<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Avrupa Yeşil Mutabakatı &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<atom:link href="https://tiud.org.tr/tag/avrupa-yesil-mutabakati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<description>Ticaret Uzmanları Derneği</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Jan 2025 14:48:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://tiud.org.tr/wp-content/uploads/2021/12/cropped-tiud_logo_icon-32x32.png</url>
	<title>Avrupa Yeşil Mutabakatı &#8211; TİUD &#8211; Ticaret Uzmanları Derneği</title>
	<link>https://tiud.org.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İklim Krizinin Gölgesinde Liderlik Yarışı</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2024/12/29/iklim-krizinin-golgesinde-liderlik-yarisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mert Can Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Dec 2024 08:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 66]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Yeşil Mutabakatı]]></category>
		<category><![CDATA[Climate Change]]></category>
		<category><![CDATA[Climate Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[European Green Deal]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Diplomasisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Sustainable Development]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye – EU Relations]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=7621</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde iklim değişikliği, yalnızca çevresel bir sorun değil; sosyal, ekonomik ve toplumsal dengeleri de derinden etkileyen, karmaşık ve acil bir kriz olarak kendini göstermektedir. İklim Krizi’nin sosyal, ekonomik ve toplumsal zararlarının yanında canlı sağlığını doğrudan etkileyen bir düzeye ulaşması, bu konuda atılması gereken adımların aciliyetini tekraren hatırlatmaktadır. Bu noktada, Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğiyle mücadelede geliştirdiği politika metni olan Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’nın bir süredir kaybettiği kural koyucu rolünü yeniden kazanma ve iklim değişikliğiyle mücadelede lider konumda olma amacının da bir göstergesidir. Ancak başta Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile beraber maliyet artışı ve rekabet dezavantajı odağıyla gelişen tepkiler aynı zamanda Yeşil Mutabakat'ın küresel standart olarak kabul görmesini ve Avrupa’nın bu alanda liderlik üstlenme gayesini engellemek amacı taşımaktadır. Ülkeler arasındaki etkin iş birliğini gerektiren iklim değişikliği bu boyutlarıyla sadece bir çevre meselesi değil; sosyal, ekonomik ve siyasi eksenleri olan küresel bir krizdir. Küresel kamuoyunun küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelede iş birliği odaklı bir yaklaşım benimsemesi ve giderek daha ısınan dünyamız için daha fazla geç kalmaması, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine giden yolda daha etkili adımlar atılmasını sağlayacaktır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>ÖZET</strong></p>



<p>Günümüzde iklim değişikliği, yalnızca çevresel bir sorun değil; sosyal, ekonomik ve toplumsal dengeleri de derinden etkileyen, karmaşık ve acil bir kriz olarak kendini göstermektedir. İklim Krizi’nin sosyal, ekonomik ve toplumsal zararlarının yanında canlı sağlığını doğrudan etkileyen bir düzeye ulaşması, bu konuda atılması gereken adımların aciliyetini tekraren hatırlatmaktadır. Bu noktada, Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğiyle mücadelede geliştirdiği politika metni olan Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’nın bir süredir kaybettiği kural koyucu rolünü yeniden kazanma ve iklim değişikliğiyle mücadelede lider konumda olma amacının da bir göstergesidir. Ancak başta Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile beraber maliyet artışı ve rekabet dezavantajı odağıyla gelişen tepkiler aynı zamanda Yeşil Mutabakat&#8217;ın küresel standart olarak kabul görmesini ve Avrupa’nın bu alanda liderlik üstlenme gayesini engellemek amacı taşımaktadır. Ülkeler arasındaki etkin iş birliğini gerektiren iklim değişikliği bu boyutlarıyla sadece bir çevre meselesi değil; sosyal, ekonomik ve siyasi eksenleri olan küresel bir krizdir. Küresel kamuoyunun küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelede iş birliği odaklı bir yaklaşım benimsemesi ve giderek daha ısınan dünyamız için daha fazla geç kalmaması, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine giden yolda daha etkili adımlar atılmasını sağlayacaktır.</p>



<p><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> İklim Değişikliği, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sürdürülebilir Kalkınma, İklim Diplomasisi, Türkiye-AB İlişkileri</p>



<p><strong>ABSTRACT</strong></p>



<p>Today, climate change presents itself not merely as an environmental issue but as a complex and urgent crisis that deeply impacts social, economic, and societal balances. Beyond its social, economic, and societal harms, the fact that the Climate Crisis has reached a level that directly affects living health underscores the urgency of actions needed in this area. At this point, the European Green Deal, a policy document developed by the European Union to combat climate change, also serves as an indicator of Europe&#8217;s aim to regain its lost role as a rule-setter and to position itself as a leader in the fight against climate change. However, the reactions that have emerged, particularly around the Border Carbon Adjustment Mechanism due to increased costs and competitive disadvantages, also aim to hinder the acceptance of the Green Deal as a global standard and Europe’s ambition to take on a leadership role in this area. Climate change, which requires effective cooperation between countries, is thus not solely an environmental issue but a global crisis with social, economic, and political dimensions. Adopting a cooperative approach to combating global warming and climate change and not further delaying action for our increasingly warming world will pave the way for more effective steps toward sustainable development goals.</p>



<p><strong>Keywords:</strong> Climate Change, European Green Deal, Sustainable Development, Climate Diplomacy, Türkiye – EU Relations</p>



<p><strong>KÜRESEL SİYASET VE İKLİM DİPLOMASİSİ</strong></p>



<p>XX. yüzyılın son çeyreğinde üzerine konuşulmaya başlanan iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma hususları o zamanlar henüz birer bakir alan olarak karşımıza çıkar, bu alanda çalışma yapmak farkındalığa sahip olan birkaç araştırmacının kendini genel tartışmalardan soyutlama yöntemi olarak görülürdü. Ancak takvimler bugünü gösterdiğinde artık iklim değişikliğinden ya da sürdürülebilir kalkınmadan konuşmak bir farklılık göstergesi değil bir zorunluluk haline geldi. Sanayileşmeyle beraber artan küresel sıcaklığın yükseliş hızı son zamanlarda daha da artış gösterdi. Küresel ısınmanın hızlanmasıyla birlikte kutuplardaki buzullar daha hızlı eriyor, deniz seviyesi daha hızlı yükseliyor ve bu değişimler birçok bölgeyi sel baskınları ve su taşkınları gibi doğal afetler başta olmak üzere birçok olumsuzluğa karşı daha savunmasız hale getiriyor. Lindsey (2023) 1880’den bu yana dünyada ortalama deniz seviyesinin 21 ila 24 santimetre yükseldiğini, 2023’te ortalama deniz seviyesinin 1993 yılındaki seviyesinden 10 santimetre daha yükselerek rekorunu kırdığını, kötü senaryoda 2100’e gelindiğinde ABD’de deniz seviyesinin 2,2 metreye kadar yükselebileceğini ifade ediyor. Bu durum özellikle kıyı bölgelerinde yaşayan topluluklar için büyük bir tehdit oluşturmakta. Küresel ısınmanın hızlanmasıyla birlikte harekete geçmek zorunda kalacak ve ‘iklim mültecileri’ olarak adlandırılan muhtemel göç dalgaları maalesef on milyonlarla ifade edilecek büyüklükte olacak. Nitekim, 2020 yılında dünya genelinde iklim değişikliğine bağlı afetler nedeniyle yaklaşık 30 milyon insan zorla göç etmek zorunda kaldı (IFRC, 2021).</p>



<p>Günümüzde iklim değişikliği, yalnızca çevresel bir sorun değil; sosyal, ekonomik ve toplumsal dengeleri de derinden etkileyen, karmaşık ve acil bir kriz olarak kendini gösteriyor. Fosil yakıtların aşırı kullanımı, gelişmiş ülkelerin büyüme ihtirasıyla gezegen kaynaklarını hiçe sayması, sanayileşmenin hızlanması ve doğal kaynakların aşırı tüketimiyle birlikte, atmosfere yayılan sera gazı miktarları giderek arttı. OECD ev sahipliğinde 4 – 22 Kasım tarihleri arasında bir dizi etkinlik çerçevesinde gerçekleştirilen COP29 Virtual Pavilion’unda 2022 itibarıyla 55 gigatonun üzerine çıkan sera gazı emisyonlarının 2030’da 57 gigaton ile zirvesini bulacağı öngörülüyor (OECD, 2024). Dolayısıyla görüyoruz ki dünya, yaşadığı birçok zorluğa rağmen iklim değişikliğiyle mücadelede ve küresel sera gazı salımını azaltmada pek de oralı değil. Dünyanın sorunun ciddiyetine varmakta geciktiği her bir saatte sadece Grönland’da 30 milyon ton buzul eriyor (Anadolu Ajansı, 2024).</p>



