresel elektrik tüketiminin %2’sinden sorumlu olan veri merkezlerinin, büyüme projeksiyonlarıyla birlikte yakın gelecekte küresel elektrik talebindeki payının %6’ya kadar çıkacağı öngörülmektedir. Strubell vd. (2019) ise yüksek performanslı işlemciler gerektiren büyük dil modellerinin tek bir tanesinin bile yüzlerce tona varan CO₂ emisyonu ürettiğini ve sürekli güncellenen uygulamalarla bu üretimin çok daha yüksek seviyelere çıktığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde dijital hizmetlerin karbon etkisini inceleyen diğer çalışmalar, çevrim içi video akışının (streaming) küresel veri trafiğinin yaklaşık %60’ını oluşturduğunu ve bu sektörün 2030’a kadar yıllık 300 milyon ton CO₂’ye kadar emisyona neden olabileceğini göstermektedir (Uluslararası Enerji Ajansı, 2023b; Cisco, 2020). Kripto madenciliği de dijitalleşmenin enerji talebini kuvvetlendiren bir başka örnektir. Bitcoin ağının tek başına yıllık enerji tüketimi Arjantin veya Hollanda’nın ulusal elektrik tüketimine yaklaşan bir seviyeye ulaşmış olup (Neumueller, 2023), bu durum algoritmik iş yüklerinin küresel enerji arz güvenliği üzerinde yeni bir baskı yarattığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital dönüşüm, kendi unsurlarını güçlü bir şekilde desteklemesinin yanında, , enerji tüketimini artırma potansiyellerine rağmen, yeşil dönüşümün birçok temel bileşeninin işleyebilmesi için de olmazsa olmaz bir hale bürünmüştür. Karbon ölçümleme, yaşam döngüsü analizleri, üretim süreçlerinde kaynak verimliliğinin izlenmesi ve kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması gibi alanlar büyük ölçüde dijital veri akışına, sensör teknolojilerine ve bulut tabanlı hesaplama gücüne dayanmaktadır (Kumar, 2023). Akıllı şebekeler, enerji arz-talep dengesinin gerçek zamanlı yönetilmesini sağlarken, IoT sensörleri ve dijital ikiz (digital twin) teknolojileri; rüzgâr türbinlerinden üretim tesislerine, şehir içi ulaşım ağlarından binaların enerji verimliliğine kadar geniş bir alanda analitik kapasite ortaya çıkarmaktadır. Yine Endüstri 5.0 vizyonu, insan-merkezli ve sürdürülebilir üretim prensiplerini temel alarak dijitalleşmenin yalnızca verimlilik değil aynı zamanda çevresel performans hedeflerine hizmet edecek şekilde yapılandırılması gerektiğini vurgulamaktadır (European Commission, 2021).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna göre üretim süreçlerinde YZ, robotik ve büyük veri kullanımı sadece otomasyon ve maliyet azaltımı sağlamamalı; aynı zamanda atık minimizasyonu, enerji optimizasyonu ve döngüsel ekonomi ilkelerinin uygulanmasını kolaylaştırmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak literatür, dijitalleşmenin yeşil dönüşüm için “zorunlu fakat maliyetli” bir araç hâline geldiğine işaret etmektedir (Berkhout ve Hertin, 2004). Dijital altyapıların sürdürülebilirlik çözümleri için vazgeçilmezliği, sistemsel dönüşümün bu teknolojilere bağımlılığını artırırken; enerji talebi ve karbon etkisi açısından yeni maliyetler ortaya çıkarmaktadır. İşte tam da bu paradoks, yeşil ve dijital dönüşümün neden “düşman kardeşler” şeklinde tanımlandığını kavramsal düzeyde daha görünür kılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. YEŞİL–DİJİTAL İKİLEMİN POLİTİK EKONOMİSİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil dönüşüm ile dijital dönüşüm arasındaki paradoks, yalnızca teknik bir sorun olmaktan ziyade, küresel ve ulusal düzeyde politik ekonomi dinamikleri tarafından şekillendirilmektedir. Fosil yakıtlardan çıkış sürecinde yaşanan direnç, kritik madenlerde ortaya çıkan yeni bağımlılık ilişkileri, gelişmekte olan ülkelerin ikili dönüşümü aynı anda yönetme zorunluluğu ve Türkiye gibi orta gelirli ekonomilerin yapısal koşulları bu ikilemin daha karmaşık bir hâl almasına neden olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil dönüşümün temel ön şartı fosil yakıt tüketiminin azaltılması ve kahverengi ekonomilerden çıkıştır. Ancak dijitalleşmenin ortaya çıkardığı yüksek enerji talebi, özellikle elektrik üretiminde hâlâ fosil kaynaklara bağımlı ülkelerde “yeşil enerji kazanımlarını törpüleyen” bir etkiye sebep olmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansının 2023 Dünya Enerji Görünüm Raporu, veri merkezleri ve yapay zekâ uygulamalarının hızla büyümesinin doğal gaz çevrim santrallerine olan talebi bazı bölgelerde artırdığını ve “elektrik talebi şoku” olarak nitelenen bir etkiye sebep olduğunu ortaya koymakta ve önümüzdeki dönemde elektrik talebindeki artışın yenilenebilir enerji kapasite artışlarının hızına paralel gitmediği durumlarda kömür ve gaz kullanımını artırabileceğini belirtmektedir (Uluslararası Enerji Ajansı, 2023c).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum tam da literatürdeki ‘teknolojik enerji paradoksu’ kavramına işaret etmektedir. Bu kavrama göre dijital yeniliklerin kısa vadede çevresel iyileşmeden ziyade karbon emisyonlarında artışa sebep olabileceği, hızla artan enerji talebinin kesintisiz bir şekilde karşılanabilmesini ancak fosil kaynaklarında da kullanımıyla mümkün olabileceği; fosilden çıkış sürecinin yalnızca politik irade ile değil, dijitalleşme kaynaklı enerji talebinin yönetilmesiyle de doğrudan ilişkili olduğu ifade edilmektedir (Sovacool vd., 2021).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.1. Küresel enerji jeopolitiğinin yeni bağımlılığı: kritik madenler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışmanın bu bölümünde, yeşil ve dijital dönüşümün kesişim noktalarından biri olan ve güncel ajandada yerini ve önemini giderek artıran kritik madenlere ayrı bir yer vermek gerekir. Günümüzde hem batarya teknolojilerinin hem de yüksek performanslı elektronik bileşenlerin ana girdileri haline dönüşen lityum, kobalt, grafit, nikel ve diğer nadir toprak elementlerinin üretim ve işlenme süreçlerinin belirli ülkeler itibarıyla yüksek yoğunlaşma içermesi, enerji geçişinin tedarik zincirlerini stratejik bir rekabet alanına dönüştürmüştür. Bununla birlikte, söz konusu minerallerin ve elementlerin hem dijital altyapı üretimi (sunucu, çip, sensör) hem de yenilenebilir enerji teknolojileri (rüzgâr türbinleri, EV bataryaları, fotovoltaik sistemler) için stratejik önemi, ‘ikiz dönüşümün’ ayrı bir jeopolitik bağımlılığını da araştırmaya ve incelemeye değer hale getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.2. İkiz dönüşümün gelişmekte olan ülkeler için ikiz baskıya dönüşümü</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelişmekte olan ülkeler, yeşil ve dijital dönüşümü aynı anda hayata geçirmek zorunda olan ekonomilerdir. Bu ülkeler, bir yandan küresel değer zincirlerinde rekabet edebilmek için dijital altyapılarını genişletmek zorundayken, diğer yandan karbon azaltım taahhütlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Dönüşüm süreçlerini etkin bir şekilde yürütmek için gerekli finansal kaynağa erişimlerinin yüksek gelirli ülkelere kıyasla daha zayıf olduğu düşük ve orta gelirli ülkeler için ikiz dönüşüm risklerini de beraberinde getirmektedir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Dijitalleşme yatırımlarının artmasıyla elektrik talebinin yükselmesi, karbon emisyonlarını artırarak iklim hedeflerinin gerisinde kalma riski ortaya çıkarmaktadır.</li>