<p>Küresel iklim değişikliğinin bir diğer önemli etkisi, tarım ve gıda güvenliği üzerindedir. Sıcaklık artışları, aşırı hava olayları ve değişen yağış döngüleri, tarımsal üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle suya bağımlı tarımsal faaliyetler, kuraklık ve su kıtlığı tehdidi altındadır. İklim değişikliği nedeniyle verim kayıplarının 2050 yılına kadar dünya genelinde %10-25 oranında artması öngörülmektedir (FAO, 2015). Nitekim iklim bilimciler dünyanın sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde son sekiz hasadının kaldığını söylüyor. Bu durum hem gıda fiyatlarının artmasına hem de gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğun derinleşmesine yol açmaktadır. Gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi, toplumları sosyal olarak istikrarsızlaştırmakta, toplumsal huzursuzluklara ve krizlere zemin hazırlamaktadır. Örneğin, yakın geçmişte birçok ülkede yaşanan gıda fiyatlarındaki ani artışlar, toplumsal gösterilere ve kitlesel huzursuzluklara neden olmuştur. Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde de küresel enflasyonun atalet gösterme riskinin temel besleyicileri arasında gıda fiyatlarındaki istikrarsız beklentiler yer alıyor.</p>



<p>İklim değişikliğinin hayati olumsuzluktaki etkilerinden bir diğeri de temel insan hakkı olan yaşama hakkının tehdit altına girmesi. Artan sıcaklıklar, özellikle yaşlılar ve çocuklar gibi savunmasız gruplarda sağlık sorunlarına yol açarken sıcaklık ve nemdeki değişimler bulaşıcı hastalıkların yayılımını hızlandırmakta ve dünya yeni salgınların merkezi haline dönüşmektedir. Hava kirliliği de iklim değişikliğinin önemli bir bileşeni olarak ortaya çıkmakta, solunum yolu hastalıklarının ve erken ölümlerin artmasına yol açmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün iklim değişikliği kaynaklı sağlık sorunları, 2030 ile 2050 yılları arasında her yıl yaklaşık 250 bin ilave ölüme neden olacaktır (Dünya Sağlık Örgütü, 2024). Sadece bu istatistik bile iklim değişikliğinin sadece çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda küresel bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor.</p>



<p>Tabii ki işin bir de ekonomik boyutu var. Sadece 2023 yılında dünya genelinde iklim değişikliğinden kaynaklanan meteorolojik olayların ekonomik büyüklüğe zararı 200 milyar doları aştı. Uluslararası yatırım bankası Swiss Re’nin araştırmasına göre 2030’a kadar küresel iklim değişikliğinin ekonomiye kümülatif zararının 30 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı doğal afetlerin yol açtığı zararlar bir yandan sigorta sektörünü riskleri nasıl primlendireceği noktasında çıkmaza sokarken hükümetlerin bütçelerinde beklenmedik harcamalara yol açıyor. Aynı zamanda, tarım, turizm, enerji gibi sektörlerin iklim değişikliğinden olumsuz etkilenmesi de başta işgücü piyasaları olmak üzere ekonominin tamamında silsile şeklinde gerçekleşen olumsuzlukları hızlandırıyor.</p>



<p>Çarpıcı örnekler çoğaltılabilir. Ancak icraata geçmeden söze takılı kaldığımız her yeni gün, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede biraz daha geç kalıyoruz ve bu durum dünya genelinde derin ve çok boyutlu etkiler ortaya çıkarıyor. Şu artık bir gerçek: toplumların refahını, güvenliğini ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini tehdit eden bu kriz, kapsamlı ve etkili bir küresel iş birliği gerektirmektedir. İklim değişikliği yalnızca doğaya değil, insan sağlığına, toplumsal yapılara ve ekonomik sistemlere de doğrudan zarar vermekte, bu nedenle çözümü de aynı derecede bütüncül bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.</p>



<p><strong>AVRUPA İÇİN BİR ‘KURAL KOYUCULUK’ FIRSATI OLARAK YEŞİL MUTABAKAT</strong></p>



<p>İklim krizinin giderek daha hayati hala gelen sonuçları acil eylem gerekliliğini de her geçen gün daha da perçinlemektedir. Dünya, yalnızca iklim değişikliğinin doğrudan etkileriyle değil, aynı zamanda bu etkilerin ekonomik ve toplumsal yansımalarıyla da başa çıkmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, sürdürülebilir bir geleceğin inşası, küresel çapta bir dönüşümü zorunlu kılmaktadır. Bu dönüşümün en önemli bileşenlerinden biri olan Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM), Avrupa Birliği (AB) tarafından 2019 yılında yürürlüğe konmuş olup AB’nin iklim değişikliğiyle mücadelede öncü bir rol üstlenme hedefinin önemli bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Yeşil Mutabakat, yalnızca Avrupa sınırları içinde değil, aynı zamanda küresel ölçekte sürdürülebilirlik politikalarına yön verecek kuralları koyma iddiasıyla oluşturulmuş bir yol haritasıdır.</p>



<p>Avrupa Yeşil Mutabakatı, AB’nin 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefi doğrultusunda hazırlanmış geniş kapsamlı bir stratejidir. Bu mutabakat kapsamında, başta enerji, sanayi, ulaşım, tarım ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi alanlarda radikal dönüşüm politikaları benimsenmiştir. AB, bu dönüşüm sürecinde, çevresel sürdürülebilirlik hedefleri ile ekonomik kalkınma arasında bir denge kurmayı hedeflemektedir. Örneğin, karbon emisyonlarını azaltmayı hedefleyen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar, çevresel maliyetlerin AB dışında kalan ülkelerden yapılan ithalatlarda da göz önünde bulundurulmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu mekanizma, yüksek karbon emisyonuna neden olan üretim süreçlerini cezalandırırken, AB’ye ürün ihraç eden ülkelerin de çevre dostu üretim standartlarına uyum sağlamalarını teşvik etmektedir. Bu tür politikalar, Avrupa’nın sadece kendi içinde değil, küresel tedarik zincirinde de çevre dostu bir dönüşümü teşvik etme hedefini ortaya koymaktadır.</p>



<p>Bütün bunlar iklim değişikliğiyle etkili mücadele ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme maksadıyla kulağa çok güzel gelen hususlar. Ancak Avrupa Birliği, AYM ile birlikte bir amaç daha güdüyor: o da ekonomik ve siyasi olarak birliğin zayıfladığı bu dönemde, iklim değişikliğiyle mücadelede lider konumda olmak. Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede kapsamı dikkate alındığında derli toplu yegâne politika metni konumundaki Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’nın uluslararası arenada sürdürülebilirlik ve çevre koruma konularında norm ve standart belirleyen bir güç olarak konumlanma amacının da bir çıktısı. Nitekim, yayımlandıktan sonra hayli gündemde kalan Avrupa Merkez Bankası&#8217;nın önceki başkanı Mario Draghi&#8217;nin hazırladığı raporda da Avrupa’nın sürdürülebilirlik ve rekabet açısından yeniden güçlü bir oyuncu olabilmesinin anahtarı olarak Yeşil Mutabakat’ın başarıyla uygulanması gösteriliyor (Draghi, 2024).</p>



<p>Ancak bu dönüşüm süreci, uluslararası iş birliğini zorunlu kılmakta ve Avrupa’nın belirlediği kuralların diğer ülkelerde nasıl karşılandığı sorusunu da gündeme getirmektedir. Avrupa Birliği’nin sürdürülebilirlik alanında attığı bu iddialı adımlar, Birlik dışında kalan bazı ülkelerden farklı tepkilerle karşılanmaktadır. Özellikle SKDM gibi karbon maliyetlerini ticari ilişkilere yansıtan mekanizmalar, AB dışındaki ülkeler için ek maliyetler ve rekabet dezavantajı yaratmaktadır. Bu durum, Avrupa’nın kural koyucu rolüne karşı bir direnç oluşturmakta ve bazı ülkelerde, AB’nin bu düzenlemeleri kendi ekonomik çıkarlarını koruma çabası olarak yorumlanmasına yol açmaktadır. Örneğin, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan büyük ekonomiler, SKDM gibi uygulamaların ticari engel olarak değerlendirilebileceği görüşündedir. Bu ülkeler, Avrupa’nın belirlediği yüksek standartların, kendi iç ekonomik dinamiklerini zorladığını ve adil ticaret ilkelerine aykırı olduğunu savunuyor. Hatta aralarından Çin, Avrupa’nın yeşil dönüşüm alanında koyduğu kurallara karşı aksiyon geliştirerek Balkanlar’da yeni kömür santrallerinin inşasına yatırım yapmakta, Avrupa’nın temiz enerji politikalarına karşı Yeşil Mutabakat’ın küresel bir standart olarak kabul görmesini engelleme amacını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla iklim diplomasisi masada olduğu kadar sahada da çetin bir halde şekillenmektedir.</p>



<p>Hiç şüphe yok ki, AYM ile birlikte başta enerjide yenilenebilir dönüşüm adımları, gezegenimiz için umut vaat etse de Rusya, Suudi Arabistan ve diğer fosil yakıt üreticisi ülkeler Avrupa’nın bu enerji dönüşüm politikalarını kendi ekonomik çıkarlarına doğrudan bir tehdit olarak algılamaktadır.</p>



<p>Bununla birlikte, yine AYM ile birlikte Avrupa Birliği’nin getirmek istediği karbon kısıtlamaları, AB’nin enerji ithalatında daha çevreci ve yenilenebilir kaynaklara yönelmesini teşvik ederken, geleneksel enerji tedarikçilerini Avrupa’nın ticaret ortakları olarak zor bir duruma sokmaktadır.</p>



<p>Mutabakat’ın önüne döşenen taşlardan bir diğeri de, sanayi ve enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin yeni düzenlemelerden doğrudan etkilenmesi ve Avrupa Birliği’ni çevreyi koruma adına kendi lehine gelişecek adil olmayan bir rekabet ortamı şekillendirmeye çalışmakla suçlaması oluyor. Söz konusu şirketler, Avrupa Birliği’nin yeşil bir dönüşüm gerçekleştirme hedefinin sadece çevresel bir mesele olmadığını, aynı zamanda ekonomik çıkarlar ve jeopolitik dengeleri de kendi lehine çekmek istediğini düşünüyor.</p>



<p>Muhalefet için çok uzağa gitmeye gerek yok. AB içinde de iklim politikaları konusunda yeknesak bir yaklaşım sağlamak kolay olmuyor. Yeşil dönüşüm hedefleri, AB ülkeleri arasında farklı şekillerde yorumlanmakta ve uygulanmakta. Bazı AB üyeleri başta enerjide olmak üzere sürdürülebilir kalkınma adımlarının getirdiği dönüşüm sürecinin ekonomik yükünü taşımakta zorlanmakta ve bu sebeple AB’nin çevresel standartlarına uyum sağlama konusunda bazı çekinceler sunmaktadır. Birlik’in gelişmiş ekonomileri, Almanya ve Fransa gibi ülkeler, enerji geçişi ve karbon azaltımına yönelik yatırımlara öncülük ederken yine Birlik’e üye görece daha az gelişmiş ülkelerin bu süreçte geri kalmasının Birlik içinde dahi ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin derinleşmesine yol açmasından endişe edilmektedir. Dönüşüm maliyetlerinin daha zengin AB ülkeleri tarafından finanse edilmesini savunan bu ülkelerin aksine söz konusu gelişmiş ülkelerde yaşayan Avrupa Birliği vatandaşları ise kendi kaynaklarının başka ülkelerin dönüşümü için ayrılmaması gerektiğini savunuyor. AYM’nin uygulanmasında yaşanan bu içsel zorluklar, AB’nin küresel kural koyucu rolünü de zayıflatmaktadır. Birlik içinde yeknesak bir politika oluşturulamaması, AB’nin uluslararası arenada yeşil dönüşüm konusunda bir örnek teşkil etmesini engelleyebilir. İç uyumsuzluklar, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadelede liderlik iddiasını gölgelemekte ve AYM’nin uygulanabilirliği konusunda soru işaretleri doğurmaktadır.</p>



<p>Ve tabii ki Çin… Sahip olduğu nüfusu ve nüfuzu ile dünya siyasetini ve ekonomisini yönlendiren Çin, Avrupa Yeşil Mutabakatı ile Avrupa Birliği’nin küresel kural koyucu rolünü kazanma arzularının karşısında tarihi anımsatır şekilde bir set gibi dikiliyor. Çin, dünya ekonomisindeki etkisi ve iklim değişikliğiyle mücadelede farklı bir strateji izlemesiyle Avrupa’nın yeşil dönüşüm planlarına karşı önemli bir direnç odağı olarak öne çıkmaktadır.</p>



<p>Çin’in örneğin Balkanlar’da kömür santrali yatırımlarını desteklemesi, Avrupa&#8217;nın politikalarına karşı bir adım olarak nitelendirilebilir. Bununla birlikte, yine Avrupa Yeşil Mutabakatı ile birlikte karbon düzenlemeleri etrafında şekillenecek olan sanayi ve ticarette, Çin’in bütün bu politikaları kendi rekabetçiliğine ve üretim yetkinliklerine birer tehdit olarak algılamasıyla beraber küresel iklim değişikliğiyle mücadelenin ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin tartışma listesinin sonlarına doğru itildiğine hep birlikte şahitlik ediyoruz.</p>



<p><strong>TÜRKİYE İLE AB ARASINDA YENİ DÖNEMDE ŞEKİLLENECEK İLİŞKİLER</strong></p>



<p>Türkiye ve Avrupa Birliği arasında uzun yıllara dayanan ticari, politik ve sosyal bağlar, her iki taraf için de önemli ekonomik avantajlar sağlıyor. Ancak günümüzde iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri, bu ilişkinin temel dinamiklerini de dönüştürmektedir. Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde Avrupa Birliği’nin kendisiyle ticaret yapan ülkelerin de belirli çevresel standartlara uyum sağlamasını şart koşması, ihracatının %40’tan fazlasını Avrupa Birliği’ne gerçekleştiren Türkiye için bu uyumun bir zorunluluk olmasını beraberinde getiriyor.</p>



<p>Türkiye’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlaması, özellikle ihracat pazarında rekabetçiliğini koruyabilmesi için kritik bir önem taşımaktadır. Yakın gelecekte uygulamaya alınacak olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, sanayimiz ve dış ticaretimiz için ilave yükümlülükler getirecek, üretim ve ihracat desenlerimizin yeşil dönüşüm dinamiklerine uyum sağlayamadığı bir senaryoda ülkemizin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği’ndeki rekabetçiliği derin yara alacaktır. Bu noktada, ülkemizin yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerine etkin uyumu, bu süreci yerli teknolojilerinin gelişimiyle desteklemesi, beşerî sermayenin niteliğinin güçlendirilmesi ve markalaşma stratejileriyle birlikte yeni dönemde en büyük pazarındaki rekabetçi gücünü korumanın yanında daha da artırması gerekiyor (Duman, 2024).</p>



<p>Yeşil dönüşüm sürecine ayak uyduramamanın getireceği olumsuzlukların ciddiyetini hiçbir zaman göz ardı etmeden madalyonun diğer tarafına da göz atmak gerekir. Avrupa Yeşil Mutabakatı’nda Avrupa Birliği’nin geleneksel &#8220;near-shoring&#8221; (yakın coğrafyalardan tedarik) yaklaşımının ötesine geçerek &#8220;friend-shoring&#8221; (dost ülkelerden tedarik) politikasını benimsemesi, ülkemiz için de ilave fırsatları beraberinde getiriyor. Friend-shoring, yalnızca coğrafi yakınlığa dayanmaktan ziyade, benzer çevresel ve sosyal standartları benimseyen ülkeler arasında tedarik zincirlerinin güçlendirilmesini amaçlar. Bu politika çerçevesinde Türkiye, sürdürülebilirlik kriterleri açısından AB ile benzer standartları benimseyerek bir &#8220;güvenilir tedarikçi&#8221; konumunu pekiştirebilir.</p>