<li>Yeşil dönüşüm için gerekli olan teknolojilerin büyük ölçüde ithal ürün ve kritik madenlere bağlı olması, cari açık ve dış finansman baskısı doğurmaktadır.</li>



<li>Dijital ve yeşil dönüşümün gerektirdiği yüksek sermaye maliyetleri, KOBİ ağırlıklı ekonomilerde uyum sorunları doğurmaktadır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, sanayileşmeyle birlikte gelişmiş ülkelerin gerisinde kalan ancak yakınsama teorisi kapsamında aradaki farkı kapatmayı amaçlayan gelişmekte olan ülkelerin yeni dünya düzeninde karşılaştığı tehditlerin başında, dönüşümlerin maliyet ve hızının gelişmiş ülkelere kıyasla daha yüksek olduğu bir yapısal eşitsizlikle karşı karşıya kalmaları gelmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda tartıştığımız hususlar, güçlü büyüme patikasıyla gelişmekte olan ekonomiler arasında dikkat çekici bir performans gösteren ülkemiz için de benzerdir. Türkiye’de dijital ve yeşil dönüşümün politika düzeyindeki karşılığı sırasıyla On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) ve Yeşil Mutabakat Eylem Planı (2021) ile şekillenmektedir. On İkinci Kalkınma Planı çerçevesinde şekillenen Dijital Türkiye Stratejisi; kamu hizmetlerinin dijitalleşmesi, bulut altyapılarının geliştirilmesi ve veri merkezlerinin büyütülmesini içerirken, Yeşil Mutabakat Eylem Planı karbon düzenlemeleri, döngüsel ekonomi ve enerji verimliliği alanlarını kapsamaktadır (T.C. Ticaret Bakanlığı, 2021).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak dijital ve yeşil dönüşümü şekillendiren bu iki strateji arasındaki kapsayıcı ve etkin bir entegrasyonun sağlanamaması riski, ikiz dönüşümün ülkemiz için de ‘düşman kardeşler’e dönüşmesine sebep olmaktadır. Ülkemizde hızla artan veri merkezi kapasitesi ve bununla birlikte artış eğilimindeki enerji tüketiminin yenilenebilir enerji dönüşümüyle entegrasyonunun güçlendirilmesi için bütüncül bir politika çerçevesi hayati öneme sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. SİNERJİ ARAYIŞI: UYUMLU BİR DÖNÜŞÜM MÜMKÜN MÜ?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil ve dijital dönüşümün kısa vadeli çelişkilerine rağmen, doğru teknoloji tercihleri, yönetişim mekanizmaları ve politik koordinasyon ile iki sürecin karşılıklı olarak güçlendirilmesi mümkündür. Son yıllarda gerek AB literatüründe gerek OECD ve IEA çalışmalarında “ikiz dönüşümün (twin transition) bir maliyet değil, stratejik bir fırsat olduğu” vurgusu öne çıkmaktadır (Muench vd., 2022).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital teknolojilerin enerji tüketimini artırdığına ilişkin bulgular güçlü olmakla birlikte, aynı teknolojilerin enerji verimliliğini kayda değer ölçüde yükseltme potansiyeli de bulunmaktadır. Yapay zekâ tabanlı enerji yönetim sistemleri, üretim tesislerinde %10–20 arasında enerji tasarrufu sağlayabilmekte; bina yönetimi, ısıtma-soğutma sistemleri ve şebeke optimizasyonunda ise çifte verimlilik etkisi yaratmaktadır (Uluslararası Enerji Ajansı, 2022). Öyle ki, McKinsey &amp; Company (2024), dijitalleşmenin özellikle sanayide süreç optimizasyonu yoluyla küresel karbon emisyonlarını yılda 2,6 gigaton azaltma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda yapay zekâ, IoT sensörleri, dijital ikiz (digital twin) modelleri ve gelişmiş veri analitiği, enerji yoğun sektörlerde hem enerji talebini azaltan hem de yenilenebilir kaynak kullanımını optimize eden araçlara dönüşmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital altyapının çevresel etkilerini azaltmanın en önemli yollarından biri döngüsel dijitalleşme yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, dijital sistemlerin ürettiği yan çıktıları (örneğin veri merkezleri atık ısısı) yeniden kullanarak karbon yoğunluğunu azaltmaya odaklanmaktadır. Veri merkezlerinin açığa çıkardığı ısının bölgesel ısıtma sistemlerinde kullanılması, özellikle Kuzey Avrupa’da başarılı örneklerle uygulanmaktadır. Danimarka ve Finlandiya’da yer alan büyük ölçekli veri merkezlerinde bu yöntemle yıllık enerji geri kazanımı %30’un üzerine çıkmaktadır (European Data Centre Association, 2025).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphesiz, yeşil ve dijital dönüşüm arasındaki ikilemi sinerjiye çevirmenin önemli bir yolu da politika senkronizasyonudur. Bu noktada, Avrupa Birliği’nin geliştirdiği İkiz Dönüşüm stratejisi, Avrupa Dijital Stratejisi (2020) ve Avrupa Yeşil Mutabakatı (2019) arasında kurumsal bir eşgüdüm mekanizması konumundadır. Avrupa Komisyonu’nun 2022 raporu, dijital ve yeşil dönüşümün birbiriyle uyumlu ilerleyebilmesi için uyumlu regülasyon, teknoloji yatırımlarında önceliklendirme ve finansal araçların senkronizasyonundan oluşan üç temel politika alanına vurgu yapar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçeve, ikiz dönüşümün yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda kurumsal koordinasyon gerektiren bir yönetişim yaklaşımı olduğunu göstermektedir. Tam bu noktada, ülkemize özgü dinamikleri de düşündüğümüzde söz konusu politika senkronizasyonunun yerli dönüşüm ile birlikte ele alınarak ‘üçüz dönüşüm’ formatına dönüşmesi önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda,</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Dijital altyapı büyürken elektrik talebinin de hızla artacağı göz önüne alındığında, yenilenebilir enerji yatırımlarının bu talep artışını karşılayacak şekilde planlanması kritik önemdedir.</li>



<li>Ulusal veri merkezlerinde enerji verimliliği hedeflerinin konması, veri merkezlerinin yenilenebilir enerji kullanımı için alım garantisi veya zorunlu sertifika şartı, kamu bulut sistemlerinde karbon ayak izi raporlama standardı oluşturulması gibi öneriler de yükselen elektrik talebinin önemli bir besleyicisi konumundaki veri merkezlerinin yeşil dönüşümü sekteye uğratmayacak şekilde büyümesini mümkün kılabilir.</li>



<li>Türkiye’nin üçüz dönüşümü finanse edebilmesi için sürdürülebilir dijital fonlar, karbon piyasaları ve KOBİ’lere yönelik yeşil-dijital krediler hayati önem taşımaktadır. Livingstone vd. (2023), hibrit finansman araçlarının gelişmekte olan ülkelerde ikiz dönüşüm yatırımlarını %30’a kadar hızlandırabileceğini vurgulamaktadır.</li>



<li>Türkiye’nin teknolojik bağımlılığını en aza indirmek için gerekli ‘üçüz dönüşüm’ perspektifinin yerli çip üretimi girişimleri, yerli batarya ve enerji depolama teknolojileri, yerli bulut ve veri merkezi ekosistemi, yeşil tedarik zincirlerinde yerli sertifikasyon mekanizmaları vb. hususlarıyla birlikte güçlenerek devam etmesi Türkiye’nin hem karbon nötr hedeflerine hem dijital rekabet gücüne hem de yerli üretim süreçlerinin güçlenmesine sürdürülebilir bir şekilde katkı sağlayacaktır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kâğıt üzerinde tamamlayıcılığı vurgulanan yeşil ve dijital dönüşümün pratikte birbirini sekteye uğratma potansiyeli taşıması, söz konusu dönüşüm süreçlerinin ekonomi politik çerçevesinden incelenmesini de zaruri hale getirmektedir. Dijitalleşmeyle birlikte hayatlarımızda çok daha güçlü bir yere sahip olmaya başlayan ve teoride yeşil dönüşümü hızlandırması beklenen büyük veri analitiği, yapay zekâ, bulut bilişim ve nesnelerin interneti gibi yüksek işlem gücü gerektiren teknolojilerin karbon ayak izini azaltmak yerine göreli olarak büyüten bir etki doğurması yeşil ve dijital dönüşümün kısa vadede ‘düşman kardeşlere’ dönüştüğünün bir göstergesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, dijital teknolojilerin uzun vadede yeşil dönüşümün başarısı için vazgeçilmez olduğu açıktır. Akıllı şebekeler, sensör tabanlı izleme sistemleri, dijital ikiz uygulamaları, yapay zekâ destekli enerji yönetimi ve karbon muhasebesi araçları olmaksızın ne karbon nötrlüğü hedeflerine ulaşmak ne de döngüsel ekonomiyi kurmak mümkündür. Dolayısıyla sorun dijitalleşmenin kendisinden ziyade, dijital büyümenin enerji altyapısı ve yenilenebilir kapasite artışı ile senkronize olmadan ilerlemesidir. Bir diğer ifadeyle, çatışma teknolojiler arasında değil, politikaların zamanlaması arasındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ölçekte değerlendirildiğinde, dijitalleşmenin hızının yenilenebilir enerji yatırımlarının artış hızını gölgede bırakması, enerji arz güvenliğini ve karbon emisyonlarını yeniden tartışmaya açmaktadır. Bununla birlikte, dijitalleşmenin önemini giderek artırdığı kritik madenler de hem arz riskleri hem de tedarik zinciri bağımlılıkları bakımından yeni jeopolitik kırılganlıklar üretmektedir. Bu nedenle yeşil-dijital dönüşümün başarısı, yalnızca teknolojik gelişmelere değil, aynı zamanda siyasi istikrara, çok taraflı tedarik zincirlerine ve uluslararası iş birliğine de bağlı hale gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye açısından bakıldığında bu süreç hem fırsatları hem de riskleri bünyesinde barındırmaktadır. Ülkemizde dönüşüm süreçlerini şekillendiren politika metinlerinin senkronizasyonunun güçlenmesi, veri merkezleri için enerji verimliliği standartları, dönüşüm süreçlerinde KOBİ’lerin finansmana erişimlerinin etkinleştirilmesi, yenilenebilir enerji dönüşümünün dijitalleşmenin hızına eşlik etmesi gibi önerilerin hayata geçirilmesi, fırsatları risklere karşı çok daha güçlü kılacaktır. Bununla birlikte, oyunun sadece kurallarının değil kendisinin de baştan yazıldığı günümüzde yerli dönüşüm ile desteklenen ve ‘üçüz dönüşüm’ haline gelen bu süreç, ülkemizin yerli kaynaklarla üretim kapasitesini daha da güçlendireceği gibi küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü artıracak ve karbon nötr yolculuğumuzu daha da güçlendirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Berkhout, F., &amp; Hertin, J. (2004). De-materialising and re-materialising: digital technologies and the environment. <em>Futures</em>, 36(8), 903-920.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cisco (2020). Cisco annual internet report (2018–2023) white paper. Cisco: San Jose, CA, USA, 10(1), 1-35.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duman, M. C. (2024). Maskeli Balo, <em>Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi Serbest Kürsü Köşesi</em>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission (2021). 2030 Digital Compass.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Commission. (2019). The European Green Deal.</p>