<p>Türkiye’nin yeşil dönüşüm adımlarını hızlandırması ve sürdürülebilirlik alanında AB ile uyumlu politikalar geliştirmesi, Avrupa’nın tedarik zincirlerinde Türkiye’yi daha stratejik bir konuma yerleştirebilir. Böylece Türkiye, AB’nin Çin gibi ülkelerden kaynaklı tedarik risklerini azaltmasına katkı sağlayarak friend-shoring politikasının merkezi bir parçası haline gelebilir.</p>



<p>Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa Yeşil Mutabakat ile uyum sağlaması, sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlik açısından da kazanımlar sunacaktır. Yeşil ekonomiye geçiş, Türkiye’nin enerji kaynaklarını daha verimli kullanmasını sağlayarak dışa bağımlılığını azaltabilir ve yerel kaynakların etkin kullanımını teşvik edebilir. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir enerji potansiyelini değerlendirmesi, bu dönüşüm sürecinde önemli bir avantaj sağlamaktadır.</p>



<p>Öyle ki bugün Türkiye, 2024 yılının eylül ayı itibarıyla 114 bin MW’ı aşan kurulu gücü içinde yenilenebilir enerjinin payını %59’a yükselterek bu alanda Avrupa’da 5., dünyada ise 11. sırada yer alıyor. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleştirilen 2024 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP29) konuşan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, yeşil kalkınma devrimi vizyonumuz çerçevesinde bugün 31 megavat olan rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücümüzün 2023 yılında 120 bin megavata çıkarılmasını, 2024-2030 yıllarını kapsayan Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planımızla ise 100 milyon ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı öngördüğümüzü ifade etti (Anadolu Ajansı, 2024). Bu kapsamda, Türkiye’nin AB ile başta enerjide yenilenebilir dönüşüm olmak üzere farklı alanlardaki ortak projeler ve yeşil fonlar aracılığıyla geliştirdiği iş birliğini, paydaşların birlikte kazandığı bir oyuna benzetmek çok da yanlış olmayacaktır.</p>



<p><strong>SONUÇ YERİNE</strong></p>



<p>İklim değişikliğiyle mücadele, yalnızca çevre ve ekonomi ekseninde değil, aynı zamanda küresel siyaset ve diplomasi alanında da kapsamlı bir iş birliğini gerektiren bir süreçtir. Bu bağlamda, Paris İklim Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi uluslararası çabalar önemli bir temel oluştursa da bu hedeflere ulaşmak için ülkeler arası uyumun güçlendirilmesi kaçınılmazdır.</p>



<p>Ancak küresel sıcaklık artışlarını sınırlandırmak için alınacak önlemler, her ülkenin ekonomik yapısı ve gelişim düzeyi göz önüne alındığında farklı zorlukları beraberinde getirmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, ekonomik kalkınmayı sürdürebilmek adına çevresel taahhütlerinde esneklik talep ederken, gelişmiş ülkelerin daha katı bir dönüşüm beklentisi bu ülkelerle arasındaki dengeyi zorlaştırmaktadır.</p>



<p>Bu süreçte, küresel siyasetin çıkar çatışmaları, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede iş birliğini derinden sarsmaktadır. Örneğin, bazı ülkeler ticari avantajlarını kaybetmemek adına düşük karbonlu dönüşüm projelerine mesafeli yaklaşmakta ya da çevre dostu teknolojilere geçişi kademeli olarak gerçekleştirmek istemektedir. Bununla beraber, Avrupa Yeşil Mutabakatı etrafında şekillenen tartışmalar, Avrupa Birliği’nin hem içindeki hem de etrafındaki güç dengelerini yeniden değerlendirme gereğini beraberinde getirmekte; çevre dostu politikaların ve ticaret ilişkilerin iç içe geçtiği bu süreçte, iklim değişikliğiyle mücadelenin siyasi sınırlar ve çıkarlar karşısında giderek zorlaştığı bir tablo oluşmaktadır.</p>



<p>Bu noktada, ülkemizin önünde fırsatlar ve tehditler eşanlı bulunmaktadır. Yeşil dönüşümün dijital dönüşüm ile birlikte şekillendiği yeni dönemi bir de yerli dönüşüm ile bezemeyi başaran bir Türkiye sadece bölgesinde değil, küresel çapta önemli bir üretim ve tedarik merkezi olma fırsatını elinde tutuyor. Öte yandan, çok yakın bir gelecekte ve kararlı bir şekilde hayata geçirilmesi hedeflenen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile birlikte, ihracatının %40’tan fazlasını oluşturan Avrupa Birliği pazarındaki rekabetçi gücümüzü tehlikeye atmamak için sanayicilerimizin ve ihracatçılarımızın oyunun yeni kurallarına ayak uydurmakta gecikmemeleri gerekiyor.</p>



<p>İklim değişikliği, kendisiyle mücadele için acil eylem planı gerektiren bir düzeye çoktan ulaştı. Küresel kamuoyunun ekonomik çıkarlar ve politik dengeler ışığında bu mücadeleyi ne kadar eşgüdümle yürüteceği ise sorunun ta kendisi. İklim krizinin hayatımızın her alanını tehdit ettiği bir dönemde, toplumların uzun vadeli sağlığını ve sürdürülebilirliğini, kısa vadeli ekonomik kazançların önüne koyan bir yaklaşımın benimsenmesi, bu zorlu mücadelenin gereği.</p>



<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Anadolu Ajansı (2024). <em>Araştırmalara göre Grönland, iklim değişikliği nedeniyle saatte ortalama 30 milyon ton buz kaybediyor</em>, Erişim: https://shorturl.at/HJNLA, Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>



<li>Anadolu Ajansı (2024). <em>Cumhurbaşkanı Erdoğan, COP29 Dünya Liderleri İklim Zirvesi&#8217;nde konuştu</em>, Erişim: <a href="https://shorturl.at/Vbiab">https://shorturl.at/Vbiab</a> , Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>



<li>Draghi, M. (2024). Th<em>e future of European competitiveness – A competitiveness strategy for Europe</em>.</li>



<li>Duman, M. C. (2024). <em>Türkiye’nin Üretiminin Niceliği ve Niteliği, Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi</em>, Erişim: <a href="https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/turkiyenin-uretiminin-niceligi-ve-niteligi/764597">https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/turkiyenin-uretiminin-niceligi-ve-niteligi/764597</a>, Erişim Tarihi: 15 Kasım 2024.</li>



<li>Food and Agriculture Organization of the United Nations (2015). <em>Climate change and food security: risks and responses</em>, Erişim: <a href="https://shorturl.at/Y0LXg">https://shorturl.at/Y0LXg</a>, Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>



<li>International Federation of Red Cross and Red Crescent Societies (2021). <em>Displacement in a Changing Climate: Localized humanitarian action at the forefront of the climate crisis</em>, Cenevre.</li>



<li>Lindsey, R. (2023). <em>Climate Change: Global Sea Level</em>, Erişim: <a href="https://shorturl.at/NopMc">https://shorturl.at/NopMc</a>, Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>



<li>OECD (2024). <em>COP29 Virtual Pavilion</em>.</li>



<li>World Health Organization (2024). <em>Climate Change</em>, Erişim: <a href="https://shorturl.at/dyPq2">https://shorturl.at/dyPq2</a>, Erişim tarihi 15 Kasım 2024.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilir Tüketim Perspektifinden Avrupa Yeşil Mutabakatına Yönelik Bir Okuma</title>
		<link>https://tiud.org.tr/2022/12/22/surdurulebilir-tuketim-perspektifinden-avrupa-yesil-mutabakatina-yonelik-bir-okuma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Oğuz Sarıkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2022 06:52:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticarette Uzman Görüş 62]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Yeşil Mutabakatı]]></category>
		<category><![CDATA[Döngüsel Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Teori]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tiud.org.tr/?p=5968</guid>