<p class="wp-block-paragraph">European Data Centre Association (2025). March 2025 Report, <em>State of European Data Centres</em>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kumar, A. (2023). United Nations Environment Programme (UNEP). Yearboo<em>k of International Environmental Law</em>, 34(1), yvae022.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Livingstone, L., Börkey, P., Dellink, R., &amp; Laubinger, F. (2022). Synergies and trade-offs in the transition to a resource-efficient and circular economy. <em>OECD Environment Policy Papers</em>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">McKinsey &amp; Company (2024). Global Energy Perspective 2023: CO2 emissions Outlook.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muench, S., Stoermer, E., Jensen, K., Asikaınen, T., Salvi, M. and Scapolo, F. (2022). Towards a green and digital future, <em>Publications Office of the European</em> <em>Union</em>, Luxembourg, 2022, <a href="https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC129319">https://data.europa.eu/doi/10.2760/977331, JRC129319</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Neumueller, A. (2023). Bitcoin electricity consumption: An improved assessment. University of Cambridge, Judge Business School Insights.</p>



<p class="wp-block-paragraph">OECD. (2021). Digital Economy Outlook 2021. Paris: OECD Publishing.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sovacool, B. K., Turnheim, B., Hook, A., Brock, A., &amp; Martiskainen, M. (2021). Dispossessed by decarbonisation: Reducing vulnerability, injustice, and inequality in the lived experience of low-carbon pathways. <em>World Development</em>, 137, 105116.</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (2023). On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028)</p>



<p class="wp-block-paragraph">T.C. Ticaret Bakanlığı (2021). Yeşil Mutabakat Eylem Planı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Turton, S. M. (2022). Surviving the climate crisis: Australian perspectives and solutions. CRC Press.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2022). Digital Demand-Driven Electricity Networks Initiative: Digitalisation for flexible and resilient energy systems.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2023a). Electricity 2023. Paris: IEA.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2023b). Net Zero Roadmap: A Global Pathway to 2050 (Updated). Paris: IEA.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2023c). World Energy Outlook 2023, IEA, Paris, Licence: CC BY 4.0 (report); CC BY NC SA 4.0 (Annex A)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası Enerji Ajansı (2024). Electricity 2024. Paris: IEA.</p>



<p class="wp-block-paragraph">UNCTAD (2021). Technology and Innovation Report 2021: Catching Technological Waves. Geneva: UNCTAD.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Krizinin Gölgesinde Liderlik Yarışı</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2024/12/29/iklim-krizinin-golgesinde-liderlik-yarisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Can Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Dec 2024 08:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 66]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Yeşil Mutabakatı]]></category>
		<category><![CDATA[Climate Change]]></category>
		<category><![CDATA[Climate Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[European Green Deal]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Diplomasisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Sustainable Development]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye – EU Relations]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7621</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde iklim değişikliği, yalnızca çevresel bir sorun değil; sosyal, ekonomik ve toplumsal dengeleri de derinden etkileyen, karmaşık ve acil bir kriz olarak kendini göstermektedir. İklim Krizi’nin sosyal, ekonomik ve toplumsal zararlarının yanında canlı sağlığını doğrudan etkileyen bir düzeye ulaşması, bu konuda atılması gereken adımların aciliyetini tekraren hatırlatmaktadır. Bu noktada, Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğiyle mücadelede geliştirdiği politika metni olan Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’nın bir süredir kaybettiği kural koyucu rolünü yeniden kazanma ve iklim değişikliğiyle mücadelede lider konumda olma amacının da bir göstergesidir. Ancak başta Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile beraber maliyet artışı ve rekabet dezavantajı odağıyla gelişen tepkiler aynı zamanda Yeşil Mutabakat'ın küresel standart olarak kabul görmesini ve Avrupa’nın bu alanda liderlik üstlenme gayesini engellemek amacı taşımaktadır. Ülkeler arasındaki etkin iş birliğini gerektiren iklim değişikliği bu boyutlarıyla sadece bir çevre meselesi değil; sosyal, ekonomik ve siyasi eksenleri olan küresel bir krizdir. Küresel kamuoyunun küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelede iş birliği odaklı bir yaklaşım benimsemesi ve giderek daha ısınan dünyamız için daha fazla geç kalmaması, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine giden yolda daha etkili adımlar atılmasını sağlayacaktır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖZET</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde iklim değişikliği, yalnızca çevresel bir sorun değil; sosyal, ekonomik ve toplumsal dengeleri de derinden etkileyen, karmaşık ve acil bir kriz olarak kendini göstermektedir. İklim Krizi’nin sosyal, ekonomik ve toplumsal zararlarının yanında canlı sağlığını doğrudan etkileyen bir düzeye ulaşması, bu konuda atılması gereken adımların aciliyetini tekraren hatırlatmaktadır. Bu noktada, Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğiyle mücadelede geliştirdiği politika metni olan Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’nın bir süredir kaybettiği kural koyucu rolünü yeniden kazanma ve iklim değişikliğiyle mücadelede lider konumda olma amacının da bir göstergesidir. Ancak başta Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile beraber maliyet artışı ve rekabet dezavantajı odağıyla gelişen tepkiler aynı zamanda Yeşil Mutabakat&#8217;ın küresel standart olarak kabul görmesini ve Avrupa’nın bu alanda liderlik üstlenme gayesini engellemek amacı taşımaktadır. Ülkeler arasındaki etkin iş birliğini gerektiren iklim değişikliği bu boyutlarıyla sadece bir çevre meselesi değil; sosyal, ekonomik ve siyasi eksenleri olan küresel bir krizdir. Küresel kamuoyunun küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelede iş birliği odaklı bir yaklaşım benimsemesi ve giderek daha ısınan dünyamız için daha fazla geç kalmaması, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine giden yolda daha etkili adımlar atılmasını sağlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> İklim Değişikliği, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sürdürülebilir Kalkınma, İklim Diplomasisi, Türkiye-AB İlişkileri</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Today, climate change presents itself not merely as an environmental issue but as a complex and urgent crisis that deeply impacts social, economic, and societal balances. Beyond its social, economic, and societal harms, the fact that the Climate Crisis has reached a level that directly affects living health underscores the urgency of actions needed in this area. At this point, the European Green Deal, a policy document developed by the European Union to combat climate change, also serves as an indicator of Europe&#8217;s aim to regain its lost role as a rule-setter and to position itself as a leader in the fight against climate change. However, the reactions that have emerged, particularly around the Border Carbon Adjustment Mechanism due to increased costs and competitive disadvantages, also aim to hinder the acceptance of the Green Deal as a global standard and Europe’s ambition to take on a leadership role in this area. Climate change, which requires effective cooperation between countries, is thus not solely an environmental issue but a global crisis with social, economic, and political dimensions. Adopting a cooperative approach to combating global warming and climate change and not further delaying action for our increasingly warming world will pave the way for more effective steps toward sustainable development goals.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Keywords:</strong> Climate Change, European Green Deal, Sustainable Development, Climate Diplomacy, Türkiye – EU Relations</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KÜRESEL SİYASET VE İKLİM DİPLOMASİSİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">XX. yüzyılın son çeyreğinde üzerine konuşulmaya başlanan iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma hususları o zamanlar henüz birer bakir alan olarak karşımıza çıkar, bu alanda çalışma yapmak farkındalığa sahip olan birkaç araştırmacının kendini genel tartışmalardan soyutlama yöntemi olarak görülürdü. Ancak takvimler bugünü gösterdiğinde artık iklim değişikliğinden ya da sürdürülebilir kalkınmadan konuşmak bir farklılık göstergesi değil bir zorunluluk haline geldi. Sanayileşmeyle beraber artan küresel sıcaklığın yükseliş hızı son zamanlarda daha da artış gösterdi. Küresel ısınmanın hızlanmasıyla birlikte kutuplardaki buzullar daha hızlı eriyor, deniz seviyesi daha hızlı yükseliyor ve bu değişimler birçok bölgeyi sel baskınları ve su taşkınları gibi doğal afetler başta olmak üzere birçok olumsuzluğa karşı daha savunmasız hale getiriyor. Lindsey (2023) 1880’den bu yana dünyada ortalama deniz seviyesinin 21 ila 24 santimetre yükseldiğini, 2023’te ortalama deniz seviyesinin 1993 yılındaki seviyesinden 10 santimetre daha yükselerek rekorunu kırdığını, kötü senaryoda 2100’e gelindiğinde ABD’de deniz seviyesinin 2,2 metreye kadar yükselebileceğini ifade ediyor. Bu durum özellikle kıyı bölgelerinde yaşayan topluluklar için büyük bir tehdit oluşturmakta. Küresel ısınmanın hızlanmasıyla birlikte harekete geçmek zorunda kalacak ve ‘iklim mültecileri’ olarak adlandırılan muhtemel göç dalgaları maalesef on milyonlarla ifade edilecek büyüklükte olacak. Nitekim, 2020 yılında dünya genelinde iklim değişikliğine bağlı afetler nedeniyle yaklaşık 30 milyon insan zorla göç etmek zorunda kaldı (IFRC, 2021).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde iklim değişikliği, yalnızca çevresel bir sorun değil; sosyal, ekonomik ve toplumsal dengeleri de derinden etkileyen, karmaşık ve acil bir kriz olarak kendini gösteriyor. Fosil yakıtların aşırı kullanımı, gelişmiş ülkelerin büyüme ihtirasıyla gezegen kaynaklarını hiçe sayması, sanayileşmenin hızlanması ve doğal kaynakların aşırı tüketimiyle birlikte, atmosfere yayılan sera gazı miktarları giderek arttı. OECD ev sahipliğinde 4 – 22 Kasım tarihleri arasında bir dizi etkinlik çerçevesinde gerçekleştirilen COP29 Virtual Pavilion’unda 2022 itibarıyla 55 gigatonun üzerine çıkan sera gazı emisyonlarının 2030’da 57 gigaton ile zirvesini bulacağı öngörülüyor (OECD, 2024). Dolayısıyla görüyoruz ki dünya, yaşadığı birçok zorluğa rağmen iklim değişikliğiyle mücadelede ve küresel sera gazı salımını azaltmada pek de oralı değil. Dünyanın sorunun ciddiyetine varmakta geciktiği her bir saatte sadece Grönland’da 30 milyon ton buzul eriyor (Anadolu Ajansı, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel iklim değişikliğinin bir diğer önemli etkisi, tarım ve gıda güvenliği üzerindedir. Sıcaklık artışları, aşırı hava olayları ve değişen yağış döngüleri, tarımsal üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle suya bağımlı tarımsal faaliyetler, kuraklık ve su kıtlığı tehdidi altındadır. İklim değişikliği nedeniyle verim kayıplarının 2050 yılına kadar dünya genelinde %10-25 oranında artması öngörülmektedir (FAO, 2015). Nitekim iklim bilimciler dünyanın sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde son sekiz hasadının kaldığını söylüyor. Bu durum hem gıda fiyatlarının artmasına hem de gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğun derinleşmesine yol açmaktadır. Gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi, toplumları sosyal olarak istikrarsızlaştırmakta, toplumsal huzursuzluklara ve krizlere zemin hazırlamaktadır. Örneğin, yakın geçmişte birçok ülkede yaşanan gıda fiyatlarındaki ani artışlar, toplumsal gösterilere ve kitlesel huzursuzluklara neden olmuştur. Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde de küresel enflasyonun atalet gösterme riskinin temel besleyicileri arasında gıda fiyatlarındaki istikrarsız beklentiler yer alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim değişikliğinin hayati olumsuzluktaki etkilerinden bir diğeri de temel insan hakkı olan yaşama hakkının tehdit altına girmesi. Artan sıcaklıklar, özellikle yaşlılar ve çocuklar gibi savunmasız gruplarda sağlık sorunlarına yol açarken sıcaklık ve nemdeki değişimler bulaşıcı hastalıkların yayılımını hızlandırmakta ve dünya yeni salgınların merkezi haline dönüşmektedir. Hava kirliliği de iklim değişikliğinin önemli bir bileşeni olarak ortaya çıkmakta, solunum yolu hastalıklarının ve erken ölümlerin artmasına yol açmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün iklim değişikliği kaynaklı sağlık sorunları, 2030 ile 2050 yılları arasında her yıl yaklaşık 250 bin ilave ölüme neden olacaktır (Dünya Sağlık Örgütü, 2024). Sadece bu istatistik bile iklim değişikliğinin sadece çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda küresel bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii ki işin bir de ekonomik boyutu var. Sadece 2023 yılında dünya genelinde iklim değişikliğinden kaynaklanan meteorolojik olayların ekonomik büyüklüğe zararı 200 milyar doları aştı. Uluslararası yatırım bankası Swiss Re’nin araştırmasına göre 2030’a kadar küresel iklim değişikliğinin ekonomiye kümülatif zararının 30 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı doğal afetlerin yol açtığı zararlar bir yandan sigorta sektörünü riskleri nasıl primlendireceği noktasında çıkmaza sokarken hükümetlerin bütçelerinde beklenmedik harcamalara yol açıyor. Aynı zamanda, tarım, turizm, enerji gibi sektörlerin iklim değişikliğinden olumsuz etkilenmesi de başta işgücü piyasaları olmak üzere ekonominin tamamında silsile şeklinde gerçekleşen olumsuzlukları hızlandırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çarpıcı örnekler çoğaltılabilir. Ancak icraata geçmeden söze takılı kaldığımız her yeni gün, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede biraz daha geç kalıyoruz ve bu durum dünya genelinde derin ve çok boyutlu etkiler ortaya çıkarıyor. Şu artık bir gerçek: toplumların refahını, güvenliğini ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini tehdit eden bu kriz, kapsamlı ve etkili bir küresel iş birliği gerektirmektedir. İklim değişikliği yalnızca doğaya değil, insan sağlığına, toplumsal yapılara ve ekonomik sistemlere de doğrudan zarar vermekte, bu nedenle çözümü de aynı derecede bütüncül bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AVRUPA İÇİN BİR ‘KURAL KOYUCULUK’ FIRSATI OLARAK YEŞİL MUTABAKAT</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim krizinin giderek daha hayati hala gelen sonuçları acil eylem gerekliliğini de her geçen gün daha da perçinlemektedir. Dünya, yalnızca iklim değişikliğinin doğrudan etkileriyle değil, aynı zamanda bu etkilerin ekonomik ve toplumsal yansımalarıyla da başa çıkmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, sürdürülebilir bir geleceğin inşası, küresel çapta bir dönüşümü zorunlu kılmaktadır. Bu dönüşümün en önemli bileşenlerinden biri olan Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM), Avrupa Birliği (AB) tarafından 2019 yılında yürürlüğe konmuş olup AB’nin iklim değişikliğiyle mücadelede öncü bir rol üstlenme hedefinin önemli bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Yeşil Mutabakat, yalnızca Avrupa sınırları içinde değil, aynı zamanda küresel ölçekte sürdürülebilirlik politikalarına yön verecek kuralları koyma iddiasıyla oluşturulmuş bir yol haritasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Yeşil Mutabakatı, AB’nin 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefi doğrultusunda hazırlanmış geniş kapsamlı bir stratejidir. Bu mutabakat kapsamında, başta enerji, sanayi, ulaşım, tarım ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi alanlarda radikal dönüşüm politikaları benimsenmiştir. AB, bu dönüşüm sürecinde, çevresel sürdürülebilirlik hedefleri ile ekonomik kalkınma arasında bir denge kurmayı hedeflemektedir. Örneğin, karbon emisyonlarını azaltmayı hedefleyen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar, çevresel maliyetlerin AB dışında kalan ülkelerden yapılan ithalatlarda da göz önünde bulundurulmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu mekanizma, yüksek karbon emisyonuna neden olan üretim süreçlerini cezalandırırken, AB’ye ürün ihraç eden ülkelerin de çevre dostu üretim standartlarına uyum sağlamalarını teşvik etmektedir. Bu tür politikalar, Avrupa’nın sadece kendi içinde değil, küresel tedarik zincirinde de çevre dostu bir dönüşümü teşvik etme hedefini ortaya koymaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlar iklim değişikliğiyle etkili mücadele ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme maksadıyla kulağa çok güzel gelen hususlar. Ancak Avrupa Birliği, AYM ile birlikte bir amaç daha güdüyor: o da ekonomik ve siyasi olarak birliğin zayıfladığı bu dönemde, iklim değişikliğiyle mücadelede lider konumda olmak. Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede kapsamı dikkate alındığında derli toplu yegâne politika metni konumundaki Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’nın uluslararası arenada sürdürülebilirlik ve çevre koruma konularında norm ve standart belirleyen bir güç olarak konumlanma amacının da bir çıktısı. Nitekim, yayımlandıktan sonra hayli gündemde kalan Avrupa Merkez Bankası&#8217;nın önceki başkanı Mario Draghi&#8217;nin hazırladığı raporda da Avrupa’nın sürdürülebilirlik ve rekabet açısından yeniden güçlü bir oyuncu olabilmesinin anahtarı olarak Yeşil Mutabakat’ın başarıyla uygulanması gösteriliyor (Draghi, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu dönüşüm süreci, uluslararası iş birliğini zorunlu kılmakta ve Avrupa’nın belirlediği kuralların diğer ülkelerde nasıl karşılandığı sorusunu da gündeme getirmektedir. Avrupa Birliği’nin sürdürülebilirlik alanında attığı bu iddialı adımlar, Birlik dışında kalan bazı ülkelerden farklı tepkilerle karşılanmaktadır. Özellikle SKDM gibi karbon maliyetlerini ticari ilişkilere yansıtan mekanizmalar, AB dışındaki ülkeler için ek maliyetler ve rekabet dezavantajı yaratmaktadır. Bu durum, Avrupa’nın kural koyucu rolüne karşı bir direnç oluşturmakta ve bazı ülkelerde, AB’nin bu düzenlemeleri kendi ekonomik çıkarlarını koruma çabası olarak yorumlanmasına yol açmaktadır. Örneğin, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan büyük ekonomiler, SKDM gibi uygulamaların ticari engel olarak değerlendirilebileceği görüşündedir. Bu ülkeler, Avrupa’nın belirlediği yüksek standartların, kendi iç ekonomik dinamiklerini zorladığını ve adil ticaret ilkelerine aykırı olduğunu savunuyor. Hatta aralarından Çin, Avrupa’nın yeşil dönüşüm alanında koyduğu kurallara karşı aksiyon geliştirerek Balkanlar’da yeni kömür santrallerinin inşasına yatırım yapmakta, Avrupa’nın temiz enerji politikalarına karşı Yeşil Mutabakat’ın küresel bir standart olarak kabul görmesini engelleme amacını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla iklim diplomasisi masada olduğu kadar sahada da çetin bir halde şekillenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphe yok ki, AYM ile birlikte başta enerjide yenilenebilir dönüşüm adımları, gezegenimiz için umut vaat etse de Rusya, Suudi Arabistan ve diğer fosil yakıt üreticisi ülkeler Avrupa’nın bu enerji dönüşüm politikalarını kendi ekonomik çıkarlarına doğrudan bir tehdit olarak algılamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, yine AYM ile birlikte Avrupa Birliği’nin getirmek istediği karbon kısıtlamaları, AB’nin enerji ithalatında daha çevreci ve yenilenebilir kaynaklara yönelmesini teşvik ederken, geleneksel enerji tedarikçilerini Avrupa’nın ticaret ortakları olarak zor bir duruma sokmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mutabakat’ın önüne döşenen taşlardan bir diğeri de, sanayi ve enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin yeni düzenlemelerden doğrudan etkilenmesi ve Avrupa Birliği’ni çevreyi koruma adına kendi lehine gelişecek adil olmayan bir rekabet ortamı şekillendirmeye çalışmakla suçlaması oluyor. Söz konusu şirketler, Avrupa Birliği’nin yeşil bir dönüşüm gerçekleştirme hedefinin sadece çevresel bir mesele olmadığını, aynı zamanda ekonomik çıkarlar ve jeopolitik dengeleri de kendi lehine çekmek istediğini düşünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhalefet için çok uzağa gitmeye gerek yok. AB içinde de iklim politikaları konusunda yeknesak bir yaklaşım sağlamak kolay olmuyor. Yeşil dönüşüm hedefleri, AB ülkeleri arasında farklı şekillerde yorumlanmakta ve uygulanmakta. Bazı AB üyeleri başta enerjide olmak üzere sürdürülebilir kalkınma adımlarının getirdiği dönüşüm sürecinin ekonomik yükünü taşımakta zorlanmakta ve bu sebeple AB’nin çevresel standartlarına uyum sağlama konusunda bazı çekinceler sunmaktadır. Birlik’in gelişmiş ekonomileri, Almanya ve Fransa gibi ülkeler, enerji geçişi ve karbon azaltımına yönelik yatırımlara öncülük ederken yine Birlik’e üye görece daha az gelişmiş ülkelerin bu süreçte geri kalmasının Birlik içinde dahi ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin derinleşmesine yol açmasından endişe edilmektedir. Dönüşüm maliyetlerinin daha zengin AB ülkeleri tarafından finanse edilmesini savunan bu ülkelerin aksine söz konusu gelişmiş ülkelerde yaşayan Avrupa Birliği vatandaşları ise kendi kaynaklarının başka ülkelerin dönüşümü için ayrılmaması gerektiğini savunuyor. AYM’nin uygulanmasında yaşanan bu içsel zorluklar, AB’nin küresel kural koyucu rolünü de zayıflatmaktadır. Birlik içinde yeknesak bir politika oluşturulamaması, AB’nin uluslararası arenada yeşil dönüşüm konusunda bir örnek teşkil etmesini engelleyebilir. İç uyumsuzluklar, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadelede liderlik iddiasını gölgelemekte ve AYM’nin uygulanabilirliği konusunda soru işaretleri doğurmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve tabii ki Çin… Sahip olduğu nüfusu ve nüfuzu ile dünya siyasetini ve ekonomisini yönlendiren Çin, Avrupa Yeşil Mutabakatı ile Avrupa Birliği’nin küresel kural koyucu rolünü kazanma arzularının karşısında tarihi anımsatır şekilde bir set gibi dikiliyor. Çin, dünya ekonomisindeki etkisi ve iklim değişikliğiyle mücadelede farklı bir strateji izlemesiyle Avrupa’nın yeşil dönüşüm planlarına karşı önemli bir direnç odağı olarak öne çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin’in örneğin Balkanlar’da kömür santrali yatırımlarını desteklemesi, Avrupa&#8217;nın politikalarına karşı bir adım olarak nitelendirilebilir. Bununla birlikte, yine Avrupa Yeşil Mutabakatı ile birlikte karbon düzenlemeleri etrafında şekillenecek olan sanayi ve ticarette, Çin’in bütün bu politikaları kendi rekabetçiliğine ve üretim yetkinliklerine birer tehdit olarak algılamasıyla beraber küresel iklim değişikliğiyle mücadelenin ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin tartışma listesinin sonlarına doğru itildiğine hep birlikte şahitlik ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜRKİYE İLE AB ARASINDA YENİ DÖNEMDE ŞEKİLLENECEK İLİŞKİLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ve Avrupa Birliği arasında uzun yıllara dayanan ticari, politik ve sosyal bağlar, her iki taraf için de önemli ekonomik avantajlar sağlıyor. Ancak günümüzde iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri, bu ilişkinin temel dinamiklerini de dönüştürmektedir. Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde Avrupa Birliği’nin kendisiyle ticaret yapan ülkelerin de belirli çevresel standartlara uyum sağlamasını şart koşması, ihracatının %40’tan fazlasını Avrupa Birliği’ne gerçekleştiren Türkiye için bu uyumun bir zorunluluk olmasını beraberinde getiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlaması, özellikle ihracat pazarında rekabetçiliğini koruyabilmesi için kritik bir önem taşımaktadır. Yakın gelecekte uygulamaya alınacak olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, sanayimiz ve dış ticaretimiz için ilave yükümlülükler getirecek, üretim ve ihracat desenlerimizin yeşil dönüşüm dinamiklerine uyum sağlayamadığı bir senaryoda ülkemizin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği’ndeki rekabetçiliği derin yara alacaktır. Bu noktada, ülkemizin yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerine etkin uyumu, bu süreci yerli teknolojilerinin gelişimiyle desteklemesi, beşerî sermayenin niteliğinin güçlendirilmesi ve markalaşma stratejileriyle birlikte yeni dönemde en büyük pazarındaki rekabetçi gücünü korumanın yanında daha da artırması gerekiyor (Duman, 2024).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil dönüşüm sürecine ayak uyduramamanın getireceği olumsuzlukların ciddiyetini hiçbir zaman göz ardı etmeden madalyonun diğer tarafına da göz atmak gerekir. Avrupa Yeşil Mutabakatı’nda Avrupa Birliği’nin geleneksel &#8220;near-shoring&#8221; (yakın coğrafyalardan tedarik) yaklaşımının ötesine geçerek &#8220;friend-shoring&#8221; (dost ülkelerden tedarik) politikasını benimsemesi, ülkemiz için de ilave fırsatları beraberinde getiriyor. Friend-shoring, yalnızca coğrafi yakınlığa dayanmaktan ziyade, benzer çevresel ve sosyal standartları benimseyen ülkeler arasında tedarik zincirlerinin güçlendirilmesini amaçlar. Bu politika çerçevesinde Türkiye, sürdürülebilirlik kriterleri açısından AB ile benzer standartları benimseyerek bir &#8220;güvenilir tedarikçi&#8221; konumunu pekiştirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin yeşil dönüşüm adımlarını hızlandırması ve sürdürülebilirlik alanında AB ile uyumlu politikalar geliştirmesi, Avrupa’nın tedarik zincirlerinde Türkiye’yi daha stratejik bir konuma yerleştirebilir. Böylece Türkiye, AB’nin Çin gibi ülkelerden kaynaklı tedarik risklerini azaltmasına katkı sağlayarak friend-shoring politikasının merkezi bir parçası haline gelebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa Yeşil Mutabakat ile uyum sağlaması, sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlik açısından da kazanımlar sunacaktır. Yeşil ekonomiye geçiş, Türkiye’nin enerji kaynaklarını daha verimli kullanmasını sağlayarak dışa bağımlılığını azaltabilir ve yerel kaynakların etkin kullanımını teşvik edebilir. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir enerji potansiyelini değerlendirmesi, bu dönüşüm sürecinde önemli bir avantaj sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle ki bugün Türkiye, 2024 yılının eylül ayı itibarıyla 114 bin MW’ı aşan kurulu gücü içinde yenilenebilir enerjinin payını %59’a yükselterek bu alanda Avrupa’da 5., dünyada ise 11. sırada yer alıyor. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleştirilen 2024 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP29) konuşan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, yeşil kalkınma devrimi vizyonumuz çerçevesinde bugün 31 megavat olan rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücümüzün 2023 yılında 120 bin megavata çıkarılmasını, 2024-2030 yıllarını kapsayan Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planımızla ise 100 milyon ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı öngördüğümüzü ifade etti (Anadolu Ajansı, 2024). Bu kapsamda, Türkiye’nin AB ile başta enerjide yenilenebilir dönüşüm olmak üzere farklı alanlardaki ortak projeler ve yeşil fonlar aracılığıyla geliştirdiği iş birliğini, paydaşların birlikte kazandığı bir oyuna benzetmek çok da yanlış olmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ YERİNE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim değişikliğiyle mücadele, yalnızca çevre ve ekonomi ekseninde değil, aynı zamanda küresel siyaset ve diplomasi alanında da kapsamlı bir iş birliğini gerektiren bir süreçtir. Bu bağlamda, Paris İklim Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi uluslararası çabalar önemli bir temel oluştursa da bu hedeflere ulaşmak için ülkeler arası uyumun güçlendirilmesi kaçınılmazdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak küresel sıcaklık artışlarını sınırlandırmak için alınacak önlemler, her ülkenin ekonomik yapısı ve gelişim düzeyi göz önüne alındığında farklı zorlukları beraberinde getirmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, ekonomik kalkınmayı sürdürebilmek adına çevresel taahhütlerinde esneklik talep ederken, gelişmiş ülkelerin daha katı bir dönüşüm beklentisi bu ülkelerle arasındaki dengeyi zorlaştırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu süreçte, küresel siyasetin çıkar çatışmaları, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede iş birliğini derinden sarsmaktadır. Örneğin, bazı ülkeler ticari avantajlarını kaybetmemek adına düşük karbonlu dönüşüm projelerine mesafeli yaklaşmakta ya da çevre dostu teknolojilere geçişi kademeli olarak gerçekleştirmek istemektedir. Bununla beraber, Avrupa Yeşil Mutabakatı etrafında şekillenen tartışmalar, Avrupa Birliği’nin hem içindeki hem de etrafındaki güç dengelerini yeniden değerlendirme gereğini beraberinde getirmekte; çevre dostu politikaların ve ticaret ilişkilerin iç içe geçtiği bu süreçte, iklim değişikliğiyle mücadelenin siyasi sınırlar ve çıkarlar karşısında giderek zorlaştığı bir tablo oluşmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada, ülkemizin önünde fırsatlar ve tehditler eşanlı bulunmaktadır. Yeşil dönüşümün dijital dönüşüm ile birlikte şekillendiği yeni dönemi bir de yerli dönüşüm ile bezemeyi başaran bir Türkiye sadece bölgesinde değil, küresel çapta önemli bir üretim ve tedarik merkezi olma fırsatını elinde tutuyor. Öte yandan, çok yakın bir gelecekte ve kararlı bir şekilde hayata geçirilmesi hedeflenen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile birlikte, ihracatının %40’tan fazlasını oluşturan Avrupa Birliği pazarındaki rekabetçi gücümüzü tehlikeye atmamak için sanayicilerimizin ve ihracatçılarımızın oyunun yeni kurallarına ayak uydurmakta gecikmemeleri gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim değişikliği, kendisiyle mücadele için acil eylem planı gerektiren bir düzeye çoktan ulaştı. Küresel kamuoyunun ekonomik çıkarlar ve politik dengeler ışığında bu mücadeleyi ne kadar eşgüdümle yürüteceği ise sorunun ta kendisi. İklim krizinin hayatımızın her alanını tehdit ettiği bir dönemde, toplumların uzun vadeli sağlığını ve sürdürülebilirliğini, kısa vadeli ekonomik kazançların önüne koyan bir yaklaşımın benimsenmesi, bu zorlu mücadelenin gereği.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Anadolu Ajansı (2024). <em>Araştırmalara göre Grönland, iklim değişikliği nedeniyle saatte ortalama 30 milyon ton buz kaybediyor</em>, Erişim: https://shorturl.at/HJNLA, Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>