					<description><![CDATA[Ekonomik büyümenin artık sadece finansal verilerle ölçülmediği göz ardı edilemez bir gerçektir. Bugün, başta Avrupa olmak üzere gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamında daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir stratejilerin; bir diğer deyişle karbon ayak izi daha az olan yatırımların önem kazandığı görülmektedir. Bu anlamda iklim krizine karşı daha yaşanabilir bir dünya inşa etmek, sistemi insancıl bir şekilde dönüştürme amacıyla ortaya konmuş ve üzerinde uzlaşı sağlanmış yol haritalarından biri de Avrupa Yeşil Mutabakatı (European Green Deal)’dır. Bu çalışmada sürdürülebilir tüketim ve döngüsel ekonomi perspektifinden Avrupa Yeşil Mutabakatına dair bir okuma yapılacak, Mutabakat’ın Türkiye - Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri ve Ticaret Bakanlığı’nın öncülüğünde hazırlanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı tartışılacaktır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>ÖZET</strong></p>



<p><em>Ekonomik büyümenin artık sadece finansal verilerle ölçülmediği göz ardı edilemez bir gerçektir. Bugün, başta Avrupa olmak üzere gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamında daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir stratejilerin; bir diğer deyişle karbon ayak izi daha az olan yatırımların önem kazandığı görülmektedir. Bu anlamda iklim krizine karşı daha yaşanabilir bir dünya inşa etmek, sistemi insancıl bir şekilde dönüştürme amacıyla ortaya konmuş ve üzerinde uzlaşı sağlanmış yol haritalarından biri de Avrupa Yeşil Mutabakatı (European Green Deal)’dır. Bu çalışmada sürdürülebilir tüketim ve döngüsel ekonomi perspektifinden Avrupa Yeşil Mutabakatına dair bir okuma yapılacak, Mutabakat’ın Türkiye &#8211; Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri ve Ticaret Bakanlığı’nın öncülüğünde hazırlanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı tartışılacaktır.</em></p>



<p><strong>Anahtar kelimeler:</strong> Sürdürülebilirlik, Tüketim, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Yeşil Teori, Döngüsel Ekonomi</p>



<p><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p>Sürdürülebilir bir dünya için küresel çapta çabaların tüm paydaşlar tarafından her seviyede artırılması ihtiyacı, küresel ısınma ve çevre sorunlarının giderek artan sosyal ve ekonomik krizlere yol açması gerçeği ile daha da pekişmiştir. Artan nüfus ve sınırlı sayıdaki kaynaklara bağlı olarak yeşil dönüşüm konusunun uluslararası toplumun en kritik gündem maddelerinden biri olduğunu kabul etmek gerekir. Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın temel kavramlarından sürdürülebilirlik, özelde de sürdürülebilir tüketim ile döngüsel ekonomi konuları bu çalışmanın üzerine yoğunlaşacağı ana temalar olup, Mutabakat’ın Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerine yansımaları ve Ticaret Bakanlığı’nın öncü girişimleri ile hazırlanan Eylem Planı tartışmanın temel akslarını oluşturacaktır.</p>



<p><strong>AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI</strong></p>



<p>Dünya ekonomisinin, pandeminin beraberinde getirdiği güçlüklerin yanı sıra birçok alanda artık daha zor bir dönemden geçtiği açıktır. 2020 yılında küresel ekonomide yüzde 3,3’lük tarihsel bir daralma yaşanırken, dünya mal ticaretinde yüzde 5,3’lük küçülme meydana geldiğini hatırlatmak gerekir (TCCB Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2021). 21. yüzyılın dijital ve yeşil dönüşümü küresel gündemin merkezine taşıdığı düşünüldüğünde bir yandan dünyada iklim değişikliği ile mücadele politikaları hız kazanırken, diğer yandan iklim değişikliğinin ticaret politikalarıyla bağlantısı giderek güçlenmiştir. Bu anlamda iklim krizine karşı daha yaşanabilir bir dünya inşa etmek, sistemi insancıl bir şekilde dönüştürmek için çeşitli yol haritaları bulunmakta olup bunlardan biri de Avrupa Yeşil Mutabakatı (European Green Deal) olarak sayılmaktadır.</p>



<p>Avrupa Komisyonu tarafından 2019 yılı sonunda ortaya konulan Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa Birliği&#8217;nin (AB) uzun zamandır beklenen nihai iklim eylem planı olarak, Avrupa&#8217;nın 2050 yılına kadar karbondan arındırılmasını amaçlamakta; bu amaçla da ekonomide köklü bir dönüşümü ve Avrupa kıtasında iklim nötrlüğüne (zararsızlık) ulaşılmasını öngörmektedir.</p>



<p>Dünya çapında yaşanmakta olan iklim krizinin etkilerini en aza indirmeyi amaçlayan politika, Avrupa Birliği’nin hazırda var olan hedeflerini daha geniş ve etkili bir biçimde hayata geçirmesine odaklanırken; söz konusu AB taahhütleri için politikanın işaret ettiği yıl 2050’dir. Mutabakat, hedef yıla ulaşana kadar Avrupa’nın iklimsel düzeyini iyileştirmeyi esas alan dönüştürücü politikaları kapsar.</p>



<p>Yeşil Mutabakat Planının esaslarına bakıldığında politikanın temelinde doğa ve çevreye ait kaynakların kullanımının daha ölçülü bir duruma getirilmesi olduğu ifade edilebilir. AB’nin hedeflediği eylem planı sayesinde iklim krizine neden olan şiddetli salınımların minimuma inmesinin yanı sıra çevresel kirliliği azaltma stratejisi öngörülmektedir. Yeşil Mutabakat Eylem Planında döngüsel ve temiz bir ekonomi çerçevesinde kaynakların daha verimli kullanımının amaçlanmasının yanı sıra biyolojik çeşitliliği eski haline getirerek çevre kirliliğini azaltma hedefi de yer almaktadır. Söz konusu planın bağlı olduğu politika esasları şu şekilde sıralanabilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Sürdürülebilir hareketlilik (Sürdürülebilir ulaşım araçları),</li>



<li>Biyoçeşitlilik (Dengesiz ekosistemi daha sağlam hale getirecek öneriler),</li>



<li>Kirliliği ortadan kaldırmak,</li>



<li>Sürdürülebilir sanayi (Çevre ve doğaya zarar vermeyen üretim döngüleri),</li>



<li>İnşaat ve renovasyon (Yeşil ve temiz bir inşaat sektörü),</li>



<li>Tarladan sofraya (Sürdürülebilir gıda stratejisi).</li>
</ul>



<p>Burada üzerinde durulması gereken hususlardan biri böylesine geniş ve derin bir dönüşüm hedefi doğrultusunda Birliğin, üye ülkeler ve bölgeler arasında riskleri ve fırsatları makul bir dengeye oturtması gerektiğidir (Catuti, Kustova ve Egenhofer, 2020). Yeşil Mutabakat’ın, AB’nin yeni büyüme stratejisi olarak, yalnızca bireylerin refahını iyileştirmek üzere tasarlandığını söylemek yetersiz kalacaktır. Bu anlamda yeni büyüme stratejisinin bir parçası olarak Avrupa’yı iklim açısından nötr hale getirmek ve doğal yaşam alanlarını korumak sadece insanlara değil, diğer canlılara, ekonomiye ve toplamda gezegene olumlu yansımakla kalmayacak, onların refahlarını da sürdürülebilir kılacaktır.</p>



<p>Bu çerçevede AB, 2050 yılına kadar iklim açısından nötr olmayı; kirliliği azaltarak insan hayatını, hayvanları ve bitkileri korumayı; şirketlerin temiz ürün ve teknolojiler konusunda dünya lideri olmalarına yardımcı olmayı ve adil ve kapsayıcı bir geçişin sağlanmasını hedeflemektedir (European Commission, 2019).</p>



<p>Yeşil Mutabakat çerçevesinde düzenlenen iklim krizi mücadele politikaları yalnızca Avrupa Birliğini ve Avrupa kıtası ülkelerini bağlar nitelikte olmayıp, bu ülkeler ile ticari ve ekonomik ilişkilerinin devamını dileyen diğer tüm ülkeleri de bağlayıcı bir gelişmedir. 2020 yılı Mart ayından itibaren tüm dünyayı saran ve ülke ekonomileri üzerinde yıkıcı etkilere neden olan Covid-19 salgını sonrası birçok ülke salgınla mücadele ve ekonomik toparlanmayı ilk sıraya almış, yeşil ekonomi ajandalarında alt sıralara gerilemiştir. Avrupa Birliği Komisyonu ise pandemi ile mücadelede Yeşil Mutabakatı ekonomik iyileşmenin merkezinde konumlandırmış; Yeni Nesil AB Paketi (NextGenerationEU) ile de orta/uzun vadeli karbon nötr olma hedeflerinden, kısa vadede de “yeşil iyileşme” vizyon ve yol haritasından taviz vermemiştir (Keleş, 2021).</p>



<p><strong>AVRUPA YEŞİL MUTABAKATININ TÜRKİYE &#8211; AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNE ETKİLERİ : SÜRDÜRÜLEBİLİR YEŞİL EKONOMİK BÜYÜME FIRSATI</strong></p>



<p>“Yeşilleşme”nin önemli bir ayağı ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin kritik bir parçası olan Mutabakat aslında bir paradigma değişikliği olarak kabul edilebilir. Mutabakat yalnızca bir çevre politikası değil, bünyesinde birçok stratejinin yer aldığı bir vizyondur. Bunu bir örnekle açıklamamız gerekirse ürünlerin ithalat ve ihracatında karbon ayak izi ve su ayak izini görmemizin gerekeceği bir döneme girmekteyiz. Dolayısıyla ticaret aslında Mutabakatın en kritik ayaklarından biri olacaktır. Diğer yandan sanayi sektörüne baktığımızda, Avrupa Birliği’nin yeni sanayi stratejisinin bugün yeşil anlayışla dizayn edildiği gözlemlenmektedir. Bununla birlikte, ulaştırma alanının da sürdürülebilir, akıllı ve ‘temiz’ bir sektör olmasına yönelik adımlar atılmaktadır (Ecer, Güner &amp; Çetin, 2021). Benzer biçimde enerji başlığında ise AB’nin enerji sistemi entegrasyon stratejisi, hidrojen stratejisi, yenileme dalgası stratejisi, metal stratejisi, açık deniz yenilebilir enerji stratejisi gibi dikkat çeken stratejiler (Keskin, 2006) kabul ettiği görülmektedir. Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde kapsamlı bir vizyon ortaya konduğunu söylemek gerekir. Bu durum, AB’ye üyelik yolunda aday ülke ve Gümrük Birliği’ne taraf olan ülke olarak bu stratejiyi yakından izlememiz gerektiğine işaret etmektedir.</p>



<p>Olası olumsuz etkileri bertaraf edebilmek ve ülkemizin sağlayacağı uyum ile hedeflenen politika değişikliklerini ülkemiz için fırsata çevirmek amacıyla Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında öne çıkan ve ülkemizi etkileyebilecek başlıca hususların titizlikle takip edilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, Avrupa Yeşil Mutabakatı ile AB politikalarında öngörülen kapsamlı değişikliklerin yanı sıra, uluslararası ekonomi ve ticarette meydana gelen dönüşüm karşısında, ülkemiz kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde sürdürülebilir, kaynak-etkin ve yeşil bir ekonomiye geçişi destekleyecek dönüşümün sağlanması, Türkiye’nin 1980 sonrası ihracata dayalı büyüme stratejisi ile küresel ekonomiyle sağladığı bütünleşmenin korunması bakımından büyük önem arz etmektedir.</p>



<p><strong>YEŞİL MUTABAKAT EYLEM PLANI</strong></p>



<p>Bir önceki bölümde açıkladığımız tüm gerekçeler ışığında hedeflenen politika değişikliklerinin, ülkemiz dış ticareti ile bağlantılı bir şekilde sanayi, tarım, enerji ve ulaştırma politikaları üzerindeki etkilerinin bütünsel olarak ele alınması ve ülkemizin Gümrük Birliği ilişkisi dikkate alınarak, uyumunu sağlayacak bir yol haritası oluşturulması ihtiyacı hasıl olmuş ve bu konunun ilk göze çarpan boyutlarından biri ticaret olduğu için Ticaret Bakanlığı kamu bürokrasisinde bu yol haritasının oluşturulmasına öncülük yapmıştır.</p>



<p>Bu itibarla, ilgili tüm politika alanlarında yeşil dönüşümün desteklenmesini hedefleyen bir strateji niteliğindeki Eylem Planına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Genelgesi 16 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmıştır. Bu adımı, 9 ana başlığı, 32 hedefi ve 81 eylemi bulunan ve hem kamunun hem de özel sektörün sahiplendiği bir plan olarak tarif edebiliriz.</p>



<p>Bahse konu 9 başlığı vurgulamak gerekirse:</p>



<ol class="wp-block-list" type="1">
<li>Sınırda Karbon Düzenlemeleri,</li>



<li>Yeşil ve Döngüsel Bir Ekonomi,</li>



<li>Yeşil Finansman,</li>



<li>Temiz, Ekonomik ve Güvenli Enerji Arzı,</li>



<li>Sürdürülebilir Tarım,</li>



<li>Sürdürülebilir Akıllı Ulaşım,</li>



<li>İklim Değişikliği ile Mücadele,</li>



<li>Diplomasi ve</li>



<li>Avrupa Yeşil Mutabakatı bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetleri başlıkları altında belirlenen hedeflere ulaşılması amacıyla hayata geçirilecek eylemlere yer verildiği görülmektedir (Ticaret Bakanlığı, 2021).</li>
</ol>



<p>Birçok ülkenin bugün karbon veya hidrokarbona bağlı olması sebebiyle yeşil finansmanın çok önemli olduğunu hatırlatmamız gerekir çünkü dönüşüm sancılı olabilecektir. Bugün baktığımızda hala petrol, doğalgaz ve kömür alışkanlık/zorunluluklarımız olduğu aşikârdır. Avrupa Birliğinin güncel karbon fiyatı ile yapılan senaryo çalışmalarında, Yeşil Mutabakatın ülkemiz ticaretine yıllık yaklaşık 1 milyar dolar ek vergi yaratacağı öngörülmektedir. Bu çerçevede, bu finansal kaynağın vergi olarak ödenmesi yerine, maliyet optimizasyonu süreçlerinde kullanılması, doğru adımların atılması ile de ülkemiz ve Avrupa Birliği arasında ekonomik ve ticari ilişkilerin arttırılması mümkündür.</p>



<p>Diğer yandan, Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu&#8217;nda onaylanan gelecek 7 yıllık bütçenin kabul edildiğini duyurarak 2021-2027 bütçesinin boyutunun 1 trilyon 74 milyar avro olacağını öngörmektedir. Yanı sıra 750 milyar avro gibi bir miktarı da Yeni Kuşak Avrupa adı verilen pandemi sonrası toparlanma fonuna ayırdığı düşünülünce yaklaşık 1.8 milyar avroluk bir bütçe söz konusudur. Burada sözü edilen AB’nin genel bütçesi olup, üye ülkelerin bütçesi kastedilmemektedir. Bu bütçenin en az yüzde 30’unun doğrudan iklim değişikliği – yeşil dönüşüm finansmanında kullanılacağı ilan edilmiştir. Yanı sıra 750 milyar avroluk yeni nesil AB fonunun da en az yüzde 20’sinin dijitalleşme için kullanılması öngörülmektedir.</p>



<p>Bu rakamlar ve AB’nin kendi üye ülkeler için ne kadar kaynak ayırdığı düşünüldüğünde dönüşüm için finansmanın ciddi bir konu olduğu yorumunu yapabiliyoruz. Yanı sıra, Türkiye’nin Paris Anlaşmasına<a href="#_edn1" id="_ednref1">[i]</a> katılım konusunda dikkate aldığı önemli konulardan birinin de yeşil finansman ve buna erişim olduğunu vurgulamak gerekir. Temiz, ekonomik ve güvenli enerji arzı, su kaynaklarının aşırı şekilde kullanılmaması zorunluluğu, su ayak izi gibi konular yeni vizyonun önemli parçası haline gelmiştir. Çevre uzmanları bu konuyu tek bir gerçekle çarpıcı bir şekilde özetlemektedir: “Dünya kuruyor”. &nbsp;</p>