<li>Anadolu Ajansı (2024). <em>Cumhurbaşkanı Erdoğan, COP29 Dünya Liderleri İklim Zirvesi&#8217;nde konuştu</em>, Erişim: <a href="https://shorturl.at/Vbiab">https://shorturl.at/Vbiab</a> , Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>



<li>Draghi, M. (2024). Th<em>e future of European competitiveness – A competitiveness strategy for Europe</em>.</li>



<li>Duman, M. C. (2024). <em>Türkiye’nin Üretiminin Niceliği ve Niteliği, Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi</em>, Erişim: <a href="https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/turkiyenin-uretiminin-niceligi-ve-niteligi/764597">https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/turkiyenin-uretiminin-niceligi-ve-niteligi/764597</a>, Erişim Tarihi: 15 Kasım 2024.</li>



<li>Food and Agriculture Organization of the United Nations (2015). <em>Climate change and food security: risks and responses</em>, Erişim: <a href="https://shorturl.at/Y0LXg">https://shorturl.at/Y0LXg</a>, Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>



<li>International Federation of Red Cross and Red Crescent Societies (2021). <em>Displacement in a Changing Climate: Localized humanitarian action at the forefront of the climate crisis</em>, Cenevre.</li>



<li>Lindsey, R. (2023). <em>Climate Change: Global Sea Level</em>, Erişim: <a href="https://shorturl.at/NopMc">https://shorturl.at/NopMc</a>, Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>



<li>OECD (2024). <em>COP29 Virtual Pavilion</em>.</li>



<li>World Health Organization (2024). <em>Climate Change</em>, Erişim: <a href="https://shorturl.at/dyPq2">https://shorturl.at/dyPq2</a>, Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