<p>Dolayısıyla Yeşil Mutabakat yalnızca bir çevre politikası değil, her alanı ilgilendiren bütünlükçü bir vizyondur. Bu bölümde özetlenen Eylem Planı ve Ticaret Bakanlığı’nın adımları bir aday ülke olarak üyelik yolundaki süreçler ve aynı zamanda gümrük birliğine taraf ülke olarak bu stratejiyi yakından izlememiz gerektiğinin birer işareti olarak kabul edilebilecektir. Nitekim Eylem Planı’nın Resmi Gazete’de yayınlanmasından önceki süreçte de Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda, 4 Şubat 2020 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın katılımıyla Bakan Yardımcısı düzeyinde bir Çalışma Grubu oluşturulmuş, bu kapsamda Çalışma Grubu üyesi kurumlar ile teknik düzeyde gerçekleştirilen toplantıların yanı sıra, özel sektör temsilcilerinin katılımı ile sektör bazında istişareler gerçekleştirilmiştir. İstişarelerde, AB ile Gümrük Birliği kapsamında tesis edilen yakın ticari ve ekonomik entegrasyon da dikkate alınarak, açıklanan iklim hedeflerinin ülkemiz bakımdan getirmekte olduğu değişim ve dönüşüm ihtiyacı mümkün olan en geniş perspektif ile değerlendirildiği gözlemlenmektedir.</p>



<p>Türkiye’nin en önemli dış ticaret ortağı konumunda olan Avrupa Birliğinin düşük karbonlu ekonomiye geçişinin ülkemiz sanayi ve ticaretini önemli ölçüde etkilemesi kaçınılmazdır. Özellikle karbon emisyonunun yüksek olduğu sektörlerde, yenilenebilir enerji kullanımını öne çıkaran çevre dostu üretim stratejilerinin benimsenmesi gerekecektir. Türkiye’nin bu durumu yeşil ve sürdürülebilir bir ekonomiye geçiş için bir katalizör olarak değerlendirmesi, farklı sektörlerin farklı adaptasyon süreçlerinin devlet ve özel sektör iş birliği ile doğru yönetilmesi durumunda, Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerinde rekabet gücünü koruması, hatta arttırması mümkün olacaktır.</p>



<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİR TÜKETİM PERSPEKTİFİNDEN KONUNUN ELE ALINIŞI: DÖNGÜSEL EKONOMİ VE SORUMLU TÜKETİCİ KAVRAMLARI</strong></p>



<p>Bugünün gerçeği göstermektedir ki mal ve hizmetlerin çeşitliliği, reklamlar, marka, tüketicinin gelir seviyesi, alışkanlıkları, tasarruf eğilimi vb. etkenler tüketicileri ihtiyaçları dışında harcamaya yöneltmektedir. Üretimin ve buna paralel olarak tüketimin hızla artması sürdürülebilirlik kavramını gündeme getirmektedir. Bu çalışmanın ilk bölümünden bu yana sürdürülebilirlik ele alınmış olsa da “sürdürülebilir tüketim” konusunun detayına girilmemiştir. Sürdürülebilir yaşam ve gelişim süreci büyük ölçüde bilinçli tüketim davranışlarına odaklanmaktadır. Bireylerin bilinçli tüketim davranışı kazanmasında önemli bir yeri olan tüketici eğitimi, toplumdaki her bireyin bilinçli bir tüketici hatta vatandaş olabilmesi için hazırlanan eğitim programlarını ve araçlarını kapsamakta ve bireyin ekonomik faaliyetlerini yönlendirme, ihtiyaçlarını giderme, kaynaklarını rasyonel kullanma, temel haklarını öğrenme, pazarı etkileme gücünü artırmayı hedef alan eğitim ve bilgilendirme yatırımı olarak tanımlanmaktadır (Bayazıt-Hayta, 2009).</p>



<p>Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın iki önemli uzantısından biri olan döngüsel ekonomi kaynak verimliliği ile doğrudan ilişkili bir kavramdır. Doğrusal ekonomi sürdürülebilir mal ve hizmet üretimi ile sürdürülebilir tüketim anlayışının aksi bir anlayışa sahip olduğundan Avrupa Yeşil Mutabakatı ile çelişmektedir. Bu nedenle Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın ekonomik yönünü temsil eden döngüsel ekonomi anlayışı hem AB ülkeleri hem de onlarla ticari ilişkileri bulunan ülkeler için rehberlik etmektedir (Kakışım, 2022, s.14).</p>



<p>Bununla birlikte, doğrusal ekonomiden döngüsel ekonomiye geçiş tüketim anlayışının tam anlamıyla değişmesi ve bu değişime adapte olan üretim sektörünün bu geçişe katkı sağlaması ile mümkün görünmektedir. Bu konuda tüketicinin bilinçlendirmesi için dürtme stratejisinin kullanılmasının geçiş sürecini hızlandıracağı düşünülmektedir. Sürdürülebilir tüketim anlayışını içeren mesajların üreticiler aracılığı ile tüketiciye ulaştırılması döngüsel ekonominin içselleştirilmesi için faydalı olacaktır. Ayrıca döngüsel ekonomiyi destekleyici politika ve kampanyalar ile ürünlerin de sürdürülebilir bir strateji ile üretilmesi, atıkların değerlendirilmesi ile kaynak israfının önleyecektir. Nitekim 9 başlık altında gerçekleştirilmesi planlanan eylemlerin sıralandığı Türkiye’nin Yeşil Mutabakat Eylem Planında ayrıca sürdürülebilir üretim ve sürdürülebilir tüketim kavramlarının önemine vurgu yapılarak devlet, üretici ve tüketicilerin iş birliği içinde olmasının gerekliliği belirtilmektedir.</p>



<p>Bu noktada hem özel sektörün örnek teşkil edebilecek ve politika yapım sürecinde fayda sağlayabilecek birkaç adımına hem de kamunun bu konuda attığı somut adımlar iyi uygulama örnekleri olarak yer vermekte fayda görülmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Stockholm merkezli uluslararası perakende giyim markası H&amp;M’in dünyanın pek çok yerindeki mağazalarında geri dönüşüm kutuları bulunmaktadır. Firma, markası ve durumu fark etmeksizin tüm tekstil ürünlerini kabul ederek tüketicilerin artık istemedikleri tekstil ürünlerini mağazalarında genellikle kasa yanında duran kıyafet toplama kutusuna koymaları karşılığında onlara bir indirim çeki verme uygulaması ile sürdürülebilir tüketime katkı sağlamaktadır.</li>



<li>Dönüşüm projelerine 1,7 milyar dolar bütçe ayıran Ikea, sıfır karbon emisyonu hedefi doğrultusunda, 2020 yılı itibarı ile sadece yenilenebilir ve dönüştürülebilir materyallerle üretim kararı almış (Kottoasova, 2018) ve 2021 yılında gerçekleştirdiği Buy Back Friday kampanyası ile tüketicilerde sürdürülebilir tüketime dayalı yaşam tarzı hakkında hem farkındalık hem de harekete geçirici bir etki yaratmayı amaçlamıştır (Genel, 2022). Firma markasını Black Friday’e karşı direnç göstererek konumlandırırken kampanya sürecinde tamir edilerek yeniden satışa sunulan 47.000 parça mobilya düşünüldüğünde Buy Back Friday inisiyatifi tüketicileri, sürdürülebilir tüketim konusunda düşündürerek küresel çevre sorunları adına harekete geçirmiştir.</li>



<li>2010 yılında yapılan bir düzenleme ile küresel kahve zinciri Starbucks karton bardak sarfiyatının önüne geçmek için tüketicilerin kendi bardakları ve termosları ile mağazalara gelme çağrısı yapmış, bu çağrıya uyanlara %10 indirim vaat etmiştir. Pandemi döneminde sağlık ve hijyen hassasiyeti nedeniyle kısmi ara verilmişse de 5 Haziran 2022 Dünya Çevre Günü’nde başlayan uygulaması ile yine kendi bardağını getiren ziyaretçilere özel ayrıcalıklar sunacağını açıklamıştır. 2025 yılına kadar “yeniden kullanılabilir ürünlere yönelik kültürel bir hareket yaratmayı” planlayan firma mobil uygulamada +1 Yıldız veya 50 kuruş indirim uygulayacağının haberini vermiştir.</li>



<li>Dolap, Gardrops, Modacruz ve Letgo gibi ikinci el moda, yaşam ve teknoloji siteleri ile tüketiciler kullanmadıkları ürünleri diğer tüketicilere satabilmekte, ilk kez ihtiyaç duyacakları ürünlere de daha uygun fiyatlı biçimde bu mecralar üzerinden ulaşabilmektedir. Böylece sorumlu tüketim güdüsüyle – fiyat avantajının da yardımıyla – sürdürülebilirliğe katkıda bulunulmaktadır.</li>



<li>Cep telefonu ve tablet gibi ikinci el piyasada sıklıkla alışverişe konu olan teknolojik ürünlerin belirli bir standartta yenilenmesi; sertifikalı ve garantili bir şekilde tekrar satışa sunulmasına yönelik uygulama usul ve esaslarını düzenlemek Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik” 22.08.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu düzenleme ile tüketicilerin kullanılmış ikinci el ürünleri alırken veya satarken güvenli bir şekilde alışveriş yapmalarının sağlanması, satın alınan ürüne ilişkin karşılaşılan ekonomik, maddi ve hukuki sorunlarda hem garantiden hem de ayıplı maldan kaynaklı haklarını kullanabilmeleri ve ithal girdi kalemlerinde sağlanacak tasarruf ile cari açığın azaltılması ile ekonomik ömrü dolmayan ürünlerin yeniden ekonomiye katkısının sağlanması amaçlanmaktadır</li>
</ul>



<p><strong>SONUÇ</strong></p>



<p>İklim konusu bugün dünyada “iklim değişikliği” olarak müstakil bir konu şeklinde ele alınmaktadır, dahası çevrenin veya tarımın üzerinde bir konu olarak düşünülmektedir. Küresel ısınma ve iklim değişikliği, kuraklığa, kasırgalara, su baskınlarına, buzulların erimesine, deniz seviyelerinin yükselmesine ve tarımsal kirlenme gibi ciddi ve geri dönülmez boyutta pek çok çevre sorununa neden olmaktadır. Gezegenimizin geleceğini tehdit eden bu sorunların yalnızca bir kıta veya ülke grubuyla sınırlı kalmaması, diğer bir deyişle iklim krizinin ve çevre sorunlarının küreselleşmesi, iklim, çevre ve güvenlik kavramları arasındaki ilişkiyi somutlaştırmış, çevre sorunları uluslararası ilişkilerin en önemli gündem maddelerinden biri haline gelmiştir.</p>



<p>Günümüzde Avrupa Birliği, geliştirdiği çevre, iklim ve enerji politikaları ile yeşil teorinin temel özelliklerine uygun bir perspektif ortaya koymaktadır. Avrupa Komisyonu tarafından sunulan Avrupa Yeşil Mutabakatı, AB ekonomisini sürdürülebilir bir ekonomik modele dönüştürmek için yeni bir büyüme stratejisi ve küresel iklim değişikliğine karşı verilen bir yanıt olarak değerlendirilebilecektir. Bu yeni büyüme stratejisi ile AB, 2050 yılında net sera gazı emisyonlarının olmadığı ve ekonomik büyümenin kaynak kullanımından ayrıştırıldığı; gelişmiş, kaynakları verimli kullanan ve rekabetçi bir ekonomiye sahip ve adil bir topluma dönüşmeyi amaçlanmaktadır.</p>



<p>Bu bağlamda Türkiye olarak AB Yeşil Mutabakatı’na uyumumuz ve Gümrük Birliği güncellemesinin yeşil ve sürdürülebilir bir anlayışla yeniden ele alınması oldukça önemli bir duruma gelmiştir. Konunun temel ve kritik bileşenlerinden biri ticaret olduğundan Ticaret Bakanlığı tarafından öncülük edilen Avrupa Yeşil Mutabakatı Eylem Planına başta AB Başkanlığı olmak üzere pek çok kamu otoritesi de destek vermektedir. Kurumsal düzeydeki bu gelişmelerin yanında ülkemizdeki tüketicilerde sürdürülebilir tüketim kavramını oluşturmak (ve zamanla yerleştirmek) ve sorumlu tüketici profilimizi kazanmak için atılabilecek yenilikçi adımları takip etmek gerekmektedir. Dünyada ve Türkiye’de gerek özel sektörün bu konudaki girişimleri gerekse kanun koyucunun çizdiği somut çerçeve umut verici olmakla birlikte tüketici-üretici/satıcı ilişkisinde bu anlayışın yerleşmesi biraz zaman alacaktır. Yine de bu olumlu çabalar sayesinde daha yeşil ve daha dijital bir Türkiye ve Avrupa’yı gelecek nesillere aktarabileceğimizi ifade etmek gerekir.</p>



<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p>BAYAZIT-HAYTA, A. (2009). Sürdürülebilir Tüketim Davranışının Kazanılmasında Tüketici Eğitiminin Rolü. <em>Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 10</em>(3), 143-151.</p>



<p>CATUTI, M., KUSTOVA, I., &amp; EGENHOFER, C. (2020). <em>Delivering the European Green Deal for southeast Europe</em>. Brussels: CEPS.</p>



<p>ECER, K., GÜNER, O., &amp; ÇETİN, M. (2021). Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Türkiye Ekonomisinin Uyum Politikaları. <em>İşletme ve İktisat Çalışmaları Dergisi, 9</em>(2), 125-144.</p>



<p>EUROPEAN COMMISSION. (2019). <em>What is the European Green Deal. European Commission. </em>Erişim Tarihi 20 Temmuz 2021, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/api/files/attachment/859152/What_is_the_European_Green_Deal_en.pdf.pdf</p>



<p>GENEL, Z. (2022). Sürdürülebilir Tüketim, Anti Tüketim Akımları ve IKEA Buy Back Friday Hareketi. <em>Türkiye İletişim Araştırmaları Dergisi, Özel Sayı,</em> 240-260.</p>



<p>KAKIŞIM, C. (2022). Avrupa Yeşil Mutabakatı: Yeşil Teori Perspektifinden Bir Analiz. <em>Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi. 6</em>(1), 1-16.</p>



<p>KELEŞ, S. (2021). Avrupa Yeşil Mutabakatı. Erişim Tarihi 4 Temmuz 2022, https://api.izto.org.tr/storage/Documents/original/XqMKcb6iZrvhi22m.pdf</p>



<p>KESKİN, H. (2006). Stratejik Açıdan Avrupa Birliği Enerji Politikası ve Uluslararası Güvenlik Sistemine Etkisi. <em>Yayımlanmamış Doktora Tezi</em>. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</p>



<p>KOTTASOVA, I. (2018, 7 Haziran). IKEA bans all single use plastic from its stores and restaurants. CNN Money. Erişim Tarihi 26 Ekim 2021, https://money.cnn.com/2018/06/07/news/ikea-bans-single-use-plastic/index.html</p>



<p>TCCB STRATEJİ VE BÜTÇE BAŞKANLIĞI. (2021). <em>Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Bülteni 2021 / 1 (Ocak-Mart). </em>Erişim Tarihi21 Eylül 2021, https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2021/06/Dunya-Ekonomisinde-Son-Gelismeler-2021-Yili-1-Ceyrek.pdf</p>



<p>TİCARET BAKANLIĞI. (2021). <em>Yeşil Mutabakat Eylem Planı. </em>Erişim Tarihi 15 Eylül 2022, https://ticaret.gov.tr/data/60f1200013b876eb28421b23/MUTABAKAT%20YE%C5%9E%C4%B0L.pdf</p>



<p>Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik. Elde edilen yer https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/08/20200822-6.htm</p>



<p>Yeşil Mutabakat Eylem Planı Genelge. (2021, Temmuz 16). Resmi Gazete (Sayı: 31543). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/07/20210716-8.pdf adresinden alındı</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="#_ednref1" id="_edn1">[i]</a> Paris Anlaşması, Aralık 2015&#8217;te Paris&#8217;teki COP21&#8217;de imzalanırken, 4 Kasım 2016 itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Anlaşmanın 197 imzacısı bulunmasına rağmen, onaylayan 191 ülke bulunmaktaydı. Türkiye&#8217;nin de anlaşmayı 6 Ekim 2021 tarihinde onaylamasıyla bu sayı 192&#8217;ye çıkmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
